15 Nisan 2016 Cuma

İşsizlik: Tanımlar ve Hesaplanma Şekli

Önce Ocak 2016 itibariyle Türkiye’nin istihdam ve işsizlik tablosunu çıkaralım. 


Şimdi de 1980 yılından bu yana aylar itibariyle Türkiye’de işsizlik oranının nasıl seyrettiğini bir grafikle gösterelim.



1980 ile 1999 yılları arasında ortalama yüzde 7,6 olan işsizlik oranı, 2000 – 2016 yılları arasında yüzde 9,4'e yükselmiştir. Ortalamayı 2003 sonrasından itibaren aldığımızda karşımıza yüzde 9,8 oranı çıkmaktadır. Bu da bize işsizlik oranının yüzde 10'lara yerleştiğini göstermektedir. 

Bu aşamada işsizlik çeşitlerini de ele alalım. 

Açık işsizlik; mevcut çalışma koşulları ve ücretler düzeyinde çalışmayı kabul ettikleri halde iş bulamayanların oluşturduğu işsizlik çeşididir.

Mevsimlik işsizlik; mevsimlik olarak istihdam olanağı bulunan sektörlerde çalışanların bu mevsimler dışında işsiz kalmaları durumunda ortaya mevsimlik işsizlik çıkar. Tarım ve turizm sektörleri bu tür mevsimlik istihdamın yaygın olduğu sektörlerdir. Örneğin turizm sektörünün en yoğun çalıştığı yaz aylarında deniz kenarındaki otellerin doluluk oranı artar ve bu oteller bu süre içinde artan yükü karşılayabilmek için mevsimlik çalıştırmak üzere eleman işe alırlar. Yaz mevsimi bitip de doluluk oranları düştüğünde de bu elemanları işten çıkarırlar.

Geçici işsizlik; çalışan kişilerin daha iyi koşullarda çalışabilmek için kendi istekleri doğrultusunda işten ayrılmaları ve yeni bir işe girinceye kadar işsiz kalmaları halini tanımlar. İstihdam oranının en yüksek olduğu ekonomilerde bile ortaya çıkabilecek bir işsizlik türüdür. 

Konjonktürel işsizlik; ekonomide ortaya çıkan durgunluk ve küçülme hallerinde işletmelerin maliyetlerini düşürerek ortama uyum sağlamak için istihdam azaltmasına gitmeleriyle ortaya çıkan işsizlik halidir. 

Yapısal işsizlik; ekonomide sektörler arasında ortaya çıkan yapısal değişikliğin yol açtığı bir işsizlik türüdür. Örneğin sanayileşen bir ekonomide tarım sektörü istihdam gücünü kaybetmeye başlar ve bu kesimden sanayiye kayma olur. Bu kayma, tarım sektöründe istihdam edilenlerin hemen sanayi sektöründe iş bulamamaları ve en azından bir süre işsiz kalmalarına yol açar.  

Teknolojik işsizlik; verimliliğin artırılması amacıyla üretimde daha fazla ve yoğun makine kullanımına geçilmesi, emek yoğun üretimden sermaye yoğun üretime dönülmesi işsizliği artırabilir. Bu durumda teknolojik ilerleme bir yandan verimlilik artışına yol açarken bir yandan da işsizlik artışı getirmiş olur. 

Gizli işsizlik; bir işletmede ya da bir sektörde çalışanların sayısı azaltıldığı halde o işletme ya da sektörün üretim miktarında bir azalma olmuyorsa orada gizli işsizlik var demektir. Gizli işsizlik aslında adına uygun bir durumu ifade etmez. Çünkü bir işletmede çalışanların bir bölümünü işten çıkarmamıza karşın orada üretim miktarı azalmıyorsa orada işsizlik değil tam tersine aşırı istihdam hali söz konusu demektir. Bu işsizlik türü en çok tarım sektöründe görülür.

Doğal işsizlik oranı: Milton Friedman, geçici ve yapısal işsizlik biçiminde ortaya çıkan işsizliği ‘doğal işsizlik’ ve bunun oranına da ‘doğal işsizlik oranı’ adını veriyor. Doğal işsizlik oranı her ekonomi için kendi yapısına göre oluşmuş farklı bir orandır. Bu tür hesaplamalar genellikle uzun yıllar ortalaması alınarak yapılır. Mesela bu oran ABD ekonomisi için yüzde 4 – 5 aralığı olarak hesaplanmaktadır. 

124 yorum:

  1. Hocam işsizlik oranının kalıcı yüzde 10 olduğu bir ortamda bunun giderilmesi için yeni istihdam hangi alanlarda yaratılmalıdır? Üniversite mezunlarının bu işsiz kesim arasında yüksek bir paya sahip olması nasıl giderilebilir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Her alanda istihdam olabilir. Yeter ki yeni yatırım yapılsın. Yalnız bu yatırımların yeni teknolojilere yapılması lazım ki taleple buluşabilsin.
      İnşaat sektörüne yapılan yatırım ile üniversite mezunu istihdam edemeyiz.

      Sil
  2. Hocam, birçok ülkede üniversite açılması eğitim seviyesini yükseltirken, biz de ise işsiz sayısını artırıyor. Mâlum üniversitelerimizde bilimsel temelli eğitim verilmiyor.Özellikle de İİBF mezunlarının durumunu zaten siz benden daha iyi biliyorsunuz,anlatmama gerek yok...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Doğru ama her yeni açılan üniversite, her artırılan kapasite, 4 -5 yıl süreyle işsizlik sorununu ertelemiş oluyor.

      Sil
    2. Mükemmel tespit. Önceden liseli işsizler ağırlıktayken şu anda üniversiteli işsizler ağırlıkta.

      Sil
  3. Hocam biz Avrupa Birliği'ne üye olabilir miyiz sizce? Maastricht kriterlerine göre;
    ''1)Toplulukta en düşük enflasyona sahip (en iyi performans gösteren) üç ülkenin yıllık enflasyon oranları ortalaması ile, ilgili üye ülke enflasyon oranı arasındaki fark 1,5 puanı geçmemelidir.
    2)Üye ülke devlet borçlarının GSYİH’sına oranı %60’ı geçmemelidir.
    3)Üye ülke bütçe açığının GSYİH’sına oranı %3’ü geçmemelidir.
    4)Herhangi bir üye ülkede uygulanan uzun vadeli faiz oranları 12 aylık dönem itibariyle, fiyat istikrarı alanında en iyi performans gösteren 3 ülkenin faiz oranını 2 puandan fazla aşmayacaktır.''
    Bunları başarabilir miyiz? Bir de tabii bizde işsizlik oranı da yüksek...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Emin olun bunları başarabiliriz. Mesela 2'yi, 3'ü zaten karşılıyoruz. Birçok üye ülşke bunları karşılayamıyor. Ben 1 ve 4'ü de zamanla karşılayabileceğimizi düşünüyorum. Bence bizim karşılayamayacağımız şeyler başka: Demokrasi, insan hakları, ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, yargı bağımsızlığı, MB bağımsızlığı, üniversitelerin özerkliği vs. Biz bunları karşılayamayız. Avrupayı Avrupa yapan asıl değerler bunlar.

      Sil
    2. Mahfi bey , esas almamız gerekenleri ne güzel özetlemişsiniz .
      Benin görüşümde sizinkine benzer ; ekonomik kalkınma ancak özünde evrensel değerler olursa gerçekleşebilir.

      Sil
    3. Merhaba Hocam,
      Başka soru soracağım da bu konuda yorum yapmak istedim. Biz gerek ekonomik gerek siyasal gerekse demokrasi, insan hakları hukukla ilgili kriterlerin hepsini yerine getirsek(ki yapabiliriz) de bizi AB ye almazlar. Çünkü onlar ortak kültürel kodları olan bir Avrupa milleti oluşturmak istiyorlar ve biz onların düşüncesine göre oluşturacakları millet tanımının dışında kalıyoruz. Ayrıca bizi içeri alıp karar mekanizmasında olmamızı istemiyorlar. Dışardan kontrol altına tutmak istiyorlar.
      Çok sıradışı bir olay olmazsa AB üyeliği olacak birşey değil. Bu yüzden yöneticilerimiz boşa taviz vermesinler.

      Sil
  4. Mahfi Hocam, bazı akademisyenlerimiz Türkiye'de terörün ekonomiye yansımalarıyla ilgili çalışma yapmış, ortaya bazı rakamlar ortaya çıkarmış. Sizce terörün ülkemize maliyetini rakamlarla tespit etmek doğru mudur, mantıklı mıdır? Fırsat maliyetleri, fayda-maliyet analizleri nasıl tespit edilebiliyor? Güneydoğu'da terör olmasaydı, okuluna devam edecek bir öğrencinin istikbalde Türkiye ekonomisine yapacağı katkı şimdiden nasıl ölçülebiliyor?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tabii her ölçmenin kendi içinde bazı kısıtları var. Bugün GSYH dediğimiz ölçü de hele hele kişi başına gelir dediğimiz ölçü de birçok eksikliği taşımıyor mu? O çerçevede kabul edin.

      Sil
  5. Hocam Merhaba,
    1980-1999 ve 2000-2016 iki ayrı dönem olarak ele aldığımızda;2000-2016 döneminde büyüme oranları, yatırımlar, GSYH ve kişi başına düşen milli gelir 1980-1999 dönemine göre daha iyi olmasına rağmen ortalama yüzde iki oranında işsizlik oranının yüksek olmasının sebepleri nelerdir?
    Teşekkür ederiz.
    Syg.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 1980 - 99 arasında büyüme ortalaması % 4,1
      2000 - 15 arasında büyüme ortalaması % 4,2
      Yani dediğiniz gibi bir fark yok aslında.

      Sil
  6. "İş var, iş beğenmiyorlar..." edebiyatı üzerine neler dersiniz hocam?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şehir efsanesi. Mühendise, yüksek tahsilliye asgari ücretle iş teklif edersen beğenmezler tabii.

      Sil
    2. Gıda mühendisine 3 kuruş para verip boş oturmasın diye çay taşıttırırsan çalışmaz tabii:):)

      Sil
    3. ayrıca 100000 kişilik açık var kimse girmiyor denilerek efsane yaratılıyor.hadi o açığa da beğenen oldu girdi diğer 3 milyon kişi ne olacak.

      Sil
    4. 50 kişi alınacak bir kömür ocağına 5000 kişinin başvurması da bu iddiayı çürütmektedir.

      Sil
    5. Ewet böyle efsanenin olmasının bi nedenide iş ile işgücü arasındaki uyumsuzluk.

      Sil
  7. Mülakatlara hazırlanırken her beyaz yakalının yaptığı gibi mülakat sorularını internetten araştırıp, işi yapabilme yeterliliğinizin bu sorularla ölçülecek olmasına şaşırıyorsanız dahasını mülakat tecrübelerinizle yaşayacağınızı söyleyebilirim...

    İş arıyorsunuz, belki aylardır işsizsiniz, kiranızı döndürmek için sakladığınız paralar suyunu çekmişken, karşınızda bir (İnsan Kaynakları) İK'cının, "Eğer bir trafik işareti olsaydınız hangisi olurdunuz?", "1'den 10'a kadar sıralasanız ne kadar garipsiniz?" sorularına muhatap olabilirsiniz.

    Peki neden işe alınma sınavımız, işle hiç ilgisi olmayan, neredeyse bizimle dalga geçen sorularla ölçülüyor? 10 yıldır satış tecrübeniz varken "satış nedir?" diye tanımlamanız ya da "yarım saat içinde bir ekip yönetebilme becerisi"ni göstermeniz istenebilir. Deneme süresi var oysaki, değil mi? Hayır, zaten iş yerinde çalışırken binbir takla atacağınız için mülakatlarda da parende gösterisini sergileseniz ne olur? Ayrıca İK'cının ukalâ sözlerine mi maruz kaldınız, iş yerinde yaşayacağınız "mobbing"in simülasyonu deyin geçin...

    Mülakatlarda, karşınızdaki İK'cı ile beklentilerimizin ve çıkarlarımızın bu kadar açık olmasının tek nedeni var: Bir çalışan olarak emek piyasasında zayıf konumda olmamız. Piyasada çok iş arayan insan var, firmalara çok talep var, rekabetçi bir piyasayla karşı karşıyayız ve hiçbir hakka sahip değiliz.

    İş yerindeki rekabetçi ortamdan bunalıp iş aramaya başladığım bu süreçte, mülakatlarda insanların paramparça edildiğini tecrübe ettim!

    Arkadaşlarımla birlikte iş yerimizdeki insanların ne fena olduğunu konuşurken, mülakatlarda İK'cıların ne fena olduğunu konuşur olduk. İşsiz bir insan olabilirdim. Bu süreçte mülakat yapan insanların iş yapabileceğimi ölçmekten uzak salak soruları beni daha da demoralize edebilirdi. Kiranızı sonraki ay nasıl ödeyeceğinizi düşünürken "en kötü üç özelliğinizi soran" İK çekilmez olabilirdi. Üstelik zar zor izin alarak gittiğim mülakatlarda tüm İK teknikleri üzerimde denendikten sonra gelen ret cevapları, "piyasanın çok rekabetçi olduğunu, benden daha iyi adayların işe alındığını, bunu kabul etmem gerektiği"ni söylüyorken nasıl kendime güvenimi korurdum.

    Mesela bir ret cevabı şöyleydi ve piyasanın böyle olduğunu bana nazikçe anlatmaya çalışıyordu:

    "Şirketimize gösterdiğiniz ilgiye teşekkür ederiz. Sizin gibi çok adaydan başvuru alıyoruz. Pozisyona mükemmel uyum sağlayan bir aday ile devam etme kararı aldık. CV'nizi havuzumuza ileriki fırsatlar için kaydettik. Bu seferlik size olumlu cevap veremiyoruz."

    İş piyasası böyleydi, bu yüzünüze karşı bile söylenebilirdi. Birilerinin emeği birilerinin emeğinden daha değerliydi. Erkeğinki kadınınkinden mesela. Bütün bunlara inanmanız, kendinizi daha fazla paralamanız ve kanıtlamanız mı isteniyordu. Belki de asıl yapılması gereken bu sorulara cevap vermeyi, çalıştığımız rekabetçi ve parçalayıcı iş düzenini reddetmekti.

    İş yerinde emeğinizi değersiz kılan ve onu tahakküm altına alan "hak aramanıza karşı kurulmuş tüm rekabetçi mekanizmalar", koca bir iş dünyası için geçerliydi. İş görüşmelerini de bu kadar rekabetçi kılan hikayenin özü "emeğinizin değersiz kılınması" idi.

    İş arama ve mülakat sürecim henüz bitmedi. Her mülakat ve gelen ret cevabı sürece devam edebilmek için enerjimi ve umudumu tüketti. İş yerinde, ruhumda yaralar açılmışken, mülakatlarda dahasını edindim.

    Nefesimin kesildiğini, göğsümün daraldığını hissettiğim anlar oldu. Bu süreçte kendimi çokça "Whiplash" filminin davulcusu gibi hissettim. Ama hikayenin sonunda durmaksızın kendimi paralayıp emeğimin değerini başkalarının değerlendirmesine bırakmak yerine başka bir film karakterini, "İki gün ve Bir Gece"nin Sandra'sını kendime rehber ettim. Emek pazarında değerinin kesilip biçilmesine izin veren, kendisini hiyerarşinin basamaklarında bir yerlere koyan bir emekçi olmayı değil, kendi emeğinin değerinin farkında olan bir emekçi olmak istedim.

    YanıtlaSil
  8. İş arayan bulur arkadaşım!

    Profesör olmaya niçin özeniyorsun ki, limon sat, iç çamaşırı sat, çorap sat, tırnak makası sat!

    İşsizler tembeldir! İlk önce ailelerine sonra bütün topluma yapışmış (bu ifadeyi kullandığım için hemen kızmayın) parazittir!

    Parazit gibi yaşamaktan kurtulmak kendi ellerinizde! Poponuzu kımıldatın ve iş bulun!

    Bu arada, 'genel sağlık sigortası prim borcunuz' da işsiz kaldığınız süre boyunca yükselmeye devam ediyor, haberiniz olsun! 25 yaşına kadar olanların borcu silinmiş olabilir ama 25 sonrası için GSS prim borçları çığ gibi büyümeye devam ediyor!

    GSS prim borcunuzu ödemezseniz, hastalandığınız zaman hastaneye gittiğinizde sizi içeri almazlarsa zırıl zırıl ağlamayın!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. BU dediklerinizi siz yaptınız mı ya da yapar mısınız? Sokak başında tırnak makası satar mısınız? Yanıtınız evetse o zaman önerinizde haklısınız.

      Sil
    2. Allah senide biz işsizlerin konumuna düşürsünde (AMİN) o zaman anlarsın neler çektiğimizi. İş bulamamaktan hayat enerjin tükensinde kımırdat bakalım poponu.!

      Sil
    3. Siz yanlış anladınız.

      Söylemek istediğim şu. Herkes üniversiteye kapak atacak diye bir şart yok. Çocuklarımızı sürekli asla yükselemeyecekleri seviyelere yönlendiriyoruz, sonra mezun olup iş bulamayınca 'ama ben üniversite mezunuyum', kem-küm!

      Sil
    4. adsız 18:15
      evet tırnak makası limon satmakla elin boğazına kavuşurdu zaten. Öyle tok konuşmakla olmuyor efendi. Yıllardır üniv mezunu olarak iş bulamamak nedir biliyor musun?
      yaş 25 mezun oluyorsun, 27 ye kadar bulamadın mı bankalar artık basvurunu bile almıyor. Bir fabrikada işçi olmak yerine kpss yı kovalıyorsun kadro verilmiyor puanın yetmıyor. Sınav odaklı hayatını erteletiyorsun oldu mu yaş sana 30.

      Akşam akşam bu yorumunla öyle bir canımı sıktın ahımı aldın ya allah sana beterini yaşatsın...!

      Sil
    5. Anladım. O dediğinizde haklısınız.

      Sil
    6. Yalnız Hocam bizim toplumumuzda şöyle bir durum da var. Bilmem siz de gözlemliyor musunuz?

      İşsiz olmak ile çalışmamak birbirine karıştırılıyor. Çalışmak fiiline çeşitli kutsiyetler atfedildiğinden, işsiz kalınınca sanki günah işleniyormuş gibi bir algı var.

      Aaa.. O işsiz mi! deyince aslında söylediği şu, ne kadar ayıp, herkesler çalışırken, o çalışmıyor! Yakışıyor mu hiç!

      Ben bu algıyı ülkemizin genelinde gözlemliyorum Hocam.

      Siz?

      Sil
  9. Hocam yeni tcmb başkanı çetinkaya faizde 1- 1,25 puan düşüş yaparsa bu banka kredi faiz oranlarına nasıl yansır? Hızlı bir yansıma görür müyüz?
    Kredi faiz oranı düşerse bankalar (ekspertiz, dosya ve hayat sigortası gibi) masrafların fiyatlanmasını yeniden düzenleyip ucuz kredi yüksek masraf olarak tepki verir mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu tür indirimlerin kredi faizlerine hemen yansımasını beklemek pek mümkün değil. Daha çok konut faizi gibi faizlere yansıyor bu indirimler.

      Sil
  10. kayit disi istihdam ne kadar?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Toplam istihdamın % 31,8'i diye yazdım. Yani 8.355 kişi.

      Sil
  11. Enflasyon oranının yüksekliği ile işsizlik oranının yüksekliği arasında bir korelasyon var mı?

    Suriyeli sığınmacıların durumunu nasıl değerlendirmeliyiz? Daha muhtaç olduklarından T.C. vatandaşlarının aldığı ücretten düşüğüne çalışmaya razı gelmek zorundalar. Bu sebeple istihdam oranında nispeten bir yükselme gözükebilir. Fakat mikroskopla baktığımızda, Türkiye'deki istihdamın ve işsizliğin demografik olarak da dönüşüm geçiriyor olduğunu söylememiz mümkün mü?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Enflasyon arttıkça işsizliğin düşeceğini, enflasyon düştükçe işsizliğin artacağını anlatan bir teori, var: Phillips Eğrisi Analizi.

      Sil
  12. Hocam merhaba, doğal işsizlik oranı Türkiye için %8 olabilir demişsiniz, bunu neye dayanarak söylüyorsunuz? Neden 8? Böyle bir çalışma, rapor, makale var mı? Şimdiden çok teşekkür ederim, her yazınız yeni bir öğrenme isteği uyandırıyor bizim gibi iktisat talebelerinde.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Böyle bir çalışma yok. Ben uzun dönem ortalamalarını kullanarak hesapladım. 1980 - 2000 arası ortalaması % 8'dir. Ama 2000 sonrasında oran yüzde 10'lara çıktığı için bu oranı % 9'a çekmek gerekebilir.

      Sil
  13. Hocam 1 asgari ücretin varlığı ve devlet tarafından belirlenmesi hakkında ne düşünüyorsunuz? Asgari ücretin olmadığı veya 800-900 tl olduğu bir türkiye ekonomi için daha iyi değil midir sizce?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Değildir, bütün dünyada emeği koruyan benzer uygulamalar var.

      Sil
  14. Hocam benim merak ettigim hatta yasadigim ve hatirldigim da kadariyla bu 1995 - 2000 arasinda issizlik niye bu kadar dusuk ortalama asagi yukari %7 seviyelerin en yuksek %8 en dusuk: %6 (1996-2000 iki yil gerceklesmis)
    ne olduda ne olmustu da bu donem issizlik dunyanin bugunlerde ozledigi turkiyenin bir daha yakalayamadigi seviyelere gelmisti. Siz o zaman guncel ekonomide zannediyorum simdikinden daha aktif bir donemdeydiniz. Biraz bu donem ile ilgili ani deneyim ya da analiz gorus paylasabilir misini?

    Ben isterseniz kendi anilarimdan paylasayim.Ortaokuldaydim ve yazlari okul tatil olur olmaz calsip yaz tatilimizi degerlenbdiren bir arkadas grubumuz vardi. Inanin abartmiyorum grup olurduk gunduz saat 10da bulusur biraz eglenir 3 er kisilik gruplara bolunur etrafimizda basta kucuk orta hatta buyuk olcekli konfeksiyon tekstil fabrikalari olmak uzere. bakkal manav alis veris yerlerindeki yazlik standlara ugrar topluca is bakardik inanin elimiz bos donmezdi bir de topluca diyorum bu normalde kaba hos olmayan bir davranis girdigimiz yerde yarin gelin baslayin derlerdi bize. Bizde aksam ayni ekiple bulusur ortak karar alir buldugumuz isleri elerdik ya da bulamayan arkadaslarimiza paslardik. Ben o yazlardan birinde 15 kisinin calistigi bir ihracat agirlikli atolyeye girdim dusunun calisma saatlerimiz uzun olamsina ragmen belli bir saatten sonra fazla mesai saat ucretimiz %50 fazla odenirdi- ERger pazar gunu ve ya gece calisyorsak %100 fazla alirdik normal gunluk calismamizdan. Dusunun bu dedigim ufak capli kurumsal olmayan bir isyeri fason diyebilecegimiz bir yer bugun hangi isyeri fazla calisanina %50 ekstra oder. Mamafih Isyerinde is sikintisi is olmama isten atilma islerin kesilmesi gibi bir sey kimsenin aklinin ucundan bile gecmezdi. Bu dedigim tarihler 1996 1997 li yillar, Demem o ki turkiye imalat sektorune ihracat ve ic pazara yonelik uretimden gelen urun yapamadikca sikinti yasamaya issiz kalmaya mahkumdur.

    Bugunlerde diyorlar 90li yillara donuyoruz diye.Bu soz onceleri ulkenin Kronik teror sorunu icin soylendi somdilerde de ekonomi icin soyleniyor(ozellikle Yuksek enflasyon ve dusuk reel faiz ve plansiz kayip yillar olam baglaminda) Yahu vallahi de billahi de 90lara donsek yemin ederimdaha iyi! Teror o donemde vardi ama en azindan bugunku gibi kentlerinden teror nedeniyle ayrilan insanlar Buyukkentlerde yer bulabiliyor bir yerden tututurabiliyordu cok rahat isbulup ailece calisip tasarruf yapabiliyordu. Hatta is guc sahibi olan insanlarda cikmistir.
    Ekonomiden yola cikarsak universiteyi bitiren bir kimse rahat is imkani bulabiliyordu simdiki ile kiyas goturmez bir sekilde. Piyasada is yapmak istemeyen akademide kalma imkani simdikinden cok daha kolaydi. Rekabet yoktu hatta dil bile bilmeyen insanlar asistan olabiliyordu
    Ogretmenlere gelince atanamama diye bir sorun hic yoktu. Direk kadrolu hatta evinin ya da mezun oldugun okulun yani basindaki MEBe bagli bir okulda ise baslayabiliyordun. Hatta ogretmen eksikliginden ziraat muhendislerinin ogretmen olmasi 90larin en meshur olayidir.

    Bilmiyorum hocam benim goruslerim gozlemlerim bunlar siz nedersiniz

    Saygilar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben o dönemde ABD'de (Washington Büyükelçiliğimizde) Ekonomi ve Ticaret Başmüşaviri olarak görevliydim. 1994 krizinden sonra ne oldu da işsizlik düştü ben de hatırlayamıyorum. Aklıma mesela devletin geçici işçileri işe alması gibi bazı olasılıklar geliyor ama emin değilim.

      Sil
  15. 1996*2000 arasinda issizlik niye dip?
    sizin belirttiginiz %8 dogal issizlik oraninin da altinda hatta %6lari bile gormus! Ne oldu da bu donem issizlik dusuk kaldi- Kayip yillar insanlarimiz icin issizligin kaybettirdigi yillar degil herhalde kuskusuz!!!!! Turkiye icin kayip olabilir ama insanlarimiz icin degil en azindan issizlikten gecen gunler atanamayan ogretmen yillari hic degil!

    Bu donemlerin faiz ,enflasyon, reel faiz oranlari ile bir bagintisi var mi issizligin. Mesela reel faiz ne duzeydeydi.??? turkiyede

    Dunya ekonomisi bu surede % kac buyuyordu. Simdilerde %3.5 orani icin gobek atan imf wto wb oecd icin dunya o donem ne kadar buyoryordu!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında bu meseleyi ben de tam çözemedim. 1994 krizi var. Normal olarak işsizliğin artmış olması gerekiyor. Hafızamı yokladım ama bulamadım. Devlet o dönemde istihdamı artırmış, geçici işçileri işe almış olabilir. Ama tam emin değilim.

      Sil
  16. Hocam doğal işsizlik oranı geçici işsizlik ve yapısal işsizlik oranlarının toplamı değil midir?
    Yazı için çok teşekkür ederim. Saygılar..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler.
      Yazının sonuna ekleme yaptım.

      Sil
  17. Hocam doğal issizlik oranina friksiyonelin yaninda yapisal issizlikte eklemek gerekmez mi tesekkurler

    YanıtlaSil
  18. Hocam, TÜİK'e ne kadar güvenebiliriz artık. Siyasi ortam malum. Bir siyasetçinin "Oğlan bizim kız bizim" diyebildiği bir ortamda, bağımsız kuruluş kaldığını düşünmek biraz saflık olur sanki. Asıl sorum, bu gidişle ileride bir noktada Yunanistan'ın düştüğü durumları yaşamamız söz konusu olabilir mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Belki haklısınız ama o zaman her türlü analizi bir kenara bırakmamız gerekiyor. TÜİK enflasyonu hesaplamak için ayda 405 bin fiyat derliyor. Biz bunu yapamayacağımıza göre.
      Umarım Yunanistanın düştüğü istatistik yalanlar sorunu burada çıkmaz.

      Sil
  19. Asgari ücretin yükselmesi sizce işsizlik oranını arttırır mı? 264 bin işci asgari ucrettin yukselmesiyle işsiz kaldı devletin bu yönde de yaptırım yapması gerekmez mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Devlet zaten yaptı. Asgari ücret artışına katkı verdi.

      Sil
  20. Mahfi Bey Merhaba;
    Bence bu ülkede iş beğenmemek var ve had safhadadır.
    1-Gittiğiniz berbere sorun, çırak yada yardımcı eleman bulabiliyormu?(Benim berberim 5 yıldır yardımcısız çalışıyor)

    2-Arabanızı tamire götürdüğünüz tamirciye sorun usta yada kalfa bulabiliyormu ?(Benim tamircim 2 yıl önce usta ve kalfa temin edemediği için tamirhanesini kapattı ve şu an 2 adet okul servis aracı aldı birini kendi kullanıyor karısıda hosteslik yapıyor)

    3-Damacana su aldığınız sucuya sorun eleman bulabiliyormu ?(Benim bir arkadaşım erikli su bayiliğiği yapıyor. Aylık 1600 Tl maaş+ 1500 Tl bahşiş(günlük 50 Tl)+Sgk veriyor. Şoförlüğü olan vasıfsız su taşıyıcınının eline 3.000 TL nin üstünde para geçtiği halde arkadaşım personel sıkıntısı yaşıyor.


    Sucu arkadaşımın yorumu;Allahtan suriyeliler geldide biraz rahtladım bu şekilde gitse işyerimi kapatacaktım.Arkadaşımın 6 personelinden 2 si Türkmenistanlı 1 i Suriyeli.

    Çağlayanda büyük bir cam atölyesine ayna kestirmek için gittiğimde 30 dakika kadar personel ve patronla sohbet etme imkanı buldum. Cam atölyesinde 4 adet Suriyeli ,3 Türkmen(Türkmenistanlı),2 özbek ,2 Moğol ve 5 Türk vatandaşı çalışıyordu.Patronun yorumu personel bulamıyorum mecburen yabancı çalıştırıyorum onlardanda memnun değilim çünkü kısa süreli çalışıyorlar.Yabancı işçilere sorduğumda 750 $ (2250 Tl) ücret aldıklarını patronun kalacak yer temin ettiğini söylediler.

    Çünkü 4+4+4 eğitim sistemiyle çocuklar 18 yaşından önce iş hayatına atılamıyor. Bir kısmı üniversite kazanıp lise seviyesinde dahi eğitim veremeyen anadoludaki üniversitelere gidiyor bir kısmıda 20 yaşına kadar boş gezip 20 yaşında askere gidiyor.Üniversite bitirende askerlikten dönen de iş arayışına girdiğinde ,sabah 9:00 akşam 6:00 hafta sonu tatil olan önünde interneti olan masa başı iş bakıyor.

    Eğer üniversiteleri meslek edinme okulları olarak görüyorsak ihtiyaçtan çok fazla üniversite var dolaysıyla üniversiteli işsiz olması doğal.

    20 yaşından sonrada kimseye meslek öğretemezsiniz heleki gözleri açılmış dünya nimetleri ve gerçeklerini görmüş birine marangozluk.demir doğramacılık ,tesisatçılık,su taşıyıcılığı camcılık gibi meslekleri yapmasını bekleyemezsiniz.Çünkü bu tür meslekler genelde kurumsallaşmamış 3-5 kişinin çalıştığı işletmelerde icra edilir.Çalışma saatleri patronun insafındadır.Evlenmek istese kız istemeye gitse hüsran .

    4+4+4 eğitim sistemiyle ve çocuğum okuyup adam olmalı zihniyetiyle çocuğunu üniversite okutan ebeveynler sayesinde işsiz , iş beğenmeyen (Bence haklılar) ,evlenemeyen bir genç kitle kartopu gibi büyüyor.Bu gençleri hala yaşamda olan anne ve babaları finanse ediyor geçimlerini sağlıyor harçlıklarını veriyor. Bu anne ve babaların hayattan ayrılması neticesinde takke düşecek kel görülecek ve toplumsal bir kriz haline gelecek.

    Bundan 10-15 yıl sonra bu ülkede;

    Berber mühendisten
    Oto tamircisi doktordan
    Marangoz bankacıdan
    çok daha fazla para kazanacak konjonktur tam tersine dönecek.Çünkü altyapıdan karizması olmayan yada angarya gibi görülen mesleklere eleman yetişmiyor.
    Yakın zamanda eleman bulamadığı için kapasite düşüren yada kapanan fabrikalar görürseniz şaşırmayın.Çünkü bu ülkede planlama denen şey ideolojik ve siyasi sebeplerle devlet tarafından yapılamıyor.Doğal olarak her anne baba da çocuğunun doktor ,mühendis,avukat olmasını istiyor ,sokaktaki çöpleri toplamaya kimse talip olmuyor.

    Her zaman az olan değerlidir.

    Son olarak bende ailesiyle yaşayan bir genç olsam 1500 Tl gibi bir ücret teklif edilse ve ücretin tecrübeyle artma imkanı olmasa bende iş beğenmem

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız. Aile kültürü, Türkiye'de temel sorunlardan biri. Türkiye'de iyi iş yapan teknik adam ve sanatkar bulmak çok zor. Daha da zor olan, bu teknik adam ve sanakarların niteliğini takdir eden patron bulmaktır. Bu neden ile, herkes beyaz yakalı olarak çalışmaya çalışıyor. Ama sorun şu ki, Türkiye'de beyaz yakalı olarak çalıştığınız pek çok ortamda, kurumsal olarak etiketli pek çok kurumun aslında kurumsal olmamasıdır.

      Sil
  21. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  22. Her zaman idolsunuz

    YanıtlaSil
  23. Sn. Eğilmez, Türkiye'nin ekonomik konumu artan orandaki işsizliği engelleyemeyecek durumda. Benim tezim şu şekilde:

    1. Türkiye Ekonomisinde yüksek işsizlik, ve daha da yüksek genç işsizlik oranı bulunuyorken, inşaat gibi büyük ölçüde iç pazara satış yapan sektörler yerine, Türkiye'nin hali hazırda başarılı olduğu ihracat sektörlerinin işsizleri işgücüne katmasını beklemek gerekir.
    2. Türkiye’nin kısa vadede başarılı olduğu ihracat sektörlerinde, maliyet tarafında avantaj elde edebilmesi için daha yüksek kur sepeti ve işverene yönelik daha az TL işçilik (ve USD bazında) maliyeti oluşturmak gerekir.
    3. İhracat yapan sektörlerde, aynı KDV iadesi gibi, bir sistem ile işçinin ve teknisyenlerin (ama beyaz yakalının değil) bir bölüm işçilik maliyetinin, kamu tarafından karşılanarak, ihracat yapan işletme ve sektörlerin daha da maliyet avantajına sahip olmaları sağlanabilir.
    4. Turquality desteklerine benzer desteklerin, mutlaka işçi sayısına bağlı olarak arttırılan ve satılan sanayi kapasitelerine bağlı olması gerekir.
    5. Bu modelde, marjinal makine ve teknolojik yatırım yapılarak, (ki bu yatırımlar döviz çıkışı yaratan yatırımlardır.), işçilik kapasitesi ve maliyet düşümüne bağlı bir ihracat artışı kısa vadede sağlanabilir.
    6. Bu modelin zayıf tarafı ise, işçilik maliyetlerine verilen kamu desteği nedeni ile kamu borcunun artacak olmasıdır. Hali hazırda, düşük bir kamu borcu ile, bu risk kısa vadede göze alınabilir.
    7. Bu kısa vadeli yaklaşım orta vade de Türkiye’nin teknolojiye dayalı ve daha yüksek rekabet edebilen bazı sektörleri ve nitelikli işgücünü yaratmak için bir ara çözümdür. Bu kısa vadeli yaklaşımı devam ettirmek, ülkeyi daha derin açmazlara sokabilir. Bu model kısa vadede ülkedeki cari açığı ve işsizlik sorununu iyileştirmesine rağmen, uzun vadede ülkeyi ve sektörleri katma değeri düşük ve rekabetçi olmayan bir yapıya mahkum edebilir. Daha kötüsü, politik olarak tercih edilebilir bir iş adamı grubuna, kalıcı bir şekilde servet aktarımına yol açabilir. Kamu borçlarının artışı ve faiz giderlerinin doğrusal olmayan artışı da başka bir temel sorun olarak ortaya çıkabilir.
    8. Orta ve uzun vadede ekonominin temel sorunlarını ve aslında ülkenin temel sorunlarını çözebilmek için, demokrasi, kamunun gerçek uzmanlara teslimi, yargının şeffaf ve bağımsız olması, yasamanın, yürütmeden ayrışması, milletvekillerinin siyasi parti disiplini denilen boyunduruktan uzaklaşıp, bireysel politika yapabilmesi, bilimsel ve rekabetçi olarak yönetilen üniversiteler, patron merkezli değil ama sözde değil gerçek anlamda bilimsel olarak yönetilen özel sektör kurumları, nitelikli ve teknik mavi yaka eğiten kurumlar, masa başı iş yapan beyaz yakalı çalışan ve yöneticiler yerine, çözüm üreten beyaz yakalı çalışan ve yöneticileri yaratmak zorundayız.

    Bir mühendis olarak, tezim bu. Bu tezi nasıl eleştirirsiniz? Saygılar ile,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eğer kabulümüz emek yoğun işlere yoğunlaşıp istihdamı artırmaksa bu teziniz tümüyle doğru. Ve bana sorarsanız kısa - orta vade için bu tez dışında bir çıkış yolu da görünmüyor. Orta - uzun vadeye gelince iş biraz değişiyor. Sanırım eğitim sistemini kökten değiştirerek buluş yapacak insanlar yetiştirmeye yönelik bir eğitime geçemezsek biz ihracatımızı da pek artıramayız. Hiç bir gelişmiş ülke yok ki bir buluş bir teknolojik gelişme yakalamamış olsun. Bu çerçevede kısa - orta vadede sizin önerinizle yola devam edip bir yandan da eğitimden yargıya, demokrasiden insan haklarına ve düşünce özgürlüğüne dayanan bir dizi yapısal reformu hayata geçirmemiz gerekiyor. Teknolojiyle özgür düşüncenin ilk bakışta ilgisi yok gibi görünse de çocuk yaşından beri düşünceleri kısıtlanmış insanların buluş yapma olanağı pek olmuyor.

      Sil
    2. Merhaba Hocam,
      Eğitim tabi ki çok önemli. Eğitime yatırım yapmalıyız bunun yanında geliştirilecek ürünlere bu sert rekabet ortamında pazar payı oluşturmak çok zor. O yüzden özellikle ilk başlangıç ürünlerde pazar payı oluşturmak, ürünün olgunlaşmasını sağlamak, referans olmak için ülkemizde satın alma olması lazım. Yani nasıl savunma sanayiinde iç üreticilerden alım yapmak teşvik ediliyor geliştirmek istediğimiz teknolojilerde (yazılım, elektronik, ilaç saniyi otomotiv, enerji vb), kamu alımları yurtiçi üreticilere yönlendirilmeli. Mesela kamu personeli yurtiçinde üretilen otomobile binmeli, yerli yazılım kullanmalı, muadili varsa yerli ilaç yazılmalı vs. O zaman yerli üretim gelişir yurtdışına satılabilir hale gelir.Aslında bu konu ile ilgili yazı yazabilirseniz çok iyi olur.

      Tabi sizin dediğiniz eğitim, hukuk, demokrasi gibi kavramlar çok önemli.

      Saygılar,

      Sil
  24. Hocam teknolojik gelişme;
    emekten tasarruf ettirir> zamandan tasarruf ettirir> üretimi arttırır> büyümeyi hızlandırır
    ama
    işgücü gereksimini azaltır > işsizliği arttırır.

    Eskiden tarla ürünlerinde bu işin çapa yapılması, gübrelemesi sulanması toplanması paketlenmesi hep el emeği gerektirken şimdi tamamını makine ve araçlarla yapabiliyoruz.
    Üretim arttı, hızlandı ama tarım içindeki kesim işsiz kaldı.

    Artık kimse babadan kalma tarlayı toprağı işlemiyor. Üretilen ürünler Aracıların elinde ucuza kapatılıyor. Kimse evladım biz üretiyoruz sende sat demiyor. Git oku öğretmen ol diyor.

    Hal böyle olunca sadece teknolojik gelişme işsiz bırakmıyor. Toprağa ihanet asıl işsiz bırakıyor..! Yanlış mıyım?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhabalar,
      Bazı katılmadığım yorumlar var. Gelişen teknoloji ile tarımda işgücüne ihtiyaç azalması kötü birşey değil iyi birşey. Böylece daha az kişi ile tarımsal üretim yaparken daha fazla kişiyi bilim/teknoloji ve sanata yönlendirebiliriz. Bu dönüşüm imrendiğimiz batılı ülkelerde daha önceden olmuş her zaman da olacak.
      Buluş yapılsın demekle buluş olmuyor. Çok karmaşık sistemler geliştirmek lazım. Onun için de daha çok kişinin uğraşması lazım. (arşimet'in hamamda kaldırma kuvvetini bulması ya da newton un başına elma düşüp yer çekimini bulması gibi durumların çok ötesindeyiz. ülkemizden birilerinin böyle tek başına çığır açacak icat yapıp bizi ilerletmesini bekliyorsak çok bekleriz. Çok kişi uğraşır arada ferdi başarılar da gelir. Ancak sorun çok kişinin sistematik çalışması ile çözülebilecek bir sorun. ABDye kendi 300 küsür milyon insanı yetmiyor dışardan da adam trasfer ediyor.)
      Tarla işlenmiyorsa ekonomik açıdan verimli değildir diye düşünüyorum. Ya da doğru ürün üretilmiyordur. Onun için de çocuğun okuması ve kar edilecek yeni ürünler, yeni satış/pazarlama yolları geliştirmesi lazım. O yapamazsa da bu konuda yetenekli olan biri yapacaktır. O yüzden topraktan kopmak ilk başta kötü gibi gelebilir. fakat kişinin kensine uygun gördüğü işi yapması daha doğrudur. Zaten kar edilecek bir durum oluşunca gelip dağlarda bile tarım yapılıyor.
      Köyümüzden kopmanın üzüntülerini içimize atıp, dünyadaki dönüşümü görüp yön vermek lazım.
      Saygılar

      Sil
  25. Hocam benim merak ettigim konu avrupada veya gelişmiş ülkelerdeki işsizlik hesaplamaları ile bizdeki hesaplamalar aynı mı yani insanlarda işsizliğin açıklanan rakamlardan daha yüksek olduğu yönünde güçlü bir kanı var ayrıca bizdeki ve diğer ülkelerdeki iş gücüne katılım oranlarında fark ne kadar bizde de gelişmiş ülkelerdeki gibi iş gücüne katılım oranları aynı olsa ulkemizde de işsizlik oranları ne düzeyde olur bide hocam bu insaat sektöründe özellikle bazı illerde (Adana,Antep,Ankara) inşaat sektöründe arz fazlası oluşmaya başladı gibi böyle bir tehlike sizce varmı hocam sizi cok yakından takip ediyorum ve yorumlarinizi cok begeniyorum saygılar (ayrica hocam ekonomiye sadece ilgi duyan biriyim çok bilgisi olan biri degilim)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bizdeki işsizlik hesaplamaları ILO (Uluslararası Emek Örgütü) nün standartlarına göre hesaplanıyor. Dolayısıyla hesaplama tekniğinde bir sorun yok.

      Sil
    2. Hocam özür dilerim mesela bizdeki ev hanımları bu hesaplamada işsiz olarak gözüküyor mu?

      Sil
    3. Hayır çünkü onlar, son bir ay içinde iş aramak için başvurmamışsa, yukarıdaki tabloda işgücüne dahil olmayanlar arasında sayılıyor.

      Sil
  26. Saygıdeğer hocam keşke bu yazınızı dün yayınlamış olsydınız şuan aöf sınavıdan çıktım ve işsizlikle ilgili bu konudan bir soru çıktı maalesef yazınızı okuyunca yanlış yanıtladığımı anldım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Üzüldüm aslında epeydir aklımdaydı da işsizlik oranı açıklansın onu da ekleyip yazayım diye beklemiştim.

      Sil
    2. Aynı soruyu bende yalnış yanıtladım

      Sil
  27. Hocam, TUİK issizlik oranini anket calismalari ile tespit ettigini soylemisti okuldaki bir hoca. Dogru mu bu?

    YanıtlaSil
  28. Hocam normal şartlar altında tl değer kaybederse enflasyon düşer mi? Doların artışını dikkate almazsak.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Normal koşullarda TL değer kaybederse enflasyon artar. Çünkü ithalat pahalı hale gelir. O ithal malları kullanarak yaptığımız mallar da pahalı hale gelir.

      Sil
    2. Peki hocam ithalat olmasa kapalı bir ekonomide tl'nin değer kaybı enflasyona nasıl etki eder?

      Sil
    3. Merhaba Hocam,
      Affınıza sığınarak deneme yapıyorum.
      Değer kaybı faiz düşüşü nedeniyle oluyorsa faiz düşünce yatırım/tüketim maliyeti düşeceğinden talep artacak ilk başta arz aynı hızda artamayacağından kısa vadede enflasyon yükselecek.
      Para basma nedeniyle değeri düşüyorsa para piyasaya sürülecek. Parası olanlar yatırım/tüketim yapacak bu talebi artıracak ve enflasyon artacaktır.
      Psikolojik nedenlerle paranın değeri düşüyorsa psikolojik nedenlerle ürünleirn fiyatı artacaktır.
      İthalat yok sadece ihracat var ise para değer kaybederse ihracatçıdaki dövizin değeri artacak ihracatçı yatırım yapacak talep artacağından enflasyon artacak. ayrıca ihraç edilen malların döviz cinseinden fiyatı düşüeceğinden daha çok ihracat nedeniyle talep artacak ve enflasyon aratacaktır.
      Bunun dışında zaten paranın değeri düşüyorsa mal ve hizmetlerden en azından bazılarının değeri o paraya göre değer kazanıyor olması gerekir. Bu da enflasyonun artmasına yol açar.
      Yanlış yorumlar olabilir. Bana güvenip sınavda falan cevaplamayın.

      Sil
  29. Hocam çok teşekkürler.Hocam kayıt dışı istihdam ne şekilde belirleniyor?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler.
      Kayıt dışı istihdam da anketlerle belirleniyor. TÜİK istihdamı belirlerken çalışanların bir sosyal güvenlik kurumuna bağlı olarak çalışıp çalışmadığını soruyor. Buna göre sosyal güvenliğe tabi olmaksızın çalışanları kayıt dışı istihdam olarak belirliyor.

      Sil
  30. Hocam bankaların mb'ye yatırdığı zorunlu karşılık ne oluyor? Mb ne zaman ne şekilde bunu geri veriyor?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu yazımın ilk paragrafı sorunuzun yanıtını veriyor:
      http://www.mahfiegilmez.com/2012/11/karslklar-politikas-ve-rezerv-opsiyon.html

      Sil
  31. Bir vatandaşımız sormuş (şaka değil)

    "Sosyal medyada gezerken karşılaştığımız dini yazı ve resimleri 'like'lamazsak günaha girer miyiz?"

    [ https://pbs.twimg.com/media/CgAD4muW4AA2B0b.jpg:large ]

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 5 yaşından itibaren bu dünya yalan asıl olan öbür dünya diye çocukları yetiştirirsek varacağımız yer burasıdır.

      Sil
  32. Görünür işsizliğin %11.1 olabilir ama %20'leri geçen işsizliğe sahibiz. Türkiye'nin ucuz işgücü deposu olmasına karşıyız. Ama atılan adımlarda nedense bu duruma destek oluyor ne yazık ki. Yapısal olarak problemleri tespit edip, gerekli ve gerçekçi planlar yapmalıyız ve bunları uygulamalıyız. Asya kaplanları olarak adlandırılan ülkelerden ders çıkarmalıyız.

    Ekonomide ki imalat sanayinin payı 2003'teki payı %17.6 iken 2015'te %15.6'ya gerilemiş. Ekonomimizin "yıldızı" inşaat sektörünün payı 2014'te %4 iken 2015'te %4.4'e yükselmiş. Gayrimenkul faaliyetleri de 2014'te %8.5'ten 2015'te %9.7'ye çıkarmış. İstihdamsız büyüyoruz, küresel kriz sonrası 300milyar$ cari açık birikimli olarak artmasına rağmen reel yatırımlar sadece 2015 yılında 2.çeyrekte reel sabit yatırım olarak artıyor. ( Seçim de olmasa!) Cumhuriyet döneminin ortalamasına ancak denk gelen büyüme ve dolar bazında fakirleşmeyi de göz önüne aldığımız da umutlu olunmuyor. Bu faaliyetlerin yaratacağı istihdam nedir ki? Ekonomiye ne kadar katkı sağlayabilir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben ister istemez TÜİK verilerini kullanıyorum. Aksi takdirde aynı anketleri yaparak verileri elde etmem gerekir. TÜİK'in verileri de ILO standartları esas alınarak yapılan derlemelerle çıkıyor. Ama bu verileri işlerken doğru yapıyorlar mı yapmıyorlar mı onu denetleme durumunda değiliz.
      Yapısal adımlar konusunda tamamen katılıyorum size. Ama biz yapısal reform lafını etsek de uygulamaya geçemiyoruz. Bugün yapısal reform diye açıklanıp uygulanan hiçbir şey yapısal reform kategorisi,ne girecek şeyler değil. 2001 krizi sonrasında bankacılıkta ve kamu maliyesinde yapılanlar yapısal reformdu. O tarihten bu yana yapısal reform yok. Dolayısıyla işsizliği de gerçek anlamda düşürecek bir gelişme yok. Şimdi 15 bin polis kadrosu verilecekmiş. İşsizliği bu yolla düşürmek yapısal reform değil.

      Sil
  33. Hocam ben daha farklı bir şey soracağım. Bir hocamız derdi ki ülkeler kuruldukları zaman ilerde ne olacağı az çok bellidir. Bu tezden yola çıkarak İngiltere, Almanya, İtalya, Fransa , Japonya ve Abd kuruldukları zaman çok güçlü devletlerdi ve hala öyleler en gelişmiş ülkeler şuan itibarıyla. Alt kategoriden gelip üst kategoriye geçen ülke sayısı Güney Kore dışında pek yok sanırım. Şimdi kendimize bakınca biz bir Güney Kore olabilir miyiz sizce?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Size Angus Maddison web sitesine girip Milattan bu yana ülkelerin GSYHlarını incelemenizi öneririm. Oradan göreceksiniz ki MS 1000 dolaylarında bu saydığınız ülkeler değil Çin, Hindistan vb önde gidiyor. Bu ülkelerin asıl çıkışı sanayi devrimiyle oldu. 1600'lerde Osmanlı İmparatorluğu bunların önündeydi. Ama onlar rönesans, reform ve aydınlanmayla bilim yoluna geçince Osmanlı geri kalmaya başladı. Aslında Osmanlı gerilemedi, bunlar ilerledi.19. yy da bunlar sanayi devrimine girdiğinde Osmanlı bilim dışı işlerle uğraşıyordu.
      Yani diyeceğim o ki bu ülkeler kuruluşlarında bu durumda değildi. Ne zaman ki bilime döndüler o zaman arayı açıp gittiler.
      Bizim Kore gibi olmamız aydınlanmaya geçmekle olur. Bilimi ön plana çıkarır eğitimi analitik, sorgulayıcı, bilimsel bir temele oturtur da işe oradan başlarsak o zaman biz de gelişmiş ülke olabiliriz. Tabii bunlara ek olarak o bilimsel ortamı sağlayacak olan demokrasi, insan hakları, ifade özgürlüğü, yargı bağımsızlığı gibi temel taşlarını da yeniden ve doğru biçimde oturtmamız lazım.
      Bugün mevcut duruma bakınca bunların yapılabileceğine dair umut taşımak çok iyimserlik olur.

      Sil
  34. Yalnız bu yazı yavan olmuş.

    Türkiye özelinde işsizliği yükselten faktörler ve işsizlerin yaşadıkları sosyopsikolojik olarak izah edilmediğinden eksik bir yazı olmuş.

    Sadece tanımlarla yetinilmiş.

    Bu izahı kendim yapabilecek kapasitede olsam buraya yazardım ama ne yalan söyleyeyim, hocanın konu hakkında sosyopsikolojik saptamalarını öğrenmeyi ne çok isterdim. Keşke ayrı bir yazı dizisi hazırlasa?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu yazının amacı başlığından da anlaşılabileceği gibi Türkiye'nin mevcut durumunu ve işsizliğin ne olduğunu nasıl tanımlandığını ortaya koymaktı. Yani bu bir analiz yazısı değil bir durum tespiti yazısı. Ama dediğiniz gibi bir yazı üzerinde çalışıyorum. Onu da ayrıca yazacağım.

      Sil
  35. Hocam emeginize saglik, gercekten yazilariniz cok bilgilendirici. Sizden ricam, bu tarz makalelerinizi iceren bir kitap cikarmaniz. Boyle bir kitabiniz yok diye biliyorum, varsa da cahilligime verin. Saygilar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim.
      Kendime Yazılar kitabım burada yayınlanan makalelerden ve yayınlanmamış yazılarımdan oluşan bir deneme kitabı.
      http://www.remzi.com.tr/kitap/kendime-yazilar

      Sil
    2. Cok tesekkurler.

      Sil
  36. Hocam ekonomide üretkenlik ve verimlilik arasındaki fark nedir? Bir de İngilizce'de productivity hangisi için kullanılıyor?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İki farklı kavram gibi görünse de aslında aynı şeyi (İngilizcesi productivity olan kavramı) ifade ediyor.
      Verimlilik (üretkenlik) = Çıktı / Girdi
      Bir örnek verelim. Bir işyerinde on işçinin bir günlük çalışmayla 100 tane pantolon ürettiğini düşünelim. Burada verimlilik oranı 100 / 10 = 10'dur. Bu bize işçi başına kaç ürün elde edildiğini gösterir. Diyelim ki işçileri bir eğitimden geçirerek zamanı daha etkin kullanmaları sağlansa ve günlük üretim 110'a çıksa o zaman verimlilik 11'e yükselir. Buna da verimlilik (ya da üretkenlik) artılı denir.

      Sil
  37. Hocam merhabalar.Bir önceki yazınızın cevap kısmında kredi mevduat oranı %116 demişsiniz.
    16'lık kısım şu an borçlanılarak mı elde ediliyor yoksa kaydi para yaratılarak mı?Yoksa özkaynaklar mı kullanılıyor?
    Teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne yazık ki bunun dökümünü bilmiyoruz. Yani aşağı yukarı 1,2 trilyon TL olan toplam mevduatın ne kadarının ilk mevduat ne kadarının alınan kredinin bankaya yatırılmasıyla oluşan mevduat olduğunu bilmiyoruz. Böyle bir döküm yok (bildiğim kadarıyla.)

      Sil
    2. Hocam merhaba. Bildiğim kadarıyla %116'lık oran müşterilerden toplanan mevduatın krediye dönüşme oranı. Onun haricinde yurtdışından alınan borçların kredi olarak kullandırılması bu orana dahil değil. İyi günler dilerim.

      Sil
    3. Bu oran toplam mevduat ve fonun krediye dönüştürülme oranı.

      Sil
  38. Hocam AB bize 2018 kadar kademeli olarak 6mulyar Euro verecek. Bence Turkiyenin 6milyar euroya ihtiyacı yok. ABnin bize yardımcı olması olması gereken asıl konu issizlik. Çünkü ülkemizdeki Suriyelilerde doğum oranı yüksek olunca ileride bunların istihdama katılmasıyla işsizlik daha yükselecek. 2008 kirizi zamanında Almanyanın işsizlik oranı %10 civarında iken bugün yüzde %4 civarında asıl bu işsizlik oranını nasıl dusurdugunu Almanyanın bize öğretmesi lazım. Bu konuda bana katılır mısınız yoksa daha değişik bir düşünceyi mi benimsersiniz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Size yüzde 100 katılırım ama bizim AB'den istediğimiz paraydı yanlış hatırlamıyorsam. Adamlar da bunu büyük mutlulukla kabul edip sorunu 6 milyar Euroya üstümüze yıkıp çekildiler. Daha doğrusu onlar yıkmadı biz para karşılığında ve ne işe yarayacağını bilmediğim vizeleri kaldırma karşılığında (ki onun da yerine getirilmesi 72 şarta bağlı) bu çözüme razı olduk. Son derecede yanlış bir yaklaşım yaptığımız kanısındayım.

      Sil
  39. Eksik olmayin ancak Ekonoimide sizin yazilarinizi Suleyman Yasar hocaninda konusmalariniz seviyorum.

    YanıtlaSil
  40. Bölüşüm ve büyüme ikilem içinde midir?

    Sermaye bölüşümünün geniş kitlelere yayılması (merkezden çevreye) büyümede hız kesen fakat refah artışı üzerine olumlu bir olgu mudur?

    Sermayenin kısıtlı bir çevrede (merkezde) toplanması büyüme için hızlandırıcı mıdır? Sermayenin merkezde (kısıtlı bir çevrede) toplanması refah konusunda olumsuz etki yaratır mı?

    Hangi koşulda sermaye bölüşümü, büyüme ve rafah uyum içinde artar ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu konuda araştırmaya dayanmayan bir şeyler yazmak sanırım doğru olmaz. Bu tür bir karşılaştırma ülkeler için, sektörler için yapıldıktan sonra sonuca varılabilir.

      Sil
  41. Hocam , Kayıt dısı calısanlar ve tarımda calısanlar 26 milyonun ıcındemıdır ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet.
      Burada kayıt dışından kastedilen kayıtlı olmayan işçiler değil, çalıştığı halde sosyal güvenlik sistemine dahil olmayanlar.

      Sil
  42. su onermeye katilir misiniz? Ben bu onermeye katilan bir insanim.

    Insanlar aralarinda rekabetten dolayi surekli savas ve yarisma halindedirler. Bundan dolayi olum doseginde olan birine bile kan vermezler. Cunku O kisiye yardimci oluruz kan veriri yasamasini saglariz canlanir bizim ekmagimizi paylasir asimizi isimizi hatta askimiza rakip olur. Bu nedenle insanlara kan yardiminda dahi bulunmazlar.

    Ben bu onermeye inanan bir insan olarak reakbet sartlarindan dolayi herkesi dusman olarak goruyorum. Yani ihtiyacimiz olsa insanlar kan bile vermez. Insanlik yardimi denilen sey yoktur dunyada. Herkes birbirni yok etmek icin kurgulanmistir. Hele spesifik gruplar karsi karsiya geldiginde bu mekanizma tam anlamiyla cikmaz halindedir. Mesela feminist bir kadin doktor erkek hastasinin iyislmesini istemez hatta daha kotuye gitmesini ister. Mesela bir akpli bir solcunun olmesine sevinir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben bu önermeye katılmam. Rekabet ayrı bir şeydir, bir insanın sevmediği bir insanın ölmesini istemesi ayrı bir şeydir. İkinci grup bana normal gelmez. Ama ne yazık ki Türkiye'de son yıllarda durum böyle oldu. İnsanlar kendisi gibi düşünmeyenlerin ölmesini istiyor. Çok vahim bir durum.

      Sil
    2. (1/3)

      Sayın 12:55,

      (Şahsınızı tenzih ederek yazılmıştır. Eleştiriler şahsınıza yönelik değildir.)

      Bahsettikleriniz, içinde çok keskin ifadeler barındırması sebebiyle; ilk okuyuşta ilgi çekici ve doğruluk payı yüksek bir görüntü veriyor olabilir. Ama bu sözlerin derinine inip, insanlar arasındaki somut ilişkilere detaylıca baktığımızda; o keskin ifadelerin pek de yaygın olmadığı görülür.

      Mesele; "insan"a nasıl baktığımız ile başlıyor:

      "İnsan"ı doğuştan ("doğal" & "natürel") olarak kötücül mü kabul edip, tahlillerimizi yapacağız?

      Yoksa;

      "İnsan"ı doğuştan ("doğal" & "natürel") olarak iyicil mi kabul edip, tahlillerimizi yapacağız?

      Tabii ki, sarkacı "sadece siyah" ve "sadece beyaz" olarak belirleyip; sadece bir tarafa yoğunlaşmak mümkün değil. Tarih boyunca (ve günümüzde) yapılan bütün "sosyolojik (ve iktisadi)" tahlillere baktığınızda "'gri' tonun daha çok 'beyaz (iyicil)' tarafa mı çekilmesi daha rasyonel, yoksa 'siyah (kötücül)' tarafa mı çekilmesi daha rasyonel?" sorusuna çeşit çeşit yanıtlar verildiğini görürsünüz.

      Toplumların coğrafi konumlarının, tarihi geleneklerinin özgünlüğünü bir dakikalığına dışarıda tutabilirseniz, "Niccolò Machiavelli & Thomas Hobbes" ve "Jean-Jacques Rousseau"nun ifadelerinin; genel kabul görmüş "sarkaç tarafları" olduğu söylenebilir.

      Yüzyıllardır devam eden "kapitalist sistem"in 19. yüzyıl sonu 20. yüzyılın ilk çeyreğinde hızlanarak günümüze değin "rekabeti ölümcül düzeyde körükleyici" zeminde yol alıyor olduğunu bugün daha net gözlemleyebiliyoruz.

      (Şu yazıyı okumanızı öneriyoruz "Ne Pahasına?": http://www.mahfiegilmez.com/2014/12/ne-pahasna.html )

      === Bir "Kızılderili" Öyküsü ===

      Bir gün New York'ta bir grup iş arkadaşı yemek molası için dışarı çıkıp caddede yürümeye başlar.

      İçlerinden birisi Kızılderilidir.

      Yürürken; Kızılderili bir cırcır böceği sesi duyduğunu söyler. Diğerleri gülerek; bu kadar gürültü arasında cırcır böceği sesinin duyulamayacağını iddia eder.

      Kızılderili; cırcır böceği sesinin geldiğini söylediği yöne doğru gider. Arkadaşlarından biri, onun nereye gittiğini gözlemek için takip eder.

      Gerçekten de o kadar yüksek binanın arasındaki küçücük bir yeşillikte cırcır böceğini bulurlar!

      Arkadaşı; "Sende insanüstü güçler var! O kadar gürültü arasında bu böceğin sesini duyman bir mucize!" der.

      Kızılderili ise; "Bu sesi duymak için insanüstü güçlere sahip olmak gerekmez!" cevabını vererek, arkadaşına kendisini izlemesini işaret eder:

      Kızılderili; yayaların yürüdüğü kaldırımın ortasında durur ve cebinden çıkardığı madeni parayı yere atar. İnsanlar madeni paranın düşme sesini duyunca sesin geldiği yöne bakarak ceplerini yoklamaya, paranın kendilerinden düşüp düşmediğini kontrol etmeye başlar!

      Kızılderili, arkadaşına dönerek:
      "Önemli olan nelere değer verdiğindir! Her şeyi ona gore duyar ve hissedersin!" der.

      Sil
    3. (2/3)

      (Somut örnek olduğu için mülteciler ile ilgili verelim.)

      Paylaşımcılık daima olacaktır, bu konuda emin olabilirsiniz. "Yapılan & yapılacak" hatalardan sonra paylaşımcılığın ne kadar kıymetli olduğu daha net anlaşılacaktır. Bu okuduklarınız beylik bir laf gibi gözüküyor olabilir, açalım:

      Eğer bir insanın annesinin, babasının, kardeşinin, eşinin, çocuğunun, arkadaşının, akrabasının kana ihtiyacı olursa; bu kişi, doğal yapısı gereği "iyicil" olduğundan, kendisine en uzak gördüğü kişilerden bile kan ("yardım") ister hâle gelebilir. Çünkü hayatında en değer verdiği kimseler belki de ölüm döşeğinde, bu sebeple, o insan, rasyonelliğini; yakınlarını hayatta tutmak amacıyla, kendisine en uzak gördükleriyle bile kooperasyon yaparak kullanacaktır.

      Suriyeli mültecilere; özellikle Avrupa'daki insanların hepsi olmasa bile çoğunun "hakir gözle" baktığı ne yazık ki doğru bir tespit, ama "meşru" değil.

      Avrupa'daki insanların çoğu, ülkelerine gelen mültecilerin "daha azla yetinmeye hazır olduklarını" gözlemlediklerinden; bu mültecilerin, o insanların gündelik hayatlarını kökünden değiştireceği yönünde endişe yaşıyorlar. Avrupa'daki insanların çoğu (belki siyasetle hiç ilgilenmiyor olsalar bile) sırf mültecilerin gelmesiyle oluşan istihdam zaptı, kültürel & örfi yayılmacılık, melezleşme kaygıları nedeniyle; "milliyetçi, içe kapanmacı, sınırları koruyucu" söylemleri haykıran siyasi partilere yönelim gösterebiliyorlar. Bunun en net örneğini; ABD'de, Donald Trump'ın en şarlatanca söylemlerine, ABD vatandaşlarının destek veriyor oluşunu verebiliriz.

      İşte tam da bu noktada, yukarıda yazdığımız ["yapılan & yapılacak" hatalardan sonra...] kısmımızın gerçekliği ortaya çıkıyor.

      2 Eylül 2015'te "Aylan Kurdi"nin bedeni; dünya genelinde infial yaratmıştı. Empati göstermeye niyetli olmayanlar bile, en keskinler bile yumuşama eğilimi içine girmişlerdi.

      Hemen ardından; 10 Ekim 2015 Ankara patlaması, 13 Kasım 2016 Paris katliamları, 22 Mart 2016 Brüksel patlaması geldi.

      Küçük bir bebeğin cansız bedeninin yaratmakta olduğu "nispi empati yükselmesi"; peşpeşe gelen bu patlamalar nedeniyle erozyona uğradı. Avrupa'daki insanların çoğu bugün şu soruyu soruyor; "ya benim bebeğim de bu patlamalardan birinde ölseydi; Aylan Kurdi'den ne farkımız kalırdı?"

      ["Yapılan & yapılacak" hatalardan sonra...] işte burada başlıyor:
      Hem "Batı" ülkeleri, hem "Türkiye", hem Ortadoğu coğrayfasında emelleri olan ülkelerin ekseriyeti "hata" yaptıklarının farkında değil. Farkında ama işlerine gelmiyor. Sarkaç "kötücüllüğe" doğru kasıtlı olarak kaydırılırken, sıradan insanları da kendi taraflarına çekmek için her yolu deniyorlar.

      "Batı"daki milliyetçi söylemlerle, Avrupa'daki insanlar "içe kapanmacı" yapılmak istenirken;

      "IŞİD" gibi örgütler katliamlar gerçekleştirmekle, "batı"da İslamofobinin körüklenmesine doğrudan destek vererek; İslam'ın yaygın olduğu ülkelere "bakın 'batı'nın sizleri umursadığı falan yok, gelin eskisi gibi ümmet olalım, birlik olalım, güçlü olalım." algısını yaymaya çalışıyor.

      Sil
    4. (3/3)

      Unutmayınız:

      "Devletler" ve "örgütler" nicel olarak azdır; "insanlar" nicel olarak çoktur.

      "Devletler" ve "örgütler" nicel olarak az olmasına rağmen, "yaratabildikleri algılar" nedeniyle; nicel olarak çok "insanları" yönlendirme kuvvetine sahip olabilirler.

      Bütün bu akım içinde "hatalar" işlenir. Yakın zamanda da bu hatalar (yine) işlenecektir. ABD'de Trump başkan olmasa bile, Avrupa ülkelerinde milliyetçi söylemleri yükselten partiler iktidar çoğunluğunu sağlamasa bile; yarattıkları algılarla, nicel olarak çok "insanları" yönlendirmeye devam edecekler.

      "IŞİD"i kökten temizlemek ve bölgede konsolidasyonu sağlamak amaçlı, "Suriye" merkezde olmak üzere; bölgesel çaplı bir savaş, "barış getirmek için savaş", "Avrupa'daki patlamaları önleyebilmek için savaş" planları yapılmakta.

      Bu "barış getirmek için savaş"a, "Avrupa'daki patlamaları önleyebilmek için savaş"a meşruiyet kazandırmak için; nicel olarak çok "insanlar"ın da desteğini almayı başaracaklar.

      Bu savaşın başlaması ile beraber; Avrupa'ya mülteci akını daha da hızlanacak.

      Nicel olarak çok "insanlar" kandırıldıklarının, "barış getirmek için savaş"a onay vermekle "hata yaptıklarının" farkına (yine) varacaklar.

      Ve savaşın "nihai" olarak bitirilmesi, Ortadoğu coğrayfasında emelleri olan ülkelerin emellerinden vazgeçmesi, mültecilerin anayurtlarında kalıp özgürce, korkmadan yaşaması için; nicel olarak çok "insanlar" kitlesel şekilde sokaklara dökülüp, protestolara başlayıp, halihazırda ülkelerinde olan mültecilerle entegrasyonu da hızlandırarak (önceden bu mültecilerden endişe ediyorlardı, yukarıda yazmıştık. Artık dananın kuyruğu büsbütün koptuğundan, mültecileri bağırlarına basmanın en rasyonel karar olduğu sonucuna varacaklar. "Milliyetçiliği körüklemenin" ne kadar saçma olduğu daha net anlaşılacak), samimiyetle, canla başla mücadele etmeye başlayacaklar.

      Dediğimiz gibi, ilk önce (ne yazık ki) kanlı da olsa, yukarıda bahsettiğimiz "hata" bir kez daha yapılmadan; bütün bunlar gerçekleşmeyecek!

      Jean-Jacques Rousseau'nun 1754'ten gelen uyarısı ile bitirelim:

      The first man, who, after enclosing a piece of ground, took it into his head to say, “This is mine,” and found people naive enough to believe him, that man was the true founder of civil society. How many crimes, how many wars, how many murders, how many misfortunes and horrors, would that man have saved the human species, who pulling up the stakes or filling up the ditches should have cried to his fellows: Be sure not to listen to this imposter; you are lost, if you once forget that the fruits of the earth belong to us all, and the earth itself to nobody!

      "Discourse on the Origin and Basis of Inequality Among Men"

      Sil
  43. hocam, piyasa mb indan 50 baz puanlik faiz indirimi bekliyor ama 100 baz puana kadar da cok patirti olmayacak gibi.siz ne kadar indirim tahmin ediyorsunuz , bu indirim mevduat faizlerine ne zaman yansir.goruslerinizi paylasirsaniz cok sevinirim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben bu konuda tahmin yapmıyorum, çünkü MB'nin ne düşündüğünü hangi saiklere göre hareket ettiğini bilemem ama bir iktisatçı olarak enflasyonun gerilediği, kurun durağanlaştığı ve Fed'in de faiz artırımını ileri attığı bir ortamda MB'nin 0,50 - 0,75 puan indirim yapmasını normal buluyorum. Bu indirim mevduat faizlerine derhal, kredi faizlerine biraz daha ileride yansır.

      Sil
  44. Hocam Merhaba,
    Hazır konumuz işsizlik iken, 3 yıla yakın bankacılık tecrübem var bunun yarısı İç kontrol birimi diğer yarısı ise CRM ve İş Geliştirme. Şuan işten ayrılmış durumdayım ve malum bankada çalıştığım için diğer bankalar bırakın işe almayı mülakata çağırmaya bile korkuyor. Bu sebeple piyasada iş bulmak çok zor oldu. Marmara üniversitesi Maliye mezunuyum aynı zaman da yüksek lisans yapıyorum. Sizce böyle bir ortamda iş aramaya devam etmek mi mantıklı yoksa bi şekilde yurt dışında eğitime (Doktor) önem vermek mi ? Düşünceleriniz için şimdiden teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bence bankaların dışındaki alanlara bir bakın. Mesleğiniz gayet iyi ve artık o alanlarda da bu tür meslek sahiplerine ihtiyaç var.

      Sil
  45. hocam bu suriyeli politikası ocağımıza incir ağacı dikti. Geçen yıl senelik 3500 liraya tutulan ev kiracı çıkınca 2 gün sonra senelik peşin 5500 tl ye kiraya verdi. Bir başka boş ev yeni boyamış az alçı süslü iş yapmış senelik 7000 tl ye veriyor.

    Suriyeliler gelmeden önce senelik 2600 liraya ev sahipleri sağa sola haber salıyor kiracı bulamıyordu.

    İstanbulda yaşayanlara göre yazdığım kira fiyatları ucuz gelebilir ama burası adana nın kenar mahallesi.
    Bu suriyelilerin gideceğide yok ne yapacağız bilmiyorum. Artık biz ülkemizde mülteci gibi çadırkente taşınacağız...!

    YanıtlaSil
  46. Hocam bu sorunun cevabını çok merak ediyorum.

    Teknolojinin ilerlemesi ve akıllı cep telefonlarındaki çeşitlilik nedeniyle artık her cüzdana uygun model var.

    Üniversitede ders verirken, sınıftaki öğrencilerinizin hepsinde olmasa bile çoğunda cep telefonu var.

    Dersinizin akışını nasıl sağlıyorsunuz bu cihazların yaygınlığı artmışken? En başta öğrencilerinize cihazlarını sessiz mod'a almalarını mı şart koşuyorsunuz? Yoksa ders boyunca sınıftaki bütün telefonları masanızın üzerine koymalarını, çıkarken alacaklarını mı şart koşuyorsunuz?

    Yönteminiz nedir? Sizin 'yasakçı' bir insan olmadığınız belli. Ama ders anlatırken 'dikkatin dağılmaması, verimliliğin iyi olabilmesi için' ortaya bazı kuralların koyulması da gerekiyor gibi bir durum var.

    Hem 'yasakçı' olmayıp, hem verimliliği arttıracak şekilde bu cihazların kullanılabilir halde tutulmasına izin verildiği yöntemler de mevcut mu?

    Akademi dışında, MEB okullarında öğretmenlerin uyguladığı yöntemler neler olabilir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben dersimde devam zorunluluğu aramıyorum ve cep telefonunu da serbest bırakıyorum. Tek koşul var: Başkasını rahatsız etmemek.
      Bunlar üniversitenin son sınıfına gelmiş öğrenciler. İsteyen dinler istemeyen dinlemez. Kimseye zorla bir şey öğretemezsiniz. Dinleyen kazanır, dinlemeyen kaybeder. Kendi bilir.
      Tabii lise filan farklı. Orada böyle yaparsanız biraz sonra sınıf kahveye döner.

      Sil
  47. Merhaba Mahfi Bey,
    Is gucune katilim oranini da yillara gore grafige dahil etmeden biraz eksik kalmis gibi. Gemis yillarda ulkelere gore isgucune katilim oranlarinin karsilastirmasini okudugumu ve hem AB ulkelerinin cok gerisine oldugumuzu(ya da hosterildigimizi) hem de yillar icinde oranin iyice arttigini (ya da sisirildigini) hatirliyorum. Boyle bir analizin guncel halini sizin kosenizde okuyabilir miyiz yakinda?
    Tesekkurler,
    Gorusmek uzere

    YanıtlaSil
  48. Hocam işsizliğe nüfus artışının etkisi nedir? Bu nüfus artış hızı gelişmiş ülke olma yolunda bir engel midir? Böyle hızlı nüfusu artarken gelişmiş ülke olan bir örnek ülke var mıdır?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hocam bu sorun her yerde olacak. AB 'de de işsizlik 10% lar civarında. İşsizlik parası vs. var. Dışardan da işçi göçü devam ediyor. düşük işleri göçmenler yapıyor. Avrupalı daha üst işlerde çalışıyor. Olmazsa da çalışmıyor. Bize de önce komşulardan gelecekler sonra Afrika'dan . Bu sorunu azaltmanın yolu çıraklıkla değil de okullarda basit mesleklerin edinilmesini sağlamak. Böylece herkesin bir kaç mesleği olmalı ki hangisinde iş buluyorsa çalışsın. Hayatını berber olarak geçirmek istemeyebilirsin ancak sınırlı bir süre için berber olarak çalışabilirsin.

      Sil
  49. Haziran 2014te işsizlik hesaplama yönteminin değiştirildiği ve yaklaşık olarak 1 puan düşürüldüğü konusunu hatırlatmakta fayda var. Yani bugün yüzde 11,1 olan işsizlik oranı 2014 öncesine göre hesaplandığında aşağı yukarı yüzde 12'dir.

    YanıtlaSil
  50. 28.802 bin kişi boş boş dururken 2023 hedeflerine asla ulaşamayız.

    YanıtlaSil
  51. Merhaba Hocam,
    Öncelikle aydınlatıcı yazınız için teşekkürler.
    Öncelikle yıllar arası karşılaştırma yaparken emeklilik yaş sınırındaki değişim, eğitim sistemindeki değişim gibi konuları göz önüne almak lazım.
    Bunun yanında iş arayan insan sayısındaki artış da ayrı bir durum. (düşünün 28 milyon kişi daha iş arasa işsizlik 60% lere varacak.)
    Bazı örnekler:
    İşsizlik grafiğinde 2012'deki işsizlikte düşüşün 4+4+4 eğitim sistemine geçiş nedeniyle liselerin daha az mezun vermesi olduğunu düşünüyorum. Ne dersiniz?
    1996-2000 arasındaki azalmanın sebebinin de erken emeklilik olduğunu düşünüyorum. Ne dersiniz(yukarda da birkaç yerde cevap olarak yazdım çok da emin değilim ancak tahminim o yönde)
    Genel karşılaştırma işsizlik oranı bazında değil çalışan sayısı bazında yapılsa daha uygun olmaz mı?

    Bir de kayıtdışı çalışan oranı 31% çok yüksek. Aslında bu GSYH'yı da düşük göstermiyor mu?




    YanıtlaSil
  52. Hocam çalışma çağındaki nüfus 15-64 yaş arası değil mi?

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...