3 Mayıs 2016 Salı

Turkish Delight

6 Ocak 2016’da Dolar/TL kuru 3,00 iken Türkiye’ye 100.000 Dolar getiren bir Amerikalı yatırımcı düşünün. Aynı gün parasını bozdurup TL’ye çevirdiğinde eline 300.000 Lira geçiyor. O tarihte gösterge faiz yüzde 11. Bu tahvilin 4 aylık faizi yüzde 3,66 eder. Bu Amerikalının 311.000 Lira değerindeki tahvili (yüzde 3,66 iskontolu olarak) 300.000 Liraya aldığını düşünelim.

29 Nisan 2016’da gösterge faiz yüzde 9,22’ye (4 aylık faizi yüzde 3,07’ye) gerilemişken bu Amerikalı yatırımcının elindeki tahvilleri bu faizden sattığını düşünelim. Bu durumda eline (311.000) - (311.000 x 0,0307 =) 301.452 Lira geçer. Aynı tarihte USD/TL kuru 2,81’e düşmüştü. Amerikalı yatırımcı, aynı gün elindeki 301.452 Lirayı bu kurdan Dolara çevirirse eline (301.452 / 2,81 =) 107,278 Dolar geçer.

Sonuç olarak Amerikalı yatırımcı parasını Türkiye’ye getirip faize yatırarak 4 ayda Dolar bazında yüzde 7,3 kazanç elde etmiş oluyor. ABD’de enflasyonun yüzde 0,5 dolayında olduğu düşünülürse Amerikalı yatırımcının bu işlemden reel kazancı yüzde 6,7 olarak hesaplanabilir. ABD’de gösterge faizin yüzde 1,9 dolayında (4 aylık dönem faizinin yüzde 0,63) olduğunu düşünürsek bu Amerikalı yatırımcının parasını kendi ülkesinde tutması halinde bu 4 aylık dönemdeki reel kazancı yüzde 0,13 dolayında olacaktı. Yani 100.000 Doları 100.130 Dolara çıkmış olacaktı. Buna göre bu Amerikalı yatırımcı, parasını ülkesindeki Hazine Tahviline yatırmak yerine Türkiye’ye getirip Türk Hazine Tahviline yatırmakla (107.278 – 100.130 =) 7.148 Dolar daha fazla kazanç sağlamış oluyor.

Biz faiz enflasyonun nedeni midir sonucu mudur ya da faiz sıfıra inmeli mi inmemeli mi diye tartışırken yabancı yatırımcı asıl olarak faizden değil borsadan kazandıklarını yurtdışına götürüyor. Şimdi yukarıdaki hesabı borsa için yapalım.

Aynı Amerikalının bu kez 100.000 Dolarının karşılığında eline geçen 300.000 Lira ile tahvil almak yerine BIST 100 endeksine yatırım yaptığını düşünelim. 6 Ocak 2016’da BIST 100 endeksi 70.500 düzeyindeydi. Bu durumda Amerikalı yatırımcının 300.000 Lirayla aldığı BIST 100 endeksinin değeri (300.000 / 70.500 =) 4,26 olur.

29 Nisan 2016’da BIST 100 Endeksinin değeri 85.328 idi. Bu Amerikalı elindeki hisse senetlerini sattığında (4,26 x 85.328 =) 363.497 Lirası olur. Aynı tarihte USD/TL kuru 2,81’e gerilemiş olduğundan Amerikalı yatırımcı hisse satışından elde ettiği 363.000 Lirayı Dolara çevirirse eline (363.497 / 2.81 =) 129.358 Dolar geçer. Sonuç olarak Amerikalı yatırımcı Borsa İstanbul’a girerek 4 ayda Dolar bazında yüzde 29,4 oranında bir kazanç elde etmiş olur.

6 Ocak 2016’da ABD’de borsa (Dow Jones IA) endeksi 17.184 idi. Bu Amerikalı yatırımcı elindeki 100.000 Dolarla bu endekse yatırım yapsa eline (100.000 / 17.184 =) 5,82’lik bir endeks değeri geçecekti. 29 Nisan 2016’da Dow Jones IA 17.891’e yükseldi. Söz konusu Amerikalı yatırımcı elindeki 5,82’lik Dow Jones IA hisse değerini bu tarihte satsaydı eline (5,82 x 17.891 =) 104.114 Dolar geçmiş olurdu. Buna göre Amerikalı yatırımcı, parasını Dow Jones IA yerine BIST 100’e yatırmakla (129.358 – 104.114 =) 25.244 Dolar daha fazla kazanmış olmaktadır.      

Biz, borsamız hızla yükseliyor, yabancı yatırımcıların Türkiye’ye ilgisi artıyor, son dönemde Türkiye’ye bol döviz giriyor diye sevinirken bizim borsa yılın ilk 4 ayında yabancı yatırımcı açısından tam anlamıyla bir ‘Turkish Delight’ olmuş.   

Türkiye’nin ödediği bedel arttıkça yabancı yatırımcının Türkiye’ye ilgisi artıyor. Biz buna çok seviniyoruz ama bunda sevinilecek bir durum yok. Tam tersine biz nerede hata yapıyoruz da yabancı yatırımcıya bu kadar çok para ödüyoruz diye düşünmek gerekiyor.  

172 yorum:

  1. Yanıtlar
    1. Bir yerde yapıyor olsak yanıtlaması kolaydı. Ama bu açıdan galiba en önemli hatamız dış kaynaklara bağlılık derecemizin yüksekliği.

      Sil
    2. Hocam, şu kadar zamandır sizi izliyorum, sizden çok şey öğrendim. Öğrendiklerimin kıssadan hissesi:

      Kısa vadede spekülatörler,
      Orta vadede hocalar,
      Uzun vadede Keynes haklıdır.

      Yani:
      Spekülatörlerden ve spekülatif hareketlerden uzak dur,
      Hocanı dinle orta vadede kazançlı çık.
      Keynes'i dinle kazandığını afiyetle harca

      Sil
    3. Hata zayıf ekonomi. Sadece betonla ve ithalat ile büyümekle olmuyor demek ki. Üreten olmak gerekir. Bir kongre kararı bakın dövizi nereye getirdi. Lafla peynir gemisi yürümüyor muş demek.
      Saygılar.

      Sil
  2. Türkiye'de yabancı olmak lazımmış :=)
    Düşünsenize Amerika'da emeklisiniz gelip türkiyede en güzel yerlerde antalyada vs. ev alıyorsunuz, cennet gibi yerde yaşıyorsunuz. Üstelik birikmiş paranızı emeklilik fonunuzu burda borsada değerlendiriyorsunuz. Ooo hayat daha nasıl güzel olsunki ?

    YanıtlaSil
  3. Yabanci yatirimcinin reel sektore girmesi gerek finans sektorunse yapilan islemlerin spekulatif olmasi ve hizli giris cikislarin olmasi cok riskli. Cogu krizlerin ortak ozelligi sicak paranin ani cikisi bu aslinda bizim icin buyuk bir tehdit. Yabanci yatirimciya muhtaciz. Ama kazanclarini bizim ulkemizden alip kendi ulkelerine goturuyorlar. Ben bizim ekonomimize yararindan cok zararlari oldugunu dusunuyorum.

    YanıtlaSil
  4. Bu kazançları elde etmek için illa yabancı olmaya gerek yok.Ne zaman pozisyon alacağınızı doğru tahmin edebilirseniz elbette getiri elde edersiniz.Bizde ki sorun piyasalarımız çok sığ,yabancı yatırımcının yüklü montanlar ile aniden gelip aniden çıkması büyük dalgalar yaratıyor.Halbuki döviz piyasalarımızı reel kazançlarla derinleştirebilsek,gerçek yabancı yatırım çekebilsek,kendi insanımızın finansal okur yazarlığını artırıp finans piyasalarımıza çekebilsek bu böyle olmaz.Amaaan adam sende,biz saçma sapan suni gündem maddelerimize dönsek daha iyi olur

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Herkes Dolarla veya Euro ile para kazanmadığı için ilk iki cümleniz doğru değil.

      Sil
    2. Verdiğiniz cevaba oldukça şaşırdım.Gelirim tl olabilir ama tasarruflarımı istediğim an tl,euro veya dolara çevirebilirim.Yada tahvil veya hisse senedi alabilirim.Önemli olan hangi yatırım aracının görece diğerlerine göre ucuz olduğunu analiz etmek.Yazınızda ki olguya katılıyorum,Türkiye gibi ülkelerde uluslararası sermaye hem sermaye kazancı hem de kur karı yazıyor.Ben faizlerin indiği dönemlerden korkarım,sıcak para korkunç kar ediyor ve vergisiz.Politikacıların faiz lobisi diye şikayet ettiği ama aynı zamanda hizmet ettikleri bunlar.Halkımızın biraz finansal okur yazarlığı olsa belki anlar dicem ama! Yazınız her zaman ki gibi harika,kaleminize sağlık

      Sil
    3. "Gelirim tl olabilir ama tasarruflarımı istediğim an tl,euro veya dolara çevirebilirim" bu cümleyi şöyle bir benzetme ile değiştirebilir miyiz hocam? " Gelirim buğday olabilir ama tasarruflarımı istediğim an hindistan cevizi veya avakadoya çevirebilirim"

      Eğer Türkiye'de yetişmeyen bir meyve ise dolar ve TL ise bizim buğdaylar istediğimiz zaman buğday-avakado değişimi olmaz heralde?

      Sil
    4. Sürekli dolarda kalmanın lazım o zaman düşüş riskinde alıyorsunuz eger cayman adalarında hesabın yoksa tabi

      Sil
    5. Türkiye'de serbest kambiyo rejimi var sanıyordum,demek ki yokmuş.Bende diyorum döviz almak istiyorum ne zamandır ama bi türlü neden bulamıyorum diye! 70 lere dönmüşüz demekki

      Sil
    6. Paranızı istediğiniz anda elbette dolara çevirebilirsiniz tabii ama sonunda tekrar TL'ye çevirdiğinizde burada enflasyon yüzde 7 - 8. Oysa parayı alıp tekrar dolara çevirip giden Amerikalının ülkesinde enflasyon yüzde 0,5.

      Sil
  5. Hocam ,yabancını tahvillerdeki karı hesapladığınızdan çok daha yüksek oluyor. Diyelim ki 300.000 tl ile en çok işlem gören iki yıllık tahvilin faizi %11 ken alsın , tahvilin faizi %9 a düşünce 2 yıllık tahvilin fiyatı kabaca %4 artar. Böylece 300.000 tl sinin kabaca ek %4 lük bir 12.000 getirisi daha olur..

    YanıtlaSil
  6. SORU: Atatürk Laikliği getirirken halka mı sordu? Halkçı ve sosyal demokrat geçinenler bununla ilgili tek kelime edemezler. İkiyüzlüsünüz...

    CEVAP: Tabii halka sordu. Halk temsilcileri olan TBMM'ne sordu. O yasayı TBMM çıkardı.

    Hatırlarsanız, Nisan ayında bir milletvekili (ismini vermekte sakınca yok) AKP'li Galip Ensarioğlu şu açıklamayı yapmıştı: "Aslında şimdiki sistem bizim daha çok işimize yarar. Yasama bizim elimizde, yürütme bizim elimizde, yargı bizim elimizde." Kaynak: http://odatv.com/akp-milletvekili-bilinen-sirri-acik-etti-0504161200.html

    Mahfi bey, Mustafa Kemal'in, ülkeyi baştan aşağı yeniden inşa etmek için projelerini adım adım gerçekleştirirken, TBMM'yi, laikliğe onay verecek kadroların çoğunlukta olacağı şekilde dizayn etmiş olabileceği ihtimalini mantıklı buluyor musunuz?

    Yani Galip Ensarioğlu "muhafazakâr cenah"tan bir milletvekili olarak, nasıl, hem yasama hem yürütme hem yargının kendi kontrolleri altında olduğunu açık açık söylüyor, "otokratik" mizacı devam ettiriyorsa,

    Mustafa Kemal "laik cenah"tan bir kurucu kişi olarak, TBMM'nin içindeki kadroları, kendi kafasındaki projeler doğrultusunda dizayn etmiş olamaz mı? Buna hiç mi ihtimal vermiyorsunuz?

    Bu ülkede, ister "muhafazakâr cenah"tan olsun, ister "laik cenah"tan olsun, "otokrasi"yi tepe tepe kullanan siyaset insanları ve gruplar çok. Mustafa Kemal de dahil.

    Yine hatırlarsanız, "Türkiye'ye özgü, kontrol edilebilir nitelikte" olması için "Türkiye Komünist Fırkası'nı (18 Ekim 1920)" bile Mustafa Kemal kurdurdu.
    (Hakiki "Türkiye Komünist Partisi'nin (10 Eylül 1920)" lideri Mustafa Suphi 1921'de öldürüldü.)

    Yine hatırlarsanız, "Serbest Cumhuriyet Fırkası (Ağustos-Kasım 1930)" Mustafa Kemal'in direktifi ile kuruldu.

    Bütün bunlar, "taban"dan değil, "tabanın talepleri" ile değil, "yukarıdan-aşağıya" baskı şeklinde, bol bol propaganda ile, eğitim sistemini "ideolojik" kurgulayarak yapıldı.

    "Laiklik"in bu ülkenin insanları tarafından gönüllü olarak istendiğini söylemek abesle iştigaldir. Tıpkı, Osmanlı'nın, Halifeliği alırken halka sormaması gibi.

    TBMM'nin içindeki kadroların Mustafa Kemal'in projelerine onay verecek şekilde, bizzat kendisi tarafından dizayn edildiğini siz de gayet iyi biliyorsunuz.

    Recep Tayyip Erdoğan (ve AKP) "muhafazakâr otokrat" ise, Mustafa Kemal "laik otokrat".

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Geçmişteki meseleleri sanki o zamanın koşulları bugünkülerle aynıymış gibi ele alıp karşılaştırma yaparsanız bütün Osmanlı padişahları da katil gibi görünür gözünüze. Tarih incelemelerini yaparken dönemin koşullarına göre incelemenizi tavsiye ederim. Atatürk'ü o dönemin liderleriyle, bugünküleri de bugünkü liderlerle karşılaştırırsanız son cümlenizin ne kadar yanlış olduğunu fark edeceksiniz.

      Sil
    2. Tarih hakkında bu kadar çok konuşup da tarihin en temel ilkelerini hiçe saymadan analiz yapan başka bir toplum yok sanırım. Temel ilkelerden biri tarihte şudur: her dönem kendi içinde değerlendirilir.

      Sil
    3. Mahfi bey şu gözünüzden kaçmış olabilir mi:
      Mustafa Kemal "laik cenah"tan bir kurucu kişi olarak, TBMM'nin içindeki kadroları, kendi kafasındaki projeler doğrultusunda dizayn etmiş olamaz mı? Buna hiç mi ihtimal vermiyorsunuz?

      Bu soruyu, 1918-19-20'li dönemin koşullarına göre soruyorum.

      Tarihin nasıl değerlendirilmesi gerektiği konusunda tecrübeli biriyim, endişelenmeyiniz. Mustafa Kemal'in "otokrat" olduğu verili bilgidir. Bu kelimenin (otokrat) anlamını siz de biliyorsunuz.

      Sil
    4. Bu demeci veren deneyimli siyasetçinin amacı gündem yaratmak. Yaptıkları danışıklı bir dövüşten başka bir şey değil. Tamamen siyasal bir demeç ve bizleri taş attığı kuyuya düşürdüğü için de gayet başarılı.
      Türkiye'de laiklik hukuksal veya sosyal bir kavram olmak yerine, hemen hemen her zaman siyasi bir kavram olarak algılanmıştır ve ona göre kullanılmıştır. Hiçbir zaman azınlıklar ve aleviler inançlarını güven içinde yaşamamıştır. Azınlıkların kutsal mekanları tahrip edilmiştir ve devletimiz bir anlamda buna göz yummuştur. Ülkemizde kimi zaman muhafazakarlar da bu siyaset sonucu ezilmiş olmakla birlikte, söylenenler tamamen propagandadır. Öyle ki, Necmettin Erbakan 1969’da elinde Kur’an ile çıktığı kürsülerde Kuran'dan ayetler okuyarak, bir zamanlar dini esaslı partiler kurulmasını yasaklayan TCK’nın 163. Maddesi yüzünden (doğru rakam 9 olduğu halde) 10 bin kişinin “içerde” olduğunu iddia etmiştir, seçimi başkası kazandığı takdirde dinin elden gideceğini savunarak oy istemiştir. (http://t24.com.tr/yazarlar/akdogan-ozkan/1969dan-bu-yana-affedersiniz-laiklik,14465) Aynı şekilde yarın öbür gün birisi çıkıp paralel tutuklamalarını laik düzene bağlarsa hiç şaşırmayacağım :) Benim laikliğin uygulanışı hakkındaki görüşlerim bu şekilde.
      Laikliğin getirilişi ise biraz daha farklı bir konu. Öyle bir anda gelmedi, belli örgütlerin (İçinde ittihatçılarda var.) ve partilerin yıllarca toplumu jakoben bir şekilde değiştirmek için yaptığı çalışmalar sonucunda geldi. Tabi toplum değişmemişti, o yüzden de bir türlü uygulanamadı. Bu açıdan Mustafa Kemal'de otokraktır. Kendi bürokrasisini(CHP il başkanları aynı zamanda valiydi) ve yargısını ( istiklal mahkemeleri) kurarak, devleti modernleştirmeye çalışmıştır. Ancak "Recep Tayyip Erdoğan (ve AKP) "muhafazakâr otokrat" ise, Mustafa Kemal "laik otokrat". Bu soruyu, 1918-19-20'li dönemin koşullarına göre soruyorum." şeklinde yazmanız zaten çelişkili. Efendim o dönem, Avrupa'da imparatorlukların yıkıldığı veya kendi içlerinde demokratikleştikleri, bazılarının yerine yeni cumhuriyetlerin kurulduğu bir dönem. Bu sancılı dönemde bir çoğunda otoriter veya totaliter hükümetler kuruluyor. Dünyada açık bir şekilde kolonizasyon ve sömürgecilik yarışı devam ediyor.

      Sil
    5. Mahfi bey ve Adsız 02.57, sırf şu, "Mustafa Kemal de otokrattı" ifadesi hoşunuza gitmediğinden 1000 dereden su getirmeye çalışıyorsunuz ama nafile!

      AKP'li, Davutoğlu'cu, "pelikan dosya"cı, RTE'ci, Fethullah'çı değilim.

      RTE'nin "muhafazakâr otokrat" olduğunu, 3 Kasım 2002 seçim sonuçlarından günümüze, aşama aşama, evrile evrile nasıl otokratlaştığını, "bilimsel & objektif" olarak ispat ettim. Benim ispat etmeme gerek yok, hepimizin gözü önünde yaşandı.

      Mustafa Kemal'in, "o dönemin (1918-19-20-21-22-23...1938) koşullarını dikkate alarak, bilimsel & objektif değerlendirme yaparak", "laik otokrat" olduğunu ispat ettim. (Yukarıda, uzun tutmamak adına, kısa örnekleri sizlere hatırlattım: "Türkiye Komünist Fırkası'nı kurduran kim?" ve "Serbest Cumhuriyet Fırkası'nı kurduran kim?" gibi. Örnekleri çoğaltabilirim.) Benim ispat etmeme gerek yok, hepimizin gözü önünde yaşandı.

      "Efendim o dönem, Avrupa'da imparatorlukların yıkıldığı veya kendi içlerinde demokratikleştikleri, bazılarının yerine yeni cumhuriyetlerin kurulduğu bir dönem. Bu sancılı dönemde bir çoğunda otoriter veya totaliter hükümetler kuruluyor. Dünyada açık bir şekilde kolonizasyon ve sömürgecilik yarışı devam ediyor. " Evet, biliyorum. Hepimizin gözü önünde yaşandı. (O zaman, şimdiki kuşak hayatta değildi, ben dahil.)

      Bunlar apaçık ortadayken, sırf "Mustafa Kemal de otokrattı" ifadesi hoşunuza gitmediği için, "tarihte yaşanmış gerçekler" eğilip-bükülerek anlatılamaz.

      "Süt"ün rengi beyazdır. Türkiye'deki siyaset insanları, "muhafazakâr" da olsa, "laik" de olsa, "otokrat"tır!

      Değerlendirmelerinizi objektif yapmaya çabalayınız!

      Sil
    6. Adsız 16:27 Otokrat derken bütün yetkileri elinde toplayan bir liderden bahsediyor herhalde. Atatürk’ün yetkileri toplarken arkasında ne kadar halk desteği olduğunu anlayabilmeniz için Mahfi Hocanın da değindiği gibi o zamanın koşullarını değerlendirmeniz gerekir. Adsız 16:27 de o günün koşullarını değerlendirebilirse sanırım kendisi de Atatürk’e olan minnettarlığı ve bunun sonucu olan desteği anlayabilir. Sadece yetkileri elinde topladı diye bir lidere otokrat demek; oy verilen her sisteme demokrasi demeye benzer…
      Belki adını Adsız 16:27’de duymuştur. Platon adında değerli bir filozofun Devlet isimli bir eseri vardır. Orada kendisi demokrasi ile ilgili şu değerlendirmeyi yapmıştır; “Demokrasinin esas prensibi, halkın egemenliğidir. Ama milletin kendini yönetecekleri iyi seçebilmesi için, yetişkin ve iyi eğitim görmüş olması şarttır. Eğer bu sağlanamazsa demokrasi, otokrasiye geçebilir. Halk övülmeyi sever. Onun için, güzel sözlü demagoglar, kötü de olsalar, başa geçebilirler. Oy toplamasını bilen herkesin, devleti idare edebileceği zannedilir..."
      Yani halkın demokrasi ile yönetilebilmesi için halkın kalitesi önemlidir. Atatürk böyle kaliteli bir halk yaratmak derdiyle (buna da itiraz edecekler olduğuna eminim; ama sadece koy enstitüleri ve uçak fabrikası bile düşünüldüğünde Ulu Önder’in zamanında halka ve teknolojiye yapılan yatırımın günümüz de dahi ulaşamaya çalıştığımız bir noktada olduğu ortaya çıkar) yetkileri eline toplamıştır.
      Platon’un değerlendirmesinde demokrasi adı altında tiyatro sergilenebileceği ve demokrasinin otokrat doğurabileceğine de yer veriliyor. Bu da son derece doğru ve yerinde bir tespittir. Yani demokrasilerin otokrat yaratması mümkündür.
      Platon’un dahi aklına gelmeyense otokrasinin (tüm yetkileri elinde toplamış bir liderin) demokrasi yaratabileceğidir. Herhalde bu da tarih boyunca sadece bizim ülkemize ve Atatürk’e kısmet oldu.

      Sil
    7. 21.11

      Evet, haklısınız. "Demokrasinin esas prensibi, halkın egemenliğidir."

      13 Eylül 1924'te yaşanmış (Erzurum) Pasinler depreminden haberiniz olduğunu varsayarak bir açıklama yapayım.

      Cumhuriyet'in kuruluşu taze iken yaşanan bu felaket ile hem Mustafa Kemal bizzat kendisi bölgeye giderek incelemelerde bulunur, hem çevresinden kişileri bölgeye sık sık, devletin halkını yalnız bırakmadığını göstermesi için, gitmeleri ve inşa sürecine bizzat katılmaları talimatını verir.

      Talimatla bölgeye giden kişilerden birkaçı, bazen telgrafla veya Ankara'ya trenle vardıklarında Mustafa Kemal'e şöyle bir haber ulaştırırlar: "Buranın yerlisiyle oturup çorbalarını birlikte içerken, dertlerini tasalarını dinlerken, II. Abdülhamid'in sağlık durumunu soranlar, İstanbul'daki vaziyetin ne olduğunu öğrenmek isteyenler oldu Paşam! Bilginize..."

      Yukarıda okumuş olduğunuz anekdotun rivayet olduğu, uydurma olduğu söylense de, gerçek olsa şaşırmayız, değil mi!

      Mustafa Kemal "yukarıdan-aşağıya" laikliği getirmiştir, "yukarıdan-aşağıya" projeler gerçekleştirmiştir. Çünkü kendisi, o dönemde toplumun "yetişkin ve iyi eğitim görmüş olmadığını" gayet net bildiğinden, "tabandan-yukarıya talepler" gelmesinin mümkün olmadığını bildiğinden, "otokrat"tır.

      Şunu sorabilirsiniz: "Peki Mustafa Kemal otokrat olmasın da ne yapsın! Halkın kendini yetiştirmesini mi beklesin!"

      Asıl soru bu!

      Bugün yaşadığımız sorunların özünde yatan nedenlerden biri de yukarıdaki soru!

      Varsayalım ki Mustafa Kemal "otokrat davranmakta" haklı idi, varsayalım ki "kaliteli bir halk yaratmak" amacıyla ömrünü geçirdi.

      Peki bugün? Çünkü geçmişte atılan tohumlar filizlenip bugünlere ulaşır. Evet, "tarihte dönemsellik vardır", aynı zamanda "neden-sonuç bağları" da vardır!

      (Ama milletin kendini yönetecekleri iyi seçebilmesi için, yetişkin ve iyi eğitim görmüş olması şarttır. Eğer bu sağlanamazsa demokrasi, otokrasiye geçebilir. Halk övülmeyi sever. Onun için, güzel sözlü demagoglar, kötü de olsalar, başa geçebilirler. Oy toplamasını bilen herkesin, devleti idare edebileceği zannedilir...) "Kaliteli bir halk yaratılamadığı" için mi Recep Tayyip Erdoğan gibi bir "muhafazakâr otokrat" hükümranlığını pekiştiriyor!

      ABD'de yaşananlara ne diyeceğiz! Donald Turmp gibi bir "otokrat"ı başkan yapmak isteyenler arasında MBA'lı Harvard mezunları da var!

      Almanya'da yaşananlara ne diyeceğiz! "Alternative für Deutschland", Frauke Petry gibi bir "otokrat"ı başbakan yapmak isteyenler arasında "Profesör" unvanlı Munich Üniversitesi üyeleri de var!

      Fransa'da yaşananlara ne diyeceğiz! "Front national", Marine Le Pen gibi bir "otokrat"ı başkan yapmak isteyenler arasında "PhD"li Strasbourg Üniversitesi üyeleri de var!

      İngiltere'de yaşananlara ne diyeceğiz! "UKIP", Nigel P. Farage gibi bir "otokrat"ı başbakan yapmak isteyenler arasında "DBE" nişanlı Ox-Bridge Üniversiteleri mezunları da var!

      Demek ki:
      "Yüksek tahsille yoğrulmuş olmak" kaliteli bir halk yaratmakta tek başına yeterli değilmiş!

      Sil
    8. Otokrat dediğiniz Ataturk için onemli bir halk desteğinden bahsetmiştim. Oyle yuzde elli falan değil!!! Ancak zaten dusunurseniz o halk da kendi için doğru kararları alabilecek yeterli donanıma sahip değildi. Kararları alması gereken lider, elinde guc olan lider şanslıyız ki Ataturk'du ve bugunku modern Turkiye'yi yarattı (Modernliğin olçusunu de hepimiz biliriz; kalbimiz hasta olduğunda Rabbimiz bile Cleveland diye fısıldayıverir).

      Ya o gunlerde elinde yetki olan lider Adolph olsaydı? Avrupa'dan başka ornekler vereceğinize Hitler Almanyasını duşunsenize. Alman halkı yetersiz miydi? İkinci dunya savaşının ardından o buyuk ilerlemeyi yaratan ve super guc olan halka kendini yonetmekten aciz diyebilir miyiz? Ama o halk o gunun şartlarında yonlendirilebildi. Hitler butun kurumları kendisine bağlamak için demokratik seçimleri kullanmış bir diktator!!!

      Zaten eğitimli bir halk dememiştim... "Kaliteli" dedim. Koy enstituleri de o yuzden onemliydi "kaliteli" insan yetiştieiyordu. Eğitimin yanında ahlak, saygı, motivasyon ve sevgisi yoksa kaliteli olamıyor insan...

      Sil
    9. Bir de geçmişte atılan tohumlar neden bugun meyve vermemiş diyorsunuz. Neden-sonuç ilişkisi falan yazmışsınız. Engin tarih bilginize koy enstituleri ve uçak fabrikamızla ilgili olayları da ekleyiniz. Eksik kalmış! Eğer bilseydiniz tohumlara ne oldu diye sormazdınız...

      Sil
    10. 1. kısım: "Kararları alması gereken lider, elinde guc olan lider şanslıyız ki Ataturk'du ve bugunku modern Turkiye'yi yarattı (Modernliğin olçusunu de hepimiz biliriz; kalbimiz hasta olduğunda Rabbimiz bile Cleveland diye fısıldayıverir)." ve "Ya o gunlerde elinde yetki olan lider Adolph olsaydı?"

      2. kısım: "koy enstituleri ve uçak fabrikamız": Halkın kendi kendini eğitmesini beklememek için atılan adımlar. Bu açıklamamı şu cümleme istinaden yazdım, "Peki Mustafa Kemal otokrat olmasın da ne yapsın! Halkın kendini yetiştirmesini mi beklesin!"

      Yukarıdaki kısımlar çerçevesinde bir değerlendirmede bulunursak, galiba ağır da olsa, uzlaşabileceğiz.

      "Kötü otokrat" & "iyi otokrat" diye bir ayrım yapmak mı gerekir?

      "Philosopher king" kavramının bu hayatta geçerli olmasını mı savunmalıyız?

      Sil
    11. İyi&kotu ayrımı değil. Biri tek adam (padişah) sisteminden demokrasiye gitmiş; diğeri demokrasiden gelmiş diktatorluğe gitmiş...

      İkisine de aynı unvanı yakıştırmak uygun değil...

      Sil
  7. Mr tobin vergisini kaldırsınlar lütfen

    YanıtlaSil
  8. HOCAM YANITLAMAYI UNUTTUNUZ GALİBA?

    Şu günlerde analiz kitabını yazıyorsunuz galiba hocam.

    Eğer sakıncası yoksa, Baltic Exchange Ltd.'nin verileri, analiz yaparken nasıl kullanılır? Bu konuyu da kitabınızda ayrı bir başlık açarak, örneklerle, siteden alacağınız data-setleri ile izah eder misiniz?

    http://www.balticexchange.com/

    Küresel Krizin Üçüncü Aşamasının Öncü Sinyalleri
    http://www.mahfiegilmez.com/2015/11/krizin-ucuncu-asamasnn-oncu-sinyalleri.html

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet buna da bakacağım. Ama kitap bunlardan biraz farklı olacak.

      Sil
  9. Mahfi Bey geçmişten nokta seçip yorum yapmak kolay. Verilere bakmak lazım acaba gerçekten kar ettiler mi. Zira aynı method ile 18-25/01/2015 arasında Bist 100 endeksine ortalama 89500'den alım yapan yabancı 100k USD 2.40 USDTRY , kurundan TL ye geçim yapacak. Bugün 81530'dan çıkarsa -9% borsadan zararı. Hele dolara geçerse bir de oradan 2.83'ten alacak ve -17% lik kur değişiminin kurbanı olacak. Bu durumda Ocak 15 de gelen para, bugun çıkarsa 77k USD. Yani 23% zarar. Peki her şeyi geçtim, 2013 Mart ayında parasını TL'ye çeviren hic bir şey yoksa, dolar kurundan 56% zararda.

    Bu durumda kârda olan kim?

    a) Parasını TL de saklamayan komşum Ahmet amca.
    b) Altın en güzel yatırım amacı diyen,piyasa ile ilgisi olmayan ust komşum Fatma teyze.

    c) 2013'te piyasadan çıkan yabancı yatırımcı.

    d) KY'nin kabusu Pala.

    Bence bu yazınılızla piyasaların geleceğinin bilinememezliğini göz ardı ediyorsunuz.

    Teşekkürler,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet tabii bu tür analizlerin hep en iyi durumu seçip ona göre değerlendirme yapması gibi bir sıkıntısı vardır. Ama unutmamak lazım ki yabancıların getirdiği paralarla inip çıkan bir borsamız var. Yani yabancılar borsaya para yatırmaya başlayınca yerliler de borsa yükseliyor diye giriyor ve borsa iyice yükselince yabancılar satıp çıkıyor yerlilerin çoğu kalakalıyor. Yani diyeceğim o ki yabancılar borsayı yönlendirip bu dediğimiz iyi pozisyonları kendileri yaratıp kendileri nemalanabiliyor. Bir başka ifadeyle piyasanın geleceğini de yabancılar yaratıp oradan kazanabiliyor.

      Sil
  10. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  11. Hocam, Merhaba. Doğu-Güneydoğu sorunu ve çözümüyle ilgili fikirlerinizi yazmayı düşünmez misiniz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. o iş siyaset işi mahfi hoca o konulara girmez.
      Ama ekonomik açıdan kalkınması nasıl sağlanır derseniz gerekli eğitim ve kalkınma reformları akabinde yatırımlar sıralanır ama iş yine siyasette biter. O yüzden siyasi açıdan iş çözülmedi mi ne yapsanız ne söyleseniz boş...!

      Sil
    2. Ben bu konuda geçmişte yazmıştım. Doğu ve Güneydoğuda gerekirse zarar edecek şekilde KİT'ler kurulmalı ve bunlar hem istihdam hem üretim hem de çevreye katkı sağlayarak bölgesel kalkınmaya katkı sağlamalı diye düşünüyorum. Türkiye, bugün geldiği noktada bu zararları göze alacak kadar zenginleşmiştir.

      Sil
  12. Hocam anadolu selcuklunun ekonomi politikasi hakkinda dusunceleriniz nelerdi acaba. Doneminin cok onunde duruyorlar gibi. Ticaretin baya gelismesini saglamislar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Selçuklular derinlemesine incelediğim bir dönem değil. O nedenle bu konuda görüş verecek bilgim yok.

      Sil
  13. Merhaba hocam konuyla ilgisi olmayan bir konuda çalışmama yardımınızı istiyorum. Harcama, tasarruf ve yatırımı toplam talep grafiği yardımı ile izdüşümlü olarak;
    enflasyonist ve deflasyonist açığı nasıl çizebilirim?

    YanıtlaSil
  14. @mahfiegilmez hocam yukarı yönlü dolar kuru görüşünüz hala devam ediyormu ?

    @twittertakipçisi Şimdilik yön aşağı ama yılın ikinci yarısından itibaren yukarı döner diye tahmin ediyorum.

    umut ediyor olmayasınız?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Siz bu soruyu sorduktan sonra USD yine yukarı döndü.

      Sil
  15. Hocam yazılarınız gerçekten güzel teşekkür ederim. Rica etsem gösterge faiz oranlarını nereden alabileceğimi söyler misiniz? Biraz araştırdım ama bulamadım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bloomberg HT de var. Oradaki grafikten çıkarmak mümkün.

      Sil
    2. Teşekkür ederim Hocam. Oraya baktım 4 yıllık veri var. Ben 10 yıllık veri arıyorum. Bunun yerine mevduat ağırlıklı ortalama faiz oranını kullansam olur mu? Bu veri Merkez bankasında var. açıklaması şu şekilde: Ağırlılık Ortalama Faiz Oranlarında; Tasarruf Mevduatı, Ticari Mevduat, Resmi Mevduat, Bankalararası Mevduat ve Diğer Mevduat Faiz Oranları Dahildir.

      Sil
  16. Tasarruflarımızın düşüklüğü ekonomimizin en temel sorunlarından biriyken ve reel faizler düşükken faiz antipatisi yaratmaya çalışmak ülke çıkarları ile kısa dönemli hükümet çıkarlarının çatışması isimli bir portre gibi geliyor bana. Ben bir iktisat yüksek lisans öğrencisi olarak çözümü ülke çıkarlarını farkeden yurttaşları yetiştirecek öğretim sisteminde görüyorum. Saygılarımla,
    Muzaffer Taş

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok doğru söylüyorsunuz da bu yurttaşları yetiştirecek öğretim sisteminin gerekliliğini fark edecek ve daha da önemlisi bu tür yetişmiş insanların kendilerine oy vermeyecek olsa bile ülkeye yararlı olacağını düşünecek siyasetçileri nereden bulacağız onu bilmiyorum.

      Sil
  17. Ihracatimiz Aralik 2014den beri kesintisiz dusuyor. Son gelen veriler bu dususun keskin ve ivmeli bir dusus oldugunu gosteriyor. Ustelik Kurlarin yukselmesi ve petrol turevlerinin benzin vs ihracatcinin ve tirlarin logistigin kullandigi temel girdilerin dusmesine ragmen. Ihracat dusuyor Aralik 2014 beri

    Sizce bu olgunun nedeni nedir?
    Bu isin sonu nereye gider devam eder mi?
    Bunun etkilerini kur yukselmesi olarak mi oderiz?
    Bunu engellemek icin nasil bir para ve maliye politikasi izlenmeli
    Yorumlarinizi bekliyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bunun nedeni daha çok bizim ihracat yaptığımız yerlerde yaşanan sorunlar ve bizim oralarla yaşadığımız sorunlar. Avrupa ekonomik sorunlarla boğuşuyor ve dolayısıyla ithalatını kısıyor. Rusya ile biz sorunluyuz. Ortadoğu zaten sorunlu. Böyle bir ortamda kur düşse de sattığımız mallar vazgeçilmez mallar olmadığı için ihracatımız düşüyor.
      Bu iş, bizim ihracat yaptığımız yerler toparlanana kadar sürer. Ki bu da kısa sürede olacak gibi görünmüyor.
      Şimdiye kadar ithalatımız ihracatımızdan hızlı geriledi. Eğer bu tersine dönerse kur yükselir.
      İzlenecek politika ekonominin dış kaynaklara bağımlılığının azaltılması. Ama bu da tasarrufları artıramadığımız bir ortamda yatırımları yani büyümeyi düşürmekten geçiyor.

      Sil
  18. Hocam iktisat okumadığım halde ekonomiyi sayenizde anlamaya başladım. Aslında her kısa vadeli döviz girişi, döviz çıkacağını da haber veriyor. Dediğiniz metotla para kazanan var sayalım az insan olsa bile çok parası olan sabırla beklemesini bilen insanlardır, neticede para o adamın canı istediğinde gelir girer borsaya (bugün için döviz kurundan) kazanıncada gider artık el kolda sallamaz, parmaklarının ucunda bizde sadece izleriz. Bu durumdan kurtaracak olan tavukmu, yumurtamı, çıkarmı, çıkmazmı tartışması değil yüksek teknoloji Ürünleri üretip pazarlayı bilmek. Bununda çaresi Yapısal Reformlar yani eğitim, analiz, kaynakları doğru kullanma vb. Daha öncede bu konuda yazılarınız ve yorumlarınız oldu Yapısal Reform!!! Teşekkürler. Konuyla alakalı değil fakat yeni kitabınızı bir çevreci olarak google play kitaplıkta da (e-kitap) yayınlamanızı isterim ve müşteriniz olacağımı da garanti ederim Ipone benzer uygulaması olduğunu tahmin ediyorum ama kullanmadığım için bilemiyorum, fazlaca bir masrafınız olmaz dizgi grafik tasarım dışında, hemde ilkez sizde ciddi paralar kazanırsınız 10 20 30 ne kadarsa direk siz kazanırsınız ve bir ağaç kesimemiş olur. İsteyene gene yayınevi basım yapsın ama e-satışı yükleyin ve isterimki direkt siz kazanın çünkü kendi adıma bende emeğiniz var, çok ciddi sayıda e kitap yüklediğini biliyorum ciddi satışlara ulaştıklarına da eminim bir inceleyin google play kitaplığı esenlikle, sevgiyle kalın hocam iyi akşamlar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Değerli paylaşımınız için teşekkür ederim. Kitap konusunda seçim benim elimde değil. Ben kitabeviyle telif hakkımı devir konusunda anlaşma yapıyorum. Türkiye'de kitabı eline alıp o şekilde okumak, altını çizip not almak isteyen yaygın bir okur kitlesi olduğu için yayınevleri kitap olarak basmayı tercih ediyor. Benim bunu değiştirmem en azından şimdilik pek mümkün görünmüyor.

      Sil
    2. Sn. Eğilmez, Ahmet Bey'in düşüncesini destekliyorum. E-kitap ve PDF'ler artık o kadar verimli kullnılabiliyor ki, artık vazgeçilmez hale geldiler. Birincisi altını çizme ve not ekleme işi daha kolay ve üstelik notlarınızı endeksleyebiliyorsunuz.Ayrıca okuyucuya önemli bir esneklik sağlıyor: Kitaplarınızı tek bir yerde toplayabiliyorsunuz.Bir örnek vermek gerekirse, "Kolay Ekonomi" kitabınızı, "Kapital" ile beraber çok kullandım. Ancak dışarıda iki kitabı beraber kullanmak için, çanta kullanmak zorunda kaldım. Halbuki, e-kitap olabilse, iPad veya dizüstü bilgisayarda her iki kitabı beraber, hem de arama, not alma, sayfaya hızlı atlama özelliklerini kullanarak, birim zamanda daha çok ve daha nitelikli okuyabilirdim.Yayınevinize bu konuda bir müşteri geri bildirimi olarak verirseniz memönun oluruz.

      Sil
  19. Hocam merhaba sorum şu olacak ?
    Sonuçta borsada alınıp satılan hisse senetleri reel sektörün sermaye bulmak için ihraç ettiği kağıtlar değil midir ? Eğer öyleyse bu piyasa yabancı yatırımların gelmesi reel sektörü sermaye toplamak açısından güçlendirmez mi ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. reel sektör sac ayağın diğer ayaklarından da destek alırsa dediğiniz şey geçerli olur diye düşünüyorum.diğer faktörler de önemli.

      Sil
    2. İlk ihraçta haklısınız ama ikincil piyasada bu alım satımlar hisse senedini halka arz etmiş şirketlere herhangi bir sermaye girişi sağlamıyor sadece şirketin piyasa değerinin artışı veya azalışı olarak yansıyor.

      Sil
  20. Peki güncel durumda küçük yatırımcının dolara yatırım yapması ne denli doğru olur? Doların değeri Türk lirası karşısında nasıl şekillenecek? Teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben bu konularda yatırım tavsiyesi vermiyorum. Ben sadece doların gelecekte nereye gideceği konusunda makro tahminlerime yardımcı olacak bir kur tahmini yapıyorum. O da böyle bir ortamda pek tutmuyor. Çünkü örneğin yılbaşında Fed'in 4 kez faiz artıracağı öngörülürken yaptığınız tahminle bugün 1 kez artıracak beklentisiyle yaptığınız tahmin çok fark edebiliyor.

      Sil
  21. Bizim enflasyon a karşı ödediğimiz bedeller yabancılara kazanç olarak, gidiyor peşkeş çekiliyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet de o yabancı da para getirmeyince bizim büyüme 2'ye düşüyor.Burada mesele Türkiye'yi dış kaynaklara bağlı olmaktan kurtaracak politikaları izlemek.

      Sil
  22. sayın hocam çok genel ve biraz üsturupsuz bir soru olacak ancak bir sorum var.

    elinde 5k 50k arası nakit birikimi olan sıradan bir vatandaşın sizce genel geçer yapabileceği en iyi ve risk oranı düşük yatırım nedir, ve bu ülke ekonomisine negatif mi yoksa pozitif mi etki edecek bir yatırım biçimi olur? teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir yatırım tavsiyesi niteliğinde olmamak üzere görebildiğim eğilim dolar almak şeklinde oluyor. Eskiden altın çok gözdeydi ama son üş yıldır dolar daha önde. TL'den dolara dönülmesi ülke ekonomisine pozitif katkı yapmaz. Ama bu para bankada tutulursa yatırımlara kaynaklık edeceği için pozitif katkı sağlar. Altın yatırımı daha çok evde tutulduğu için hiç bir pozitif katkı sağlamaz.

      Sil
  23. Hocam verdiğiniz örnek milyar dolarlık fon hareketleri için de geçerli midir?yani bu kadar büyük rakkamda döviz girdisinin olduğu anda satıcı ağırlıklı olan dolar hızla değer kaybetmez mi?yada tersi durumda artmaz mı?birde bu sermaye hareketleri takip edilebilir mi,yada tespit edildiğinde zaten iş işten geçmiş mi olur?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Doların değer kaybetmesi buraya dolar getirip TL alanlar için kayıp değil kazanç olur. 100.000 USD getirip 3'ten bozdurup 300.000 TL almış olan yabancı Dolar 2,8'e düştüğünde 300.000 TL'yi dolara çevirince 107.140 USD'si olur.
      Sermaye hareketleri (net hata ve noksan dışında) takip edilebiliyor.

      Sil
  24. Yalnız hocam dikkat ediyorum da çok muhalifsiniz.

    Muhtemelen geliriniz yüksek olduğundan ekonomik darlık yaşamıyorsunuz bu nedenle Türkiye gibi bir ülkede muhalif kalabiliyorsunuz.

    Geliriniz yüksek olmasaydı belki siz de eğilirdiniz...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ferruh Atalay4 Mayıs 2016 02:11

      Sayın Adsız; Hocanın soyadına bakmak bile yeterde artar bence...

      Sil
    2. İkisi de değil. Yani konunun ne gelirle ne de muhaliflikle ilgisi var. Ben sadece olayları izlemeyip analiz eden ve gördüğü gerçekleri söyleyen bir kişiyim. Gerçekler, iktidardan yana olanlara muhalefet, iktidara karşı olanlara iktidar destekçiliği gibi görünür. Oysa benim yaptığım tek şey görünenlere değil araştırdıklarıma bakarak gerçeği kovalamaktır.

      Sil
    3. Adsiz 23:01in yorumuna gore zenginler egilmez yoksullar egilir. Bakinca Turkiyemizin haline, hatirlayinca tapeleri, degerlendirince cadi avi seklinde devam ettirilen davalari; anliyoruz kim egildi kim egilmedi...

      Sil
    4. Bu dediklerinizin tam tersi olmuş görünüyor yani zenginler, nemalanabilmek için eğilmiş gibi duruyor.

      Sil
  25. Tam bir lokum... Bahsettiğiniz durum başka ülkelerde oluyor mu bilmiyorum ama bu bildiğimiz kölelik. Zaten sınırlı olan üretimimizi de pul edip yabancıya teslim ediyoruz. Gerçekten üzücü...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dış kaynaklara bağımlı bütün ekonomilerde benzer bir durum var. Mesela Brezilya bu durumadki ülkelerin başında geliyor.

      Sil
    2. Din vs. bilim tartışmasındaki aynı metodolojik ve ideolojik hasarlar, devlet, demokrasi, özgürlük, eşitlik, hak gibi olguların ele alınmasında da maalesef karşımıza çıkıyor.
      Türkiye, çoğunlukla kültürel, biyolojik, etnik, coğrafi ve sınıfsal kabile içgüdüsüyle düşünen, konuşan, yazan insanlardan oluştuğu için, bu ülkede her mesele kısa sürede "kan davası"na dönüşebiliyor.
      Mahfi hoca; "din, futbol ve siyaset" meselelerinin çoğunlukla fanatizm düzleminde ele alındığından haklı olarak yakınırken de benzer şeyler söylüyordu, zannediyorum.
      Bu fanatizm/kabile kültürünün sebebi, din metinlerinin kendisi de, din metinlerini yorumlayan insanların yazdıkları ve söyledikleri de, bilimi çoğu sorunun çözümü olarak gören insanların yazdıkları ve söyledikleri de olabilir. Bu üçü de bir arada olarak da bu kültürün sebebi olabilir.
      Fanatizm, din metinlerinde de, din metinlerin yorumlayanların sözlerinde de, bilimsel metinlerde de bulunabilir. Ben din vs bilim meselesinde de, diğer temel sosyal olguların ele alınmasında da, fanatizme ve fanatizmin kaynaklarına odaklanılmasının daha rahatlatıcı olacağını düşünüyorum. Saygılar.

      Sil
  26. Mehmet Ergun Çarıkçıoğlu4 Mayıs 2016 08:17

    Kurlar ve faizler bu kadar dalgalanmasa, yabancı yatırımcı da bu kadar kar edemezdi.

    YanıtlaSil
  27. Hocam gününüz aydın olsun,

    Yazınız çok güzel, teşekkürler. Hesaplamalarla ilgili bir sözüm yok ancak mantığınız çok doğru gelmedi bana. Türkiye'yi gelişmiş ülkelerle kıyaslarsak kur sisteminde ve borsada standart sapma, yani iniş çıkışlar, yani RİSK çok yüksek. Dolayısıyla, yaptığınız yüksek getiri hesabı ancak geçmiş verilerle yapılabilir. Yani o anda yabancı yatırımcı, borsanın/kurun nerede en tepe, nerede en düşük seviyede olacağını bilemeyeceği için böyle bir getiriye kavuşması da zor. Örneğin, parasını 2015'ten beri Türkiye'de tutan çoğu yabancı yatırımcı da 2015'te zarar etti. Dolayısıyla, sanki en tepe ve alt noktalar bilinebilirmiş gibi geçmişteki bu noktalar üzerinden hesap yapmak çok doğru değil bence. Ama sizin fiili para giriş çıkışlarında bu durumu gözlemlemişliğiniz varsa, yani Ocak 2016'da yüklü döviz girişi ve Nisan'da çıkışı, o zaman bir şey diyemem.

    Sağlıklı, mutlu, huzurlu günler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu bir örnek kuşkusuz. Herkes böyle yapıyor diye bir şey yok. Ayrıca borsa endeksini aldım. Yani borsada çok daha fazla kazandırmış hisseler de var. Ben burada mekanizmayı anlatıyorum. Yani kazanç yüzde 29 değil ama yüzde 15 de olabilir. Önemli olan ortada ciddi bir kazancın varlığı

      Sil
  28. Merhaba, niceliksel genişleme ve faiz artışı tartışmaları döneminde Amerika da kötü haber bizde iyi olarak yorumlanıyordu, yani gelişmekte olan ülkelere sıcak para girişi devam edecek faiz artışı hemen gelmeyecek gibi.

    Ancak bu görünüm değişmiş görünüyor, petrol fiyatlarındaki düşüş asya piyasalarındaki küçülme ve Avrupadaki ekonominin büyüyememesi dünyada büyüme endişesi yarattı. Bence artık eskisi gibi gelişmiş piyasalardaki iyi haberler bizde de iyi kötü haberler bizde de kötü yorumlanacak dönemine giriyoruz diye düşünüyorum. Çünkü faiz odaklı değil büyüme odaklı algılama başlıyor.

    YanıtlaSil
  29. Hocam merhabalar, yazı için elinize sağlık. Sormak istediğim konu ile ilgili yazılarınızı okudum fakat hala netleşmedi. Tekrar bir soru olduğu için kusura bakmayın. İç tasarruf , cari açık ilişkisi. Basitleştirirsek, 100$ ihracat , 120$ ithalat yaptık ve rezervimiz (MB ve bankalar) 20$ olsun. Aradaki farkı bu 20$ ile karşıladık diyelim. Bir sonraki dönemde 100$ ihracat yaptık , 120$ ithalat yapacağız ve 1000 TL iç tasarrufumuz var. İç tasarruf yüksek olmasına rağmen döviz olmadığı için bu kadar miktarda TL cinsinden iç tasarruf bir işe yaramıyor gibi geliyor. İç tasarruflar o zaman nasıl cari açığı azaltacak. Bir yerde mantık hatası mı yapıyorum. Kısa bir örnekle açıklayabilir misiniz?
    Teşekkürler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Cari açığı azaltamayacağız ama mutlaka o açığı verecek kadar ithalat yapmak zorundaysak o zaman 20 $ dış borç alacağız. Bir sonraki yıl yine aynı şey olacak. Bu iş dışarısı bize borç vermeyinceye kadar sürecek. O zaman da zaten ithalat yapamayacağız ve ihracat gelirlerimizle dış borçları ödeyeceğiz.

      Sil
  30. Hocamın yazılanların bağlamı burası değil ama, en güncel makaleniz şu anda burada olduğu için buraya eklemek istedim. Müsamahanıza sığınarak:

    Birincil kaynak, Kur'an: Allah'tan geldiği iddia edilen metinler
    İkincil kaynak, Hadis ve sünnet: Kaynağını Kurandan aldığı iddia edilen Peygamberin sözleri, tavsiyeleri ve davranışları.
    Üçüncül kaynak: Peygamberin arkadaşlarının(Sahabe) tavsiyeleri ve yaşantıları.
    Dördüncül kaynak: İcma, kıyas.(Muhaddis, Fakih, Alim, Şeyh, Postnişin, Dede, İmam) Yüzyıllar halinde günümüze kadar değişik kişilerce yazılan ve söylenen Kurana ve hadise dayandığı iddia edilen metinler.
    Burada din nedir? Allah'ın dediği nedir? Allah'ın dediği, "Allah'ın dediği budur" diye cümleye başlayan insanın sözü değil midir? Din(Allah ve Peygamber) adına konuşanlar da, Din bilime karşıdır diyenler de, mantıksız bir soyutlamanın içerisindeler. Din adına konuşanlar "benim dinden anladığım bu" demeliler, "dini kurallardan anladığı yorumları!, bu dindir, bu Allah'ın sözüdür" diyen birisi kendini Allah ve Peygamber yerine koymuyor mu?
    Dini kurallar(Kuran ve Hadis), hangi bilime, bilimin hangi yöntemlerine karşıdır?
    Bilim nedir? Dinin nedir? Dinin kaynaklarında geçen sözlerin bilime karşı olduğuna kim karar veriyor?
    Bilimin ne olduğuna, hangi bilimsel yöntemlerin geçerli, tutarlı olduğuna kim "karar" veriyor?
    Dinin bilime karşı olduğunu iddia edenler, bu önermeleri somut metin ve cümlelerle ortaya koymalılar.
    Dinde(Kuran ve Hadis) geçen hangi cümle/tavsiye/emir/yasak, bilime/bilimsel yönteme/fen bilimlerine/sosyal bilimlere/tekniğe/ bilimsel yöntemler sonucunda ortaya çıkan nesneler ve araçlara karşı?
    "Din, bilime karşıdır" önermesi, "boş gösteren" bir önermedir. Din değişkeni de bilim değişkeni, bu önermeyi öne sürenlerce "specify" edilmelidir.
    Yoksa, ideolojilerin düşünsel enerjileri soğuran atmosferinden çıkamayız.
    Bize, daha doğurgan, daha aşikar(obvious) önermeler sunulmalıdır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bence bu tartışmaları bırakıp doğrudan bilimle uğraşmazsak, analitik düşünen, buluş yapmaya, inovasyoa yönelik kuşaklar yetiştiremezsek sanayi devrimini ıskaladığımız gibi bu çağı da ıskalayacağız.

      Sil
  31. Hocam bu kamu borcunun milli gelire oranı referans olarak brut borc stoku alınıyor değil mi ? Diğer sorum ise sgk açığı için 3 çocuk yerine açıkların işsizlik fonundan karşılanması daha mantıklı değil midir çünkü orada çok büyük bir rakam birikmiş ve kullanımı çok zor , ülke zaten kalabalık 3 çocuk çok mantıklı durmuyor ilerideki vadede diye düşünüyorum hocam siz nasıl degerlendiriyorsunuz bu durumu

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Brüt borç stoku / GSYH oranı da alınıyor net borç stoku / GSYH oranı da alınıyor.
      İşsizlik fonunun amacı işsizlere para vermek. Ayrıca o para özerk bir kuruma ait.

      Sil
  32. Yazınız için çok teşekkür ederiz. Aslında "Carry Trade"'in canlı bir örneğini, son geçtiğimiz dört ay için, matematiksel olarak, ortaya koydunuz. Mevcut siyasi iktidar ve ekonomi yönetimi, faiz politikası (indirimi) ve "faiz lobisi" olarak isimlendirdiği politikasını, bu yalın gerçeğe dayandırıyor.Diğer bir deyişle, düşük faiz, yükselen kur; "Carry Trade"'deki yabancı ya da bıyıklı yabancıları kazanımlarını sınırlayabilir,sınırlandırılmalıdır görüşündeler. Diğer yandan da, kur artışının enflasyonu arttırıp, nominal faizi de yükselttiği de başka bir gerçek. Açmazı kırmanın tek yolu, kısa vadede Türkiye'nin politik risklerini azaltarak, verilebilecek reel faizi mümkün olduğunca düşük tutarak, TL'yi bir parça düşük değerli ama stabil tutmak. Bu da bize yapısal reformları yapmak için, zemin oluşturabilir. Ama ülke olarak, zamanı kötü kullanıyoruz. Çok zaman kaybediyoruz. Maalesef tarih bize, devletlerin kaybettiği zamanı, çok yüksek tutarlı hesap ile ödediğini ortaya koyuyor. Saygılar ile,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet reel faizi düşük tutmak bir çözüm gibi olsa da o zaman bizdeki enflasyon yüksek olduğundan bu kez iç tasarruflar iyice düşüyor, dışarıdan borçlanmak gerekiyor. Tek çözüm var: Enflasyonu yüzde 2'lere düşürmek.

      Sil
  33. hocam gelen parayı anladım ama çıkan para kimin bizden mi yoksa giren diğer yatırımcılardan mı ?
    bizden se bu geleğimiz için hiç hoş değil sanırım

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kim bilir? Belki gelen de çıkan da bizdendir.

      Sil
  34. Hocam gecende bu aklima bu gelmisti. Hocam her yabanci bizim ulkenin icini bosaltip gidiyor aslinda sicak paraya bagimlilik bizim icin eroin gibi kisa vade de rahatlatiyor fakat uzun vade de zarar daha fazla oluyor.

    Hocam bundan once tayyip erdogana katilmazdim fakat faiz ulkemizin yabanci tarafindan soyulmasini sagliyor. Erbakanda bunu soylerdi. Aslinda hocam bence faizleri dusurelim derim. Boylece yabanci defolup gitsin milli ekonomimizi olusturalim. Ozel sektor olacaksa turk olsun laz olsun kurt olsun ama bizden olsun t. C. Vatandasi olsun. Sonucta kriz oldugunda kacip gitmezler yabanci gibi.

    Ekonomimizin sicak paraya olan bagimliligimdan ve kirilganligindan dolayi faizin yukseltilmesinden yanaydim ama artik sizin yukarida anlattiginiz gibi durumlardan dolayi bence faizi dusurup korkularimiz ile yuzlessek olmaz mi? Dalgali kur sistemi sorunun ustunu ortu. Asla bir sanayilesme yada tarim adina bir fonlama olmadi. Fonlanan hep insaat sektoru oldu.

    Yine de hocam siz bu konunun uzmani oldugunuz icin sormam gerekiyor. Yukarida anlattiklariniz tayyip erdoganin hakli oldugunu gostermez mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Acaba bunlar yabancı mı? Yoksa parasını yurt dışında tutan Türkler mi? Emin misiniz?

      Sil
    2. Bende yorumu yapan arkadasin düşüncesine katılır gibi oldum hocam sizin yorumunuzu okuyana denk sonradan anladım ki fakirin aklı bu kadar:-)

      Sil
  35. Hocam bunun iyi senaryo olduğunu söyleyebilirmiyiz. Tamam fed kararları sonrası doların belli bir süre 3 tl nin üstüne gitmeyeceği ortadaydı. Tahvil ve kur farkından kazanç açıkça ortadaydı ve düşünmeden yapılabilirdi

    Ama neticede riskin olduğu yerde kazanç yüksektir. Borsada da yabancı payı % 70 lere çıkıp yükselişe geçen hisseler vardı bu süreçte evet. fırsatı görüp değerlendirenler var.Ama her zaman işlerin böyle olacağını nerden bilebiliriz.

    Yani sizden farklı bir şey söylemek istemiyorum. Kazanç oranı ancak istikrarsız ve dengesiz ortamlarda bu kadar yüksektir diye biliyorum. Bazıları herşeyin çok istikrarlı olduğunu söylesede

    YanıtlaSil
  36. paranin dini imani milliyeti yoktur. turkiyeye yatirim yapan ateist cinli candir. parasini disarda degerlendiren musluman tusiad can degildir.

    YanıtlaSil
  37. Hocam aşağıdaki paragrafta iki kez elindeki rakam deniyor ama ikisi farklı rakamlar. Tam anlayamadım.

    29 Nisan 2016’da gösterge faiz yüzde 9,22’ye (4 aylık faizi yüzde 3,07’ye) gerilemişken bu Amerikalı yatırımcının elindeki tahvilleri bu faizden sattığını düşünelim. Bu durumda eline (311.000) - (311.000 x 0,0307 =) 301.452 Lira geçer. Aynı tarihte USD/TL kuru 2,81’e düşmüştü. Amerikalı yatırımcı, aynı gün elindeki 306.836 Lirayı bu kurdan Dolara çevirirse eline (301.452 / 2,81 =) 107,278 Dolar geçer.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 306.836 değil 301.452 Lira olacaktı. Düzelttim, teşekkür ederim.

      Sil
    2. Rica ederim Hocam.
      İbrahim

      Sil
  38. YAHU MAHFİ AMCA 2,79 - 2,89 NELER OLUYOR BİZE MAHFİ AMCA NELER OLUYOR BİZE !!!!!!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ah be yeğenim. İki yıldır kurlar dalgalanacak derken dinlemedin mi bizi?

      Sil
    2. MAHFİİİİİİİİİİİİİ

      AMCAAAAAAAAAAAAAA

      KURTAAAAAAAAAAARR

      BİZİİİİİİİİİİİİİİ

      BATIYORUUUUUUUUZZ

      MAHFİİİİİİİİİİİİİ

      AMCAAAAAAAAAAAAAA

      DOLAR UÇUYOOOOORR

      MAHFİİİİİİİİİİİİİ

      AMCAAAAAAAAAAAAAA...

      Sil
    3. Güzel aşk cevrimizi
      Çekemezsin demedim mi
      Bu bir rıza lokmasıdır
      Yiyemezsin demedim mi

      Yemeyenler kalır naçar
      Gözlerinden kanlar saçar
      Bu bir demdir gelir geçer
      Duyamazsın demedim mi

      Bak şu aşkın haline
      Ne gelse söyler diline
      Can ü başı Hak yoluna
      Koyamazsın demedim mi

      Aşıklar harabat olur
      Hak yanında hürmet bulur
      Muhabbet baldan tatl'olur
      Doyamazsın demedim mi

      Girelim Ali serine
      Çıkalım meydan yerine
      Küfrümüz iman yerine
      Sayamazsın demedim mi

      Pir Sultan'ım der Şah'ımız
      Hakk'a ulaşır rahımız
      On'ki imam katarımız
      Uyamazsın demedim mi

      Sil
    4. Kimseye etmem şikayet ağlarım ben hâlime

      Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime

      Perde-i zulmet çekilmiş korkarım ikbalime

      Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime

      ***

      Söz: İhsan Raif Hanım (1877-1926)

      Müzik: Ahmet Özhan

      https://www.youtube.com/watch?v=e26ktr_x2Is

      Saygılar ve sevgiler...

      Sil
  39. Keşke parayı kaldırsak, dünya ne güzel bir yer olur...

    “Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.”

    (Ateistim)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Parayı kaldırsak başka bir şey bulur insanoğlu. Çünkü Çin atasözünün dediği gibi. "Bütün taşlar altından olsa insanın gözü yine doymaz."

      Sil
  40. Vatandaşı olmasak güzel ülkeyiz aslında, dedirtiyor ne yazık ki hocam...

    YanıtlaSil
  41. hocam, donald trump gibi bir faşist'in başkan olması halinde neler olabilir. Bu konuda bir yazı yazabilir misiniz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Donal Trumpu destekleyenlere baktigimizda karsimiza cok ilginc bir grup cikiyor o da ABDli muslumnalar. ABDli imamlar trumpu destekleediklerini beyan ettiler. Kisaca Muslumnalar yaptiklari desteklerle ve teror olaylari ile su an donal trumpa calisiyorlar.

      Sil
    2. İFADE ÖZGÜRLÜĞÜMÜ KULLANIYORUM MAHFİ HOCAM. İSTERSENİZ IP NUMARAMI POLİSE VEREBİLİRSİNİZ!

      Recep Tayyip Erdoğan da faşist! Ona niçin bir şey demiyorsun 20:06'da soru soran kardeşim?

      Sil
    3. Ak troll falan degilim ancak fasist kelimesi turkiyede cok yanlis algilaniyor ve kullaniliyor. Fasist holokosta katilmis ailesi vs bu holokosta katkida bulunmus gecmisi bu konuda mimli kisilere soylenir. Bir de devletin rejimlerine.....rejimler fasist baskici olabilir nasil demokratik ve komunist liberal devlet var ise. Fakat kisiler fasist olamazlar ancak irkci ayrimci olabilirler. Yanlisim var ise duzeltiniz. Fasist kelimesi kisiler icin kullanildiginda o kisi muhakkak ki 2. cihan harbinde holokosta katilmis desteklemis ve hala destekleyen kisi olmak zorundadir. Mesela ben holokostta iyi olmus dersem benim icin kullanabilirsiniz. Dolayisiyla Turkiyede kisilere surekli fasist denmesi yanlis bir kavram kullanimina delalet etmektedir. Evet devletler fasist olabilir fasism sonucta ekonomik toplumsal bir rejimdir.

      Mesela donald trumpa bati medyasinda faisit diyen cikmaz ama kendisine irkci ayrimci otekilestirici islamafobik diyen cikabilir denilebilir de ama fasist denemez.

      Maksadim polemik yaratmak degil salt bir fikir beyan etmek.

      Sil
    4. Faşist tanımı evrenseldir. Kendimize göre değiştiremeyiz. Tanımı wikipediada şöyle:
      Faşistler kendi uluslarını; ulusal camianın kitlesel seferberliğini teşvik eden totaliter bir devlet yoluyla bütünleştirmeyi amaçlarlar ve faşist ideolojiye uygun ilkelerle birlikte ulusu örgütlemeyi hedefleyen devrimci siyasal harekete önayak olan bir öncü partiye sahip olmayla nitelenirler.
      Yani anlayacağınız faşist diye nitelenmek için illa holokosta katılmak filan gerekmez.

      Sil
    5. Adsız 1 ve 3 numaralı arkadaşlar, sanırım Donald Trump'ı pek tanımıyor. Adam sadece müslümanlara karşı ön yargılı vs değil. Bu adam Güney Amerika sınırına duvar ördürecek kadar çılgın! Kaç kez zencilere, latinlere, uzak doğululara nefret söylemleri yaptı. Sadece müslümanlarla alakalı bir durum söz konusu değil. Hoş böyle bir dünya gücünün başına dinci bir adamın geçmesi hiç hoş olmazdı ya neyse. Adsız 3. sıradaki arkadaşa sadece şunu söyleceğim;

      faşizm: 2. Demokratik düzenin yerine aşırı bir ulusçuluk ve baskı düzeni kurmayı amaçlayan öğreti
      faşist: isim Faşizm yanlısı olan kimse, görüş vb
      kaynak; http://www.tdk.gov.tr/

      Bir ülkenin faşistlik yapması için rejim değişikliği vs gerekmiyor. Bu kadar dar görüşlü olmayalım. Bunu en iyi bizim bilmemiz lazım. Umarım anlatabiliyorumdur. Örneğin; konu enflasyon olunca bile kaç tane enflasyon söz konusu. Her birinin çözümleri farklı. İnce ayrımlar söz konusu. Neyse.

      Ayrıca, şunu da söyleme gereği duyuyorum. Sırf Donald Trump'a faşist dedim diye, Tayyip Erdoğan hakkında ne düşündüğüm konusuna nereden ulaştınız sorabilir miyim adsız 2? Kahin misiniz? Tayip Erdoğan nereden çıktı? Ülkedeki iktidara olan hırslarımızı biraz kendimizdeki yanlışları görmeye yönlendirsek. Bugün çok farklı sonuçlar olabilirdi. Bizim ülkemizde iki taraf mı var? Senin hoşuna gideni söyleyen senden ve haklı, senin hoşuna gitmeyeni söyleyen senden değil ve haksız!? Bu başka bir konu aslında. Aslında sana kızmıyorum. Çünkü Donald Trump hakkında hiçbir şey bilmiyorsun. Donald Trump'ı sadece müslüman düşmanı sanıyorsun. Bu da doğal olarak bilgisizlikten. Neyse.

      Sırf bu yüzden galiba hiç sevilmeyeceğim. Hiç de önemli değil. Bizim ülkemizde karşı tarafı suçlu kabul edip kötüleyenler de nedense en az onlar kadar kötü. Çünkü birini kötüleyecekseniz onun yaptığı hataları siz yapmamalısınız. Eğer onları kötüleyip aynı hataları siz yapıyorsanız o zaman siz de en az onlar kadar kötüsünüzdür. Ben birini eleştirdiğim zaman onu eleştirdiğim şeyi yapmamaya çalışırım. Çünkü onu eleştirdikten sonra onun yaptığını yaparsam, iki yüzlü olurum diye düşünürüm.

      Arada ince ayrımları gören, ince düşünen, ideolojisi gözünü kör etmemiş insanların zihinlerini bulandırıyorsunuz. Bu zihniyet düzelmedikçe biz daha çoook güleriz, eğleniriz. Bu zihniyetler için tek çare meritokrasi.

      Sil
    6. Bir arkadaş ifade özgürlüğünü çok yanlış anlamış. Senin ifade özgürlüğün karşı tarafın ifade özgürlüğüne müdahale edebilmeyi sana vermez. Ülkecek haklarımızı biliyoruz ancak bu haklarımızı nasıl kullanacağımızı bir türlü bil(e)miyoruz. Hukuk bireye hak vermez arkadaşlar, bireyin dahil olduğu topluluk içerisinde herkese eşit hak(lar) tanır.

      Sil
    7. ABD de ak partili insan yok mu yahu. Ak parti bence ALmanayada basta berlin olmak uzere abd de secime girmeli! AK parti kuresel bir parti olmali. Ne dedik biz kefenimizi mezarimizi kazdik da bu yola ciktik. Hamdolsun Ak parti new york belediyesini alsa berlinde kreuzbergi alsa fena mi olur. Cenabi allah bizimle otekilerle degil biz butunuz diriyiz beriyiz digerleri bizden degil

      Sil
    8. 1/2

      Sevgili 16:05 kardeşim,

      Biraz izan, biraz izan...

      Dikkat edersen, 16:05'de yazdıkların arasında Tayyip Erdoğan ismi geçiyor ama faşist dememek için epey uğraşmışsın.

      Neyse, konu sadece senin özelinde değil. Ve hatta senin sevilip sevilmemen de değil.

      Şimdi daha da objektifleşelim:

      Kusura bakma, Donald Trump'ı senden (ve buradaki birçok kişiden) daha geniş tanıyorum. Özellikle 1976 sonrası (Gerald R. Ford, Jr.'ın başkanlığı ile birlikte) Trump gibi bir oligarkın nasıl "liberal & özgürlükçü & serbest piyasacı medya" tarafından köpürtüldüğünü bizzat ABD'de gözlemlemiş birisiyim. Ronald Reagan ise, Trump için bir tür "Turgut Özal"dı. "Özallı yılları" yaşamış nesiller bu siteye ziyarete geliyor mu bilemem, fakat Mahfi Hoca'nın yaşı bunları tecrübe etmeye müsait.

      Bizde meşhur "Ali Ağaoğlu" var, bilirsin... Birkaç gün önce hakkında adli soruşturma da açıldı. Sebebini internette arayıp kendin öğrenebilirsin.

      Ali Ağaoğlu, özellikle son 5 yıldır, Türkiye'de kendini nasıl lanse ettiyse (ve medya da buna ister/istemez çanak tuttuysa, çünkü sonuçta "televizyon işleri"nin yürümesi için Ağaoğlu'nun sincaplı reklamına muhtaçlar) aynısını 1980'li yıllar boyunca Trump da yaptı. Ve bir itirafta bulunayım, Trump'ın 80'lerdeki reklamları Ağaoğlu'na bin basar. Belli mi olur, Ağaoğlu'nun çevresindeki danışmanları biraz dikkatli araştırma yapsa, Trump'ın stratejisini bu ülkenin koşullarına uyarlar, Türkiye'ye başkanlık sistemi gelirse eğer, Ağaoğlu da meydanlara çıkıp adaylığını koyabilir.

      Neyse...

      On yıllar boyunca Trump'un bir balon gibi şişirilmesi tecrübem olduğundan, Ağaoğlu gibi birini son yıllarda görünce, hiç şaşıramıyorum. Sizler isterseniz şaşırmaya devam edebilirsiniz...

      Şimdi "faşist" kelimesine gelelim.

      Bu kelimeyi, türlü çeşitli sözlüklere gömülerek kanıtlamaya o kadar da gerek yok.

      Faşizm, hayatın her anında var, ne yazık ki...

      Bir ailedeki anne/baba figürü, annelik/babalık gibi has ebeveynlik rollerini üstlenmekle beraber, yer yer (ne yazık ki) faşizan davranışlarda da bulunabiliyor. Bunu okulda öğretmen, orduda komutan, hastanede başhekim, üniversitede profesör, holdingde C.E.O. veya siyasette cumhurbaşkanı & başbakana kadar çeşitlendirebilirsin...

      1643-1715 (toplam 72 yıl!) arasında Fransa'yı yöneten şahsiyet 14. Louis, Fransızca "L'Etat, c'est moi.", İngilizce "I am the State.", Türkçe "Devlet; benim." sözünü hiç söylememiş olmasına rağmen, bu söz kendisine atfedilir. Ki söylememiş olsa da, icraatıyla bu sözü söylemiş kadar olmuştur.

      "Şovenizm" dediğimiz şeyin kökünün de, Napolyon'un ordusunda askerlik yapıp/yapmadığı meçhul (ve hatta tarihte yaşayıp/yaşamadığı bile belli değil) bir asker olan "Nicolas Chauvin"in soyisminden türetilmiş "Chauvinism" olduğu anlatılagelir. En öz anlamı, "abartılmış yurtseverlik"tir.

      "Bir ulusa can verircesine bağlılık" olarak genel çerçevesi çizilen deyimin tarihi arkaplanı daha da eskilere dayanıyor olmakla birlikte, bugün kullandığımız anlamda "milliyetçilik"in kökü "1789 Fransız İhtilali"ne dayanır.

      +++

      Sil
    9. 2/2

      "'Devlet'in yüceltilmesi ve daima korunması gerektiği" görüşü,
      "Şovenizm",
      "(1789 sonrası) milliyetçilik" gibi kelime ve uygulamalar;
      Yıllar geçtikçe, "faşizm"in ("ırkçılığı" da yer yer kapsayacak şekilde) bugünkü anlamına evrilmiştir. (Küçük bir not: "Faşizm" çok geniş bir tabirdir. Örneğin, sarı renk arabalardan nefret edip onları parçalamak, lacivert renk arabaları bütün dünyada kullanılır kılmak için mücadele etmek de "faşizm"dir.)

      Recep Tayyip Erdoğan'ın turbo hızda pohpohlanmaya başlandığı asıl dönem, 1994 İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı için adaylığını koymasıdır. (ANAP'tan İlhan Kesici, DYP'den Bedrettin Dalan ve SHP'den de Zülfü Livaneli adaydı.)

      Ve hatta Erdoğan'a yönelik, 1994'ten 2002'ye giden süreç içinde, "bu adamda liderlik kumaşı var" diyenler bile çıktı. (Kimin/kimlerin söylediğini internette arayıp kendin öğrenebilirsin.)

      Herifin seceresini daha fazla ortalığa saçmanın alemi yok... Sonuçta çoğunuz bu herifin nasıl faşistleştiğini kendi gözlerinizle gördünüz...

      Şimdi gelelim zurnanın zırt dediği yere:

      Kendilerine "mağdur edebiyatı" kaynağı yapmak için tepe tepe kullandıkları "28 Şubat süreci"ni hatırlarsın.

      Necmettin Erbakan'ın o dönemde "dik durup/durmadığı" bugün bile tartışma konusu. Bu tartışma biteceğe de benzemiyor...

      Peki,

      Recep Tayyip Erdoğan, Süleyman Demirel'in Erbakan'a 19 Haziran 1997'de yaptığının aynısını, 4 Mayıs 2016'da Ahmet Davutoğlu'na yapmış olmadı mı?

      Eee, hani?

      "28 Şubat bir daha olmayacak" diye diye 14 yıldır oy topladılar, ama, herif 4 Mayıs 2016'da katmerlisini yaptı.

      Bu mu "demokrat"lık?

      Kusura bakma, "faşizmin gittikçe yükselen sesini" duymaya devam ediyoruz. Felaket tellallığı değil bütün bu okudukların.

      Son olarak,

      Donald Trump'ın "faşistliğine" gelirsek:

      Tipik bir Amerikalı!

      Trump'un, Cumhuriyetçi Parti'nin (The Grand Old Party, GOP) adaylığını neredeyse garanti altına almasına asıl sebep, sıradan ABD'li vatandaşın, özellikle 15 Eylül 2008 Lehman Brothers'ın çöküşünden sonra yaşanan devasa ekonomik krizden belini henüz doğrultamamış olmasıdır.

      ABD'li sıradan vatandaşın "cebindeki paranın miktarını bir nebze arttıracak" her söylem, iş bulmasına, işini kaybetmemesine, mevcut işinde daha yüksek pozisyonlara yükselmesine yol açacak her söylem, yani "Reaganlı yılların ABD vatandaşlığı" saçmalığını bugün diriltecek her söylem, ister "Meksika sınırına duvar örmek" deyin, ister "müslümanları ülkeye almamak (veya alırken müslüman olduklarına dair federal kayıt tutmak! Holokost'ta Yahudiler'in kollarına vurulan numaraların dijitalleşmiş hâli gibi!)" deyin, ister "en büyük müttefiki gördükleri ülkenin başbakanı David Cameron'a laf çakmak" deyin, ister "Papa Francis'le papaz olmak" deyin... deyin de deyin... Bütün bu söylemler Trump'ı GOP'tan ABD başkan adaylığına taşıdı-taşıyacak...

      "Meritokrasi" mi dedin? Eğer kapitalizmin körüklediği "kemiklerde ilik kalmayana kadar sömüren ve aynı seviyede rekabeti emreden" bir meritoktarlıktan bahsediyorsan, kalsın. Dünya yeterince çile çekti. Daha acımasızını istemiyoruz...

      Umarım, sevgili 16:05 kardeşim, ince ayrımları gören, ince düşünen, ideolojisi gözünü kör etmemiş insanların zihinlerini yukarıda yazdıklarımla biraz daha berraklaştırdığım için bana kızmazsın.

      Sağlıcakla kal...

      Sil
    10. adsız 21.00

      Ayten Zara çok iyi bir psikologtur. İsterseniz irtibata geçip sizi onunla tanıştırabilirim.

      Sil
    11. adsız 21.00

      Konu Donald Trump iken, sen konuyu 1600'lü yıllara getiriyorsun, oradan Fransız Amcalara bağlıyorsun yeteneklisin de... Bir de kalkıp bir de zihni bulandırmamış oluyorsun. Vay canına... Bu senin yaptığına akademik camiada Ad Hominem deniyor. Halk arasında da başka bir şey deniyor ama onu tahmin edebilirsin. Yani konu ile alakası olmayan yönlerden karşı tarafa saldırarak kendini haklı çıkarmaya çalışıyorsun. Ancak buradakiler bunu yemez. Bir arkadaş ne güzel yazmış sana ifade özgürlüğü ile ilgili cevap olarak. Aslında yazdıklarınla neyse ki beni haklı çıkardın. Neyse.

      Tayyip Erdoğan ile ilgili olan takıntına bir anlam veremiyorum. O kadar paranoyaklaşmışsın ki seninle aynı düşünmeyen herkesi Tayyip Erdoğancı sanıyorsun. Ben Liberal Demokratım. Sen bilmezsin. Daha doğrusu anlayamazsın. Sen birini sevmiyorsun diye, sen birine küfür ediyorsun diye herkes mi küfür edecek? Ben sevmediğim adama küfür etmiyorum arkadaşım. Bak sevmiyorum ama küfür etmiyorum. Ben böyle yetişmiş olabilirim. Bu biraz karakter meselesi.

      Beni bağışla lütfen ama bu söylediğin sözlerle bende algısı çok dar bir insan imajı yarattın. Ne desem, nasıl desem anlayamayacak gibisin. İnan daha başka nasıl anlatabilirim bilmiyorum. Örneğin, yoldan geçen vatandaş birine faşist diyeceği zaman, kalkıp da ona Tayyip Erdoğan'a neden faşist demiyorsun deyince adam senin suratına o nereden çıktı, konu ile ne alakası var demeyecek mi? Lütfen yanlış anlama. Dalga geçmek için söylemiyorum. Sakinleştirici vs kullanmalısın.

      Ayrıca, insanlara ne yapacağını söylemek hiç hoş değil. Anayasamızın Temel hak ve özgürlükler ve evrensel insan hakları beyannamesini şiddetle okumanı öneririm. Hukuk bilgin konuşmandan da anlaşıldığı üzere aynı Tayyip Erdoğan gibi zayıf.

      Sen aslında Donald Trump hakkında da hiçbir şey bilmiyorsun. Ben yüksek lisans ve doktoramı Washington'da yaptım. Beni tanımadan benden fazla bir şey bildiğini iddia etmen ile zaten seninle olan tartışmamız bitti. Egosu boyundan büyük biriyle ve bir konu hakkında bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olabilen biriyle daha fazla tartışmayacağım. Meritokrasi dememin sebebi de senin gibi bilgisiz olup kahvede siyaset tartışan amcalardı. Şimdi insanlar da daha iyi anlar bunu okuyunca.

      Sil
    12. 1/2

      Sevgili 21:57 ve 22:20 kardeşim,

      Ben liseye giriş sınavlarına hazırlanırken, aynı sen gibi Washington'da yüksek lisans ve doktora yapmayı çok istemiştim. Washington'da cafcaflı bir üniversiteye başvuru yaptım, "sen bize fazlasın, Ivy League üniversiteleri bile senin dâhiyane kapasiteni kaldıramayabilir, en iyisi sayın Mahfi Eğilmez'in sitesine git, orada kendini 'liberal demokrat' diye tanıtan bir arkadaş var, tam bir 'ad hominem' ustası, senin eğitimine en büyük katkıyı o yapabilir", diye tavsiyede bulunmuşlardı. Bu yüzden bu siteye beni eğitmen için geldim, yanlış anlama.

      8 Kasım 2016 ABD başkanlık yarışına GOP'dan aday olabilmek için çırpınan Kentucky senatörü "Rand Paul" vardı, adaylık yarışından aylar önce çekildi, Washington'da yüksek lisans ve doktora yaptığına göre ismini duymuşsundur bu şahsın. Rand Paul bir liberal demokrat (fakat kendini "libertarian" olarak pazarlıyor). Şimdi sadece tahmin yürütüyorum, yanılıyorsam şimdiden özür dilerim, bu adamın başkan adaylığı için ABD'de faaliyet yürüttüysen hiç şaşırmayacağım, ki yürütebilirsin, herkes siyasi arenada istediği adaya yanaşmakta ve/veya bizzat kendisi siyasi kampanya yürütmekte özgürdür.

      6 Mayıs 2016'da Rand Paul, "eğer Donald Trump, Cumhuriyetçi Parti'den adaylığı kazanırsa onu desteklemeyi planlıyorum." diye açıklama yaptı: "http://reason.com/blog/2016/05/06/rand-paul-will-endorse-donald-trump-the"

      Hani Rand Paul da "liberal demokrat" ya, hatırlatayım dedim...

      Şimdi senin yaptığın "ad hominem"liklere gelelim.

      Yaptığın "ad hominem"lik (1):

      Ne sormuştun: "hocam, donald trump gibi bir faşist'in başkan olması halinde neler olabilir."

      Bunun üzerine ben ne sormuştum: "Recep Tayyip Erdoğan da faşist! Ona niçin bir şey demiyorsun 20:06'da soru soran kardeşim?"

      Şu cevap ile "ad hominem"liğe başladın: "Ayrıca, şunu da söyleme gereği duyuyorum. Sırf Donald Trump'a faşist dedim diye, Tayyip Erdoğan hakkında ne düşündüğüm konusuna nereden ulaştınız sorabilir miyim adsız 2?"

      Sen Recep Tayyip Erdoğan hakkında daha hiçbirşey yazmamışken, onun hakkında "faşist deyip/demediğini" ben bilmiyorken, müneccim olmadığıma göre, şu soruyu nasıl sorabildin: "Tayyip Erdoğan hakkında ne düşündüğüm konusuna nereden ulaştınız?"

      Senin Recep Tayyip Erdoğan hakkında ne düşündüğünü merak ettim, kendi fikrimi "Recep Tayyip Erdoğan da faşist!" şeklinde açıkladım, ve sana da soru sordum: "Ona niçin bir şey demiyorsun 20:06'da soru soran kardeşim?"

      Sen ise, senin Recep Tayyip Erdoğan hakkında ne düşündüğü en baştan bildiğimi ve buna göre sana satırlar dolusu yazı yazdığımı zannettin. Halbuki şöyle bir cevap verebilirdin: "Recep Tayyip Erdoğan hakkındaki düşüncem şudur.", bitti...

      +++

      Sil
    13. 2/2

      Yaptığın "ad hominem"lik (2):

      Şunu yazmışsın: "Ben sevmediğim adama küfür etmiyorum arkadaşım. Bak sevmiyorum ama küfür etmiyorum."

      Dikkat edersen, ben Recep Tayyip Erdoğan'a küfür mü ettim?

      Sen "faşizm" kelimesini küfür mü zannediyorsun sevgili 21:57 ve 22:20 kardeşim?

      Donald Trump'ın ABD'de yürüttüğü seçim turuna, en azından izleyici olmak, oy veren insanların nabzını hissetmek için katıl bakalım. Ve onların arasında "Donald Trump bir faşisttir!" diye bağır, ki bağırabilirsin, şu meşhur "ifade özgürlüğü" meselesi...

      Sana oradaki insanlar ne cevap verecek: "Sen Trump'a nasıl faşist dersin!"

      Şimdi biraz da ben "ad hominem"lik yapayım.

      Yaptığım "ad hominem"lik (1):

      Sayın Ayten Zara ile görüşmüştüm. Yine de teşekkür ederim.

      Bana yardımcı olamayacağını ama bir meslektaşını tavsiye edebileceğini söylemişti, Dr. Agâh Aydın.

      Eğer senin de ara sıra terapiye ihtiyacın olursa, (ki çok dirayetli birine benziyorsun, karakterin çelik gibi, sana imreniyorum, çok yavaş öfkelenen bir mizacın var) kendisiyle şu adreslerle iletişime geçebilirsin:

      http://www.agahaydin.com/

      https://twitter.com/agahaydin/

      Yaptığım "ad hominem"lik (2):

      Şimdi sen "liberal demokrat"sın ya, ben şunu anlayamıyorum, "bir türlü sakinleşemiyorum",
      Şu "Robert Nozick" ile "John B. Rawls" arasında yıllara yayılan atışma neyin nesidir? Beni (ve bu siteye gelen, konuyla ilgilenen kişileri) eğitirsen çok memnun olurum...

      Sağlıcakla kal...

      Sil
    14. Anlıyorum. Aslında anlamıyorum ama anlamış gibi yapıyorum. Sen Tayyip Erdoğan'dan da faşistsin. Sırf beni çileden çıkarıp kendini tatmin etmeye çalıştın ancak kendin çileden çıktın. Senin gibiler daha fena. Aman uzak durun. Şu yazdıklarının üzerinden inceleme yapsalar, hakkında How To Be ''Şark Kurnazı'' diye üniversitelerde seçmeli ders konusu olursun. Şu yazdıklarını oku çelişkilere bak. Hangisinden başlayıp da cevap vereceğimi şaşırdım resmen. O yüzden sağlıklı günler diliyorum.

      Sil
    15. Sevgili 19:03 kardeşim,

      Eğer bir gün Ivy League'deki üniversiteler senin kapasitene yükselirse, kampüslere uğrayacak vakit bulabilirsen, bizlere konferans vermeni dört gözle bekleriz.

      Ben de sana sağlıklı günler diliyorum sevgili 19:03 kardeşim. Dikkat et kendine, Trump'ın seçim turlarına katılan insanları gözlemlemek istersen, arada sana da saldırmasınlar. Bilirsin, yumruk atan Trump destekçileri epey yüksek, kefen giyip Recep Tayyip Erdoğan'a biat edenler gibi...

      Kefen giyenler:

      "https://img-s1.onedio.com/id-52b73b76ee1d6f2539000074/rev-1/raw/s-ea095c4ae55067e2f053a6940d11233013aee7fe.jpg"

      Yumruk atanlar:

      "http://graphics8.nytimes.com/images/2016/03/20/us/20firstdraft-protester/20firstdraft-protester-tmagArticle.jpg"

      "http://www.nytimes.com/politics/first-draft/2016/03/19/protester-punched-and-kicked-while-being-led-from-donald-trump-rally-in-tucson/?_r=0"

      Sil
  42. Hocam dunya genel gorunum ekonomisi uzerine bir yazi diliyorum sizden. Uzun suredir yazmadiniz hem hem de asagi yukari neyin ne olacagi verilerle belli artik. Sizin yorumunuzu bekliyoruz.

    Bir de merkez bankalari helikopter para basar mi?. Basar ise bu helikopter para nasil bir sey.

    Bizim 90larda uyguladigimiz bir bicimde bir surec mi ? mesela hazineye dusuk faizli butce acigini kapatici yatirimlari memur maaslarini alt yapi ve mutehahit islmelerini finanse edici bir para mi merkez bankasi tarafindan dogrudan verilen bir bir para mi? Sanki 90larda turkiyede bir nevi merkez banakasi ozerk olmadigindan hukumetlere helikopter para veriyordu hazineyi ve butceyi finanse etmek icin. Gelecekte dunyada boyle bir uygulama olur mu? Malum Dunyada durgunluk suruyor.

    YanıtlaSil
  43. Türkiyeden baz alarak yorumlayabilirsin özellikle bu akşamdan...

    YanıtlaSil
  44. Ilginctir ki eur o da birden dolara karsi yukari cikti ya euro bolgesi toparlaniyor ya da us ekonomisi hayal kirikligi ugratiyor bu arada gelismekte olan ulkeler asla basarili bir kapitalizm kuramiyacaklar izlemini edindiriyorlar mesela bahsetiihiz Brezilya kos kocaman ulke fakat ekonomisi kendisinden kucuk ben sahsen herhangi bir Brazilya sirketinin dunya da isim yaptigini bolmiyorim kanimca guclu ekonomi guclu sirketlerten gecer

    YanıtlaSil
  45. 29 Nisan 2016’da gösterge faiz yüzde 9,22’ye (4 aylık faizi yüzde 3,07’ye) gerilemişken bu Amerikalı yatırımcının elindeki tahvilleri bu faizden sattığını düşünelim. Bu durumda eline (311.000) - (311.000 x 0,0307 =) 301.452 Lira geçer. Aynı tarihte USD/TL kuru 2,81’e düşmüştü. Amerikalı yatırımcı, aynı gün elindeki 301.452 Lirayı bu kurdan Dolara çevirirse eline (301.452 / 2,81 =) 107,278 Dolar geçer.
    Bu hesabinizi anlayamadim hocam, biraz acar misiniz bu islemleri?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Devlet tahvili iskontolu olarak satılıyor. Yani 100 TL'lik tahvili kaça alırsınız diye soruluyor. Siz de mesela 90 TL'ye aldığınızda o tahvili yıl sonunda tahsil için götürdüğünüzde 100 TL alıyorsunuz. Bu durumda kazancınız 10 TL faiz de 10/90 yüzde 11 oluyor. Bunun 4 aylık dönem faizi (11/12) x (4) = 3,66 oluyor. Sonra faizler 9,22'ye gerileyince bunun 4 aylık faizi aynı hesapla 3,07 oluyor. Hesap böyle devam ediyor.

      Sil
  46. Hocam, ellerinize saglik. Yine cok guzel bir yazi olmus. Yazilarinizi uzun zamandir mail araciligiyla takip ediyordum ve siteye pek girmiyordum.

    Ancak yorumlari gorunce aldiginiz basin odulunu ne kadar hakettiginizi anladim. Sadece siyasette degil ekonimi de de tam bir alacakaranlik kusagindayiz. Ekonomik performansin yanina bilgi asimetrisini de katiyorum. Ne yazik ki onunuzdeki duvari gormeyen ve gorenleri abuk ithamlara maruz birakan bi ortamda kaybeden sadece gelecek nesil. Kaybedilen de cok degerli zaman.

    Ancak bu karanlik doneme baktigimizda elimizde kalanin sadece durust ve dogru bilgi aktarabilmek olmasi sanirim bu donem icin yeterli kabul edilecek gelecek kusaklar tarafindan. Bu farkindaligin herkes tarafindan paylasilmasini dilerim sadece.

    Saygilarimla

    Zeynep

    YanıtlaSil
  47. Degerli hocam
    Vergi neden alinmiyor bu borsaci yabancilardan yada belli bi kota veya kısıtlama getirilmesi konusunda düşünceleriniz nelerdir

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu tür yatırımlardan v ergi alırsanız faizler veya fiyatlar daha da artıyor. Sorunun çözümü enflasyonu ve ona bağlı olarak da faizi düşürmekte.

      Sil
  48. liberteryen parti kuruyorum hocam;çözüm reçetem:Direkt ve dolaylı vergiler yarı yarıya indirilecek,sağlık sektörünü özelleştirilecek,gerçek sendikalar kurup sermaye ile ücretlileri başbaşa bırakılacak devlet boks maçında hakem olacak :),Koç ve Sabancı gibi tröstleri parçalanıp yüzlerce küçük şirkete bölünecek,verimliliği arttırdığı kanıtlanan şirketler vergi bonusları alacak.Kalanı iktidar olunca :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ama diyeyim kurmayın. Bir de siz çıkmayın başımıza.

      Sil
  49. dolar 2,85'i geçmiştir.sebebi gezinin yıldönümü
    mutlu musunuz geziciler gezi lobisi agaç lobisi
    geziciler dolar lobisyle faiz lobisiyle ve agaç lobicisileri birlikte molotof atiyorlar ekonomiye istikrara
    biz buna boyun egmezyiz. Kefen giydik biz bu yol\ cikarken mezarimizi kazdik da ciktik hamdolsun.
    Istikrar vAr ekonomi buyuyor ceplerimize para geliyor halkimiz seviniyor. asgari ucret 1300 lira

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İşler iyiye gidince siz yapmış oluyorsunuz, kötüye gidince geziciler, faiz lobisi, ağaç lobisi yapmış oluyor. İyi ki varsınız. Siz de olmasanız biz ne yapardık bilmiyorum?

      Sil
    2. Hocam buna yapılacak tek yorum var.
      :))))))))))))))))))))))))
      Arkadaş espiri yapmış. O kadar komik değil ama gulucuk aşağı kadar inmeli...

      Sil
  50. Ahmet Davutoğlunu bozuk para gibi harcadılar. İleri demokrasimiz daha da ileri gidiyor. Bu tarih unutulmasın, ileride çocuklarımıza Türkiye'nin ilk sivil darbesi olarak anlatacağız. Mahfi Hocamında şansı yaver gitti bu olaylar olunca dolar fırladı, tahminleri tutmuş oldu. Fakat bu devirde hocaları kolay ve çabuk harcıyorlar aman Mahfi Hocam dikkat edin.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben biraz farklı bakıyorum bu olaya. Ben bu olayın başkanlığa gidiş için kurgulanmış bir senaryo olduğunu ve başbakanın bu senaryoda bilerek rol aldığını düşünüyorum.
      Öte yandan benim tahminimin tutması için yılsonunu beklemek gerekir. Ben yılsonu için tahmin yaptım. Arada iniş ve çıkışlar olur dedim.

      Sil
  51. Sn. Eğilmez, sanırım bir kısım carry trade pozisyonları kapandı ki, döviz sepeti 4.Mayıs.2016 akşamı buraya geldi.Sanırım kısa süren bahar, yani yalancı bahar bitiyor. Dolar endeksi son bir yılın en düşük seviyelerinde (93). Eğer Fed faiz arttırma sürecini hızlandırırsa,rahat USD/TL'yi 3.25-3.30, USD/EUR paritesini de 1.10 seviyesinde görürüz. Tabii ki enflasyon ve düşürülmüş faizler de burada kalır mı? Hiç zannetmiyorum açıkçası.

    YanıtlaSil
  52. hocam bugünkü durumu mizansen edersek ; resmen C.başkanı Baş.bakan taö oturacakken altından sandelyesini çekti ve o da yere düştü?
    Şiimdi siyasi tarihte eşie rastlanmamış bu durum anayasa fırlatılmasından daha mı hafif?
    Dolar 2,79 dan 2,95 e fırladı. Ne olacak bu halimiz. Ard arda 3. Seçimi kaldıracak ekonomimiz ne hale gelecek?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben biraz farklı bakıyorum bu olaya. Ben bu olayın başkanlığa gidiş için kurgulanmış bir senaryo olduğunu ve başbakanın bu senaryoda bilerek rol aldığını düşünüyorum.

      Sil
  53. Hocam iyi günler. Ekonomide sürekli adı geçen "Altın Deli Gömleği" tam olarak ne anlama geliyor? Kısaca açıklamanız mümkün müdür? Şimdiden çok teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ekonomik ve politik açıdan küresellesen dünyaya entegre olundukça ülkeler bağımsız ekonomi politikası uygulayabilme gücünü kaybeder. Buna altın deli gömleği deniyor. Altın olması, küreselleşmenin nimetlerinden yararlanmayı, deli gömleği olması ise küreselleşmenin politikalarının boyunduruğu altına girmeyi ifade ediyor.

      Sil
  54. Hocam alınan kongre kararı doları neden bu kadar yükseltti

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Doları yükselten alınan kongre kararı değil. Bizim risk yaratmadaki becerimiz.

      Sil
    2. riski de riziki da allah verir. Lobiler olmasaydi bu risk olmaz rizikimiz bol olurdu. Rizik yaratan bir ekonomiden risk yaratan bir ekonomiye gecisi saglayan lobilerdir. NOKTA

      Sil
    3. Madem riski de rızkı da Allah verir lobiler nasıl risk yarattı? Biraz mantık, biraz akıl, biraz analiz. Çok şey mi istiyoruz?
      Riski de rızkı da Allah verirse otur oturduğun yerde kaderine razı ol.

      Sil
  55. Sevgili Hocam,

    Dün haberde bir konu dikkatimi çok çekti. Konu tamamen ekonomi ile ilgili idi; Emekli maaşlarını artırmak işssizliği azaltır mı? Haberin bu sonuca ulaşmasının temel sebebi; -eğer yanlış hatırlamıyorsam- Türkiyede her 3 emekli kişiden 2'sinin çalışıyor olmasıydı. Haberin kısaca önerisine göre; eğer emekli maaşlarını artırırsak işsizlik azalır. Çünkü emekliler, emekli maaşı yetmediği için emekli olmayanlara göre daha az ücret talebi ile daha fazla çalışmayı tercih ediyorlar. İş sektörü de haliyle daha düşük reel ücretlerden daha fazla emek talep ediyor, bu da işssizliği artırıyor. O yüzden emekli maaşları artsın, şeklinde bir düşünceye sahip olarak bu sonuca ulaşmışlar. Şimdi bana göre bu sağlıklı bir çözüm önerisi gibi gelmedi. Sizin değerli düşüncelerinize güvendiğim için de size bir iktisat 1. sınıf öğrencisi olarak danışmak istedim. Düşüncem şu şekilde;

    - Emekli maaşlarının artırılması bir transfer harcamasıdır. O yüzden burada bir kere genişleyici maliye politikası söz konusu. Genişleyici maliye politikası araçlarından olan emeklilerin maaşını artırmak için transfer harcamasının yapılması sonucu;

    1- Emekliler açısından,
    - Emeklilerin harcanabilir geliri artar. Yani satın alma güçlerinde bir artış gözlemlenir. Bu da daha fazla boş zaman talep etmelerine dolayısıyla emeklilerin emek arzlarını azaltmasına yol açar. İş sektöründe çalışmakta olan emekli işçi sayısı büyük oranda azalacaktır.

    2- İş sektörü açısından,
    - Bir kere emekliler emek arzını azalttıkları için, eğer firmalar aynı üretim düzeyinde kalmak ya da üretim düzeylerini artırmak isterlerse emeklilere göre daha fazla reel ücret talep eden işçileri çalıştırmak zorunda kalacaklardır. Bu da firmalar için üretim maliyetlerinin artması demektir. Üretim maliyetlerinin artması -özellikle reel ücretlerdeki artışlar- üretimin azalmasına yol açacaktır. Emek talebinin ve dolayısıyla üretimin azalması sonucunda toplam arzda azalış ve dolayısıyla da fiyatlar genel düzeyinde artış meydana gelecektir. Talep kanunu gereği de-fiyatı artan bir şeyin talebi azalır-, toplam talep azalacaktır. Toplam talebin azalışıyla da fiyatlar genel seviyesi bir kere daha artacaktır ve dolayısıyla sürekli ve birikimli bir artış meydana geldiği için enflasyon yani maliyet enflasyonu ortaya çıkacaktır. Bu da ne yazık ki, stagflasyona neden olacaktır. Çünkü hem işsizlik ve hem de yüksek enflasyon ortaya çıkmış oluyor.

    Sonuç olarak; enflasyondaki bu artış nedeniyle emeklilerin gelirlerindeki artış emeklilerin satın alma güçlerinde kısa süreli bir artış sağlamış oluyor. Çünkü iş sektörü yine -hali hazırda geliri azalan emekliler daha az boş zaman talep edip daha fazla çalışma süresi tercih edecekleri için- daha düşük ücretlerden daha fazla emek talep edecektir. Bu durumda satın alma güçlerinde azalma meydana gelen emekli işçiler firmaların reel ücretlerinden yine çalışmaya ikna olacaklardır. Mevcut cari işsizlik sorunu çözülemediği gibi, transfer harcaması enflasyonu daha da artırmış oluyor. Aynı zamanda uzun dönemde kamu bütçe açıklarında artış meydana getiriyor. Bu da ileride vergilerle -ya da işssizlik sigortası primleri vs gibi bazı otomatik stabilizatörlerle- finanse edilmesi gereken bir durumu ortaya çıkarıyor.

    Bu yönden baktığımda haberde önerilen çözümün yanlış olduğunu ve transfer harcamasındansa enflasyonun düşürülmesi gerektiğini düşünüyorum. Ya da gelirler politikası vs gibi bir şey de mi olabilirmiydi?

    Değerlendirmeniz benim için çok önemli hocam. Biraz uzun olduğu için özür dilerim. Cevabınız için sizlere sonsuz teşekkürler ediyorum.

    By İktisat Böceği.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Analizinizi çok beğendim. Temel olarak doğru. Özellikle de son öneri çok doğru. Mesele enflasyonu düşürmekte. Onu becersek zaten emeklinin de geçinememe şikayeti ve dolayısıyla iş arama ihtiyacı azalır.

      Sil
    2. Hocam, bu güzel sözleriniz için çok teşekkür ediyorum. Beni daha da cesaretlendirdiniz. İktisat beni heyecanlandırıyor. Umarım bir gün sizin gibi donanımlı birisi olurum.

      İyi Çalışmalar.

      Sil
  56. Mahfi hocam görüyorsunuz değil mi nasıl bir biat kültürü oluşmuş, koskoca başbakan bile üstü kapalı görevden alinabiliniyor. Ben aslında sayın cumhurbaskaninda fazla kabahat görmüyorum neden derseniz , cumhurbaşkanının etrafına bakın daha üst terfi daha çok guc elde etmek için birbirini ispiyonlayan birbirini gammazlayan o kadar cok siyasetçi medyacı bürokrat var ki , bence sayın erdoganin bu konuda çok şanslı. Başka bir örnek vermek gerekirse kamuya alınan kaymakam ,hakim-savcı, sayıştay denetçileri ,müfettişler, denetmenler ,uzmanların bu koşullar altında tarafsız kalma şeffaflık oluşturma şansları yok. Aslında bu gösterime girdiği zamanlarda sinemada çığır açan bir film vardı matrix ona çok benziyor. Etrafta o kadar cok ajan olmaya başladı ki bir zaman sonra sistem çökmeye başlayacak ve yeni neolar ölmek pahasına sisteme kilit vuran kişileri devamlılık uğruna hayatını sonlandiracak. Ve ilginç olan bu kişilerin yanında duranlar gemiyi ilk terkedenler arasında yer alacak.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bilmem Kösem'i izliyor musunuz? İçinde kurgu da var tabii ama çoğu gerçek.
      Dün Osmanlıyı batıran hangi iktidar savaşı ve biat kültürüyse bugün de aynen devam ediyor.

      Sil
  57. cds primi 263 e yükseldi güniçinde 270i de gördü. Bakalım haftayı nasıl kapatacak.
    Mhp olağanüstü kongre sürecinde akp de olağanüstü kongre sürecine girdi. Hdp nin dokunulmazlık durumu ortada. Başkanlık krizi son sürat devam ediyor ; ışıd ve mülteci krizi vs söylemiyorum bile.
    Özetle siyaset kendini büyük boşluğa düşürdü. Bunu da sistem yaptı diye kimse iddia etmesin. Çünkü sistemin oyuncuları hatalı oyun sergileyip kuralları kendilerine göre esnetmeye çalıştı sonuç port yaptı.
    Bakalım bu boşluğu ekonomi mekanizması nasıl değerlendirecek? Döviz kuru ve cds nasıl pozisyon alacak?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Buralarda ekonomi politikası pek işlemiyor. Daha doğrusu işin ekonomisi değil politikası işliyor. Eh öyle olunca da böyle oluyor.

      Sil
  58. baskanlik rejimi derhal olmali iste goruyorsunuz basbakan oldu mu istikrar olmuyor baskan olsaydi istikrar olurdu. Baskanlik sistemi yapisal bir reformdur. Derhal eylulde referandum erken secimle baskanlik sistemiyle istikrara tekrar merhaba diyebilmeli ekonominin dumeninde baskan olmalidir

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Herhangi bir şey yapmaya gerek yok. Sistem zaten dediğiniz gibi. İstikrarsızlığı getiren başbakanlık sistemi değil. Başbakanı yok sayma yaklaşımı.

      Sil
    2. Bu nasıl bir biattir anlayamıyorum. Bunları yazmak için para mi veriyorlar ya da terfi mi ettiriyorlar kardesim insan merak ediyor. Bu ülkede başkanlığı rte den daha çok savunan kraldan çok kralcı var. Sanki adam rte başkan seçilince geliri 5 kat artacak daha refah bir hayat yaşayacağını sanıyor. Yazık gerçekten yazık.

      Sil
    3. Bu biat değil, eblehlik.

      Sil
    4. Cahillik. Başkanlık sistemi gelince kendilerini ABD de yaşayacak sanıyorlar. Ah bir bilseler arap ülkelerine doğru yol aldıklarını.

      Sil
  59. Enflasyon ancak cari acigi dusuren buyume yoluyla olur bunun da yolu beli ,gelismis ekonomiler ortak ozelli ayni

    YanıtlaSil
  60. Hocam saygılar
    Hazine'nin ihalelerine ilişkin basın duyurularını açıklayan bir yazı yazmayı düşünüyor musunuz? 3 mayıs tarihli ihale sonuçlarını anlamaya çalıştım ama anlayamadım.Rekabetçi olmayan teklif, ortalama yıllık basit, bileşik faiz gibi kavramlar var. Bir de 1 ve 10 yıllık borçlanma senetlerinin getirileri birbirine çok yakın bu gerçekten böylemi ben mi yanlış anladım. Teşekkürler hocam

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kamu borçlanması azalınca Hazine ihaleleri eski ilgisini kaybetti. Ama yine de bir şeyler yazmaya çalışacağım.

      Sil
    2. Teşekkür ederiz hocam. İyi ki varsınız.

      Sil
  61. Ak parti sizce Almanyada secime girmeli mi

    YanıtlaSil
  62. C.başk.başdanışmanı erken seçim yok demiş öyleyse 6 ay içinde seçime hazırlı olun ;)
    (bkz. bedelli askerlik gündemimizde yok yıl 2015)

    YanıtlaSil
  63. hocam ekonomi üzerine bir çok metafor var. Kimi dişli çarka, makineye benzetir (klasik), kimi ise ekonominin canlı oluşundan hareketle atan bir kalbe (J. A. Nelson) benzetir.

    Hocam siz ekonomik analizlerinizde metafor kullanıyor musunuz?
    Metaforlar ile bir anlatımı daha kolay anlaşılması açısından uygun görüyor musunuz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok kullandığım bir yöntem değil.

      Sil
  64. hocam Woody Allen filmlerini sever misiniz?

    YanıtlaSil
  65. http://www.platform24.org/yazarlar/1480/derin-degildi--kiriksiz-atlatir

    hocam okumanızı tavsiye ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Okudum, paylaşım için teşekkürler.

      Sil
  66. Islamda nasil faiz alkol haramsa zehir zikkimsa. Cift baslilik da boyle bisey zehir gibidir. Husumet entrika olur bunun icin tek baslilik yani baskanlik sarttir. Evet bu zor bir tercih ama soyle dusunulmeli alkol haram narkoz da haramdir uyusturur uyutur kendinden gecirtir. Ameliyat olacaksan narkozsuz olacaksin niye haram alkol gibi kafa yapar. Faiz gibi enflasyonu dusureceksen faizsiz dusureceksin niye faiz haram. Istikrar icinde ciftlik olmaz teklik olur.

    Huzur saadet ve istikrar icin

    Narkozszu ameliyat
    faizsiz ekonomi
    ciftliksiz tekbasli siyaset

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Biraz Osmanlı tarihi okumuş olsa tek başlı bir yönetim olan Osmanlıda mutlak egemen bir padişahın sarayında entrikanın nasıl zirve yaptığını görecek ama okumuyor. Kulağına ne fısıldanırsa onu ezberliyor ve mutlak doğru sanıyor.
      Alkol almadan uyumanın, kendinden geçmenin mümkün olduğunun canlı bir kanıtı.

      Sil
  67. Bu Amerikalı yatırımcı parasını alıp ülkesine geri dönecek, belki ev alacak belki de tatile çıkacak. Bu durumda hop borsa aşağı, dolar yukarı tekrar. Sorum şu: Ne zaman Amerikalı yatırımcı evine dönecek?

    YanıtlaSil
  68. Bir önceki yorumuma ek olarak. Bu faizlerin asıl amacı zaten yabancı yatırımcıyı ülkeye çekmek, onlar parasını kazanırken bizde bakın kasamızda paramız var diyoruz. Böylece geçici çözüm ile finansman sağlanıyor sanırım. Yoksa ABD'li neden TR'ye gelip parasını ortadoğu gibi bir ateş çemberinde değerlendirsin.

    YanıtlaSil
  69. Eğitim şart hocam, Saygılar.

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...