6 Ekim 2013 Pazar

Kurtulamadık şu IMF'den

IMF Yine Geldi
Bu yıl içinde IMF’ye olan borcumuzun son taksitini de ödeyince neredeyse bayram ilan etmediğimiz kalmıştı. Öyle ya yıllar boyu parasını kullandığımız için sürekli nasihatlerini dinlemek zorunda kaldığımız IMF’den kurtulmuştuk sonunda. Bir kez de rahmetli Özal zamanında (1985 yılında) böyle bir sevinç yaşamıştı ülke. Sonra 1994’de krize girince geri gelmişler yine IMF’li günlere dönmüştük. Bu kez geri gelmelerinin nedeni IMF Anasözleşmesinin 4’üncü maddesindeki konsültasyon zorunluluğu. Buna göre IMF heyeti her yıl üye ülkelerde bir kez inceleme ve yetkililerle konsültasyon yapıyor ve bu konsültasyonun sonunda gözlem ve değerlendirmelerini 4’üncü Madde Konsültasyon Raporu adı altında bir rapora dökerek IMF İcra Direktörleri Kurulu’na sunuyor. Bu kurulda tartışılan rapor kabul edilince de yayınlanıyor. Bu raporlar, yatırımcılar açısından önem taşıyor çünkü her ülke hakkında tarafsız bir heyetin hazırladığı değerlendirmeleri içeriyor.  

IMF’nin Türkiye Değerlendirmesi
18 – 30 Eylül tarihleri arasında Türkiye’de inceleme ve konsültasyonda bulunan IMF heyeti, ayrılırken adet olduğu üzere ilk değerlendirmelerini kısa bir not olarak Hazine’ye vermiş bulunuyor. Bu metin 5 Ekim Cumartesi sabahı Hazine sitesinde yayınlandı (www.hazine.gov.tr.).

IMF’nin Türkiye ekonomisiyle ilgili değerlendirmelerinde dikkat çekici noktaları aşağıda tek tek ele alıyorum.

(1)   IMF’nin, Türkiye ekonomisi için 2013 yılı büyüme tahmini % 3,8, 2014 yılı büyüme tahmini ise yüzde 3,5. 2013 yılı büyüme tahmini hükümetin ve birçok yorumcunun tahminleriyle paralellik gösterse de 2014 büyüme tahmini hem hükümet yetkililerinin tahminlerine hem de piyasa tahmincilerinin çoğunun görüşüne göre düşük görünüyor. IMF heyeti, tahmininin düşük olmasının gerekçesini, Türkiye’nin yüksek miktarda dış yükümlülük biriktirmesinin yıllık yüzde 4 – 5 oranında bir ortalama büyümeyi yakalamasına engel oluşturacağı biçiminde ortaya koyuyor. 
(2)   IMF, yurtiçi talepteki artışın ve TL’de ortaya çıkan değer kaybının enflasyon üzerinde yukarı yönlü baskılar yaratacağını tahmin ediyor ve o nedenle enflasyonun 2013’de de 2014’de de TCMB’nin yüzde 5’lik hedeflerinin oldukça üzerinde gerçekleşmesini bekliyor.
(3)   IMF’nin 2013 ve 2014 yılları için cari açık tahmini yüzde 7’nin üzerindeki oranlar olarak belirtiliyor.
(4)   Türkiye’nin dış finansman ihtiyacının önümüzdeki dönemde yüksek kalmaya devam edeceğine işaret eden IMF heyeti, sermaye akımlarının tersine dönmesi ya da zayıflaması olasılığının gerçekleşmesi durumunda bu ihtiyacın temel risklerden birisi olduğunu vurguluyor.

Bu temel saptamaların ardından yapılması gerekenleri de şöyle sıralıyor IMF heyeti:
(5)   IMF’ye göre öncelik, dengesizliklerin azaltılmasına verilmeli, para politikası enflasyon hedeflemesine yönelmelidir.
(6)   IMF’nin saptamasına göre kredilerdeki hızlı artış, enflasyonun hedefin çok üzerinde oluşu, cari açığın yüksekliği para politikasında ek sıkılaştırma gereğinin bulunduğunu gösteriyor. Bu çerçevede haftalık repo faizi (yani politika faizi) pozitif reel faiz verecek hale getirilmelidir (politika faizi halen yüzde 4,50 ile aşağı yukarı 4 puan kadar negatif reel faiz konumunda bulunuyor.) Yani IMF, TCMB’ye politika faizini yüzde 4,5’tan yüzde 8,50’ye çıkarmasını öneriyor.
(7)   IMF, TCMB’nin oldukça karmaşık görünen para politikası çerçevesini yeniden gözden geçirerek piyasaların daha rahat anlayabileceği bir çerçeveye oturtmasını öneriyor. Bunun tercümesi faiz politikasının etkin olarak kullanılmaya başlanmasıdır. Bu yapılmazsa para politikasının asıl hedefi olan enflasyon hedeflemesiyle uyum içinde olmasının pek mümkün olamayacağını vurguluyor.  
(8)   IMF heyeti, dövize müdahalenin kurdaki aşırı oynaklıklara müdahaleyle sınırlı tutulmasını, TCMB’nin döviz rezervlerinin kuru düşürmek gibi bir yaklaşımla müdahale amaçlı kullanılmaması gerektiğini belirtiyor ve dövize sürekli müdahalenin doğru para politikasının yerini alamayacağını vurguluyor. Yani faizi artırmamak üzerine kurulu bir para politikasıyla daha fazla yol almanın doğru olmayacağına işaret ediyor.
(9)   Maliye politikasında hedeflerin yakalanmasının mümkün olduğuna değinen IMF heyeti, uygulanan maliye politikasının genişleyici bir politika olduğuna değinerek bunun gözden geçirilmesini öneriyor. IMF’nin saptamalarına göre Türkiye bir seferlik gelirlere dayanarak artırdığı kamu gelirleriyle devamlılık yaratan harcama artışlarını finanse ediyor. Bu durum ileride bu bir seferlik gelirlerin bulunamaması durumunda kamu maliyesini zor durumda bırakacak bir gelişmeye yol açıyor.
(10)    IMF heyeti giderek katılaşan bütçe yapısının değiştirilmesi için faiz dışı harcamalardan zorunlu olanların toplam harcamalar içinde yüzde 60’a ulaşmasında faiz harcamalarının düşüşünün etkili olduğunu, bunun tersine dönmesi halinde bütçede sıkıntılar yaşanacağına dikkat çekiyor. Çözüm olarak da harcamaların düşürülmesi gerektiğini öne sürüyor.
(11)    IMF heyeti, vergi tabanının genişletilmesi ve vergi idaresini iyileştirici yöndeki çalışmaları memnuniyetle karşıladıklarını vurguluyorlar.
(12)    Bankacılık sisteminin güçlü yapısına değinen IMF heyeti, döviz finansmanına dikkat edilmesi gerektiğinin altını çiziyor. Hanehalklarının borçları konusunda son dönemde kredi limitinin gelirle bağlantısının kurulması yolunda yapılan düzenlemeyi yerinde bulduklarını vurguluyorlar.
(13)    IMF heyeti yurtiçi tasarrufların artırılması çabalarını doğru bulduğunu ve bu alanda bireysel emeklilik sistemi girişiminin sonuç vermeye başladığını vurguladıktan sonra kamu kesiminin benzer bir tasarruf eğilimi içine girmesinin önemine dikkat çekiyor.
(14)    Son olarak IMF heyeti, eğitim alanı başta olmak üzere yapısal reformların yapılmasına dikkat çekiyor.

IMF Saptamaları ve Önerileri Üzerine Değerlendirmelerim
(1)   IMF’nin büyüme tahminleri, özellikle 2014 yılı için düşük görünse de gerçekçi bir bakış açısını yansıtıyor. Çünkü 2014’de sermaye akımları tersine dönebilir ya da en azından zayıflayabilir. Geçi bu biraz da ABD’deki gelişmeler ve Fed’in tavrına bağlı olacak ama görünüm şimdilik böyle.
(2)   IMF’nin cari açık konusundaki tahminleri bana yine gerçekçi görünüyor. Çünkü Türkiye’de bu konuda kafa karışıklığı var. Hala “cari açığın finanse edildiği sürece sorun olmayacağı” biçiminde geliştirilen slogan – teorinin savunucuları azımsanamayacak kadar etkili.
(3)   IMF’nin enflasyon tahminleri (ki yüzde 5’lik hedefin oldukça üzerinde olacağı gibi yuvarlak bir tahmin var) gerçekçi.
(4)   IMF’nin para politikasındaki karmaşıklığın giderilerek piyasalara net sinyal verilmesi ve bu çerçevede politika faizinin reel anlamda pozitif düzeye çıkarılması yolundaki önerisi bana doğru görünmekle birlikte bunun siyasal açıdan uygulanabilir olduğunu sanmıyorum.
(5)   IMF heyetinin dövize müdahaleler konusunda aşırı oynaklıklarla sınırlı kalınması tavsiyesi de çok yerinde bir öneri. Aksi takdirde TCMB, kendi bastığı parayı bir yana bırakıp başkasının bastığı paralara yön vermeye çalışan yani en basit haliyle yeldeğirmenleriyle savaşan Don Kişot’un durumuna düşüyor.
(6)   Maliye politikası açısından getirdikleri eleştiri benim de yıllardır dile getirdiğim eleştiriyle paralel bulunuyor. Bir seferlik gelirlere güvenip de artırılan harcanmaları normal gelirlerle sürdürmek mümkün olmayabilir. Örneğin sağlık harcamaları ve sosyal güvenlik harcamalarında ortaya çıkan artışları frenlemek seçim giden bir hükümet açısından mümkün görünmüyor. Ne var ki bu harcama artışları seçimden sonra yeniden ele alınmak zorunda kalacak.
(7)   Yıllardır değindiğimiz yapısal reformlara IMF de değiniyor. Bunları yapmadan yeni bir sıçrama yapmanın imkanı olmadığını vurguluyor. Yapısal reformları uygulamadan dış dengesizlikleri ve devamında oluşabilecek istikrarsızlıkları önlemenin tek yolunun büyüme oranının tarihsel potansiyelinin altında kalması olduğunu belirtiyor.

Özetle belirtmem gerekirse çoğuna katıldığım IMF görüşlerinin yakın gelecekte uygulanma olasılığının olmadığı kanısını taşıyorum. Bu demektir ki sorunları büyüterek ertelemeye devam edeceğiz.  

Not: Bu yazım 05.10.2013 günü cnbce.com sitesinde yayınlanmıştır.

83 yorum:

  1. Hocam, ülkemizin sorunu bence katma değer yaratan sanayi üretimi desteklenmemesi. Almanya nın Avrupa krizinden en az etkilenmesinin nedeni uretim yapabilmesi. Ulkemiz is adamlari 5 yil once ucuz Çin mali getirerek cok kolay para kazandı. Ama uretim yavasladi, işsizlik arti, ihracat azaldi, ithalat arti. Ulkenin parasi disariya gitti. Simdi ise, portfoy yatırımcıların para getirmesini bekleyen ekonomi olduk. Gumruk vergileride ulkemizin yararına olmadigindan, şimdi baskalarinin izin verdigi kadar buyumek zorundayiz. Kriz cikacak mi sorusunun cevabini baska ekonomilerde ariyoruz. Katilirmisiniz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Söyledikleriniz mevcut durumu kısmen açıklayan doğrular. Daha pek çok nedeni var. Kore'nin markalar yaratabilmesi, elektronikte, hatta otomotivde dev ülke konumuna gelebilmesinin en önemli nedeni doğru ve bilimsel eğitime ağırlık vermiş olması. Biz eğitimi giderek bilimsel çerçeveden çıkarmakla meşgulüz. Bu eğitimle bir ülkenin dünya liginde olması mucize olur.

      Sil
    2. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
  2. Hocam, Tusiad ve Musiad gibi kurumlarin artik devlet, daha doğrusu iktidar hiyerarsisinden kurulması gerekmiyor mu?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Doğru söylüyorsunuz ama bizim demokrasi kültürümüz buna çok uygun değil. Bağımsız kurumların eleştiri yapabilmesi ve o eleştirilerin düşmanca bir tavır olarak algılanmaması için hoşgörü kültürünün topluma yerleştirilmesi gerekiyor. En küçük bir eleştiride işadamının işine yönelik bir tavır ortaya konuluyor ve eleştiri bitiyor. Sonuçta bunlar işadamlarının kurduğu dernekler ve onların da her halükarda devletle işleri var.

      Sil
  3. hocam elinize sağlık, teşekkürler yazınız için. hocam benim konu dışı bir sorum var daha doğrusu anlayamadım bir konu var ( bu arada ekonomist vb bir sıfatımın olmadığını sadece bir siyaset bil. ögrencisi olduğumu belirtmek istiyorum.) Fed in para politikası ile altının fiyatı arasında nasıl bir ilişki var hocam? kısaca anlatırsanız ya da bir yorum getirirseniz çok sevinirim. ilginiz için teşekkur ederim. iyi günler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok yakın bir ilişki olmadığı uygulamadan anlaşılıyor. Altın fiyatları daha çok savaş, kriz gibi durumlarda yükseliyor. Paraların hızla değer kaybetmesi altına yönelmeye yol açıyor. Normal koşullarda Fed'in bu kadar para saçıyor olmasının altın fiyatlarının artmasına yol açması gerekiyor. Ama öyle olmuyor.

      Sil
    2. FED ortaya para saçıyor gibi gözüküyor ama aslında bu paranın saçılmasını bankalar engelliyor. FED'in bilançosu kriz öncesine kıyasla 4-5 kat arttı ancak M2 para arzındaki artış sadece %30 civarı. FED'in verdiği paraların büyük kısmı "banka rezervi" olarak duruyor. bu para, para arzına dahil olmuyor yani piyasaya girmiyor. altın ise kriz öncesine göre %65'lik artış sağladı. uzun vadeli bakıldığı zaman altın fiyatları para arzıyla paralel hareket ediyor ve satın alım gücünü koruyor. örneğin ABD'de 1913 yılında bir ons altınla kaliteli bir takım elbise ve kaliteli bir çift ayakkabı alınabiliyordu. aradan 100 yıl geçti 2013'e geldik ve bir ons altınla yine kaliteli bir takım ve bir çift ayakkabı alınabiliyor.

      Sil
  4. Ne yazikki merkez bankasi siyasetin gölgesinde karar almak zorunda kaliyor. Faiz silahini gezi olaylari neticesinde kaybeden merkez bankasina çok az hareket alani kaldi. Durmus bey'imiz de Hükümetten bağımsız bir MB olamaz diyerek iyice kistiriyor koseye Erdem bey'i. Hocam co çokk Teşekkürler pazar yaziniz için.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir toplum bağımsız kurumları içine sindiremiyorsa durumu fazla zorlamamak gerekir diye düşünüyorum. Hangi konuda hangi bağımsızlığı içimize sindirdik ki TCMB'nin bağımsızlığını sindirelim. Eski başkan bile sindirememiş konuyu baksanıza.

      Sil
  5. Türkiye Merkez Bankasi basbakan ve diğer dusundaslarinin faiz lobisi soylemleriyle kaybetti faiz silahini. Siyasetin ve ideolojinin gudumunde isleyen bir Merkez Bankasi ne kadar başarılı olabilir hocam, dunuada ornegi varmı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu durum bazen MB'nin de işine geliyor. Başarısızlığının faturasını hükümetin karışımına çıkarma imkanı doğuyor.

      Sil
  6. Mahfi bey çok teşekkür ederim yazınız için aydınlatıcı ve açık bir yazı olmuş.

    YanıtlaSil
  7. sayın hocam,IMF'in dediğine göre enflasyon odaklı para politikasına ek olarak faizinde şeffaf bir siyasi oluşumda olmasını,halkın daha net bilgilendirilmesini öngörüyor.peki biz iibf mezunlarının çoğu bile faiz konusunu tam idrak edemezken sizce doğru bilgiyi siyasi süreçten halka nasıl kanalize edilebilir?Bir de hocam uzun zamandır aklıma takılan bir soru var!17 ekimde olurda fed dediğini yapar ve tahvil alımını kısıtlar veya durdurursa anladığım kadarıyla ülkemizde dolar kuru dahada artacak,peki Türkiye olarak bu kur artışına ne yapmamız gerekir?

    bilgiler ve yorumlarınız için ayrıca teşekkürler hocam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eğer faiz gibi, kur gibi, enflasyonla mücadele gibi konuları siyasal karışımdan uzak tutmak istiyorsak bu konulardaki yetkilerin siyasetçide olmadığını halka anlatmak gerekiyor. Ne var ki bu siyasetçi için kolay değil. Çünkü bizim geleneğimizde halk herşeyi siaysetçiye soruyor. Yani siyasetçinin "Ben bu faiz işine karışmıyorum onun sorumlusu TCMB'dir" diyerek sorumluluktan kurtulması kolay değil. Bunu halka anlatmak lazım.
      Fed tahvil alımını kısarsa kur daha yukarı gidecek. Böyle bir ortamda yapılacak tek şey büyümeyi daha da düşürerek cari açığı indirmek ve dışa bağımlı finansman meselesini hafifletmeye çalışmak. Ne yazık ki yapısal reformları savsakladığımız için bu aşamada kısa vadede yapacak bir şey yok. Ama bunu yaparken bir yandan da yapısal reformlara girişirsek ileride bu tür dış finansman bağımlılıklarını hafifletebiliriz.

      Sil
  8. Hocam şuna katılırmısınız ülkemizde ki tasarruf düşüklüğünden ötürü mevduatların düşük olması ve bankaların yeterli kredi verememesinden dolayı dışarının tasarruflarını kullanmak ayrı şey dışardan aramalı hammade makine teçhizat almak için döviz bulmak ayrı şey eğer ülkenin tasarrufları artarsa bankalar vereceği krediler için dışarıdan eskisi kadar borçlanmak durumunda kalmaz eksiğim varsa düzeltin lütfen

    YanıtlaSil
  9. Hocam ben şunu merak ediyorum ülkenin belirli bir döviz stoku var belirli düzeyde döviz rezervleri var şöyle bir senaryo gerçekleşse ülkeye şu andan itibaren sermaye girişleri olmasa aynı cari açığı (yaklaşık 60 milyar$ ) vermek istesek ve vadesi gelen kısa vadeli borçlarımızı ödemeye çalışsak elimizde ki bu döviz stoku olsun rezervler olsun bizi nereye kadar götürür ? Kaç ay yada yıl bizi götürür ?
    2) hocam 1978 li yıllarda 70 cente muçtaç kaldığımız yıllarda yanılmıyorsam doğrudan yatırım portföy yatırımı gelmiyordu kurlar da yüksekti hocam ben şunu öğrenmek istiyorum biz o zaman aynı cari açığı verebilmek için borçlanmayı seçtik mi yoksa maliyetler yükseldiğinden seçmedik mı?
    3) ülkemize doğrudan yatırımla portföy yatırımı ile para gelmese bizde aynı cari açığı sürdürmek istesek dışardan borçlanmayı seçermiyiz ?
    4) son olarak sermaye girişi dendiğinde geniş olarak borçlanmayıda bir sermaye girişinden sayarız değil mi hocam ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. (1) 2 yıla yakın götürür. Bu çok önemli bir süredir.
      (2) 70 cente muhtaç kalındığında Türkiyeye kimse para yatırmıyordu. Bu gibi durumlarda ithalat yapılamaz olunca cari fazla veriliyor.
      (3) Zaten öyle yapıyoruz. Doğrudan sermaye ve portföy yatırımı yeterli olmayınca borçlanıyoruz.
      (4) Sermaye sözü geniş anlamda bütün yabancı kaynak girişlerini kapsıyor (doğrudan yabancı sermaye yatırımı + portföy yatırımı + borçlanma) ama dar anlamda sadece doğrudan yabancı sermaye yatırımını kapsıyor.

      Sil
  10. Hocam IMF nin dediği gibi politika faizi 4.5 ten 8.5 e çıksa şu sonuçları mı beklememiz lazım ; bankaların merkez bankasına bir haftalık kağıt satması ve bir haftalığına merkez bankasının kaynaklarını kullanmasının sonucunda ödeyeceği faiz 4.5 ten 8.5 e çıkarılırsa merkez bankasının bankaları fonlama maliyeti artacak demektir bankalarında maliyeti artacağından başka bir fon bulma yolu olan bireylerin tasarruflarını kullanabilmek için 8.5 ten biraz daha az faiz vererek bu yolu mu seçecektir ayrıca bankaların maliyeti arttığından kredi faizlerini de artıracaktır bu yollada hızlı kredi artış hızını kesmiş olacaktır bunu mu anlamalıyım hocam
    2) hocam şu an politika faizi 4.5 bankalar fonlanmada hangisini sıklıkla kullanıyor 1 haftalık repo faizi olan politika faizini mi? Yoksa borç verme faizi olan 7.75 i mi ? Eğer 7.75 i seçiyorsa bankalar için bu daha maliyetli değil mi neden daha maliyetsiz olan politika faizini seçmiyorlar ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. (1) Tamamen bunu anlamalısınız.
      (2) Çünkü MB haftalık repo ihalesini pek açmıyor. Ucuza para vermemek için. Oysa % 8,5'e çıkarsa bankalar haftalık parayı bu faizden alacaklar.

      Sil
  11. Sevgili Hocam, yaziniz icin cok tesekkurler ancak Turkiye cok uzun sureler Dunya ekonomisinde onemli bir yere sahip olamayacak cunku hata cok onceden yapildi ve bugunku iktidar da dahil olmak uzere devam ettirildi, asagidaki yazida Kore ile bizi karsilastirmis daha dogrusu Kore`yi anlatmis nasil bugunlere geldigini, gercekten cok guzel, herkesin okumasi gerekiyor,

    "Güney Kore birkaç hafta önce Türkiye’ye basınçlı sulu 3 nükleer reaktör yapmak üzere görüşmelere başladı.
    Güney Kore Birinci 5 Yıllık Kalkınma Planı’nda (1962-1966) taşıma ve inşaat sektörüne bağlı altyapıya ağırlık verdi. Hedef, petrole aşırı bağımlı hale gelmeksizin (!) (tıpkı bizim gibi) kendine yeterli bir sanayi alt yapısı oluşturmaktı. İkinci 5 Yıllık Kalkınma Planı (1967-1971), mevcut sanayi yapısının modernleştirilmesi ve hızla demir-çelik, makine, kimya sektörlerinin ilerlemesini temin idi. Üçüncü 5 Yıllık Kalkınma Planı (1972-1976), ağır sanayi ve kimya sanayini teşvikle ihracata dönük yapıyı hızla oluşturdu. Gayri safi milli hasıla (GSMH) 5 katına çıktı. Dördüncü 5 Yıllık Kalkınma Planı (1977-1981), vurgu ağırsanayi ve kimya, sanayilerinden duyarlı makineler, televizyon ve video kasetçalar gibi elektronik veya yarı iletkenlere dayalı enformasyon teknolojilerine kaydırıldı. Altıncı 5 Yıllık Kalkınma Planı (1987-1991) bir önceki planın devamı niteliğindeydi ve hükümet yeni malzemeler, sanayi robotları, mekatronik, biyo mühendislik, mikro elektronik, ileri kimya, uzay ve havacılık ürünlerinin üretimine yönelik planlama çalışmaları yürütüldü. Yedinci 5 yıllık Kalkınma Planı (1992-1996), hedefi mikro elektronik, yeni malzemeler, özel kimya ürünleri, biyo mühendislik, optik, uzay ve havacılık gibi ileri teknoloji alanlarının gelişmesiydi. Hükümet ve sanayi, sanayinin ülkede daha dengeli bir coğrafya dağılımına kavuşnması için el ele verip 7 taşra kentinde yüksek teknolojili tesisleri kurdular.
    Güney Kore bugün kendisi için bürçok atom reaktörleri yapma yolunda olduğu gibi %100 Güney Kore yapımı basınçlı sı reaktörlerini ihraç etme konumundadır.
    Peki bu kadar yıl biz ne yaptık? Ha, evet, bunları yapabilsin diye Güney Kore’ye asker gönderip orada öldük! Bazılarının başkalarını kızdırmak için dediği gibi hala aynı yerde otluyoruz.
    "

    http://blog.milliyet.com.tr/h-l--ayni-yerde-otluyoruz---turkiye-guney-kore-karsilastirmasi/Blog/?BlogNo=227644

    Selamlar, Saygilar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Biz çok iyi temenniler yazıyor ve bunlara plan ya da program diyoruz ama icraata gelince bu yazdıklarımızı uygulamıyoruz. Belki de yazarsak olur diye düşünüyoruz. Merkez Bankasının bağımsızlığı da öyle. Kanuna yazınca oluyor sanıyoruz.

      Sil
    2. yanıldığınız bır nokta var bız hep kendımızı başka ülkelerle karşılaştırıyoruz. ama hep YANLIS yapıyoruz. nıye mı anlatayım. cunku kore olsun cın olsun kı ( cın ın bu kadar gelısmesının altındakı neden avrupadakı ulkelerın yanı ıngıltere,almanya, fransa vs dıger ulkelerın devamlı fonlamalarıyla bu denlı gelıstı cunku cınde ısgucu cok fazla olduğu ıcın ucuz uretım oldu bunuda Avrupa ulkelerı cok rahat kendı lehlerıne cevırdı kı ayrıca avrupanın cını kullanmasının bır başka nedenıde bızım gıbı ulkelerı elde tutmak ve gelısmesını engellemektı cunku bır torba torba ıthalat yapıp ne alırsan 1 tl yı ısı dondurunce ve o malları ureten turk sanayıde bu fıyatlara karsı dırenemeyınce olan sanayıde gerı kaldı) gelelim konumuza turkıye hıc yalnız basına kalmadıkı gelıssın. bu zamana karsı hep Avrupa ve abd arasında çıkar çatışmasına sahne oldu darbeler oldu ve daha nıce seyler. avrupanın koklu mason aılelerı rockfeller roschıldler morgan vs gıbı aıleler turkıyeyı turkıyedekı kuklalarıyla hep ellerı altında tuttu bunlar bunların turkıye ayaklarıda bellı ama ben burda yazmayacağım. yanı demek ıstedıgım bız başkasına bakacağımıza kendı ulkemız ıcın bırseyler yapsak cok daha ıyı olucak. kendı ıcımızde turku kurku cerkezı alevısı vs bırlık olduğumuz surece ve bu Avrupalı turklerı ıcımızden attığımız zaman ıste ozaman goruceksınız turkıye bu yazıdaki köreden cok daha cabuk ve hızlı gelısecek. turkıyede bu potansıyel cok rahat var ve yaparda ama dedıgım gıbı engeller olmasa. evet bız burda ekonomı konuşuyoruz ama sıyasette ekonomiyle ıclı dışlı olduğu ıcın hep konuştuklarımız eksık kalıyor

      Sil
    3. Bence hatayı başkalarında arayarak ya da komplo teorileri geliştirerek bir yere varamayız. Bu dediğiniz aileler niçin Çin ya da Kore'yi Türkiye'ye tercih etsinler ki? Avrupalı Türkler kim? Bu tür komplo teorilerinin peşine takılarak ilk anda kolayca durumu açıklamış görünürsünüz ama hiç bir yere varamazsınız.

      Sil
    4. Hocam merhaba. Umarım güzel bir bayram geçirmişsinizdir.

      Bu konuda kendi düşüncelerimi de paylaşmak istedim.

      Hatırlarım eskiden, hep yenildiğimiz futbol maçları esnasında, sonrasında benzer yorumlar yapılırdı. Hakem bizi sevmediği için yenilirdik, önümüz kesilmesi için birtakım mihraklar devreye girerdi, vesaire, vesaire...
      Düşünülmezdi, biz karşı takımdan üstün müydük diye. Futbol kalitemiz konuşulmazdı. Hep karşı taraf hatalıydı.
      Şerefli beraberliklere bile seviniyorduk.
      Şimdi ise, gerçekten hakem hatası ile yenilsek bile, komplo teorileri devreye girmiyor, hakem görmedi diyoruz.
      İnsani bir hatanın arkasında başka birşey aramıyoruz. Arayanlar olsa bile, artık onlar küçük bir yüzde.
      Bilimsel metodla nedenler, niçinler aranmadıkça, nasıl yapılabilir düşünülmedikçe, kolay yol dış mihrak nedenine sarılıveriyoruz.
      Umarım ekonomi anlayışımız da bir an önce kurtulur bu tarz düşüncelerden.
      Velhasıl, varsayalım bu dış mihraklar gerçekten var, yine iş bize düşüyor. Biz doğru olanı yaptıktan sonra kim kimi yıkabilir ki?

      Sil
    5. hocam sız benım bu dedıklerıme komplo mu dıyorsunuz gerçekten devlet ıcınde calısmıs bır kısıden bunları duymak gerçekten uzuntu verıcı tabıkı kımın tarafını tuttuğunuza bağlı. sız demekkı turkıyenın somuru olmasını ıstıyorsunuz. zaten bu zamana kadar somuruydu daha ne kadar somurucekler, sanayıyı kurararak nıye turkıyenın gelısmesını ıstesınler kı. kusura bakmayın ama bunları 3 yasındakı bır çocuk bıle bılır. Avrupalı turkler kım dıye sormuşsunuz, TAT markasının sahıbını bır araştırın derım. sız ekonomıyı sıyasetten arıyorsunuz ve IMF ı cok mubah bır kurum olarak goruyorsunzu ve anlatıyorsunuz ama IMF ın nıcın kurulduğunu IMF ı kımlerın kurduğunu ya gerçekten bılmıyorsunuz yada ısınıze gelmıyor

      Sil
    6. Eğer söylediklerinizi üç yaşında bir çocuk bile biliyorsa onların doğru olma ihtimali hiç yok demektir.
      Benden size bir büyük tavsiyesi: Ucuz teorilere iltifat etmeyin.
      Bir üstteki arkadaşın yorumunu okursanız kabahati başkalarına atmanın anlamsız olduğunu anlayabilirsiniz. Dünyadaki en kolay kendi beceriksizliğinin sorumluluğunu başkalarında aramaktır.
      IMF mübah bir kurum olmayabilir. O zaman ekonomiyi batırıp adamın kapısına gidip para istemeyeceksin. Ya da madem bu kurum mübah değilse o zaman buna borç veriyorum diye övünmeyeceksin.

      Sil
    7. hocam kusura bakmayın ama benım mecazı olarak soyledıgım bır seyı gerçek anlamda anlamanız benı hayal kırıklığına uğrattı
      Oncelıkle tımur ısımlı arkadaşa cevap verıyım. Demıskı herseyı dıs mıhraklara baglıyormusunuz ve sucu hıc kendımızde aramıyormuşuz. Evet bır yere kadar haklı kendımızde suçluyuz benım ağzımdan bız sucsusuz gıbı bır sey çıkmadı. Ama bız bunları kendımız yapmadık yaptırdılar soylekı dıs mıhraklara en güzel ornek gezı eylemlerımdır.
      Sımdı tımur arkadaşa soruyorum
      Gezı eylemcılerıne 500 adet pızza dağıtıldı ve bu pızzanın parası meksıka merkezlı bır kredı kartı tarafından odendı, bu ıc mıhrak mı.
      Hadı bunu gecelım mısırdaki darbe ıle ılgılı 1 haber bıle yapmayan Avrupa nedense gezı olaylarını yalan yanlsı haberlerle saatlerce aylarca gundemlerınden dusurmedı. Hemde gezı eylemlerı başlamadan once turkıyeden medya aracı kıralayanlarda onlardı vede tesadüfün boylesı taksım dayanışma platformu gezı eylemlerı başlamadan once mayıs aylarında konferans yapıp hazıran sonu eylem kararı alıyor. Ama sunu unutmayın TESADUFLERE ANCAK APTALLAR INANIR.
      Sonra devletten çalınan ılaclar ne hıkmetse dıvan otelın alt katından çıkıyor kı vede dıvan otel sahıplerıde nasıl oluyorsa avrupayla cok sıcak ılıskılerın ıcındeler.
      Ayrıca ıngıletere merkezlı twıtter hesapları açılıp burdakı eylemlerı katılan ınsanları yalan twetlerle gaza getırenlerde ıc mıhraklar degılmı.
      Gezı olaylarına katılmış bırı olarak ınsanları gaza getıren bazı provakotorlerın taksımın arka sokaklarında takım elbıselı kısılerle ne konuştuğunu gerçekten cok merak edıyorum.
      He bırde unutmadan soylıyım sayın chp başkanının ırak cumhurbaşkanı ıle görüştükten sonra gazetecıler karsısında gezı olaylarına destegınızı bekliyoruz demesı de gerçekten dıs mıhrakların hıc etkısı olmadığını gosterıyor. Ben de bunları kafamdan uyduruyorum.

      Hocam sımdıde sıze cevap verıyım. IMF denen kurulusun nasıl kurulduğuna bır bakın derım. Hangı aıleler tarafından kurulduğunu bır araştırın derım. Hadı araştırması kolay olsun bır aıleyı ben soylıyım. ROCKFELLER. Vede bu IMF bızım gıbı gelısmekte olan ulkelerı nasıl kontrol altında tutmak ıcın kuruldugunuda bızzat arastrın. Ayrıca bıze zamanında kemal dervıs dıye bırısı geldı sözde ekonomıyı düzeltmek ıcın ve bız IMF den borç aldık ama nedense aldığımız o para turkıyenın kasasına gırmeden tekrar avrupanın cebıne gırdı.
      Hazır aklıma gelmısken sıze 1 sorum olucak ABD ıle ılgılı.

      Bılıyorsunuz abd de bütçe krızı oldu ve bu krızede cumhurıyetcılerın butceyı onaylamamsı yüzünden oldu. 1-2 hafta butceyı onaylamayn mantık nasıl oluyorda o butceyı onaylıyor. Sakın bana ulke zor durumda kaldığı ıcın demeyın , o butceyı onaylamayan taraf o bütçe onaylanmadığında neler olacağını bılmıyormuydu yanı. YADA ASIL AMACLARI OBAMAYA GUC BIZDE MESAJI VERMEKMIYDI.
      Araya hemen bır soru daha sıkıştırayım obama ülkede bankaların ceolarını toplantıya cagırdı ve o ceolar acık acık obamayı tehdıt ettı bunu ben demiyorum kendı yayın organları dıyor pekı hangu cüretle bunu yapabılıyorlar arkasında kımler var merak edıyorum.
      Hocam bunların cevabını verırsenız sevınırım.
      Bırde benden sıze kucuk bır tavsıye turkıyenın tarıhını bıraz daha ayrıntılı araştırmanızı onerırım

      Sil
    8. Ne diyeyim? Siz kafanızda her olayı çözmüşsünüz.

      Sil
    9. Hocam yanlış anlamayın su anda benım sıze olan tepkım hayatımızı doğrudan etkıleyen olguları hıc yokmuş gıbı görmezden gelmenız. Sızı takıp ederım hatta dedıklerınızın cogunuda katılıyorum, hatta yapmış olduğunuz ıktısat sozlugunu benım dıyen ıktısatcı zor hazırlar ama bazı yerlerde ekonomı ıle sıyasetı ayrı bır ıs mıs gıbı göstermek ne kadar doğru. Hanı tabırı caızse benı yalancılıkla suçladınız, dedıklerıme hayal urunu dedınız. Ozaman sız butun dunyadakı medyayı böyle olmakla suçladınız cunku ben bunları kendı kafamdan uydurmadım medyanın yaptığı haberlerı okuyarak bu sonuçları çıkardım. Tabıkı bunun yanında benımde kendıme gore haber kaynaklarım var.
      He sunuda soylıyım burda sıyaset tabıkı konuşmayın burası bır ekonomı sıtesı ama dedıgım gıbı bazı seylerı yok sayamazısnız. Evet konsumak ıstemedıgınız sıyası olaylar olabılır o konuya gırmek ıstemıyorum dıyebılırsınız ama karsınızdakını bunlar hayal urunu vs demenız hıc hos degıl.
      He bırde bundan 1.5 ay kadar onceydı galıba bır arkadaş yazmıştı burda faız lobısıyle ılgılı olarak sızde demıstınız kı faız lobısı dıye bırsey yoktur. Pekı ozaman hocam kuruma gırmek ıcın yapılan mülakatlarda nıye faız lobısı nedır dıye soru soruyorlar. Nıye sızın degımınıze gore gerçek olmayan bır olguyu soruyorlar , bunuda anlamış degılım.
      Ayrıca hocam cevap vermek zorunda degılsınız bunlar sadece benım dusuncelerım. Elestırıye acıgım ancak belırlı kurallar cercevesınde. Eger haddımı astıysamda kusura bakmayın

      Sil
    10. Benim de önereceklerim var :)
      Lütfen, aklımıza gelen her düşünceye, bize söylenen/okutulan herşeye hemen inanmayalım. Ne kadar iyi eğitimli olursak olalım ağzımızdan çıkan her söz geçmiş deneyimlerimizin, eğitimlerimizin süzgeçinden geçmiyor ne yazık ki. Kibrimizin de söyletiyor, düşündürtüyor olabileceğini hiç unutmayalım. Kibir gibi bu tarz duyguların bizi sarmasına izin vermeyelim. Bunu da ancak bilimsel düşünce yolundan sapmadığımız zaman başarabiliriz.
      Bilimsel yolla kanıtlanmış bir şeye kimsenin bir sözü olamaz. Kimse de karşı çıkmaz. Tarih yazmış mıdır " iki artı iki dört eder"i ispatlayan bilim insanın, "bu sonuç bir tesadüf değil, unutmayın tesadüflere aptallar inanır." dediğini. O bilim insanı bu lafa sarılmadan ispat etmiştir düşüncesini.
      Sizin dış mihrak ispatınız meksika merkezli bir kredi kartı mı? Dış mihrak olayı için 1. dereceden bir delil mi? Bu komplocular, kredi kartına taksit de yaptırmışlar mıdır acaba :) (Kızdırma amaçlı değil yanlış anlamayın, latife olsun, ciddiyetten uzaklaşalım diye yazdım). Bir komplo varsa, böylesine bir iz bırakırlar mıydı; kredi kartıyla? Bu zengin şahıs destek vermiş olamaz mı? Hemen bu kanıya varmayalım.
      Dış mihrak var/yok başka birşey, her olayda dış mihrak aramak başka birşey.
      ülkeler arası rekabet başka birşey, komplo teorileri başka birşey.
      Ama her olayda dış mihrak aramak şuna sebep oluyor, katılır mısınız bilmem. "Biz doğrusunu yapıyoruz, sonuçlarının yanlış çıkmasını dış mihraklar sağlıyor." İşte bu düşünce kendi hatalarımızı, kusurlarımızı görmemizi engelliyor.
      Benim dış mihrak olayına bakışım bu. O yüzden diyorum ki "doğru olanı yapmalım". Doğru olan, doğru teşhis, hızlı doğru bir çözümdür.
      Şimdi ben de bir komplo teorisi yazacağım:) Bir komplonun sahibi, en yüksek çıkarı olandır değil mi? FED ve gezi olayları Türkiye'nin dış yükümlülüğünü (kurların yükselip, borsa endeksinin düşmesi nedeniyle) 44 milyar USD azalttı. Yani dış yükümlülük açısından Türkiyemizin işine geldi. Demek ki, FED in arka planında Türkiye var. Benim delilim en azından pizza örneğinden çok daha güçlü ve gerçek. Ne yazık ki komplo teorim gerçek değil, gerçek olmasını isterdim ama:)
      Akla yatkın olan her teori gerçek değildir. Gerçek çok daha karmaşık bir şeydir, hele ekonomik gerçekler çok daha karmaşıktır.
      Bir ülkenin ekonomik başarısı, hele ki dış ticaret ile alakalı ise, diğer ülkenin, ülkelerinin başarısızlığı üzerine kuruludur.
      Ve her ülke başarısını maksimize, kayıplarını minimize etmeye çalışır. Ve bu yolda birçok yola, yönteme başvurabilir. Türkiye de bunu yapıyor, doğru yada yanlış bir şekilde.
      Biz yeterki bilimsel düşünce/ispat yolundan vazgeçmeyelim.
      Dinlediğiniz (okuduğunuz) için teşekkür ederim:)

      Sil
    11. Yanıt yorumunuz için teşekkür ederim. Bilimsel çerçeveye bağlı yorumlarburada boşuna bir şeyler mi yazıyorum sorusundan kurtulmamı sağlıyor.

      Sil
    12. Mahfi Bey, sizin teşekkürünüz bana bir bayram hediyesi oldu :) Biz size ne kadar teşekkür etsek, az gelir. Ben teşekkür ederim. Ve umarım yazılarınızdan bizi mahrum bırakmazsınız.

      Sil
    13. tımur cımen arkadaşım senın komplo teorın bastan yanlış soylekı turkıyenın dıs borçlar 2 ye ayrılır bırıncısı devletın yaptığı dıgerı ulkemızdekı ozel sekteron yaptığı borçlanmalar. su anda devletın dovız uzerınden dıs borcu yok sadece sıreketlerın var.pekı soruyorum sana kur yukseldıgınde turkıyenın dıs yukumlulugunu nasıl azalttı benım tavsıyem bıraz daha ıktısat calısman yada hocamızı dınlemen. bıde saka gıbı demıssın kı benım pızza ornegımden cok daha guclu gerçekten cok komıksın. pekı hadı pızza ornegıne ınanmadın orada bır suru sey yazdım ama onlar hakkında bırsey yok tek bır pızza ornegıne bakıpta benım dedıklerımın yanlsı olduğuna nasıl ınanıyorsun. pekı kredı kartı ornegı kaçıncı derecen delıl oluyor başka bır ülkeden bırısının taa başka bır ülkeye hemde gezı olaylarına katılanlara pızza yollaması haklısın cok normal bırsey

      Sil
    14. ayrıca mahfı hocam bılımsel çerçeveler dahılınde bu abd de son yaşananlar olayların nedenlerını soylebılırmısınız. yukarıdada sormuştum bende bılgıleneyım

      Sil
    15. Adsız arkadaşım, iyi akşamlar.
      Ben dış borçlardan bahsetmedim ki :) Yapım gereği hatayı ilk önce kendimde ararım, ki yazdıklarım size bir şey ifade etmemiş olacak ki, yanlış yerden saldırıya geçtiniz.
      Ben, TCMB yayınlamış olduğu Uluslararası Yatırım Pozisyonu Tablosunda belirtilen yükümlülüklerimizden bahsettim, Hazinenin yayımlamış olduğu Dış borç rakamlarından değil. Ve dış borcumuz azaldı demedim, yükümlülüğümüz azaldı dedim. Kaldı ki parantez içinde de neden azaldığını belirttim, "Kurların yükselip, borsa endeksinin düşmesi nedeniyle". Aslında güzel açıklamıştım. Biraz daha detaylı anlatırsam. Yabancı yatırımcı ülkemize yatırım yapmaya geldiğinde Döviz satıp TL alır. Örneğin 1.000.000 USDyi kuru 1,5 den 1.500.000 TL'ye çevirdiğini düşünelim. Bu parayı da borsada değerlendirdiğini düşünelim. UYP tablosunun yayımlandığı tarihte bu yatırımın değeri kaç TL ise ve rapor tarihinde baz alınan USD kuru ne ise bu yatırım USD olarak yükümlülüğümüzde yer alır. Borsanın yükseldiğini düşünelim bu yatırım dolar bazında 1.100.000 USD olmuşsa burada yatırımcının karı var demektir. Bizimde yükümlülüğümüz kur farkı ve/veya değer kazancı nedeniyle fazladan 100.000 USD artmış demektir. Tersi olursa, ki FED ve Gezi olayları sebebiyle bu durum gerçekleşmiş, borsa düşmüş ve kur yükselmiştir. Örneğimizde de diyelim ki yatırımı dolar bazında 900.000 USD olmuştur. Yani yükümlülüğümüz 100.000 USD azalmıştır. Benimde bahsettiğim bu azalmaydı. Bir ülkenin yükümlülüğü sadece dış borçlardan oluşmuyor, bilmenizi isterim.
      Ve zaten komplo teorimin gerçek olmadığını baştan belirtmiştim. Amacım akla yatkın olan her şeyin doğru olmayacağını bir örnekle anlatmaktı.
      Bir sürü şey yazdıklarınızdan bahsettiniz. Bunlar;
      1) Mahfi Beyin yazdıklarını hiç okumadan, sırf komplo teorilerine inanmayın dedi diye, "siz ülkemizin sömürü olmasını istiyorsunuz demek ki" dediniz. Yani saldırdınız, suçladınız. Peki bu yargıya nasıl vardınız?
      2) "Tesadüflere Aptallar inanır" açıklamanızla küfür ettiniz.
      3) Buraya yazdığınız düşüncelerinizin "medyayı okuyarak bu sonuçları çıkardım" dan ibaret olduğunu yazdınız.
      4) Eleştiriye belli kurallar çerçevesinde açık olduğunuzu yazmışsınız. "belli kurallar çerçevesinde", "sömürü olmasını istiyorsunuz", "tesadüflere aptallar inanır"

      Bunlar dışında bu ülkenin işine yarayacak herhangi bir bilgi vermediniz.

      Burada anlatılmak istenen komplo teorilerinin bize fayda değil zarar vereceğidir. Bu ülkenin komplo teorilerine değil, gerçeklere ihtiyacı var. Gerçekler bizi bir yere götürür. Komplo teorileri ise, sahiplerinin işine yarar.

      Söylediğin şeylerle ne yapalım, lütfen bunlardan bahset. Ben sana inandım ne olacak, Avrupalı türk arayıp sınırdışı mı edeceğiz?

      Sil

    16. sorularına teker cevap vereyim ozaman

      benım yükümlülük deyınce ılk aklıma devletın borç yuku gelır. elbettekı devletın sadece tek yukumlulugu borç degıldır ama sen bu ılıskıyı yazarken belırtseydın bende ona gore bır yorum yapardım kı senın dedıklerınde doğrudur bırsey dıyemem yanı aksıne bırsey savunamam

      1. mahfı beyın yazdıklarını okumadan dıyorsun ama nerden bılıyorsun. ben mahfı hocamı 3-4 aydan berı takıp ederım. yazdıklarının ( saf ekonomik yorumlarına) coguna katılırım, ancak katılmadığım yerlerde vardır. ben bır kısıyı takıp edıyorum dıye o kısının herseyıne katılacağım anlamına gelmez. ben orda suçlamadım sadece benım cıkardıgım bır yorumdu onun yorumları karsısında. bu yargıya nasıl vardığıma gelınce yukarıdada bahsettım ozellıkle turkıyede ele alınan konular sadece o konuyla alakalı degıl. ornegın cogu kısının ızledıgı brı spor dalı olan futbol sadece futbol olmadığını goruyoruz. cunku futbolun ıcınde sıyaset ( Avrupalı ılıskılerde vardır sadece turkıye ıcındekı sıyasetı kastetmiyorum) vardır ekonomı vardır hemde etkılerı buyuktur ozellıkle ekonomının. mesela bızde turk futbolunu nasıl ılerıye goturelım anlayışı hıc yoktur kısa planlar pesınden koşarız yarını dusunmeyız ve bızım ıcın hersey paradır bu yüzden TFF saçma sapan kararlar alıp durur. ancak gerçekten futbolu gelıstırmek ısteselerdı en onemlısı dıjıturke bu kadar boyun egmezlerdı para ıcın. bu yüzden bız bu zıhnıyet degısmedıgı surece futbolumuz hep 2. sınıf kalacaktır. neyse daha fazla uzatmayım futbol bır ornektı, yanı bız burda ekonomik verılerı belırlı bır yere kadar saf goturebılırız ama o yerden sonra bazı bağlantılarıda bılmek gerekır. yanı kısaca belırlı bır noktadan sonra ekonomıye sıyaset karışır.
      ayrıca benım yorumlara karsı mahfı beyın bunlar komplo bunlar saçmalık demesı bana saygısızlık degılmıdır. soncuta bunlar benım dusuncelerım kı bu dusuncelerımın doğru olduğunu kendısınınde bıldıgını düşünüyorum. aksı taktırde yukarıdada bana vermsı olduğu cevaplardanda anlaşılacağı gıbı sadece bunlar komplo dıyıp kestrıp atmaz. arkadaşım sen yanlsı düşünüyorsun dedıdın su anlamda yanlış dıyebılırdı yada ben burda sıyaset konuşmak ıstemıyorumda dıyebılırdı. ama hocam saolsun en kolay yolu sectı bunlar komplo dedı ama ağzından ne hıkmetse başka hıcbır sey çıkmadı.

      2. benım kufur ettıgımı yazmışsınız ama deyımler yada deyım demıyım turkceye gecmıs kalıplar ne zamandan berı kufur oldu. mahfı hocamlada aynı tartışmayı yasadım. bunu 3 yasındakı çocuk bıle bılır dememın amacı herkes tarafından bılınen bır sey olduğunu belırtmek ıcın soyledım. tesadüflere aptallar ınanır sozu ıse TESADUFUN DIYE BIRSEYIN OLMADIGI seklındedır ( bu konuştuklarım sıyası mekanızma ıcın gecerlıdır). ve bunu sadece ben soylememkle beraber bır cok kısıde kullanır. ama sızın bunu gerçek anlamlarıyal anlamanız ne kadar art nıyetlı olduğunuz gosterır bana gore.

      Sil
    17. 2. benım kufur ettıgımı yazmışsınız ama deyımler yada deyım demıyım turkceye gecmıs kalıplar ne zamandan berı kufur oldu. mahfı hocamlada aynı tartışmayı yasadım. bunu 3 yasındakı çocuk bıle bılır dememın amacı herkes tarafından bılınen bır sey olduğunu belırtmek ıcın soyledım. tesadüflere aptallar ınanır sozu ıse TESADUFUN DIYE BIRSEYIN OLMADIGI seklındedır ( bu konuştuklarım sıyası mekanızma ıcın gecerlıdır). ve bunu sadece ben soylememkle beraber bır cok kısıde kullanır. ama sızın bunu gerçek anlamlarıyal anlamanız ne kadar art nıyetlı olduğunuz gosterır bana gore.

      3. evet medyaya bakarak bu sonuçları çıkardım , tabıkı objektıf ve vatansever bır gözle baktığında bır ıngıltere almanya fransa ( en onemlılerı) vede turkıyedekı bazı gazetelere baktığınızda ne demek ıstedıgımı anlayacağınızı umuyorum. Kı olayları bırlestırdıgınızde. Yanı bır mısırdaki darbede turkıye ve avrupadakı yayınlara bır bakın bırde gezı olaylarında yayınlara bır bakın derım ben. He sadece gazete mansetlerıde yok fıkrılerımde degerlı buyuklerımle yaptığım beyın fırtınalarıda dahıldır.
      4. zaten bunları yukarıda cevapladım tekrara gerek yok.

      Dıyorsunuz kı ulkenın gelısmesı ıcın bır bılgı vermıyorsunuz. Su anda o olsun bu olsunda daha cok ben gerçeklere bakarım. su anda o olsun bu olsun demenın bır faydası yok bu ulke ıcın. Cunku dedıklerınız su anda ya turkıye ıcın yapılamaz vede yaptırılmayacaktır. Kı yavaş yavaş bazı atılımlar yapılıyor. Ayrıca su anda tabırı caızse 3. Dünya savası yaşanıyor dünyada. Dünya 2 kutba burunmuş ya Avrupa yada turkıye-abd- rusya ısbırlıgı. Bu savaş sonuçlanmadan bıze rahat yok. Eger bu savası kazanırsak zaten sızın bu dedıklerınız corap sokugu gıbı gelecektır kuskunuz olmasın.
      Kı ben bu ulkenın, bu vatanın gelsımesı ıcın canımı bıle vermeye razıyım.

      Hala demıssınız kı komplo teorsı, tabıkı bakış acınız onemlı. Sız görünen gerceklerı soyluyorsunzu ben görünmeyen gerceklerı. Komplo dıyorsunuz sayın hocam gıbı pekı sızın bu komplo dedıklerınızı kurum sınavlarında mülakatlarda soruyorlar ( faız lobısı ornegı olduğu gıbı). Bumu komlo teorılerı dedıgınız seyler.

      Napalım demıssın. Cevabı cok kolay. Bız TEK DEVLETCI OLALIM. Yanı TURK BAYRAGI altında bırlselım. Bırlık olalım. Turku kurku cerkezı alevısı sağcısı solcusu hıc farketmez , bırbırımızı hor gormeyelım. Bazı gazetlerın yada sosyal medyada bazı hesapların yalan yanlış haberlerıne ve gazlamalarına hemen celallenmeyelim, oturup sakınce düşündükten sonra hareket edelım. Ulkemızde KAOS çıkarmaya çalışıyorlar buna ızın vermeyelim.
      KISACASI TEK YUREK OLALIM ZATEN SONRA INANIN COK GUZEL SEYLER BIZI BEKLIYOR OLUCAKTIR.

      Avrupalı turklerı napalım dıye sormuşsun tabıkı sınır dışı etmıcez ama onlarda Avrupa ıcın calısmayı bırakıp turkıye ıcın calısmayı ogrenmelerı gerekmektedir.

      Sil
    18. Sayın Adsız, yavaş yavaş biryerlere varacağımızı hissediyorum, ama bunun için sizden istediğim biran olsun yaptığımız tartışmaya dışarıdan bakan biri gibi davranmanızı, bundan sonra yazacaklarımı o gözle değerlendirmenizi istiyorum. Tabi sadece bu kadar değil :)

      Savunduğumuz her düşünce sağlam temeller üzerine kurulmalıdır. Bu kurala uyulmadığı takdirde, bir söylediğiniz diğer söylediğinizle tutmaz, çelişir, sizi okuyanların aklı karışır, sonuç itibarıyla amacınıza ulaşamazsınız. Çok konuştukça, çok yazdıkça da hatalar yaparsınız.

      Karşı tarafı dinlemeli, söylediklerini, yazdıklarını anlamaya çalışmalısınız. Söylenmeyen, yazılmayan şeyleri, söylemiş gibi, yazmış gibi davranmamalı, ya da "kesin öyle düşünüyordur"'a getirmemelisiniz. Burada yazılanlara bakarak karakter tahlili yapamaz, kimin vatansever olduğunu anlayamazsınız.

      Nasıl ki siz saf ekonomik yorumlara itibar ediyorsanız, karşı tarafında gerçek bilgilere itibar edeceğini düşünmeli, sizin yazdıklarınıza bir noktadan katılmayanları (bakınız size katılmayan demiyorum yada yazdıklarınıza katılmayan demiyorum) ya da tamamına katılmayanları tabiri caizse "düşman" ilan etmemelisiniz.

      Şimdi aşağıda bir cümlenizi paylaşacağım, buradaki amacım Mahfi Beyi savunmak değil, çünkü onun savunulmaya ihtiyacı yok. Yukarıda yazdıklarımı güzel bir örnek olması açısından veriyorum.
      Mahfi Beyin sizin Sizin yorumlarınıza karşılık bunlar komplo bunlar saçmalık dediğini yazmıştınız. Mahfi Bey demişki;

      "Bence hatayı başkalarında arayarak ya da komplo teorileri geliştirerek bir yere varamayız. Bu dediğiniz aileler niçin Çin ya da Kore'yi Türkiye'ye tercih etsinler ki? Avrupalı Türkler kim? Bu tür komplo teorilerinin peşine takılarak ilk anda kolayca durumu açıklamış görünürsünüz ama hiç bir yere varamazsınız."

      Saçma mı demiş Mahfi Bey, yoksa başka birşey mi anlatmaya çalışmış?
      Yabancı ülkelerin hepsi birer melek, ABD, AB, Rusya hepsi bizim can dostumuz mu demiş? Herkez bizim iyiliğimiz için çalışıyor, düşman yok dışarda, bir istememiz yeter mi demiştir?

      Ben ne demişim?

      "Bir ülkenin ekonomik başarısı, hele ki dış ticaret ile alakalı ise, diğer ülkenin, ülkelerinin başarısızlığı üzerine kuruludur.Ve her ülke başarısını maksimize, kayıplarını minimize etmeye çalışır. Ve bu yolda birçok yola, yönteme başvurabilir. Türkiye de bunu yapıyor, doğru yada yanlış bir şekilde."

      Bir dünya gerçeği var, oyunun kuralları var. Ve neyazık ki gücünüz kadar bu kuralları esnetebilir, yok sayabilir, en güzeli kuralı siz yazabilirsiniz.
      Mahfi Beyin dediği gibi herşey sizin yazdığınız kadar basit değil.

      Yine futbol üzerinden örnek verelim;

      Galatasaray kupayı alacağına inanmasaydı, futbolcularının aklında hakemin art niyetli olduğu inancı olsaydı, masa başı tezgahlarının kurulduğuna inansaydı, çıktıkları maçı kazanmaları mümkün olur muydu?
      Asla mümkün olmazdı, o yüzden deniliyor Komplo teorilene inanmak fayda sağlamaz diye.

      Biz dikkatimizi, beynimizi, inancımızı yapmamız gerekenlere verelim, teorilerin hepsini çürütürüz evelallah.

      Komplo teorilerini ben de severim, yanlış anlaşılmasın, beyin cimlastiği açısından iyidir, ama geleceğimi, değer yargılarımı, davranışlarımı komplo teorileri belirlemez.

      Dünya güllük gülistanlık değil, birkere tarih savaşlarla dolu. Her ülkenin bir istihbarat teşkilatı var herşeyden önce. Şimdi savaşlar ekonomik düzeyde gerçekleşiyor.

      Birlik olmak için gerçekleri ortaya koymak gerekir. Aksi takdirde o zaman kaos çıkar.

      Bak ne güzel yazmışsın son mesajında "Napalım" şeklinde başlayan paragrafında. Bu yazdığını tekrar bir oku, sonra yazdıklarını en baştan birdaha gözden geçir, kendinin yazdıklarına uymadığını göreceksin.



      Sil
    19. sadece tek bır sey dıcem tımur bey sız benım dedıklerıme hala komplo teorısı gözüyle bakıyorsanız onca açıklamama rağmen benım daha dıcek bırseyım yok. dedıgım gıbı SIZ GORUNEN GERCEKLERI BEN GORUNMEYENLERI SOYLUYORUM bu yüzden sızde bunu komplo olarak karşılıyorsunuz bunada saygı duymaktan başka çarem yok.

      ancak sunuda söylemek ısterım ben Mahfı beyın bırseyler sakladığını duusnuyorum bu konularla ılgılı ama soylemıyor cunku devlette calısmıs bırı mutlaka bu dedıklerımı bılır.

      ayrıca napalım başlıklı yerde dıyorsun kı kendımle celısmısım ama bence sen bır daha oku o yazımı derım ben. napalım dıye sen sordun bende bırlık olalım dıye cevap verdım. kı bazı güçler bızım bırlık olmamızı ıstıyorlar sanıyorlar kurt*turk sorununu kımler çıkarttılar yada alevı sorununu kımler çıkartmaya calıstılar sanıyorsun

      bırde ben kımsenın vatanseverlıgıne bırsey demedım

      sunuda soylıyım ben durumumuzu tammaıyla dıs güçlere bağlayan bırısı degılım evet bızımde hatalarımız var ancak aslan payı bu saydığım guclerdır.

      mahfı beyın soyledıgı seyı bende bılıyorum (nıye turkıyeyı tercıh etmesinler dıye cın ve koreyı tercıhler kısmı) daha oncekı bu konuyla ılgılı sayfada cevaplamıştım bu sorunun cevabı uzun bu yüzden tekrar yazamam ama sunu soylıyım Avrupa ulkelerı ABD NIN karsısına onu durdurabılıcek bır gucu çıkardı oda cın. bızı nıye tercıh etsinler kı bızım zaten guclenmemızı ıstemıyorlar kı bıde bızı tercıh edıp bızı guclendırıcekler. gudlurmeyın benı gerçekten. bunu acık acık soyluyorum bunada karsı çıkacaksanız bılıyorum ama cın eger avrupanın destegını almazsa tencere tava bıle üretemez hale gelır.

      Nasıl ki siz saf ekonomik yorumlara itibar ediyorsanız, karşı tarafında gerçek bilgilere itibar edeceğini düşünmeli, sizin yazdıklarınıza bir noktadan katılmayanları (bakınız size katılmayan demiyorum yada yazdıklarınıza katılmayan demiyorum) ya da tamamına katılmayanları tabiri caizse "düşman" ilan etmemelisiniz.
      yukarıdaki yazdıklarınızı gerçekten anlamış degılım hem sıze katılmayanları dıyorsunuz hemde onları demedım dıyorsunuz. ben ısın ıcınden çıkamadım açıkçası.

      bırıncısı ben kımseyı düşman ılan etmedim sen düşmansın vs bırseyde demedım. nasıl bu sonucu çıkardınız anlamadım

      gerçeklerden bahsetmıssınızde sıze bu yazdıklarım gerçek degılmıs gıbı geliyor ama sızde haklısınız görünmeyen kımse tarafından bahsedılmeyen kı yavaş yavaş konuşulmaya başlandı bu konular, banada deseler heralde saçma gelebılır. he bana ıster ınanın ıster ınanmayın ama goruceksınız bırgun gelıcek bu dedıklerımın doğru olduğunu BIRER KOMPLO OLMADIGINI goruceksınız.

      heralde Galatasaraylısınız, gs ornegını verdıgınız ıcın. ama gs nın ıcını ne kadar bılıyorsunuz. gs yı ne kadar tanıyorsunuz. gs kongresine hıc gıttınız mı, olanları arka kapılar altında neler donduğunu bılıyormusunuz,
      gs o kupayı kazanırken bana gore sanstı. ınanın gs lı futbolcular sahaya çıkmadan once neyın ne olduğunu cok ıyı bılıyorlardı tabı gs nın o kupayı kazanmasının arkasında bask aseylerın oldugunuda düşünüyorum

      kı ben bunları gecen seneye kadar fanatık bır gs lı olarak soyluyorum tabıkı sımdı degıl..

      Sil
  12. Hocam bir cevabınız da bahsetmiştiniz bankaların ortalama mevduat vadesi yaklaşık 2 ay olduğundan hem mevduat süresini uzatmak hem daha fazla kredi verebilmek hemde dışarıdan borçlanmak bazen daha maliyetsiz olduğu için dışarıdan borçlanmayı seçmektedirler. Hocam birde bireyler var bunların da dışarıdan borçlandığını ama bunların borçlanmasının çok zor olduğunu söylemiştiniz ama bazı işadamları zorluğa rağmen dışarıdan borçlanmaktadır ve borçlandığı paranın bir kısmını buradaki işleri için kullanmak için bankaya yatırıp tl almaktadır .hocam bankaları anlıyorum kaynak vadesini uzatmak ve daha fazla kredi verebilmek için dışarıdan borçlanıyorda bireylerin tl ihtiyacı varsa niye dışarıdan borçlanıp burada tl ye çevirmeye uğraşıyorlar direk buradaki bankalardan niye tl kredisi almıyorlar ? Yoksa buradaki bankalar onlara istediği kadar tl kredisi açamıyormu? Yoksa dışarıdan borçlanmak daha mı ucuz ? Bankaları anlıyorumda bireylerin neden bunu yaptığını anlamadım .
    2) hocam işadamlarının yada bireylerin istediği kadar tl kredisi alabilmesi mümkün mü ? Yoksa bireyler istediği kadar tl kredisi alamadığı için mi dışarıdan borçlanmayı tercih etmektedir ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. (1) İşadamlarının bir bölümü dışarıdaki kendi parasını kendisine borç veriyor.
      (2) Hiç kimse istediği kadar borç alamaz. Herkesin bir risk sınırı vardır. O nedenle bir bölümünü içeriden bir bölümünü dışarıdan borçlanıyorlar.

      Sil
    2. Hocam tasarruf oranımız fazla olsaydı dışarıdan borçlanılmazdı deniyor . Tasarruf oranı fazla olsaydı bankalar mı dışarıdan borçlanmazdı yoksa bireyler mi dışarıdan borçlanmazdı ?
      2) bireyler dışardan borçlanmazdı denmesini anlamıyorum tasarruf oranı yetersiz olsa bile bankalar merkez bankasından borç alır yinede borç veremez mi ?

      Sil
    3. (1) Bireyler dışarıdan pek borçlanamaz zaten.
      (2) Bankalar MB'dan alacağı borç gecelik veya haftalık ya da aylık repolarla yapılıyor. Yani vade çok kısa. O sadece nakit açıklarını kapamaya yarıyor.

      Sil
  13. Hocam çok kısa bir sorum var ; deniyorki 1) tasarruf yetersizliğinden dolayı 2) cari açıktan dolayı dışarıdan tasarruf ithal ediyoruz . Hocam cari açıktan dolayı tasarruf ithal ettiğimiz kafama yatıyor .
    Tasarruf yetersizliğinden dolayı yabancı tasarruf ithal ediyoruz derken bankaların mevduatları yetersiz olduğundan dış tasarruf ithal edip bunu m . B na yatırıp tl alıyor bu mu kastediliyor yoksa bireyler bankadan yeterince tl kredisi almayıp o yüzden dış tasarruf ithal ediliyor bu mu kastediliyor ? Yani kısacası tasarruf yetersizliğinden dolayı dış tasarruf kullanılıyor derken ne anlamalıyım ? Kusura bakmayın bir çok kes anlatmış olabilirsiniz ama ben gözden kaçırdım herhalde bir kez daha anlatmanız mümkün mu

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bankalar dışarıdan dövizle borçlanıyor. Bunun iki nedeni var: (1) Ekonomide ithalat yapabilmek için döviz ihtiyacı var (2) Bankaların içeriden borçlanmasında vadeler çok kısa (mevduatın vadesi ortalama 2 ay) oysa dışarıdan en az 1 yıl vadeli borçlanıyorlar ve böylece vade süresi uzuyor ve uzun vadeli kredileri finanse edebiliyorlar. (3) Ayrıca bizim iç tasarruflarımız az olduğu için kredilere yetmiyor. Kredi / Mevduat oranı yüzde 100'ün üzerinde. Bunu da dışarıdan tasarruf ithail ederek karşılıyorlar. Gelen dövizi TCMB'ye satıp karşılığında TL alıyorlar.

      Sil
    2. Hocam çok açıklayıcı bir yazı olmuş Allah sizi başımızdan eksik etmesin

      Sil
  14. Hocam bir yazınızda şu cümle geçiyordu 'İç tasarrufların artması yatırımlar için gerekli tasarrufun içeriden sağlanması için gereklidir'
    Burada şunu mu kastettiniz hocam iç tasarruf artarsa bankalar vereceği krediler için eskisi kadar dışarıdan borçlanıp bunu tl ye çevirerek kredi vermeye uğraşmaz çünkü yeterince tasarruf birikmiştir
    Birde tasarruflar yüksek olursa faizler düşük olur düşük faizdede bireyler dışarıdan borçlanacağına içeriden borçlanmayı tercih eder bunu mu. Anlamalıyım

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet onu kastetmiştim.
      Evet öyle anlamak gerekiyor.

      Sil
  15. Hocam geçmiş yazılarınızı okurken bir cümleniz aklıma takıldı rica etsem açıklayabilirmisiniz gerçi cümle açık ama sorun bende galiba İç tasarrufların artması yatırımlar için gerekli tasarrufun içeriden sağlanması için gereklidir. Yani hocam iç tasarruflar artarsa dışarıdan daha mı az borçlanılacak ? Peki kim daha az borçlanacak ? Bankalar mı bireyler mi ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bireyler dışarıdan pek borçlanamıyor onlar daha çok bankalarından borçlanıyor. Dolayısıyla iç tasarruflar artarsa bankalar dışarıdan daha az borçlanacak demektir. Yine de döviz ihtiyacı için borçlanacaklar ama en azından TL ihtiyacı için dışarıdan borçlanmayacaklar (bankalar dışarıdan yaptıkları dövizle borçlanmanın bir bölümünü TCMB'ye satıp TL alıyor ve onu kullanıyor.)

      Sil
    2. Hocam gerçekten çok açıklayıcı anlatıyorsunuz keşke derslerimize girebilseydiniz iyi ki varsınız hocam

      Sil
  16. IMF heyeti döviz finansman sorununa dikkat çekiyor ama hiçbir ekonomist (buna siz de dahilsiniz) Türkiye'nin 2001 krizi öncesindeki döviz likidite durumuyla bugünkü durumu kıyaslamıyor. şahsen buna çok şaşırıyorum. isterseniz bu kıyaslamayı ben yapayım:
    2001 krizinin patlak vermesinden sadece 2 ay önce yani 2000 yılı sonuyla Eylül 2013 dönemlerinde;
    yurtiçi yerleşiklerin DTH miktarı: 2000 yılında 36,3 milyar dolar, Eylül 2013'te 119 milyar dolar
    TCMB'nin altın hariç net rezervleri: 2000 yılında 3,9 milyar dolar, Eylül 2013'te 35,1 milyar dolar
    yurtiçi yerleşiklerin yurtdışındaki döviz mevduatları: 2000 yılında 9,4 milyar dolar, Eylül 2013'te 20,1 milyar dolar
    ihracat alacakları: 2000 yılında 2,7 milyar dolar, Eylül 2013'te 12,5 milyar dolar olarak gerçekleşmiş
    TOPLAM DÖVİZ VARLIKLARI: 2000 yılında 52,3 milyar dolar, Eylül 2013'te 186,7 milyar dolar imiş.
    Döviz Yükümlülüklerine gelirsek;
    Banka dışı sektörlerin yurtiçi döviz kredisi borcu: 2000 yılında 13,8 milyar dolar, Eylül 2013'te 113,5 milyar dolar
    Banka dışı sektörlerin dış borcu: 2000 yılında 81,4 milyar dolar, Eylül 2013'te 221,7 milyar dolar
    BANKA DIŞI SEKTÖRÜN TOPLAM DÖVİZ YÜKÜMLÜLÜKLERİ: 2000 yılında 95,2 milyar dolar, Eylül 2013'te 335,2 milyar dolar

    Toplam döviz varlıklarını toplam döviz yükümlülüklerine bölersek 2000 yılında (52,3 / 95,2 = %54,9) iken Eylül 2013'te (186,7 / 335,2 = %55,7) imiş. Diğer ifadeyle hemen hemen aynı ve parlak bir tablo arz etmiyor. Veriler böyleyken bu durumdan hiç kimsenin bahsetmemesi gerçekten çok ilginç. (2007 sonunda bu oranın %76 olduğunu da hatırlatayım)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bundan hem yazılarımda hem de tv programında bir kaç kez söz ettim. Siz döviz yükümlülüklerini dile getiriyorsunuz ben net döviz yükümlülüklerini dile getiriyorum. Çünkü sistemin bir de döviz varlığı var. Reel sektörün net döviz yükümlülüğü yani döviz açık pozisyonu 160 milyar dolar dolayındaydı. Bunu bir kaç kez gündeme getirdim. Sizin verilerden gördüğüm kadarıyla bu 150 milyar dolar dolayına inmiş yani bu demektir ki reel kesim döviz kurlarındaki yükselmeden korkarak yaklaşık 10 milyar dolar dolayında açık pozisyon kapatmış.

      Sil
    2. (yukarıdaki hesaplamaya sadece özel sektör değil, başta Hazine olmak üzere finans dışı kamu da dahil.)
      finans dışı firmaların döviz açık pozisyonundan birçok kez bahsettiniz bunu biliyorum ancak benim kastettiğim şuydu: hiçbir ekonomist döviz likidite durumunu 2001 krizi öncesi durumla kıyaslamıyor. sanırım kimse "kriz tellalı" durumuna düşmek istemiyor. döviz likidite durumumuzun 2001 krizinden önceki halinden pek bir fark olmadığını görüyoruz. varsa yoksa "bankalarımız sağlam" klişesi. bankalar iç piyasaya 113,5 milyar dolar döviz kredisi kullandırmış. bunların önemli bir kısmı hedge edilmemiş durumda. bankalar bunu tahsil edemezse o bankaların sağlamlığından söz edilebilir mi?

      Sil
  17. Hocam bir yazıda şöyle geçiyordu tasarruflar artarsa 'Türkiye yapacağı yatırımların gereği olan kaynakları dışarıdan değil içeriden karşılar. ' hocam benim anlamadığım tasarruflarımız azda olsa fazla da olsa tl ihtiyacımız için biz burada bankadan borçlanmazmıyız çünkü tasarruf az da olsa biz ne kadar tl istersek onu banka bir şekilde bulup bize vermez mi o zaman tl ihtiyacımız varsa niye dışardan borçlanacağız ki anlayamadım açıklarsanız çok sevinirim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu soruyu yukarıda belki on kez yanıtladım. Onlara bir göz atın lütfen.

      Sil
  18. Hocam bireylerin tl ihtiyacı varken dışarıdan borçlanmasının sebebi dışarıda ucuz kredi olanaklarının olması mı yoksa Türkiye'de bankalar bireylere istediği kadar tl kredisi açmadığından mı ?hocam aydınlatırsanız çok memmun olurum

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu soruyu defalarca yanıtladım. Yorumlara ve yanıtlara bakın.

      Sil
  19. Türkiye döndü dolaştı yine "yapısal reform" şartına geldi.Ancak bizler özel şartlar oluşmadan ( bir kriz, askeri darbe vb. ) ne zaman yapısal reform dönemleri yaşadık ki? Bu bir tesadüf mü? Bence değil. Türk halkı değişimi ister gibi gözüküyor ancak değişime karşı oldukça dirençli.Bu bizlerin kültüründe var. Eski hep iyidir diye bakılıyor.Bir de buna ekonomi konusunda yeterli deneyim ve bilgiye sahip olmayan bakanlar kurulunun çoğunluğu eklenince işler daha da zorlaşıyor.O zaman çözüm yapısal reform yapmakta değil bu ortamı hazırlamakta yatıyor. Bu da siyasetin işi.Türkiye'de değişimi yönetebilecek yeni ve daha çok kadrolara ihtiyaç var. O yüzden ben IMF raporunda yer alan "eğitim reformu"nu herşeyden daha çok önemsiyorum.Çünkü bu tür değişimler bir yasa çıkartmak kadar kısa süreli olmuyor maalesef. bununla birlikte uzun süreli eğitim projesi gündeme geldiğinde ise artık topu taca atmak olarak görülüyor. Birkaç dayak daha yemeden maalesef bir üst refah seviyesine ulaşmak zor görünüyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Maalesef eğitim reformu diye giriştiğimiz her hareket bilimden biraz daha uzaklaşmayla sonuçlandı. Biz reformu tam olarak anlayamadık.

      Sil
  20. Merhaba hocam,

    Bugün Mehmet Altan Tarhuncu'ya gönderme yaparak hükümetin Sayıştay politikasını eleştirmiş. Gayet entellektüel bir saptama ve gönderme olduğunu düşünüyorum. Sayıştay çoğu zaman kamu bürokratları tarafından işlevsiz ve verimlilik değerlerinden uzak ve piyasaya koşullarını gündemine almadan denetleme yaptığı konusunda eleştirilir ve kamuda çoğu zaman sorumluluk almak isteyen bürokratların el freni olarak görülmüştür. Bunu ben de işimden dolayı bir çok konuda daha önce yaşadım ve tanık oldum. Buna rağmen Sayıştay'ın son durumu ve hükümetin pasif bir sayıştay yaratma çalışmasını nasıl yorumluyorsunuz ?

    Teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sayıştay, demokrasinin en önemli kurumlarından birisidir. Hesap vermeyen bir hükümetin olduğu bir yerde istediğiniz adımı atın demokrasi olamaz. Önceki dönemlerle ilgili olarak Sayıştay hatalar saptadığında göklere çıkarılır ama mevcut iktidara aynı hataları çıkarınca gözden düşer. Unutmayın bu ülkede 150 yıllık Maliye Teftiş Kurulu kapatıldı.

      Sil
  21. ''IMF’nin saptamalarına göre Türkiye bir seferlik gelirlere dayanarak artırdığı kamu gelirleriyle devamlılık yaratan harcama artışlarını finanse ediyor.'' Hocam bu sözden kasıt devamlılık arz eden giderlerin vergi gelirlerinden karşılanmaması gerektiği mi? Yani SGK giderlerinin SGK gelirlerinden karşılanması gerektiği gibi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayır kesinlikle öyle değil. Bir seferlik gelirler devamlılığı olmayan gelirlerdir. Bunları sürekli sanarak harcamaları artırırsanız bu gelirleri toplayamadığınızda o harcamaları yapamaz duruma düşersiniz. IMF bunu demek istiyor. Ben bunu yaklaşık 6 - 7 yıldır söylüyorum. Ve vergi sisteminde ve kamu harcamalarında yapısal reform yapılması gerektiğini vurguluyorum.

      Sil
  22. Hocam bir şeyden tam emin olamadım size danışmak istedim ; normalde tasarruf eksi yatırım cari açığa eşit. Ve tasarruf artarsa cari açık azalır şöyle bir senaryo gerçekleşse devlet kamu bankalarını ve bazı özel bankaları 1 -2 yıllığına faizsiz bedavadan fonlasa ( tamam enflasyonu artırıcı bir uygulama ama sadece 1-2 yıllığına fonlasa ) bu durumda yetersiz olan tasarruflarımız artmış olmaz mı ve tasarruf arttığından dolayı cari açık azalır mı?hem tasarruf artığından tl ihtiyacımız için borçlanmak zorunda da kalmayız herhalde . Hocam sadece bir sonuca varmak için soruyorum saçma olduysada kusura bakmayın

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tasarruf = Gelir - Tüketim dir. Yani TCMB bankalara karşılıksız para verse bunu borç olarak verecek. Sonunda da geri alacak. Geri aldığında negatif tasarruf olur.
      Ekonomide sonu hüsranla bitmemiş hiçbir kolay çözüm yoktur.

      Sil
  23. Hocam kamunun bütçe açığını finanse etmek için dışardan borçlanıp bunu merkez bankasına yatırarak tl alması enflasyon etkisi yaratmaz demiştiniz çünkü bunun karşılığında döviz yatırılıyor m.b na aynı şeyi şunun içinde düşünebiliriz değil mi hocam bankalar dışardan borçlanıp karşılığını m.b na yatırdığında aldığı tl de enflasyonist baskı oluşturmaz çünkü onun da karşılığı var ( karşılığı m.b na yaptırılan döviz ) genel olarak böylemi düşünmeliyiz

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Genel olarak böyle. Çünkü TCMB, sıkıntı halinde o dövizi satıp TL'leri geri çekebiliyor. Oysa karşşılıksız bastığınız paraları geri çekebilmeniz için vergi koymanız gerekir ki bu da siyasal açıdan o kadar kolay bir iş değil.

      Sil
  24. Hocam ben şunu sormak istiyorum sermaye hareketlerinin serbest bırakıldığı 1989 yılından önce özel sektörün elinde döviz bulunması bile yasaktı peki bu dönemde ülkeler arasında ki karşılıklı ticaret nasıl gerçekleşiyordu ? Yani özel sektörün elinde döviz tutması bile yasakken ihracatçı sattığı malın bedelini bankadan döviz olarak alamıyormuydu ? Sadece tl olarak mı alama hakkına sahipti
    2) sermaye kontrolü olduğu dönemde bize yabancı sermaye doğrudan yatırımla portföy yatırımı ile gelmediğine göre ithalat yapmak istediğimizde bankaya tl yatırdığımızda banka o parayı nereden buluyordu ( doğrudan yatırım ve portföy yatırımı ile gelmediğine göre ) direk dışarıdan borçlanıyormuydu ? Yoksa belirli döviz stokundan mı karşılıyordu ? Rezervlerden mi buluyordu ? Nereden buluyordu dövizi ?
    3) hocam sermaye kontrolünün olduğu zamanlar bankalar şimdiki gibi dışardan borçlanabiliyorlarmıydı ? Yoksa herşey hükümetin denetimi altında mı gerçekleştiriliyordu?
    Hocam o dönemlere yakından şahit olmuş biri olarak bizleri aydınlatmanız mümkün mü ? Son olarak 4) sermaye hareketliği serbest bırakıldığında sabit kur sistemi de mevcuttu herhalde hocam imkansız üçleme gereği serbest para politikası geçerli değildi herhalde acaba gerçekten öylemiydi ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. (1) Özel sektörün elinde döviz bulunması yasak değildi, sadece nereden elden ettiğini açıklaması, kanıtlaması gerekiyordu. Mal ve hizmet ticareti belirli kısıtlamalar olsa da serbestti. İthali yasak mallar listesi oldukça genişti. İthalat için yeterli döviz olmadığından kota ve döviz tahsisi uygulaması vardı. Bir malı ithal etmek isteyen izin alıyor sonra ona o ithalat için gerekli kota tahsis ediliyor o da gidip o izinle TCMB aracılığıyla ithalatı gerçekleştiriyordu.
      (2) Sermaye kontrolü olduğu dönemde de bize yabancı sermaye geliyordu ama miktarı yıllık 1 milyar doların altındaydı. O dönemde dış borçlanmayı devlet (Hazine) ve TCMB yapıyor ve ithalat için gereken dövizi özel kesime buradan veriyorlardı. İthalat bugünkü kadar yüksek olmadığı için bunun gereğini karşılamak çok zor olmuyordu.
      (3) O dönemde bankalar ya da özel sektör dışarıdan borçlanamıyordu. Uzun zaman dış borçlanmayı TCMB yürüttü, 1980'lerin ikinci yarısından itibaren dış borçlanma Hazine'ye geçti.
      (4) Sermaye hareketleri serbest bırakıldığında (1990 yılının Nisan ayında IMF TL'yi konvertibl ilan etmesiyle oldu) Türkiye müdahaleli dalgalı kur rejimine geçeli aşağı yukarı 6 - 7 yıl olmuştu. Yani sermaye hareketleri serbest bırakıldığında sabit kur rejimi terk edilmiş bulunuyordu. Faizlerin de piyasada belirlenmesi esasına geçileli 2 yıldan fazla olmuştu.

      Sil
  25. Her zamanki gibi harika bir özet olmuş hocam, elinize sağlık.

    YanıtlaSil
  26. Hocam arkadaşların sorusuna verdiğiniz yanıtta bireyler dışarıdan fazla borçlanmaz dediniz . Hocam ben şunu sorucam ; herhangi bir sebepten dolayı bankalar dışarının tasarruflarını daha fazla kredi vermek için kullanmasa ve bireylerden de bankalara kredi alabilmek için çok talep gelse herhalde bankalar herkesin talebini karşılayamayacaktır ( ve herhalde az tasarrufdan dolayıda kredi faizleride yükselecektir) böyle bir şey olursa taleplerinin karşılanmadığını gören bireyler dışarıdan borçlanmayı seçer mi?
    Yoksa banka dışarıdan borçlanmasa bile bireylerden gelen kredi talebini her türlü karşılar mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bireylerin dışarıdan borçlanamamasının nedeni dışarıdaki bankaların bireyleri tanımamasından kaynaklanıyor. Siz Türk bankasında yönetici olsanız hiç tanımadığınız bir yabancı bireye kredi verir misiniz? O nedenle yabancı bankalar tanıdıkları Türk bankalara ve tanıdıkları Türk şirketlerine kredi verirler bireylere değil. Türk şirketleri bile krediyi kendi başına almayı tercih etmiyor çoğunlukla çünkü bankalar, dışarıdaki bankalarla karşılıklı işleri olduğu için daha ucuza kredi bulabilirler.

      Sil
  27. Hocam merhabalar,
    Son açıklanan Ovp ile 2013 yılı cari açığı bir önceki Ovp'ye göre 60.7 milyar Dolar'dan 58.8 milyar Dolar'a düşerken cari açık/gsyh oranının 7,1 olarak değişmeyeceğinin öngörülmesi ve %3,6 büyüme olması arasında bir çelişki yok mu? Cari açık düşerken oranın değişmemesi içi gsyh'nin de düşmesi gerekmez mi? Bu olurken de nasıl büyüme olabilir? Tersinden de bakacak olursak cari açık düşerken aynı zamanda büyüme de öngörülüyorsa oranın nasıl 7,1'de kalacağı öngörülüyor? Burada bir çelişki yok mu yoksa kaçırdığım bir şey mi var? Şimdiden teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Cari açık düşüyor ama GSYH da düşüyor. İlk OVP'de GSYH 858 milyar dolardı şimdikinde 823 milyar dolar.

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...