17 Haziran 2015 Çarşamba

Demirel

Süleyman Demirel vefat etti. Ben uzun uzun onun ne yapıp ne yapmadığını anlatmayacağım. Birçok sevabı ve birçok hatası vardır kuşkusuz. Hangimizin hatası yok ki? Demirel, hatalarıyla sevaplarıyla hepimiz gibi bir insandı. Güniz sokakta Nazmiye hanımla birlikte herkesin arasında yaşardı. Aynı sokakta oturan bir akrabam onun diğer komşulardan bir farkı olmadığını anlatırdı her zaman. Halktan hiçbir zaman kopmadı Demirel. Hiçbir lüksü yoktu. Çoğu görüşü benim görüşlerimle aynı paralelde değildi. Ama onun kendi görüşünde olmayanlara bile gösterdiği demokratik hoşgörü eleştiri hakkımı elimden alıyor.

Maliye müfettişleri, yeğeni Yahya Demirel’in ihracatta vergi iadesi yolsuzluğunu ortaya çıkardılar. Yahya Demirel suçlu bulundu ve sonunda hapse girdi. Soruşturmalar ve incelemeler sırasında ve sonrasında Demirel’in bir tek kez olaya müdahale ettiğini hatırlamıyorum. Olayı soruşturan, ortaya çıkaran, raporunu yazıp savcılığa gönderen maliye müfettişleri ne sürüldü, ne görevden alındı ne de terfi etmeleri engellendi.

Maliye müfettişliğim sırasında birisi Demirel’in başbakanlığı sırasında birisi de Ecevit’in başbakanlığı sırasında parti il başkanlarının şikâyetiyle doğrudan başbakandan maliye bakanına iletilmiş olarak gelen talepler üzerine iki vergi dairesi müdürü hakkında tahkikat yaptım.  Her iki tahkikat sonucunda da vergi dairesi müdürlerinin herhangi bir haksızlığını, yolsuzluğunu görmedim ve raporlarımı ona göre yazdım. Her iki olayda da ne bana ne de vergi dairesi müdürlerine herhangi bir olumsuzluk yansımadı. Hatta tam tersine söz konusu vergi dairesi müdürlerinin terfi ettiklerini öğrendim sonradan. Demirel de Ecevit de devletin kurumlarına, o kurumlardaki insanların yazdıklarına saygılıydı. Bugün bağımsızlığı yasayla sağlanmış Merkez Bankası’na müdahaleyi tartışıyoruz. O dönemde Maliye Bakanına bağlı bir Maliye Müfettişinin yazdığı rapora Maliye Bakanı bile müdahale edemezdi. Etmeyi düşünse ederdi belki de. Ama ne Maliye Bakanı ne de Başbakan böyle bir şeyi aklından geçirirdi. Sanırım böyle bir müdahale olsa o dönemin maliye müfettişleri de zaten istifa ederdi.  

Süleyman Demirel, parti genel başkanıydı ama bu, onun konulara tarafsız bakmasını ve değerlendirmesini engellemezdi. Kendisi hakkında zaman zaman hakarete varan eleştirilere kızardı hiç kuşkusuz, ama sahip olduğu hoşgörü onu bu konuları kan davasına dönüştürecek noktalara hiçbir zaman getirmezdi.

Birlikte katıldığımız bir panelde zamanın hükümeti hakkındaki düşüncesini sordular. Doğrudan yanıtlamak yerine bir hikâye anlattı.

Köylünün öküzü ölmüş. Tarlayı süremiyor. Yeni bir öküz alacak kadar parası da yok. Tarla sürülmezse ürün alamayacak ve tümüyle batacak. Kahvede oturmuş kara kara düşünürken komşuları “Kaymakama git derdini anlat o bir çare bulur” demişler. Aklına yatmamış ama yapabileceği başka bir şey de olmadığı için kalkmış kaymakama gitmiş. Derdini anlatmış, çaresiz kaldığını söylemiş ve devletin kendisine bir öküz vermesini istemiş. Kaymakam bakmış ki köylüyü ikna edecek hal yok, aklına köylülerin yakalayıp getirdiği binanın arkasında bağlı duran ayı gelmiş. “Dayı” demiş “bizde öküz yok ama bir ayı var. İstersen onu vereyim onu götür.” Köylü düşünmüş taşınmış. Ayıyı alsa sabana koşunca ne sonuç alacağını bilmiyor ama almasa köye eli boş dönmüş olacak onu da kimseye anlatamayacak. Çaresiz razı olmuş ayıyı almayı kabul etmiş. Ayıyı çekerek giderken kaymakam arkasından seslenmiş “Yalnız dayı, bu ne yaparsa yapsın sakın adını söyleme çok kızıyor haberin olsun.” Köylü ayıyla köye gelmiş, ayıyı sabana koşmuş, başlamış tarlayı sürmeye. Ayı bir sürmüş iki sürmüş sonunda sinirlenip sabanı çıkarıp atmış, köylünün karşısına dikilmiş. Köylü ayıya bakmış bakmış: “Ulan” demiş “ben senin adını biliyorum ama söylemeyeceğim.”

Aynı panelde rahmetli Rauf Denktaş da vardı. O da Kıbrıs meselesinde nereden nereye gelindiğini anlattı. “Türkiye size yardımcı oluyor muydu?” diye bir soru soruldu. Denktaş “her zaman elinden gelen her şeyi yaptı Türkiye” dedikten sonra Demirel ile ilgili bir anısını anlattı.

Paramız kalmamıştı. Zorunlu ödemelerimizi yapamaz noktaya gelmiştik. Hemen Türkiye’ye gittim ve Başbakan Demirel’den randevu istedim. Bir sürü işi gücü ve yoğunluğu olmasına rağmen hemen kabul etti beni. Birkaç hoş beşten sonra Demirel: “Sıkıntılı görünüyorsun Denktaş” dedi “Nedir sıkıntının sebebi?” “Evet ödemeleri yapamıyoruz. Maaşları ödeyemiyoruz paramız yok, idare edemiyoruz” dedim. Demirel güldü: “biz idare ediyoruz ya.” 

Milletvekiliyken, Başbakanken Güniz sokaktan çıkmadı. Son derecede mütevazı bir yaşam sürdü. İslamköy'den çıkmıştı, şimdi İslamköy'de toprağa veriliyor. Ne Devlet mezarlığı, ne anıt mezar. Sadece yaşam tarzı bile bugün için ne kadar çok ders içeriyor. Ne tuhaf! Aslında zaten yapılması gerekenler birer mucize gibi geliyor bize şimdi. Görüşlerim uyuşmasa da, izlediği popülist politikalara kızmış olsam da, kafamın içinde bir dolu eleştiri notu olsa da bu tevazuya duyduğum saygı sonucu kızgınlıklarımı da eleştirilerimi de yutup gidiyorum.

Ulusumuzun başı sağ olsun.



58 yorum:

  1. Buradan da şu sonuç çıkıyor. Eski siyasetçiler her ne olursa olsun bazı değerlere, bazı kavramlara saygılıymış çizilmiş bazı ahlaki sınırları geçmeme konusunda dikkatliymiş.
    Bir tv programı hatırlıyorum : Yıl 1992 gibi Dönemim parti liderleri ( Ecevit, Demirel, Mesut Yılmaz vs ) program çerçevesinde gayet medeni bir şekilde tartışıyorlardı. Bunu şimdi tasavvur etmek bile zor geliyor bana. Şimdi ki liderlerin bana hissettirdiği tekşey menfaat elde etme peşinde koştuklarıdır. Aslına bakarsanız şimdikilere lider bile demek istemiyorum zira lider insanın çizgisi mantalistesi düşünme şekli bellidir ancak mevcut durumdakilerin bugün söyledikleri başka bir gün söyledikleri ile uyuşmadığı için liderden ziyade oryantel demek daha mantıklı geliyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet aynen dediğiniz gibi. Demirel'in pek çok olumsuz yanı vardı ama gösterdiği hoşgörü ve tahammül bugüne bakınca çok önemli geliyor.

      Sil
    2. O programda Demirel'in yeni ve modern finans kurumlarinin Turkiye'ye getirilmesini vaad etmesi beni cok etkiledi. Nerede 1 liraya mazot, 3000 lira asgari ucret, nerede verimli calisan finansal piyasalar? Bir zamanlar Demirel en nefret edilen liderdi, cunku 'sagci'ydi. Artik sagciyi da mumla arariz, cunku ekonomi-politikle ilgisiz, militan-bagnaz siyasetin kucagina dustuk. Ille bolerim, ille dindar yaparim, SSCB dagilali 25 sene olmus hala mazot fiyati solculugu yaparim, kimselerle koalisyon yapmam, vs., vs.

      Sil
  2. ayı hikayesinden sonra demirel'in neden zamanın başkakanı ve cumhurbaşkanına ismi yerine "hükümetin başı" ve "çankayanın şişmanı" diye seslendiğini anladım. demirel'in bi lafı daha vardır "aslana hüviyet sorulmaz demişler. kimlik taşımam"
    hocam siz de aslanın kurduğu parti varken neden ayının kurduğu partiden vekil adayı oldunuz? sizinki de iş değilmiş yani..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Zaman ve koşullara bakmadan bugünkü duruma bakarak geçmiş hakkında karar vermek pek doğru bir yöntem olmaz.

      Sil
    2. Rahmetlinin bu duruma uyacak güzel bir lafı vardı; "Dünkü güneşle bugünkü çamaşır kurutulmaz".

      Sil
  3. iyi yanları kötü yanlarından çoktu ya da kötü yanları iyi yanlarından çoktu herkese göre bu değişebilir , sizinde anlatmaya çalıştığınız gibi kimsenin tartışmayacağı şeyse nezaket dili ve hoşgörüsüdür. Şimdilerde cidden ihtiyacımız olan şey bu : MEDENİ bir DİL.
    Allah rahmet eylesin

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok doğru. Adalet Partisi ve devamı olan DYP'nin 30 yıl genel başkanlığını yapan bir kişi olarak Cumhurbaşkanı olduğunda tam anlamıyla tarafsız kalabilen bir kişiydi Demirel. Bence bu niteliği bile onu hayırla anmaya yeterlidir.

      Sil
  4. Sevabıyla günahıyla bu millete hizmet etti Allah rahmet etsin ameliyle haşrolsun. 7i defa gitti 8.ci de gelemedi.

    YanıtlaSil
  5. solcuyduk o dönemi ve liderlerini beğenmezdik, sosyal ve siyasi yaşamda tersine evrim geçirmişiz..''oğlum paraları sıfırladın mı?'' diyen ve komşusuna (Suriye) darbe yapmaya çalışan bir ''lider''in yönettiği ülkeye dönüştük..Demirel'e Allah rahmet eylesin! Siyasi tarihimizin en renkli simalarından birisiydi..Demirel'e oy verirdi diye rahmetli babama boşuna kızmışım

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aşağı yukarı aynı duygular içindeyim.

      Sil
  6. Ataların dediği gibi gelen gideni aratıyor;Hiç değilse bize bebeklikten yetişkinliğe kadar öğretilen edep,etik,ahlak,dürüstlük,vicdan silsilesine sahipti.Allah rahmet eylesin....

    YanıtlaSil
  7. Sevgili Hocam,
    Yazilarinizi takip eden gencler icin bu aciklamayi borc bilirim: bu yaptiginiza olumu gosterip sitmaya razi olmak denir.
    Yazdiklarinizda haklisiniz, ayni tarz siyasetin su anki muadillerine kiyasla epey medeni biri kaliyor. Ancak kendisi ayni zamanda sorulara net cevap vermeyen buyuk bir demagog ve din somurucusudur. Bilmeyenler icin bu gibi noktalarin atlanmamasi gerekir.
    Saygilar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sadece Cumhurbaşkanlığına baksanız bile Demirel'i hayırla anmak mümkün. Adalet P ve DYP'nin 30 yıl genel başkanlığını yapan bir kişi olarak Cumhurbaşkanı olduğunda tam anlamıyla tarafsız kalabildi. Bir de bugünkü duruma bakın.

      Sil
    2. Evet, amacimiz iyi konusmak ise sadece Cumhurbaskanligina bakmamiz gerekir. Basbakanlik donemlerini hayirla anmak pek mumkun degil cunku.

      O halde belki de rahmetlinin en buyuk kazigi olan erken emeklilik sistemi hakkinda sizden bir yazi talep edeyim sayin Hocam. Hatirlarsaniz Maliye Bakani Simsek bu sistemin maliyetinin buyuklugunu 22 gap projesi olarak aciklamisti. Eger kabul ederseniz, bu konuda ve sosyal guvenlik sistemimizin sorunlari hakkinda bizler bilgilenmis oluruz.

      Simdiki muadillerinin yarattigi durumlar butun yonlerden rezalet olsa da, 22 gap projesi gibi bir miktarin, hem de oy icin harcanmasini gormezden gelmek olmaz diye dusunuyorum.

      Saygilar.

      Sil
  8. Sol 11 maddede sıralamış http://haber.sol.org.tr/turkiye/demireli-nasil-bilirdiniz-ya-da-11-maddede-suleyman-demirel-119877
    80 ihtilalinin ve günümüz kokuşmuş düzeninin mimarlarından biri. Kendisini hiç bir zaman iyi hatırlamayacağım.

    YanıtlaSil
  9. İyisiyle, kötüsüyle vatana millete hizmet etmiş olan bir liderdi. halkın seviyesine inen, ifade yeteneği güçlü bir devlet adamıydı. Vefat edenin arkasından kötü konuşmak bizim kültürümüzde yoktur. Allah rahmet eylesin. Yakınlarına, sevenlerine ve milletimize başsağlığı dilerim.
    Tüm idarecilerin hoşgörülü olması ve eleştirilere açık olması gerçekten çok önemli. toplumda her zaman tamirat yapmalı tahribat yapmamalıyız. sonuçta hepimiz kusurlu insanlarız ve bir gün biz de öleceğiz. eleştirilerden ders çıkararak daha iyi olmaya çalışmalıyız. tabi eleştirenler de eleştirilerinin dozuna dikkat etmeli, eleştirdikleri insanların yada toplumların değerlerine saygısızlık etmemelidir. insanlar eleştiri ile saygısızlık arasındaki sınırı iyi bilmelidir diye düşünüyorum.
    Güzel bir yazı hocam, teşekkürler.
    saygılarımla.

    YanıtlaSil
  10. Özellikle Adını söylemediği AYI hikayesi gerçekten müthiş

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet ilk duyduğumda ben de çok çarpılmıştım..

      Sil
  11. Tamam eski siyasiler hos, yumusak, demokrat, guzel de, bu ulke yillardir niye kalkinamadi o zaman! Bunun hesabini kim verecek?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Batının aydınlanma çağına girdiği ve olayları dinle açıklamak yerine bilimle açıklamaya geçtiği yüzyıl 18. yüzyıldır. Batının sanayi devrimini yaptığı yani kalkınma, gelişme atağına başladığı yüzyıl 19. yüzyıldır. Osmanlı, bu iki büyük devrimi ıskalamıştır. Türkiye'de gerek aydınlanma gerekse de sanayileşme atağı Atatürk ile, ancak 20. yüzyılın ikinci çeyreğinde başlamıştır.
      Türkiye ne kadar aydınlanmış ve ne kadar kalkınmışsa cumhuriyetin şu kısacık ömründe becermiştir. Daha iyi durumda olamamızın kabahatini koskoca iki yüzyılı boşa geçiren Osmanlıda mı arasak acaba?

      Sil
    2. Hocam tarihi bence biraz daha geriye götürmeliyiz; Kolomb'un Amerika'yı keşfi ve devamında deniz ticaret yollarının devreye girmesi, Fatih sonrası Osmanlı'nın çeşitli nedenlerle buna uyanamaması-uyamaması, sermaye birikimine ve zenginleşmeye engel teşkil etmiştir. Peşinden rönesans-aydınlanma-sanayi devrimi adeta geometrik dizi şeklinde arayı açmıştır. Büyük Atatürk, onuncu yıl nutkunda söylediği gibi az zamanda çok ve büyük işler başarmıştır. Maalesef ondan sonraki kadrolar vıcık vıcık bir popülizmle devrimleri örselemiş, bilimin yol göstericiliğinden dogmaların tahakkümüne giden yola taşları büyük bir hevesle döşemişlerdir. Sonuç ortada...

      Sil
    3. Alper Tunga ölmeyeydi iyiydi...

      Sil
  12. Hocam, Sizi takip etmeye başladığımdan beri gençliğe çok güzel örnek olduğunuzu görüyorum, Çok teşekkür ederin.
    Sn Demirel'e allahtan rahmet diliyorum. Topğı bol, manı cennet olsun. Saygılarımla.

    YanıtlaSil
  13. sanırım bu jenerasyonla alakalı bir durum örneğin özal da demirel de ecevit de e.inönü de erbakan dada hep aynı tevazu vardı... bilmiyorum yanılıyormuyum
    allah rahmet eylesin

    YanıtlaSil
  14. Hocam ellerinize sağlık.biz iktisat okuyan gençlere ekonomiyi oldukça yalın bir dille anlatarak bölümümüzü sevmemizi sağlıyorsunuz.Nitekim siyasi tespitleriniz de öyle.Teşekkürler hocam.Oğuz Duman

    YanıtlaSil
  15. Üstad Subat ayındakı gorusmemizde yeni kitabınızın sinyalini vermistiniz. Cikacagina cok sevindim. Kitap ciksin imzalatmaya ziyaretinize gelirim.

    YanıtlaSil
  16. Yazınızın her zamanki gibi ufuk açıcı. Ama özellikle müfettişlerin bağımsızlığı konusu çok şaşırttı. Ve şunu daha iyi anladım: kurumların sağlam olması ve siyasi baskıdan uzak olması gerekir. Galiba son zamanlarda kaybettiğimiz en önemli değerlerden biri de kurum kültürü. Hakim, genelkurmay başkanı, savcı ve daha niceleri çeşitli siyasi oyunlara malzeme yapılabiliyor. Merkez bankası başkanı baskı görebiliyor. Bunları ve daha nicesini gören gözlerimiz için anlattığınız müfettişlik anılarınız hayal gibi geliyor. Tek tesellim yeni koalisyonun vergi idaresini bağımsızlaştırması. Ama bu da kırk yıllık yapısal reform çığlıkları gibi karanlıkta kaybolmaya mahkum gibi duruyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet ne yazık ki kaybettiğimiz değerlerden birisi de bu. Vergi Müfettişliği kurulurken bağımsız bir kurum olması için yazılar yazdım, tv de anlattım ama olmadı. O zaman beni öyle dinleyenler bugün ne demek istediğimi anladılar. Ama iş işten geçti.

      Sil
  17. Sayın Eğilmez, rahmetli Demirel ve önceki Cumhurbaşkanları İmam Hatipli değildiler, Nurcu ve Nakşibendi değildiler. Kusuruma bakmayın ama, tarikat , cemaat ve aşiretlerin hakim olduğu topraklarda demokrasi yeşeremez.

    YanıtlaSil
  18. kendisini iyi hatırlamak mı? geçiniz üslubu iyiydi diye bu milletin en büyük felaketlerinden biri olan bir adamı iyi anmak da nereden çıktı? deniz geçmişleri unutmak mı, başörtülü kardeşlerimizi unutmak mı? çok güzel üslubu vardı da turgut özal'a çankaya'nın şişmanı lafını ben mi söyledim?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben senin adini biliyorum ama neyse soylemeyeyim simdi...

      Sil
  19. Ahlaklı olmak oturduğu yerden belli olsaydı keşke.Boynuz kulağı geçti diye YAPILMAYANLARA ÖVGÜler düzülmesini doğru bulmuyorum.Türkiye için Atatürk'ten sonra oluşabilecek ikinci aydınlanma çağının sonunu getirdiler.Daha ne yapacaklardı? Ellerine geçen tüm fırsatları kendi çıkarları uğruna maşa olarak kullanılmak pahasına gerçekleştirdiler.Daha ne olacaklardı? Tanrı astıkları gençler,hayatlarını bitirdikleri tüm insanlarla manevi dünyada karşılaştırsın.Belki yüzleşip,ruhlarını özgürleştirebilirler...Yine de zor:

    "Demirel bizim için Türkiye'nin başına gelmiş en büyük şansızlıktır. O zaman ki Adalet Partisinin başına geçmesinden başlamak kaydı ile hep Amerika çıkarlarına hizmet etmiş bir kişidir. Amerika için ülkemizde üstler sağlamış gizli anlaşmalarla onlara avantajlar sağlamıştır. Amerika destekli faşist darbelere gizli destek sağlayarak kendini yeniden Başbakan yapmayı başarı gibi göstermiştir.

    Kurduğu Milliyetçi Cephe hükümetleri ile halkı ikiye bölmüştür. 68-80 döneminde öldürülen binlerce gencin baş sorumlusudur. Kanlı pazarların, 1 Mayısların, 15-16 işçi hareketlerinde ölenlerin planlayıcısıdır. Kardeşlerine tanıdığı avantajlarla zenginleşmelerini sağlayan mobilya kaçakçısı yeğenini 25 yaşında çocukla uğraşıyorlar diye savunup ama 23-25 yaşında üç gencin idamına el kaldıran bir adamı güzellikle yâd etmek mümkün mü? Ona iyidir diyenler onun gibi ikiyüzlü olanlardır. Biz hakkımızı helal etmiyoruz. Onu hep nefretle anacağız.

    Bizde bir atasözü vardır kör ölür badem gözlü olur. Onu bu güne çevirir isek katil öldü demokrasi havarisi oldu. Ölünün arkasından konuşmak bizim açımızdan iyi bir şey değildir ama bize yapılanı da unutmamız mümkün değildir. Bugün ne kadar överlerse övsünler o üç gencin öldürülmesindeki rolünü gizleyemezler, günahını temizleyemezler. Hayırla yâd edemiyorum. Biz sağken de söyleyeceğimizi söyledik zaten." Deniz Gezmiş'in kardeşi...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok özür dileyerek bişey sorayım yanlışsam affedileyim necip fazılın büyük doğu dergisi 84 yılında Süleyman Demirel in mason olduğu iddiası üzerine kapatılmıştı dimi.yanlışsam özür dilerim

      Sil
  20. "Ne Devlet mezarlığı, ne anıt mezar. " demişsiniz ama medyaya göre oradaki anıt mezar Anıtkabirden sonra Türkiye'deki ikinci büyük anıt mezarmış.

    YanıtlaSil
  21. Solcunun biri, internette bir yorum yazmış.

    "Affet bizi Demirel"

    Başka söze gerek var mı ?
    Bin beteri ile uğraşıyoruz şimdi.

    YanıtlaSil
  22. Ne acı değil mi, ölümü görmüş olup sıtmaya razı olmak! Sizin ki de o hesap Mahfi Bey! Siz de çok iyi biliyorsunuz ki bugünkülerin tohumlarını atanlardan biri de Demirel'in bizzat kendisi! Hattâ o kadar zekidir ki "Demir'i ele bas Demirel olsun, onun için el işareti aldılar" ince mesajını 12 Eylül faşisti bile söyleyebilmiştir!

    İşinize gelen yönlerini yazmış, gelmeyen yönlerini pas geçmişsiniz (çoğu zaman yaptığınız gibi)! Yazılarınızı takip ederiz ve bizleri şaşırtan nokta, en olmayan şahıslar hakkında methiyeler düzebilmeniz! 25 küsür yıldır devlet kademesindeki kesimlerle çalıştım, anlaşamadım diyorsunuz ama güzelleme yazmakta üstünüze yok! Herhâlde yıllardır ekmek yediğiniz "devlet" isimli aygıta ve onun bir kuklası olan şahsa toz kondurmak istemediniz, meşrebinizce saygı duruşunda bulundunuz!

    Eğer Demirel; Fatin Rüştü Zorlu, Hasan Polatkan, Adnan Menderes idamlarından ders çıkarmış olup; "Hiçbir insan düşünce ve eylemlerinden ötürü ölüm cezasına çarptırılmamalıdır" cümlesini haykırıp; Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan, Yusuf Aslan'ın idamlarına karşı çıkmış olsa idi; yazdıklarınızın çoğuna bizler de hak verirdik!

    DEMİREL'İN ÖLÜMÜNDEN SONRA DENİZ GEZMİŞ'İN AĞABEYİ BORA GEZMİŞ'TEN AÇIKLAMA:

    "Bize yapılanı unutmamız mümkün değil!
    Bugün ne kadar överlerse övsünler o üç gencin öldürülmesindeki rolünü gizleyemezler, günahını temizleyemezler!
    Hayırla yadedemiyorum!
    Biz sağken de söyleyeceğimizi söyledik zaten."

    GAZETECİ ALTAN ÖYMEN:
    İDAMLAR İÇİN MECLİSTE OY KULLANILIRKEN, DEMİREL SIK SIK ARKASINA DÖNÜP KENDİ GRUBUNUN "İDAMA EVET" İÇİN EL KALDIRIP KALDIRMADIĞINI KONTROL ETTİ!

    http://www.hurriyet.com.tr/gundem/29309923.asp

    *

    Demirel'in idamlar ile ilgili son açıklaması: "İdamlar kararları meşrudur!"

    http://www.hurriyet.com.tr/gundem/29312304.asp

    Demek ki geçen yıllar zihniyette hiçbir şeyi değiştirmemiş!

    YanıtlaSil
  23. Bize plân değil, pilav lazım!

    Bana "Milliyetçiler adam öldürüyor" dedirtemezsiniz.

    Bana sağcılar cinayet işliyor dedirtemezsiniz!

    Türkeş Türk çocuğu, Ecevit halk çocuğu, Erbakan Müslüman çocuğu, biz o… çocuğu muyuz?

    Bugün sağ tedhişçi diye bir şey yoktur. Türkiye'de sol tedhişçi vardır, sağ tedhişçi diye bir şey yoktur. Adam öldüren yok yani!

    Çay'a yapılan zam değildir. Kalite ayarlaması yapıldı. Çayın kalitesi yükseltildi!

    Çorum'u bırakın, Fatsa'ya bakın!

    Bunların sonu da Allende gibi olacak!

    Meseleleri mesele etmezseniz ortada mesele kalmaz!

    "Hakkımda" bölümünde, iktisaden sağa yakın, gündelik hayatımda sola yakınım yazmışsınız. Milleti kandırmayın bari sayın Eğilmez: Siz her şeyinizle klasik bir sağcısınız! Sanki "iktisat" ayrı bir evrenin konusu gibi davranıyorsunuz, halbuki hayatın tam ortasında! 65 yaşında olmanıza rağmen "iktisat" ile "siyaseti", "iktisat" ile "hayatı" birbirinden kopararak değerlendirmeye çabalıyorsanız; ölmüşüz ağlayanımız yok!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çin'in, Rusya'nın bile piyasa ekonomisiyle yönetildiği bir ortamda siz hangi iktisat ve siyaset ayrımından söz ediyorsunuz? Bugün bir tane solcu kaldı mı özel sektörü kaldıracağını söyleyen? Hangi dünyada yaşıyorsunuz? Bir insan sağcıysa sağcıyım der solcuysa solcuyum der. Niye sizi kandırsın ki? Kendinizi niçin o kadar önemsiyorsunuz?

      Sil
    2. "Yanlışı savunmayı nereye kadar devam edebiliriz?"

      Bu soruyu sormayı niçin unuttuk peki Mahfi Bey?

      Çin, Rusya bile piyasa ekonomisiyle yani vahşi kapitalizmle yönetiliyorsa; "yanlış"ı sürdürmek zorunda mıyız?

      "İnsan"ın önemli olduğunu bizlere niçin unutturdular peki Mahfi Bey? Hattâ matemetiğin bile sinsice kullanılmasından bahseden sizdiniz, uyarıyı yapanlardan biri de sizdiniz! Ne oldu da sustunuz, sustuk?

      İnsanın "bireyci" zeminde bencilleşmesi başka;
      İnsanın, evrendeki bütün varlıklara birlikte kendisine değer vermesi, kendisini önemsemesi başka!

      Ne zamandan beri bu temel soruları kendimize sormayı bıraktık?

      Ne zamandan beri "iktisat" sadece matematiğin koridorlarında sıkışıp kaldı?

      Artık bir tercihle karşı karşıyayız:
      Kapitalizm, iktisat değildir!
      "Sömürüyle beslenen kapitalizmi" kaldırmayı tercih ediyor muyuz, etmiyor muyuz?

      Çin, Rusya veya Madagaskar'ın yanlışı tercih etmesi; "doğru"yu örtmez!

      "Rasyonel düşünmek" denen şeyi hâlâ kapitalist prensipler içinde ölçüp biçmeye devam ettikçe;
      Ne bu yazışmalardan bir verim alabiliriz,
      Ne de şu evrende değişiklik yapabiliriz!

      Sil
    3. Bunların hiçbirine bir itirazım yok. Ama yukarıdaki tartışmayla da bunların doğrudan ilgisi yok.

      Sil
    4. Ek olarak piyasa sisteminin yanlış olduğunu hiç bir zaman düşünmedim. Piyasanın kendi haline bırakılmaması ve düzenlenmesi gerektiğini düşündüm ve savundum. Onun için kapitalizmin restore edilmesini söylüyorum.

      Sil
    5. "Restore" değil; "abolish" Mahfi Bey!

      Kökleşmiş sistemler bugünden yarına ortadan kalkmıyor, kaldırılamıyor!

      Şimdiden başlamak için "daha fazla cesarete" ihtiyacımız var!

      Kapitalizm; "man-made"dir, tıpkı diğer yüzlerce ideoloji gibi!

      "Hayat" ise gerçektir!

      Sil
    6. Kapitalizmin bireye verilen değeri artırmıştır eskiden toplum olarak bakılırmış her şeye hatta şöyle ki bir aileden bir kişi suç işlediginde tüm aile bireyleri suçlu olarak toplumdan dışlanırmış ama günümüzde öyle bir şey yok bireye verilen değer var.sosyalizmde iktidarı sadece belli bir kesim yönetir ve bu da her ne kadar halkci gibi gorunsede iktidar sürekli belli bir zümrenin elinde olduğu için elestiri hakkiniz ortadan kalkmis devlet buyuklerinei elestirememek ve hakkinizi savunamamak anlamina gelir ki bugun ku turkiye de bundan cok farklı değil..sovyetler de bolsevizmin yikilmasinin en buyuk nedeni iste budur sadece belli bir zumrenin iktidari yonetmesi ve halkin dislanmasi.perestroyka ve glasnost bunun icin yapildi bu dislamayi ortadan kaldirmak icin ama ise yaramadi ve sovyetler dagildi

      Sil
    7. 23 Haziran 18:08'de yazan kişiye:

      Klasik "kapitalist" vızıltıları !

      Ne "Kronstadt isyanı"ndan haberiniz var !

      Ne "İspanya İç Savaşı"ndan haberiniz var !

      Ne "Spartacus"ün ideallerinden haberiniz var !

      Bütün tarihi yazmaya kalksak, ömür yetmez !

      Ve en acıklısı ise:
      Ne SSCB'nin tarihinden haberiniz var,
      Ne de "Glasnost" ve "Perestroika" kavramlarını kimlerin yaratıp, dikte ettiğinden haberiniz var !

      Yazık, çok yazık !

      Sil
  24. Hocam, otosansür uygulamayacağım:

    Dünya genelinde insanların yaşı ilerledikçe; büyük çoğunluğuna bazı şeylerin değişmeyeceği hissi yerleşir, gittikçe mülayimleşirler.

    1970/80'lerdeki Mahfi Bey ile 2015'deki Mahfi Bey kıyaslaması da yukarıdaki çerçeveye giriyor gibi gözüküyor!

    Alfred Marshall temeli üzerine inşa ettiğiniz yazınızda; kapitalizmi kaldırmak yerine onarmaktan nasıl bahsedebildiyseniz
    Şimdi de Demirel'e olumlu yaklaştığınızı zannetmeniz aynı mülayimleşmenin ürünü!

    İstediğiniz kadar karşı çıkın, istediğiniz kadar "ben bilim insanıyım; nerede nasıl objektif olunur iyi bilirim" sözünün arkasına sığının bu durum yukarıda ifade ettiğimiz gibi ne yazık ki!

    Başımızı "dengesi iyi ayarlanamayan mülayimleşme" yakacak gibi gözüküyor!

    Kin beslemek bambaşka bir konu;
    Yüzyıllardır yaşanan "hakkaniyetsizliklere" başkaldırmak yerine, "bunun da toprağı bol oluversin" deyip dengesiz mülayimleşmeye devam etmek bambaşka bir konu!

    Gelecek nesillere bir hoşgörü dersi değil;
    "Susun ve işinize bakın" yönlendirmesi yaptığınızın ne yazık ki farkında değilsiniz!

    Ve Martin Luther King, Jr.'ın sözünü ne yazık ki bir kez daha hatırlatıyoruz:
    "Her şeyin sonunda düşmanlarımızın sözlerini değil, dostlarımızın sessizliğini hatırlayacağız."

    Demirel ve türevlerine 1970/80'lerde siz de sesini çıkaramazdınız; yoksa maliye müfettişliğiniz yanabilir, Washington'a gidemeyebilir, ilerleyen yıllarda Hazine Müsteşarı olamayabilir, bugünkü Mahfi Eğilmez olamayabilirdiniz!

    Hayat bazen böyle kumarlar oynatabiliyor insanlara!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu dediklerinizin hiçbiri doğru değil. Washington'da Hazine temsilcisiyken Demirel Cumhurbaşkanıydı. En yakınındaki siyasetçi aracılığıyla beni telefonla artmış ve benim Hazine Müsteşarı olarak atanmamı istediğini belirtmişti. Ben o siyasi kadro ile görev almak istemediğimi söylemiş ve reddetmiştim. Beni arayan siyasetçi "Devlette makam ve terfi reddedilmez, biz size usulen söylüyoruz, atamanızı istesek hemen yapabiliriz" dedi. Ben de "Atanırsam istifa ederim." dedim. Ve o göreve başkası atandı.
      Tanımadığınız bilmediğiniz kişiler hakkında kendi konumunuza veya tahminlerinize göre çıkarımlar yapmayın.
      1997 yılında henüz 4,5 aylık Hazine Müsteşarıyken hükümet halka verdiği yasa değişikliği sözlerini yerine getiremiyor, ekonomiyi toparlamaya yardımcı olamıyor diye istifa ettim ben. Siz el üstünde tutulduğu halde istifa etmiş kaç tane bürokrat tanıyorsunuz? İsterseniz Light Günlük kitabımı okuyun.Orada zamanın Başbakanı Mesut Yılmaz'a yazdığım mektupları görürsünüz.
      Belki 70'lerde 80'lerde sesimi çıkaramazdım ama istifa edecek şekilde onurlu yetişmiş bir kuşağın temsilcisiydim ben.

      Sil
    2. Samimiyetiniz için teşekkürler.

      Keşke siz de 1970/80'lerde sesini çıkarabilen kuşağın temsilcilerinden biri olsaydınız!

      Ne de olsa zaman mekinesi yok:
      Dün dündür, bugün de bugün!

      Ahh.. ne kadar doğru bir sözmüş değil mi!...

      Sil
  25. CEMAL SÜREYA, DEMİREL'İ BÖYLE ANLATMIŞTI!

    DEMİREL'İN YENl YÜZÜ

    Süleyman Demirel'in siyasal hayatı çeyrek yüzyıla yaklaşıyor. Bu süre içinde aynı çizgiyi sürdürdüğünü söyleyebiliriz. Sağa sola, aşağıya yukarıya oynamalar olmuş elbet. Ama bunlar siyasal esnekliklerin sınırlarını aşacak cinsten değil. Parlamento, "tekniğin sağduyuyla denetimi" olarak tanımlanır. Demirel bunu "sağduyunun teknikle yöneltimi" biçiminde anladı.

    Avucuna kurulu düzeni koydular; onu belli bir doğrultuda işletti. Gerçekçi. Ecevit gibi o da her şeyi ciddiye aldı. Ama Ecevit gibi bazı durumları trajik planda görmedi. Bu, Demirel'in kendi adına, en sağlam yanıdır. Menderes'teki duygusallığı silerken fazla ileri gittiği ve o arada duyarlığı da kazıdığı söylenebilir. Bunun tepkisi gecikmedi; her yanında duyumlar fışkıran natüralist küçük kardeş, yıkıntılar arasında birdenbire boy attı: Turgut Özal, Demirel'in patlama halidir.

    ÜÇ AYRI DEMİREL

    Dış görünümü de bunu doğruluyor, Pişmiş topraktan, kilden yapılmış ilkçağ heykellerini andırır. Başında, kafasına yapışmış ve onun tam biçimini almış siperliksiz bir kasket vardır sanki; evde yemek yerken bile çıkarmaz. Bu köylü görünümü, ağırbaşlı bürokrat ve çalışan öğrenci tavrıyla devinim kazanır. Kendine güven ve sakınma duyguları iç içe. İsmet İnönü'yü hiçbir zaman karşısına almadı; Celal Bayar'ı hiçbir zaman gerçek anlamda üstlenmedi; ordudan her zaman fazlaca korktu. Zaferleriyle kendisi övünüyor görünmedi.Atatürk resmine de, kutsal kitaplara da sadece birer nesne olarak baktı. Bülent Ecevit'i göz ucuyla süzdü. Necmettin Erbakan'a katlandı, Turhan Feyzioğlu'nu kullandı.

    Evet, tek çizgi üzerinde bütün bunlar...

    Yine de üç ayrı Demirel görüyoruz o çizgide: 1964-1975 arasındaki Demirel; 1975-1980 arasındaki Demirel; 1980'den sonraki Demirel.

    İlk dönemini dış politikada "Üs yok, tesis var", iç politikada "Yollar yürümekle aşınmaz" sözleriyle özetleyebiliriz. Kendini iktidara getiren güçlere borçlarını öderken, bir yandan da onlara güvence verir, işçi sınıfının gerçek anlamda yükselemeyeceğini, öğrenci hareketlerinin etkisiz kalacağını vurgulamak ister gibidir o sözlerle. "Yollar yürümekle aşınmaz" demek, "yel kayadan ne alır!" anlamındadır. Yine de elbet, cümle, başka türlü anlaşılmaya da açık tutulmuştur, ileride o türlüsünü de kullanacak:

    Maddi özgürlüklere hiçbir zaman yaklaşım göstermeyen Demirel, bu dönemde, hiç değilse siyasal yüzeyde demokratik olma zorunu içindeydi. Hatta mahkûmdu buna.

    >>

    YanıtlaSil
  26. SÜTKARDEŞİ VE KANKARDEŞİ

    Birinci Milliyetçi Cephe hükümetinin kuruluşu (1975), yüzüne acı renkler, sert çizgiler getirdi. Yeni Demirel,; aralarında sıkıntı da duyduğu muhakkak olan iki kişi ile resim çektiriyordu: Sütkardeşi Necmettin Erbakan, kankardeşi Alparslan Türkeş. Demirel'in asıl yitim yılları bu yıllardır. Mussolini'sini arayan bir Hitler gibi "hareket" eden Türkeş'e paçayı fena kaptırmıştır. Artık Türkiye'nin Başbakanı gibi değil bir kesimin başkanı gibi davranmaya başlamıştır. 12 Eylül olmasaydı, eski imgesi silinecek, bu yeni izdüşümüyle anılacaktı.

    Demirel'in 12 Eylül 1980'den sonra Türkiye'nin siyasi sorunları üzerinde biraz daha derin düşünme fırsatı bulduğu da anlaşılıyor. Özellikle militarizmi cesaretle eleştirdi. Rejim sorununa el attı. Ne var ki yüzünün umutsuzken daha güzel olduğu da ortaya çıktı.

    80'DEN SONRA DEMİREL

    1980'den sonra da iki ayrı portreden söz edebiliriz: Kısmi seçimlerden önceki ve sonraki.

    İktidar umudu belirince paralelkenarı hemeninden yumağa dönüştürüyor. Mantık düzenine yeni duruma uygun bir kodlama getiriyor. Söz ve öyküyü bilimmiş gibi benimseyen, eski siyasetname yazarları gibi konuşmaya başlıyor. Hiçbir özeleştiri girişiminde bulunmuyor. Çelişkiler umurunda değil. Demokrasi, cumhuriyet, özgürlük kavramlarını evrensel değerler olarak gördüğünü söylerken, bir de bakıyorsunuz, bunları sol ve sağ için ayrı ve yerel ölçülere vurmaktan çekinmemiş. Sözgelimi, Demirel'e göre, demokrasi her ülke için aynı anlamı taşır; ama "laiklik bizim memleketimizin tabiri değildir." Ayrıca laiklik "dini korumak için açılmış bir şemsiyedir."

    Kısmi seçimlerden sonra, giderek en temel konularda bile belirsiz laflar etmeye başlar. Bir yerde, "bizim gibi düşünmeyenlere de eşitlik istiyorum" derken, Türk Ceza Kanunu'nun 141. ve 142. maddelerini kendi "Cumhuriyetçiliğinin sınırları" olarak göstermeye başlar. Bakarsınız, "Beni sadece devlet adamı değil, bir entelektüel sayın" demiş. Sonra, bakarsınız, "antikomünist" kavramını sadece "komünist olmayan" anlamında ele almış. Faşizmin bir ideoloji değil bir kötülük olduğunun ayrımına varamamış.

    İlerisi için bir iktidar olasılığı belirince, arada söylemiş olduğu sözleri teker teker geri alma eğilimi içinde mi? Söz dediğin nedir ki zaten? Onları belirsizleştirecek, iki üç anlamlı kılacak biçimde birçok kez tekrarlarsın...

    "99 yüz"
    Cemal Süreya

    http://odatv.com/n.php?n=cemal-sureya-demireli-boyle-anlatmisti-1806151200

    YanıtlaSil
  27. kör ölür, badem gözlü olurmuş.

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...