1 Mayıs 2015 Cuma

İktidar Partisinin Oy Oranı ile Ekonominin Büyüme Oranı Arasındaki İlişki Üzerine Bir Deneme

Yapılan anketlere verilen yanıtlar, Türk insanının seçimlerde oy kullanırken daha çok ekonomik koşulları dikkate alarak tavır belirlediğini gösteriyor. Bir ekonomide büyüme oranının; talep, satış, işsizlik oranı, enflasyon gibi toplumun refahını en fazla etkileyen ekonomik göstergelerdeki değişimlerin tümünü topluca temsil eden gösterge olduğu kanısındayım. Yani büyüme oranı bir ekonominin performansını ölçmenin en basit göstergesi olarak alınabilecek bir gösterge. Buradan hareketle büyüme oranındaki değişimin iktidarın oy oranı için bir ipucu olduğu kanısını taşıyorum. Bu hipotezimin test sonuçlarını daha önceki seçimlerden sonra da birkaç kez yayınlamıştım. Bu kez hipotezimin öngörülerini seçimden önce yayınlayarak aynı zamanda bir tahmin olarak da ilginize sunmuş oluyorum.  

Aşağıdaki tabloda 2002 genel seçimlerinden başlayarak bugüne kadar yapılan genel ve yerel seçimlerde iktidar partisinin aldığı oy oranları ve bu seçimlerin öncesindeki üç çeyreğin büyüme oranları ortalaması yer alıyor (Yerel seçimlerin sonuçlarını da genel seçimlerle aynı kapsamda olması için yerel seçimlerdeki meclis üyeliği oyları dikkate alınmıştır.)

2002 Genel
2004 Yerel
2007 Genel
2009 Yerel
2011 Genel
2014 Yerel
2015 Genel
Oy Oranı (%)
34,4
41,7
46,6
38,8
49,9
44,1
?
Büyüme (%)
4,3
6,5
5,9
-6,9
10,3
4,5
2,1

İki seri arasındaki korelasyon katsayısı: Korelasyon katsayısı iki değişken arasındaki ilişkinin derecesini ölçmeye yarayan istatistiksel bir katsayı. 2001 yılı seçimlerini dikkate almazsak (çünkü oradaki büyüme oranı seçimi kaybedenlere aittir, ayrıca o seçim 2001 krizi sonrasında yapılan ilk seçim olduğu için büyüme oranlarından başka birçok faktörün çok daha fazla etkisinde kalmıştır) seçimlerde iktidar partisinin aldığı oy oranıyla seçim öncesi üç çeyreğin ortalama büyüme oranı arasındaki korelasyon katsayısı 0,81 çıkıyor. Bu, bu iki değişken arasında çok yüksek bir pozitif ilişki olduğunu gösteriyor. (Korelasyon katsayısı - 1 ile + 1 arasında değişir. Katsayı + 1’e ne kadar yakınsa iki değişken arasında aynı yöndeki ilişki o kadar yüksek demektir. Bununla birlikte burada elde mevcut seriyi kullanmak zorunda kaldığımızı korelasyon hesabında daha uzun serilerin esas alınması gerektiğini de gözden kaçırmamakta yarar var.)

Şimdi bu tabloyu grafik haline dönüştürelim. Oy oranı (mavi çizgi) sol, büyüme oranı (yeşil çubuklar) sağ eksende gösterilmiş bulunuyor. Grafikteki noktalı çizgiye kadar olan bölüm (yani 2015 genel seçimleri dışında kalan bölüm) gerçekleşmiş sonuçları ve ilişkileri gösteriyor. 2015 seçimlerine esas aldığım büyüme oranı benim 2015’in ilk iki çeyreğine ilişkin tahminimi içinde barındırıyor. Eğer böyle olursa Haziran 2015 seçimlerinde iktidar partisinin oy oranı yüzde 40 dolayında gerçekleşecek gibi görünüyor (+/- 2 puan.) 

Bir kez daha belirtmemde yarar var: Bu bir denemedir. Buradan giderek yapılacak farklı hesaplamalar doğru sonuçlar vermeyebilir. Bu denemenin amacı iktidar partisinin oy oranını ölçmek ve ona göre sonuçlar çıkarmak değildir. Bu denemenin amacı; ekonomik büyümenin Türk seçmeni üzerindeki etkisini ölçmek ve büyüme ile oy oranı arasındaki ilişkinin önemini vurgulamaktan ibarettir. 



Notlar:
(1) Bu çalışma bir anket çalışması değil sadece iki değişken arasındaki ilişki olduğunu öne süren bir hipotezin test edilmesine yönelik bir denemedir. Büyüme oranıyla iktidardaki partinin oy oranı ilişkisini karşılaştırmayı amaçlayan bir deneme olduğu için diğer partilerin ne kadar oy alacağı gibi konulara yanıt verecek bir çalışma değildir.
(2) Daha önceki seçimlerle ilgili olarak benzer şekilde yaptığım denemede kullandığım ölçüm yöntemini daha sofistike hale getirdiğim için o denemelerle bu deneme arasında bazı farklar bulunmaktadır. Dolayısıyla bu deneme ile eskilerin karşılaştırılması doğru sonuçlar vermez.

Yöntem ve Hesaplamaya İlişkin Açıklamalar:
(1) Bu karşılaştırmada kullanılan büyüme oranları seçimden önceki üç çeyreğin büyüme oranları ortalamasıdır. Eğer seçim bir çeyreğin son dönemine denk gelmişse o çeyrek de hesaba katılmıştır.
(2) 2015 Haziran genel seçiminde 2015 yılının ilk iki çeyreğine ilişkin büyüme oranları henüz açıklanmamış olacak olsa da bu iki çeyreğin büyüme oranının (2) numaralı notta açıkladığım gibi seçimi etkileyeceğini, o nedenle bunların hesaba katılmasının doğru olacağını düşünüyorum. Bu durumda bu iki çeyrek dönem için büyüme tahmini yapmak gerekiyor. 2015 yılının ilk çeyrek büyümesinin yüzde 1,5, ikinci çeyrek büyümesinin yüzde 2,1 olacağını tahmin ediyorum. Bunlara 2014’ün son çeyrek büyümesini (yüzde 2,6) ekler de bu dönemin ortalamasını alırsak karşımıza seçim öncesi için yüzde 2,1’lik bir ortalama çıkıyor. Hesaplama yaparken bunu esas aldım.

Bu yazıyı kullanacak olanlara açıklama:
Blogdaki diğer yazılarım gibi bu hipotezime ilişkin yazımın da yazar adı ve kaynak gösterilmek koşuluyla kullanılması serbesttir.

Büyüme oranı ile iktidar partisinin oy oranı arasındaki ilişkiyi ortaya koyan hipotezimi ilk kez 2011 yılı seçimleri sonrasında Radikal Gazetesindeki köşemde gündeme getirmiştim.
http://www.radikal.com.tr/yazarlar/mahfi_egilmez/ekonomi_buyurse_oylar_artiyor-1052991

115 yorum:

  1. Hocam böyle bir çalışmayı birçok yerde başka açılardan da okumuştum daha önceleri. Ve evet, iktidarın oyu ile büyüme arasında sıkı bir ilişki var.
    Büyümenin düştüğü, işsizliğin arttığı, doların fırladığı düşünülürse, ben iktidarın bu dönem %40'ın altında bir oy almasını bekliyorum. Bu durumda koalisyon hükümeti oluşacak ve muhtemelen Türkiye daha demokratik bir yönetime gidecek diye umuyorum.

    Saygılar,
    ng

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu çalışmayı ilk kez ben yaptım. 1990'lı yıllarda. Sonraları her seçimden sonra bunu güncelleyip yayınladım. Şimdi ilk kez seçimden önce eldeki verilere göre yayınlıyorum.
      Geçmişte bu çalışmam geçmişte birçok kişi ve gazete, dergi, tv yayın organı tarafından alınıp kullanıldı. Kimisi benim adımı ve bu bloğu kaynak göstererek kullandı (doğrusu odur ve kendilerine teşekkür ederim) kimisi de kaynak göstermeden sanki kendi çalışmalarıymış gibi kullandı. Umarım bu sefer kullanacak olanlar kaynak gösterirler.
      Ben yalnızca ekonominin özeti olarak gördüğüm büyüme ile iktidarın oy oranını kıyasladım. Ama başka etkenler de söz konusu oluyor elbette oy oranları üzerinde.

      Sil
  2. Başkanlık seçimini ekleyebiliriz belki hocam... Bir de 2004-2007 seçimleri arasında oy oranı artmış ama büyüme azalmıştır, bunun sebebi ne olabilir, spesifik bir kırılma noktası arayabilir mıyız?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Başkanlık seçimi farklı bir seçim genel seçime benzemiyor. O nedenle eklemedim. 2004 - 2007 arasında büyümedeki azalma ihmal edilebilecek kadar düşük ve hala potansiyel büyümenin üzerinde olduğu için oy oranı artmış. Büyümenin sert etkisi daha net iniş ve çıkışlarda ortaya çıkıyor.

      Sil
  3. Bir ekonomistin ekonometrik analiz yaparak siyasete dair tahmin yapması gerçekten bilimdir.Veri seti kısa ama ekonomik durumun vatandaşın oy tercihlerinde çok önemli olduğu için (sizin gibi düşünüyorum) oy oranlarının sizin tahmininiz doğrultusunda çıkabileceğini sanıyorum.Merakla takip edeceğim,saygılarımla hocam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim.
      Evet bu çalışmanın en sıkıntılı yanı veri setinin kısa bir dönemi kapsaması.

      Sil
  4. Sayin Hocam,

    Yerel secimler ile genel secimlerin arasinda cok temel farkliliklar oldugunu (olmasi gerektigini) dusunuyorum. Oy veren bazinda, genel secimlerde oy verirken ekonomik durumu dikkate almak ne kadar akla yatiyorsa, yerel secimlerde genel ekonomik durumu dikkate almanin o kadar akla yatmadigini savunurum.

    Dolayisiyla, ya toplumumuzda genel olarak ya da sizin calismanizda ozel olarak, bir yerlerde yerel secim-genel secim karmasi oldugunu dusunuyorum. Genel secim-yerel secim arasindaki baglantiya yorumunuz nedir acaba? Yeteri kadar verimiz olsa ve calismanizi genel secim/yerel secim verilerini ayirabilip tekrarlayabilsek, nasil farkliliklar gorurduk?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Biliyorsunuz burada ele aldığım veriler yerel seçimlerin meclis üyelerine ilişkin bölümü yani genel seçimlerdekiyle aynı ölçüye dayanıyor. Belediye başkanı için kullanılan oyları esas alsak dediğiniz haklı olurdu.
      Sadece genel seçimleri alarak yeniden baktım ve iktidarın oy oranı yine yüzde 40 çıktı. Ama seri iyice kısaldığı için çok daha sorunlu bir analiz haline geldi.

      Sil
    2. Yerel seçimlerde, halk, belediye başkanı adaylarına bakarak karar verir. Genel seçimlerde ise ülkenin genel ekonomik durumuna bakarak gönlündeki partiye oy verir. AKP, Yerel seçimlerde oy oranını arttırdıysa misal, genel seçimde de arttıracaktır veya azaltacaktır diyemeyiz. İkisini ayrı değerlendirmek gerekir. Kendi aralarındaki korelasyona bakarsak, sürekli bir artış olduğunu görürüz. Yani AKP, hem yerel seçimlerde hem de genel seçimlerde oylarını sürekli yükseltmiştir.

      Sil
  5. ilminize saglik Hocam.
    Hocam egitim ve oy orani karsilastirmasi yapmak istersek olcutlerimiz ne olabilir ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim.
      Eğitimle kıyaslamak çok daha zor. Çünkü sadece eğitim düzeyini değil kalitesini de ele almak gerekecek.
      Belki anket yoluyla bir çalışma yapılabilir. Sanırım bu tür çalışmalar var.

      Sil
  6. Selamlar,

    Bu denemenize katılıyorum üstadım.

    Saygılar.

    YanıtlaSil
  7. Teşekkürler emeğimize sağlık

    YanıtlaSil
  8. Sayın Eğilmez,
    Elinize sağlık,İlginç bir çalışma olmuş.Teşekkürler,Ekonomi temelli olmadığım için merak ettim,2009 da nedne eksi büyüme olmuş kısaca açıklayabilirseniz sevinirim.Saygılarımla

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler.
      2008'de ABD'de başlayan küresel krizin bize ilk ve net yansıması 2009 yılıdır. Bu yansıma da yeterince döviz bulup ithalat yapılamaması ve dolayısıyla üretimin, yatırımın ve büyümenin düşmesi şeklinde ortaya çıktı. 2009 yılı, küresel krizin bizi teğet geçip geçmediği tartışmalarının yapıldığı yıldır.

      Sil
  9. Hocam çok güzel bir noktaya değinmişsiniz elinize sağlık. Grafikten insanların cebini artıran yönetime oy verdiği görülüyor. Çok normal bir durum kimseyi yargılayamam. Bence millet olarak yönetim seçimlerimizi etkileyen pragmaların ekonomik gelişmeden, demokratik akılcı ve özgürlükçü gelişmeye kayması için orta gelirde veya biraz ilerisinde bir miktar kalmalıyız. Sonrasında "böyle olmuyor ilerleyemiyoruz para var ama huzur yok. Burada saplandık kaldık" düşüncesi yeni ve eski nesilleri kapsar. Bir olayda ucunda olduğumuz uçurumdan bizi iterse yere çarpmadan fazlalıkları atıp kanatlanabiliriz. Yani öyle umut ediyorum. umut iyi bir şeydir. Hocam esaretin bedelini izlemişmiydiniz......

    YanıtlaSil
  10. Hocam ilginç bir nokta, elinize sağlık.
    Bu rakam toplam oran mi? Yani baraj altında kalan partilerin oylarının da eklenmiş hali degil mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim.
      Buradaki oranın toplamla, barajla ya da kararsızların dağıtılıp dağıtılmamasıyla bir ilgisi yok. Bu milletvekili sayısının kaç olacağını, HDP'nin barajı aşıp aşmayacağını vb gösteren bir çalışma değil. Bu, sadece eldeki büyüme verilerine ve iki değişken arasındaki ilişkiye göre iktidar partisinin yüzde kaç oy alacağını gösteriyor.

      Sil
  11. çok başarılı bir çalışma olmuş hocam

    YanıtlaSil
  12. Yalnız Hocam, bu seçimlerde önemli bir kelimeyi unutmamamız gerekir: "Dava" !

    Sizin yaşınız müsait, bu kelimenin birçok siyasi akım için "birleştirici güç" olması günümüzde hala yaygın.

    Hadi, üstümüze vazife değil ama, bir toplumsal mühendislik yapalım:

    İsmet İnönü'nün ünlü deyişiyle "ortanın solunda" kalan kesimin "kendi davalarına olan inancı" 12 Eylül 1980 darbesi ile lime lime edildi! (Not: 12 Eylül'den önce çok mu güçlülerdi? tartışılır tabii!) Ama 12 Eylül'den sonra, elde avuçta olduğu (zannedilen!) o "davaya inancın getirdiği güç" artık hiç yok! Bunu kabul etmek zorundayız!

    Peki, "ortanın sağında" kalan kesimler için ne demeliyiz?

    İsim vermek konusunda tereddüt etmeyeceğim:
    "Turgut Özal" ile "Recep Tayyip Erdoğan" arasındaki fark, TOFAŞ'ın ürettiği "Doğan" marka araba ile "Şahin" marka araba arasındaki fark kadardır!
    Özal'dan 10 adım ileri giderseniz karşınıza Erdoğan gibi bir figürün çıkması gayet normaldir!

    1990'lı yıllarda çocukluğunu geçirmiş (ve 2000'li internet çağının içine doğmuş) nesiller pek haberdar değil:
    Recep Tayyip Erdoğan gibi bir "yürüyen dava"nın önünü açan en büyük hamle 1983 itibarıyla "Turgut Özal" isimli şahsiyet tarafından yapılmıştır! Kimse burada Özal'a toz kondurmazlık etmesin, Özal'ı pamuklar içinde korumaya yeltenmesin; kimin ne yaptığını acı çeke çeke yaşadık, gördük, öğrendik!

    7 Haziran seçimlerine doğru, ekonomimiz dalgalı bir şekilde ilerliyoruz, evet.

    2007 ve 2011 seçimleri öncesinde, ekonomi ile ilgili şu son zamanda yaşadıklarımızın esamesi okunmuyordu. (Belki de ekonomide sorunlar her zaman vardı, ayak sesleri kısık sesle çıkıyordu; ama makyajla saklamayı çok iyi beceriyorlardı!)

    Unutmayalım:

    2002'de mevcut hükümete verilen oy sayısı ("oranı" değil!) 10 milyon küsür iken;

    2014 Ağustos'ta R.T.Erdoğan'ın cumhurbaşkanı olması için verilen oy sayısı 21 milyon!

    Ülkemizin ekonomik yapısı sizin "Ahbap Çavuş Kapitalizmi" yazınızda harikulade şekilde anlatılmıştı zaten!

    [ http://www.mahfiegilmez.com/2014/05/ahbap-cavus-kapitalizmi.html ]

    İster sol eğilimli, ister sağ eğilimli iktidarlar olsun:
    "Hey ahbap n'aber?" diye soran;
    "Sağolasın çavuşum! İşler nasıl, var mı bir tıkırtı? Banka hesabımı biliyorsun değil mi!" cevabını aldı! Bu zihniyet bugün de devam ediyor!

    +++

    YanıtlaSil
  13. +++

    Şimdi:
    Özal'ın temellerini attığı, Erdoğan'ın zirve noktasını yaşadığı ve yaşattığı bu "ekonomik rant" entegrasyonunun bozulmaması için,
    "Dava"larını nihayete erdirmeye, "Yeni Türkiye"yi kurmaya, "Dünya 5'ten büyüktür"ü ispatlamak için bu kadar heyecanla yanıp tutuşmaya devam etmek için;
    Ve en sonunda:
    Elde avuçta kalan son "ekonomik kazanımları"da; FED faiz artırmadan hemen önce kendilerine saklayabilmek için,
    Kurdukları düzenin hasar görmeden devam etmesi için,
    7 Haziran seçimlerinde "dava"larının sesinin gümbür gümbür yayılması için;
    Hazırlıklı geliyorlar!

    Amacım, felaket tellallığı yapmak değil:

    Ama Mahfi Bey'in yukarıdaki hipotezini sadece "büyüme" ile "oy oranı" ölçeklerinde değerlendirmek, 7 Haziran seçimlerine yönelik yanlış tahminler yürütmemize yol açar!

    Unutmayalım:

    Mevcut hükümet, eğer 7 Haziran seçimlerinden "hasar" görerek çıkarsa, bir daha "hiç iktidar yüzü görememek" endişesi yaşıyor!

    Ekonomimiz ne kadar çalkalanırsa çalkalansın; 7 Haziran seçimlerinin sonucunu mevcut iktidarın "dava"sına gönülden inananların kendilerini ne kadar güçlü olduğunu test etmek üzerine kurulu olacak!

    6 Kasım 1983'te başlayan yolculuktan bür üst katmana geçildiği safha 3 Kasım 2002 idi.

    2002'den 2015'e muazzam bir güç elde ettiler!

    İşe bu gücü kaybetmemek için (kendi aralarında "paralel" hiziplenmeler yaratsalar bile!),

    Ellerindekini kaybetmemek için,

    "Dava"larını nihayete erdirmek için;

    Mevcut iktidarın devam etmesini sağlayacaklar!

    "Başkanlık Sistemi"ni ilk adımda gerçekleştirmeleri zor gözüküyor. Ama 7 Haziran seçimlerini kazanacakları kesin!

    Saygılarımla

    (Sıradan bir vatandaş)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim de bu konular hakkında görüşlerim var ama burada bunları anlatmadım. Burada sadece bu iki değişken arasındaki ilişkiye bakarak iktidar partisinin yüzde kaç oy alabileceğine değindim.

      Sil
  14. Bence bu secimde dusus daha keskin olacak. Onceki donemlerde lider hep Erdogan'di ve Turk halki partiden ziyade lider'e oy verir. Artik Erdogan parti lideri degil (gerci pek oyle davranmasa da). Bu secime AKP halkin gozunde bir lider boslugu yasiyor olarak girecek. Ayrica taninmis isimlerin 3 donem kurali sebebliyle liste disi kalmsai da cabasi. Benim beklentim -2% den fazla bir margin ile oylarin dusmesi. Hukumet partisi %37-%38 civarinda bir oy'a bakiyor kanaatimce.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet bu dediğiniz olabilir. Çünkü sonuçta insanlar ekonomiye bakarak seçimde yön belirleseler de hepimiz biliyoruz ki ekonomi tek ve değişmez gösterge değil. Birçok başka gösterge, görüş, düşünce, taraftarlık vb işin içine girer. Ben işin sadece ekonomik yanına bakıyorum. Keşke birden fazla değişkeni ele alarak buna benzer bir çalışma yapılsa.

      Sil
  15. Mahfi EĞİLMEZ,,,


    TLnin değer kaybetmesi döviz borçlu bazı şirketlerin dara soktugunu görüyoruz.Bu şirketlerin dövizden kaynaklı giderleri fazla oldgunudan bunları vergiden kısarak telafi edecektir. Oysa döviz alacaklı bazı şirketlerin ise kar ettiğini görüyoruz:Devletin bu gider gelirleri kompakse etmesi için nasıl bir strateji uygulaması lazımdır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eğer dediğiniz gibiyse yani döviz borçluları daha az kar edeceği için daha az vergi ödeyecek buna karşılık döviz alacaklıları daha çok kar elde edip daha çok vergi ödeyecekse ve bu iki grup aşağı yukarı eşit ağırlıktaysa olay kendi kendini kompanse eder.

      Sil
  16. Helal sana hoca adamın dibisin.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bunu teşekkür olarak alıyor ve teşekkür ediyorum.

      Sil
    2. Müthiş düzeyli bir teşekkür oluş, haddime değil ama tebrik ederim.

      Sil
  17. Hocam,
    Dediğiniz gibi bir korelasyonun olduğu çok açık. Bu karşılaştırmaya yolsuzluk, gelişmişlik Vs gibi uluslararası endeksleri de eklenerek analiziniz ve hipoteziniz geliştirilebilir; şöyle ki.
    Hipotez1: ülkenin kişibaşına düşen gayrisafi milli hasılası, maslow ihtiyaclar hiyerarşisinde hangi seviyedeki ihtiyacı karşılayabiliyorsa seçmen davranışı o ihtiyacları yerine getirecek konulara karşı daha duyarlı olur. ( Sanırım sizin bulgularınız bu hipotezi destekliyor)
    Hipotez2: Eğer seçmen davranışı, Maslow ihtiyaçlar hiyerarşisinin farklı bir seviyesine işaret ediyorsa, kişi başına düşen gayri safi milli hasıla o seviyedeki ihtiyaçları karşılayabilecek seviyeye doğru gider (azalır veya artar).

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet çok doğru, bu hipotezi büyüme yerine ekonomik gerekler olarak genişletip yapmak mümkün. Ama büyüme bunların hepsini en iyi temsil eden gösterge. Ya da ben öyle düşünüyorum en azından.

      Sil
  18. Hocam elinize sağlık. Ben de iktidarın oy oranını bu civarlarda tahmin ediyordum. Rant dağıtmaya devam edilebildigi ölçüde ve etkili bir ekonomik kriz olmadığı müddetçe oy oranında çok büyük sürprizler olmayacak kanaatimce. Bunun en büyük sebebi ise seçmen hareketleri derin analizlere veya uzun vadeli yapısal öngörülere dayanmıyor. Dolayısıyla veri seti kısa olsa da son derece yeterli ülkemiz için. Bunlara ek olarak 12 yılın sonunda hâlâ heyecan yaratacak bir muhalefet bulunmuyor, seçime yönelik en büyük heyecan HDP'nin baraj muammasi malesef.

    YanıtlaSil
  19. Sayın hocam. Denemeniz güzel ama butun yorumlara cevap vermeniz ayri bir guzel Ve takdire şayan..saygilar..

    YanıtlaSil
  20. Üstat,

    29 Nisan tarihli yazınız, size daha önce iletmiş olduğum sorumun yanıtı oldu. Ayrıca gelişmişlik endeksi ile ilişkilendirildiğinde, daha önemli olanın kişi başına gelir kavramı olduğu ortaya çıkıyor. Bugünkü yazınızı da heyecanla okudum. Seçim sonuçlandıktan sonra eminim değerlendireceksiniz.
    Her iki yazınız için de teşekkür ederim.

    Çok selam ve sevgiler.
    Cafer Demir

    YanıtlaSil
  21. Sayın eğilmez, çalışmanız ve bu çalışmanızı bizimle paylaştığınız için teşekkürler. Bu çalışmaya göre, halkımızın ekonomiye daha çok önem verdiği yani yaşam ortamına, huzur ve refaha daha çok önem verdiği anlamını çıkarabilir miyiz? yani bizlerin , halkımızın kalitesinin yükselmekte olduğunu söyleyebilir miyiz. Malum eskiden futbol kulübü tutar gibi siyasi parti tutardık, takım iyi de olsa, kötü de olsa koyu taraftarlığa devam ederdik. Ayrıca ideolojik olarak particilik yapardık dini ideoloji veya sağcı - solcu - milliyetçi ideoloji görüşümüze göre koyu taraftarlığa devam ederdik. Acaba bu karakterimiz biraz yumuşuyor mu? Yani biraz gelişiyor muyuz? Yani yaşam rahatlığımız, ideolojilerin önüne mi geçiyor?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. iktidar partisinin oy kitlesi 2 kısımdan oluşuyor. %38'lik kitle (taban seçmen) ekonomik koşullara aldırmadan iktidar partisine oy veriyor. geri kalan kesim ise büyüme ve işsizlik başta olmak üzere güncel gelişmelere bağlantılı olarak oy veriyor.
      örneğin Ak partinin taban seçmeni araştırma şirketlerinin "son yıllarda refahınızda artış mı oldu azalma mı oldu?" sorusuna genellikle hiç düşünmeden "artış oldu, ülke iyiye gidiyor" şeklinde yanıt veriyor. oysa aynı soruyu Ak partili bir belediyenin temsilcisi sorduğu zaman durumundan şikayet edebiliyor ve dert yanabiliyor. buna benzer durumlar başka partilerde de var. araştırma şirketine farklı, parti temsilcilerine farklı beyan veriyorlar. tabii, araştırma şirketlerine verdikleri beyanlar sandık tercihlerine yansıyor çünkü oy kullanırken ideoloji ön planda kalıyor.

      Sil
    2. Teşekkür ederim.
      Buradan çıkacak anlam daha çok insanların günlük geçimiyle ilgili olduğu sonucu olabilir. Saptamalarınız doğru, anketlerden bunlar çıkıyor.
      Eskiden sağ sol, demokrasi, laiklik yaklaşımları oldukça öne çıkardı, son 20 - 30 yılda toplumun bu tür bir anlayıştan uzaklaştırılmış olmasının bu gelişmede etkili olduğunu düşünüyorum.

      Sil
  22. tablonuzdaki oy oranlarında bazı yanlışlıklar var. YSK verilerine göre AKP'nin:
    2009 yerel seçimlerinde il genel meclisi üyeliği bazında aldığı oy %38,64 (tabloda %38,8)
    2011 seçimlerinde aldığı oy %49,83 (tabloda %49,9)
    2014 yerel seçimlerinde belediye meclis üyeliği ve il genel meclisi üyeliği bazında aldığı oy %43,40 (tabloda %44,1)

    ekonomik büyümede %2'nin üzerinde düşüş ve işsizlikteki artış AKP oylarına yansıyacaktır. ancak yapılan araştırmaların detaylarına baktığınızda (bu araştırmaları yapanlardan biri yakın arkadaşım) son seçimlerde yolsuzluklara tepki olarak başka partilere giden bir kısım oy da yolsuzluk haberlerinin soğuması, aradan zaman geçmesi nedeniyle AKP'ye geri dönmüş gibi görünüyor. dolayısıyla AKP'nin %42-43 oy alması daha olası görünmekte.

    AKP %42-43 bandında kalır, HDP barajı aşarsa AKP 276 MV'nin aşağısında kalıyor. böyle bir durumda araştırmacılar AKP'nin azınlık hükümeti kurması ve HDP'nin güvenoyu vermesini bekliyor. HDP güvenoyu vermezse AKP-MHP koalisyonu olur ki HDP bunu muhtemelen istemez. yani HDP'nin güvenoyu vermek zorunda kalacağını söylüyorlar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. düzeltme: AKP'nin il genel meclisi üyeliği bazında 2009 seçimlerinde aldığı oy %38,39 (ben de hata yapmışım :)
      ayrıca, AKP'nin 276'yı bulamaması durumunda HDP güvenoyu oylamasına katılmayarak da (güvenoyu vermeden) AKP azınlık hükümetine destek verebilir.

      Sil
    2. Anketler firmaları içinde andy-ar ve metropoll öne çıkıyor tutarlılık konusunda. Buna katılır mısınız? Arkadaşınız olduğunu belirttiğiniz için size yönelttim sorumu.

      Sil
    3. Bu değindiğiniz farklar genel tabloyu etkilemiyor. Bir de gümrüklerde yapılan sayımların dahil edilmesi, edilmemesi gibi farklılıklar var eskilerle kıyaslayabilmek için. Ama dediğim gibi bunlar virgülden sonrasını ancak etkilediği için ihmal edilebilir farklar.

      Sil
    4. burada şirket ismi vermem doğru olmaz ancak arkadaşımın görev aldığı şirket bahsettiğiniz şirketler değil.
      araştırmacılar arasında ortak denilebilecek kanı, AKP %42-43 arasında kalsa, HDP barajı aşsa ve AKP 276'yı bulamasa bile yine tek parti hükümeti devam edecek yönünde. HDP İmralı'nın da yönlendirmesiyle muhtemelen AKP azınlık hükümetine örtülü veya açık, güvenoylamasında destek verecektir. destek vermemesi durumunda AKP, MHP ile koalisyona gider ve HDP bunu kesinlikle arzu etmez.
      diğer taraftan HDP barajı aşamasa bile, AKP %42-43 oyla +330 MV, yani anayasayı değiştirebilecek sayıda MV çıkaramıyor. dolayısıyla AKP'nin %42-43 civarı bir oy alması durumunda, mevcut parlamenter sistem en azından kağıt üzerinde değişmeyecek ve tek parti hükümeti devam edecek gibi görünüyor. AKP'nin 30 Mart 2014 seçimlerinde aldığı oy olan %43,4'lük oyu aşması ise zor görünüyor.

      Sil
    5. verdiğiniz 2014 rakamlarındaki fark %0,7. bu oldukça yüksek bir fark. AKP'nin %0,7 daha az veya fazla oy alması 8-9 MV eksik yada fazla çıkarması demek. +276 hesaplarının yapıldığı şu günlerde bu ciddi bir fark. sonra Hakan Bayrakçı'nın başına gelen sizin de başınıza gelebilir ve "AKP'yi %43'ten %44'e çıkardı" derler

      Sil
    6. Evet ama ben burada kimin ne kadar mv çıkaracağını hesaplamıyorum. Öte yandan +/- 2 puan farkın da bu tür hataları kapsayacağını düşünüyorum. Benim bu denememde 276 hesabı yok bildiğiniz gibi. Bu sadece büyümeyi, ekonomik göstergelerin özeti olarak alırsak buradaki gelişmelerin iktidar partisinin oylarını etkileyip etkilemediğini ve etkiliyorsa ne kadar etkilediğini araştırmaya yönelik bir çalışma. Bu çalışmadan bundan ötesini çıkarmak bence doğru olmaz. O çerçevede buradan farklı sonuç çıkarıp suçlama yapacak olan varsa da canı sağolsun ne diyebilirim.

      Sil
    7. yok hocam anlıyorum da sizin, benim gibi hesap kitapla uğraşan insanlar için böyle farklar büyük olabiliyor. AKP'nin son seçimde aldığı oy zihnime kazındığı için sizin tablonuzda %44 görünce biraz refleks veriyorum sadece :) dikkatimi çektiği için yazdım, kusura bakmayın. mesela bir ekonomi %4,9 büyüdüğü zaman %5 yazmıyoruz, %4,9 yazıyoruz çünkü %0,1'lik fark 800 milyon dolara yani yaklaşık 2 günlük ihracata denk gelir. az bir fark değildir kesinlikle.
      konuyu fikir vermesi anlamında 2 simulasyonla kapatayım:
      AKP %43,3 CHP %26 MHP %16,4 HDP %10,5 oy aldığı zaman AKP 276 MV çıkarıyor. 1 MV meclis başkanı olacağı için kalıyor 275.
      diğer taraftan, AKP %44 CHP %25,8 MHP %16,1 HDP %10,3 oy alırsa AKP 284 MV'ye ulaşıyor

      Sil
    8. Niye kusura bakayım, son derecede doğru ve önemli bir noktaya parmak basıyorsunuz. Paylaşımınız için teşekkür ederim.
      Benim virgülden sonrasını fazla dikkate alama nedenim iki değişken arasındaki eğilimi, birlikteliği saptamakla uğraştığımdan dolayı. Yoksa buradan giderek milletvekili sayısı filan hesaplamaya kalksam o zaman küsuratla uğraşırdım.

      Sil
  23. Hocam sonuçlar anketler ile de uyumlu. Aşırı uç anketleri göz ardı edersek 40-44 bandı görünüyor mevcut iktidar . Son günlerde önemli kayalar olmaz ise sizin istatistiksel çıkarım nokta atışı sonuç bile . Benim kişisel tahminim 41 civarı olacağı yönünde.(+/- %1)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet demek ki sizin kişisel tahmininiz de bu araştırmanın tahmin aralığı içinde bulunuyor.

      Sil
  24. Hocam şöyle bir cevap vermişsiniz 29 Nisan'da:

    Yorumcu:
    Devlet kamu harcamalarını artırırken vergileri artırmazsa bütçe açığı meydana gelir. Açık borçlanma ile finanse edilirse bireyler anapara ve faiz ödemeleri için gelecekte kendilerinden alınacak vergilerin artırılmak zorunda kalınacağını bilecektir.(Ricardian yaklaşımı) Dolayısıyla yapılacak bu kamu harcamaları borçlanma ile finanse edilse bile vatandaşın cebinden vergi olarak çıkacaktır.

    Mahfi Eğilmez:
    Üst gelir gruplarının vergi oranları 1 - 2 puan artırılırsa sorun olmaz. Eğer bunu bugün yapmazsak yarın ekonomik krize girdiğinde vatandaşın cebinden çıkacak para da kalmayabilir.
    _____

    İyi, güzel yanıtlamışsınız da Hocam, sizi takip eden, kendilerini en özgürlükçü zanneden 'Libertarian' ekole göre (aralarında akademisyenler de mevcut),
    Ludwig von Mises, Milton Friedman, Murray Rothbard zihniyetini bugün de devam ettiren 'bir kısım iktisatçılar grubu'na göre;

    Siz:

    Robin Hood'un pelerinini giymeye çabalayan bir popülistsiniz,

    Thomas Piketty'i çaktırmadan savunduğunu zanneden bir emekli müsteşarsınız,

    Yunanistan'daki SYRIZA'ya,
    İspanya'daki 'Five Star Movement'ın lideri Beppe Grillo'ya,
    (Bir nebze) İngiltere'de 'Labour Party'nin ekonomi politikalarına meyleden köhnesiniz,
    ABD'deki senatör, 'Demokrat Parti' üyesi Elizabeth Warren'a özenen bir hayalperestsiniz,

    Ve hatta belki de içten içe, çaktırmadan 'devletçilik'i savunan 'Kripto-Marksist' bir iktisatçısınız!

    İnanın Hocam, yukarıda okuduklarınızı uydurmadık. Sizi takip eden, iktisattan anlayan kesimlerin 'bir kısmı' yukarıdaki gibi düşünüyor.

    Belki bu durumdan haberiniz vardı ama yine de yazılı olarak size iletmek istedik.

    Amacımız ortalığı velveleye vermek değil Hocam. Lütfen polemik yaratmaya çalıştığımız aklınıza gelmesin.

    Sadece şunu merak ediyorum (aslında sizi takip eden bir grup yüksek lisans öğrencisi olarak çoğumuz merak ediyoruz)

    Yukarıda şahsınıza atfedilenler ile ilgili nasıl bir cevap verirsiniz?

    Saygılarımızla

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 'Five Star Movement' İspanya'da değil; İtalya'da başlayan bir oluşum.

      Hocamıza sorularımızı hazırlarken gözümüzden kaçmış, herkesten özür diler,
      Ve hocamızın cevabını sabırla bekleriz...

      Sil
    2. Ben kendimi bir gruba dahi olarak görmüyorum. Benim düşüncemde liberallik de var, sosyalistlik de var, gerektiğinde müdahale de var. Hiçbir şeyi çaktırmadan yapmam. Marksizmin pek çok yanının doğruluğunu kabul eder ve düşünceme katarım. Ama Marksist değilim. Çünkü ekonomide önce özgürlük sonra onu bozmayacak ama ahlaksızlığa dönüşmesini önleyecek bir denetim düşüncesine sahibim. Grillo'nun fikirleriyle fazla ilgili değilim, Warren'ı tanımadığım için düşüncelerinin ne olduğunu bilmiyorum.
      Benim durumum nevi şahsına münhasır bir durumdur. Ekonomide liberal ve gerekirse müdahaleye açık, sosyal ve siyasal alanda ise sosyal demokrasiye hatta sosyalizme yakın görüşlerim var. O nedenle beni liberal, sosyal demokrat, devletçi, sosyalist diye kategorize etmek mümkün değil.

      Sil
  25. EKONOMİNİN BABASI ADAM SMITH'İN NASİHATINI UNUTMAYALIM:

    "BİR ÜLKENİN ZENGİNLİĞİ HAZİNESİNDEKİ ALTINLA DEĞİL;
    İNSANININ EMEĞİYLE ÖLÇÜLÜR!"

    (Mert Yıldız,
    30 Nisan 2015)

    CHP 202 sayfalık seçim bildirgesini yayınladı.

    Bildirgede genişleyici maliye politikaları vardı. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de haklı olarak 'kaynak nerede?' diye sordu. 10 gündür CHP'nin kaynağı tartışılıyor.

    Bu kaynak konusunda benim anlamadığım; neden kimse iktidar partisine 'senin kaynağın nerede?' diye sormuyor? Sonuçta iktidar partisi de bir seçim bildirgesi yayınladı. Onların da genişleyici bir maliye politikası var. Yollar, barajlar, köprüler ve çılgın projeler vaat ediliyor. Neden iktidar partisi kaynağını açıklamıyor?

    AKP'NİN MALİYE POLİTİKASINA KISACA GÖZ ATMAK

    Sene 2003:

    Çok ciddi bir bütçe açığı ve kamu borcu devralmış iktidar partisi. Hani Erdoğan her mitinginde bastıra bastıra söylüyor ya 'IMF'ye olan olan borcu sıfırladık' diye. İşte sıfırlanmadan öncesi.

    Dönemin Maliye Bakanı: Kemal Unakıtan. O da bir önceki dönemin ekonomi bakanı Kemal Derviş'ten devraldığı ekonomi programını değiştirecek kadar bile anlamayanlardan. Anladığı birşey var; Derviş'in politikaları işliyor. Ekonomi büyümeye başlamış. Vergiler artıyor. Son hükümet kamu giderlerini kısarak Unakıtan'a en büyük hediyeyi vermiş. Fatura Derviş'e çıkarılmış, Unakıtan; 'dolce vita'...

    En tatlı şeydir hakikaten büyüyen bir ekonomide maliye bakanı olmak. Hele bir de size özelleştirme için müsade verilmişse. Babasının malı gibi sattı Unakıtan devletin fabrikalarını, bankalarını, rafinerilerini, havayollarını. Gelen parayı ne yaptık? Borç ödedik. Yani IMF'ye olan borcu ne Erdoğan, ne de AKP ödedi. Cumhuriyet döneminde temeli atılan kamu şirketlerinin yabancılara satışı ve yüksek enflasyon ödedi.

    "HAZİNE" VE "TOKİ" MÜTEAHHİTLİK YAPMAYA BAŞLADI

    Unakıtan sonra bir rahatsızlık geçirdi. Tedavi için eşi Ahsen Hanım rabbine danıştı, rab 'Cleveland' dedi. Öylece gittiler, Kemal Bey iyileşti ama 2009'dan sonra bakanlık yapamayacağını anlayıp mesleği bıraktı.

    Yerine AKP'nin transferi Londra’da bir yatırım bankası olan 'Merill Lynch'ten Mehmet Şimşek oldu. 1990'larda gelişmekte olan ülkelerin maliye bakanları hep 'Dünya Bankası' ve 'IMF' çıkışlıydı. 2000'lerde dünya ekonomisinin finansallaşmasıyla maliye bakanları Londra ve New York'daki yatırım bankalarından ithal edilmeye başlandı. Yani Şimşek ne AKP'li, ne muhafazakardı. Doğru zamanda doğru yerdeydi. Londra'da en üst düzeyde çalışan Türklerden biriydi.

    Şimşek'in işi Unakıtan'dan daha zordu. Öncelikle küresel finansal kriz döneminde geldi. Büyüme düşüyordu, bu yüzden vergi toplamakta zorlanıyorduk. Ayrıca elde kalan kamu şirketleri eskisi gibi para etmiyordu. Yine de demokraside çözüm tükenmedi. Şimşek döneminde de şirketlerimiz değil, topraklarımızı yabancılara satışa açtık. Hazine ve TOKİ müteahhitlik yapmaya başladı.

    Herşeye rağmen özelleştirmeden elde edilen gelir durdu. Yakın zamanda milli piyangoyu özelleştirelim dedik. Sattığımız firma ön ödemeyi yapacak parayı bulamadı. 3'üncü köprünün yol ihaleleri iptal edildi. Teklif olmayacak diye korkudan 4G ihalesine çıkmadık, anne karnında bile olmayan 5G'yi bekleyelim diye kıvırdık. Özelleştirme ve kamu ihalelerine giren şirketler parayı çıkıştıramayınca 'paranın lafı mı olur!' dedik; 'hazine garantisi'ni icat ettik. Kamunun sattığı malı alan şirkete kamu garanti verdi. Böylesine bonkör bir maliye politikası.

    Vergilere gelirsek:
    Nüfusun hala üçte biri kayıt dışı olduğu için gelirler vergisi gibi düzenli vergileri toplayamıyoruz. Peki ne yapıyoruz? Özel tüketim vergisi gibi konjonktüre bağlı, düzensiz vergilere abanıyoruz. Orada bile eskiye göre ciddi bir düşüş var. Malum; 'büyüme yoksa vergi de yok' demektir.

    (...)

    YanıtlaSil
  26. (...)

    İŞİN "GELİR" TARAFINI KONUŞTUK;
    BİR DE "GİDER" TARAFI VAR

    Gider tarafında çok sıkıntı yok. En büyük gider kalemleri memur maaşları ve Hazine yardımları. Memura zam yapmasan da; memleketin en ucube köşesine sürülmemek için adam sana oy vermek zorunda. İşsizlik daha fazla artmasın diye habire memur işe alınıyor ama maaşlar hala çok düşük.

    Hazine yardımları konusunda da rahatız. 'Düşük gelirli kesim'i borç batağına soktuktan sonra ne versek 'Allah razı olsun!' diyecekleri için hazine yardımlarında ciddi bir artış yok. Avrupa'da hanehalklarına yardımda en alt sıralardayız ama bizdeki uygulamayı gören; Maliye Bakanlığı varını yoğunu yoksula veriyormuş zanneder.

    Görseli incelemek için aşağıdaki adresi ziyaret ediniz:

    Dünya genelinde; kamunun hanehalklarına sosyal yardımları (%GSYH)

    http://www.diken.com.tr/wp-content/uploads/2015/04/mertyildiz-gorsel.jpg

    Kaynak: OECD, 2015

    Bütün o kömür, makarna yardımları mı? Bütçenin sadece %2'si!

    Sol odaklı partiler de gelip 'Biz düşük gelirli kesime daha fazla yardım edeceğiz' cümlesini pişkin pişkin deyince;
    'Daha ne yardımı edeceksiniz, bundan fazlası bütçeyi bozar!' diye bir tepki oluşuyor.

    İktidar partisinin derdi belli. Kendi genişleyici maliye politikaları; altyapı yatırımları ve rant için. Kaynak zaten yukarıda belirttiğimiz gibi sınırlı.

    1) İktidar partisi diyor ki 'Biz vergileri toplayıp, varı yoğu satıp, yol köprü baraj yapacağız'.
    2) CHP ve HDP diyor ki 'Biz aynı vergileri toplayıp insana yatırım yapacağız'.

    Seçmen ilkine inanıyor, ikincisine inanmıyor.

    Çünkü:
    'İnsana yatırım'ın ancak çok uzun vadede dönüşü olur, onu bile ölçmek zordur.
    Köprü ve barajın kısa vadede gözle görülür, elle tutulur bir dönüşü olur.

    Ama siz devamlı katı altyapıya (yol, köprü, baraj, AVM) yatırım yapıp,
    Yumuşak altyapıyı (eğitim, sağlık, insan) geride bırakırsanız;
    Bir gün kaynaklarınızın tükendiğini farkedersiniz!

    Çünkü:
    Ekonominin babası Adam Smith'in nasihatında olduğu gibi: 'Bir ülkenin zenginliği hazinesindeki altınla değil, insanının emeğiyle ölçülür' !

    Bugüne uyarlarsak:
    'Bir ülkenin gerçek kaynağı; yolu, köprüsi, barajı değil;
    Tüm bunları mümkün kılan; mühendisleri, doktorları, işçileridir' !

    Zenginleşmenin tek yolu 'insana yatırım'dan geçer !

    http://www.diken.com.tr/neden-kimse-akpye-senin-kaynagin-nerede-kardesim-diye-sormuyor/

    YanıtlaSil
  27. Yazınızı okurken kolerasyon terimi ekonometri derslerini aklıma getirdi hocam az çekmedik o dersten :) yazınız için teşekkürler güzel bir çalışma olmuş

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler. Matematiksel istatistik ve ekonometri ağır derslerdir.

      Sil
  28. SİZE ŞİMDİDEN HABER VEREYİM, KENDİNİZİ HAZIRLAYIN:
    FED'İN, FAİZİ ARTIRMASINA RAMAK KALDI!

    [Atilla Yeşilada, 30 Nisan 2015]

    Nisan'da Gelişmekte Olan Piyasalar (GOP) %8 civarında prim yaparken, bizim zavallı gariban BİST de nasiplenmeye çalıştı; ama Çarşamba gecesi açıklanan FOMC toplantı metni ile birlikte oyun bitti! (FOMC: Federal Open Market Committee - Federal Açık Piyasa İşlemleri Komitesi)

    FED'in (ABD Merkez Bankası) parasal sıkılaştırmadan geri adım atmaya niyeti yok. Mayıs ayında panik atakları bizi bekliyor; TL cinsinden varlıklar hem dışardan gelen dalgalarla, hem de gittikçe yükselen seçim riski ile sarsılacak!

    ABD ekonomisi 2015 1. çeyrekte gerçekten çok kötü bir performans gösterdi; ama ne ben, ne de hepsi whisky arkadaşım olan FOMC üyeleri pek kafaya takmadık bu durumu! Ne de olsa bir çok unsur biraraya gelerek "Mükemmel Fırtına" yaratmıştı Anavatanım ve ekmek kapım için!

    Soğuk kış Atlantik Kıyısı'nı,
    "Liman işçileri grevleri" Pasifik Kıyısı'nı,
    Petrol fiyatlarının çöküşü Texas, Lousiana ve diğer üretici bölgeleri,
    Güçlü Dolar, daha doğrusu "küresel talep zafiyeti" ise ihracatı olumsuz etkilemişti.

    Şimdi bütün bu unsurların az-çok geride kaldığı bir bahar-yaz dönemi başlıyor!

    Pasifik limanlarında grev sona erdi,
    Petrol fiyatları bir çok kayaç üreticisinin üretime devam edeceği düzeylerde,
    Küresel talebin ise bir miktar toparlanacağı beklentisi içindeyim.

    Güçlü Doların ABD'nin ihracatına zarar verdiği kesin de; ABD iç tüketime dayalı bir ekonomi;
    1. çeyrekte beni şaşırtan; düşük petrol fiyatlarının tüketime yansımaması oldu.
    2. ve 3. çeyrekte bu garabetin giderildiğini ve güçlü Doların "problem çocuk" olarak anılmaktan kurtulduğunu göreceğiz!

    1. çeyrekte, o zor günlerinde hep Sevgili Anavatanımın yanında durdum!

    Çünkü:
    Yabancı bir ekonomiyi anlamak sırf verilere bakıp "beklentilerin altında kaldı" demekle olmuyor!
    Ekonominin temelleri; "insan ruhu"nu anlamayı da gerektirir!

    İşin gerçeği şu ki:
    Hâlen ABD; temeli en sağlam ekonomi!

    ABD'de hanehalkı tasarruf oranı %5.5'e yükseldi, yani bundan sonra istihdam ve harcanabilir gelir artışı tüketime yansır. Şirketler nakit zengini, tüketimde artışı sabit sermaye yatırımına dönüştürecekler. Federal bütçe kesintileri sona ererken, eyaletlerin daha fazla harcadığını göreceğiz. Konut pazarından gelen zayıf verilerin nedenini biraz araştırırsanız; meselenin talep değil, arz eksikliği olduğunu görürsünüz. Çaresi ise; daha fazla parasal genişleme değil, inşaat sektörünün kendiliğinden üretimi artırmasında, bu da kredi koşullarına ve mizaca bağlı bir süreç, yavaş fakat emin bir şekilde gelişecek.

    ++

    YanıtlaSil
  29. ++

    ABD'nin ve dünyanın beklediğim hızla büyümemesinin sırrını da çözdüm:
    "Lehman Brothers faciası"nın ardından; bankaların bir kez daha batmasını önlemek için alınan makro-ihtiyati tedbirler çok iyi çalıştı.
    Artık bankalar; en risksiz müşteriye bile kredi veremiyor. Bence doğrusu da bu; ama sonucu da ekonominin çok yavaş genleşmesi.

    Brent petrol 70 Dolar/varile doğru giderken, dünyada deflasyon korkusunun geçiştiği ve tüm tahvillerde satışların başladığını görüyoruz. Küresel çıktı açığının ABD başta daralması ile ücret enflasyonu yakında yine gündeme gelecek. ABD özelinde ise işçi ve işveren örgütlerinden alınan doneler "ücret zamları"nın çok yakın olduğunu fısıldıyor bize.

    Neyse, maksadım çaylaklara ABD ekonomisi dersi vermek değil; FED'in Haziran'da faiz artırımının masada olduğunu tekrarlamak!

    Herşey "ABD Nisan-Mayıs ücretler verisi"ne bakar: Eğer ücretlerde Y/Y artış %2.5'a doğru ivmelenirse;
    FED kimsenin gözünün yaşına bakmayabilir!

    Ama daha önce de yazdım: Türkiye gibi kırılgan ülkeler açısından mesele hiç bir zaman "Haziran mı, Eylül mü?" olmadı !!!

    Mesele şu:
    Ekonomideki aktörlerin; 3 yıl sürecek bir "parasal sıkılaştırma süreci"ne hazır olmaması!

    Hâlâ da hazır değiller!

    Bazı finansal kurumlar; "Türkiye'nin özel sektör döviz açık pozisyonu sanıldığı kadar büyük bir problem değil." diye rapor yazıyorlar; kendimizi kandırmaya devam ediyoruz!

    Hâlbuki açık pozisyon büyük sorun! Çünkü FED fonlama maliyetleri yükselince ve kurda dalgalanma azınca; Türk kuruluşları gönüllü olarak daha az döviz borçlanacak ve ödemeler dengesi üzerinde baskılar ister istemez artacak!
    Ya da: Sendikasyonlarda maliyetleri iki-üç katına çıkan bankalar; parayı Türkiye'de satamayacak!

    Bu tip sıkıntıları olan tek ülke biz değiliz. Tüm GOP'ta 1 trilyon doları aşan ve her an patlamaya hazır bir Dolar özel sektör borç (SGMK: Sabit Getirili Menkul Kıymetler) stoğu var!

    Türkiye'de (ve GOP'ta) fonlama maliyetleri artacak!
    Türkiye'de (ve GOP'ta) cirolar yavaşlıyor!
    Türkiye'de (ve GOP'ta) şirketlerin ödeme gücünün çok ciddi şekilde düştüğünü ise AMB-QE (Avrupa Merkez Bankası'nın Mart'ta başlattığı parasal genişleme programı) rallisi maskeliyor!

    Son FOMC açıklaması; FED'in zayıf veriye rağmen en geç Eylül'de (2015) parasal sıkılaştırmaya geçeceğini tüm çıplaklığı ile ortaya koydu ve GOP'ta hoşafın yağı kesildi!

    Mayıs ayında panik ataklarının tekrarlamasını beklerim!

    Eğer tahmin ettiğim gibi; 8 Mayıs Cuma günü açıklanacak "ABD tarım-dışı istihdam verileri"nde net istihdam artışı 225 bini aşar ve/veya ABD'de ücret zamları %2.5'a doğru tırmanırsa; kan banyosu izleyeceğiz!

    Özetle:
    BİST'e biraz destek veren; TL ve DİBS'in (Devlet İçi Borçlanma Senedi) ise tümden çökmesini önleyen GOP rallisi Mayıs ayında bize eşlik etmeyecek!
    TL cinsinden varlıklar; seçim riski ile başbaşa kalacak!

    Güvendiğim 6 anket şirketinin Mart ve Nisan bulgularının ortalamasını aldım, sonuçlar şöyle:

    AKP: %44

    CHP: %26

    MHP: %17

    HDP: %10'u aşıyor.

    Eğer %2 oy AKP'den CHP'ye giderse AKP 276 sandalyenin de altına düşer.

    Ben Mayıs ayında hiç bir Baba ya da Anayiğidin:
    Bu "sandalye riski" ortadayken, üstelik seçimden sonra en az 200 baz puan faiz artırımı (TCMB'nin 1 haftalık repo faizini yükseltmeye mecbur kalması) "ben geliyorum!" derken;
    BİST ve DİBS alacağını sanmıyorum!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Atilla Yeşilada'nın bu mükemmel analizi için:

      http://www.paraanaliz.com/fed-faiz-artirimina-hazirlanin-makale,692.html

      adresinden yararlanılmıştır.

      Sil
    2. hocam % işaretini kullanıyorsan 100 ile ulaşmasını beklersin. senin sonuçlara göre diğer tüm partiler toplamı 3 oluyor. sence mantıklı mı ayrıca yüzde 2 oy niye chp kaysın kayarsa farklı partiye kayar. Birde sizin gibi umutvar (!) arkadaşlar her zaman kedi elektrik meselesini atar.Nedense işinize gelen akademik makalelerde birden bu kedi medi olayı gelmez aklınıza. Ama avam tabakadakilerle olunca hemen kedi de hesabın içinde olur demi. Benim de öngörüm şu: Türkiye hiç bir zaman bir Matematik Modeli olmaz.Bunlar Toplum mühendislerin işi.Bir günlük bir hareket tüm Matematiğinizi mahveder.Çapulcuların çıkardığı Ağaç işi ile Parelelcilerin çıkardığı Yolsuzluk istihbarat prosedürü bu modelde yerini almamış.Bu modelde ayrıca ekonomik büyüme için sarfedilen enerjiyi GERÇEKTE kimin verdiği de yazmıyor.Yani sen büyüton ama bu matematik hesabı yapanlar acaba nasıl düşürürüz diye dört işlem üzerinde hesap uzmanlığı yapıyor.

      Sil
    3. Bu yazı sizin için yazılmış bir yazı değil. Bu yazı konuya bir de bilimsel açıdan bakmak isteyenler için yazılmış bir yazıdır. Her yazıyı okumaya ve anlamaya zorlamayın kendinizi.

      Sil
  30. Hocam,

    Seyrek bıyıklı asabi şahsiyet, savcılığa başvurup, 'makul şüphe'li kategorisinden şahsınıza yönelik:

    Sitenizi kapattırmak,
    TV'ye herhangi bir sebeple çıkmanızı yasaklamak,
    Twitter hesabınızı kapattırmak (VPN'yle bile girilemeyecek şekilde!),
    Üniversitedeki işinize son verdirtmek,
    İkamet ettiğiniz her konutta, hangi internet servis sağlayıcı ile anlaştıysanız, internet bağlantısını kestirmek

    başta olmak üzere işlem başlatabilirmiş!

    Böyle bir duyum aldık, haberiniz olsun.

    Ve siz; sprey boya ile duvara yazın, biz onu bir şekilde dünyaya yayarız Hocam, müsterih olun!

    Adamın dibisin sen Hoca!

    Mahfi Eğilmez

    Türkiye Yenilmez!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim.
      Sizin espri olarak anlattığınız şeylerin olacağını sanmam. Çünkü ben burada elimden geldiğince objektif değerlendirmeler yapmaya çalışıyorum. Hiçbir partiyle organik bir ilişkim yok. Sempati ve/veya antipatilerimi de bu çalışmalara katmamaya azami çabayı gösteriyorum. Buna karşın dediğiniz gibi bir gelişme olursa 'elle gelen düğün bayram' der geçeriz.

      Sil
  31. Saygıdeğer hocam, ilk defa bilimin yanılmasını diliyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bilim yanılmaz, bilim adamı yanılır.

      Sil
    2. Mahfi bey arada ben de yapıyorum, "bilim insanı" diyelim. Sevgiler.

      Sil
  32. Hocam. Ak Parti kurmayları ellerinde faiz dışı fazla gibi hazırbir kaynağı bime kullanmadığına göre oy oranlarında son yerelseçimegöre bir düşüş beklemiyorlar demektir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bilemiyorum. Ama faiz dışı fazla parasal bir varlık değil.

      Sil
  33. Mahfi Hocam,

    Yapmış olduğunuz bu çalışmaya istinaden ben de küçük bir çalışma yaptım. Ancak bu verilerin arasındaki korelasyonu 56.5% buldum. Biraz daha ilerleyip hafif çapta bir ekonometrik model kurdum (hafif çapta çünkü örnek sayısı yetersiz). Anlamlılıklara sadık kalarak modeli neticelendirdim ve tespitinizin üzerine kurmuş olduğum modele göre AKP'nin oy oranı 43.56% çıktı. Bundan önceki tahminim 44.55% idi. Buradan çıkardığım sonuç, büyüme oranıyla iktidarın oy oranı arasındaki pozitif korelasyon azımsanmayacak kadar yüksek olduğudur.

    Saygılarımla,

    Ege.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler paylaşımınız için, sağolun.

      Sil
  34. Hocam öncelikle merhaba, hergün yeni yazınızı bekler olduk. Güzel bir deneme olmuş, elinize emeğinize sağlık. Ancak 2015 yılı büyüme rakamlarınız biraz Optimist olmamış mı?
    Saygılarımla,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim.
      Evet biraz iyimser olmuş olabilir.

      Sil
  35. Peki hocam varsayalim eur ve dolarin 3 ve 4 tl olacagini o zaman rakamsal vatlerin degeri ne ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu sorunuzdan ne kastettiğinizi tam anlayamadım.

      Sil
    2. Asgari ücret vaatlerini, bırakın 1800 TL'ye, 5000 TL'ye bile yükseltseler; hiçbirşey değişmez!

      Bütün iktisatçılar, Mahfi Bey de dahil, sürekli hatırlatıyor: Türkiye ekonomisi ithalat yapmaya, uyuşturucu gibi bağımlı bir ülke! Dozu artırmadığınız müddetçe bünye (yani "ülke") krize girer!

      Peki ithalatı hangi para birimi üzerinden yapıyoruz? Yüzde 99'u DOLAR ile, geriye kalan ise Euro ve diğerleri!

      İthal ettiğimiz, neredeyse her ürün, dövize endeksli olduğundan, kurlar dalgalanmaya başladığına, o ürünlerin satış fiyatları da zıplıyor!

      Asgari ücreti 5000 TL yapsanız bile, eğer 1 Dolar = 3,5 TL olduğu günleri bu ülke görürse; "asgari ücreti yükseltiyorum, eyyy... sevgili seçmenim! Gel bana oy ver" vaadinin hiçbir işe yaramayacağını anlayacağız!

      Bas bas bağırıyoruz: 'İnsan'a yatırım ! 'İnsan'a yatırım ! 'İnsan'a yatırım! diye!

      Buna karşılık diyorlar ki: 'Ne yatırımı, ne insanı diyon sen kardeş! Ben yeni çıkacak Google Nexus, OnePlus One, Samsung Galaxy S85 cattırı cutturu, Apple iPhone 623S tiki tiki taka taka, Canon EOS tottoro mottoro, Intel Broadwell mroadwell cep telefonlarını, kameralarını, işlemcilerini alacağım! Ben bu telefonları, kameraları alıp, selfie çekmek için yaşıyorum; bunları almak için gecemi gündüzüme katıp işe gidiyorum. Sen başka bir evrende yaşıyorsun herhalde kardeş!'

      Durum bundan ibaret!

      Sil
  36. Emeğinize sağlık hocam sayenizde bakış açımız genişliyor teşekkürler.

    YanıtlaSil
  37. Hocam öncelikle çok güzel bir çalışma olmuş. Bu calismanizdan yola çıkılarak daha kapsamli bir analiz yapılabilir. Şöyle ki ekonometri de çok ugrastigimiz regresyon analizi EKK yöntemi kullanılarak enflasyon oranı ve işsizlik gibi diğer ekonomik değişkenlerin etkisini analizde girmek için şöyle bir modelleme yapılabilir.

    F(oy oranı) = { büyüme oranı, işsizlik oranı, enflasyon oranı }

    Bu arada hocam korelasyon katsayısı -1 ile +1 arasında değerler alabilir. Korelasyon katsayısı:
    P=0 ise iki değişken ilişkisiz
    P>0 ise pozitif yönlü ilişki
    P<0 ise negatif yönlü ilişki
    P=+1 ise pozitif yönlü tam ilişki
    P=-1 ise negatif yönlü tam ilişki
    Olduğu kabul edilir.
    Saygılarımla

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız. Burada pozitif ilişkiden söz ettiğim için öyle yazmıştım. Yanlış anlaşılmayı gidermek için sizin önerdiğiniz gibi düzelttim, teşekkürler.

      Sil
  38. sonuç olarak, halkımız büyümenin derecesini önceden görüp ona göre mi karar veriyor?
    buradaki oy kaymalarının anlamı, beni akp büyütemez,chp, mhp büyütür mü diyorsunuz?

    tabi asıl olan ekonomidir.. halkın buna göre oy vermesi demokrasinin, gerçeklerin anlaşıldığını gösterir.
    bunu akp de biliyor ki sloganları, onlar konuşur biz yaparız.
    yoksa siyaset şehir kasaba isimleri değiştirmek, alfabe değiştirmek için yapılmaz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben hiç bir şey demiyorum sadece iki değişken arasındaki ilişkiyi ortaya koyuyorum. Bunları siz diyorsunuz verdiğiniz oylarla. Ben yorumluyorum.
      Öte yandan insanlar büyüme oranları açıklanmadan önce ekonominin büyüyüp büyümediğini hissediyorlar. İşsizlik eğer sürekli artıyorsa mesela ekonominin büyümediğini anlıyorlar.

      Sil
  39. emeğinize sağlık.çok teşekkürler.yazılanlara ayrı cevap bencede mükemmel bir davranış..

    YanıtlaSil
  40. Hocam,

    Dindar değilim. Ama din bile öyle bir hale getirildi ki; dinden "gerçekten" anlayanlar şok içinde!

    Bir türlü anlatamıyoruz:
    Bilim, dini büsbütün yok saymaz!
    Bilim, dini; yine bilimsel çerçevede araştırır! "Teoloji" bunun için var!

    Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez'i beğenin ya da beğenmeyin,
    "Diyanet İşleri Başkanlığı" kurumuna karşı olun ya da olmayın,
    Ama şu açıklamayı okuyunca size ne anlatmaya çabaladığımı anlayacaksınız Mahfi Hocam!

    ...
    Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, Vuslat Platformu'nun sempozyumunda;
    Kurumu eleştirenlerin ilkokul seviyesinde din bilgisine bile sahip olmadıklarını ifade ederek:

    "Bugün büyük büyük, koca koca insanlar din ve diyanet üzerinden bir tartışma yürütüyorlar.
    Keşke ilkokul seviyesinde bir 'din bilgisi'ne sahip olsalar yanmayacağım!
    Daha 'dua' ile 'hutbe'nin,
    'Hatim' ile 'hutbe'nin farkını bilmeyenler,
    Daha 'hutbe' ile 'namaz'ın,
    'Namaz'la 'dua'nın farkını bilmeyen insanlar,
    Hem de bu medeniyetin çocukları, bu toprakların çocukları;
    Bütün tartışmalarını bir din ve diyanet üzerinden yürütebiliyorlar!
    Ne kadar üzücü!
    Ama o da bizim insanımız. Bizim kızmaya ve öfkelenmeye hiç hakkımız yok.
    Biz sadece bu topraklarda bu kadar 'ÖĞRETİLMİŞ CEHALET'i nasıl yayabildik,
    Bu kadar; bu literatürden, bu kelimelerden, bu kavramlardan kendi çocuklarımızı, kendi insanlarımızı,
    Hattâ kendi yöneticilerimizi nasıl mahrum bıraktık; bunun üzerinde düşünmeliyiz!" diye konuştu.
    ...

    http://www.internethaber.com/diyanet-isleri-baskani-gormezden-demirtasa-cevap-785407h.htm

    Mehmet Görmez'in açıklaması;

    Mikro-, makroiktisadın "m"sini çalışmadan, iktisat ile ilgili ahkâm kesmenin ne tür "bilim dışı" sonuçlar doğurduğu konusunun paralelinde,

    Din çerçevesinde bir "gerçeklikten uzaklaşma"nın tehlikelerini işaret ediyor!

    Yani diyor ki adam:

    Din ile ilgili söyleyecek sözünüz olduğunu zannediyorsanız;
    Oturun bir kez daha düşünün, bakalım "temel kavramlar ve terminoloji"yi öğrenmiş misiniz?!

    Hisse:

    1. Dinime küfreden bari müslüman olsa!

    2. İktisat ile ilgili ahkâm kesenler; bari birazcık iktisat çalışmış olsa!

    3. Açıları öğrenmeden; geometri problemlerini çözemezsin!

    4. Harflerin nerede, nasıl kullanıldığını öğrenmeden; doğru dürüst konuşamazsın, okuyamazsın, yazamazsın!

    5. Herşeyin başı 'eğitim' diye bağıra bağıra gırtlağımız patladı. Eğitimsizlik yüzünden "din"i bile yanlış, eksik, hasarlı öğreniyoruz, öğretiyorlar, öğretecekler!

    İsyanımızı sizin de gayet iyi gözlemlediğinize inanıyoruz Mahfi Hocam ?

    YanıtlaSil
  41. Sayın Hocam , yazılarınızı ve değerlendirmelerinizi merakla bekliyor , büyük beğeni ve ilgi ile takip ediyorum. Objektif yorumlarınız , düzeyli ve mütevazi kişiliğiniz ve bize kattıklarınız için çok teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız ve her daim var olun. Saygılarımla. NG

    YanıtlaSil
  42. Hocam,

    Büyüme oranlarını bağımlı değişken, seçim sonuçlarını da açıklayıcı değişken olarak alırsak, "beklentiler" kanalı üzerinden anlamlı bir sonuç elde edebilir miyiz?

    Sonuçta oyverenlerde ekonominin gidişatına yönelik fikir oluşturan en büyük araçlardan biri medya, medya da sermaye hareketlerinden fazlasıyla etkileniyor. Sermaye hareketleri ise seçim tahminlerinden ya da beklentilerden fazlasıyla etkileniyor.

    Ancak bu şekilde bir anlamda oy oranı tahmin edebilen regresyonumuz tersine çevrilmiş olacak.

    Saygılarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şimdiye kadar büyüme ile seçimin gidişatı arasında paralellik vardı. Her dönemde medya etkisi var. Bakalım bu sefer ne olacak?

      Sil
    2. İşsizlik, pahalılık ve dolayısıyla fakirlik gibi somut etkiler ortaya çıkıyorsa medyanın yapabileceği fazla birşey kalmaz diye düşünüyorum.

      Sil
    3. Söz konusu değerler her zaman pozitif ve belli büyüklükte olduğu için, oyverenler açısından fark edilebilir boyutta oynamalar olmadığı sürece seçimlerde etkisi olmayacağı kanısındayım. Örneğin, %9 civarı işsizlik kanıksandığında, bu değer %10'a yükselse büyük halk kitleleri üzerinde çok etkisi olmayabilir. Ancak, medyada "işsizlik hortladı" tarzı süreklilik arz eden yayınlar olursa o zaman kamuoyunda algı oluşacaktır.

      Bu noktada medyanın tutumunu, medyanın -aslında büyük sermaye sahiplerinin- beklentileri etkiliyor. Geçmiş seçimlere bakarsanız, gideceği düşünülen hükümetler hakkında seçim öncesi yapılan "kötü ekonomi" bazlı yayınları görebilirsiniz ya da cumhurbaşkanlığı seçimi öncesindeki son haftada bistte yer alan bankacılık hisselerindeki ralliyi ve ardından gelen %51'i.

      Demem o ki, beklentiler kanalıyla hem büyüme rakamlarını hem de oy oranlarını açıklayan değişkenler olabilir, ancak bu değişkenleri ölçülebilir hale getirip ekonometrik analize tabi tutma sıkıntılı.

      Sil
  43. Hocam ekonomik büyüme ile seçimler arasindaki sıkı bağ bizim ülke gibi gelişmekte olan ülkelerde geçerli diye düşünüyorum. Gelismiş ülkelerde ekonomiye ek olarak adalet,sosyal ve kültürel faaliyetlerinde seçim sonuçlarini etkilemede sıkı sıkıya bağlı diye düşünüyorum. Yaziniza bu açidan bakarsak gelismekte olan ülkelerin genel durumu bu şekilde diye yorumlayabilir miyiz? Ayrica Ülkemizde seçimlerin sonuclarini sadece ekonominin belirlemesi hala demokrasi yolunda alinmasi gereken çok yol olduğunu gosteriyor galiba siz ne dersiniz?

    YanıtlaSil
  44. hocam r>g durumunu nasıl açıklayabiliriz? Piketty'nin kapital kitabında da belirttiği gibi bu dengesizlik var olduğu sürece eşitsizlikler dahada artmaz mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. o zaman büyümenin artması ve r'nin düşmesi insanlık için iyi sayılmaz mı?

      Sil
  45. Hükümetler business cycle peakiyle seçimleri aynı zamana denk getirmeye çalışmaz mı? Eğer bunda başarılı olursa - AKP şimdiye kadar oldu - oy oranı da artar.

    Muhafazakarlar İngiltere'de bunu başardı. Seçimden hemen sonra kamu harcamalarının kısılmasıyla düşen büyüme seçime doğru artmaya başladı. Gerçi seçimi kazanmalarına yetmeyecek ama en azından hükümete devam etme şansları var.

    YanıtlaSil
  46. Piketty argümanı olan r>g durumu ; sermayenin getirisi faiz (r), gsyh büyümesi (g)'den büyük seyretmesi durumunda gelir eşitsizliğinin bozulduğunu anlatıyor. Benim bildiğim bu kadar. Mahfi hocam daha iyi bir açıklama yapacaktır.

    YanıtlaSil
  47. Sayin hocam son belediye meclis secimlerinde oy oranlari 43.32. Yanlis gormediysem onceki belediye secimlerinde belediye meclis sonuclarini kullanmissiniz. Yanlisim varsa duzeltin. Ote yandan belediye secimleriyle genel secimler ayni sonuclari vermeyebiliyor. Nitekim basit bir regresyon genel secimlerde +7 puan iktidar lehine ekliyor yanlis yapmadiysam eger. Tabi bu gecmis iki yerel secimin dusuk buyume sonrasina gelmesinden de kaynaklanabilir. Son olarak kisisel kanaatim direk oy oranlarina bakmaktansa onceki secimden ne kadar degistigine bakmak gerektigi yonunde. Sonucta olusmus bir kitle var zaman icinde ve oy oranlari bir anda degismiyor.

    YanıtlaSil
  48. Sayın hocam merhabalar, çalışmanız için bir katkı yapmak istedim. 2011 yılı yazınızda 2011 yılı genel seçimlerine ait yılki büyüme oranını %8.9 olarak almışsınız, bu yazınızda ise %10,3. Bu çelişki analiziniz için sıkıntı yaratır mı?. (Eğer gözardı ettiğim birşey varsa açıklarsanız sevinirim) Selam ve saygılar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Metnin sonundaki 2 nolu notta açıklaması var. İkisinde alınan dönemlerden dolayı fark var. O nedenle de farklı çıkıyor.

      Sil
  49. hocam büyüme değil de işsizlik rakamıyla aynı işlemi yapsak ne olur acaba?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben yaptım, büyüme çok daha yakın bir ilişkiyi gösteriyor.

      Sil
  50. korelasyon 0,565 çıkıyor nasıl 0,81 buldunuz anlamadım

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yazıdaki şu kısmı okumadınız sanırım:
      "İki seri arasındaki korelasyon katsayısı: Korelasyon katsayısı iki değişken arasındaki ilişkinin derecesini ölçmeye yarayan istatistiksel bir katsayı. 2001 yılı seçimlerini dikkate almazsak (çünkü oradaki büyüme oranı seçimi kaybedenlere aittir, ayrıca o seçim 2001 krizi sonrasında yapılan ilk seçim olduğu için büyüme oranlarından başka birçok faktörün çok daha fazla etkisinde kalmıştır) seçimlerde iktidar partisinin aldığı oy oranıyla seçim öncesi üç çeyreğin ortalama büyüme oranı arasındaki korelasyon katsayısı 0,81 çıkıyor. )"
      2002 seçimindeki oy ve büyümeyi hesaba almazsanız korelasyon katsayısı 0,81 çıkıyor.

      Sil
  51. Büyüme rakamlarınız TCMB veya TÜİK rakamlarıyla uyuşmamakta acaba çalışmanızda kaçırdığım bir yer mi mevcut? Bunun dışında çalışmanızı gayet başarılı ve faydalı buldum teşekkürler.

    YanıtlaSil
  52. Hocam seçim analiziyle ilgili 3h hareketinden alper akalının yaptıgı analiz diger anket sirketlerini geride birakarak hata payı en az analiz oldu. Bu konu hakkinda ne dusunursunuz? http://www.3hhareketi.org/blog/2015-Genel-Secimlerinde-hangi-parti-yuzde-kac-oy-alir-221/

    YanıtlaSil
  53. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...