21 Nisan 2013 Pazar

Küresel Krizin Neresindeyiz?


Tarihin ilk küresel ekonomik krizi
Bazı yorumcular küresel krizin ABD’de 2006 yılında ortaya çıkan subprime mortgage kriziyle başladığını, bazı yorumcular da yine ABD’de ortaya çıkan Lehman Brothers’ın batışının gerçekleştiği 2008 yılında başladığını kabul ediyor. Bence krizin başladığı yıldan çok küreselleşmesi önem taşıyor. Bu da 2008 yılında gerçekleşmiş görünüyor. O nedenle başlangıç yılı olarak 2008 yılını almak daha doğru bir yaklaşım olacak.  

Küresel kriz, başlangıçta finansal bir kriz olarak ortaya çıktı ve bir süre o çerçevede devam etti. Sonraları giderek reel sektöre de yayıldı ve bir ekonomik krize dönüştü.  

Bu krize üç ayrı isim yakıştırılıyor: Küresel Finans Krizi, Küresel Kriz, Büyük Resesyon. Büyük Resesyon IMF tarafından verilmiş olan isim. Ben bu krizin gerçek adının Küresel Ekonomik Kriz olduğunu düşünüyorum. Bu isim hem finans krizini hem de resesyonu kapsıyor. Kriz ülkeden ülkeye ekonomiden ekonomiye sektörden sektöre farklı görünümler sergilese de bütün dünya ekonomiklerini ve bütün sektörleri etkilediği için Küresel Kriz adını koyarak makro bir çerçeveye oturtmak daha anlamlı görünüyor.  

Bu krizin bütün öteki krizlerden en önemli farkı ilk küresel kriz olmasıdır. Çünkü dünya ilk kez bu kriz öncesinde kapitalizmin küresel sistem haline geldiği bir yapıya bürünmüştür. Örneğin 1929 Büyük Depresyon’u kapitalizmin krizi olarak çıkmış ve orada kalmış o zaman var olan, kendi içine kapalı sosyalist dünyayı pek etkilememiştir. Dolayısıyla 1929 krizi bir küresel kriz değildir.

Dünya nasıl etkilendi?
Aşağıda sunduğum tablodaki veriler dünyanın kriz öncesi ve kriz süresince geçirdiği değişimleri özet olarak ortaya koymaktadır. (her üç tablodaki verileri IMF’nin “Dünyanın Ekonomik Görünümü Nisan 2013” veri setinden derledim. Tablolardaki veriler yüzde olarak okunmalıdır.)

Dünya
2006
2007
2008
2009
2010
2011
2012
Büyüme
4,0
4,0
1,5
-2,2
4,1
2,9
2,5
Enflasyon
3,7
4,1
6,0
2,4
3,7
4,9
3,9
Ticaret artışı
9,2
8,0
3,1
-10,6
12,5
6,0
2,5
  
Tablo bize 2006 ve 2008 yıllarında ABD’de yaşanan iki kriz sonrasında dünyanın nasıl etkilendiğini kabaca da olsa gösteriyor. 2006’daki subprime mortgage krizine karşın dünyanın ekonomik büyümesi pek fazla etki altında kalmadan peş peşe iki yıl yüzde 4 oranında gerçekleşmiş. Enflasyon, 2007 yılında biraz kıpırdanmışsa da çok önemli bir artış sergilememiş. Dünya ticareti biraz düşüş gösterse de yüksek oranda büyümeye devam etmiş. 2008’de ABD’de baş gösteren Lehman Brothers krizi ise küresel sistemde ciddi bir etki yaratmış görünüyor. Büyüme yüzde 1,5’a düşmüş, dünya ticaretindeki artış 3,1’e gerilemiş ve dünya enflasyonu yüzde 6’ya çıkmış. Krizin öteki ülkelere yayılmasıyla birlikte 2009 yılında büyüme küçülmeye dönüşmüş, talepteki büyük düşüş enflasyonun da gerilemesine yol açmış, dünya ticareti ise büyümek bir yana yüzde 10,6 oranında daralma göstermiş. Bu kadar büyük bir çöküşün ardından 2010 yılında büyük ölçüde baz etkisiyle dünyada bir toparlanma yaşanmış, izleyen iki yılda baz etkisinin kaybolmasıyla yeniden düşük düzeyli büyümelere geri dönülmüş.   

Gelişmiş ülkeler ve küresel kriz
Küresel ekonomik krizden gelişmiş dünya mı yoksa gelişme yolundaki dünya mı daha çok etkilendi? Bu sorunun yanıtı bize bu tür krizlerden kimin daha çok etkilendiğini göstermesi açısından önem taşıyor. IMF’nin sınıflandırmasına göre dünya nüfusunun yüzde 15’ini temsil eden ve 71,7 trilyon dolarlık dünya hasılasının 44,4 trilyon dolarlık bölümüne sahip olan 35 gelişmiş ülkenin kriz öncesi ve sonrası raporu aşağıdaki tabloda özetleniyor.

Gelişmiş ekonomiler
2006
2007
2008
2009
2010
2011
2012
Büyüme
3,0
2,8
0,0
-3,5
3,0
1,6
1,2
Enflasyon
2,3
2,2
3,4
0,1
1,5
2,7
2,0
Ticaret artışı
7,7
5,5
1,0
-12,4
11,5
4,7
1,0

Gelişmiş ekonomiler tablosunu dünya tablosuyla karşılaştırdığımızda 35 gelişmiş ülkenin küresel krizden dünya genelinden daha fazla etkilendiğini görebiliyoruz. Büyüme de bu ekonomilerin ticaret hacimleri de çok daha sert bir düşüş sergilemiş. Yalnızca 2010 yılında gerek büyümede gerekse ticaret hacminde hızlı toparlanmalar ortaya çıkmış. Bunun nedeni yukarıda da değindiğim gibi büyük ölçüde baz etkisidir. Bu ekonomilerde para ve maliye politikaları hızla gevşetilmiş olsa da bunun enflasyon yaratmadığını tablo ortaya koyuyor.  

Gelişme yolundaki ülkeler ve küresel kriz
Aşağıdaki tablo dünya nüfusunun yüzde 85’ini temsil eden ve dünya hasılasının 27,3 trilyon dolarlık bölümüne sahip olan gelişme yolundaki 153 ekonominin kriz öncesi ve kriz süresince karşılaştığı durumu topluca gösteriyor.

Gelişme yolundaki ekonomiler
2006
2007
2008
2009
2010
2011
2012
Büyüme
8,3
8,8
6,1
2,7
7,6
6,4
5,1
Enflasyon
5,5
6,5
9,2
5,1
6,0
7,2
5,9
Ticaret artışı
12,3
14,8
8,4
-8,3
14,8
8,6
4,9

Bu ekonomilerde büyüme kriz süresince eksiye düşmemiş. Kuşkusuz bazılarında eksi büyüme görülmüşse de (örneğin 2009 yılında Türkiye’nin büyümesi - 4,7 idi) toplam büyüme artı olarak kalmaya devam etmiş. Enflasyonda bazı sıçramalar olsa da yeniden gerileme ortaya çıkmış. Bu ekonomiler ticareti kendi aralarında yapmaktan çok gelişmiş ekonomilerle yaptıkları için onların ticaret hacmindeki gerileme bu ekonomilerin ticaret hacimlerinin de gerilemesine yol açmış. Bununla birlikte gerileme gelişmiş ekonomilerdeki gerileme düzeyinde gerçekleşmemiş.

Son birkaç söz
2008 yılında başladığını kabul ettiğimiz Küresel Ekonomik Kriz tarihin ilk küresel krizidir.

Bütün dünyayı farklı biçimlerde de olsa etkisi altına almıştır.

Krizden gelişmiş dünya gelişmekte olan dünyaya göre çok daha fazla etkilenmiştir.

Krizin ne kadar süreceği gelişmiş dünyanın en önemli parçasını oluşturan Avrupa’nın ne zaman toparlanacağı sorusunun yanıtı kadar gelişmekte olan dünyanın şimdiye kadar hafif atlattığı krize direnişinin gücünün devam edip etmeyeceği sorusunun yanıtına da bağlı görünmektedir. 

48 yorum:

  1. Öncelikle yazılarınız için teşekkürler hocam. Reel faizin enflasyonun altında kalması öncelikle hangi sorunu tetkikler ülkemiz açısından bunun tehlikesi nedir? Bu durum nasıl kriz yaratabilir.surdurulebilir bir politika midir? Ayrıca Türk Lirasına cevrilen sıcak para da bu durumdan etkilenmiyor mu?
    Saygılar. Teşekkürler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler.
      Reel faizin sıfırın altında kalması tasarrufların düşmesine yol açar. Bunun sonucunda yatırım ihtiyacı da ya düşer (ki o zaman büyüme de düşer) ya da dışarıdan tasarruf ithaliyle karşılanır (ki o zaman dış borçluluk yükselir.)Bu politika sürdürülebilir bir politika değildir.
      Sıcak para bizdeki enflasyonla değil kendi ülkesindeki enflasyonla değerlendirilmelidir. Bu blogda bu konuda yazılarım var.

      Sil
  2. Sayın hocam Türkiyenin son gostergelere göre ya buyumeden fedakarlik etmesi yada büyüme için cari açığa katlanması gerekiyor anladım kadarıyla
    Peki ülkemiz nasıl bir politika izlemeli ki hem potansiyel büyümenin üzerinde büyüsün hemde açıkları surdurulebilir olsun?
    Teşekkürler hocam iyi çalışmalar.
    Yazılarınızı ilgi ile takip ediyoruzxc

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler.
      Türkiye'nin cari açığı iki nedenden kaynaklanıyor: (1) Enerji ithal etmek zorundayız (petrol ve doğal gaz) bunların fiyatı arttıkça bizim cari açık artıyor. (2) İhracatta veya üretimde kullanacağımız bazı malları ithal etmek zorundayız. Dolayısıyla üretimi artırmak ve büyümek için ithalata ağırlık vermemiz gerekiyor bu da cari açığı artırıyor. Enerjiyi burada üretemeyeceğimize göre yapmamız gereken şey ötekilerden bir bölümünü burada üreterek cari açığı düşürmek. Bu kolay değil. Şimdilerde hükümet bir teşvik politikasıyla bu işe girişti ama ne zaman ve ne çapta sonuç alınır göreceğiz.

      Sil
  3. Hocam krizi kalp krizi veya trafik kazası gibi ele alacak olursak bence de 2008de başlamıştır kriz. Neticede etkisini gösterdiği an arıza verdiği andır bana göre. Kalbin bir bölümüne oksijen gitmez ise kalp krizi olur. Bakımları yapılmamış dahi olsa hareket edebilen araç dışardan sağlıklı görünür. Ta ki kaza yapana denk.
    Yazı için elinize sağlık.

    YanıtlaSil
  4. Elinize sağlık hocam, güzel bir hafta sonu olması dileğiyle...

    YanıtlaSil
  5. Elinize sağlık hocam, güzel bir hafta sonu olması dileğiyle...

    YanıtlaSil
  6. Hocam bir ülkenin cari açığı ne kadar yüksek olursa kriz virüslerini bünyesinde taşır denilmektedir. Bunun sebebini şu şekilde açıklasak yanılırmıyız; cari açık ürettiğimizden fazla tüketmek olduğundan bu fazladan tükettiğimiz kısmıda sıcak parayla kvadeli borçlarla ve doğrudan yabancı sermayeye finanse ettiğimizden ve ayrıca finasman kalitemizin de bozuk olmasından bizim cari açığımız aynı zamnda yükümlülüğümüzde olduğundan bunların kısa zamanda ülkeden ayrılma tehlikesi de olduğundan ülke ani kur yükselişiyle karşılaşır. Hocam bunu bu şekilde izah etsem yanılırmıyım bunun bir de siz izah ederseniz minnettar olurum teşekkür ederim

    YanıtlaSil
  7. Sayın Mahfi Bey, mevcut yapımızın sürdürülemez olduğunu, yapısal dönüşümlere ihtiyacımız olduğunu, bu bloğu,yazılarınızı okuyan herkez anladı :) Yapısal dönüşüme şimdi başlanılsa, bugünden yarına hemen olacak bir şey değil sanırım. Ki, düşününce bu süreçte, yani dönüşüm süreci de kendi içinde cari açıklara neden olacak. İthal ettiklerimizin bir bölümünü burada üretebilmek (sizin de dediğiniz gibi, rekabetçi bir fiyatla üretebilmek) için yatırıma ihtiyacımız var, ki tasarruf oranlarımız yeterli değil, tasarruf ithal etmemiz gerekecek. Bu süreç için daha fazla enerjiye ihtiyacımız olacak. Ayrıca bu üretimi gerçekleştirecek fabrikalar için yatırım mallarınında önemli bir kısmını ithal etmemiz gerekecek. Böyle bir süreci nasıl idare etmemiz gerekir? Ve nerden başlarsak en az ithalatla (tasarruf, yatırım malı, ara malı, enerji) bu işi kotarabiliriz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında güzel özetlemişsiniz ve biz bu sürece eğer örneğin beş yıl önce girsek ve özelleştirme gelirlerini vb bu yolda kullansaydık şimdiye yolu yarılamış olacaktık. Artık bu tür bir defaya özgü gelirler azalıyor. Yani sizin anlayacağınız Türkiye tarihi bir fırsatı kaçırdı. Oysa bu tür birikimler bu tür dönüşümler için yapılmıştı. Yine de faturayı üstlenip bu işe girişmeliyiz yoksa sonsuza kadar cari açık mı bütçe açığı mı ikilemi içinde döner dururuz.

      Sil
  8. hocam yapılan parasal gevşemenin enflasyon yaratmama sebebi, paranın belli bir zümreye gittiğini göstermiyormu?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İki şeyi gösteriyor ilk olarak parasal genişlemenin bankalara ve fonlara gittiğini ikinci olarak da oralardan bizim gibi yüksek faiz veren ülkelere gittiğini gösteriyor. Oralarda kullanılmayınca enflasyon yaratmıyor, bizim gibi ülkelere gelince bizim paraları değerli hale getirdiği için enflasyonu düşürüyor.

      Sil
    2. Hocam bizim paramız değerli hale gelince enflasyon neden düşer?

      Sil
  9. Hocam verdiğiniz tablolar ve anliz çok çarpıcı.Sanki bu global krizin sürmesi Gelişmekte olan Ülkeler(GOÜ) için çok düşündürücü.
    Benim anladığım kadarı ile esas problem bu global krizden çıkış sırasında yaşanacak,GOÜ ayrışacak.Ucuz işçilikle üretim yapanlarla,yüksek teknolojiyi en fazla kullanabilenler çıkış yakalarken bu imkanları kullanamayan ülkeler çok türbülans yaşayacaklar.Yükselen enflasyonlar yükselen faizleri getirecek,para hızla Gelişmiş ülkelere dönecek,Petrol ve enerli fiyatları çok artacak.Bu tablo bizim için hiç hoş değil hocam, yanlış mı düşünüyorum?
    Sevgiler
    A.G

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler.
      Şu ana kadarki görünüm dediğinizin tersi bir görünüm. Ama bundan sonra sizin dediğiniz gibi gelişme yolundaki ülkelerin bundan etkilenmeyeceğini göstermez.

      Sil
  10. Hocam bu kadar yüksek cari açıkla büyüme ne kadar daha sürdürülebilir.büyüme oranımızı düşürdüğümüz iç talebi daralttığımız halde geçen yıl yine normalin üzerinde cari açık verdik.vatandaşımızın bankalara olan borcu her geçen gün artıyor.çevremde tanıdıklarım herkes kredi kullanarak ev ,araba vs.alıyor.haketmediğimiz bir refah yaşıyoruz.bu gidiş sizce nerde tıkanır.Teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gidiş zaten tıkandı da büyümeyi düşürmek zorunda kaldık.

      Sil
  11. Sayın Eğilmez yazınız için teşekkürler
    Tabloları incelersek 2012 yılında ticaretteki ciddi düşüş hem gelişmiş hem de GYElerde oldukça fazla. Ticaretteki düşüş ülkelerin büyümelerine de direk etki yapıyor gözüküyor. Buna göre 2013 yada 2014 te de büyümelerdeki düşüş ve istihdamdaki olası azalma ile yeni bir kriz yada krizimsiyi yaşama ihtimalimizi nasıl değerlendirirsiniz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ticaret kapitalizmin temel dayanağı. Ricardo'dan beri uluslararası ticaretin genel refahı artıracağı genel kabulü söz konusu. Gelişmiş ülkelerin ticarette gerilemesi mallarını onlara satan gelişme yolundaki ülkeler açısından da geriletici etki yapıyor. Eğer Avrupa'dan yeni bir olay gelmezse krizin etkilerinin yavaş yavaş azalacağını düşünüyorum.

      Sil
  12. hocam yazınız için minnettarız

    benim merkez bankası ile ilgili bilgiler okuyupta hala çözümleyemediğim bir durum söz konusu 2013 para politikasını okurken yine burada takıldım yardımcı olursanız çok çok sevinirim "Türk lirasındaki aşırı değerlenmenin giderilmesi için ise politika faiz oranları düşürülmüş ve faiz koridoru aşağı yönlü genişletilerek kısa vadeli piyasa faizlerinin oynak seyretmesine izin verilmiştir" hocam bu politika faizi nasıl oluyor da paranının değerini etkileyebiliyor ve bunun için faiz koridoru aşağı yönlü olarak genişletiliyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Faiz yüksek olduğunda Türkiye'ye yabancı para girişi artıyor. Çünkü kendi ülkelerinde yüzde 1 faiz kazanmak yerine paralarını buraya yüzde 5 - 6 kazanmak için getiriyorlar. Yabancı paranın bollaşması demek TL'nin onlara karşı değer kazanması demek.

      Sil
  13. emeğinize sağlık hocam

    YanıtlaSil
  14. HOCAM, Klasik ticaret anlayışında dükkan açılır ve müşteri beklenirdi. Sonra pazarlama teknikleri çıktı. Reklam sektörü gelişti. Günümüzde artık zorla tüketim yaratan ve size istemediğiniz bir kredi kartını bile sormadan gönderen bir ticari anlayış var. Yani ekmek arslanın ağzındaydı, sonra midesine indi, şimdi ortada arslan da kalmadı !!! 2001 yılında bu trendi gören tüccar ülkeler aniden yeni borç alıcılar bulmak için harekete geçtiler ama operasyon yetersiz kaldı. Çok sevdiğim Alev Alatlı hocamızın sözü ile turbo kapitalizmin düz duvara çarpışını yaşadık. Kriz turbo hızla geldi ve patladı. Bundan sonra yapacakları midesinde ekmek olan yeni arslanlar (borç alıcılar) oluşturmaktır. Bunun içinde borç oranları en düşük ülkelerden Umman, Suudi Arabistan, Kuveyt ve İran ( Arap baharı ) hedef alınacak gibi görünüyor. Size sorum: 1)Birisine önce yardım yap, sonra onu borçlandır sonra onu müşteri haline getir anlayışının ekonomi biliminde yeri var mıdır ? 2)Bu kriz atlatılsa bile dünya hep böyle krizlerle mi savrulacak ?
    SAYGILAR

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. (1) Eğe o birisi kandırılmaya üstelik de defalarca kandırılmaya hazır birisiyse kandırılmaya devam edecek demektir. (2) Kapitalizmin yapısı kriz yaratan bir yapıdır çünkü değişimlere açıktır. Her değişim eğer alt yapısı hazırlanamadan gerçekleşmişse kriz yaratıyor. Bu kez sistemin uygulanma biçimi küreselleşmeye ve sermaye hareketlerinin serbest kalmasına döndü ama kurallar ve denetim mekanizması buna hazır değildi ve kriz yaşandı.

      Sil
  15. Hocam yabancı fonların Türkiye'ye girereken yada Türkiye'den çıkarken baktığı göstergelerden biri olan cari açığı neden çok önemsemektedirler?acaba bir ülkenin cari açığı diğer ülkelere olan yükümlülüğü olduğundan diğer ülkelerin Türkiye'nin bu yükümlülüğü yerine getiremeyeceği korkusuna mı kapılarak cari açığa bakmaktadırlar? Neden bir ülke cari açığı varsa kriz virüslerini bünyesinde taşır denmektedir? Ayrıca Türkiye yüksek cari açığını sürdürebilir mi

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sorunuzun yanıtını kendiniz vermişsiniz. Siz olsanız borcu yüksek olan ve hep borçla yaşayan birisine borç verir miydiniz? Biz cari açığı borçla kapatıyoruz. Sürekli artan bir cari açık sürekli artan bir borç ihtiyacı demektir ve günün birinde geri ödenmeme riski vardır.
      Yüksek cari açık demek yüksek dış finansman ihtiyacı demektir. Bir süre sonra bunu sağlayacak finansmanı bulamazsanız krize girme olasılığınız yüksektir.

      Sil
  16. Hocam kamu sektörü dışarıda ABD nin bol para basmasından ve bundan dolayı da faizlerin düşük olmasından yaralanarak dış borç alırsa bunu ülke içerisinde kamu harcamalarını finanse etmek için kullanabilir mi? Bu aldığı borcu kullanması merkez bankasına yatırıp karşılığını tl olarak alark o şekilde mi kullanabilmektedir? Ayrıca aldığı borcun karşılığını burada merkez bankasına yatırdıktan sonra karşılığı olan tl almak ülkedeki enflasyon açısından tehdit oluşturmaz mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kamu sektörü zaten bunu yapıyor. Hazine borçlandığında döviz TCMB'ye yatar ve karşılığı TL Hazine hesaplarına girer ve oradan kullanılır.
      Haz<ine borçlandığında gelen dövizi TCMB'ye yatırıp karşılığında TL alıyorsa enflasyona etkisi olmaz. Çünkü döviz girişi TL'nin değerini artırır.

      Sil
  17. Hocam yazılarınız için teşekkürler
    Hocam ABD ve Türkiyede oluşan enflasyon 2006 dan beri belli buna göre bunlar arasiindaki farkı alırsak ve bunu dolar kuruna uygularsak USD kuru doğru olarak cıkarmi

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Normal olarak tam dalgalı kur rejiminde çıkması gerekir. Ne var ki MB'ler kurlara müdahale ederek gerçek durumdan farklı bir görünüm almasını sağlıyorlar. O nedenle çıkmayabilir.

      Sil
  18. hocam öncelikle yazınız için teşekkürler.
    hocam ben sizin bir konuda fikrinizi almak için yazıyorm. ben Finansal piyalar bölümünde y.lisans yapıyorum tez aşamasındayım . aynı zaman da vergı müfettiş yardımcısıyım. tez konumun seciminde mesleğimle ilgili olmasını istıyorum fakat yeterınce tecrubem yok. bazı konular var aklımda fakat sizin Vergi. muf. ilgilili hangi konuyu tavsiye edersiniz? şimdiden çok teşekkür ederimm.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Finansal piyasaların vergilendirilmesi: Uluslararası bir karşılaştırma gibi bir konuyu tez konusu olarak alsanız hem vergiciliğinizi hem de uluslararası finans bilginizi birleştirmiş olursunuz. Veri bulma konusunda ise nasıl kaynak bulabilirsiniz açıkçası ben de bilmiyorum. Böyle bir konu almadan önce veri taraması yapmak akıllıca olur.

      Sil
    2. hocam çok teşekkürler kıymetli bilgileriniz ve yardımınız için.

      Sil
  19. çooook beğendim gerçekten süper ele alınmış konu sürekli böyle yazılar okumak dileğiyle

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sayın hoca
      Paranın değerli olması -enflasyon-faiz ilişkisininin nasıl olustug hakkında bilgi verir misiniz
      teşekkürler yazılarınızı için

      Sil
  20. merhab hocam,
    İlk küresel kriz dediniz hemen aklıma 1929 büyük buhran geldi, acaba o da küresel değilmiydi? Aynı ölçekte olmasa bile etkileri aynı değil mi sonuçta tüm dünya etkilendi? Yani bu bağlamda ilk ekonomik kriz hangisi oluyor aydınlatırsanız çok sevinirim..
    iyi calışmalar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bundan önceki hiçbir kriz küresel değildi. Küresel kriz olmaya en yakın kriz 1929 Büyük Bunalımıdır (The Great Depression.) Ne var ki o kriz kapitalist dünyanın kriziydi. Kendi içine kapalı Sosyalist Bloku fazla etkilememişti. Çünkü sosyalist blok kapitalist dünyanın sahip olduğu ekonomik sistemden farklı bir sisteme sahipti.

      Sil
  21. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  22. sayın hocam öncelikle teşekkürler bu güzel yazı için,size sormak istediğim bu krizi likidite tuzağı yaklaşımıyla nasıl değerlendirebiliriz,krizden sonra malum Keynes ve Keynesyen politikalar üzerinde sık sık duruluyor.

    YanıtlaSil
  23. kemerleri fazla sıktık. -4.7 ... iktisat 2. sınıf öğrencisiyim. Sizin sayenizde bölümümü anlıyorum hocam... Teşekkürler minnet borçluyum

    YanıtlaSil
  24. Merhaba hocam 2008,2009 krizlerinin IS -LM eğrileri üzerinde etkilerini nasıl açıklayabiliriz?

    YanıtlaSil
  25. hocam merhaba, sizce 2008 krizinin etkileri hala devam ediyor mu hem ülkemiz hem Dünya üzerindeki etkileri olarak ayırsak nasıl yorum yapabiliriz

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...