23 Mart 2015 Pazartesi

Smith ve Keynes

Adam Smith, insanla birlikte var olan ekonomik sorunu, yani kıtlık sorununu ilk kez bilimsel bir çerçeveye oturtup zamanının ideolojisiyle yani merkantilizm-tarımsal kapitalizm çerçevesiyle açıklayan bilim adamıydı. Smith’in eseri Ulusların Zenginliği, kapitalizmin ilk el kitabıydı. Ekonomi, o zamanlar siyasetle çok daha içli dışlı olduğu için adı da ekonomi (economics) değil siyasal ekonomiydi (political economy.)  Smith, Keynes’in adlandırmasıyla klasik ekonomi okulunun kurucusu sayılıyor. Klasik iktisatçılar, devletin piyasalara karışmaması durumunda dengenin kendiliğinden oluşacağını, zaman içinde bozulsa bile yeniden kendiliğinden kurulacağını savunurlardı. 

Ekonomi biliminin adının siyasal ekonomiden ekonomiye dönüşü büyük ölçüde Alfred Marshall’ın 1890 yılında yayınladığı Ekonominin İlkeleri adlı kitabından sonra oldu. Bu kitap, artık kapitalizmin yeni el kitabı olmuştu. Neoklasik ekonominin öncülerinden olan Alfred Marshall bu bilime matematiği taşıdı. 

John Maynard Keynes, Alfred Marshall’ın Cambridge’deki en parlak öğrencisiydi. Kapitalizmin içine düştüğü 1929 bunalımı, Keynes’in yetiştiği klasik ve neoklasik çerçevenin kendiliğinden denge kabulünden uzaklaşmasına ve yeni bir yaklaşım geliştirmesine yol açtı. Keynes, klasiklerin ve neoklasiklerin iddia ettiğinin aksine piyasaların kendiliğinden dengeye gelemeyeceğini ve devletin etkin müdahalesinin gerekli olduğunu savundu. Kapitalizmin yeni el kitabı artık Keynes’in İstihdam, Para ve Faiz Genel Teorisi adlı kitabıydı. Zaman ilerledikçe her iki yönde yani klasik ekonomi anlayışında da Keynesyen ekonomi anlayışında da gelişmeler yaşandı. Parasalcılar, Yeni klasik iktisatçılar klasik ve neoklasik geleneği geliştirerek savunurlarken Yeni Keynesyenler de Keynesçi ekonomi yaklaşımını geliştirdiler.

Buraya kadar yaptığım açıklama gösteriyor ki birbirlerinden yaklaşık 1,5 yüzyıl farkla yaşamış olan Smith ile Keynes, birbirine taban tabana zıt görüşlere sahiptiler. Smith, devletin ekonomiye karışmaması halinde dengenin sağlanacağını savunurken, Keynes, devletin ekonomiye karışımı olmadan dengenin sağlanamayacağını söylüyordu. Dolayısıyla bir insanın bu iki bilim adamının görüşünü birlikte kabulü bilimsel olarak imkânsız görünüyor. 

Ekonomi eğitimi alanlar, bu bilim adamlarının görüşlerini, önermelerini, ekonomik düşünce tarihinin bir parçası olarak okurlar. Bunu okumalarındaki amaç kapitalizmin gelişiminde nasıl çözümler arandığını anlamalarını sağlamaktır. Çünkü tarih çalışmasının doğru yöntemi bir dönemi incelerken o dönemin koşullarını ve düşünce tarzını kavrayarak incelemektir. Bir başka deyişle bugünkü koşullar ve düşünce biçimiyle sanayi devriminde olup bitenleri anlayıp analiz etmek insanı yanlış yerlere götürür. Smith’i, Ricardo’yu, Marx’ı anlamadan sanayi devrimini anlayamayacağımız gibi, Keynes’i anlamadan iki dünya savaşı arasında kapitalizmin gelişimini ve sorunlarını da anlayamayız. Dolayısıyla iktisatçı, Smith’i ve Keynes’i çalışırken bu gözle çalışır.

Adam Smith’in görünmez ele dayalı ekonomi teorisi artık geçerliliğini yitirmiş olsa da işbölümünün yararlarını anlamak için dönüp onun yazdıklarına bir göz atarız. Keynesin görüşlerini ne kadar aşmış olsak da likidite tuzağı yaklaşımını gözden kaçırmayız. Eğer bu yaklaşımı gözden kaçırırsak enflasyon ve faizin sıfıra yakın olduğu durumu ideal durum sanmaya devam eder ve Avrupa’nın içine düştüğü durumu bir türlü doğru analiz edemediğimiz için çelişkiler içinde kalırız.

Korkulması gereken şey Smith ve Keynes’e değil bilim dışı konulara takılıp kalmaktır. 

93 yorum:

  1. HEPİMİZİN YÜZÜNÜ KIZARTACAK RAPOR !

    Türkiye eğitimi erken terk oranında hem kız hem erkek öğrenciler açısından Avrupa birincisi olurken, kız öğrencilerde fark çok daha yüksek düzeylerde bulunuyor.

    Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu’nun (TİSK) Avrupa Komisyonu’nun "Avrupa’da Eğitimi Erken Terk Durumu" başlıklı raporundan derlediği verilere göre, Türkiye kız öğrencilerin eğitimi erken terk etme oranında açık ara Avrupa birincisi oldu.

    Verilere göre, 2013 yılında Türkiye’de kız öğrencilerin yüzde 39.9’u lise ve dolayısıyla yükseköğrenim aşamalarına geçemeden eğitim sürecini terk ediyor ya da terk etmek zorunda kalıyor.

    Bu da her 100 kız öğrenciden 40’ının eğitimin ileri aşamalarından, sonuç olarak da büyük çoğunluğunun istihdamdan yoksun kalması anlamına geliyor.

    Avrupa Komisyonu Raporu’nun Türkiye değerlendirmesine ayrılan bölümünde, “Türkiye’nin erken terkin üstesinden gelecek etkili bir stratejisi bulunmamaktadır” tespiti yapıldı ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın Avrupa Birliği finansal desteği ile Ekim 2013’te başlattığı ilköğretim kurumlarına devam oranının artırılmasını amaçlayan projenin eksiklerine işaret edildi.

    Raporda, mesleki eğitimi erken terk konusunda hiçbir önlem alınmadığı, eğitimi erken terkin üstesinden gelmek için diğer önlemlere başvurulmadığı, eğitim ve kariyer rehberliğinin ihmal edildiği vurgulandı.

    Rapora ilişkin TİSK değerlendirmesinde ise “Belirtilen oranlar ülkemiz eğitim politikasının enine-boyuna irdelenip, yeniden tasarlanmasını gerekli kılıyor” uyarısı yapıldı.

    Türkiye bu oranla Avrupa’da açık ara birinci olurken, eğitimi erken terk etme oranında

    Türkiye’nin ardından ikinci konumdaki İspanya’da bile kız çocukların eğitimi erken terk oranı, Türkiye’nin oranına kıyasla 20 puan daha düşük bulunuyor.

    AB 28 ortalaması ise yüzde 10.2 ile Türkiye’nin dörtte biri düzeyinde. Kız öğrencilerin eğitimi erken terk oranı yüzde 2.6 ile en düşük Slovenya’da kaydedildi.

    Türkiye erkek öğrenciler açısından da umut vaat etmiyor. Lise ve üniversite eğitimi alma

    şansları kızlara göre daha yüksek olsa da, erkek öğrenciler de yüzde 35 gibi büyük bir oranda eğitimi erken terk ediyor. Türkiye bu oranla erkek öğrencilerin eğitimi terk sıralamasında yine Avrupa birincisi durumunda.

    Türkiye’de kız öğrenciler erkek öğrencilere göre eğitim açısından dezavantajlı durumunda

    bulunurken Avrupa ülkelerinde ise tam tersi gözleniyor. Bulgaristan ve Çek Cumhuriyeti hariç diğer Avrupa ülkelerinin tümünde okulu erken terk açısından kız öğrenciler daha avantajlı durumda.

    28 üyeli AB’de 18-24 yaş aralığındaki, ortaokul diploması ile yetinmek zorunda kalan genç erkeklerin ortalaması yüzde 13.6 olurken, kızlarda bu oran yüzde 10.2 düzeyinde bulunuyor.

    Raporu incelemek için:
    http://www.odatv.com/images/resimler/230320151304138760106_3.jpg

    http://www.odatv.com/n.php?n=hepimizin-yuzunu-kizartacak-rapor-2303151200

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler adsız giriş yapan arkadaş. Çok önemli bir konuya dikkat çektiniz. Mahfi Eğilmez Hoca'nın da vurguladığı gibi eğitim giderek bilimsellikten uzaklaşıyor. Böyle bilim dışı bir eğitimi yarıda bırakmanın büyük bir kayıp olduğundan şahsen emin değilim. İstatistik bilgiler vermişsiniz. Öğrencilerin neden okulu terk ettiklerini araştırmak gerek. Bireysel farklılıkları dikkate almayan, insanın her yönüyle gelişimini desteklemeyen eğitim sistemi bazı öğrencilerin başarısız olarak okuldan uzaklaşmasıyla sonuçlanıyor. Başka nedenler de var. Okulu terk etmek zorunda kalan öğrenciler de var. Eğitim sorunları kendi kendini besleyerek sürüp gidiyor. Ve tabii ki çözümü de öyle olacaktır. Bir kere sorunları çözmeye başladınız mı çözüm de kendini besleyecektir. K.M.

      Sil
    2. Merhaba. Ben Adam Smith'in tarafındayım. Adam Smith bir ülkenin kalkınması için iyi işleyen bir adalet sistemi ve makul vergi yeterlidir demiştir. Bu benim ekonomi anlayışımı özetliyor. Hukukun üstünlüğü sağlanırsa görünmez el işlemeye başlar. ''Bir insanın bu iki bilim adamının görüşünü birlikte kabulü bilimsel açıdan imkansız görünüyor'' demişsiniz. Zaten Smith ve Keynes birlikte gitmez; simitle çay gider. Saygılarımla K.M.

      Sil
    3. İktisat ilginç bir bilim. Para bulunmadan önce de insanlar ekonomik etkinliklerde bulunuyorlardı. Sonra para bulundu, sonra kağıt para basıldı ve daha sonra paranın altın karşılığı kaldırıldı ve şimdi bankalar parayı kaydi olarak çoğaltıyor. Sanal paralar da kullanılmaya başlandı. Belki gelecekte kağıt paralar kullanılmayacak. Bundan bin yıl önce borsa yoktu. Faizin olmadığı bir ekonomi de mümkün olabilir. Ekonominin araçları değişebiliyor. Dünyanın ekonomik yapısı da değişiyor. İktisat bilimi ekonomiyi yalnızca açıklamıyor, şekillendiriyor da. Dediğim gibi bitcoin gibi paraların kullanımı yaygınlaşırsa, emeğin dolaşımı serbest bırakılırsa, 3 boyutlu yazıcılarla üretim biçimi değişirse, uzaydan maden getirilirse yeni iktisat kuramlarına mı ihtiyaç duyulacak?

      Sil
    4. Eğitimde durumumuz içler acısı. Bilim öğretemediğimiz, analiz yapmayı anlatamadığımız gibi bu eğitimi bile terk eden edene. Son dönemde giderek bozuldu eğitim. Çünkü her geçen gün sorgulamaktan uzaklaşana bir eğitim sisteminin içindeyiz.
      Öte yandan ekonomi, yaşamdan önce gelişemez. Yani önce olay yaşanır sonra kuram gelişir. Dolayısıyla bugün geldiğinmiz aşamada yeni kuramlar gerekiyor.

      Sil
    5. Üstat, Günaydın.
      Matematik bilimi her ne kadar Fizik biliminin (doğa olaylarının açıklanması) kullandığı bir araç olarak da tanımlansa da, tarihte henüz gözlemlenmemiş olayları da önceden öngörebilmemizi sağlamıştır. Bir diğer deyişle Fizik biliminin önünden gittiği zamanlar olmuştur. Bunun ile ilgili en bilinen örnekler Einstein'ın özel ve genel görecelik kurumlarının o günün mevcut teknolojileri ile gözlemleme olanağı bulamamalarına karşın, zaman içersinde tespit edilmelerinin mümkün oluşları söylenebilir.
      Sizin ekonomi bilimi yaşanarak gelişir tanımınız, matematik ve fizik bilimlerinden farklı olarak onun psikoloji bilimini de dikkate almak zorunda olması ile alakalı olmalı diye düşündüm.
      Çok selamlar
      Cafer Demir

      Sil
    6. Felsefe öğretmediğimiz sürece bilim öğretemeyiz.Okullardaki din dersleri saatiyle felsefe ders saati yer değiştirmeli

      Sil
    7. Vicdanın ziyası, ulûm-u diniyedir. Aklın nuru, fünun-u medeniyedir. Din ve bilim birbirini tamamlar.

      A einstein ''Dinsiz Bilim Kör Bilimsiz Din Topaldır'' diyor. Bu ülke ne çektiyse bu kör ve topallardan çekti.

      Sil
  2. Eknomiye kayıtsız gençleri bile bilgilendiriyosunuz hocam. Bilmek ve anlatmanın ne kadar ayrı şeyler olduğunu anlamak için çok güzel bir örneksiniz. Saygılar sunuyorum.

    YanıtlaSil
  3. Mahfi Bey,

    Öyle hissediyorum ki:

    Liderimiz, sevgili Cumhurbaşkanımız faizin sebep, enflasyonun sonuç olduğunu çok yakında bütün dünyaya ispat edecek.

    O zaman sizin gibiler yıllardır yaş tahtaya basmış olduğunu farkedip özür dilerler mi acaba...

    Smith'in, Marx'ın, Keynes'in artık miadını doldurduğunu nihayet kabul ederler mi acaba...

    Keşke zaman var iken, yanlış yol üzerinde olduğunuzu anlasanız da, bari siz, doğru yolu aramak için çaba sarfetseniz.

    Saygılarımızla, iyi akşamlar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Faizin sebep enflasyonun sonuç olduğunu ispat etmeye çalisirken Ekonomik kriz gelip kapiyi çalarsa şaşirmayalim arkadaşim.

      Sil
    2. Böyle bir şeyi ispatlamaya gerek yok. Çünkü zaten ispatlanmış durumda. Eğer bir ülkede maliyet enflasyonu yaşanıyorsa o zaman o enflasyonun nedenlerinden birisi faiz olabilir. Ama bizdeki durum nedenin kur artışı olduğunu gösteriyor. Önce risk artıyor sonra kur artıyor sonra enflasyon ve sonra da faizler artıyor. Bazen kur artışını frenlemek için faizi artırınca olayın başını sonunu kaçıranlar faiz artışının enflasyon artışına neden olduğunu sanıyor. Neyin neye sebep olduğunu anlayabilmek için sabırla Smith ve Keynes'i okumak lazım. Onları atlayıp küçümseyince nedenler ve sonuçlar karışıverir.

      Sil
    3. "enflasyon her zaman ve her yerde parasal bir olgudur." M. Friedman.
      Sayin Cumhurbaskanimiz Venezuellaya bir gidip durumu incelerlerse, aydinlanacaklardir diye düsünüyorum. Bana öyle geliyor ki Chavez ve onun yerine gelen Maduro ikilisi para basmanin (yani düsük faiz) enflasyonu düsürdügünü sayin cumhurbaskanimizdan önce bulmuslardi. Ardindan hizla uygulamaya koydular. On senedir de büyük bir basariyla uyguluyorlar.

      Sil
    4. Önce risk artıyor sonra kur artıyor sonra enflasyon ve sonra da faizler artıyor.

      Sil
  4. Teşekkürler hocam. Tarih eğitimi her bilim dalında bugünü anlamak için büyük önem taşıyor.

    YanıtlaSil
  5. Keynes'le ilgili yanlış bilinen birçok şey var:
    1- Keynes, teorisini hep metal standardı varsayımı altında geliştirdi. "faiz düşerse spekülatif para talebi artar" önermesindeki "spekülatif para" altın karşılığı olan paradır. bazı ekonomi öğrencileri "para"yı bugünkü kağıt para zannediyorlar.
    2- Keynes, iyi zamanlarda devletlerin bütçe fazlası vermesi gerektiğini savunurdu. ABD hükümeti 1947'den bügüne sadece 2000 yılında bütçe fazlası verdi.
    3- Keynes, yapısal dış ticaret açığı vermeyen ülkelerin metal standardı uygulamasına olumlu bakıyordu. çünkü metal standardının ulusal para birimlerinin aşırı değerli kalmasını engellediği tabii ki biliyordu. "Keynes altını sevmezdi" önermesi her zaman geçerli değildir. Keynes, İngiltere gibi o tarihlerde parası aşırı değerli ve yapısal açık veren ülkelerin altın standardı uygulamasına karşıydı. ABD, altın standardında kalsaydı imalat sanayi/GDP oranı kesinlikle %30'lardan %10'lara, potansiyel büyümesi %5'ten %2'ye düşmezdi. cari açığı rahatça fonlamak ABD açısından böyle olumsuz bir tablo yarattı.
    4- Keynes'in teorisini geliştirdiği zamanlarda mevduat sigortası yoktu. bankalar battığı zaman mevduatlar buharlaşıyor, neticesi çok derin bir deflasyon oluyordu. bugün öyle değil, mevduatlar buharlaşmıyor. mevduat sigortası, deflasyonu derinleşmesini önlüyor, deflasyon olsa bile sığ bir deflasyon oluyor. Keynes bugün yaşasaydı devlet müdahalelerine karşı daha mesafeli olurdu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Anlattıklarınızın hepsi doğru ama son cümleyi bilemeyiz. Yani Keynes bugün yaşasaydı devlet müdahalelerine daha mesafeli mi olurdu o bir spekülasyon.

      Sil
  6. Tesekkurler hocam.akici,edebi,tarihi siyasi,bilimsel bir dille yazilmis bir metin.arif olan anlar der eskiler.o kadar.

    YanıtlaSil
  7. Hocam zihin haritalama hızlı okuma hafıza teknikleri hakkında kaynak ve önerilerde bulunabilir misiniz ?

    YanıtlaSil
  8. Hocam super yazi.
    Dolar nedense duruldu bu aralar. Sizden artik bir piyasa analizi bekliyoruz.

    YanıtlaSil
  9. Hocam ekonomi okuyan birisi olarak yazılarınızı beğenerek okuyorum ve çok faydalı bulurum. Öncelikle çok teşekkür ederim.
    Soracağım soru bu konuyla alakası yok ama merak ettiğim bir şey var. Fed en son yaptığı toplantıdan sonraki açıklamasından sabırlı kelimesi kaldırdı ve piyasaya faizi yakın zamanda arttıracağı sinyalini verdi. Bu toplantıdan sonra dolar düşüşe geçti. Fed'in faizi artırmasıyla Türkiye'ye sermaye girişinin azalması ve ya Türkiye'den yabancı sermayenin çıkması beklenmez mi? Dolar Fed'in toplantısından sonra neden değer kaybetti?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler.
      Fed, sabırlı kelimesini kaldırdı ama piyasaya yakın zamanda faiz artıracağı sinyali vermedi. Tam tersine piyasa Haziranda artırım beklerken Fed, sanki daha geç bir tarihi işaret etti. Ve piyasa bu tarihi Eylül ayı olarak algıladı. Bunun sonucunda da USD değer kaybetti. Ayrıca bugün Dolar endeksinin makul noktada olduğu yolunda gelen bazı açıklamalar da doların düşmesine yol açtı.

      Sil
    2. Ek olarak faiz zaten artacak ama artış oran tahminleri düşürüldü. Yani faiz artsada daha önceki beklentiden az artacak.

      Sil
    3. Mahfi bey onerebileceginiz sıkıcı olmayan bir ekonomi tarihi kitabı var mi

      Sil
    4. Hocam buna Michael Jackson'in Moonwalk dansi adini taktilar; ileri yuruyormus gibi gorunup geriye yurudugu icin. Yakismis bence.

      Sil
    5. Ekonomi tarihi kitapları biraz sıkıcıdır. Ekonomi tarihi yerine okunması gereken en önemli kitap Alaeddin Şenel'in İlkel Topluluktan Uygar Topluma adlı kitabıdır. Okuduğum en önemli kitaplardan birisi olduğunu söyleyebilirim.

      Sil
  10. Hocam enflasyon ile ilgili benim anlamadigim bir sey var. Yazinizin son bölümünde sifir enflasyonun ideal olmadigini söylemissiniz. Daha bircok ortamda ise özellikle merkez bankalari tarafindan söylenen 2% enflasyon iyidir söylemi var, ve bu görüse bircok ekonomist katiliyor. Ben bu yüzde ikinin nereden geldigini anlamiyorum. %2 enflasyon iyidir de %4 enflasyon niye kötüdür? Öte yandan deflasyon en kötüsüdür deniliyor ve bircok gelismis ülke merkez bankasi deflasyona karsi parasal genislemeye gitti. Bazi mallarda ise devamli deflasyon var (mesela elektronik aygitlar) ve ben bu durumdan kimsenin sikayet ettigini duymadim. O zaman cep telefonlarinda deflasyon olmasi iyi birsey ise, neden öbür mal ve hizmetlerde kötü? Bazi ekomistler tarafindan Amerikanin yüz seneden fazla deflasyon yasadigi (1800 li yillar) ve deflasyonist ortamda dünyada esi benzeri görülmedik bir büyüme yasadigi söyleniyor. Sizin görüslerinizi merak ediyorum. Tesekkürler.

    Emre Özkaya

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yüzde 2, büyük ölçüde Amerikalı iktisatçıların tanımladığı bir oran. Sihirli bir tarafı yok. ABD'de işlerin iyi gittiği dönemde enflasyonun bu oran dolayında olduğunu gözlemledikleri için bunu kabul ediyorlar. Mesela bizim için yüzde 3 - 4 iyi olabilir. Burada kritik nokta enflasyonun yükselmesiyle birlikte risklerin de yükselmesi ve dolayısıyla faizin de yükselmek zorunda kalması. Örneğin enflasyon yüzde 2, faizler yüzde 2,5 dolayındaysa enflasyon % 5'e yükseldiğinde faizler yüzde 5,5 dolayında kalamıyor. Daha hızlı artmak ve mesela % 6'ya çıkmak zorunda kalıyor.
      Elektronik aygıtlarda fiyatların artmamasının (hatta düşmesinin) nedeni sürekli teknolojik gelişme yaşanmasıdır. Yenisi çıktığında eskilerin fiyatı düşüyor.
      Deflasyonla büyümenin yan yana gelmesi çok ender görülecek bir olgu. Normal koşullarda fiyat düşüşleri üretimi düşürecek ve dolayısıyla büyümeyi düşürecek etkiler yapar. ABD'deki 1800'lü yıllar durumunu incelemedim. Ama o yıllarda bir keç önemli olay var. İlki iç savaş, ikincisi ABD'nin yavaş yavaş sanayi devrimine girişi. Bunlar fiyatları düşüren gelişmeler olmakla birlikte sanayi üretimini artırıcı olaylar.

      Sil
  11. Hocam sizin yazilarinizi iibf öğrencilerine ders olarak okutmak lazim. Bircok isletme mezunu Keynes ve Smith hakkinda hic bir fikir sahibi olmadan mezun oluyor vb bircok temel konuda da. Bu noktada ogretim gorevlilierin de büyük eksikliği olduğunu düşünüyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim. Çoğu İİBF öğrencisi bu yazıları izliyor zaten.

      Sil
    2. mahfi hocam üyelik girisi yapmayi unutmus :)

      Sil
    3. Bu nasıl oldu ben de anlamadım.

      Sil
  12. Hocam her ders önemlidir ama benim özellikle önemli bulduğum iki ders tarih ve felsefedir. Ki en az atama alan bölümlerde tarih ve felsefe. Hiç unutmam lisede haftada iki saat tarih ve felsefe dersi alıyorduk. tarih hocamız çok iyiydi ezbere olan dersin içeriğini resmen bize yaşatıyordu fakat zaten iki saat olan felsefe dersinin hocası temelli ezbere gidiyordu. şu filosof şu tarihde doğmuş şurada büyümüş şunun hocası vs.vs. oysa bize gerekli olan onun düşünceleriydi. Neden ve nasıl sorularıydı önemli olan. Biz fikirlerden daha çok olayları ve kişileri öğreniyoruz daha doğrusu onlarıda ezberliyoruz. Matematiğimiz ezber Türkçemiz ezber Tarihimiz başlı başına ezber. sınavlarda sorularımız ezber sistemimiz ezber. Hiç unutmam öyle hocalarımız vardı ki, biriniz okusun deyip bize konuyu okuturdu sonrada kalkıp birinizde anlatsın derdi. Kendisi gazete okurdu. ilk okulda matematik dersinde soruyu hocanın istediği yoldan cevaplamadığım için sınıfın içinde defterimi fırtalıp atmış ve beni azarlamıştı. ogün bugündür matematiğim rezalet... Kafalarımız değişmediği sürece sürüne sürüne ilerleyeceğiz medeniyete...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne yazık ki eğitim gerçeğimiz bu. Çoğu ücret yönünden tatmin olamamış, çeşitli sıkıntılar içinde hocalar ne yazık ki dersi sevdirmek bir yana öğrenciyi soğutabiliyor. Eğitim reformuna hocaların eğitimiyle başlamak gerekiyor. Biz her kalkıştığımızda eğitim reformu yerine eğitim anti reformu yapıp çıkıyoruz.

      Sil
  13. Hocam, siyasiler yine demeç yarıştırıyorlar ama bu sefer kurlar o kadar etkilenmedi. Ekonomide artık rasyonalitenin egemen olacağı beklentisi güçlendi diye yorumluyorum. Bu kanıya varmak için çok mu erken.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok erken. Tartışmalar ekonomi, piyasalar, faiz ve MB bağımsızlığı üzerine gelince görünüm değişebilir.

      Sil
  14. Hocam, Cleveland Fed Başkanı Loretta Mester, Haziran ayında faiz artırımının mümkün olduğunu söyledi. Ancak ördüğüm kadarıyla bunun piyasalara bir etkisi olmadı. Yellen dışındaki Fed başkanlarının açıklamaları temel referans alınmıyor diyebilir miyiz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet pek fazla referans olarak kabul edilmiyor. Çünkü çok fazla demeç var. 'Bir yerde bir şey bollaştığında değeri düşer' diyen talep yasası burada da bu şekilde işliyor.

      Sil
  15. hocam sizin cocuklugunuzda ve gencliginizde ekonomi nasildi issizlik vs,,, biraz bahseyliyebilir misiniz

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O zamanın koşullarıyla değerlendirmek lazım kuşkusuz. Ben bunları Light Günlük adlı kitabımda yazdım.

      Sil
  16. Mahfi Hocam,
    Aslında konuyu araştırmamış olmamakla birlikte işin kolayına kaçıp size sormak istiyorum.
    Bir ülkeye direkt yatırım ile döviz kuru arasındaki ilişkiyi tam anlamıyla anlayabilmiş değilim. Bir ülkede riskler artar ve kurlar yükselirse bu durum nasıl o ülkeye yatırımı artırmaz?
    Ben bir amerikalı yatırımcı olduğumu hayal ediyorum, böyle bir ortamda alım gücüm tavan yapmışken o ülkeye fabrika kurmak çok kolay olmaz mıydı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sorunun yanıtı kendi içinde var. Kurlar artıyor ama riskler de artıyor. Ayrıca kurların artması lehinize mi olurdu aleyhinize mi? Diyelim 10 milyon dolar getirdiniz ve 2,55'den TL ye çevirip 25,5 milyon TL'lik yatırım yaptınız. Ve yine diyelim ki bir yıl sonra sizin yatırımınızın değeri 28 milyona çıktı ve kur da 3 TL oldu. Bu durumda sizin yatırımınızın değeri 10 milyon dolardan (28/3 =) 9,3 milyon dolara düşmüş oldu. Yani TL ile değeri artmış görünse de dolar olarak düşmüş oldu.

      Sil
  17. Hocam,

    Sayın Bülent Arınç saat tam 23:59 itibarıyla basına yeni bir demeç vermiş:

    'Sayın Mahfi Eğilmez'in müsteşarlık yaptığı dönemde onun ekonomi konusundaki uyarılarını dinleseydik, şimdi durum bambaşka olurdu. Keşke kendileri siyasete geri dönse.'

    Haberiniz olsun Hocam.

    İyi geceler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Siyasetle hiçbir şekilde işim olmaz.

      Sil
    2. Siz çocuk mu kandırıyorsunuz?

      'Siyasetle hiçbir şekilde işim olmaz.'

      S-H-Ş-İ-O

      S: 22. harf

      H: 10. harf

      Ş: 23. harf

      İ: 12. harf

      O: 18. harf

      Toplam: 85

      Mahfi Bey kaç yaşında: 64 (65'ine tam basmadı.)

      85-64=21

      Mahfi Bey'in yukarıdaki cevabı verdiği tarih: 24 Mart

      24/2=12

      Sonuç:

      21+12=33

      Mahfi Bey,

      '33': Mason dünyasında en yüksek mertebeyi simgeleyen bir sayıdır!

      Aslında siz 'Siyasetle hiçbir şekilde işim olmaz.' cevabını yazarken bile biryerlere mesaj gönderiyorsunuz!

      Bakalım,
      Çıkar yakında dumanı...

      Sil
    3. Çok hoş espriler. Ama emin olun bu aptalca görünen hesapları yapıp bunlardan bu tür sonuçlar çıkaranlar var. Ve bu blogun okurları değil ama bir yerlerde anlatılsa inananlar da çıkar.
      Espri filan ama yine de yanlış anlamalara meydan vermemek için bir iki cümle yazayım.
      Masonluk da dahil olmak üzere hiçbir cemaat benzeri toplulukla ilişkim yoktur. Hayatımın hiçbir döneminde de bu tür cemaat veya derneklere üye olmadım. Bunu bir gurur meselesi olarak söylemiyorum yanlış anlamayın. Ben kendi ayaklarım üzerinde durmayı severim. Başkalarının benim yerime düşünmesinden hoşlanmam. O nedenle de buralara girmem. Üye olduğum iki dernek var: Maliye Müfettişleri Derneği ve Hazine Uzmanları Derneği. Onlara üyeliğim de oralarda görev yaptığımdandır. Maliye Müfettişleri (Maliye Teftiş Kurulu) kaldırıldığı için geriye sadece derneği kaldı.
      Siyasete girmeyi bir kez eşin dostun çevrenin isteğiyle denedim ve bana göre bir iş olmadığını görerek derhal uzaklaştım. Çünkü onun da cemaat üyeliğinden pek farkı yok. En azından durum Türkiye için böyle.

      Sil
  18. Hocam,

    Bu ülkede bilimin bir başka timsali olduğunuz için Beyazıt'taki Hüseyin Avni Dede de size selamlarını gönderiyor.

    YanıtlaSil
  19. Hocam daha önce para teorisi ve para politikası dersini hiç almamış biri olarak konuyla ilgili hangi kitapları okumamı önerirsiniz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öncelikle Makroekonomi okumanızı ve onun içindeki para teorisi ve politikasını ele almanızı sonra tek başına para teorisi ve politikası kitabı okumanızı öneririm. Çünkü para konusunu makroekonomi çerçevesi içine yerleştirmek çok önemlidir. Matematiğiniz iyise Fatih Özatay'ın Parasal İktisat kitabını öneririm.

      Sil
  20. Hocam ülke olarak smith ve keynes'in görüslerinin her ikisinden de uzagiz. Yapilan açiklamalar hatta en yüksek ekonomi yöneticimiz bile smith ve keynesi bos verin dercesine demeclerde bulunuyor.
    Dünyada hem klasiklerin hem de keynesin görüşlerinin ikisine birden zit isler yapmaya çalisan ve her ikisini de ayni anda uygulamaya calisan bizden baska ülke yok galiba. Hem klasikleri savunmaya çalisip devlet puyasada olmasin özel sektörlü kalkinma deyip özelleştirmeleri ayrim yapmadan hesap etmeden yapiyor ayni zamanda klasiklerin temel görüsu olan adalet mekanizmasi ve bağimsiz kurumlari da ortadan kaldirmaya çalisiyoruz. Sonra sosyal devlet refah devleti deyip keynesin önerilerini dikkate alan politikalar yapalim diyor bu kez de maliye politikasini kullanmiyoruz.
    Tekrar klasiklere bakip etkili para politikasi etkili merkez bankasi diyoruz bir de bakmisiz merkez bankasi elestiriden basini kaldiramiyor. Dönüp bu kez her halde keynesyen politikalari uygulamaktan yana hükümet diyoruz bu ke de ekonomi bakani çikip boş verin keynesi diyor.
    HOCAM ben bizim ülkedeki ekonomi politasini anlamadim hatta o kadar okudugum fakülteden ögrendiklerimi bile unutmaya basladim. Acaba keynes ve smith bugün ki türkiyeyi görüp eserlerini bizim ülke üzerine inşa etmiş olabilirler mi?
    Acaba bretton w. Toplantisi Türkiye de yapildi da bizim mi haberimiz yok?
    Acaba keynes ve smith biri bugunun türkiye maliye bakani digeri ise ekonomi bakani miydi?
    Ben isin icinden çikamadim hocam Türkiye bugun hangi okulun görüslerini uyguluyor sizce?😃😃
    Bildigimiz iktisat okullarini unutmadan acele cevap.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Türkiye'nin kafası karışık. Uyguladığı ekonomik model ahbap çavuş kapitalizmi modelidir. Bu konuda aynı başlıkla bu blogda yazım var.

      Sil
  21. Hocam şunu merak ediyorum ; sağcılık,solculuk ve sosyal Demokratlık Kavramları sizin için ne ifade etmektedir.bu konuda çok fazla kavram kargaşası olduğu için sorma ihtiyacı hissettim. Acaba solculuk diyince Marx'ı ve özel mülkiyetin olmadığını, sağcılık diyince klasik ekolleri ve özel mülkiyetin olduğunu son olarak ta sosyal demokrat diyince de keynezi mi anlamalıyım ?hocam yanlış anlaşılmasın sadece bu kavramların Altını doldurmak ve bilgi. Edinmek için merak ediyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sağcılık ve solculuk kavramları batıda farklı ortadoğuda farklı anlaşılır. Batıda solculuk dendiğinde en uçta Komünizm, ortaya doğru sosyalizm ve sosyal demokrasi anlaşılır. Sağcılık denince en uçta faşizm, ortaya doğru muhafazakarlık ve liberallik anlaşılır. Bunlar yönetim şekline göre biçimlenir. Her birinin kendine göre bir ekonomi modeli vardır. Soldaki modeller ortaya en yakın olan Keynes sistemi (karma ekonomi) den Marksist kumanda ekonomisine kadar gider. Sağdaki ekonomik modeller kapitalizmden başlar faşist kumanda ekonomisine kadar gider. Sağ ve sol uçtaki ekonomik modeller tuhaf bir şekilde (farklı adlarla ama benzer yaklaşımlarla) kumanda ekonomisinde buluşurlar.
      Ortadoğuda sağ ve sol ayrımı siyasal rejimler ya da ekonomik sistemler üzerinden değil din üzerinden yapılır. Solda laik sistem sağda dinsel yönetim sistemleri yer alır.

      Sil
  22. Hocam abdnin altin standardini birakmasinin ABD ekonomisine sonucu nedir sizce iyi mi oldu kotu mu oldu? ABD para basarak dolarin degerini dusurmesi ve ihracat artisi yapmasina olanak tanimadi mi bretton woods sistemini terkederek.

    Bir de hocam sizin gencliginizde cocuklugunuzda ekonomi nasildi issizlik vs...? hatirlayabildiginiz. Hocam evladiniz da mi sizin gibi ekonomi tahsili yapti?

    Saygilarimla

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İyi ya da kötü olduğundan çok ABD nin altın standardını bırakması bir zorunluluktu. Çünkü Vietnam savaşının masraflarıyla artık çok miktarda para basması gerekiyordu ve altın karşılığı para basma buna engeldi.
      Çocukluğum ve gençliğimdeki durumu Light Günlük kitabımda anlattım. Remzi Kitabevinde e-kitap versiyonu da var. Kızım da ekonomi tahsili yaptı.

      Sil
  23. Mahfi Bey

    pazarda en kötü sebzenin kilosu olmuş 5 TL istanbulda en kötü kira olmuş 800 TL dünyanın hangi ülkesinde konut kiraları asgari ücreti geçmiş durumda :) insanlar asgari yaşamlarını saglamak için kredi çeker durumdalar. Zenginin daha zengin fakirin dahada fakirleştigi bir ülke olduk. Toki ve kiptaş belki 10 yıldır sadece zengine konut üretip onların dahada zengin olmasını saglıyo Allah aşkına neden bunları kimse konuşmuyo. Egitimde hiçbiyere gidemiyoruz çünkü artık insanlar kira ödemekten ev taksidi ödemekden NE SANATA NE EGİTİME para harcayamaz durumda sonucundada dünyanın en rezil en cahil toplumu olma yolunda koşar adımlarla gidiyoruz

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Keşke eksi püskü evlerde otursaydık ama bankaların kölesi olmadan onurumuzla yaşayabilseydik. Keşke lüks konutlar yerine sanatta egitimde ileri gidebilseydik KEŞKE KEŞKE

      Sil
    2. Yooo AKP sov kulturu buna izin vermez. O sovki illa sov yapacak illa hava atacak attiracak illa gorgusuzluk yapacak.

      Sil
    3. Haklısınız ama sorun sadece gelir sorunu değil. Eski doğu blokunda kişi başına geliri bizden çok daha düşük ama eğitime ve bilime merakı bizden kat kat büyük ülkeler var. Bu, biraz da yönlendirme meselesi.

      Sil
    4. hocam dogu bloku ülkelerin hangisinde kişi aldıgı ücretin hepsini kiraya veya ev taksidine veriyo hiçbiri

      Sil
  24. Hocam elinize sağlık. İktisat tarihi benim zevkle okuduğum bir alandır.
    Sizin de kabul edeceğiniz gibi Gülten Kazgan'ın ''İktisadi Düşünce veya
    Politik İktisadın Evrimi'' adlı kitap İktisat Tarihi konusunda bilgi sahibi olmak
    isteyenlerin mutlaka okuması gereken bir kitaptır.
    Saygılar.
    Kıvanç Altıntaş

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet ben de ne zaman birisi ekonomi tarihiyle ilgili bir kaynak sorsa iki kitabı söylerim: Birisi Gülten hanımın kitabı öteki de Alaeddin Şenel'in İlkel Topluluktan Uygar Topluma adlı kitabı.

      Sil
  25. bir sosyoloji öğrencisi olan bana, ekonomiyi anlaşılır ve sevilebilir kıldığınız için teşekkür ediyorum hocam.

    YanıtlaSil
  26. ÇOK NET BİR YAZI OLMUŞ ELİNİZE SAĞLIK HOCAM;

    SİZLERE DAHA ÖNCE DE SORMUŞTUM HOCAM ALTERNATİF BİR EKONOMİK SİSTEM DİYE SİZ ZOR OLDUĞUNU BELİRTMİŞTİNİZ. BENİM KASTIM ŞU ÖRNEĞİN ORTAK PARA BİRİMİ VEYA ORTAK EKONOMİ GİBİ... BİLDİĞİNİZ ÜZERE SON YILLARDA BAZI ÜLKELER DOLAR HEGEMONYASINDAN KURTULMAK İÇİN BİRLEŞMEKTELER. ( BRICS GİBİ) İRAN DIŞ TİCARETİNDEKİ DOLAR KULLANMINI AZALTMAYA BAŞLADI.
    ÇİN, KANADA, KATAR, SİNGAPUR VE MALEZYA GİBİ ÜLKELER YUAN A YÖNELDİLER.
    İNGİLTERE'NİN YUAN TAHVİLİ ÇIKARMASI SÖZ KONUSU GİBİ GİBİ. YANİ HOCAM SİZCE BİZİMDE AZ AZ BU ALT YAPIYI OLUŞTURMAMIZ GEREKMİYOR MU (BU EKONOMİYLE OLMAZ HAKLISINIZ) EN AZINDAN SİZİN GİBİ DEĞERLİ HOCALARIMIZ ALTERNATİF SİZTEMLER İÇİNDE ÇALIŞMALAR YAPSA DAH GÜZEL OLMAZ MI. SİZN GİBİ BİLİMSELLİĞE ÖENEM VEREN HOCALARIMIZ OLAN YORUMLAMAKLA BERABER OLMASI GEREKENİ DE KALEME ALSALAR DAHA İYİ OLMAZ MI...

    NOT: HOCAM BEN İKTİSAT DA DOKTORA ÖĞRENCİSİYİM VE ALTERNATİF SİSTEMLER ÜZERİNE ÇALIŞMAK İSTİYORUM. SİZCE DOĞRU BİR KARAR MI???

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu denemeler yapıldı ve yapılıyor. Aslına bakarsanız en büyük ve iddialı olanı Euro Bölgesi idi. Suni teneffüsle yaşatılıyor bana sorarsanız.
      Alternatifler üzerinde çalışmak tabii ki iyidir. Bence bu konuda çalışın.

      Sil
  27. Hocam ben hayallerimi yitirdim artık, bundan daha kötüsü olamaz sanırım. Tek istediğim araştırmak, üretmek, insanlığa faydalı olmak ve gelecek nesillere birşeyler bırakmaktı. Bunların yanında bir de aileme maddi manevi destek olmaktı, fakir çocuğuyum, beklenti içerisinde okutuyorlar tabi. Bunu niye size söylüyorum bilmiyorum. Siz burada belirli bir blogda yazıyorsunuz, ben de işte sağda solda ne bulduysam. Kendinize iyi bakın, esen kalın.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dünyada en kötü şeydir hayallerini yitirmek. Tekrar o hayallere dönmeyi deneyin. Okuduğunuza göre daha çok gençsiniz demektir. O yaşta hayal yitirilmez. Olsa olsa hayal kırıklıkları yaşanır. Hepimiz yaşarız o hayal kırıklıklarını. Ama iki kırıklıkta terkedersek onları kalıveriririz orta yerde. Terketmeyin hayallerinizi. Ve bazen gerekirse en baştan başlamayı deneyin. Ben size yaşadığım hayal kırıklıklarını anlatsam bir kitap yazmam gerekir. Ama terketmedim. Ve er ya da geç hepsine değilse de bir bölümüne ulaştım. Hayal bittiğinde yaşam anlamsız kalır.

      Sil
  28. Ben ekonomi ile son yıllarda hobi olarak ilgilenen birisiyim. İnsanlık tarihinin son 2-3 yüzyılına baktığımda her şey (ekonomik teoriler) ne kadar tarihin parçası gibi duruyor.

    Sanayi devrimi ile birlikte müteşebbisin önünün açılmasıyla büyük kazanımlar elde eden gelişmiş batıda, Smith çıkmış bu kazanımları yüceltmiş. Bu dönemde belirli bir grup çok yüksek karlarla üretim yapıp, karlarıyla yatırım yaptıkça büyüme devam etmiş. Müteşebbislerin kıyasıya rekabete girerek kendilerini geliştirecekleri ve toplumu taşıyacakları düşünülürken, oyun teorisinin temel kuramlarından birisi olan "bir oyunu defalarca tekrarlarsanız, oyuncular kazanan ve kaybedeni analiz edecekleri için oyuna göre davranır" savıyla piyasaların kendini tekrarlayan ortamında, rekabet yerine anlaşmanın daha karlı olduğunu görmüşler. Bu durum yeni müteşebbislerin çıkmasını engellemesi gibi kaynakların kötü kullanılmasına sebep olmuş. Kısacası sistemi vahşi kapitalizmin uç noktalarından birine taşımış.
    Yapısı bozulan ekonominin ancak devlet eliyle düzeltilebileceği ortaya çıkmış. Keynes bu çerçevedeki teorik çalışmayı yapmış.

    Yüksek katma değerli (yüksek karlı) mal satan ekonomiler, bir taraftan bu yüksek katma değerden kaynaklanan paralarının aşırı değerlenmesi durumunu ortadan kaldırmak için çeşitli ayak oyunları yaparken, diğer taraftan kapitalizmin bütün kaynakları birkaç kişinin elinde toplanması, dolayısıyla tüketicinin yok olması sorunlarını çözebildikleri kadar çözüp, mevcut durumu devam ettirmeye çalışıyorlar.
    Bu kazanan ve kaybeden toplamı sıfır olan bir oyun ise gelişmiş ülkelerin kendi para birimlerinin değerlenmesinin önüne geçmek mümkün olmasa ve tüketici gücünün farkına varsa birisi çıkar yeni ekonomik kuramı tanımlardı.

    Bir amatör olarak bu vizyon mutlaka hatalarla doludur, hoşgörünüze sığınıyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Siralama soyle olsa daha dogru olmaz mi:
      1-Siyasi iktidarin bolunmesi ve mutlak iktidar yerine kuvvetler ayriliginin olusmasi. (Kral-Meclis)
      2-Mutesebbisin onunu acacak siyasi ve hukuksal duzenin olusmasiyla buyuk kazanimlar elde edilmesi.
      3-Kazanimlarin artmasi icin Sanayi devrimi. "Ulislarin Dususu" kitabinda anlatilan sablon da buna benzer. Sanayi Devrimi tarihte tek ve essiz degildir. Roma Imp.`da kitalararasi ticarete imkan veren baris ve mutesebbislerin onunu acan hukuk saglandiginda Italya`da fabrikalar, textil atelyeleri kurulmus, sehirler gelismis, gerekli isgucu icin nufus yogun bolgelerde 7-8katli gokdelenler insa edilmis.

      Sil
    2. Ben beğendim yazdıklarınızı. Güzel özet.
      Erkut Köksal'ın yazdıkları ise ekonomik gelişmeyle siyasal gelişmeyi harmanlamış. İkisi de güzel.

      Sil
  29. Peki petrol noksanligi olan ekonomiler bu noksanliklarini uluslararasi sirketler kurarak tedavi edebiliyorlar ,peki bu bizde neden yok ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bizde olmayan sadece bu olsa sorun olmazdı.

      Sil
  30. Hocam ben Ekonometri 1.sinif ogrencisiyim. Maalesef ki derslerimize giren bazi hocalar gidip gezdiği yerleri sözde kendilerinin yetistirdigi öğrencilerin basaralarini anlatirken gerekse kendine göre kiymetli gördüğü bilgileri bize verirken bir ego patlamasi yaşıyorlar.Esine ve cocuklarina bakmakla yükümlü anne ve ablalarimiza asalak diyen hocalar olduğu sürece bu eğitimle hiçbir yere varamayiz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Nufusun yarisini olusturan kadinlarin isgucune katilimi, rakibimiz olan ekonomilere oranla cok dusuk. Mevcut isgucune is yaratamiyorken, issizlik yuksekken konusmak fantazi gibi gelebilir ama Ulkemizin kalkinmasi ancak mevcut isgucunun yetmeyip, kadinlarin ve "part-time" calisan koylulerin yuksek verimli alanlarda calisip ekonomiye katki saglamasi ile olacaktir. "Asalak" agir bir ifade ama teknik olarak cok yanlis degil bence.

      Sil
    2. Evet ne yazık ki doğru bu. Yani kadınların üçte ikisinin ekonomiye katılmadığı bir yerde işler ileriye gidemiyor. Çünkü kadının ekonomiye katılmaması sosyal yaşama da katılamaması sorununu getiriyor. Ben, kadının iş yaşamına ve sosyal yaşama katılmadığı ekonomilerin ileri gidemediğini gözlemledim.
      Ne var ki burada suç kadınlarda değil. Tamamen erkeklerde. Kadınların ikinci planda kalması erkeklerin istediği ve yaratttığı bir durum.

      Sil
  31. Merhaba hocam.libor ve altının onsunun bor ilişkisi varmi?bilgi verirseniz sevinirim.teşekkürler.

    YanıtlaSil
  32. Hocam,

    Sizin 'oy oranları' ile 'ekonomik büyüme' arasında bir tür korelasyon gözlemlediğinize dair görüşünüz vardı. Umarım hatırlarsınız.

    Bu adreste, 1977'ten günümüze partilerin oy dağılımı muazzam bir görsel ile özetlenmiş.

    İngilizce ama siz ne de olsa bir allamesiniz; 29 dili sullar seller gibi konuştuğunuz için buradaki dil sizin için hiçbir şey:

    http://www.jamesinturkey.com/roundups/turkish-political-road-map/

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Güzel bir çalışma. Paylaştığınız için teşekkürler. Bu arada ben İngilizce dışında yabancı dil bilmem.

      Sil
  33. Hocam,

    Hiç daktilo kullandınız mı? Kullandınız ise nasıl bir bağ kurmuştunuz?

    Şu an evinizde babanızdan size kalan veya sizin kullanmış olupta torunlarınıza birkaç 'ancient' hatırlatma ve hediye mahiyetinde muhafaza ettiğiniz daktilolarınız var mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bütün gençliğim daktilo kullanarak geçti. Babamın Remington marka daktilosu kardeşimde.

      Sil
  34. Hocam merhaba,
    Dünyanın en güzel ülkesi dünyanın en cahil halkının elinde çürümüş. Daha geçen gün şahit oldum.
    Mumcular/Bodrum/Muğla. Akın akın konut yapıyorlar. Vicdanım için için sızlıyor. Bir vatandaş zeytinlik arazisini müteahhide kat karşılığı verdi. O güzelim zeytinleri kesip binalar yapılıyor. Beton beton beton! Gözün alabildiğine beton. İçim yanıyor.
    Ne olacak böyle hocam? Nereye varacağız?
    Özür dilerim ama, affınıza sığınarak söylüyorum.
    Bana sorarsanız öyle bir halkız ki dünyanın en adi idaresine layığız.
    6-7 sene önce yaşlı bir amca bir şey söylemişti;
    Çocuğum bu ülkede 1980'e kadar önce insan vardı. Ama şimdi ÖNCE PARA var.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aynı üzüntüleri ve sıkıntıları duyuyorum.

      Sil
  35. Keşke sizin bu yazdıklarınız üniversitelerde ders olarak okutulsa. Türkiye'nin en önemli 5 üniversitesinden birinden mezun oldum ve inanın 4 yıl boşa geçen zamandan başka bir şey değil. bir iki hoca dışında işini severek yapan ve öğrenciye yararlı bir şeyler katan yoktu. zaten ilkokuldan beri sadece sınavdan geçmeyi başarı sanan biz öğrenciler de vize, final haftaları ders çalışarak mezun olmuş olduk. Türkiye'de en acil mesele eğitim reformudur. okuldayken eğitim almak esas olmalıdır bizim gibi sonradan kurslarla filan öğrenmek değil. hocam siz bu noktada bir amme hizmeti yaptığınızın farkında olmalısınız. yazılarınız için çok teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok doğru. Ama ne yazık ki eğitim reformu diye ayağa her kalktığımızda geldiğimiz nokta eğitimi daha da deforme etmek oluyor.
      Üniversitelerin yeniden özerkliğe dönmesi ve YÖK'ün kaldırılmasından başka çare göremiyorum.

      Sil
  36. Toktamış ( Ateş) hoca derslerde bize tarihsel olayları anlatırken sürekli " çocuklar tarihi okurken, yorumlarken, düşünürken anokranizma hatasına düşmeyin" derdi. Bu yazı nedense bana bunu hatırlattı :)

    YanıtlaSil
  37. Artik kendi teorilerimizi kitaplarimizi yazmanin vaktiv gelmedimi allah askina.ulkede yuzlerce ekonomi prof. u varken niye hala bu adamlarin dusuncelerinin arkasindan gidiyruz. O kadar tezler makaleler yayimlaniyor nereye gidiuor bunlae niye bizim mufredatlarimiza girmiyorum. Biktim artik ekonomi kitaplarinin iceriginin bastan asagi bu adamlarinin dusuncelerinin yer almasindn.mahfi hocam ne dersin buna bende bir ekonomi ogrencisiym

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...