15 Haziran 2014 Pazar

Faiz Geometrisi

Faiz ve enflasyon ilişkisi  
Eğer bir kişi tasarruf edip biriktirdiği parayı bir başkasına bir süreliğine borç olarak veriyorsa, borç veren kişi parasını kullanmaktan vazgeçtiği süre için bir bedel ister. Bu bedel, biriktirdiği paranın başkasının kullanımında olduğu süre içinde enflasyon nedeniyle kaybedeceği satın alma gücünü ve bir miktar ilaveyi kapsar. Buna faiz diyoruz.

Tasarrufunu bir başkasına sadece satınalma gücü kaybı yani enflasyon oranı karşılığında kullandıran kişi o parayı kullanarak elde edeceği yararı bedelsiz olarak başkasına devretmiş olur. Bunu da akrabalık, arkadaşlık ilişkisi dışında kabul eden çıkmaz. Bu durumda enflasyon oranından yüksek bir faiz ortaya çıkar.    

Nominal faiz ve reel faizin geometrik gösterimi
Nominal faiz (yani görünürdeki faiz) ile enflasyon arasındaki fark reel faiz olarak tanımlanıyor. Düşük enflasyon oranlarında Reel Faiz = Nominal Faiz – Beklenen Enflasyon formülüyle hesaplanırken yüksek enflasyon oranlarında formül şu hali alıyor: Reel Faiz = (1+Nominal faiz) / (1+Beklenen enflasyon) -1

Bunu bir şekil yardımıyla gösterelim. 


Şekilde faiz – enflasyon doğrusu olarak adlandırabileceğimiz siyah çizgi üzerindeki bütün noktalar faiz ile enflasyonun eşit olduğu yani reel faizin olmadığı (ya da sıfır olduğu) durumu gösteriyor. Örneğin A noktasında bulunuyorsak ekonomide yüzde 5 enflasyon söz konusudur ve faiz oranı da yüzde 5’tir. Bu noktada reel faiz sıfırdır. Reel faizin olmadığı bir durumda kişiler uzun süre tasarruflarını getiri elde etmeden kullandırmak istemezler. Bu durumda tasarruf yapmayacaklar demektir. O nedenle A noktası geçici bir durumu temsil eder. Bir süre sonra bankalar tasarruf çekilişiyle karşılaşır ve faizleri yükseltirler. Bu durumda mavi çizgi üzerindeki B noktasına geçilir, faizler örneğin yüzde 6’ya yükselir ve dolayısıyla 1 puanlık reel faiz ortaya çıkar. 

Bir süre sonra enflasyonun yüzde 6’ya yükseldiğini ve yeniden Siyah çizgi üzerine, C noktasına geçildiğini düşünelim. Bu durumda faizler ilk aşamada artmazsa enflasyonla faizler yeniden eşitlenir ve reel faiz sıfıra iner. Bir önceki süreç yeniden işlemeye başlar, tasarruflar düşer ve bankalar zorunlu olarak faizleri arttırırlar. Bu artışla mavi çizgi üzerindeki D noktasına geçildiğinde yüzde 6 oranında olan enflasyona karşılık faizler yüzde 7,1’e yükselmiş ve yine 1 puan dolayında bir reel faiz ortaya çıkmış olur.

Siyah çizgi ile mavi çizgi arasındaki boşluk reel faizi gösterir. Enflasyon artmaya devam ederse reel faiz daha hızlı artma eğilimine girer. Çünkü enflasyon artışı insanları fiyatlar daha da artmadan almayı planladıkları şeyleri bir an önce almaya yöneltir, tasarruf yapmayı daha zor hale getirir o nedenle faiz olarak ödenecek bedeli de yükseltir. Bazen enflasyon faizlerin önüne geçer. Bu, bazen istemeden bazen de merkez bankasının yönlendirilmesiyle olur. Bu durumda örneğin kırmızı çizgi üzerindeki E noktasına gelmişsek negatif reel faiz söz konusu demektir. Siyah ve kırmızı çizgiler arasındaki boşluk negatif reel faizi gösterir.    

Türkiye’de durum
Aşağıdaki grafik, 2009’dan bu yana enflasyonla (turuncu taralı alan) gösterge faiz (siyah çizgi) arasındaki ilişkiyi gösteriyor. Buna göre; enflasyon düştükçe faiz düşmüş, enflasyon arttıkça faiz de artmış görünüyor. Grafiğe göre faizin enflasyonun gerisinde kaldığı dönemlerden sonra faizde sert düzeltmeler ortaya çıkmış bulunuyor. 



Reel faiz hesaplanırken bugünkü faiz ile gelecekte oluşacak enflasyona ilişkin beklenti esas alınır. Buna karşın ortalama vatandaş karşılaştırmayı bugünkü enflasyonla yapar. Yani bugünkü enflasyona gelecekte de devam edecekmiş gibi bakar. Bu bakış açısı faiz beklentisini ve enflasyona karşı davranışları etkileyen bir bakış açısıdır. 

Bazı ülkelerde negatif reel faiz nasıl oluyor?
Faizin düzeyi konusunda Türkiye için sürekli örnek verilen ekonomiler var. Mesela ABD ve çoğu Avrupa ülkesinde negatif reel faiz olduğu halde nasıl oluyor da tasarruflar düşmüyor? Yukarıdan beri anlattıklarımız normal koşullar için geçerlidir. Yani ekonominin makul bir ölçüde büyüdüğü, enflasyonun çok yüksek olmadığı, deflasyon, resesyon, depresyon, stagflasyon ya da slumpflasyon hallerinin bulunmadığı koşullar için geçerlidir. Eğer bir ekonomide örneğin resesyon ya da deflasyon varsa o zaman faizlerin yüksek kalması söz konusu olamaz. O zaman faizler ya sıfıra kadar geriler ya da hatta bazen eksiye düşebilir. Bugün ABD’de deflasyon ya da resesyon olmasa da likidite tuzağı benzeri bir durum var. İnsanlar para harcamak istemiyor. Eskiden 3 yılda bir arabalarını yenileyen Amerikalılar şimdilerde 6 – 7 yılda bir yeniler hale gelmiş. Bu durumda faizin yüksek olması söz konusu olamaz. Faiz sıfırken bile kimse borçlanmıyor. Daha kötüsü Avrupa için de geçerli. Avrupa’da faizler sıfır dolayında olduğu halde kimse kredi alıp bir harcama yapmak istemiyor. Herkes para biriktirip geleceğini garantiye almanın peşine düşmüş bulunuyor.

Bu tür kriz dönemlerinde oluşan davranışları genelleştirip örnek olarak göstermek yanlış bir yaklaşım olur. Öte yandan bu ekonomilerin öyle hızlı büyüme ihtiyacı da yok. Bu ekonomiler yüzde 1,5 – 2 büyüdüğünde durumları düzeliyor. Oysa Türkiye’nin en az yüzde 5 büyüme ortalamasını yakalaması gerekiyor. Bunu başarabilmek için yatırımlarını arttırması onu başarabilmek için de tasarruflarını arttırması gerekiyor. Bunun da yolu birkaç puanlık pozitif reel faizden geçiyor.

Aşağıdaki grafik 2000’den bu yana tasarrufların / GSYH’ya oranındaki değişimi gösteriyor. Reel faiz düştükçe tasarruflar gerilemiş bulunuyor. Türkiye’nin en önemli sorunlarından birisi budur.  


Sonuç
Her ülke, her ekonomi, kendi koşullarına göre biçimlenir. Başka ülkelerin deneyiminden referans çıkarmak doğrudur ama onları başka bir ülke için de aynen doğru kabul edip uygulamak veya ona göre yorum yapmak doğru değildir. Eğer öyle olsaydı Japonya’nın son 20 yılda batılı ülkelerden çıkardığı deneyimlere göre bütçe açıkları vererek ekonomiyi canlandırma çabaları sonuç verirdi. Japonya son 20 yılda devasa bütçe açıkları verdiği halde ekonomisini canlandıramadı. Çünkü Japon gelenekleri, batılı geleneklere uymuyor. İnsanlar çok daha tutucu davranış sergileyebiliyor. Bu tür sonuçları çıkarırken aynı ülkenin geçmiş deneyimlerine bakmak daha yararlı olabilir. Faiz ile tasarruf arasındaki ilişkiyi ortaya koyan soru şudur: 2000’ler öncesinde Türkiye’de tasarruf oranı niçin yüzde 20’ler düzeyindeydi de 2000’ler sonrasında düşerek yüzde 12’ler düzeyine geldi? Sorunun yanıtı için reel faizlerdeki düşüşe bir bakmakta yarar var.   


43 yorum:

  1. Hocam merhaba
    Tasarruf oranının düşmesinin bir sebebi de Gsyh daki büyümenin inşaat sektörü ile sağlanması olabilir mi?
    Selam ve sevgilerimle

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Olabilir. Çünkü insanlar düşük faizle tasarruf etmek yerine konut alıyorlar. Bu durumda tasarruflarını kullandıkları gibi düşük faizle kredi kullanıyorlar.

      Sil
  2. "Faizin düzeyi konusunda Türkiye için sürekli örnek verilen ekonomiler var. Mesela ABD ve çoğu Avrupa ülkesinde negatif reel faiz olduğu halde nasıl oluyor da tasarruflar düşmüyor?" biraz araştırma yapılsa ABD'de de reel faizle tasarruflar arasındaki ilişkinin geçerli olduğu anlaşılır. Amerikada 80'lerde reel faizler %3'ün üzerindeydi, tasarruf/GDP oranı ise ortalama %21. 90'larda ortalama reel faiz %2'ye, ortalama tasarruf oranı %19'a geriledi. 2000'lerde ise reel faiz eksi bölgeye geçti, tasarruflar %17'ye düştü. rakamlar herkese açık, isteyen baksın (kaynaklar: bea.gov, federalreserve.gov, bls.gov)
    Türkiye'de reel faiz hesaplarken kısa vadeli mevduat faizlerini esas alan ancak iş ABD'ye gelince 10 yıl vadeli hazine kağıdının faizini dikkate alan aklıevvel çakma iktisatçılar olduğu sürece bu tartışma bitmez Hocam :))
    not:FED yıllardır reel faiz hesaplamasında 3 ay vadeli hazine kağıtlarının faizini esas alır

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Katkı için teşekkürler. Çok önemli bir yorum.

      Sil
    2. bir ekleme: IMF'nin veri tabanında ABD brüt tasarruf oranlarıyla ilgili bilgilerde ciddi yanlışlıklar var. doğru veriler için bea.gov sitesi ziyaret edilmeli.

      Sil
  3. hocam yazınız için çok teşekkür ederim, biz öğrenciler için yine harika bir yazı kaleme almışsınız, elinize sağlık. hocam benim biraz bu konu ile alakalı biraz da konu dışı bir sorum var; malum faiz-enflasyon ilişkisi tartılırken maliyet ve talep enflasyonu etkisi ve büyüklükleri de tartışılıyor, benim sorum şu ki; bir enflasyonun maliyet mi yoksa talep enflasyonu mu olduğunu belirmenin net bir yolu var mıdır ya da bunu tam anlamıyla belirlemek mümkün müdür? bir diğer sorum da ülkemiz de ki hangi kurum enflasyonun hangi tür enflasyon olduğunu belirleme de yetkin ya da görevlidir? ilginiz teşekkür ederim. iyi günler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim.
      Enflasyonun köklerini yani ne kadarının talep ne kadarının maliyet kökenli olduğunu anlamak için talep unsurlarını ve TÜFE'deki gelişmeleri, maliyet unsurlarını (ücret artışları, petrol ve doğalgaz fiyatı artışları, kur artışı gibi) e ÜFE'deki gelişmeleri tek tek ele alıp değerlendirmek gerekir. Ben bunu ilk çeyrek için yaptım ve talep ve maliyet etkisinin aşağı yukarı eşit olduğu kanısına vardım.
      Enflasyonun hangi tür olduğunu belirleme yetkisi diye bir yetki yok. TÜİK, her ay ölçüm yapıyor ve enflasyonu hem tüketici bazında hem de üretici bazında ölçüyor. Aslında ÜFE ile TÜFE'deki değişimleri karşılaştırmak bile talep ve maliyet enflasyonunun ağırlıkları açısından bir fikir verebilir. Ne var ki birbirine geçişler (karşılıklı etkiler) bu ölçmenin tam olarak yapılmasını zorlaştırıyor.

      Sil
  4. Hocam siz ne biçim adamsınız ya. Şu ülkede sizin gibi 3-5 hoca daha olsa biz yeni yetmeler adam akıllı bilgi sahibi olur ülkemize hizmet yönünde kullanırız. En girift gözüken konuların bile aslında çok da karışık olmadığını öğretiyorsunuz bize. Ne deyim Allah razı olsun sizden.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. Cümlenin girişinden küfür yiyecekmişim gibi gelmişti ama neyse ki sonu iyi bitti. :)

      Sil
    2. Bende heycanlandıydım küfür geliyor mtk huk muk sıradan geçirecek diye:)))

      Sil
  5. Hocam günaydın.Çok bilgilendirici bir çalışma olmuş emeğinize sağlık.Aklıma takılan bir nokta şu, Faiz ile enflasyon arasında ters ilişki yok mudur? Yoksa ben yazıyı yanlış mı yorumladım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim.
      Bu mesele biraz karışık. Piyasa tümüyle serbest olsa yani MB faize hiç karışmasa enflasyon arttığında bankaların ister istemez faizi de arttırması gerekir. Enflasyon ile faiz arasındaki normal ilişki budur. Çünkü kimse parasını enflasyondan kaybettiğini bile bile kullandırmak istemez. Ama günümüzde MB, bankaları fonlayarak faizi arttırmalarını önleyebiliyor ya da en azından geciktirebiliyor. Bu durumda da bazen enflasyon artarken faizler artmayabiliyor. Bu dediğim kısa vadede geçerli faiz oranlarıdır. Uzun vadede yine ister istemez enflasyonla paralellik kuruluyor.
      Faiz ile enflasyon doğru orantılıdır. Yani enflasyon artarsa faiz artar. Tersi yani faiz artarsa enflasyon da artar mantığı çok geçici bazı maliyet enflasyonları hali dışında doğru değildir. Faiz artırımı genellikle tasarrufu teşvik eder ve talebi düşüreceği için enflasyonu düşürür.
      Özetle söylemek gerekirse işe enflasyon açısından bakarsak enflasyon ile faiz aynı yönde hareket eder. Yani enflasyon artarsa faiz artar. İşe faiz yönünden bakarsak faiz artarsa geçici bazı maliyet enflasyonları hali dışında enflasyon düşer .

      Sil
  6. Hocam, 'Düşük enflasyon oranlarında Reel Faiz = Nominal Faiz – Beklenen Enflasyon formülüyle hesaplanırken yüksek enflasyon oranlarında formül şu hali alıyor: Reel Faiz = (Nominal faiz + 1) – (Beklenen enflasyon + 1)' demişsiniz.

    Burada iki tarafa da +1 koyduğumuzda ne değişiyor ki?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Iyi ki yazdınız çünkü formülü yanlış yazmıştım. Yukarıda metinde düzelttim. Teşekkür ederim.

      Sil
    2. Hocam formülü şu şekilde yazarsanız daha iyi olur ==> Reel Faiz = [(1+Nominal faiz) / (1+Beklenen enflasyon)] -1
      Diğer türlü "-1" ifadesi paydadaymış gibi algılanabilir.

      Sil
  7. Yazınız için çok teşekkürler. Kaleminize sa

    Aslında bizim 2012 yılında yanlış yaptığımızı düşünüyorum. Cari açığı frenlemek için büyümeyi düşürdük ama yıl boşa geçti. Yapısal reform yapılamadı ya da yapılıyor deniliyor ama nerde? Ayrıca, tasarrufları bile doğru düzgün artıramadık ve hala tasarruf oranlarında gerileme söz konusu olabiliyor. Söz konusu hükümet baskıları da malum.

    Sizden bir ricam olacaktı ne kadar uygundur bilmiyorum ama sunmak isterim. Her ay gerek Türkiye'de gerekse yurtdışında önemli veriler açıklanıyor. Bu verilerin ne zaman açıklandığı ve verilerin ne anlama geldiği hakkında kısa bilgilendirici özet yazı kaleme almanız mümkün müdür?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler.
      Bu dediğiniz verileri açıklayan yorumlayan birçok site ve yorumcu var. Ayrıca bir bölümü bu blogdaki ekonomi sözlüğünde de var. Bir de bu konuda bu blogda şunları yazmıştım:

      Özgür Tonus’un Temel Göstergelerle Türkiye Ekonomisi kitabı (Ekin Yayınları, 2013) ve Elif Çepni’nin Ekonomik Göstergeler ve İstatistikler Rehberi kitabı (Seçkin Yayınları, İstanbul, 2012.) Her iki kitap da ekonomide, finansta her gün kullandığımız kavramların, endekslerin, göstergelerin ne anlama geldiğini, nasıl ölçüldüğünü, ne işe yaradığını anlatan rehber niteliğinde kitaplar. İktisat veya finansla uğraşanların dışında her gün televizyon kanallarında tekrarlanan konular hakkında bilgi edinmek isteyenler için başvuru niteliğinde kitaplar. Bu kitaplar okul sonrası sınavlarına hazırlanan öğrenciler için de rehber niteliği taşıyor.

      Bu iki kitaptan yararlanmak mümkün.

      Sil
  8. Mahfi hocam çok teşekkürler, takip edip zihin açıyoruz..

    YanıtlaSil
  9. Hocam çok teşekkürler zihin açıcı yazılarınız için...

    YanıtlaSil
  10. super bir yazı daha tşk hocam negatif reel faizin övünülecek bir durum olmadığını Amerika ve Avrupa örneği ile sade bir şekilde mükemmel açıklamışsınız saygılar

    YanıtlaSil
  11. hocam bldigim kadariyla bir paradox vardi gelir arttikca bir yere kadar harcama artar ardindan harcama artisi azalir tasarruf artis gostermeye baslar turkiyedeki insanlarin %10u
    belki bu tasarruf noktasina
    ulasabiliyor busebep ile faiz enflasyon ne olursa olsun vatandas gecim derdinde geleni harciyor hatta borclaniyor bir ust segment olan grup kredi cekip tasarruf ve yatirimini konuta yapiyor 10 yil geciyor sonra cocuk buyutuyor dogal olarak tasarruflarini ona harciyor yani bizim toplumumuz iktisat paradoxu yaratiyor gelismis duzeydeki ekonomilerde iktisadi veriler gecerli oluyor buyuk bir toplumuz tasarruf noktasina ulasamiyor ki tasarruf artsin

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu dediğinizde doğruluk payı var. Ama birikimlerini konut almak için harcayanlara bakınca yine de tasarruf için bir yer dolduğunu düşünmek mümkün.

      Sil
    2. evet yani konut turkiyede bir tasarruf olabilir kisinin sahip oldugu birinci konut aslinda bir tasarruf ancaklikit anlamida harcama yani aslinda tasarruf algisi farkli ve son yillarda iyice algilar degisti insanlar dusuk faizi nedeni ile tasarruf yerine gayrimenkul yatirimi yapiyor diyebiliriz

      Sil
  12. Hocam tasarruflardan bahsetmişsen son baskıda sizi dinleme fırsatı buldum ve orada tasarrufların %13 civarlarında olduğundan bahsettiniz. Hocam ben Türkiye'nin tasarruflarına bakarken yıl sonlarında harcamalar yönünden tanımlanan milli gelir yaklaşımını kullanarak Y-C=S ve S/Y = tasarruf oranı bu yaklaşımından hareket ederek tasarruf oranını bulmaya çalışıyorum. Sizin söylediğiniz %13 rakamını bu şekilde mi hesaplıyorsunuz yoksa başka hesaplama yönteminden hareketle mi bu orana ulaştınız?
    2) kafamda şöyle bir soru işareti oluştu tasarruflar bildiğim kadarıyla stoktur akım değil. Yani geçmiş yıllardan gelen biriki mi gösteriyor . Eğer yukarıda söylediğim gibi tasarufları harcamalar yöntemi ile yaklaşırsam tasarruflara akım olarak bakmış olmuyor muyum ? Acaba tasarruflar stok olduğundan bankadaki mevduata mı bakmak gerekiyor ? Biraz kafam karıştı acaba sizin söylediğiniz %13 oranı harcamalar yaklaşımından hareketle bulunan %13 mü yoksa mevduat hesabından hareketlemi bulunuyor izah ederseniz sevinirim.
    3) hocam harcamalar yönetimi ile bulduğumuz tasarruf ile mevduat hesabıyla bulduğumuz tasarruflar farklı çıkmaz mı? Sonuç olarak birisinde ülkede ki üretimden tüketimi çıkartarak tasarrufa ulaşıyoruz öbür yöntem ise ülkede üretim yada tüketim olmadan da tasarruf artışı olabiliyor örneğin yabancı bir ülkede ki birisi Türkiye ye gelip mevduat hesabı açtırması . Kısacası tasarruflar gelirin tüketilmeyen kısmı olduğundan buradan hareketle tasarrufu hesaplamamız lazım değilmi ? Aydınlatırsanız sevinirim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. (1) Burada ele aldığımız tasarruflar sadece yatırımlarda kullanılabilecek olan tasarruflardır. Hesabı ben yapmıyorum. Yüzde 12,6'lık oran açıklanmış resmi orandır.
      (2) Tasarruflar hesaplanırken mevduatlardan hareket ediliyor.
      (3) Yatırımlarda kullanılan tasarruflar bankalardaki mevduattır. Aksi takdirde evlerde saklanan ya da altına yatırılan paraları da tasarruf saymamız gerekir ki bunlar yatırımlar için hazır değerler değildir.

      Sil
  13. Hocam konu ile alakalı olmayan kısa bir sorum olacak 1 Ocak 1996 da yürürlüğe giren gümrük birliği anlaşması gereğince sanayi mallarında sıfır gümrük uygulamasına geçildi . Bunun haricinde mevzuatların uyumlaştırlmaya ,ortak ticaret ve ortak rekabet kuralları oluşturulmaya çalışılıyor bu ne anlama geliyor ve neden mevzuatlar uyumlaştırlmaya çalışıyor buna neden gerek duyuluyor ? İzah etmeniz mümkünmü?
    2 ticarette teknik engeller ve standartlar kavramında. Ne anlamalıyım ? (Ekonomi bakanlığı sitesinden baktım fakat sizin yalın ve mantık silsilesi içerisinde ki anlatımız konu hakkında fikir sahibi olmamı sağlayacaktır. )

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gümrük birliği sonuçta Avrupa Birliğinin tek pazara dönüşmesindeki en önemli adımlardan birisi. Gümrüklerin sıfırlanmasının dışında birçok konuda uyumlandırılmış kurallar gerekiyor. Örneğin bir ülkenin enerjide subvansiyona giderek düşük fiyat uygulaması diğerlerinin rekabet şartlarını bozar. O nedenle bu tür uygulamalarda ve kurallarda birlik sağlanması gerekiyor. Sanayi ürünlerinde standartların da uyumlandırılması gerekiyor. Örneğin otomobillerde farklı emisyon standartları karşılıklı rekabeti bozucu sonuçlar doğurur. Daha yüksek standart arayan bir ülkeye araba ihracı zorlaşır. O nedenle bu tür standartlarda da uyum sağlanması gerekiyor.

      Sil
  14. hocam bir nokta da aklıma takılan bir husus var yardımcı olursanız sevinirim; sonuç olarak yatırımların kaynağı tasarruflardır.sizinde belirtiğinis gibi yatırımların milli gelire oranı %22 Lerde olmasına karşılık tasarrufların oranı ise %13 civarındadır. Aradaki farkta başkalarının tasarruflarını kullanarak yatırım yaptığımızı gösteriyor.bugün son baskı proğramınızda da söylediniz yatırımlar için bir kaynağın oluşması lazım o kaynaklarda tasarruflardır peki hıcam örneğin biz tasarruflarımızı yatırımlar civarına yani %22 lere getirdik diyelim sonuç olarak yaptığımız yatırımlar içerisinde yabancı aramaları,teçhizatlar, makinalar ,v. Yok mu? Biz bu kendi biriktirdiğimiz tasarruflarla bu yabancı malları nasıl alabileceğiz ki yine bizim dış tasarruflara ihtiyacımız olmayacak mı? Yine dışardan para bulmak zorunda kalmayacakmıyız ?
    2) hocam aslında yukarda ki sorduğum soru ile alakalı kafamda bir cevap var fakat tam emin olabilmiş değilim ama şu şekilde düşünsek doğru olur mu; tamam biz tasarruflarımız artırsak ta eğer içeride aramalı, yatırım malı gibi şeyleri yurtdışından ikame edecek şekilde üretimini yapmıyorsak yine bu malları tasarruflarımızın artmasına rağmen. Yine ithal edeceğiz fakat tasarrufların artması ile beraber tüketim kısılacak tüketim mallarının içinde ithal malları olduğu için doğal olarak onların ithali de azalacak . Yani biz aramalarını , yatırım mallarını kendi biriktirdiğimiz tasarruflarla tabi kide alamayacağız(bizim paramızı yutdışında kabul etmedikleri için) fakat tasarruf artışının yaratığı etki ile ithalatımızı artık ihracatımız ile finanse edeceğimizden borçlanmaya gerek kalmayacak .bu şekilde düşünsem yanılırmıyım hatam varsa duzeltirseniz sevinirim.

    YanıtlaSil
  15. Hocam,
    Reel Faiz = (1+Nominal faiz) – (1+Beklenen enflasyon) yerine Reel Faiz = (1+Nominal faiz) / (1+Beklenen enflasyon) yani bölü olması gerekiyor sanırım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu hataları öğrenci yapsa zayıf veririz. Teşekkürler hatırlatma için, düzelttim.

      Sil
    2. Hocam hatta -1 eklememiz gerekmiyor mu? Yani reel faiz=(1+nominal faiz )/(1+beklenen enflasyon ) çıkan sonuçtanda -1 eklememiz gerekmiyor mu?

      Sil
    3. Haydi onu da ekleyelim de tam olsun.

      Sil
  16. Avrupa ya da Amerikan halkı gelecek yönünden biraz daha tetbirli ve araştıran bir yapıya sahip brnce insanlar son krizden sonra artık ekonomik kararlar alırken bugünün verilerinin değil gelecek dönem ekonomik verileri de hesaplıyor rasyonel beklentiler kuramı işliyor şu anda insanlar ne kadar harcamaya teşfik edilesede tetbiri elden bırakmıyorlar. Türkiye de bu nokta da sorun var bence biz bugünkü değerlerle harcama ya da tasarruf yapıyoruz. Harcamaların faiz esnekliği diğe bir şey olsa bizimki çok yüksek çıkar bence bunu diğer ben araba piyasının ilk 5 ayında gözelemleye biliyorum geçin yıl aynı dönemine gör yaklaşık %26 lık bir daralma var yanlış hatırlayamıyorsam biz faizleri falan indirirsek o yere sert iniş değil ğarçalanarak ineriz doğrumu düşünüyorum acaba üstad?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tümüyle doğru düşünüyorsunuz.

      Sil
  17. Tasarruf için gelirin belli bir seviyede olmasi gerekir.Genel ihtiyaçları bile tam olarak karşılamayan bir gelir ile nasıl tasarruf yapabilir Türk halkı ? Gelir dagılımı nasıl daha adaletli hale getirilebilir önce bu problemi çözmemiz lazım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bütün bunlar doğru ama 2000'ler öncesi Türkiye'sinde gelir daha düşükken ve gelir dağılımı daha bozukken tasarrufların GSYH'ya oranı % 20 idi. Şİmdi ise % 12,6. Gelir arttığı, gelir dağılımı biraz daha düzeldiği halde tasarruf oranı düşmüş. Demek ki başka bir şey var. O başka bir şeyin o dönemde var olan ve 2000'ler sonrası yavaş yavaş ortadan kalkan pozitif reel faiz olması ihtimali hiç de az değil.

      Sil
  18. Hocam yazınız için teşekkürler. hocam faizlerin düşünce bunun hemen yatırıma kanalize olacağı gibi bir düşünce var bu yanlış değil mi ?teşekkürler

    YanıtlaSil
  19. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  20. hocam yazınız için teşekkür ederim. Acaba faiz ile tahvil fiyatı arasındaki ilişkiyi açıklayan bir yazı yazmayı düşünür müsünüz? Eğer düşünürseniz çok makbule geçer, çünkü gerçekten karışık bir konu, bu konuyu tam anlamıyla anlamakta güçlük çekiyorum. Şimdiden teşekkürler hocam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu konuda yazım var zaten. http://www.mahfiegilmez.com/2013/06/faiz-yukselince-kim-kazanr-kim-kaybeder.html

      Sil
  21. Hocam enflasyon ile faiz arasındaki doğru orantıya bakarak enflasyonun talep enflasyonunun daha ağırlıkta olduğunu söyleyebilir miyiz?

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...