19 Ekim 2014 Pazar

Üniversite Süresini Nasıl Değerlendirmeli?

Varoluşçu felsefenin kurucusu sayılan Danimarkalı filozof Sören Kierkegaard’ın çok sevdiğim bir sözü var: “Yaşam yalnızca geriye bakarak anlaşılabilir ama ileriye doğru yaşanmalıdır.”

Bazı arkadaşlar yazdıkları e-postalarda ya da yazılarımın altına yaptıkları yorumlarda şöyle ifadeler kullanıyor: “Keşke yazdıklarınızı daha önce okusaymışım. Koskoca bir üniversite yaşamını boşa geçirdim. Liseden sonra üniversiteyi kazanınca her şey bitti sanıp ders çalışmayı bir yana bırakmıştım. Sadece okutulanları ezberleyip sınıf geçerek okulu bitirdim. Şimdi hiçbir şey bilmediğimi hissediyorum.” Ne yazık ki bu ifadeler üniversiteye bilinçsizce başlayan öğrencilerin pek çoğunu bekleyen tuzağın bir özeti.

Çoğu öğrenci lisede çok yoruluyor. Bu yorgunluk bir yandan lise dersleriyle uğraşmanın, bir yandan da üniversiteye hazırlanmak için ek çalışmalar yapmanın, kurslara, dershanelere gidip konuları en baştan ele almanın, yüzlerce binlerce test çözmeye çalışmanın yarattığı bir sonuç. Gencecik insanlar, liseyi, kendilerine hemen hemen hiç zaman ayıramadan, hep ders çalışarak ve çoğu kez ileride ne işe yarayacağını bilmedikleri denklemleri, formülleri ezberleyerek geçiriyorlar. Sonuçta üniversiteyi kazandıklarında ya hedefe ulaştıklarını düşündükleri ya da artık enerjilerini tükenmiş hissettikleri için çalışmayı minimum düzeye indiriyorlar. Üniversite eğitimini, oraya girmek için harcadıkları çabadan çok daha az çaba harcayarak ve üstünkörü bilgi edinerek tamamlıyorlar. Bunun sonucunda da yukarıya aldığım ifadelerle özetlenen durumla karşılaşıyorlar. Örneğin ekonomi eğitimi almış olanların çoğu, ekonominin ne işe yaradığını bilmediği için kendisine ekonomist (iktisatçı) diyemeyen bir mezunlar yığınına dahil oluyor. Ekonomi okumuş çoğu kişiye “mesleğiniz ne” diye sorsanız alacağınız yanıt çalıştığı yere göre biçimlendirilmiş bir yanıttır: “bankacıyım”, “sigortacıyım”, “pazarlamacıyım”, “muhasebeciyim.” Çünkü iktisatçı olmak farklı bir şeydir. İktisatçı olmak için ekonomi okumuş olmak yetmez. Analiz yapmayı öğrenmek gerekir. Bunun dersi olsa bile insanın kendi kendine öğreneceği bir şeydir analiz yapmak. Sayılara bakmak, oranları ele almak, onları analiz etmek, geçmişe ilişkin sonuçlar çıkarmak, geleceğe ilişkin tahminler yapmak ayrı bir çalışma gerektirir.

Lisede başarılı olamadığım halde üniversitede ve sonrasında başarılı olduğum için bu konuda ne yaptığımı paylaşarak yani somut örnek vererek size deneyimimi aktarmak istiyorum.

Üniversite sınavını kazanıp da istediğiniz bölüme girmişseniz bu sizin için olumlu bir gelişmedir. Çünkü insanın sevdiği bir işle uğraşması, işin içine sevgiyi katması öğrenmeyi çok kolaylaştırır. Ne yazık ki biz genel olarak çocuklarımızı böyle bir bilinçle, böyle bir bilgiyle yetiştirmiyoruz. Dolayısıyla liseyi bitirip üniversiteye girerken çoğu öğrenci o bölüme ya anne ve babasının istediği bir işi yapmak için veya birisinden etkilendiği için ya da puanı o bölüme yettiği için giriyor. O nedenle de çevremizde giderek artan sıklıkla mühendislik okumuş ama aşçılık yapan, işletme okumuş ama kameramanlık yapan kişilere rastlıyoruz. Yani sistem, öğrenciyi baştan bilinçlendirip sevdiği ya da seveceği dallara yönlendiremiyor. Sonuçta yaptığı işi sevmeden yapan binlerce insanın bulunduğu, o nedenle de başarının düşük gerçekleştiği bir topluma sahip bulunuyoruz.
Burada, öncelikle ekonomi bölümünde okuyanlar için bir üniversite dönemi rehberi veriyorum:
(1)   Üniversiteye girdiğinizde kesinlikle her şeyin bittiğini, liseyi bitirip üniversiteye girerek hayatınızın en büyük başarısını elde ettiğinizi, asla düşünmeyin. Ve kesinlikle “ben üniversiteye filanca sıradan girdim” gibi başarı öyküsü anlatan cümleler kurup kendinizi havaya sokmayın. Üniversiteye giriş her şeyin bittiği değil, başlayacağı andır. Bunu asla aklınızdan çıkarmayın.
(2)   Okul açılmadan gideceğiniz sınıfta hangi derslerin ve hangi kitapların okutulacağını öğrenip onları alın. Okul başlamadan onların bir bölümünü hızlıca okuyun. Okuyacağınız bölümün en iyi olduğu okulu belirleyip orada aynı konularda hangi kitapların okutulduğunu saptayın ve onları da alın. Bir yandan da onları okuyun. Eğer gittiğiniz okul o bölümde Türkiye’de en iyi okulsa, okutulan derslerin ABD veya o konuda en iyi olan ülkedeki ders kitaplarını edinip okumaya çalışın.
(3)   Okul açıldıktan sonra her ders öncesi o derste okutulacak bölümü bir kez gözden geçirin. Kafanızda çözemediğiniz sorular oluşursa bunları not alın ve derste hocaya sorun.
(4)   Ben Mülkiye’de ekonomi ve maliye okurken ekonomi kitaplarını üç kez okumak yerine aynı dersi üç ayrı kitaptan okurdum. Bir örnek vereyim. Mikroekonomi dersine Orhan Türkay gelirdi. Türkay’ın o zaman yayınlanmış kitabı yoktu. Renkli tebeşirlerle gelir, şekilleri büyük bir özenle çizer ve anlatırdı. Sürekli not tutardık. Ben bir yandan da İstanbul İktisat Fakültesi’nde aynı ders için okutulan Sencer Divitçioğlu’nun Mikroiktisat ve Yüksel Ülken’in Fiyat Teorisi kitaplarını okurdum. Zaman zaman okulun kütüphanesinden İngilizce mikroekonomi kitapları alıp onları da gözden geçirirdim. Ders notlarını üç kez okuyanlar sınavda benden yüksek not almışlardı. Ama üniversite bitip de iş meslek sınavlarına girmeye gelince ben hepsinden yüksek notlar aldım. Ve her şeyden önemlisi farklı kitaplar okuduğum için farklı bakış açısı ve analiz yeteneği edindim. Benim okuduğum dönemlerde kitaplara ve bilgiye erişmek kolay değildi. Kütüphanelere gitmeniz, kitapları bulmanız ve öyle çalışmanız gerekiyordu. Oysa şimdi birçok bilgiye internet kanalıyla anında ulaşma imkanı var.
(5)   Okulda okutulan derslerin yanında mutlaka yardımcı alanlarda okuma yapın. Ekonomi okuyup da muhasebe dersi hiç görmemiş kişileri öğrendiğimde çok şaşırıyorum. En azından temel muhasebe bilgilerine sahip olmadan iktisatçı olunmaz. Onun için eğer bölümünüzde yoksa mutlaka genel muhasebe kitabı alıp kendiniz çalışın. Bununla da yetinmeyin mali analiz de çalışın. Bunlara erişmek artık kolaylıkla mümkün oluyor. Hem piyasada birçok kaliteli muhasebe ve mali analiz kitabı var hem de internet aracılığıyla bu konulara ulaşılabiliyor.  
(6)   Mutlaka matematik çalışın. Matematik, analiz yeteneğinizi artırır. Tek başına pek bir işe yaramayacakmış gibi görünen (en azından lisedeyken bana öyle gelirdi) koordinat sitemi, grafikler, türev, integral, matrisler vb ekonomiye ve birçok diğer bilim dalına uygulandığında anlam kazanıverir.  
(7)   Diyelim ki ekonomi okuyorsunuz ve ders programınızda siyaset bilimine giriş dersi var. O ders, size genel kültür verecek bir derstir. Size birçok şey kazandırır ama zamanınızı o derse daha az ayırın. Örneğin o dersten üç kitap okumanız gerekmeyebilir. Ya da çok sevmişseniz onunla ilgili okumaları yaz tatilinde yapın.

Buraya kadar anlattıklarımın yorucu şeyler olduğunu biliyorum. Yaşam da birçok şey gibi programlanabilir. Günde 8 saat uyuduğunuzu, 6 saatinizi derste geçirdiğinizi düşünürsek geriye 10 saatiniz kalır. Bunun 5 saatini eğlenerek, dinlenerek, müzik dinleyerek, sohbet ederek geçirdiğinizi düşünürsek kalan 5 saati iyi değerlendirirseniz 4 yılın sonunda (yılda 250 gün x 5 saat x 4 yıl hesabıyla) 5.000 saatlik bir çalışma yapmış olursunuz ki bu süre, sizi uzman yapmaya yetecek bir süredir.

Yaşam burada anlattığım kadar planlı ve programlı bir süreç değil tabii ki. İyi gün olur, kötü gün olur, insan her planladığını her zaman yapamaz. Ben de onun için 360 x 5 saat hesabı yerine, 250 x 5 saat hesabı yaptım. Böylece yılda 100 günden fazlasını ders dışı zamana ayırdım. Bu 100 günde 1 saat roman, felsefe, tarih vb okusanız bu da ileride size pozitif bir katkı olarak döner.  

Burada genel bir rehber sunmaya çalıştım. Özellikle mezun sayısının her geçen gün arttığı, rekabetin giderek yükseldiği günümüz ortamında üniversiteye başlarken ya da halen okurken önünüzde iki seçenek var: (1) Üniversiteye girmiş olmayı yeterli başarı görüp, okutulanları ezberleyip mezun olmaya çalışmak. Böylece günde 5 saat çalışıp 5 saat dinlenmek yerine 1 saat çalışıp 9 saat gezip tozarak yaşamın keyfini çıkarmak. (2) Yukarıda sunduğum gibi bir programla bu dört yılda günde 5 saat çalışıp, 5 saat gezip tozarak üniversiteden hakkıyla mezun olmak. İlki 4 yıl keyifli bir yaşam sunan bir seçenek. Ama devamı yok. Bu yolu seçerseniz okulu bitirdikten sonra hayal kırıklığına uğramış binlerce mezundan birisi olacaksınız demektir. 4 yıllık eğlencenin sonu ne yazık ki hüsranla bitecek. İkincisi, okul sırasında eğlenceden biraz fedakarlık edip kendinizi yaşama hazırlama seçeneği. Onun yollarını yukarıda anlatmaya çalıştım. 4 yıl biraz sıkılıp yorulsanız da mezun olduktan sonra o çabanın karşılığını almanızı ve kalan yaşamınızı daha rahat geçirmenizi sağlayabilecek bir seçenek.

Yaşam bu tür seçimlerle doludur. Bir şeyi seçerken bir başka şeyi yapmaktan vazgeçersiniz. Ekonomi biliminde buna alternatif maliyet ya da vazgeçme maliyeti diyoruz. Dört yıl gezip tozmanın alternatif maliyeti mezuniyet sonrası işsiz kalmak olabilir. Tercih kuşkusuz sizindir.  



101 yorum:

  1. her meslekte olduğu gibi iyi bir iktisatçı olabilmek için de yetenek gerekiyor. normalin biraz üzerinde yeteneği olan bir futbolcu 1.ligde oynar, Türkiye'de ünlü bir oyuncu olabilir ama yurtdışına transfer olmak, yurtdışında tanınmak daha üstün yetenek gerektirir. iktisatçılar da böyle. bazıları yerelde tanınır, doğduğu ülkede iyi işler yapar ama yurtdışında ses getirecek bir çalışmaya her iktisatçı imza atamaz. tabii iyi bir futbolcu olmanın yeteneğin yanı sıra haftada 6 gün antrenman gerektirmesi gibi iyi bir iktisatçı olmanın da geceleri uykusuz kalarak, data peşinde koşarak sürekli araştırma yapmayı gerektirdiği unutulmamalı.
    iktisat okuyan öğrencilerin meseleye bu şekilde bakmaları lazım. iyi bir iktisatçı olabilecek yeteneğe sahiplerse zaten 1.sınıftan itibaren kendi arkadaşlarından daha farklı olduklarını hissederler. eğer sıradan bir öğrenci iseler o zaman daha çok ilgi duydukları alanlara yavaş yavaş yönelmeleri iyi olur. amaç üniversiteyi bir şekilde bitirmek ve ilgi duydukları alanlarda çalışmak için kendilerini yetiştirmek olmalı.

    YanıtlaSil
  2. Hocam yazınız Üniversitede okuyan arkadaşlar için eminim çok faydalı olacaktır. Maalesef Üniversitede okurken sizin gibi rehber kişileri tanıyamamış. Üniversitede İİBF okuyup Kamuya KPSS ile girmiş, ancak kendisinin yeterli olmadığını düşünen ve kendisini geliştirmek isteyen arkadaşlar içinde tavsiyelerinizi bekliyoruz. Saygılarımla

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında daha önce benzer şeyleri yazdım ama ileride tekrar yazarım.

      Sil
    2. Meehaba hocam. Ben ticaret lisesinden mezun oldum daha sonra 2 yil muhasebe okudum. Dgs ile iktisada gecis yaptim yasadigim yerin sartlari ve ufak saglik problemleri yuzunden kendimi hic gelistiremedim bildigim tek sey muhasebe. Simdi cok zorlaniyorum 3.sinif ogrencisiyim 1 2 den ders aliyorum ama ben sadece okulla yetinmek bitirmek icin okumak istemiyorum yurumek gelismek buyumek istiyorum. Yazilariniz cok hosuma gitti projeler aktiviteler dil ve kendimi gelistirmek ustiyorum yardimlariniz ve muhtesem tavsiyelerinizi bekliyorum tesekkurler.

      Sil
  3. Ah hocam ah keşke son sınıfta okumasaydım bu yazıyı ama yinede zararın neresinden dönersen kârdır değil mi..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle. Daha çok gençsiniz. 4 yılda yapmadığınızı mezun olduktan sonra 1 yıl içinde yapmaya çalışarak telafi edebilirsiniz.

      Sil
  4. Merhaba hocam,
    Bu yazının üzerine iktisat bölümü öğrencileri için türkçe ve ingilizce ayrı ayrı olmak üzere geniş bir okuma listesi önerebilir misiniz? Ayrıca internette takip edilmesi gereken siteler ve yazarlar üzerine de ayrıntılı bir döküman oluşturursanız çok faydalı olacaktır. Merakla bekliyoruz. Sevgiler.

    YanıtlaSil
  5. Cok guzel yazmışsınız hocam bu yazınin tüm üniversitelerin girisine büyük harfle yazılması gerekli

    YanıtlaSil
  6. Hocam güzel bir yazı olmuş. 2.sınıf iktisat öğrencisiyim.Lise kpss sınavında ortalama bir puan yapmam beni kamuya gitme fikri oluşturdu. Bunu maliyet muhasebesi, mali tablolar analizi vb. seçmeli derslerle hazırlamayı planlıyorum. Bunlara ek olarak nelere çalışmamı önerirsiniz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. hocam yabancı dil konusunda bizi öne çıkaracak diğer dil nedir?

      Sil
  7. Ferruh Atalay19 Ekim 2014 15:04

    Hocam seviyoruz sizi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler ben de sizleri seviyorum. Bunları yazma nedenim de o zaten.

      Sil
  8. Yabancı dil yabancı dil yabancı dil

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok önemli. Okulu bitirirken mutlaka bir yabancı dil bilerek bitirmek gerekir.

      Sil
  9. Çok faydalı bir yazı. Keşke 18-19 yaşlarımda böyle tavsiyeler veren biri olsaydı etrafımda. Ne yazık ki bizden geçti artık.

    Çocukları üniversiteye bir test sınavının sonucuna göre alıyoruz. Bilgisayar mühendisliği hayalleri kuran bir çocuk puanı yetmediği için gıda mühendisi oluyor mesela. Yani bu çocuğa diyorsun ki, "Sınavda 10 soruya daha doğru cebap veremediğin için seni bu bölüme alamayız. Senden bilgisayar mühendisi olmaz, kusura bakma". Halbuki bilgisayar mühendisliği okuma şansı versen belki Bill Gates olacak 10 soruya eksik cevap veren o çocuk. En yetişkin adamın bile aşmakta güçlük çekeceği kalın bir duvar örüyorsun bacak kadar çocuğun önüne... Yani çıkış yolumuz çok yanlış. Mevcut yapıda çocuklar bölüm seçmiyor; bölüm çocukları seçiyor.

    Bir de işin şu boyutu var Hocam: Ben şahsen, ülke insanının kutuplaşmasında ve kutuplaştırılmasında bahsettiğiniz bu "binlerce mutsuz insan üreten sistemin" payı olduğunu düşünüyorum. Mevcut eğitim sistemi ve çocuk yetiştirme yöntemlerimiz mutsuz insan üretmekten başka bir işe yaramıyor. Mutsuz insan kendisini sevmez. Kendisini sevmeyen, özsaygısı olmayan, başkasını da sevip sayamaz. Hal böyle olunca bu insanlar birbirinden nefret etmeye başlıyor ve bu nefret yurt geneline yayılıyor. Mutsuz insanlardan kurulu böyle bir toplumda da kutuplaşmalar kaçınılmaz oluyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet doğru saptamalar.
      Kaç yaşındasınız bilmiyorum ama ben Hititler üzerine çalışmalarımı derinleştirip yazmaya yöneldiğimde 50 yaşındaydım. Şimdi o konuda uzman sayılacak kadar bilgim ve basılmış 3 kitabım var

      Sil
  10. Hocam bir de bu arkadaşların imkanlari dogrultusunda günü bedensel olarak en az 30 dk aktivite icerisinde gecirmeleri, şehir icinde bile olsa yürüyüş cok onemli. Bir de sizin de vurguladiginiz uzere ders/okul hersey demek degil. Tiyatro, müze-sergi takibi, enstruman calmak, okuldaki sosyal klüplerden en az 1 tanesinde aktif rol almak vb gibi aktiviteleri de hayatlarina sokmalari cok onemli. Bunlara nasil para yetistirecegim diye dusunen arkadaslar mutlaka vardir. Cep telefonu modalarini takip etmezler, gereksiz bir takim harcamalari yapmazlar ise(hepimiz yapiyoruz mutlaka vardir) yukarida saydiklarima mutlaka kaynak yaratilir. Son söz "insan yaptiklari icin degil, yapmadiklari icin pisman oluyor"- bunu da asla unutmamalilar... Tesekkurler, iyi pazarlar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok doğru katkılar, teşekkürler.

      Sil
  11. Kendini geliştirmiş bir insan işte böyle mütevazı olur, bildiğini aktarmak için cirpinir, dünyaya ve etrafına faydali olmak için yaşar. Keşke katma değer üreten insan sayımız daha fazla olsaydı. Belki daha umitvar olurduk. Teşekkürler hocam

    YanıtlaSil
  12. Sayın Dr. EĞİLMEZ; okudum, çok beğendim, yararlandım ve hatta daha fazla yararlanılması için paylaştım.. Detaylı teşekkürümü de mahfie@gmail.com e-adresinize göndereceğim....

    Andığınız KIERKEGAARD'ın “Yaşam yalnızca geriye bakarak anlaşılabilir ama ileriye doğru yaşanmalıdır.” sözü ile örtüşebilen uzun soluklu sarmal bir projeler sürecini de paylaşarak..

    YanıtlaSil
  13. hocam yabancı dil konusuna olan yaklaşımınızı merak ediyorum, bununla ilgili de bir yazı yazarsanız sevinirim. saygılar hocam.

    YanıtlaSil
  14. Hocam sıkı adamsınız, sizi seviyorum.

    YanıtlaSil
  15. Çok güzel yazmissiniz umarım kendine yatırım yapmak isteyenlere ulaşır herşeye ragmen ilim irfandan vazgecmeyelim emeğimize saglik

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Atatürk'ün dediği gibi: Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.

      Sil
  16. Hocam istanbul üniversitesi Sbf'de siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler okuyorum (bu sene basladim hazirliktayim) Acikogretimden de iktisata basladim. Bu yazı önümdeki en az 5 yıl için rehber olacak, teşekkür ederim. Ayrıca başka herhangi bir tavsiyeniz varsa da, hangi konuda olduğu fark etmez, minnettar kalırım. :) Saygılar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında tavsiyelerimi bu blogda yazdım ve yazmaya devam edeceğim.

      Sil
  17. Allah razı olsun Hocam genclerimize ve universite mezunlarina ışık tutuyorsunuz.

    YanıtlaSil
  18. [1. BÖLÜM]

    (Toplam 10 bölümlük yorum)

    Sayın Eğilmez’e ve bu sayfanın ziyaretçilerine hatırlatma:

    “BEYAZ YAKA” OLALIM DERKEN “BEYAZ YAlaKA” OLMAMAK İÇİN NELERE DİKKAT EDİLMELİ ?!

    “YENİ ORTA SINIF (Y.O.S.)” GEÇMİŞTE BENİMSEDİĞİ “DIŞLAYICI” DİLİ TERKEDİP; YAVAŞ YAVAŞ “KAPSAYICI” BİR DİLE EVRİLMEYE BAŞLADI.

    ÜLKEDE ŞU AN İÇİNDEN GEÇMEKTE OLDUĞUMUZ YOĞUN SİNİR HARBİ DÖNEMDE BU DİLİN İLK İŞARETLERİNİ GÖZLEMLEYEBİLİRİZ.

    YAKIN GELECEKTE BU DİL HEM GÜNDELİK HAYATIMIZIN, HEM SİYASET ALANININ TEMEL AKTÖRLERİNDEN BİRİ OLMAYA ADAY.

    Tarih: 27 Eylül 2014

    Röportajı yapan: Can Semercioğlu

    CAN SEMERCİOĞLU: Senin “Yeni Orta Sınıf (Y.O.S.)” kitabını yazdığın zamanla günümüz arasında neredeyse on yıllık fark var.

    Bu on yıldaki değişimi nasıl görüyorsun?

    Senin ele aldığın çerçeveden bakarsak kuşkusuz farklılıklar var. Diğer taraftan liberaller “Yeni Orta Sınıfı (Y.O.S.)” çeşitli biçimlerde kutsuyor, bazı sol kesimler bu tanıma bakarak farklı bir “devrimci potansiyel”den söz ediyor, geleneksel Marksistlerse bu tanımı reddetmeyi ya da “proletarya” kavramının içine almayı tercih ediyor.

    Bütün bu yaklaşımlar hakkında neler söylersin?

    ALİ ŞİMŞEK: Şunu söylemek gerekiyor; “Gezi”yle beraber bir orta sınıf tartışması aldı başını gitti, gündeme oturdu. Eskiden beri çalışıyordum bu konuda, ama adeta yapayalnızdım. Tartışma yoktu, bir şey yoktu. O anlamda “Gezi”deki çıkış beni sevindirdi. Zaten kitabı genişletip yeni bir baskı yapmamın sebebi de bu.

    Öncelikle; özellikle Marksist ve sosyalistlerin “orta sınıf” kavramına şüpheyle yaklaşmasının haklı nedenleri var. Ama haklı nedenleri olması bu kavramı çöpe atmamız gerektiği anlamına gelmiyor. Kavramı “dinden çıkmış” diye görmemek gerekir.

    “Orta sınıf” adı üstünde “orta”; Platon’dan gelen bir ılımlı havası var, aşırı değil. “Temel direk” olmak, “denge içinde” olmak gibi semiyotik (gösterge bilimi) tınılara sahip olduğu için olumlu yanları var. Bu bağlamda; kapitalizm, kendi çıkarları için meşrulaştırılacak kavramları kendine rahatlıkla malzeme olarak seçer!

    Bunu Türkiye’de en çok “Taha Akyol”da görüyoruz; “kentleşiyoruz, güzelleşiyoruz, orta sınıflar büyüyor, her şey güzel” türünden iyimser bir yaklaşım var. “Çağlar Keyder” ise daha liberal kesime mensup biri. Onun argümanlarından ben de faydalandım. O da “eğitimli beyaz yakalı” sayısındaki artışın günümüz siyasal dinamiklerini belirlediğini söylüyor.

    Doğrudur. Niye? Çünkü dünyada “üniversite eğitimi/öğretimi”nin artışı 1945’ten sonradır. Üniversite okuyanlar o zamanlar aristokrat sayılırdı. Bu yüzden “Georg Lukács” var, bu yüzden “Georg Simmel” var. Bu alanları çalıştılar. Ya da “Theodor W. Adorno” gibi burjuva çocuklarıydı.

    1945’ten sonra, “1968 olayları”nın etkisiyle “üniversite eğitimi/öğretimi” arttı. Bir de “doksanlı yıllar” var. Türkiye’deki üniversiteli sayısında geçmişle karşılaştırıldığında inanılmaz bir artış var. Dolayısıyla eğitimli bir profesyonel kesimin artışından somut olarak söz edilebilir.

    Neo-liberalizm “hizmet sektörü” ağırlıklı olduğundan; banka, finans, bilişim teknolojisi & bilgi teknolojisi (IT: Information technology) gibi nitelikli işgücüne, “beyaz yakalı”lara, hizmet sektörüne ihtiyaç var.

    O dönemde inşaat mühendisine vs. ihtiyaç yoktu. Ancak bugün var. Benim “Yeni Orta Sınıf (Y.O.S.)” kavramını kullanmam dar bir çerçeveye sahip. Ben geniş anlamda kullanmıyorum. “Doksanlı yıllar”ın kükremesini temel alarak kullanıyorum. “Hizmetler sektörü” ağırlıklı, “beyaz yakalı üniversite mezunu” bir kesimden söz ediyorum.

    [Devamı 2. bölümde]

    YanıtlaSil
  19. [2. BÖLÜM]

    CAN SEMERCİOĞLU: Peki, günümüze geldiğinde bu kavramın tanımı genişliyor mu, farklı bir boyutu var mı?

    ALİ ŞİMŞEK: Doksanlı yıllarda bütün dünyada neo-liberalizmin yükselen dalgalarıyla “Yeni Orta Sınıfın (Y.O.S.)” sayısı arttı. Alt orta sınıflardan devşirilmiş çocuklar sözünü ettiğim iş alanlarının içine aktı. Bu şekilde “kent”, “kültür” vb. katmanların stratejileri dönüştü. Mesela “soylulaştırma (İngilizce: Gentrification)” denen şey doksanlı yıllarda tüm bu stratejilerin temelini oluşturdu.

    Dikkat buyurun; 2000’li, 2010’lu yıllardan söz etmiyorum. Yukarıda bahsettiklerimin neredeyse hepsi 1990’lı yıllarda tamamlandı.

    Günümüzde olan; “Yeni Orta Sınıfın (Y.O.S.)” soylulaştırmayı tükürmeye başlamasıdır! Soylulaştırmayı “Y.O.S.” da istemiyor.

    Beyoğlu’nun geçen yıllar içinde dönüşümü,

    Kafeler,

    Barlar,

    Yeni mekânlar;

    “Kültür endüstrisi”nin genişlemesi hep “Y.O.S.”la birlikte gerçekleşti.

    “Y.O.S.”; aynı zamanda bir tür deneme tahtası, laboratuvar ortamı, bir tür “vitrin” olmak işlevini de üstlendi. Sayı olarak az ama etkiliydi.

    “Geleneksel” ve “yeni” orta sınıf ayrımı yapmamın temel gerekçeleri şu:

    Gelenekseli oldukça anlaşılır kullanıyorum. Geleneksel olan; “Fordist orta sınıf”tır. “Baby boom* kuşağıyla” oluşmuş bir sınıf bu. Bu kuşak da mühendisti, iktisatçıydı, doktordu ama doksanlı yıllardaki “beyaz yakalı profesyonellerle” aynı kültürel düzey ve alışkanlıklara sahip değillerdi.

    (* “Baby boom”: İkinci Dünya Savaşı’nın ardından 1946 ile 1964 yılları arasında doğmuş olan demografik yapıyı ifade eden İngilizce kavram. Türkçe’ye “bebek patlaması” olarak çevrilmekle birlikte, o dönemde doğum oranlarının artmasıyla yetişen genç kuşağı tanımlamak için kullanılır.)

    Mesela; “Baby boom” ekseri “Cumhuriyet gazetesi” okuyor, ama “Yeni Orta Sınıf (Y.O.S.)” ekseri “Radikal gazetesi” okuyor.

    Sencer Ayata gibi “Y.O.S.” ifadesini kullanan bir insan (kendisi Sosyoloji profesörü ve CHP Genel Başkan Yardımcısıdır) kavramı yanlış yorumluyor. Benim “Yeni Orta Sınıf (Y.O.S.)” tanımım çok dar. Buna itiraz da gelebilir ama “Y.O.S.”, “Radikal gazetesi” okur çünkü “sol-liberal” bir duyuya sahiptir. “Bireysel arzuya” dönük talepleri vardır.

    90 sonrası dönüşen ve küresel kent hâline gelen “şehir” bize o meşhur TV dizisi “Sex and the City”’i hatırlatır: “Bireysel arzu”nun ön plâna çıkması, karşılaşma mekânlarının artması, barlar, kafeler, eğlence ortamları, kültürel yüzeyler, itirafçılık… Günümüzde “internet” ve “sosyal medya” da buna dâhil edilebilir.

    Dolayısıyla “Yeni Orta Sınıf (Y.O.S.)” tanımım dardır, bu da bana analiz gücü veriyor. Kitapta ele aldığım şey de bir sınıf tartışması değil, kültürel strateji tartışmasıdır.

    Kitapta beni ilgilendiren “iktisadi” değil, “kültürel” bir düzeydi. Şöyle bir durum var: 1970-86 arasındaki kültürel stratejiler bir anda değişiyor; o zaman “bunun aktörü kim?” sorusu akla geliyor. “Mahalle imgesi” sosyal dokunun merkezindeyken, özellikle doksanlardan sonra aynı imge dalga geçilir hâle geliyor. Bunu kim talep etti? Bu alanlara bakmak gerekiyor. “Das Kapital”den yola çıkıp tanım yapmak yeterli değil. Örneğin, Sümerbank pijamalarının parodileştirilmesinin bir anlamı olmalı. Benim araştırmamın sonucunda da; “yeni orta sınıf beyaz yakalı profesyoneller” çıktı. Karşımda ironik, mesafeli bir dil vardı. Bu dilin sahibi “Yeni Orta Sınıftı (Y.O.S.)” Buraya kültür aracılığıyla ulaştım.

    [Devamı 3. bölümde]

    YanıtlaSil
  20. [3. BÖLÜM]

    CAN SEMERCİOĞLU: Yani senin yaptığın orta sınıf tanımının eleştirel bir yapısı var.

    ALİ ŞİMŞEK: Tabii ki eleştirel. “Taha Akyol”lar, “Çağlar Keyder”ler gibi bakmıyorum.

    Ben bir dönemin suç ortaklığını göstermek için buraya odaklandım!

    Bu çok önemli bir şey. “Dışlayıcı kültür”ü gösterdim. Yüzlerce seminer verdim, bunların çoğu “beyaz yakalı”larla ilgiliydi; ilk aldığım tepki “hocam büyük bir suçluluk duyuyoruz!” oldu.

    Çünkü “amele yanığı” denen kavrama kıkır kıkır gülüyor!

    Kendisi “bronzlaşırken!” oradaki neo-liberalizme vurgu yapmıyor! Seminerlerimde bunun farkına vardılar.

    Amele yanığı esprisi Türkiye’de solaryum cihazlarının artışıyla oluştu.

    “Alem” dergisinin, “Güneri Cıvaoğlu”nun bronzlaştığı arkalıklardı bunlar. Meseleyi böyle okumak lazım. Sırf normatif (düzgüsel) kavramlarla açıklanamaz. “Beyaz Türk” ya da “seçkinci olmak” analizinin çok ötesinde bir durum bu.

    Neo-liberalizm aynı zamanda “dışlayıcı” bir kültür üretti. Bana kalırsa dünya tarihindeki en dışlayıcı kültür bu! Ve bu dışlayıcı kültürün ilk aktörü “Yeni Orta Sınıftı (Y.O.S.)”

    Ama şimdi değişiyor!

    Şimdi, dışladığı kesimlerle yavaş yavaş barışıyor!

    Çünkü “güvencesizleşme”, “prekarya (İngilizce: Precariat)” hâline gelme söz konusu!

    Günümüzde artık neo-liberalizm açısından “Yeni Orta Sınıf (Y.O.S.)” kritik bir konumda değil; doksanlı yıllardaki misyonu ile günümüzdeki misyonu arasında çok büyük farklılıklar meydana geldiğini söyleyebiliriz. Yine de, eski yoğunlukta olmasa da; “Yeni Orta Sınıfa (Y.O.S.)” hâlâ ihtiyaç var.

    CAN SEMERCİOĞLU: O zaman bir adım geriye gidip şunu sorayım: Sınıf dediğimiz olguyu nasıl tanımlamak gerekir?

    ALİ ŞİMŞEK: Burada koca bir literatür var. Hepsinden yararlanmak gerekir.

    Sınıfı; “üretim ilişkileri” olarak, “tecrübe biçimi” olarak, “ilişkisellik” olarak vs. tanımlamak mümkün. Hepsinden yararlanıyorum. Ama şu da var: Sınıf, farkında olunmayan bir kavram.

    Biri kendini “orta sınıf” olarak gördü diye o kişi “orta sınıf” olmaz.

    Kendini “işçi sınıfı” olarak görmesi de “işçi sınıfı” olduğu anlamına gelmez.

    “Hayali sınıf” diye bir şey var!

    Neo-liberalizm; “tüketim kültürünün pompalanması”, “kredi kartı” gibi unsurlarla bunu arttırdı!

    Daha önce “üst sınıflar”a has olduğu kabul gören harcama potansiyelleri kredi sistemiyle beraber “alt sınıflar”a da kaydı.

    Sınıf; bizim tanımladığımız şey, “olunan bir şey.”

    Mesele;

    Sınıfı tanımlamak neye yarayacak?

    Ben senin “işçi sınıfı”na mensup olduğunu buldum diyelim; bu politik açıdan her şeyin garantisi mi?

    CAN SEMERCİOĞLU: Değil tabii ki.

    ALİ ŞİMŞEK: Bana kalırsa, neo-liberalizmin vahşet ve tahribatını göstermek; “sınıf”ı başlı başına göstermektir. Mutlak “işçi sınıfı” ya da “orta sınıf” olması gibi bir ayrıma saplanmıyorum.

    Ama şuna da inanıyorum.

    “Kapitalizm” iki sınıfa doğru gidiyor.

    Yani “Komünist Manifesto”da ifade edilen olgu doğru:

    “Burjuva”

    Ve

    “Geniş emekçi kesimleri”.

    Bunu görmek gerekir.

    Ama bu hemen karşımızda duran bir vaziyet değil.

    Mesela “2001 bankacılık krizi” ve “2008 küresel ekonomik kriz”; bize neo-liberalizmin “Yeni Orta Sınıfı (Y.O.S.)” hemen gözden çıkarabileceğini, saf dışı bırakabileceğini gösterdi!

    Zaten “Gezi”ye daha kuvvetli bir mercekle bakarsanız; “Yeni Orta Sınıfın (Y.O.S.)” aktif olduğunu, bir taraftan “gözden çıkarılabilir!” oldukları için ön saflarda yer aldıklarını anlayabilirsiniz.

    İki sınıfa doğru gidiyoruz, ama daha çok yol var. O yüzden bu “orta”yı tartışmak, ortayı diğer ilişkileriyle beraber ele almakta fayda var.

    “Böyle bir sınıf yoktur”,

    “Bu -sağ- bir yorumdur”

    demek doğru değil.

    Bu bana kalırsa normatif (düzgüsel) bir yorum. Haklı olabilirler, ama pratikte bir karşılığı yok.

    [Devamı 4. bölümde]

    YanıtlaSil
  21. [4. BÖLÜM]

    CAN SEMERCİOĞLU: “Yeni Orta Sınıf (Y.O.S.)” için iki farklı temel görüş var galiba:

    “Bu sağ yorumdur, üzerinde durmaya değmez” diyen bir görüş;

    Diğer tarafta da “ne güzel ilerliyoruz; bir ‘orta sınıf’ımız var” diyenler.

    Peki; “Yeni Orta Sınıfta (Y.O.S.)” bir devrimci yan var mı, ya da proletaryayla politik açıdan ne tür bir bağı var?

    ALİ ŞİMŞEK: Şuradan başlayayım: Faşizmin içinde orta sınıfın varlığıyla ilgili önemli çalışmalar var. Böyle bir durumda orta sınıflar bu kitleye sempati besleyebiliyor. Mesela bugün AKP tabanının bir kısmı “muhafazakâr orta sınıf.”

    Orta sınıfta negatif anlamda bir politik potansiyel çok. Mesela ben Antepliyim orada gördüm. Suriyelilere dönük orta sınıfın “dışlayıcı” bir dili var.

    “Yeni Orta Sınıf (Y.O.S.)” ise “kapsamayı” tercih ediyor. Bu açıdan “Y.O.S.”ta politik bir potansiyel pozitif anlamda var. “Y.O.S.” bence arzuyu dolayımsız yaşayabilen bir kesim. Daha önce arzuyu yaşamak üst sınıflara aitti. Seks, cinsellik vb. Cemal Dindar hocanın o “diren libido” kavramı güzel. Bunu en rahat yaşayan sınıf “Y.O.S.” oldu. Bu başlı başına politik bir potansiyel. Fakat “hayat tarzı” dediğimiz şey “geleneksel orta sınıf”ı gösteriyor. “Yeni Orta Sınıf (Y.O.S.)” içinde de arzuya yakınlık babında ciddi bir “sol” damar var. “LGBT hareketi” mesela; tam bir “Yeni Orta Sınıf (Y.O.S.)” hareketidir. Yoksa alt sınıftan bir eşcinsel çocuğun kendini rahatça ifade etmesi mümkün mü, özellikle de taşrada? Okumuş, eğitimli, ODTÜ’lü, Boğaziçili aktörler bunun öznesi. Arkasında koskoca bir literatür de var elbette.

    Şunu söylemek gerek; “Y.O.S.” sadece alt orta sınıflardan devşirilmiş de değildir. Ama yavaş yavaş “prekarya” hâline gelmektedir. “Beyaz Yakalı İşçi” olmaya doğru bir kayma var ve “Y.O.S.” bunun farkında. Çok hızlı bir biçimde “işçileşme içinde politikleşme” söz konusu.

    “Beyaz Yakalı Plaza İşçileri” şu anda sayıca son derece az ama bize geleceğe dair bazı işaretler gösteriyor. Beğensek de beğenmesek de; eğitimli, aydın ve dinamik bir kesim bu. Politik ivmeleri daha yüksek. O anlamda “Y.O.S.”ta çok ciddi politik potansiyeller var. Çünkü doksanlı yılların o “dışlayıcı dili” kırıldı. Alt sınıflarla, “trajik olanla” barıştı; çünkü kendi hayatlarının da trajikleşebileceğini artık öğrendiler!

    Birçok örgütün içinde “Yeni Orta Sınıf (Y.O.S.)” var. Medyada ve “kültür endüstrisi”nin içindeler. Prekarite; yani “güvencesizleştirme”, “sosyal statüde aşağı doğru hareketlilik riski” onu politik olarak aktif kılıyor.

    Burada bazı sınırlar koymak gerekir: Örneğin “Beyaz Yakalı İşçi” diyoruz; “işçi” kelimesini kullanıyoruz. Kavramı çok genişletmiş oluyoruz. O zaman burjuvazi dışındaki her şeye “işçi” dememiz gerekiyor.

    Oysaki bunların “kültürel sınırları” var:

    Örneğin Bağcılar’daki bir çay ocağıyla Cihangir’deki bir mekân çok farklı. Buraların nasıl dönüşeceği önemli. “Hediye alıp/vermek” faktörü gibi, “boş zamanların nasıl değerlendirildiği” sorusu gibi durumlar var -- bunlar “aristokrat kültürü”nden gelen şeyler -- çok önemlidir. “Yeni Orta Sınıfın (Y.O.S.)” otuz yıldır biriktirdiği şeyler arzu temelli şeyler ve “işçi sınıfı”ndan fersah fersah ötede. Mesela “işçi sınıfı”nın; cinsellik, “yaşam tarzları”, ironi, “sinik yüzeyler” adına “Yeni Orta Sınıftan (Y.O.S.)” öğreneceği çok şey var. İki kesimin de birbiriyle buluşması gerekiyor.

    [Devamı 5. bölümde]

    YanıtlaSil
  22. [5. BÖLÜM]

    CAN SEMERCİOĞLU: “Gezi”de karşımıza çıkan; “Yeni Orta Sınıfın (Y.O.S.)” arzusunun bir isyanı olarak okunabilir.

    ALİ ŞİMŞEK: Benim anlatmaya çalıştığım şey de bu. “Gezi” direnişinin vitrini; tezlerime göre 1991’de “Leman” dergisinin “kıllanan adam” tipiyle başlamış bir ironik tavrın kendisiydi. Bu, dünya tarihinde herhâlde en büyük ironik stratejiydi. Çünkü iktidara karşı elimizdeki tek silah bu. Evet; insanlar öldüler, kör oldular ama iktidara karşı tek direnme araçları; “ironik”, “sinik” stratejilerdi. İnsanların katılımını da bu sağladı. Konvansiyonel, asık suratlı bir “sol” olsaydı bu kadar insan direnişe gelmezdi! Yurtdışı literatürün de bu süreçte öğreneceği çok şey var. İroni; “romantizm”in de idolüydü, 68’in de en büyük unsuruydu. Ancak bu kadar büyük ve yıkıcı olanına “2013 Haziranı”nda tanıklık ettik. Ve bu dil oradan gelen bir dil. Bunu işçi sınıfı üretemez, küçük esnaf üretemez. Bunu “Yeni Orta Sınıf (Y.O.S.)” üretebilir, üniversiteliler üretebilir. “Gezi”de de onlar üretmedi mi? “TOMA’lara karşı Zeki Müren” retro stratejisidir; “Murat 124”le ilişkili bir slogan bu. “Y.O.S.”un kültürel yüzeyi, bütün derin anlamları, her şeyi yataya çeviriyor. “Faşizme karşı omuz omuza”dan → “faşizme karşı bacak omuza”ya geçiş var. “Kahrolsun bağzı şeyler”. Nedir bu? “Bağzı” siniktir. Buraları görmeden “Gezi’de ‘Yeni Orta Sınıf (Y.O.S.)’ yoktur” demek anlamlı değil. Buradaki dil “Y.O.S.”un dili.

    2005’lere kadar “dışlayıcı” bir dili benimsemiş bir kuşağın artık yavaş yavaş “kapsayıcı” bir dile geçiş yaptığını gözlemliyoruz. Bu sevindirici bir durum, olumlu işliyor.

    [Devamı 6. bölümde]

    YanıtlaSil
  23. [6. BÖLÜM]

    CAN SEMERCİOĞLU: “Leman” üzerinden yaptığın analizler 90’ların bütünü, 2000’lerin başları gibi bir dönemde gerçekleşti. Günümüzde “Gezi”yle birlikte mizahın konumu tartışılmaya başlandı. Söylediğin gibi “ironi”, “sinizm” ön plâna çıktı. Günümüzde; “Zaytung”, “İnci Sözlük”, “Onedio” gibi siteler var. İnternetteki bu yeni mizah biçimleri, “caps*”ler vd. “Yeni Orta Sınıf (Y.O.S.)” kültürüyle nasıl bir ilişkiye sahip?

    (* “Caps”: İngilizce kelime kökü “capture”, yani “yakalamak” olan ve bir internet fenomenini niteleyen bir kavram. Özellikle internet forumlarında ortaya çıkmış ve yaygınlaşmıştır. Yurtdışında; “9Gag”, “4chan” gibi internet sitelerinde biçimsel bir şekilde; bir duygu durumunu, ruh hâlini, tavrı vs. imleyen bir görselin üzerine özensiz biçimde “ironik” ve “sinik” mesajlar yazılması yoluyla yapılan bu mizah biçimi Türkiye’de daha çok “İnci Sözlük” aracılığıyla görselin altına çekilen kırmızı bant üzerine yazılan yazı biçimini almıştır.)

    ALİ ŞİMŞEK: Bu dilin doğuş koşulu doğrudan “Yeni Orta Sınıf (Y.O.S.)”

    “Ekşi Sözlük”ün, “İnci Sözlük”ün, “Zaytung”un, “Onedio”nun, milyonlarca “blog”un kullandığı strateji bundan başkası olamaz. Derin ve yüksek anlamları reddediyor, “samimi bir inançsızlık” var. Bloklar hâline gelmiş, hantallaşmış, sıkıcılaşmış, rutinleşmiş durumları; bu “ironik” ve “sinik” dil, bu “espri” ve “mizah” dağıtıyor.

    Ama önemli bir farkın olduğunu vurgulamak gerek.

    90’larda “Leman”da başladı bu dil. Sonradan medyaya, sinemaya, reklamlara yayıldı; ve çoğu zaman “dışlayıcı” bir şekilde de yayıldı.

    “Recep İvedik”, “GORA” & “AROG”; ikisinin de yaratıcısının kökeni “Leman”. “Yeni Orta Sınıfı (Y.O.S.)” aşan stratejiler var. Toplumun geniş kesimlerine de yayıldı.

    Fakat 2001’den sonra yeni kuşakta, 1985 ve sonrası doğumlu çocukların okuduğu mizah dergileri “Penguen” ve “Uykusuz” ön plâna çıktı. “Penguen” ve “Uykusuz”, “Leman”a göre tabii ki gençti. Bunlar daha domestik, deyim yerindeyse “ergen bir dil”e sahip; “ya ameliyatlı yerime gelseydi?” gibi bir üslup var. Bu slogan bu dergilerde, “Ekşi”de, “İnci” gibi mecralarda pişti. “Caps” dediğimiz kültür de (aralarında en “acımasız” olanı da bu) buradan geliyor. “Zaytung” gibi bir mecra da bahsettiğimiz dili “haber dili”ne çeviriyor. Niye bunu yapıyor? Çünkü “ana akım medya” zaten dikey ve sıkıcı bir dil kullanıyordu. Bütün bu platformlar dili “yatay” hâle getirdi. Doğru da yaptı. Yaptığı haberler çakma olsa da aslında bize izletilen haberlerden daha gerçek. Devrimci bir potansiyel var burada. Bunu ilk saptayan da “Nietzsche” idi. Onun “nihilizm” dediği şey buydu. “Dostoyevski” de bunu saptamıştı.

    Günümüzde bu “sinizm”; artık sadece “aydın”ların, “dekadans” akımının ve “entelektüel”lerin elinde değil; topluma yayılmış durumda. Bu yüzden çok devrimci bir yapısı var. “Gezi”den önce “sol” bu dili kullanmıyordu; “Gezi”de bu dilin iktidarı salladığı görüldü. Buraya da eğilmek gerekiyor. Dergilerdeki “sinik tavır” devam ediyor, ama dediğim gibi artık “dışlayıcı” bir üslupla değil; alt sınıflarla barışık bir hâlde.

    [Devamı 7. bölümde]

    YanıtlaSil
  24. [7. BÖLÜM]

    CAN SEMERCİOĞLU: Peki; “Fırat” tiplemeleri, “Umut Sarıkaya”nın eskiden bizim seksenlerin sonu doksanların başı kuşağının yaşadığı “sobalı”, “divanlı” evleri anlattığı o meşhur karikatürü, “örme kazak”lı karakterlerin olduğu karikatürler var. Bunun yanında nostalji, “retro” gibi şeyler de günümüzde yaygınlaşmaya başladı. “Kafe”lerin azımsanamayacak bir bölümünde, satılan kıyafetlerde dahi ucundan kıyısından “retro”ya bulaşmak zorunda kalındı sanki. Bu nasıl bir “sınıfsal özlem”e tekabül ediyor?

    ALİ ŞİMŞEK: “Yeni Orta Sınıfın (Y.O.S.)” temel taşının mizah olduğunu saptadığım için “Leman”a baktım; “melodram” bazlı baksaydım farklı olurdu. Bu “ironik”, “sinik” dil bize “postmodernizm”i gösteriyor. Bunlar farklı stratejilere sahip. “Kült”, “kitsch” gibi stratejiler. “Murat 124”ü görünür hâle getirmek, “plastik çiçeği” görünür hâle getirmek ve onun üzerinden bir ironi oluşturmak. 90’larda bunlar küçümsenirdi. “Retro” bunlarla alâkalı. Geçmişteki “geleneksel orta sınıf”ların habitusunu ortaya çıkarma amaçlı ironiler. 50’ler ve 70’ler ön plândaydı eskiden, şimdi de 80’ler ve 90’lar ön plânda. Bu bir tarafıyla devrimci nüveler taşıyor. Tabi “kültür endüstrisi”ne ve “kapitalizm”e de eklemleniyor!

    Geçmişle “nostaljik” ya da “Walter Benjamin”in deyimiyle “diyalektik imge”yle bir bağ kuruluyor. Kapitalizm her şeyi hızla değiştiriyor. Eski “Aspirin kutusu” bir “diyalektik imge” hâline geliyor. “Murat 124” mesela “retro”nun en güzel örneği. Şu anda bu arabayla burada dolaşsan “Porsche”tan daha havalı bir algı yayman muhtemel. Bu anlamda bunlar 90’larda kötü işliyor. “Murat 124”, “Porsche”yi meşru kılıyordu. Ama şimdi “Porsche”yi tahtından indirebiliyor. İnsanlar annesinin nesneleriyle, dedesinin nesneleriyle bağını yitirmek istemiyor. Bu da gayet politik bir durum. Siyasi partinin de “retro”yu kullanarak bir şeyler üretmesi gerekir, bu sadece “reklamlar” ile sınırlı kalmamalı.

    CAN SEMERCİOĞLU: Politik olarak “Şafak Başgan”ı (R. Şafak Tanrıverdi) görmek mümkün.

    ALİ ŞİMŞEK: Arkadaşımızdır o bizim. Kitapta da söz ediyorum ondan. Dünya çapında önemli bir olay bu. “İronik” ve “sinik” stratejilerle, “retro” stratejilerle siyasette aday oldu. Bütün beğenileri altüst etti. Az oy alması önemli değil, ama bir çıkış oluşturması çok önemli. Bir “reklamcılık faaliyeti” değildi; politik bir hamleydi! Şu anda ben de bu tür stratejiler üzerine düşünüyorum. “Gezi”den sonra bütün “sol” bunu sahiplenmeye çalıştı.

    CAN SEMERCİOĞLU: Aynı zamanda çarpık bir sahiplenmeye de yol açtığını söyleyebilir miyiz? Sözgelimi anneannemin benim kültürel sermayem çerçevesinde benimle iletişim kurmaya çalışmak için genç kılığına girerek bana “kanka” demesinde samimiyetsizlik ve çarpıklık var.

    ALİ ŞİMŞEK: Olsun. Yine de asık suratlı solcuların sahiplenmesi önemlidir. Çünkü bunun gücünü gördüler. Şimdi “Gezi” sonrası “sol” örgütlerin gençlik kamplarında bunu görmek mümkün. Hepsi neşeli. “Sol” yeni şeyler öğrenmeye başladı. Artık sıkıcı bir şeyin politik olamayacağını öğrendik. Ve “Yeni Orta Sınıf (Y.O.S.)” sıkıcı olmayı asla sevmez! Bu da olumlu bir potansiyel.

    [Devamı 8. bölümde]

    YanıtlaSil
  25. [8. BÖLÜM]

    CAN SEMERCİOĞLU: Hazır mizahtan giderken şunu sormakta fayda var: Bahsettiğimiz dil biraz da televizyonda kuruldu. Mesela “Leyla ile Mecnun” mükemmel bir dil kurdu. “İşler Güçler”, “Kardeş Payı”, “Behzat Ç.” bambaşka bir damardan ilerledi. Buradaki stratejileri nasıl değerlendirirsin?

    ALİ ŞİMŞEK: “Behzat Ç.” bence en iyi örneği. “Emrah Serbes” tam da benim “88 kuşağı*” dediğim kuşakta. “Behzat” karakteri sinik ve günlük hayatın her alanını ele alan bir yapıda olduğu için bu kadar sevildi. Öyle “Komiser Cemil” gibi, Cüneyt Arkın gibi değil. Bu açıdan önemli. Tüm bunları tek röportaja sığdırmak kolay değil...

    (* “88 kuşağı”: Ali Şimşek bu kavramla 70’li yıllarda doğan kişileri, ya da 1988 yılında “20”li yaşlarına gelmiş olan kişileri kasteder.)

    Medyanın her alanında kullanıldı bu dil. “Leyla ile Mecnun”da arabesk filmlerdeki stratejiyi bambaşka bir yere taşıyan bir parodi söz konusuydu. Bütün “dikey” olanları “yatay” olana çevirmeyi başardı. Gündelik hayatta, “küçük esnaflık” içinde işleyen mevzulara yer verdi. Türkiye’de orta sınıfın kültürel sermayesini “küçük esnaf”la dalga geçerek oluşturduğunu hatırlatmak gerek. “Leyla ile Mecnun” dizisi; “küçük esnaflığı”, “Erdal Bakkal” hâlini; “Starbucks’ın baristaları” ile kıyaslıyor aslında. İnsanlar buradaki samimiyeti seviyor. İnsanlar artık “yapmacıklık” görmek istemiyorlar. Bu da yine sözünü ettiğim “dışlayıcı” dilin yavaş yavaş “kapsayıcı” hâle gelmesiyle alakalı.

    CAN SEMERCİOĞLU: “Dışlayıcılığın” yerini “kapsayıcılığın” alması; sınıfsal bir barışmayı, özür dilemeyi beraberinde mi getiriyor?

    ALİ ŞİMŞEK: İçinde “özür” olması çok önemli mi; bilmiyorum, ama barıştıkları kesin. “Zonta”, “maganda” söylemleri bugün “asker uğurlamaları” dışında kullanılmıyor. Mesela geçen gün plajdaydım. Yanımdaki çocuk “Uykusuz” vb. okuyor. Bir kadın da elbiseleriyle denize girmiş, ona diyor ki; “Aa.. ‘Umut Sarıkaya’ tipi gibi, ne güzel.” Çevresinde, ailesinde böyle insanların var olduğunun farkında.

    “Kültür” bu açıdan gerçekten önemli. AKP sınıfsal olan her şeyi kültüre ikame ediyor. Her şey kültürelleşiyor. “Monşer”di, bilmem neydi; bu “ikameci zihniyet”in ürünü. Muhalefet kanadının ise burada samimi ve kuşatıcı olması iktidarın oradaki saldırısını da nötrleştirebiliyor. İktidar; “Beyaz Türk” vs. söylemlere karşı defans yapmamızı istiyor. Buradaki barışma; “iktidarın tuzağı”nı açığa çıkarmaktadır. “Göbeğini kaşıyan adam”, “bidon kafalı” vs. iktidarın işine yarıyor. “Umut Sarıkaya” dilinde ise bu “dışlayıcılığı” görmek artık mümkün değil. “Düz Adam Sami” tiplemeleri var. Onu mahalledeki amcamız olarak görüyoruz.

    CAN SEMERCİOĞLU: Günümüzdeki diğer kimliklerden bahsedecek olursak: “Hipster” olmak nereye tekabül eder?

    ALİ ŞİMŞEK: Hipsterlık; “hip” olmaktan, “gündemde olmak”tan geliyor olabilir. Diğer taraftan “hippi” ve “yuppie” gibi bir tınısı da var. Hipster aslında “Yeni Orta Sınıfa (Y.O.S.)” giren bir yaşam tarzı. Yani arzuya dönük “parti”ler, “club”lar, “retro giyim”ler vs. söz konusu. Oldukça “neşeli” bir kesim; trajediye, hayal kırıklıklarına pek dayanamıyorlar. Bir tarafıyla bu katmanı olumlu görüyorum. Çünkü “Gezi”de yüzünde gaz maskeleriyle “hipster”ları gördük; arzuya çok yakınlar. Bunlara “tüketim toplumunun bireyleri”, “apolitik adamlar” falan da denebilir. Yine de buradaki politik potansiyeli görmek lazım. Dönüşen kentte arzuyu “hızlı yaşamaya” çalışan bir kesimden bahsediyoruz. Sayıca da azlar. Türkiye’de ağırlıklı olarak “Cihangir”, “Karaköy”, “Beyoğlu”, “Moda” gibi yerlerde yaşıyorlar.

    CAN SEMERCİOĞLU: Şimdi de “hipster” olmak çok “mainstream (ana akım)” olduğu için herkesin bundan vazgeçtiği söyleniyor, bunun üzerine tartışılıyor.

    ALİ ŞİMŞEK: Böyle olması doğal; kimlikleştiği ölçüde varlığını yitiriyor. Ancak arzuyu yaşamaları çok önemli. Arzu, 60’lardan itibaren sürekli kullanılan bir kavram. “Post-Nietzschecilik” akımı, “Deleuze & Guattari”nin, “Jacques Lacan”ın arzu tanımlamalarının artık “pratik” bir karşılığı var. “Özal”lar, “Çiller”ler vs. arzuyu baskılamıyorlardı; ama günümüzdeki iktidar son derece baskılıyor!

    [Devamı 9. bölümde]

    YanıtlaSil
  26. [9. BÖLÜM]

    CAN SEMERCİOĞLU: Buna arzunun biyopolitikleştirilmesi diyebilir miyiz?

    ALİ ŞİMŞEK: Tabii ki, çok yerinde bir söz olur. Arzunun baskılanmasından sonra isyanın arzudan gelmesi şaşırtıcı değil. Arzuyu, cinselliği, içkiyi kontrol almaya çalışan bir iktidara karşı isyan arzuyla şekillenir. Bunun bir hayat tarzıyla ilgisi yok. “Hayat tarzı” dili cumhuriyet mitinglerinde vs. kullanılan bir dil. Arzu bundan çok daha fazlasıdır. Öğrenci evlerine vs. karşı çıkılması yaşam tarzıyla açıklanamaz. Bir öğrencinin arzuya ulaşması öğrenci evinde olur. Erasmus hibeleri kesiliyor şu anda. Aslında burada kesilen küresel bir arzu ağı.

    Bu açıdan AKP’yi sadece özelleştirme, TOKİ gibi şeylerle ele almamak gerek. AKP arzuyu kontrol etmeye çalışan; muhafazakâr, İslami bir iktidardır. Karşımızdaki “merkez sağ” değil; İslamcı bir hükümettir. Bu yüzden arzu bizim için devrimcidir. İçinde bulunduğumuz dönemde arzuyu hızlı yaşayan kişi dinamik olabiliyor. Ancak bunu da abartmamak gerek; geniş bir “lümpen proletarya” vs. var. Bu geniş kesimin de politikleştirilmesi gerekiyor.

    Şu anda sadece sınıf merkezci bir siyasetle politika normatif (düzgüsel) bazda haklı olsa da pratik olarak bir karşılığı yok.

    CAN SEMERCİOĞLU: Muhafazakârlık ve İslamcılığa gelmişken:

    “Yeni Orta Sınıf (Y.O.S.)” genellikle “sol” tarafından tartışılıyor ve ele alınıyor gibi görünse de (sanki “Y.O.S.” artık sadece “gündüz işte, gece direnişte” olan kitleymiş gibi bir algı oluştu);

    Aslında hatırı sayılır miktarda; AKP’yi destekleyen, dini referansları olan ve muhafazakâr bir “Y.O.S.” da var. Sözgelimi; “Caprice Gold”lar, muhafazakâr plajları-tatil köyleri, İslami eğlence, nargile kültürü vs. çok yaygın. Bu konuda ne dersin? Bu kesime “Muhafazakâr Y.O.S.” demek mümkün mü?

    ALİ ŞİMŞEK: Çok güzel bir soru sordun. İslami bir “burjuvazi” ve “orta sınıf” var. Ama bana göre İslami bir “Yeni Orta Sınıf (Y.O.S.)” yok. Çünkü benim “Y.O.S.” tanımlamam dar anlamda. Mesela İslami bir çocuk düşünelim; “borsacı” olsun. Kültürel stratejiler manasında “Y.O.S.”a uymaz. Halâ annesinin elini öpen, geleneği sürdüren bir yapısı vardır. Bu durumu “Ahmet Hakan” yırtmıştır, siniktir.

    “İslami Y.O.S.”u bir etiket olarak kullanabilirim, ama bunun bende bir karşılığı yoktur. Farklılaşan bir kültürleri yok, eskinin devamcısı konumunda olduklarını söyleyebiliriz. Mekân ve kültürel strateji açısından böyle bir “Y.O.S.”tan söz etmek mümkün değil. Diğer taraftan “Y.O.S.”un “sol-liberal” bir siyasal kodlamaya sahip olduğunu söylemiştim. “İslami Y.O.S.” bu kodlamaya uymaz.

    [Devamı 10. bölümde]

    YanıtlaSil
  27. [10. BÖLÜM - SON]

    CAN SEMERCİOĞLU: Son olarak eklemek istediğin bir şey var mı?

    ALİ ŞİMŞEK: Sonuç olarak:

    “Söylediğim, yazdığım her şey %100 doğrudur.” gibi bir algı ortaya çıkmamalı. Ben bir “sezgi” vermeye çalıştım, buradan bir yol açılması gerekiyor. Kitaptaki çabam da bu yolun açılması oldu.

    Not: Yukarıdaki metin, “Mesele” dergisinin 93. sayısında yayınlanmıştır.

    Kaynak:
    http://meseledergisi.com/2014/09/ali-simsek-arzu-devrimcidir/

    * * *
    “...
    Bilim uzun ve çetin bir yoldur çocuklar.

    Bilimi yarı yolda bırakmayın; olur mu çocuklar?!

    Oppenheimer gibi hissediyorsanız; bırakın yüksek binaları başkası yapsın, büyük barajlarda başkası çalışsın!

    Bazılarına çok uzaklardan bile görünen yüksek yapılar kurmak çekici gelecektir;

    bırakınız bu işleri öyleleri yapsın!

    Bazıları da insanları çalıştırmak, büyük teşebbüsleri idare etmek ihtirası ile yanarak kuvvetli olmak isteyeceklerdir;

    bırakınız parayla da onlar uğraşsın!

    Sizin kuvvetli olmak gibi bir derdiniz yoksa, siz de Leonardo Da Vinci gibi ‘Kuvvet nedir?’ diye merak ediyorsanız:

    Buyrun sizleri Mekanik kürsüsüne beklerim.

    Çünkü:

    Bazılarına göre ‘kuvvet’; ‘para’ ile ‘organizasyon’un çarpımına eşittir!

    Bize göre de ‘kuvvet’; ‘ivme’ ve ‘kütle’yi ilgilendiren bir büyüklüktür!

    Bu iki formülü birbiriyle karıştırmayın; olur mu çocuklar?!

    ‘Kürsü’ ile ‘ticarethane’yi birbirine karıştırmayın; olur mu çocuklar?!
    ...”

    [Oğuz Atay;
    “Bir Bilim Adamının Romanı:
    Prof. Dr. Mustafa İnan,
    İnşaat Mühendisi
    1911-1967”]

    * * *
    Aşağıda sayın Eğilmez’in yazdıkları ile beraber yorum pencerelerini sonuna kadar lütfen acele etmeden ve dikkatle okuyunuz.

    Okuma esnasında karşılaşacağınız “referans bilgiler”i, bir köşeye kaydediniz ve imkânınız el verdiği müddetçe bu bilgilere ulaşmaya çalışınız:

    1. Ahbap Çavuş Kapitalizmi
    http://www.mahfiegilmez.com/2014/05/ahbap-cavus-kapitalizmi.html

    2. Temel Yanılgılarımız
    http://www.mahfiegilmez.com/2014/05/temel-yanlglarmz.html

    3. Girişimcilik
    http://www.mahfiegilmez.com/2014/06/girisimcilik.html

    4. İİBF’de Bölüm Seçimi
    http://www.mahfiegilmez.com/2014/07/iibfde-bolum-secimi.html

    5. Küresel Krizin Çözümü İçin Maliye Politikasına İhtiyaç Var
    http://www.mahfiegilmez.com/2014/07/kuresel-krizin-cozumu-icin-maliye.html

    6. Fiyat, Faiz, Kur Derken Asıl Meseleyi Kaçırıyoruz
    http://www.mahfiegilmez.com/2014/07/fiyat-faiz-kur-derken-asl-meseleyi.html

    7. Büyüme Düştü, Merkez Yandı
    http://www.mahfiegilmez.com/2014/09/buyume-dustu-merkez-yand.html

    8. İİBF Sorunu
    http://www.mahfiegilmez.com/2014/09/iibf-sorunu.html

    9. Türkiye Ekonomisinin Bugünkü Sorunları
    http://www.mahfiegilmez.com/2014/09/turkiye-ekonomisinin-bugunku-sorunlar.html

    10. Reform İllüzyonu
    http://www.mahfiegilmez.com/2014/09/reform-illuzyonu.html

    * UYARI MESAJI #1:

    “Sınıf bilinci nedir ?!”

    “Kaç Bize Gel !”

    Süre: 5dk.

    Adres: http://vimeo.com/57447092

    “Hayatta kalma rehberi-1”
    http://kacbizegel.com/wp-content/uploads/Kac-bize-gel-brosur-1.pdf

    “Hayatta kalma rehberi-2”
    http://kacbizegel.com/wp-content/uploads/Kac-bize-gel-brosur-3.pdf

    * UYARI MESAJI #2:

    Animasyon video:

    “El Empleo

    The Employment

    Hayatta herbirimizin görevi var; peki ama bu görevler ne ?!”

    Süre: 7dk.

    Adres: http://vimeo.com/32966847

    Saygılarımla.

    YanıtlaSil
  28. Mahfi bey her yazınızı kendimle alakalı olsun olmasın okuyorum. Her seferinde de mutlaka birseyler öğreniyorum. Teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hocam altlarda da bir yorum yaptım beni fark etmeniz için bir de buradan yazma gereksinimi duydum. Iletisime gecmek istiyorum iktisat 1.sinif öğrencisiyim vaktinizi almadan kısa sorularım olacak ulaşırsaniz cok memnun kalırım. E-mail adresi: emreataay7@gmail.com

      Sil
    2. Sorularınızı blogda son yazımın altına yorum bölüm bölümünde yazıp sorabilirsiniz.

      Sil
  29. Hocam yaziniz icin cok tesekkur ederim 1.sinif iktisat ogrencisiyim benim icin cok yararli oldu ekonomi alaninda kendimi nasil gelistirebilirim hangi kaynaklari onerirsiniz? Birde muhasebe ve hukuk derslerine agirlik vermem gerektigi soyleniyor bunun icin ne onerirsiniz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Muhasebe ve hukuk öğrenmeniz ilerisi için çok yararlı olur. Kim söylemişse doğru söylemiş. Bu blogda bu konuda benim yazılarım da var.
      Öncelikle derslerinizde okutulan kitapların başka okullardaki kitaplarını da okuyun. İlerleyen yıllarda güncel konulara da girersiniz.

      Sil
    2. Hocam hukuk derslerinde anayasa hukuku idarehukuku ceza ve mali hukuk genel kamu hukuku icra ve iflas hukuku haricinde hangilerine agirlik vermeliyim?

      Sil
    3. bu sene kpss den güzel puan almış biri olarak sana yol göstermek adına, eğer sende uzmanlık müfettişilk düşünüyorsan
      HUKUK: anayasa,idare,idari yargı ,ceza , ceza yargılama, medeni , borçlar , ticaret , icra iflas hukukuna çalışmalısın. hemen hepsi aynı ağırlıkta. en temelleri ise anayasa , idare ve medeni hukuktur.

      Sil
  30. "....Dört yıl gezip tozmanın alternatif maliyeti mezuniyet sonrası işsiz kalmak olabilir..."

    Sayın Hocam,
    öncelikle genç arkadaşlarımıza yönelik böylesine güzel bir yazı sunduğunuz için çok teşekkür ederim. Ancak bu değerli yazıda küçük bir hata var, (eğer yanılmıyorsam tabii ki, yanılıyorsam da şimdiden özür dilerim )
    "gezip tozmanın" alternatif maliyetini "çalışmak" olarak kabul edersek, buna göre yukarıdaki yorumunuz yanlış olur. Yukarıda bahsettiğiniz işsiz kalma durumu gezip tozmanın alternatif maliyeti değil, doğrudan doğruya maliyeti olur.
    Saygılarımla...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 4 yıl boyunca çalışırsanız o dört yılda (ki insan yaşamının en güzel yıllarıdır üniversite yaşamı) gezmek, tozmak gibi keyifli bir yaşamdan vazgeçmiş olursunuz. Bu da o dört yılda yapacaklarınızın alternatif maliyeti olur. O nedenle hepsini birlikte ve dengeli yapmak lazım. İnsan sadece ders çalışırsa yaşamı ıskalar.

      Sil
  31. Hocam bu yazdıklarınız bir abinin kardeşine vermiş olduğu tavsiye samimiyetinde. Çok teşekkürler bizleri düşündüğünüz için.

    YanıtlaSil
  32. Merhaba hocam ben iktisat 3.sinif öğrencisiyim ve hukuk bölümünü de çift anadal Programiyla okuyorum. Ama ekonomiye daha ilgiliyim.Bu söylediklerinizi daha önce yapmadim ve iki bölüm olduğu icin fazla zaman ayıramiyorum benim icin tavsiyeleriniz nelerdir ve hukuk fakültesi bitirmenin iktisatci olmak isteyen birisi için getirileri neler olabilir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bence doğru bir iş yapmışsınız. Hukuk ileride size çok gerekli olacak.

      Sil
  33. Hocam, giriş mahiyetinde söylüyorum, eğer açarsak çok genişleyecek!

    Kısa tutuyorum:

    René Descartes'ın determinizmi hayatımızın neredeyse her alanına öyle nüfuz ettirilmiş ki; ona karşı çok önemli görüşler ortaya atan Baruch Spinoza'yı görememek çoğumuza zul olmuş!

    Günümüzde gözümüzü kör edercesine sadece Descartes'ın değil; artık Spinoza'yı da dahil ederek, ikisini birlikte düşünebilme açıklığına (beynin açıklığı) sahip olmamız gerekir!

    Saygılarımla.

    YanıtlaSil
  34. Size gelenleri gözden geçirirken yanlışlıkla silmiş olabilirsiniz.

    Mahfi Hocam sizin yaşınız müsaittir.

    Bu sorularımı, geçmişinizde bir dönem irtibatınızın olup olmadığını öğrenmek için sordum. Başka bir niyetim yoktur.

    1960'ların sonu 70'ler boyunca 20'li yaşlarınızdaydınız.

    FKF, Dev-Genç, THKO, THKP/C, TKP/ML-TİKKO gibi oluşumlara üye olmayı düşündünüz mü?

    Bu oluşumlarda faaliyet göstermiş arkadaşlarınız, dostlarınız hiç oldu mu?

    Direkt sormam sanki bir polismişçisine sizi sorguya çektiğim algısını oluşturmasın. -Makul Şüphe- falan aramıyorum yani!

    Saygılarımı sunarım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Herhangi bir siyasal örgüte ya da oluşuma o yaşlarda da sonradan da üye olmadım. Yalnızca 1995 yılında milletvekili seçimine girdiğim için ANAP'a mecburen üye oldum, seçilemeyince de hemen üyelikten ayrıldım. Sanırım ben bir yerlere üye olmaya pek yakın düşüncede değilim.

      Sil
  35. Hocam Ekonomi Politikası kitabınızın 19. basımı yapılacak demiştiniz.Ne zaman satışa sunulacağı hakkında bilgi verirseniz sevinirim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir hafta on gün içinde raflara konacağını söylediler.

      Sil
  36. Ekonomi ve Finans öğrencisi olarak tam boşvermişlikler başlarken gerekliliklerin farkına bir kez daha varmak üstelik iktisat quizi öncesi, çok teşekkürler hocam.

    YanıtlaSil
  37. Çok Güzel Yazı.Teşekkürler Hocam

    YanıtlaSil
  38. Üniversite sınavında 2 matematik çözerek iktisat fakültesine giren insanlardan çok mu şey bekliyoruz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. bu insanların gelecekte, ekonomi,maliye,hazine bakanlıklarında, idari yargı mhk.de ve kamunun elini uzattığı heryerde çalıştığını düşünecek olursak bence hayır. kaldıki bu kurumlar da pek küçümsenecek işler yapmıyor ha ne dersiniz?

      Sil
  39. Hocam ne kadar mühim bir yazı yazdığınız umarım en kısa zamanda anlaşılır!

    Şimdi farklı bir tecrübeden yaklaşarak sorayım:

    İşletme bölümünden mezun olur olmaz bir İngilizce kursuna başladım ve en yüksek kur düzeyinden tamamladım. Düzey kelimesini kullanırken, sanki en yüksek düzeyi bitirmiş olmakla bir dil çok iyi öğreniliyormuş gibi bir algı oluşmasın!

    Kurs dönemimde, hem yakın çevreme hem dil kursuna planımı anlattım. Uluslararası Ticaret alanında uzmanlaşmaya karar verdiğimi, bu alanda devam etmek istediğimi özellikle belirttim. Dil kursum, yaşadığım şehirdeki organize sanayi bölgelerinde faaliyet gösteren, içlerinde dış ticaret departmanları olan şirketlerin birçoğuyla anlaşma imzalayarak, öğretmenleri bilfiil şirketlerin ilgili ofislerine göndererek oradaki personele yerinde İngilizce (ve diğer yabancı diller) öğretiyor. Yani klasik prosedür olan öğrencinin dil kursu binasındaki sınıflara gelmesi yok, öğretmenin bizzat şirketlere giderek sahada dil öğretmesi var. Dil kursumun bu özelliğini bildiğimden, hocalarıma CV'mi verip, bu şirketlere ders vermeye gittiklerinde oradaki personel şeflerine, ilgili birimlere CV'mi iletmelerini rica ettim. Hocalarım sınıftaki durumumu gözlemlediklerinden, boş zamanlarımı sürekli pratik yaparak değerlendirdiğimi, İngilizce'yi seri konuşmaya başladığımı gördüklerinden, ders vermeye gittikleri şirketlere sadece CV'mi vermekle kalmayıp beni anlatmaları da önemli bir etkendi. Bu çaba gerçekten işe yaradı ve görüşmelere çağrıldım.

    Fakat hesapta olmayan iki durum ortaya çıktı:

    1. Askerlik !

    2. Şirketler, mülakat sonucunda İngilizce performansımdan ne kadar memnun kaldıklarını belirtmelerine rağmen, hiç ciddi iş tecrübem olmaması (bazı şirketler; 3 yıllık iş tecrübesini şart koşuyor!) sebebiyle işe alamayacaklarını söyledi.

    Üniversiteden yeni mezun olmam ve İngilizcemin artık ileri düzeyde olması bana moral verdi. Araştırmalarım sonucunda, diploma alındıktan sonra geçen 1 yıllık süre içinde öğrenci değişim programlarına dahil olunabildiğini ve yurtdışına çıkarak bir şirkette staj yapılabildiğini öğrendim.

    Bir öğrenci değişim programı aracılığı ile yaptığım arama sürecinde birçok şirketle görüşmem oldu ve nihayet Polonya'da iyi bir şirketle mülakatım olumlu sonuç verdi, stajyer olarak iş tecrübesi kazanmaya gittim.

    Orada (sadece Polonya değil Avrupa'nın önemli bir bölümünü de gezebilme imkanını yakaladığımı ve diğer birçok tecrübeyi buraya yazarak uzatmama gerek yok) geçirdiğim harikulade dönemden sonra Türkiye'ye döndüm, en yakın celp dönemine kaydımı yaptırıp kısa dönem askerliği tamamladım.

    Şimdi yukarıdaki yazınızdan ayrışan nokta başlıyor Mahfi Hocam:
    .....>

    YanıtlaSil
  40. .....>
    7 aydır işsizim!

    Çevremdeki herkes, boşlamadığımı, iş aramaya devam ettiğimi biliyor, görüyor, duyuyor, yaşıyor...

    Tekrar yurtdışında çalışmak için yeni araştırmalar yapıyorum. Fakat bu kez durum daha ciddi bir hal aldığından büyükelçilik/konsolosluklardan çalışma amaçlı vizeye ulaşmak o kadar kolay olmuyor! Yani üniversitede okuyan (ve yeni mezun olunan bazı fakülteler) bir öğrencinin öğrenci vizesi alması, çalışma amaçlı vize almasından daha kolay. Bu noktayı öğrenci arkadaşlar asla unutmasın ve okudukları süre içersinde mutlaka istifade etmeye çabalasınlar!

    Türkiye'den anlatmaya devam edelim. Başvuru yaptığım şirketlerin çok büyük bir bölümünün işe almama gerekçesi artık şu iki cevapta yoğunlaşıyor diyebilirim:

    1. Sizle yaptığımız mülakat oldukça verimli geçmişti. İş tecrübeniz kriterlerimizi karşılıyordu. Sizi aramızda görmeye karar vermiştik. Ama son anda bir başka adayla anlaşma yolunu seçtik. CV'niz, İnsan Kaynakları birimimizin havuzunda kayıtlı duracak. İhtiyaç duyduğumuzda sizle iletişime geçeceğiz. Sizle tanışmış olmak bizim için bir zevkti. Yolunuz açık olsun!

    2. Genel ekonomideki görece yavaşlama ne yazık ki bizim şirketimize de sirayet etmeye başladı. Bu sebeple, sadece bünyemizde mevcut olan çalışanlarımızla devam etmeye, yeni personel almamaya yönetim kurulumuz karar verdi. Öngörülemeyen süreçte personel çıkarımına başlamamız da muhtemel. Yine de, sizle tanışmış olmaktan memnuniyet duyuyoruz ve ileride yeni bir pozisyon açılması durumunda ilk değerlendirmeye alacağımız adaylardan biri olacaksınız. Hoşçakalın!

    Mahfi Hocam, Üniversite Süresini Nasıl Değerlendirmeli? sorusu ile önemli bir ikazda bulundunuz.

    Fakat şimdi, gerçekten hakedip, hakettiğini alamayan işsizleri de kapsayan vâsi bir yazı yazmanızı sizden bekliyorum, bekliyoruz!

    Size sadece kendimden örnek verdim. Ama emin olunuz hocam daha nice insanın yaşanmışlıkları var bu sayfayı doldurabilecek olan!

    İş var, iş beğenmiyorlar! sözünü adeta savunma mekanizması gibi, amentü bellemiş bir kervandan olmadığınızı bu sitede yazdığınız onca yazıyı okuduktan sonra anladım!

    Yukarıda yazdıklarım (ve tabii ki yüzbinlerce işsizin hikayeleri) ile 'bunlar iş beğenmiyor' sözü arasında uçurum olduğunu iyi bilenlerden birisiniz hocam!

    Anlattıklarınız artık herkesin başına gelen olağan bir durum. Bunlar artık normalleşmeye başladı. Alışın kapitalizmin bir başka cilvesine, alışın hayatın bir başka cilvesine, diyerek kestirip atmamanızı diliyorum, diliyoruz!

    Konu ile ilgili asıl yazınıza başlamadan önce umarız şimdilik kısa birşeyler yazarsınız ?

    Saygılarımızla...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayır öyle deyip kesip atmayacağım ve bu konuda da bir yazı yazacağım. Sorunu biliyorum. Adam kayırmanın, torpilin nerelere vardığını biliyorum, izliyorum, duyuyorum. O nedenle bir yazı da bunun için yazacağım.

      Sil
    2. Hocam elbetteki mezun olmak illa hemen iş kapısı bulmak değildir.Bu noktada kimsenin aksi şey söyleyeceğini zannetmiyorum.Fakat günümüzdeki İİBF mezunu kadrolarının eğitim fakülteleri, mühendislikler gibi alanlara aktarılması ile işsiz İİBF kitlesinin olağandan fazla arttığı görülüyor.Zaten kamu ve özel sektördeki beklentileri rasyonel bir biçimde ele alırsak, sadece bu dediklerinizi yapmak yine yetmiyor.Bunun yanında genel olarak; "Yabancı dil, yüksek lisans, deneyim, referans..." diye uzayan bir liste yapmak çok zor değil.Özellikle yeni İİBF mezunu olarak işimiz cidden zor, yinede imkansız değil...

      Sil
    3. Mahfi Hocam,

      Arkadaşların yazdıklarını görünce, kısa zaman önce bitirdiğim şu iki kitabı acilen okumalarını öneriyorum.

      Ve umarım bu iki kitabı siz de dikkate alırsınız hocam!

      İlki:

      "Boşuna mı Okuduk?"
      Türkiye'de Beyaz Yakalı İşsizliği
      Aksu Bora, Necmi Erdoğan, Tanıl Bora, İlknur Üstün
      İletişim Yayınları
      Adres:
      http://www.iletisim.com.tr/kitap/bosuna-mi-okuduk/8428

      "Diploma = iş" denklemi gitgide geçersizleşiyor. Genç işsizliği ve "okumuşların" işsizliği, dünyada da Türkiye'de de istisnai olmaktan çıktı. Zamanımız kapitalizminde işsizliğin yapısal niteliği aşikâr hâle gelirken, tahsilli, kalifiye çalışanlar yani "beyaz yakalılar" da güvencesizleşme sürecinin kurbanı oluyor, imtiyazlarını kaybediyorlar. İnsanlara atfedilen ve onların kendilerine atfettikleri "anlamın" iş durumuna göre belirlenegeldiği bir yaşam dünyasında, işsizlik sadece iktisadi olmayan derin bir kriz kaynağıdır.

      Elinizdeki araştırma, Türkiye'de beyaz yakalı işsizliğinin sosyal-psikolojik yanına odaklanıyor. İşsizliğin bir sosyal deneyim olarak nasıl yaşandığına ve "hissedilen işsizliğe" bakıyor. Üniversite mezunu işsizler işsizlikle nasıl baş ediyor, hangi yöntemlerle iş arıyorlar? Ne gibi ayrımcılık mekanizmalarına tâbi kaldıklarını düşünüyorlar? Güvencesizleşen hayatta, nelere -mesela aileye- ne kadar güvenebiliyorlar? İşsizlik deneyiminden duygusal olarak nasıl etkileniyorlar? Kendilerini nasıl ifade ediyor/edemiyorlar? İşsizlik deneyiminin orta sınıf "değerleri" ve "kimliği" ile etkileşimi nasıldır? Beyaz yakalı işsizler, işsizlik sorununun kaynağını nerede görüyorlar? Neye, kime kızıyorlar? İşsizlik, onları "bir şeyleri düşünmeye", "bir şeyler yapmaya" sevk ediyor mu?

      KPSS "belası", ataması yapılmayan öğretmenlerin sıkıntıları ve mücadeleleri, "kullan-at" tarzı istihdamın belli başlı örneklerinden banka çalışanlarının işsizlik deneyimleri ile ilgili gözlemler de bu sorgulamaya eşlik ediyor. Beyaz yakalı işsizleri dinleyen ve onları konuşturan bir kitap...

      İkincisi:

      "İşsiz Yaşam"
      İşsizliğin ve İş Güvencesizliğinin Birey ve Aile Üzerindeki Etkileri
      Nebi Sümer, Mehmet Harma, Nevin Solak
      Koç Üniversitesi Yayınları
      Adres:
      http://www.kocuniversitypress.com/books/issiz+yasam:+issizligin+ve+is+guvencesizliginin+birey+ve+aile+uzerindeki+etkileri

      Yaygın işsizlik ve iş güvencesizliği bireyi, aileyi ve bütün toplumu derinden etkileyen kronik sosyal sorunlarımızdır. Son yıllarda yapılan kamuoyu araştırmaları sözbirliği etmişçesine, işsizliğin Türkiye'nin en öncelikli sorunu olduğunu göstermektedir. Siyasi görüşten bağımsız olarak bütün toplum öncelikle işsizlik sorununa bir çare bulunmasını beklemektedir. İşsizlik ve iş kaybetme korkusu (iş güvencesizliği) genellikle ekonomik bir sorun olarak görülmüş, yol açtığı bireysel dram ve yıktığı hayatlar gazetelerde haber olmanın ötesine pek geçememiştir. Öncelik taşıyan bu sorunumuz Türkiye'de bütün boyutlarıyla bilimsel olarak incelenmemiştir.

      İşsiz kalmak ya da her gün işten çıkarılma korkusu yaşamak kişinin ve yakın çevresinin sağlığını tehdit etmektedir. Uzun süren işsizlik ekonomik adaletsizlik ve sosyal dışlanmışlığın yanı sıra, yüksek stres, depresyon, kaygı, kalp ve damar hastalıkları gibi pek çok psikolojik ve fiziksel sağlık sorunlarına yol açmaktadır.

      Elinizdeki kitapta, Türkiye'de işsizliğin ve iş güvencesizliğinin birey ve ailesi üzerindeki psikolojik ve fiziksel etkileriyle bunların çalışma hayatına yansımaları geniş bir örneklem üzerinde derinlemesine incelenmiştir. Kitapta, aynı zamanda, ilgili alanlardaki temel araştırmalar ve işsizliğe ilişkin güncel istatistikler özetlenmiş, etkili destek ve çözüm önerilerine yer verilmiştir. Bu kitap, başta alanda çalışan psikologlar olmak üzere, bu konularda araştırma yapan sosyal bilimciler, karar verme konumunda olanlar, sendikacılar ve bizzat işsizler ve işini kaybetme korkusu yaşayanlar için yararlı bir kaynak niteliğindedir.

      Saygılarımı sunarım Hocam...

      Sil
  41. Değerli Üstadım, Kıymetli Hocam,
    Bir iktisat bölümü öğrencisi olarak belirtmek isterim ki işe alım süreçlerinde önemsenen sadece iki husus var. Yabancı dil yeterliliği ve iş hayatı deneyimleri. Çok çeşitli yerlerde iş ve staj görüşmelerine gitmeme rağmen benim bahsettiğiniz tarzda ki bilimlere olan yeteneğimi sınayacak hiç bir soruyla karşılaşmadım diyebilirim. Bilim olarak öğrenmenin hayatta ki katkısının büyük olacağına inanmama rağmen insan kaynakları yetkilileri tarafından belirttiklerinizin bir karşılığı olduğuna düşünmüyorum.
    Ayrıca tespit olarak siz ve sizler gibi değerli ekonomiye ışık tutan insanların paylaşımlarını bulabileceğimiz bir ortak internet tabanlı platformun kurulmasının gerekli olduğunu inanıyorum.
    Güzel yazılarınız için ellerinize sağlık diler, teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  42. hocam merhaba,
    yazınız, öğrenci olmayanlar için bile çok aydınlatıcı bence. bir alanda kendisini geliştirmek isteyen kişi, kendine buradan bir program yapabilir.
    sizden maliye alanında akademik olarak kendimi geliştirmek için neler yapılabileceği ile ilgili tavsiye almak istiyorum. yabancı ülkelerde kamu ekonomisi ağırlıklı sanırım.
    iktisadi matematik bilgim olmadığı için bununla ilgili kitaplarla ve temel iktisat kitaplarına çalışmayı düşünüyorum.
    bunun dışında önerilerinizi alabilir miyim.
    şimdiden teşekkür ederim

    YanıtlaSil
  43. Hocam yazılarınızı içtenlikle takip ediyorum 3.sınıf iktisat bölümü öğrencisiyim ve saydıklarınızı genellikle yapan bir öğrenciyim esasen benim size bir sorum olacaktı.Hocam ben grafiklerı anlamada ve matematiksel derslerde iyi olduğum için bu bölümü seçtim ama ilerisinde biraz daha sözele doğru yönelme oldu.Benimde sözel becerim biraz zayıf bunu üst seviyeye çıkarmak için neler yapmalıyım bu konularda sırf ezber çalışmanın zararıma olduğunu biliyorum kitapta okumaya elimden geldiğince gayret gösteriyorum ama genede sizinde düşüncelerinizi almak istedim saygılarımla.

    YanıtlaSil
  44. merhaba hocam ilgiyle ve severek takip ediyorum sitenizi .açıköğretim 3.sınıf iktisat bölümüne kaydımı yaptırdım.Kendimi şimdiden özel sektör ve kamu için hangi donanmlar sahip olmalıyım devlette nerelerde çalışabilirim ne gibi niteliklerim olmalı özel sektör içinde de neler yapmalıyım.Yardımız için şimdiden teşekkür ederim

    YanıtlaSil
  45. Hocam merhabalar,yazınızı okudum çok hoş olmuş.Ben maliye 3. Sınıf öğrencisiyim ve ilk iki yılım inanılmaz boş gecti ama artık kalan iki yılımda tavsiyelerinize uymak istiyorum,sizce kalan iki yılımda sizin belirttiğiniz duzeye gelebilir miyim?açıkçası biraz ümitsizlik var.

    YanıtlaSil
  46. Sayın hocam
    Boğaziçi üniversitesinde okutulan kitapların listesine nasıl ulaşabilirim ?İnternette okutulan dersler ve öğretim üyelerinin bilgileri var sadece.Bu konuda yardımcı olabilir misiniz ?
    Şimdiden yardımlarınız için teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  47. sevgili hocam ne güzel yazmışınız. Yazının başında bahsettiğiniz durumu yaşadım şuan; keşke daha önce okusaydım bu yazdıklarınızı :) Aslında fena bir durumda sayılmam bir devlet kurumunda kariyer uzmanıyım ama yazınızı okuyunca yeniden fark ettim ki çok daha iyisini yapabilirdim. İktisat eğitimi aldım kendimi hakkıyla bir iktisatçı olarak tanımlayamasam da iktisattan kopmuş değilim. Ara verdiğimde ekonomi yazılarına konularına hayatımda eksikliğini hissediyorum. Bunun yanında iki gün önce sizin kendime yazılar kitabınıza başladım ekonomi felsefesi bölümüne geldim şuan ve bir şey itiraf etmem gerekiyor ki sanırım bende hitit-mısır uygarlıklarına kıyısından köşesinden merak saldım. Hemen not aldım sizi bu konulara çeken kitapları ve tabiki konuyla ilgili sizin 2 öykü kitabınızı. Üniversite para teorisi dersini veren sevgili hocam "Değeri düşmeyecek tek sermaye beşeri sermayedir, ona yatırımı ihmal etmeyin" derdi.Her yazınızdan birşeyler edinip "beşeri sermayeme" katkı yapmaya çalışıyorum. Yazmayı sakın bırakmayınız,lütfen!

    YanıtlaSil
  48. Saygıdeğer Mahfi Hocam,
    Yazılarınızı okuduğumda ya da programınızı izlediğimde o kadar motive oluyorum ki dünyadaki bütün iktisat kitaplarını okuyacak enerjiyi ve isteği kendimde buluyorum. Ben de iktisat mezunuyum ama "iktisatçı" değilim ne yazık ki. Umarım ileride ben de sizin gibi işini en iyi şekilde yapan bir iktisatçı olurum. Hatta bazen aklımdan geçmiyor değil iktisadı yeniden okumak. Evet iktisat istediğim bölümdü ama hayalimdeki üniversitede okuyamadım. Sanıyorum iktisat okumak isteyenlerin çoğunun hayalinde Mülkiye'de okumak vardır. Tekrar iktisat okumak akıllıca olmayabilir. Ama hocam, maliye bölümü okumamı tavsiye eder misiniz? Gerçek bir iktisatçı olabilmem için bunun bana olumlu katkıları olabilir diye düşünüyorum. Hem de hayalimi gerçekleştirmiş olurum. Bu arada, Kolay Ekonomi kitabınızı bitirdim hocam. Emeğinize, yüreğinize sağlık. Bilgilerimi tazelemek ve yeni bir şeyler öğrenmek adına çok faydası oldu benim için. Yakın zamanda Ekonomi Politikası kitabınızı okumaya başlayacağım. Saygılarımla...

    YanıtlaSil
  49. Degerli hocam merhaha,

    "4 yıl biraz sıkılıp yorulsanız da mezun olduktan sonra o çabanın karşılığını almanızı ve kalan yaşamınızı daha rahat geçirmenizi sağlayabilecek bir seçenek." demissiniz. Universite sinavinda iyi bir puanla iyi bir universitenin guzel bir bolumunden derece ile mezun oldum. Su anda yurtdisinda alaninda cok iddiali bir enstitude calisiyorum. Fakat hala mutsuzum. Salt mutlulugu universite yillarini verimli gecirmeye baglamak sizce dogru mu? Universite yillarinda bize vaadedilen utopyayi gerceklestirip mutsuz oldugumuzda, hala hayal kirikligi yasiyorsak bunun sebebini nerede aramaliyiz? Maalesef basarinin ve mutlu olmanin kosulunu belli bir kaliba sokulmasi fikirinize karsiyim.

    YanıtlaSil
  50. Asıl adı "Ekonomi Politik" olan ve 19. yy'dan sonra doğa bilimlerine özenerek (Physics), iktisat (Economics) adını alan ve ele aldığı meseleler itibariyle daha çok sosyal bir disiplin olan iktisat bölümü öğrencilerine, "siyaset bilimi okumalarına daha az zaman ayırın" diye tavsiye vermeniz komik olmuş. Bu bir yöntem sorunudur. İsteyen ekonometrik ve matematik yönden bir iktisat eğitimi alsın, isteyen siyaset bilimi, tarih ve sosyolojiye ağırlık veren bir iktisat eğitimi alsın.

    YanıtlaSil
  51. Hocam yazdıklarınız gerçekten çok güzel ve anlamlıydı.Nasıl gerçek bir iktisatçı olacağımızı özetlemişsiniz.Hocam ben ege üniversitesi iktisat 2.sınıf öğrencisiyim.Sizin bu yazınızı okuduktan sonra artık daha sıkı çalışmaya karar verdim.BENİM size bir sorum olacaktı.Gelecekte bende uzmanlık,müfettişlik tarzında meslekler düşünüyorum.Acaba Ankara.Gazi gibi üniversitelerin iktisat öğretisi daha mı iyi,Ege ile karşılaştırırsanız hangisi hocam?Gazi üniversitesine yatay geçiş düşünüyorum da hocam.Yapsam mı,yapmasam mı karar veremiyorum.Yardımcı olursanız çokk sevinirim..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Siyasal ve gazi değilde boğaziçi odtü gibi okullarda matematiksel iktisat ağırlıklı bir eğitim söz konusu şu anda dünya üzerindeki bir çok önemli üniversitede matematiksel iktisata yönelik eğitim veriyor sana tavsiyem odtü boğaziçi bilkent koç sabancı beşlisinden birine yerleşmen gerektiği yönünde olacaktır.

      Sil
  52. Rekabetten başka önerilen nedir biz insancıklara. Sabah erkenden Kalkıp işe koşmalı ve sistemi tekrar tekrar yaratmalıyız. Bir işe 1 kişi alınacakken o işe 1000 kişi başvurmuşken. 3 dil bilseydim kesin işe alınırdım deyip kendimizi avutup daha bir hırsla ders Çalışmaya koyulmalıyız. Biz öğrenmediğimiz için işsiz kalıyoruz ve Evet 999 kişiden birisiyiz ama niye o bir kişi değiliz diye kendimize sorular sorup yine Anlamsız cevaplarda kaybolmaya mahkûmuz. Bizler zaten zengin de değiliz keşke ölsek. Ki zaten okul harçlığını çıkarmak içim çalışırken, ya da mezun olup işsizler kervanında boş gezeceğime çalişyım deyip bir rezidans inşaatında ansıIzın ölümün soğuk suratı ile karşılaşabiliriz. Ama hata bizde çalışmadık ondan değil mi? Kesin biz suçluyuz evet bayım Haklısınız biz suçluyuz. Sizin düşününüz her gün iktidarda iken biz sustuğumuz için suçluyuz. Rekabet rekabet rekabet. Kapitalizm sizin gibi kalemi parlak düşünürleri ile hep Söyler rekabet. Rekabet. Rekabet.

    YanıtlaSil
  53. Herkese açık tavsiye vermeyin hocam:)

    YanıtlaSil
  54. Hocam merhabalar yazilarinizi sürekli okuyan takip eden bi iktisat öğrencisiyim ve bize verilen iktisat eğitimi sadece piyasaya sürülecek kalifiye eleman yetiştirecek kadar misal neden sadece keynesyen ekonomik teoriler üzerinden gidebiliyor marksist ekonomiden neden hic bahsediliyor

    YanıtlaSil
  55. Merhaba Hocam,
    İngilizce eğitim veren iyi bir üniversitenin işletme bölümünden Haziran ayında mezun oldum. Üniversite hayatım boyunca kendimi geliştirmek için elimden geleni yaptım. Kariyer hedefimi daha 2. sınıftan belirlemiştim. Sizin dediğiniz şeylerin yanında pek çok sosyal sorumluluk projesi, yurtdışı eğitim ve staj deneyimlerim oldu. Mezun olunca hedeflediğim şirketlerde hedeflediğim pozisyonlara başvuru yaptım. Genelde 5 aşamalı olan süreçlerde hep son aşamaya kadar geldim. Ama birileri hep torpil ile son aşamada önüme geçti. Prensip olarak torpile katiyen karşıyım, zaten istesem de fakir bir aileden geldiğim için torpil bulabileceğimi sanmıyorum. Okul bittiğinde okul hayatı boyunca çaba göstermeyen insanların istediğim pozisyonlarda başladığını gördüm. Özgüvenim her ne kadar korumaya çalışsam da yavaş yavaş eridi, şimdi varmış gibi yapıyorum. Aile desteğim yok, Türkiye okuyan, araştıran kendini geliştiren çocuklarına böyle acımasız davranırken, mecliste koltukları yosun bağlamış insanların çocuklarına fırsatlar dünyası adeta. Yazılarınızı ve çıktığınız tv programlarını kaçırmıyorum. Ne kadar bilgili ve iyi bir insan olduğunuzu söylememe gerek dahi yok. Bu konuda da bir yazı yazmanızı istedim, ama bir faydası olacağını sanmıyorum, 23 yaşında 63 yaşatanlar utansın!

    YanıtlaSil
  56. Ben inşaat mühendisliği 4. sınıf öğrencisiyim. Iktisat okuyan bi arkadaş bizimle birlikte kütüphanede çalışarak okul 1.si oldu. Biz daha yuksek performansla çalışmamıza rağmen 2.00 ortalamayi zor görüyoruz. Bize kaç saat çalışmamızı öneriyorsunuz?

    YanıtlaSil
  57. hocam yüksel bilgili hocanın kitapları hakkında bir bilginiz var mı görüşünüzü alabilirmiyim. KPSS ve kurum sınavları için nasıl kaynaklar sizce?

    YanıtlaSil
  58. Hocam yine çok güzel bir yazı yazmışsınız teşekkür ederim. Meslek hayatında öne çıkmak için yapılması gerekenlere ilişkin düşüncelerinizi de bizimle paylaşırsanız çok makbule geçer.

    saygılarımla,

    YanıtlaSil
  59. Merhaba hocam ben Dokuz Eylül 1.sınıf iktisat öğrencisiyim daha yolun başındayken iyi ki okumusum yazınızı dedim. Öncelikle yazınız için teşekkürler . Kendimi geliştirmem için bana onerebilceginiz kitap varmı acaba

    YanıtlaSil
  60. Merhaba hocam. Öncelikle yazınız için teşekkürler. 4 sınıf Öğrencisi olarak daha önce yapmadığım şeyleri güzel yazınızı kendine rehber olarak alıp başlıycam.

    YanıtlaSil
  61. Hocam ben üniversite bu yıl başlayacağım ve tercih ettiğim bölüm iktisat. Çok vaktinizi almadan ve sizi rahatsız etmeden iletisime geçmek istiyorum. Bu yazımı görürseniz bana ulaşır mısınız? Şimdiden çok teşekkür ediyorum. E-mail adresim : emreataay7@gmail.com

    YanıtlaSil
  62. merhaba hocam.

    ben 2 yıllık et endüstrisi bölümü bitirdim (2002).sene 2015 ekim ayı ben açıktan iktisat 3.sınıftayım (gülüyorsunuz :)) güz sınavları bitti ve dönem sonu sınavları için son 10 gün.Aslında çok gayret göstermem gereken dönemi yaşıyorum ama iş hayatı aile vs.koşullar bana bu konuda engel oluyor ama ben bu yazınızı okuduktan sonra kafa yapımı değiştirdim (en azından bişeyler yapıp muhasebe yeteneği kazanmaya çalışacağım).Yazınızı 2002'de okumayı çok isterdim ama bu 2014 yazınız :) .Olsun diyorum ve en azından kendime bişeyler ekleyip 3 yaşında olan çocuğuma bu düşüncelerle sarılacağımı ve bu mantığı ona da ekleyeceğime eminim.Sizin gibi değerli kişilerin ömrü uzun olmasını her zaman allahtan isteyeceğim.
    Tüm öğrenci kardeşlerime ve özellikle size müthiş saygılarımla,eksik olmayın.

    YanıtlaSil
  63. Hocam merhabalar iktisat 1. Sınıf öğrencisiyim bu yaz bölümümle ilgili bir yerde çalışmak istiyorum staj olarak nerelerde çalışabilirim

    YanıtlaSil
  64. Hocam sizi 2. Sinifta buldum idolümsünüz.Geç buldum ama geç kalmamışımdır umarım kafama bazı şeyler yeni dank ediyor. Seviyoruz sizi hocam :)

    YanıtlaSil
  65. Hocam bu dediklerinizi uygululuyorum ama KPSS sonrası birde mülakat için nasıl bi çalışma yapmaliyiz

    YanıtlaSil
  66. merhaba hocam , ben 3.sınıf maliye öğrenciyim . açıkçası bu 3 yılımı iyi değerlendiremedim daha bu sene ingiizce kursuna yazıldım ama ne yapacağımı bilmiyorum . kpss ye çalışmaya başlayacağım . ilk önce hangi derslere ağırlık vermeliyim , nasıl çalışmalıyım?

    YanıtlaSil
  67. Merhaba hocam,siyaset bilimi ve kamu yönetimi ôğrencisiyim kendimi donatmak yeterli birikime erişmek için neler yapmalıyım

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...