5 Nisan 2014 Cumartesi

Pıtırtı

9 yaşındaydım. O zaman Ankara'da oturuyorduk. Demokrat Parti iktidardaydı, Adnan Menderes başbakandı. Menderes "her mahallede bir milyoner yaratacaklarını" söylüyordu. Hürriyet Gazetesinde bir ilân çıkmıştı. Pıtırtı nedir diye soruyor ve üç yanıt seçeneği sıralıyordu: Fıkra kitabı, hikaye kitabı ve şiir kitabı. Ablam bu soruyu evde herkese sordu. Ben fıkra kitabı dedim. Doğru yanıt verenler arasında yapılacak çekilişte kazananlara arsa verilecekti. Üç kardeşin yanıtları farklıydı. Annem hepsini ayrı ayrı zarflara koyup gönderdi. Televizyonun olmadığı bir dönemin eğlenceleri de bunlardı işte. Bir süre sonra bir mektup geldi. Doğru yanıtın fıkra kitabı olduğu ve benim çekilişte bir arsa kazandığım yazılıydı. 9 yaşında gayrimenkul sahibi olmuştum. Belki de Menderes'in kastettiği milyoner adaylarından birisi bendim.

Mektuptan arsanın yerini gösteren bir de plan çıkmıştı. Babam arabayla keşfe gitti. Etimesgut'un arkasında Yuva köyü diye bir yerde dağ yamacında bir parselin 100 m2’lik bir hissesiydi. Babam arsayı bulamadan geri geldi. Köylüler bir dağ yamacını tarif etmişler o da uzaktan görüp gelmişti. İşlemleri yaptırmak için 50 TL masraf istiyordu çekilişi düzenleyen şirket. Bir kısmı tapu kayıt harcı, bir kısmı başka masraflar içindi, sanırım yarıya yakını da çekilişi düzenleyen şirkete kalıyordu. Yani bir anlamda dağ başında para etmez bir arsayı paylara bölüp hibe gibi göstererek satmış oluyorlardı.  

Babam durumu anlamış bu işten vazgeçmeye karar vermişti. Ne var ki etraftan "çocuğun kısmetine mani olmayın" şeklinde gelen baskılara dayanamayınca parayı yatırıp tapudaki hisse kaydını gösteren belgeyi aldı. Bu belgeyle birlikte 100 m2’lik arsaya yapılabilecek villa projesini gösteren bir de sözüm ona plan vardı. Hayattaki ilk malvarlığım olan o belgeleri çok uzun süre sakladım. Bir işe yarayacağını düşündüğüm için değil, sadece hatıra değeri olarak. Sonra unuttum gitti. Bazen dosyalarımı karıştırırken bu belgeyi gördüğümde aklımdan "kim bilir kimler işgal etmiştir" diye düşünürdüm.

Hafta başından ortasına kadar cep telefonumda bilmediğim bir Ankara numarası beni aradı durdu. Tanıdığım bir numara olmadığı için geri dönüş yapmadım. Sonunda telefon tekrar çalıp da arayan numaranın yine bu Ankara numarası olduğunu görünce merak edip açtım. Karşımda bir emlak komisyoncusu vardı. Bana bu arsa payından söz ettikten sonra babamın ve annemin adlarını okudu. Yaşım tutmadığı için arsa payında üçümüzün de adı geçiyordu. Kayda göre 18 yaşında arsa benim olacaktı. Komisyoncu, bu arsa paylarını 2500 – 3000 TL arasında para ödeyerek topladığını ve benim payımı da aynı fiyatı ödeyerek almaya hazır olduğunu söyledi. Çok şaşırdım. O arsa payının orada hala işgal edilmeden durduğunu asla düşünmemiştim doğrusu. Ayrıca komisyoncunun benim telefonumu nasıl bulduğuna da şaşırdım. Komisyoncu, muhtemelen TOKİ'nin oraya inşaat yapacağını öğrenmiş, arsa paylarını toplamaya başlamıştı. Böyle olduğunu bilmiyorum sadece tahmin ediyorum, yoksa 55 yıl sonra niye bu arsa paylarını toplamaya çalışsın.

Satıp satmamak konusunda oldukça tereddüt ettikten sonra satmaya karar verdim. Gidip uğraşacak halim yoktu sonuçta. Belki ileride daha çok ederdi. Ama ben zaten işgal edilmiş olduğunu düşünerek kafamdan silmemiş miydim o arsayı? Nasreddin Hoca'nın kaybettikten sonra bulduğu eşeği gibi bulmuştum şimdi, fazla üstelemenin anlamı yoktu.

Sonuçta arsa payını 3000 TL’ye sattım. Komisyoncuya işlemleri yapması için vekâlet çıkarmak üzere notere gittim. Noter beni tanıdı. “Bunun gibi pek çok hibeden satış geliyor, İstanbul’dakiler biraz daha pahalıya gidiyor, parselin tamamı olsa para ederdi ama bu kadar pay pek para etmiyor” dedi.

55 yıllık bir öykü böylece sona ermiş oldu. 

43 yorum:

  1. 100 metrekareye 3bin az degil mi hocam

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Belki de az. Ama gidip onunla uğraşacak ne zamanım ne de sabrım var.

      Sil
  2. Hocam oldukça ilginç bir hikaye :)

    YanıtlaSil
  3. aman hocam devam edin,arkasını getirin,arsa spekülatörlüğü iktisatçılıktan daha çok kazandırır

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Keşke yapabilsem ama ben şimdiye kadar gayrimenkul işinden hiç para kazanamadım. Çünkü sabrım yeterli değil.

      Sil
    2. Bu işte önalım hakkınız da vardı.

      Sil
  4. Gerçekten çok hoş hikayeymiş, ancak sizden babanızın verdiği 50 TLnin bugünkü değerini de hesaplamanızı ve belirtmenizi beklerdim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında o hesabı yapmayı düşündüm ama bir pazar yazısını sayılara ve hesaplara boğmaktansa böyle bırakmaya karar verdim.

      Sil
  5. Hocam kusura bakmayın çok yeri değil ama kısa bir sorum olacaktı; bir ülke döviz darboğazına girdiğinde artık çok ihtiyaç duyduğu malları bile ithal edemeyecek duruma mı gelir ?ve bundan dolayı da döviz gelirlerini artırmak için kısıtlayıcı önlemler almaya eğer Buda çare ölmüyorsa borçlanmaya eğer itibarı da düşükse son çare olarak IMF nin mi kapısını mı çalar?
    2)70 cente muhtaç kaldığımız zamanlarda fuel oil bile ithal edilemediğinden çok soğuk bir kış geçirildiği söyleniyor. Hocam o zamanlarda ülkenin rezervi tamamen bittiğinden mi ithalatı gerçekleştirmedik yoksa başka sebebleri varmıydı?
    3)soğuk geçen kış döneminde petrol ithal etmenin başka bir çaresi yokmuydu örneğin rezervlerimiz karşılamaya yetmiyorsa borca alamazmıydık yoksa itibarımız çok düştüğünden bu bile yapılamıyor muydu?
    4)yani hocam eğer ülke rezervlerini ölçülü kullanmaz ise öyle bir zamn geldiğinde en gereksinim duyduğu malı bile ithal edemeyebilir diyebilşrmiyiz ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. (1) Evet
      (2) Rezervler tükenmişti. Çünkü sabit kur rejimi vardı ve TL kendini otomatik ayarlayamıyordu.
      (3) Borç alamaz konumdaydık. O zamanlarda borç piyasası böyle gelişmiş değildi. Dış borç devletlerden alınırdı. Böyle tahvil ihracı filan yoktu.
      (4) O gün için bunu derdik ama bugün için pek diyemeyiz. Dalgalı kur rejimi geçerli olduğu için kur yükselir ve ithalat düşerek zorunlu mallarla sınırlı hale gelir. Ayrıca bugün borçlanma imkanları çok daha geniş piyasalara yayıldı.

      Sil
  6. Talep şiddetlenene kadar beklesemiydiniz hocam, arz belli fiyatlarin yukselmesi kacinilmaz gorunuyor. Ihtiyactan satmadiginizi varsayiyorum...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben bu konularda sabırlı değilim.

      Sil
  7. Mahfi Bey hikayede bahsedilen milyonerlerden olmuş ki arsanın getirisi onu pek ilgilendirmiyor.

    YanıtlaSil
  8. Milyonerler bu konularda daha hırslıdır bilirsiniz.

    YanıtlaSil
  9. Mahfi bey, yazinizi okuyunca cok guldum. Cunku aynisi benim babamin da basina gelmis. Sanirim ayni yillarda o da Hurriyet'ten tam da sizin dediginiz yerde arsa kazanmis. Ben de tapusunu atmaya kiyamayip saklamistim. Sizin su emlakciya ben de ulasip satayim bari! Ismini vermeniz mumkun mudur?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok hoş. Aşağıda adını ve sonradan öğrendiğim cep telefonunu veriyorum:
      Ferdi Büyük
      0535 978 76 15

      Sil
    2. Cok tesekkur ederim. Benimkinide alirsa artik size bir yemek ismarlarim. Saygilarimla....

      Sil
    3. Umarım istediğiniz olur.

      Sil
  10. Bizi sayilara boğun hocam. Sizin analizlerinizi yillardir takip ederim, hata payi en dusuk ekonomistlerdensiniz. Karmasik konulari tabana yayma yeteginiz onunde sapka cikariyorum.

    YanıtlaSil
  11. Önemli olan "pıtırtı"yi bilmiş olmanız. Bu çocuksu mutluluk eminim o arsanın maddi e derinden daha fazladır. Hayatın amacı mutluluk maksimizasuonu değil midir zaten :) ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de aynen sizin gibi düşünüyorum. Bu işin hatıra değeri ve buradan gelen mutluluk, maddi değerinden yüksek benim için.

      Sil
  12. Mahfi hocam emlakcı rantı kaçırmış. Ünlü Ekonomistte burada komşunuz diye düşünseymiş balon balon balon...
    Tabi ki şaka hocam. Mahalle baskısı insanın kararlarında önemli babanızı da arsa almak zorunda bırakmış ve bize anlatacağınız güzel bir hikayede almış. Anneniz babanız sağ ise Allah uzun ömürler versin, değil ise gani gani Rahmet eylesin. Hikaye için teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet işin parasal yanından çok öykü yanı güzel. Her ikisini de kaybedeli çok oldu. Rahmet dilekleriniz için teşekkür ederim.

      Sil
  13. Hocam çok güzel bir hikaye, teşekkürler.Babanızıda anmış olduk , allah rahmet eylesin.
    bu tarz yazılarınızı topladığınız bir deneme kitabı iyi satabilir hocam :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Deneme yazılarımı topladığım ve adı Kendime Yazılar olan bir kitabım var zaten.

      Sil
  14. Keşke satmasaydınız.

    Para edip etmemesi değil.
    İlgilenip ilgilenmemek de değil.

    Büyük şehirleri ele geçiren ve adeta yağmalayan "İNŞAAT ÇETESİNE" yardımcı olmamak için ;

    Keşke satmasaydınız.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Alamadıkları yerleri kamulaştırıyorlar.

      Sil
  15. sayın hocam tms ile tfrs arasındaki fark nedir. ikisi de standart ama farkını tam anlayamadım. tfrs ufrsnın çevirisi onu bılıyorum. saygılar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. TMS Türkiye Muhasebe Standartları
      TFRS ise Türkiye Finansal Raporlama Standartları

      Sil
  16. hocam yorum yazdım çıkmadı nedeni ne ola ki? siyasi içerikli yorumlar çıkmıyor mu artık?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öyle bir şey yok. Bir daha yazın lütfen.

      Sil
  17. Hocam bir ülkede ithalat ne zaman durma noktasına gelir ile alakalı kafamda kurduğum ama işleyişinden tam emin olamadığım bir noktayı dile getirmek istiyorum kontrol ederseniz çok sevinirim;1)eğer bir ülke sabit kur izliyorsa kurun belirli aralıklarda dalgalanmasına izin vermiş demektir eğer piyasad dövize talep artıp kur aralığın dışına çıkmaya başlarsa m.b dövize müdahale ederek kuru bandın arasında tutmaya çalışır tabi bu müdahaleler rezervi düşük olan bir ülkede meydana geliyorsa ve de hükümet de bütün bu ataklara karşı kuru inatla olduğu yerde tutmaya çalışırsa belirli bir vakit sonra merkezin rezervleri azalmaya başlayacak ve sonunda döviz taleplerini karşılayacak bir şekilde bankalara döviz arz edemeyecek bankalar da kur değiştirmesi mümkün olmadığı için elinde ki dövizler döviz ihtiyaçlarını karşılamaya yetmeyecek ve birçok ithalatçı ithalat yapamaz noktaya gelecek bankadaki döviz kıtlığından dolayı .işleyiş açısından yada mantık silsilesi açısından eksik bulduğunuz yer varsa düzeltirseniz sevinirim
    2)Eğer ülkede esnek kur yada müdahaleli esnek kur politikası izleniyorsa m.b cari açığı finanse etmek adına eğer gelen sermaye hareketleri yeterli değilse rezervleri devreye girecek ama hem borçlanmanın hemde rezervlerin bir sınırı olduğu için belirli noktadan sonra merkezin rezervleri piyasaya müdahale edemeyecek biçimde azalırsa döviz kıtlaştığı için piyasada kurlar yükselecek Buda gerekli olan ithalatı yapamamıza sebeb olacak.eksik varsa düzeltirseniz sevinirim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. (1) Sabit kurda esas olarak dalgalanma yoktur. Band içinde sabitlik varsa o band içinde dalgalanma olur. Bunun dışında ilk açıklamanızda eksiklik yok.
      (2) Bu da doğru

      Sil
  18. [1. BÖLÜM]

    Mahfi Bey,

    FED'in QE'yi sonlandırmaya devam etmesi ve yavaş yavaş 2015 (veya daha sonrası) için faizleri arttırmayı planladıkları, Türkiye ve tüm GOÜ'lerin ekonomi gündemine yerleşmeye başladı.

    Bir konuda tahmininizi sormak istiyorum.

    2002'den beri ekonomide -göreceli de olsa- yakalanan iyileşmeler, Türkiye'de siyasi iktidarın 12 yılı aşkın süredir hayatını sürdürmesine yol açtı. Bu durum hala devam etmekte.

    Geçen onca yıl içinde üzerinde ısrarla durulan "yapısal reformlar" zamana yayarak, sindire sindire, ufak ufak yapılsa idi; "yumurta-kapı" ilişkisi gibi şimdi sıkışıp kalmazdık; dediniz, diyorsunuz. Bunu sadece şahsınız değil, ülkedeki binlerce iktisatçı ve "ekonomik büyüme / sosyal gelişmişlik" arasındaki farkları iyi gören ve hangisinin hangisini kapsadığını anlatarak topluma yol göstermeye çalışan herkes söylemeye devam ediyor.

    İsim vermekte bir mahsur görmüyorum, sizin de kendisini tanıdığınızı sanıyorum.

    Aşağıdaki açıklamaları ve soruları "acaba iktidarı nasıl çarçabuk düşürebiliriz?" gibi bir algı çerçevesinde yazmadığımı; sizin hem bilimsel öngörülerinize ve yorumlarınızdaki tarafsızlığa & basit dille anlatıma güvendiğim için yazdım.

    Ümit Akçay'ın yorumuna göre: ( 7 Nisan 2014, T24 - http://bit.ly/1hbL4bT )

    AB içindeki ekonomilerde "durgunluğun" halen devam etmesi, lokomotifleri bir türlü hızlandıramadıkları ve bu durumun daha büyük ve tehlikeli riskleri doğurmasının önüne hemen geçmek için AB ekonomi kurmaylarının kendi QE'lerini başlatmayı planladıkları kısık sesle konuşulmaya başlandı. Fakat yarın tüm ekonomi basınında herkes AB'de QE'nin başladığını avaz avaz bağırıyor; Türkiye'ye sermaye girişlerinin hızlandığı, Mayıs 2013 öncesine nihayet dönüldüğü ve herşeyin yeniden güllük gülistanlık olduğunu söylediğini duyabilir miyiz?

    (Devamı 2. bölümde)

    YanıtlaSil
  19. [2. BÖLÜM - SON]

    Bir başka çelişkili iki örnek:

    A) DenizBank'ın YKB'ı Hakan Ateş Türkiye'de tüm bankaların kar oranının artık geçmiş yıllara nazaran azalmaya başlayacağını açıklaması, bunun hemen ardından TBB başkanı Hüseyin Aydın'ın Ateş'in açıklamasına katılmadığını bildirmesi; "iyimserlik / kötümserlik" algılarının kimde ne kadar olduğunu gösteren güzel bir örnek. Sanırım çoğu yönetici (çoğunlukla özel sektörü kastederek söylüyorum) çalıştığı kurumun yapısına ve bu kurum içindeki pozisyonuna/kıdemine göre "iyimser" ya da "kötümser" oluyor.

    B) Geçtiğimiz aylarda Rahmi Koç'a yöneltilen "FED QE'sinin azalmaya başlaması, döviz kurlarındaki aşırı dalgalanma ve ülke içindeki siyasi çalkalanma ile birlikte sizin görüşleriniz nedir?" sorusu üzerine: "Olayların üzerinden en az 3 ay geçmeli (birinci çeyrek geçsin, ondan sonra), bir yorumda bulunmak için henüz erken." gibi bir cevap vermesi.

    Soruları az çok sezmişsinizdir Mahfi Bey:

    1) Siz AB'nin kendi QE'sini başlatacağını öngörüyor musunuz? Eğer öngörüyorsanız bu ne zaman başlayabilir?

    2) FED'in QE'si ile Avrupa Birliği'nin QE'si aynı şey mi? "Dolar'ın itibarı" ve "Euro'ın itibarı" dünyada nasıl algılanıyor? AB QE'si, en az FED QE'leri kadar yüksek miktarlı mı olur?

    3) Her ne kadar ticaret artık tamamıyla küreselleşmiş ve "finans" denilen yepyeni bir saha oluşmuşsa da; Türkiye coğrafi konumu nedeniyle AB'ye yakındır (AB'ye girmeye çalıştığımızı bir an için yok sayarak soruyorum); bu coğrafi yakınlık sebebiyle AB QE'sinin Türkiye'ye yapacağı etki ile bir diğer GOÜ-BRICS-vb. olan Endonezya'ya, Brezilya'ya veya Hindistan'a yapacağı etki aynı olur mu? "Para, uygun yatak bulursa, coğrafi mesafe bakmaz direkt oraya akar." sözü her zaman geçerli mi?

    4) Suriye'deki belirsizlik devam ederken, Ukrayna'nın kaynamaya başlaması; AB QE'sinin Türkiye'nin ve diğer GOÜ'lerin yüzünü güldürmesine sebep olur mu? Yoksa dünyadaki siyasi belirsizlikler QE'nin etkisini söndürür mü?

    5) QE'nin başlaması demek en basit tabir ile "sıcak para hasatlığı"nın devam etmesi demek! Türkiye hala bu hastalıktan muzdarip ve tedaviyi sürekli geciktiriyor! AB QE'sinin başlaması Türkiye ekonomisi özelinde konuşacak olursak "morfine devam" mı demek? TCMB; "sıcak para oluk oluk akmaya başladı, ee artık biz de faizleri boşuna yüksek tutmayalım, bir an önce indirelim." der mi? Dolar tekrar 1,80 - 1,95 arasına girer mi?

    6) "Yapısal reformlar"ı ciddi ciddi gerçekleştirmek için ikinci bir fırsat AB QE'si olarak değerlendirilebilir mi?

    Yoksa bu QE'den akan parayı, biz, ülke olarak; "çimento-inşaat-yaşam alanı-TOKİ projelerinde kullanmaya devam" mı deriz?

    Kredi kartı kullanımına getirilen kısıtlamalar kaldırılır mı?

    Her şey "eski tas eski hamam" mı olur?

    Saygılarımla,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. (1) AB, durgunluktan çıkmak için kendi QE'sini başlatacak diye tahmin ediyorum. Bunun için de ABD'nin QE'sini iyice düşürmüş olmasını bekliyor.
      (2) AMB'nin QE'yi ne miktarda ve nasıl başlatacağı Almanya'nın tutumuna bağlı. Çünkü Almanya (Bundesbank) gevşemeye pek olumlu bakmıyor.
      (3) AB, QE başlatırsa buradan Türkiye'ye giriş olur mutlaka. Ama artık Avrupalılar, Türkiye'nin uzun süre AB'ye girmeyeceğini tahmin ettikleri için bu giriş AB ile müzakerenin başladığı yıllardaki gibi doğrudan sermaye yatırımı şeklinde değil borç şeklinde olur diye tahmin ediyorum.
      (4) Bu konu oldukça spekülasyona açık. Sanırım tahmin edilmesi çok güç. Kırım olayında çok zayıf tepki veren ABD ve AB'nin Ukrayna'nın bütünü söz konusu olduğunda ne yapacağını kestiremiyorum.
      (5) TCMB'den çok siyasetçiler faiz indirimini gündeme getirmeye başlar. Zaten öyle de oluyor. Doların bir süre daha inmeye devam edeceğini ama fundemental sorunlarını çözemeyen Türkiye'de sonrasında yeniden yükseleceğini tahmin ediyorum.
      (6) Bence yapısal reform fırsatı kaçmıştır. Bir daha yakalanması oldukça zor görünüyor.
      Kredi kartı kısıtlamalarının kaldırılması sanırım bir süre daha söz konusu olmayacak.

      Sil
    2. İnşaat sektörü bu dönemin günah keçisi ilan edinilmeye çalışılıyor, ama bu ne kadar doğru? Sektörün GSYH içindeki payı iki üç katına çıkmış gibi düşünüyoruz, ama hesaplara baktığımızda bunu göremiyoruz. Bu yanılgıya tv ekranlarında, gazete sayfalarında boy boy çıkan reklamlar sebep veriyor olabilir.

      Ayrıca güçlü bir talep varsa, ve siz bu talebi karşılamazsanız yabancı inşaat firmaları karşılar. Buradaki sıkıntı rüşvetlerin, kayıtdışılığın en yüksek olduğu bir sektör olmasından kaynaklanıyor.

      Halkımızın her bireyinin aklında bir ev sahibi olma arzusu var. Kredi faizlerinin düştüğü bir ortamda başka ne beklenebilirdi?

      Türkiye'de dış dünyayla rekabet edebilir bir üretimin karlı olduğu bir ortamı inşa etmenin mücadelesini vermemiz gerekiyor.
      Hammadde ucuz olacak, Enerji ucuz olacak, İşçilik ucuz olacak. Bu konudaki güçlüklerimiz ortada. Değerli bir TL, ithalatı ucuz kılıyor, yani Türkiye'de üretmeyi pahalı kılıyor. Değerli bir TL ile yapısal reformları gerçekleştirmek çok zor. Hele bunu sadece özel sektörden beklemek daha da zor hale getiriyor. Çünkü özel sektör kar odaklı çalışır, ithalat yapmayım daha pahalıya yurtiçinden tedarik edeyim demez. Biz tüketiciler bile bunu demiyoruz.

      Rekabetçi bir TL de sorunlarımızı kısa vadede çözmüyor. TCMB yaptığı bir araştırmada rekabetçi bir TL nin sağladığı ihracat artışı kısa vadede dış finansman ihtiyaç sorunumuzu da çözmüyor. Çünkü bu sorun bir yılda ortaya çıkmadı, bir kaç yılda çözülsün.

      AB nin kendi parasal genişletmesini (PG) başlatması, AB de bir canlanmaya yol açar, Euronun değeri düşebilir. Doların değeri artabilir. Bu senaryoda bizim AB ülkelerine ihracatımız artar, ama düşük Euro, değerli USD karları eritebilir.

      Şimdi ABD PG sürecinde yapmış olduğumuz hataları, gerçekleşirse AB PG' sinde yapmamız gerekir.
      Kaynakları tüketime değil, cari açığı azaltacak sektörlere yöneltmemiz gerekir.

      Sil
  20. Hocam cok guzel bir hikaye tesekkurler. Belki yeri degil ama hocam türkiye de kayıt dışı ekonominin %45 lerde olmasi verki yukunun daha ağır olmasina mi sebep oluyor

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler.
      Kayıt dışılığı ikiye ayıralım. Ben GSYH hesaplarında kayıt dışılığın o boyutta olduğunu sanmıyorum.
      Vergi dışılık ise oldukça büyük olabilir. Bu yapı dediğiniz gibi vergi ödeyenler üzerindeki yükün daha ağır olmasına yol açıyor.

      Sil
  21. Demokrat partiyi biraz daha anlatın derim malumunuz ülkenin ayağına sabun koyan zihniyettir .

    YanıtlaSil
  22. hocam yaklaşık bor haftadır yazilarinizi takip ediyorum. Henüz yorum yapacak kıvama gelmedim. belki size herkesin anladığı ama benim anlamadigim cahilce sorularım olur mazur görün. hikaye çok güzeldi.

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...