Kayıtlar

Nisan, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Nasreddin Hoca ve Kapitalizm

Kapitalizmin dayandığı temel paradır. Bu cümle ilk bakışta basit, hatta biraz indirgemeci görünebilir. Oysa derinlemesine düşündüğümüzde, modern dünyanın işleyişini anlamak için oldukça güçlü bir anahtar sunar. İlginç olan ise, bu özlü tespitin izlerini yüzyıllar öncesine, henüz kapitalizmin adı bile yokken anlatılan bir halk hikâyesinde bulabilmemizdir. Nasreddin Hoca’nın “parayı veren düdüğü çalar” hikâyesi tam da bu noktada karşımıza çıkar. 13. yüzyıl Anadolu’sunda geçtiği varsayılan bu öykü, yüzeyde çocuklara verilen “karşılıksız beklentiye girilmez” dersi gibidir. Ancak biraz daha dikkatli bakıldığında, bu kısa öykü bir zihniyet biçimini, bir değer sistemini ve hatta ekonomik düzeninin mantığını içinde barındırır. Hoca pazara giderken çocuklar çevresini sarar. Hepsi ondan düdük ister, ama sadece biri bunun için gereken parayı verir. Hoca döndüğünde düdüğü yalnızca para verene verir ve diğerlerinin itirazı üzerine o ünlü cümleyi kurar: “Parayı veren düdüğü çalar.” Bu söz, a...

Ateşkesin Ardından Piyasalar

Resim
ABD ve İsrail’in 28 Şubat 2026’da İran’a yönelik hava saldırılarıyla başlayan süreç, İran’ın misillemeleriyle kısa sürede bölgesel bir savaşa dönüştü. İran’ın İsrail kentlerini ve bölgedeki ABD üslerini hedef almasıyla gerilim hızla tırmandı. 7 Nisan gecesi ise dikkat çekici bir gelişme yaşandı. ABD tarafı, kısa süre önce nükleer güç kullanımını ima eden sert açıklamalarda bulunmasına rağmen, İran’ın ateşkes teklifini kabul ettiğini duyurdu. Taraflar iki haftalık bir ateşkes ilan ederken, İran da Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmayı taahhüt etti. Aşağıdaki tablo, savaş öncesi, ateşkes öncesi ve ateşkes sonrasında ABD ve Türkiye açısından temel finansal göstergelerdeki değişimi ortaya koyuyor: Tablo ilk bakışta savaşın finansal piyasalar üzerindeki sarsıcı etkisini açıkça gösteriyor. Ancak burada yalnızca üç farklı ana ait “anlık fotoğraflar” var. Gerçekte ise bu süreç boyunca piyasalar çok daha sert ve dalgalı hareketler yaşadı. Çoğu zaman bu tür dalgalanmalar, tek yönlü yükseliş veya d...

Çocukluğumun Türkiye'si

Bizim çocukluğumuzda ana babalar ne bizler gibiydi ne de bugünküler gibi. İkinci Dünya Savaşının yokluğunu yaşamış disiplinli, sert ama aynı zamanda cumhuriyetin o inanılmaz hamlelerini görmüş, geleceğe umutla bakan insanlardı. Bazen işler kötü gitse bile Atatürk’ün yarattığı o büyük atılımı akıllarına getirir ve umutlarını asla yitirmezlerdi. Ama dediğim gibi o sıkıntılı günlerin de etkisiyle olsa gerek disiplinli ve sert insanlardı. Yaramazlık yaptığımızda tokadı yerdik, dedikodu yapmışsak, küfürlü konuşmuşsak ağzımıza biber sürme tehdidi gelirdi hemen. Ben çocukken epey tokat yediysem de ağzıma hiç biber sürülmedi ama o tehdit hep orada durdu.  Biz sokaklarda büyüdük, okuldan gelir gelmez hemen sokağa çıkar mahallenin çocuklarıyla buluşur, akşam babamız eve gelip de annemiz bizi yemeğe çağırıncaya kadar dışarıda oynardık. Türlü, çeşitli oyunlar vardı oynadığımız: Kızlı erkekli körebe, saklambaç, yakan top, dokuztaş, ip atlama, birdirbir ve erkek çocuklar olarak tabii ki futbol...

7 Maddede Ekonomide İllüzyon Rehberi

Ekonomide giderek gerçeklerle değil, hikâyelerle yaşıyoruz. Rakamlar doğru olabilir. Ama hikâye eksikse bu bir anlatım sorunudur. Rakamlar da hikâye de eğilip bükülüyorsa, artık ortada bir ekonomi değil, bir illüzyon vardır. Bugünün ekonomisini anlamak için yedi basit illüzyonu anlamak yeterli olabilir:  Bir: Enflasyonu yüksek tutarken faizi de yukarıda bırakırsın. Sıcak para gelir, döviz kuru baskılanır. Sonuç: Ekonomi dolar cinsinden olduğundan büyük görünür. Kâğıt üzerinde büyür, dünya sıralamasında yükselirmiş gibi yaparsın. İki: Sığınmacıların üretimini milli gelire eklersin ama onları nüfusa katmazsın. Sonuç: Kişi başına gelir bir anda artar. Kimse zenginleşmez ama herkes zenginleşmiş gibi görünür. Üç: İşgücü tanımını daraltır, işgücüne dâhil olmayanları genişletirsin. Sonuç: İşsizlik oranı olması gerekenden düşük çıkar. İş bulunmaz ama işsizlik sorunu yokmuş gibi görünür. Dört: Dış borcu, kimden alındığına göre değil, kimin elinde tuttuğuna göre yazars...