14 Haziran 2015 Pazar

Yerleşik Ekonomi Yaklaşımına Yönelik Eleştiriler

Ekonomi, Adam Smith tarafından ayrı bir bilim olarak sunulduğunda içinde bulunduğu siyasal ortamın ve dolayısıyla biçimlendiği ideolojinin etkisini vurgulayarak siyasal ekonomi (political economy) olarak adlandırılmıştı. Adam Smith ve ondan sonraki klasik iktisatçıların yazdıkları kitaplar hep siyasal ekonomi adını taşıyordu. Ekonomi bilimine ekonomi (economics) denilmeye başlanması Alfred Marshall ile gündeme geldi. Marshall’ın Principles of Economics kitabını yayınladığı 1890 yılından itibaren siyasal ekonomi (political economy) ekonomi (economics) oldu. İşin içine önce geometri ve fizikten ödünç alınan kavramlar, sonra da cebir girdi. Zaman ilerledikçe matematik giderek ekonominin olmazsa olmazı haline geldi. Ekonominin bilim haline gelmesi Adam Smith ile olmuşsa da bugünkü görünümünü almasında Marshall’ın çok fazla etkisi oldu.  

Bugün analitik araçlarını kullandığımız ekonomi teorisi, özellikle de mikroekonomi teorisi, zaman içinde birçok katkıyla zenginleşmiş gibi görünse de, büyük ölçüde Alfred Marshall ile doruk noktasına çıkmış olan neoklasik yaklaşımın yansımasıdır. Bu yaklaşım bir takım varsayımlara dayanır: (1) İnsanlar rasyoneldir ve aldıkları kararları bu doğrultuda alırlar (rasyonellik varsayımı, homoeconomicus düşüncesi.) (2) Piyasaların açıklanmasında tam rekabet sistemi örnek alınır (rekabetin yaygınlığı varsayımı.) (3) Kararlar, marjlar dikkate alınarak verilir (marjinalite varsayımı.) (4) Tüketicinin amacı elde edeceği faydayı, üreticinin amacı ise kârını en üst noktaya çıkarmaktır (maksimizasyon varsayımı.) Bir modelin, bir teorinin varsayımlarını tartışmak ancak o model ya da teorinin gerçeklere uyup uymadığını sorgularken gündeme gelir. Uzunca bir süredir yerleşik ekonomi teorisinin gerçek yaşamı tam olarak açıklayıp açıklayamadığı tartışma konusu. Yani dayandığı varsayımlardan çıkarak ulaştığı sonuçlar tam olarak gerçek yaşama uymuyor. Oysa bir teori gerçek yaşamda karşılaşılan olayları basite indirgeyerek, sınıflandırarak ve genelleştirerek anlatmak için kurulur. Ne kadar iyi basitleştirmiş, ne kadar iyi sınıflandırma yapmış ve ne kadar esaslı genelleştirmiş olursa olsun ulaştığı sonuçlar gerçek yaşama uymuyorsa o teori işe yaramaz. Ve o zaman teori bir kenara atılmak yerine varsayımlarının doğru olup olmadığı gözden geçirilmeye başlanır. Uzunca bir süreden beri gerçek yaşama tam olarak uymadığı için eleştirilen neoklasik teorinin varsayımları, bu eleştirilerin en önde gelen parçası konumunda bulunuyor.   

Çevremizden gözlemlediğimiz kadarıyla rasyonel davranacağı varsayılan insanlar çoğu kez rasyonel davranmıyorlar. Bu konuda benim irrasyonel davranışlar teorisi başlıklı yazılarım da var. Gerçek yaşamda tam rekabete hemen hiçbir zaman ve hiçbir yerde rastlanmıyor. Gerçek yaşamdaki piyasalar monopollü rekabet ile oligopol piyasaları arasında yayılıyor. Kararların marjlar dikkate alınarak verildiği meselesi bazı konularda doğrulanmış olsa da bazı konularda doğrulanmamış bir varsayım olarak duruyor. Üretici/satıcının kâr maksimizasyonu peşinde koştuğu çoğu kez doğrulanmış olsa da tüketicinin fayda maksimizasyonu peşinde koşması çoğu kez sözde kalıyor.

Neoklasik yaklaşıma dayalı kitaplarda gerçek yaşamdan uzak soyut modeller kurulur ve buradan yavaş yavaş gerçek yaşama gelineceği belirtilerek yola çıkılır. Bu yapılırken birçok koşul sabit tutulur (ceteris paribus.) Her aşama geçildiğinde bir koşul kaldırılarak gerçek yaşama yaklaşıldığı öne sürülür. Ne var ki kaldırılan her koşulun yerine bu kez önceki koşul sabit varsayılarak ilerlenir. Dolayısıyla ceteris paribus deyimi neoklasik ekonominin tamamlayıcı parçası olarak sonuna dek devam eder gider. Genellikle de gerçek yaşama tam olarak gelinemeden kitap biter. Gerçek yaşamı işleyenler ancak uygulamalı ekonomi kitapları olur.

Ekonomi kitaplarında matematik, konuları daha iyi anlatmak ve daha kolay anlaşılmasını sağlamak için bir araç olarak kullanılmaya başlanır ama giderek amaç haline dönüşür. Bir aşamada insan kitabı ekonomi amaçlı mı okuduğunu matematiğini geliştirmek üzere mi çalıştığını karıştırmaya başlar. Oysa ekonomi, insanın üretim, tüketim, bölüşüm, yatırım, tasarruf gibi alanlardaki davranışlarını anlamaya ve analiz etmeye yönelik basit bir bilimdir. Ne var ki içinde yaşadığı siyasal sistem ve dolayısıyla üstlenmek zorunda kaldığı ideolojik çerçeve onu gerçek yaşamdan soyutlanmış bir yola götürmüştür.

Bu noktada neoklasik ekonominin kapitalist sistemi anlayıp analiz etmek için mi yoksa kapitalizmin ideolojisini yaymak için mi geliştirildiği sorusu gündeme gelir. Benim düşüncem, neoklasik yaklaşımın, başlangıçta kapitalizmin ekonomik yapısını daha iyi analiz edebilmek amacıyla yola çıkmış olmasına karşın sonunda kapitalizmin ideolojisini yaymak amacına geçtiği yolundadır. Ve bunu, matematik gibi pozitif bilimleri daha çok kullanarak o eski siyasal, sosyal havasından çıkmış, daha bilimsel bir havaya bürünmüş gibi görünerek sinsice yapmaktadır.

Oysa günümüzde kapitalizmin asıl ihtiyacı, krizlere, sıkıntılara yol açmış bulunan geçmiş ideolojisini yayacak kuramlara dayanmaktan çok, hatalarını gösterecek, bu hataların düzeltmelerini yapacak bir kuramsal çerçevenin gündeme getirilmesidir. 

26 yorum:

  1. hocam gösterge faiz bir sonuç, politika faiz ise sonuçtan ziyade bir araç diyebilir miyiz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. hocam merhaba, yazılarınızı takip ediyorum hem eğlenceli hem de bilgi elde etmiş oluyorum....küçük bir yardımınız bekliyorum.Tez yazacağım fakat popüler ve türkiyede bir eksiği tamamlayacak konu bulup, üstünde çalışmak istiyorum.Sizin gözünüzde hangi konuda çalışsam faydalı olur,,,teşekküer ederim

      Sil
  2. Hocam süper bir yazı. Ben bir sene Romanya'da yaşadım. Ne yapılmışsa alt yapı ve üst yapı anlamında Komünizmle yapılmış. Verimli verimsiz tartışmıyorum. Şimdi öyle boş boş oturuyorlar. Piyasa karın doyurmuyor kuru kuruna.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim.
      Sosyalizmin de önemli hataları var kuşkusuz. Ama bugünün konusu hangisinin daha çok hatalı olduğu yarışması yapmak değil, mevcut sistemin hatalarını nasıl giderip de daha çevreci ve daha insancıl bir sistem yaratabiliriz sorusuna yanıt bulmak olmalı.

      Sil
  3. Hocam hislerime tercüman oldunuz.

    Türkiyenin en gözde okullarından birinden henüz master diplomamı aldım. Dinamik modelleme, oyun teorisi vs konularında bir ton eğitim aldım. Ancak gerçek şu ki, hayata dair iktisadi anlamda hiç birşey bilmiyorum...Daha da kötüsü, bana eğitim veren, çoğu ABD sen doktora almış hocalarımın da bildigini düşünmüyorum..

    Bir anımı anlatayım, bir keresinde hocalarımdan birine şunu sordum. Bu neoklasik saçmalığa nasıl bel bağlıyorsunuz? Cevap çarpıcıydı : Sen bir ünv de çalışmak istiyorsan, sana oyun teorisi bilip bilmediğini, dinamik modelleme yapıp yapamadığını soruyorlar...

    Yani elleri mahkum bir yerde! Aksi her görüşe, "bu insan heterodox" deyip yafta yapıştıran bir düzen var..

    Bir başka anım, şuanda PPK da görevli bir hocama bu modellerin işe yarayıp yaramadığını sordum. Cevep aynen şöyleydi : " Bu modelleri zihin egzersizi olarak düşünebilirsin".. Bu HAYIR demenin bir başka yoluydu aslında..

    Yahu zihin egzersizi yapmak istesem, satranç ya da go oynarım..

    Hocam peki siz ne tavsiye edersiniz? Nasıl öğrenilecek bu GERÇEK ekonomi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. gerçek ekonomiyi öğrenmek için dataya bakmalısınız. birbiriyle mantıksal anlamda bağlantılı olabilecek veri setleri arasındaki korelasyonlara bakın. eğer en az 5 yıllık bir periyotta +/- %80'in üzerinde korelasyon varsa o verilere odaklanın. bir süre sonra sebep-sonuç ilişkileri zihninizde daha sağlıklı yer edecektir. karmaşık modellere pek gerek olmadığını anlayacaksınız. mesela ABD'de son 10 yılda emtia fiyatları ile özel yatırımlar arasında dikkat çeken oldukça güçlü bir pozitif ilişki olmuştur. bunun en önemli nedeni yatırımların yaklaşık yarısının sanayi kuruluşları tarafından yapılması. son dönemlerde "petrol fiyatlarındaki düşüş ABD için net pozitif" tezinin çok da geçerli olmadığını gördük. petrol ve diğer emtiadaki düşüş yatırımları zayıflattı. yatırımlar zayıflayınca doğal olarak büyüme de yavaşlıyor.
      aynı tez Türkiye için de söylendi. "petroldeki düşüş Türkiye için olumlu" denildi. fakat, son 2 çeyrektir büyüme (2013 4.çeyrek ve 2014 1.çeyrek büyümesine kıyasla) hızlanmak yerine yavaşladı. çünkü petroldeki düşüşün asıl nedeninin dolardaki güçlenme olduğu unutuldu. bizde doların değeri (karşılığında Euro değer kaybetse ve hatta sepet kur düşse bile) ile yatırımlar arasında güçlü bir negatif korelasyon vardır. dolar yükselince beklentiler bozulur, bu da yatırımlara ve büyümeye yansır (cumhurbaşkanı merkez bankasına yüklenmeseydi dolar yine bugünkü seviyelere yakın olurdu. ancak daha kademeli, zamana yayılı olarak artardı)

      Sil
  4. 19.yy'da neoklasik yaklaşımın en temel direği parasal sistem olarak metal standardını (altın veya gümüş) kabul etmesiydi. altın standardı normal işleyişinde para arzı/altın rezervi oranının belirli bir seviyenin üzerine çıkmasına izin vermez. mesela çok uzun vadeli krediler altın standardında pek mümkün değildir. 19.yy'ın ikinci yarısında büyük amerikan şirketleri yatırımlarını kredilerden çok sermaye piyasaları kanalıyla fonlamıştır mesela. ayrıca, metal standardında fiyatların aşağı doğru yapışkanlığı oldukça azdır.
    ancak 1922'den itibaren bilhassa ABD ve İngiltere'de (1924'te Fed'in açık piyasa işlemlerinin başlamasıyla birlikte daha da ivmelenmiş) para arzı/altın rezervi oranı hızla artmış. 1929'a gelindiğinde M2 para arzı 47 milyar dolar, altın rezervi 5,9 milyar dolar imiş, yani 8 kata kadar çıkmış. ABD tarihinin hiçbir döneminde 6-7 yıl gibi bir sürede bu derece hızlı kredi genişlemesi olmamış ve para arzı/rezerv oranı bu kadar artmamış. neticesi de hepimizin malumu kredi genişlemesine bağlı varlık balonları olmuş. ardından kaçınılmaz bir büyük kriz gelmiş. diğer ifadeyle, neoklasik yaklaşımın belki de en önemli temel direği olan "sound money" müessesesi sulandırıldığı, kağıt üzerinde kaldığı için 1929 krizini neoklasik yaklaşımla açıklamak zorlaşmış.
    bugüne geldiğimizde artık hiçbir ülke metal standardı uygulamıyor. sürekli parasal genişleme ve pozitif enflasyon hedefleniyor. kredi vadeleri alabildiğine uzun. çalışanların sosyal/sendikal hakları bir hayli gelişmiş durumda. fiyatlar/ücretler aşağıya doğru son derece yapışkan (ABD ekonomisinin son krizde dip yaptığı Haziran 2009'da çekirdek enflasyon %1,7 idi, ayrıca saat başı ücretler artmaya devam ediyordu) hemen her ülke mevduat sigortası uyguladığı için banka mevduatları erimiyor, para arzı azalmıyor, haliyle düzeltme mekanizması olarak deflasyon gerçekleşmiyor. teknolojik ilerlemeyi teşvik için verilen patentler dolayısıyla birçok sektörde örtülü tekeller oluşuyor.
    sözün özü, neoklasik yaklaşımın işe yaraması için;
    1- metal standardına geçilmesi ve mevduat sigortasının kaldırılması,
    2- çalışanların sosyal/sendikal haklarının ellerinden alınması,
    3- patentlerin ortadan kaldırılması,
    gerekiyor.
    yukarıdaki maddelerde yazanların gerçekleşme olasılığı oldukça düşük olduğundan günümüzde neoklasik yaklaşımdan makro bazda bahsetmek biraz garip kaçıyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. düzeltme: ilk 2 paragrafta "klasik" yerine "neoklasik" yazmışım...

      Sil
    2. adam smith'in political economy'si geri dönmüş demek ki. eskiden paranın arkasında altın varmış şimdi top,tüfek,uçak,tank var. askeri üstünlük,dış politika etkinliği,ülkenin üretim gücü hepsi siyasi göstergeler. her yerde devlet var. bir banka kötüye mi gidiyor hemen yönetimine el konuluyor. devlet vergi ödeyenlerin parasıyla onu kurtarıyor. yada lehman'da daha çok yabancıların parası var onu kurtarmayalım aig'yi freddie'yi gm'i kurtaralım. bu da siyasi tercih. asgari ücreti artıran yasa geçirelim, işgücü piyasasına müdahale edelim. yine siyasi tercih. piyasanın istediği faizler yüksek mi bulundu hemen fed devreye girsin para versin faizler düşsün. sistemin temel ayaklarının tamamı siyasete batmış. nerede siyaset az? büyük sermayenin ilgilenmediği,girmediği sektörlerde siyaset daha az...

      Sil
  5. Sayin hocam bu bilgilendiricil yaziniz için teşekkurler.

    Neoklasik iktisadın temel sorunu uretim bölüşüm sorunlarından çok ekonomik hayati modellere indirgemeye çalışmasıdır. Burada sorunlar determinist bir çerçevede ele alınıp insan davranışına dair kesin sonuclar bulunduğu zannedilip genellenebilir yasalar bulunmaya çalışılıyor. Sorunlar da bu noktada çıkıyor. Bunlardan kurtulup iktisadi daha sosyal temellere indirmek icin sözel değerlendirmeleri temel alan
    bulanik mantik fuzzy matematigi gibi araçlarla teoriler üretmek sizce uygun olur mu?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler.
      Dediğiniz doğru. Faydayı kardinal olarak ölçmeyi bile uzun süre denemiştir neoklasik ekonomi. Oysa ekonomi böyle bir bilim değil. İnsanın temelinde olduğu bir bilim. Farklı olaylara farklı tepkiler verebilen, davranış farklılıkları olan insanların dünyasında böylesine kesinlikler söz konusu değil. Matematik ve mantık kuşkusuz her alana uygulanabilir. Ama buradan giderek işin özünü matematiksel ilişkilere indirgemeye çalışmak bence doğru değil.

      Sil
  6. Aslında kapitalizm ve sosyalizm tarzı iktisat denenmiş. Ikisi de tek başına yeterli olmadığı için karma bir ekonomi genel geçer bir model olmuş durumda. Ama bunlar daha çok makro ekonomik alanda tezahür etmiş. Örneğin büyük buhranda kamu harcamalarını artırmak gibi. Veya bizim temelde kapitalist ekonomik düzenimizdeki düzenleyici denetleyici kurumlar gibi. Iktisadi modelin siyasi cehresi noktasinda belirleyeci olan devlet olduğu için iktisat, tüketiciler düzeyinde yani bir bakıma mikro düzeyde pek dikkate alınmıyor. Marshall'ın modeli tartışmalı olsa da veri kabul ediliyor. Gözden kaçan bu durum belki de islami iktisat modeli kurulursa yeniden revize edilebilir. Çünkü dindar bir toplumda tüketicinin tek amacı fayda maksimizasyonu değildir ve rasyonel görünmeyen çok fazla uygulama olabilir. Örneğin parasını faiz almadan borç olarak verebilir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Siz inanıyor musunuz bu dediklerinize. Gidin dini bütün bir esnaftan peşin fiyatına taksitle ham madde isteyin bakalım ne oluyor.

      Sil
    2. Faiz mevzusunu hatalı olarak algılıyorsunuz. Vadeli satış dinimize göre uygundur, istenilen-beklenen fiyat verilir/vadeli satışta fiyat artışı yapılabilir. Dinen uygun olmayan kısmı paraya uygulanan faizdir yani paradan para kazanma olayıdır, eğer siz bir malı teminat olarak vadeli alıp karşılığında mal/hizmet alırsanız, vade sonunda yine fiyat artışı elde edebilirsiniz, yani başta anlaşıp şirketin 10 liralık malına 8 lira verirsiniz; vade sonunda 8+1 liramı verirsen malını geri veririm yoksa 10 liralık malını satışa çıkarırım dersiniz. Sonuç olarak bu yaklaşım sahiplik açısından daha uygun bulunmuştur.Yani sistem olarak farkı bir nevi temelde satılabilecek/değeri olan mal üretilmeden para kazanmayı inhibe eder, değeri olan mal üretimine zorlarken zor duruma düşebilcek olan borçluyu büyük olan borç verenden nispeten korur (riski borç verene dayar).(bu bilgiler bir fetva niteliğinde değildir bunun için diyanetle görüşmelisiniz). Ayrıca 3 büyük dinde faiz haram kabul edilmiştir; yahudilikte bir birine haram diğer dinlere uygulamak caiz ama ödemek değil denmiştir; diğer iki dinde ise tamamen haramdır bildiğim kadarıyla, "saf kapitalizm" hariç bir çok diğer dinde ise hoş bir şey olarak kabul edilmemiştir. Sonuç olarak yüzyıllardan beri gelen bir çok defa tekrarlanan bir ortak aklın belli bir pratiği/avantajı olduğunu unutmamak gerekir.

      Sil
    3. + Bu arada hocamızın önerdiği(aklından geçen) şey avrupa tipine benzer bir sosyal liberalizmdir gibime geliyor. Bence sosyal politikaların ekonominin büyümesine bağlandığı bir model uygun olur. Bir de herkes için müşterek minimum belirlenip ona uyulursa insaniyet sorunu ortadan kalkacaktır. Ancak hocam büyük bir şeyi unutuyorsunuz insanlar ne zamandan beri insancıllar? İnsanlar "insancıl" olmadıklarından sistemlerinin "insancıl" olmaması gayet doğal gibime geliyor. Sisteme bulunacak çözüm bence kesinlikle insancıl olmayacak, sadece matematiksel olarak daha sürdürebilir olacaktır.

      Sil
  7. hocam çok teşekkür ederim, harikasınız
    Bu yazı içimdeki sesin tercümesi olmuş gerçekten, tarım ekonomisinden bugüne uzanan insanoğlunun serüvenini anlatan yazılarınız zamanında ufkumu açmıştı, bu yazı da bugünün çok güzel tarifi, daha doğrusu analizi olmuş.
    İyi ki varsınız.

    YanıtlaSil
  8. Yazı için çok teşekkürler, çok beğendim(son paragrafa katılmamakla birlikte..). Özellikle, matematik ve ekonomi okuyan bir öğrenci olarak şu cümle hislerime tercüman oldu "...Bir aşamada insan kitabı ekonomi amaçlı mı okuduğunu matematiğini geliştirmek üzere mi çalıştığını karıştırmaya başlar". Son paragrafa itizarım da şu: Bir üretim tarzı olarak tanımlanmış olan kapitalizm artık sadece bir üretim tarzı olmaktan çıkmış, diğer üretim tarzlarından farklı olarak politik, kolektif bir eyleme dönüşmüştür. İvmeyle ve bir zamandan beri otonom bir şekilde gelişen üretici güçler teknolojisi gittikçe daha fazla sermaye birikimini desteklemekte ve mümkün kılmaktadır. Bu gelişmelerin sonucunda, demokratik olarak örgütlenmiş bir siyasi toplumun bile denetleyemediği, devasa güçleri olan sermaye oligarşileri oluşmaktadır. Ayrıca, kapitalizm altında doğan, gelişen, üretilen çelişkilerin emek-sermaye ekseninde "sadeleşmediğini", aksine çelişkilerin giderek bölünerek, karmaşıklaşarak arttığını görüyoruz. Bundan dolayı kapitalizmi "iyileştirmekten" ziyade onu ''aşmaktan" bahsetmeliyiz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim.
      Aşağıda yazdığım bir yorumu aynen burada da tekrarlayacağım:
      Eski sistem öylesine yaygın ve egemen ki tamamen çökmeden yepyeni bir sisteme geçilmesi mümkün görülmüyor. Geçmişe baktığımızda da kapitalizmin tamamen çökmesi pek mümkün görülmüyor. O halde yapılması gereken şey mevcut sistemi onarmak, yarattığı hakszlıkları, adaletsizlikleri düzeltmek olmalı diye düşünüyorum.

      Sil
  9. Peki hocam soyler misiniz? Cozum yeni sistemler gelistirmek mi yoksa mevcut olan sistemlerin bozuk yanlarini duzeltip yola boyle mi devam etmek

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eski sistem öylesine yaygın ve egemen ki tamamen çökmeden yepyeni bir sisteme geçilmesi mümkün görülmüyor. Geçmişe baktığımızda da kapitalizmin tamamen çökmesi pek mümkün görülmüyor. O halde yapılması gereken şey mevcut sistemi onarmak, yarattığı hakszlıkları, adaletsizlikleri düzeltmek olmalı diye düşünüyorum.

      Sil
  10. hocam, Jevons'un şu söyledikleri sanki neoklasik iktisadın çıkışına dair yorumunuzu biraz olumsuzlar gibi duruyor:

    "Sayıları gittikçe artan ve örgütlenme güçlerini geliştiren işçi sınıfı, siyasal ve ekonomik özgürlüğümüzün gelişmesini durdurmaya yönelebilir. Bu yüzden emeğin hiçbir biçimde değer yaratmadığını ortaya koyan bir kuram geliştirmeliyiz“ (W.S.JEVONS)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Jevos böyle düşünmüş olsa da neoklasik olarak nitelendirilen bütün iktisatçıların aynı görüşte olduğunu sanmıyorum. Özellikle de Walras'ın.

      Sil
  11. Sayın Eğilmez, yazınız için çok teşekkürler. Yazınız gelişmiş ülkeler ile gelişmekte olan ülkelerdeki ekonomi mantalitesinin neden farklı olduğunu, gelişmiş ülkelerdeki ekonomik tedbirlerin neden gelişmekte olan ülkeler için geçerli olamayacağını gayet güzel açıklıyor. Çünkü neoklasik yaklaşımdaki rasyonalite, rekabet, marjinalite, maksimizasyon maddeleri gelişmiş ülkeler için farklı, gelişmekte olan ülkeler için farklı anlamlar taşımaktadır. Bunlara birde gelişmekte olan ülkelerdeki hükümetlerin halklarını nasıl soyduklarını ilave edersek gelişmiş ülkelerle gelişmekte olan ülkeler arasındaki fark daha da artacaktır. Bu durum demokrasinin nasıl gelişmiş ülkelerde farklı , gelişmekte olan ülkelerde farklı olduğuna benzemektedir. Aynı şekilde bir ülkede sosyalizmin veya komünizmin uygulanabilmesi için ülkenin eğitim , felsefe ve düşünce seviyesinin yüksek olması gereklidir. Yani bir ekonomik modelin bütün ülkeler için aynen uygulanmasının pek doğru olamayacağını düşünüyorum, acaba yanılıyor muyum? Bu durumda ya ekonomik modelleme formüllerinde ülkemiz için bir belirsizlik katsayısı ilave edilmeli veya ülkemiz için geçerli olabilecek uygun modelleme formülleri geliştirilmelidir diye düşünüyorum. Acaba yanlış mı düşünüyorum?

    YanıtlaSil
  12. Ekonomi bilimini özellikle de makro-ekonomiyi amatör olarak anlamaya çalışan bir tıp doktoru olarak yazınızı ilgi ile okudum. Yazınızın ekonomiyi öğrenirken zihninde kavramları oturtamayan sonrasında da bu endişesinde pek de haksız olmadığını düşünen pek çok ekonomi öğrencisinin his ve düşüncelerini yansıttığını düşünüyorum. Sanırım ekonomi öğrenen pek çok öğrenci lise yıllarının karmaşık görünen matematik ya da fiziksel kavramlarını öğrenen öğrencilerin sorduğu "Gerçek hayatta ne işe yarayacak bunlar?" endişesini yaşamıştır. Tıpta hastalıkların mekanizması, sonuçları ve tedavileri anlatılırken özellikle klinik aşamasında ısrarla öğretilen bir kavram vardır: "Hastalık yoktur, hasta vardır.". Bu kavram hastalık oluşturma mekanizmaları ve sonuçlarının kişiden kişiye büyük farklılıklar oluşturabileceği bu nedenle benzer hastalıkların tanıları ve tedavilerinin de kişiden kişiye farklılıklar gösterebileceğini ifade etmektedir. Bu bağlamda ekonomi biliminin pek çoğu (aslında mutlak kavramlara dayanan ve değişmez olan) matematiksel kavramlara dayanan varsayımlarının gerçek hayatta ayaklarının yere basmaması bu açıdan düşündürücüdür. Bunun aşikar olasına rağmen ekonomi biliminin hâlâ bir zamanlar doğru ya da yanlış bir şeyler ortaya koymuş klasik ve neo-klasik ekonomistler ile arada tepkisel olarak çıkmış Marksist ekonomistler arasında kalması anlaşılması zor bir durumdur. Bunun ciddi bir şekilde eleştirilmesi gerekmez mi?Şimdiye kadar katı bir şekilde çerçevesi çizilmiş ekonomi bilimi yerine daha derinlikle, daha gerçekçi; gereğinde matematik biliminin yanı sıra ondan daha güçlü olarak sosyoloji ya da psikoloji gibi bilimlere yaslanacak bir ekonomi bilimi geliştirmek gerekmez mi? Fizik bilimi yüzyılın başında klasik fizik bilimine hata görecelik teorisine baş kaldıran ve başta tepki çeken kuantum teorisi ile daha güçlü bir yapı kazanmıştır. Ekonomi biliminin de böyle bir vizyon yaklaması ımkansız ve de gereksiz midir sizce?

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...