18 Mart 2017 Cumartesi

Çanakkale Savaşından Lozan Antlaşması'na

Çanakkale Savaşı ve Osmanlı’nın Topraklarını Savunması
1 Ağustos 1914’de Almanya Rusya’ya savaş ilân etti. 2 Ağustos günü Osmanlı İmparatorluğu, Almanya ile ittifak antlaşması imzaladı. Bu antlaşmayla birlikte Osmanlı İmparatorluğu’nun itilaf devletlerine karşı savaşa girmesinin yolu açılmış oldu. İstanbul’a gelen Alman gemileri Goeben ve Breslau, Osmanlı donanmasıyla birlikte 27 Ekim 1914’de Rus limanlarını bombalayınca Rusya, Osmanlı İmparatorluğu’na savaş ilân etti. Rusya ile birlikte savaşan İngiltere ve Fransa'nın gemilerinden oluşan birleşik bir donanma 1915 yılı Şubat ayında Çanakkale boğazını geçerek İstanbul’un işgali ve müttefikleri Rusya'ya destek götürmek için harekâta girişti. Bu harekât peş peşe deniz ve kara savaşlarıyla yürütüldü. En büyük deniz savaşı 18 Mart 1915’de gerçekleşti. İttifak devletlerinin oluşturduğu birleşik donanma bu savaşta büyük kayıplar verdi ve müttefikler deniz harekâtından vazgeçmek zorunda kaldı. Deniz savaşlarında büyük başarısızlığa uğrayan müttefikler bu kez 25 Nisan 1915’de kara harekâtına girişerek Gelibolu’ya beş ayrı noktadan çıkarma yaptılarsa da Osmanlı askerinin sert ve dirençli savunmasını aşamadılar. Mustafa Kemal’in komutanlığında yapılan birinci ve ikinci Anafartalar savunmasını da aşamayan müttefikler (İngiliz, Fransız ve Anzak orduları) savaşı bırakarak 1915 yılı sonunda Gelibolu yarımadasından ayrılarak geri döndüler.    

Osmanlı’nın Bilgisi Dışında Topraklarını Paylaşma Kararı Alınıyor: Sykes – Picot Antlaşması
General Townshend kumandasındaki İngiliz – Hint tümeni (Poona Tümeni) Bağdat’a ilerlemeye çalışırken 22 – 23 Kasım 1916’da Selman-ı Pak muharebesini kaybetti ve geri çekilerek 3 Aralık 1915’de Bağdat’ın 160 kilometre güneyindeki 6500 nüfuslu Kut kasabasına sığındı. Bu kasaba, 1915 yılının son ayında Osmanlı ordusu tarafından kuşatıldı. Mirliva Halil Paşa komutasında Osmanlı ordusu bu savaşı kazandı ve sonunda kuşatmaya dayanamayan İngiliz garnizonu 29 Nisan 1916’da Osmanlı ordusuna teslim oldu.

İngilizler, 1. Kut Savaşında uğradıkları bozgunun ardından 16 Mayıs 1916’da Fransızlarla Ortadoğu topraklarının paylaşılması amacıyla gizli bir antlaşma yaptılar. Antlaşmanın arka planında Osmanlı’ya karşı ayaklanan Mekke Emiri Şerif Hüseyin’i kral yaparak Irak ve Filistin’de İngiltere’ye bağlı bir Arap devleti kurma düşüncesi vardı.  Bu antlaşmayı hazırlayanlar İngiliz politikacı, yazar ve gezgin Mark Sykes ile Fransız diplomat ve avukat Francois George – Picot olduğu için antlaşma Sykes – Picot Antlaşması adını taşır. Antlaşmayı Rusya’da onaylamış ve paylaşıma o da katılmıştır. Antlaşmanın özü şöyledir: Rusya'ya, Trabzon, Erzurum, Van, Bitlis ve Güneydoğu Anadolu’nun bir bölümü, Fransa'ya, Doğu Akdeniz bölgesi, Adana, Antep, Mardin, Urfa, Diyarbakır, Musul ve Suriye kıyıları, İngiltere'ye Hayfa ve Akka limanları, Bağdat, Basra ve Güney Mezopotamya verilecekti. Fransa ile İngiltere'nin elde ettiği topraklarda Arap devletleri konfederasyonu veya Fransız ve İngiliz denetiminde tek bir Arap devleti kurulacak, İskenderun serbest liman olacak, Filistin’de bir uluslararası yönetim oluşturulacaktı.
Aşağı yukarı 1 yıl sonra General Maude komutasındaki İngiliz kuvvetleri 23 Şubat 1917’de 2. Kut Savaşında Osmanlı ordusunu yenerek Kut kasabasını geri aldılar.

25 Ekim 1917’de Rusya’da iktidarın Lenin önderliğindeki Bolşeviklere geçmesiyle sonuçlanan Ekim devriminden bir ay sonra Lev Troçki (Sovyetler Birliği Dışişleri Halk Komiseri), Sykes – Picot Antlaşmasını İzvestiya Gazetesinde yayınlatarak Osmanlı İmparatorluğu’nun paylaşılmasına ilişkin gizli belgeyi dünyaya açıkladı. Rusya’nın bu yaklaşımı Sykes – Picot Antlaşması’nın uygulanması olasılığını kaldırmış oldu.

Görüleceği gibi Sykes – Picot Antlaşması, Sevr Antlaşmasının adeta bir ön hazırlık belgesi gibidir. Tek farkı bu antlaşmaya Osmanlı İmparatorluğu’nun taraf olmaması, hatta bu antlaşmadan haberinin bile bulunmamasıdır. Bu antlaşmanın uygulanmasından Osmanlı’yı kurtaran şey Rusya’da Bolşevik devriminin başarıya ulaşması ve Bolşeviklerin, İngiltere ve Fransa’nın Çara yardım etmeye devam edeceği korkusuyla Osmanlı’ya destek olmayı ön plana almasıdır.

Osmanlı’nın Silahları Elinden Alınıyor: Mondros Silah Bırakma Antlaşması (Mondros Mütakeresi)
İngiliz ordusu karşısında yaşanan Filistin hezimeti ve 1 Ekim 1918’de Şam’ın kaybedilmesiyle başvekil Talat Paşa hükümeti ABD’nin arabulucuğuna başvurarak İngiltere ile ateşkes sağlamak istedi. Bu başvurudan hemen sonra Talat Paşa istifa etti ve yerine Ahmet İzzet Paşa getirildi. Bu hükümette Rauf Bey (Orbay) Harbiye nazırı olarak görev aldı. Mondros Antlaşması, 30 Ekim 1918’de Osmanlı hükümetinin temsilcisi olarak görevlendirilen Rauf Bey ile İngiltere hükümetini temsilen görevlendirilen General Calthorpe tarafından Limni Adasındaki Mondros limanında demir atmış olan İngiliz savaş gemisi Agamemnon’da imzalandı.

25 maddeden oluşan Mondros Silah Bırakma Antlaşmasının başlıca hükümleri şöyledir:
‘1- Çanakkale ve İstanbul Boğazlarının açılması, Karadeniz’e serbestçe geçişin temini ve Çanakkale ve Karadeniz istihkâmlarının İtilaf Devletleri tarafından işgali sağlanacaktır. 2- Osmanlı sularındaki bütün torpil tarlaları ile torpido ve kovan mevzilerinin yerleri gösterilecek ve bunları taramak ve kaldırmak için yardım edilecektir. 3- Karadeniz’deki torpiller hakkında bilgi verilecektir. 4- İtilaf Devletlerinin bütün esirleri ile Ermeni esirleri kayıtsız şartsız İstanbul’da teslim olunacaktır. 5- Hudutların korunması ve iç asayişin temini dışında, Osmanlı ordusu derhal terhis edilecektir. 6- Osmanlı harp gemileri teslim olup, gösterilecek Osmanlı limanlarında gözaltında bulundurulacaktır. 7- İtilaf Devletleri, güvenliklerini tehdit edecek bir durumun ortaya çıkması halinde herhangi bir stratejik yeri işgal etme hakkına sahip olacaktır. 8- Osmanlı demiryollarından İtilaf Devletleri istifade edecekler ve Osmanlı ticaret gemileri onların hizmetinde bulundurulacaktır. 9- İtilaf Devletleri, Osmanlı tersane ve limanlarındaki vasıtalardan istifade sağlayacaktır. 10-Toros Tünelleri, İtilaf Devletleri tarafından işgal olunacaktır. 11- İran içlerinde ve Kafkasya’da bulunan Osmanlı kuvvetleri, işgal ettikleri yerlerden geri çekileceklerdir. 12- Hükümet haberleşmesi dışında, telsiz, telgraf ve kabloların denetimi, İtilaf Devletlerine geçecektir. 13- Askeri, ticari ve denizle ilgili madde ve malzemelerin tahribi önlenecektir. 14- İtilaf Devletleri kömür, mazot ve yağ maddelerini Türkiye’den temin edeceklerdir. (Bu maddelerden hiç biri ihraç olunmayacaktır.) 15- Bütün demiryolları, İtilaf Devletleri zabıtası tarafından kontrol altına alınacaktır. 16- Hicaz, Asir, Yemen, Suriye ve Irak’taki kuvvetler en yakın İtilaf Devletlerinin kumandanlarına teslim olunacaktır. 17- Trablus ve Bingazi’deki Osmanlı subayları en yakın İtalyan garnizonuna teslim olacaktır. 18- Trablus ve Bingazi’de Osmanlı işgali altında bulunan limanlar İtalyanlara teslim olunacaktır. 19- Asker ve sivil Alman ve Avusturya uyruğu, bir ay zarfında Osmanlı topraklarını terk edeceklerdir. 20- Gerek askeri teçhizatın teslimine, gerek Osmanlı Ordusunun terhisine ve gerekse nakil vasıtalarının İtilaf Devletlerine teslimine dair verilecek herhangi bir emir, derhal yerine getirilecektir. 21- İtilaf Devletleri adına bir üye, iaşe nezaretinde çalışacak bu devletlerin ihtiyaçlarını temin edecek ve isteyeceği her bilgi kendisine verilecektir. 22- Osmanlı harp esirleri, İtilaf Devletlerinin nezdinde kalacaktır. 23- Osmanlı Hükümeti, merkezi devletlerle bütün ilişkilerini kesecektir. 24-Altı vilayet adı verilen yerlerde bir kargaşalık olursa, vilayetlerin herhangi bir kısmının işgali hakkını İtilaf Devletleri haiz bulunacaktır. 25-Müttefiklerle Osmanlı Devleti arasındaki savaş, 1918 yılı Ekim ayının 31 günü mahalli saat ile öğle zamanı sona erecektir.’
(Antlaşmanın 24. Maddesinde geçen altı vilayet (vilayet-i sitte) Diyarbakır, Erzurum, Van, Bitlis, Elazığ ve Sivas’tır.)

Mondros Antlaşması’nın imzalanmasının ardından İtilaf Devletleri kuvvetleri 13 Kasım 1918’de İngiliz kuvvetlerinin başkanlığında İstanbul’u işgal etmeye başladılar (Aşağıdaki fotoğraf: İngiliz işgal kuvvetleri Beyoğlu’nda)  


Mondros Antlaşması, adındaki silah bırakma sözcüklerinden çok ötede hükümler taşıyan ve Osmanlı İmparatorluğu’nu fiilen tasfiye eden bir antlaşma görünümündedir. Ordusuna hükmedemeyen, silahlarını teslim etmiş, gemileri limanlardan çıkamayan, telsiz telefon haberleşmesini bile denetimsiz yapamayan bir devlete artık devlet demek mümkün değildir.

Osmanlı’nın Bilgisi Dâhilinde Topraklarının Batılı Devletlerce Paylaşılması: Sevr Antlaşması
30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Antlaşması sonrasında İtilaf Devletleri ile Avusturya, Macaristan ve Bulgaristan arasında antlaşmalar imzalanmış olmasına karşın Osmanlı Devleti ile bir barış antlaşması imzalanmamıştı. Bunun temelinde yatan husus itilaf devletlerinin Osmanlı İmparatorluğu’nu nasıl paylaşacakları konusunda aralarında çekişme yaşanmasıydı. İtilaf Devletleri Yüksek Konseyi 7 Mayıs 1919’da İzmir’in Yunanistan tarafından işgaline karar aldı. Bu karardan bir hafta sonra 15 Mayıs 1919’da İzmir, Yunanlılar tarafından işgal edildi. İngilizlerin İstanbul’u işgali bu kadar büyük tepki yaratmazken Yunanlıların İzmir’i işgali yurdun her yanında tepkilerin yükselmesine yol açtı. Mustafa Kemal’in 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkmasıyla ulusal kurtuluş hareketinin ateşi yakılmış oldu.   

İtilaf Devletleri 18 Nisan 1920’de İtalya’nın San Remo kentinde düzenledikleri barış konferansında Osmanlı İmparatorluğu'na uygulanacak barış antlaşmasının esaslarını hazırladılar ve bu esasları görüşüp antlaşmayı imzalamak üzere Osmanlı hükümetini Paris’te toplanacak barış konferansına davet ettiler. Osmanlı hükümeti bu toplantıya eski sadrazam Ahmet Tevfik Paşa başkanlığında bir heyetle katıldı. 30 Nisan 1920’de Ankara’da toplanan Büyük Millet Meclisi bu antlaşmaya taraf olacak devletlerin Dışişleri bakanlıklarına birer telgraf göndererek, Ankara’da ayrı bir hükümet kurulduğunu ve İstanbul hükümetinin alacağı kararları ve atacağı imzaları tanımadığını açıkladı. Paris’e giden Osmanlı heyeti, barış koşullarını öğrenince bunların çok ağır olduğunu ve bu görüşmelere katılmayacaklarını açıklayarak görüşmelerden çekildiler. Bu karardan sonra 21 Haziran 1920’de İtilaf Devletleri Türk milletinin direnişini kırmak için, İzmir'de bulunan Yunan kuvvetlerini Anadolu içlerine sürmeye karar verdi. Balıkesir, Bursa, Uşak ve Trakya kısa sürede Yunan ordusu tarafından işgal edildi. Bu olayların yarattığı etkiyle İstanbul hükümeti Saltanat Şurasını topladı. Antlaşmanın koşulları Padişah Vahdettin’in de katıldığı bu toplantıda onaylandı. Bunun üzerine Osmanlı hükümeti Paris’e Sadrazam Damat Ferit Paşa başkanlığında ikinci bir heyet göndererek barış antlaşması görüşmelerine katılmaya karar verdi.

10 Ağustos 1920’de Paris’in 3 kilometre batısında Sevr banliyösündeki Seramik Müzesinde Sevr Antlaşması imzalandı. Antlaşmayı İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Ermenistan, Belçika, Yunanistan, Hicaz Krallığı, Polonya, Portekiz, Romanya, Sırp, Hırvat ve Sloven Krallığı, Çekoslovakya ve Osmanlı İmparatorluğu imzaladı. ABD, Osmanlı İmparatorluğu ile savaşmadığı, Sovyetler Birliği de Milletler Cemiyeti üyesi olmadığı gerekçesiyle imzaya taraf olmadı. Osmanlı İmparatorluğu adına antlaşmayı imzalayanlar eski Maarif Nazırı Bağdatlı Mehmed Hadi Paşa, eski Şurayı Devlet Başkanı Rıza Tevfik Bey ve Bern Büyükelçisi Reşat Halis beydir. (Aşağıdaki fotoğraf Sevr Antlaşmasını imzalamak üzere Paris Barış Konferansına giden Osmanlı heyetini İtilaf Devletlerine ait bir savaş gemisinin güvertesinde gösteriyor. Soldan sağa Rıza Tevfik, Başvekil Damat Ferit Paşa, Bağdatlı Mehmed Hadi Paşa ve Reşat Halis bey.) 


433 Maddeden oluşan Sevr Antlaşması Meclis-i Mebusan’da görüşülüp kabul edildikten sonra Padişahın onayına gelecekti. Meclis-i Mebusan 1920 Nisan’ında kapatıldığı için bu görüşme yapılamadı ve antlaşma Padişah’ın onayına gelmedi.

Ankara’daki Büyük Millet Meclisi Sevr Antlaşmasını kınayan bir bildiri yayınladı ve antlaşmayı imzalayanlarla Saltanat Şurasında antlaşma lehine oy kullananları vatan haini ilan etti.

433 madde olan Sevr Antlaşması’nın en önemli düzenlemesi Osmanlı topraklarının paylaşımına ilişkin düzenlemelerdir. Aşağıdaki harita Sevr Barış Antlaşmasıyla Osmanlı topraklarının nasıl paylaşıldığını sergiliyor.


Düz sarı alan İtilaf Devletlerinin paylaşımı sonrasında Osmanlı İmparatorluğuna kalan toprakları gösteriyor.

Sevr Antlaşması’nın bu paylaşım dışında kalan önemli düzenlemelerinden bazılarını burada ele alalım: (1) Osmanlı İmparatorluğu Birinci Dünya Savaşında veya daha önce kaybettiği Arap ülkeleri, Kıbrıs ve Ege Adaları üzerinde hiçbir hak iddia etmeyecek (Madde 94 -122). (2) Osmanlı İmparatorluğu'nun askeri kuvveti, 35.000'i jandarma, 15.000'i özel birlik, 700'ü padişahın yanındaki güvenlik birliği olmak üzere 50.700 kişiyle sınırlı olacak ve ağır silahları bulunmayacak. Türk donanması tasfiye edilecek, Marmara Bölgesi'nde askeri tesis bulundurulmayacak, askerlik gönüllü ve paralı olacak, azınlıklar orduya katılabilecek, ordu ve jandarma Müttefik Kontrol Komisyonu tarafından denetlenecek (Madde152 – 207). (3) Osmanlı İmparatorluğu'nun mali durumundan ötürü savaş tazminatı istenmeyecek, Türkiye'nin Almanya ve müttefiklerine olan borçları silinecek; ancak Türk maliyesi müttefikler arası mali komisyonun denetimine alınacak (Madde 231 – 266). (4) Osmanlı'nın 1914'te tek taraflı olarak feshettiği kapitülasyonlar müttefik devletler vatandaşları lehine yeniden verilecek Madde 260 – 268).

Günümüzde Sevr Antlaşmasıyla ilgili tartışmalar İstanbul’da toplanan Saltanat Şurası’nda Padişahın ayağa kalkmasının antlaşma koşullarını onaylamak anlamına gelip gelmediği ve sonuçta Meclis-i Mebusan kapalı olduğu için onun ve Padişahın onayından geçmemiş olan Antlaşmanın yürürlüğe girip girmediği çerçevesinde yürümektedir. Sevr Antlaşması, taraf devletlerin parlamentosundan geçip onaylanmadığı için yürürlüğe girmemiştir. Yani bir antlaşma taslağından öteye geçmemiştir. Ne var ki 1920 yılında Türkiye, fiilen Sevr Antlaşmasında öngörüldüğü şekilde işgal altındadır. Dolayısıyla fiilen uygulanmış olan antlaşmanın yürürlüğe girip girmediği meselesi sadece usule ilişkin bir tartışmadan ibarettir.

Bugün hangi zamanda ve hangi antlaşma ile elden çıktıkları konusu tartışmalı gösterilen ve aslında Sevr Antlaşmasından önce Osmanlı İmparatorluğu’nun elinden çıkmış olan Arap ülkeleri, Musul, Kerkük, Ege Adaları ve Kıbrıs’ın Osmanlı ile ilgisinin kalmadığı Sevr Antlaşmasıyla bir kez daha tescil edilmiştir.

İtilaf Devletleri tarafından Mondros Antlaşmasıyla başlatılmış olan Osmanlı İmparatorluğu’nun tasfiyesi işlemi Sevr Antlaşmasıyla tamamlanmış oluyordu.

Mudanya Ateşkes Antlaşması
TBMM Ordusu 9 Eylül 1922’de İzmir’e girdikten sonra Çanakkale üzerinden İstanbul’a doğru ilerlemeye başladı. İngiltere, Sevr Antlaşması hükümlerini ihlal ettiği gerekçesiyle Türk hükümetine savaş ilanı tehdidinde bulundu. Ne var ki İtilaf Devletleri, başta Fransa olmak üzere bu karara karşı çıktılar ve İngiltere’ye hiçbir şekilde destek vermeyeceklerini açıkladılar. 23 Eylül’de İngiltere hükümeti, Doğu Trakya’yı Türkiye’ye terk etme kararı vererek ateşkes çağrısı yaptı. Bunun üzerine ateşkes antlaşması için taraflar Mudanya’da bir araya geldiler. Mudanya Ateşkes Antlaşması ile ateşkes ilan edildi. Antlaşmayı Türkiye adına İsmet Paşa (İnönü), İngiltere adına General Harrington, Fransa adına General Charpy, İtalya adına General Mombelli ve Yunanistan adına General Mazerakis imzaladı.

Lozan Antlaşması
Mudanya Ateşkes Antlaşması’nın imzalanmasından sonra 28 Ekim 1922’de İtilaf Devletleri barışın koşullarını görüşmek üzere TBMM Hükümetini ve İstanbul Hükümetini birlikte İsviçre’nin Lozan kentinde toplanacak olan barış konferansına davet ettiler. TBMM Hükümeti, bu ikili daveti kabul etmeyerek 1 Kasım 1922’de 308 numaralı "Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin, hukuku hâkimiyet ve hükümraninin mümessili hakikisi olduğuna dair kararnameyi" çıkardı. Bu kararla hilafet ve saltanat birbirinden ayrıldı, saltanat kaldırıldı. Ertesi gün, TBMM, Osmanlı veliahdı Abdülmecid Efendi'yi halife seçti. TBMM'nin Saltanatı kaldırma kararı, İstanbul Hükümeti tarafından da benimsendi ve hükümet istifa etti. Saltanatın kaldırılmasına ilişkin karardan kısa bir süre sonra, 17 Kasım 1922'de Padişah Vahdettin, İngiltere himayesine sığınarak Malaya zırhlısı ile İstanbul'u terk edip Malta'ya gitti.  

Lozan’a gidilirken ele alınması öngörülen başlıca konular; Misak-ı Milli’nin gerçekleştirilmesi, kapitülasyonların kaldırılması, Yunanistan’la olan Trakya ve Ege sorunlarının çözülmesi, Türkiye sınırlarına girecek bir Ermeni devletinin kurulmasının engellenmesi, Avrupa devletleriyle ekonomik, siyasal ve hukuki sorunların çözülmesi sorunları çevresinde toplanıyordu. Dışişleri Vekili İsmet Paşa (İnönü) başkanlığında oluşturulan Lozan görüşmelerini yürütecek heyete Ermeni devleti kurulması ve kapitülasyonlar konusunda anlaşma sağlanamadığı takdirde görüşmeleri terk etme talimatı verilmişti.

Lozan’da iki tur görüşme yapıldı. İlk turda kapitülasyonların kaldırılması, İstanbul’daki yabancı askerlerin çekilmesi ve Musul konusunda anlaşma sağlanamadı ve Türk heyeti görüşmeleri terk etti. Bunun üzerine Mustafa Kemal Paşa, başkomutan sıfatıyla orduya yeniden savaş hazırlıklarına girişmesi emrini verdi. Bu emri izleyerek Sovyetler Birliği, böyle bir savaş çıkarsa Türkiye’nin yanında savaşa gireceğini deklare etti. Bu gelişmeler üzerine İtilaf Devletleri, Türkiye’yi tekrar Lozan görüşmelerine davet ettiler. İkinci tur görüşmeler 23 Nisan ile 24 Temmuz 1923 arasında devam etti ve imzalanarak sonuca vardırıldı. Antlaşma taraf ülkelerin parlamentolarında da onaylanarak 6 Ağustos 1924’de yürürlüğe girdi. 

Aşağıdaki fotoğraf Lozan görüşmelerine katılan İsmet Paşa başkanlığındaki Türk heyetini gösteriyor


Lozan Antlaşması’nın sınırlarla ilgili maddelerini uzun uzun yazmak yerine bu antlaşma sonucunda oluşan yeni Türkiye haritasını burada göstermek daha kolay olacak. Aşağıda Lozan Antlaşmasıyla oluşturulmuş bulunan Türkiye haritası yer alıyor.


Lozan'da üzerinde tam olarak anlaşma sağlanamayan veya geçici anlaşmalar sağlanan konulara ve bunların sonradan nasıl çözümlendiğine değinmekte yarar var: (1) Musul konusunda anlaşma sağlanamamış ve bu konu İngiltere ile Türkiye’nin kendi aralarında anlaşıp çözmesi gereken bir konu olarak kalmış, daha sonra bu olay Musul sorununa dönüşmüştür. 1924 yılında Türkiye, Musul’a asker göndererek İngilizleri buradan çıkartmaya karar verdi ve bunun için bir ordu hazırlanmaya başladı. Bu durumu öğrenen İngilizler, önce Nasturi ayaklanmasını çıkardılar. Bu ayaklanma Güneydoğu’da Süryanilerin bağımsızlık elde etmelerini sağlamaya yönelik bir isyandı. İngiltere bu isyana uçaklarıyla katıldı ve Türk mevzilerine ateş açtı. Ardından 1925 yılının bahar aylarında bu kez Zaza ve Kürt bağımsızlığı elde etmek amaçlı hilafet yanlısı Şeyh Sait isyanı çıktı. Bu isyanın İngiltere destekli olduğuna ilişkin birçok belge sonradan yayınlandı. Bu iki isyan, ordunun bu işlerle uğraşması yüzünden Musul'a müdahale etmesine engel oluşturdu. Sonuçta Musul sorunu Ankara Antlaşmasıyla çözüldü. Bu çözümde Türkiye, Musul üzerindeki haklarından vazgeçmiş oldu. Antlaşmanın 14. Maddesi Irak hükümetinin, bu antlaşmanın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 25 yıl süreyle Irak petrollerinden elde edilecek gelirin yüzde 10’unu Türkiye’ye ödeyeceğine dair bir hüküm taşımaktadır. Türkiye bu geliri tamamen alamadı. (2) Ege adalarından Midilli, Limni, Sakız, Semadirek ve Ahikerya Osmanlı İmparatorluğu’nun 1913 yılında imzaladığı Londra ve Atina Antlaşmaları uyarınca askeri amaçla kullanılmamak kaydıyla Yunanistan’a bırakılmış, Bozcaada, Gökçeada ve Tavşan adaları Türkiye’ye verilmiştir. Trablusgarp Savaşı sonunda 18 Ekim 1912 tarihinde Osmanlı İmparatorluğu ile İtalya arasında imzalanan Uşi Antlaşmasıyla İtalya’ya terk edilen 12 Ege adası üzerindeki haklardan İtalya lehine feragat edilmiştir. (3) Hatay, Türkiye sınırları dışında kalmıştır. Mondros Antlaşması sonrasında Fransızlarca işgal edilen Hatay, 20 Ekim 1921’de Fransızlarla imzalanan Ankara Antlaşmasına göre Suriye sınırları içinde kalmakla birlikte özel bir yönetimle yönetilecek, resmi dil Türkçe ve para birimi de Türk Lirası olacak, nihai çözüm ileriye bırakılacaktı. Lozan Antlaşması’nda Suriye ile Türkiye arasında çizilen sınıra göre Hatay Suriye sınırları içinde kalmıştır. 27 Ocak 1937’de Milletler Cemiyeti toplantısında Hatay’ın bağımsızlığı kabul edilmiştir. Bağımsız Hatay Cumhuriyeti 12 Eylül 1938’de kuruldu ve bu cumhuriyet 30 Haziran 1939’da Türkiye’ye katılma kararı aldı. Böylece Lozan’da çözüme kavuşturulamayan Hatay sorunu Türkiye lehine çözülmüş oldu. Kapitülasyonların tamamı kaldırılmıştır. (4) Savaş tazminatı olarak Yunanistan, Türkiye’ye Karaağaç’ı verdi. (5) Osmanlı İmparatorluğu’nun dış borçları imparatorluktan ayrılmış olan devletlere paylaştırılmış, Türkiye’ye düşen borçların ödenmesi 1954 yılına kadar sürmüştür. (6) Boğazlar meselesi geçici olarak çözüme bağlanmıştır. Bu geçici çözüm Türkiye’nin boğazlar üzerindeki haklarını kısıtlayan hükümler getiriyordu. Türkiye bu konuyu yeni bir rejime bağlama isteğini taraflara duyurmuş ve İngiltere’nin de desteklediği bir teklifle Boğazlar meselesi 1936 yılında İsviçre’nin Montrö kentinde yeni bir görüşmeye konu edilmiştir. Sonuçta imzalanan Montrö Boğazlar Antlaşmasıyla boğazlar meselesi kesin çözüme bağlanmış ve Türkiye’nin kısıtlanmış hakları iade edilmiştir. (5) Osmanlı İmparatorluğu, 1878 yılında Rusya ile yaptığı Ayastefanos Antlaşmasının koşullarını hafifletmeyi öngören Berlin Konferansında İngiltere’nin desteğini alabilmek için yaptığı bir gizli antlaşma ile Kıbrıs’ın yönetimini geçici olarak İngiltere’ye bırakmıştı. İngiltere I. Dünya Savaşı’nın başlamasını izleyerek 5 Kasım 1914’de Kıbrıs’ı topraklarına kattığını ilan etti. Osmanlı İmparatorluğu bu kararı tanımadığını açıklasa da fiili durum İngiltere’nin Kıbrıs’ta egemenliğini kurması yönünde gerçekleşti. Lozan Antlaşması’nda bu fiili durum resmiyet kazanmış oldu.    

Özet
Osmanlı Ordusu, topraklarına göz diken İtilaf Devletleri birleşik donanması ve kara ordusuna karşı 1915 yılında Çanakkale'de büyük bir zafer kazanmıştır. Kurmay Albay Mustafa Kemal, Çanakkale savaşının kara harekâtında Anafartalar grup komutanı olarak ve birinci ve ikinci Anafartalar Savaşını kazanmıştır. 

Kut Savaşı önce kazanılmış, bir yıl sonra kaybedilmiştir.

Sykes – Picot Antlaşması, Sevr Antlaşması’nın bir provasıdır. İmparatorluk topraklarının İngiltere ve Fransa arasında paylaşılmasını öngören bu antlaşmadan Osmanlı’nın haberi yoktur.

Mondros Silah Bırakışması Antlaşması, Osmanlı ordusunu tasfiye eden ve silahlarına, gemilerine el koyan bir antlaşmadır. Anadolu hareketi silahsız kaldığı için Kurtuluş Savaşına destek verenlerin İstanbul’dan Anadolu’ya silah kaçırmaya çabalamalarının nedeni bu antlaşmadır. 

Sevr Antlaşması, Osmanlı İmparatorluğu’nun İtilaf Devletleri arasında paylaşılmasını ortaya koyan bir antlaşmadır. Osmanlı İmparatorluğu’nun kabulüyle imzalanmıştır. Parlamento onayları tamamlanmamış olduğu için geçerliliği tartışmalı bir antlaşmadır. Resmi geçerliliği tartışmalı olsa da fiilen uygulanmış ve Osmanlı İmparatorluğu’nun birçok bölgesi, başkent İstanbul dâhil, işgal edilmiştir.

Mudanya Ateşkes Antlaşması Türk askeriyle işgalci askerler arasındaki savaşı durduran antlaşmadır.

Lozan Antlaşması, tasfiye halindeki Osmanlı İmparatorluğu’ndan yeni ve bağımsız bir Türkiye Cumhuriyeti çıkmasını sağlayan antlaşmadır.


Not:
Lozan Antlaşması’nın 100 yıllık bir antlaşma olup olmadığını, 2023’de sona erip ermeyeceğini, madenlerimizi işletmemize engel olan gizli maddeler içerip içermediğine ilişkin iddiaları merak edenler şu yazıma bakmalıdırlar:
http://www.mahfiegilmez.com/2016/07/lozan-antlasmas-2023de-bitecek-biz-de.html

180 yorum:

  1. Atam seni hiç unutmayacağız.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hocam teşekkürler. Not kısmında 1923 kısmında tapaj var. Saygılarımla

      Sil
    2. Yahu 1938'de gitmiş.

      Niye bu kadar baştacı ediyorsunuz ki bu adamı...

      Sil
    3. adsız 22;31 al eline bir nutuk oku anlarsın. Param yok alamam dersen en yakın chp'li belediyeye git "param yok bana bir nutuk hediye eder misiniz?" de. En kısa sürede sana temin ederler.
      Oku sonra konuşalım. Okumadan bilgi sahibi olamazsınız. Yoksa ne anlatsam boş.
      İyi okumalar, kalın sağlıcakla.

      Sil
    4. Sen ve senin gibilerin asla göremeyecegi bir isik gördügümüz icin basimizin tacidir o Haci.

      sizler bunu asla göremeyecek ve anlayamayacaksiniz. iste bu yüzden layik oldugunuz sekilde yönetileceksiniz.

      Sil
    5. Sizin baş tacı ettikleriniz kaç yılında gitmişti efendim?

      Yok hani farkı görmek istediğimizden sorduk.

      Sil
    6. Tapajı düzelttim, uyarı için teşekkür ederim.
      Atatürk'ün niçin başımızın tacı olduğunu bu yazıyı okuyup da hala anlayamayana diyecek bir şey yoktur.

      Sil
    7. Peygamber final diyip bas taci ettikleriniz bizim bas tacimiz Ataturk'den yuzlerce yil once gitmisti

      Sil
    8. Nutuğu okuyacaklarmış.Onlar iman ettikleri kitabı bile anladığı dilden okuyamayanlar.

      Sil
    9. Nutuk, son derecede sade, yaşanmış gerçek olaylar üzerine yazıldığı için anlaşılması kolay bir kitaptır. Esasen iman edilen kitapla rakip de değildir. Öte yandan kimin hangi kitabı okuduğu veya anladığı kimseyi de ilgilendirmez.

      Sil
    10. Mahfi Bey; Selamlar yazınız gayet güzel öncelikle teşekkür ederim. Burada iki konuya değinmek isterim. Bir kısım yurttaşlarımız; halen Atatürk ve arkadaşlarının gerçekleştirdiği mucize diye tanımlayabileceğimiz bu olguyu anlamamakta ısrar ediyorlar. Osmanlının son dönemlerinde Sait Halim Paşa'nın bir fikri vardır. Görüşü "Tarih yaşanılmamış bir deney olsaydı insanları/toplumu açıklamak için sosyolojiye gerek kalmaz zooloji yeterli olurdu" şeklinde özetlenebilir. Bu topraklar çok bereketlidir. Çok iyi kahramanlar yetiştiği gibi çok hainler de yetiştirmiştir. Burda önem ikisini ayırtedebilecek kifayete sahip olabilmektir.

      İkinci değinmek istediğim konu; Çanakkale Savaşı sırasında yaptığı eşsiz kahramanlıklardan pek nasibini almamış Topçu Yüzbaşı Ertuğrul Bey'dir. Savaş tarihinde ilk uçak gemisi batıran bu subay engin bilgi ve zekasıyla güneyde Antalya taraflarında Fransız ve İngiliz savaş gemilerinin belası olmuş, 4 sahra topuyla 3 gemi batırmış 5'ten fazlasını yaralamıştır. Meis adası Çanakkale Savaşı'na lojistik destek veremez olmuştur. Hele portakal sandıklarıyla yaptıkları inanılmazdır.

      Bu vesile ile tüm şehitlerimizi ve gazilerimizi rahmet ve minnetle yad ediyorum

      Sevgi ve saygılarımla,

      Sil
    11. Biz Atatürkün kara kaşına sarı gözüne hayran değiliz. Onu tipinden dolayıda sevmiyoryz. Bizim için Atatürk sevgisi denilince anlaşılan şey onun İLKELERİ dir. Bizim için olmazsa olmazdır bunlar :

      1) Cumhuriyetçilik
      Cumhuriyetçilik ise devlet yönetiminde halkın bulunması demektir.

      2) Milliyetçilik

      Atatürk'e göre millet; geçmişte bir arada yaşamış, bir arada yaşayan, gelecekte de bir arada yaşama inancında ve kararında olan, aynı vatana sahip, aralarında dil, kültür ve duygu birliği olan insanlar topluluğudur. Atatürk'ün tanımladığı milliyetçilik, din ve ırk ayrımı gözetmeksizin, ulus tanımını dil, kültür ve siyasi birliktelik değerlerine dayandıran milliyetperverlik anlayışıdır.

      3) Halkçılık

      Halkçılık ilkesi, ulusal egemenliği ön planda tutar ve demokrasiyi benimser. Devlet, vatandaşın refah ve mutluluğunu amaçlar. Vatandaşlar arasında iş bölümü ve dayanışmayı öngörür. Ulusun devlet hizmetlerinden eşit bir şekilde yararlanmasını sağlar. Atatürk’ün halkçılık ilkesinden anlaşılan; toplumda hiçbir kimseye, zümreye ya da herhangi bir sınıfa ayrıcalık tanınmamasıdır.

      4) Laiklik

      Laiklik, devletin vatandaşlarıyla olan ilişkilerinde inançlara göre ayrım yapmaması ve ayrıca, herhangi bir inancın, özellikle de bir toplumda egemen olan inancın, aynı toplumda azınlıkların benimsediği inançlara baskı yapmasını önlemesi demektir. Diğer bir tanımlamayla da devlet yönetiminde herhangi bir dinin referans alınmamasını ve devletin dinler karşısında tarafsız olmasını savunan prensiptir ki devlet düzeninin, eğitim kurumlarının ve hukuk kurallarının dine değil, akla ve bilime dayandırılmasını amaçlar. Ayrıca, din işlerini kişinin vicdanına bırakarak bireyin din özgürlüğünü koruyabilmesini sağlar.
      Türkiye'de laikleşme aşamaları şunlardır:

      - Saltanatın kaldırılması (1922)

      - Halifeliğin kaldırılması (1924)

      - Tekke, zaviye ve türbelerin kapatılması (1925)

      - “Devletin dini İslam’dır.” ibaresinin anayasadan çıkarılması (1928)

      5) Devletçilik
      Ülkenin genel ekonomik faaliyetlerinin düzenlenmesi ve özel sektörün girmek istemediği veya yetersiz kaldığı ya da ulusal çıkarların gerekli kıldığı alanlara girmesini öngörür. Atatürk’ün devletçilik ilkesi; Türk toplumunun ulaşmak istediği çağdaş ve modern bir düzen için gerekli olan ekonominin güçlendirilmesi ve ulusallaştırılması'dır.

      6) İnkılapçılık
      Türk ulusunun çağdaşlaşması yolunda yapılan Atatürk devrimlerinin benimsenmesi, geliştirilmesi ve her türlü tehlikelere karşı korunmasıdır.

      Bana göre ATATÜRK budur! Atatürkçülük vu ilkelerdir.

      Ayrıca Atatürk bu 6 ilkeyi kendisi bulmuş yada uydurmuş değildir. 1839 da Abdülmecid in yayınladığı tanzimat fermanı ile başlayan ve sonraki padişahlarında çaba verdiği ıslahat fermanı, 1. Ve 2. Meşrutiyetle devam eden hadiselerin olgunlaşmasıdır bu

      Aslında Atatürk e karşı çıkanlarda onun şahsına değil bu 6ilkeye karşı çıkıyor. Onlara cevabım "kardeşim o zaman ne yapalım, din devletimi, monarşimi, yada krallıkmı istiyorsun" diye soruyorum. Onlardan tık yok. O zaman niye karşısınoz Atatürk e.

      Onunda cevabı belli. 6. Filonun İstanbul a gelişiyle başlayan, dünyayı yeniden şwkillendirmek isteyen emperyalist ABD nin Türkiye üzerindeki hakimiyetini arttırmak istediği bir oyun sadece. Anti-devrimcilerde bu oyunun bir parçası. Daha söylenecek çok şey varda neyse....

      Sil
    12. ağzınıza sağlık Mehmet bey, , sylenecek çok şeye ihtiyaç yok.Bu özet normal bir zekaya yeterli.bundan ötesi fayda sağlamaz, emek verip okumaları gerekir.

      Sil
  2. Yurtta Baris Dunyada Baris
    Koylu milletin efendisidir
    Dünyada herşey için, medeniyet için, hayat için, başarı için, en hakiki mürşit bilimdir, fendir

    En sevdigim sozleri

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İstikbal göklerdedir. Benim de en sevdiğim bu,

      Sil
    2. Bu sözüyle sirf havaciliktan bahsetmiş olduğunu düşünmüyorum. Bence vurgulamak istediği uzay.

      Sil
  3. hocam yine güzel bir yazı ile karşımızdasınız teşekkürler.

    Ama sizden tüm okurlar adına özel bir ricam var. En azından bu defa yorumları onaylamada seçici olmanızı istiyoruz.
    Bari bu konuda "muhterem troll efendileri"n propagandalarını okumasak olmaz mı?
    Saygılar hocam

    YanıtlaSil
  4. Elinize sağlık hocam çok güzel bir özet.. Fakat acı olan şudur ki insanlar çekilen onca acıya, verilen onca şehide ve imkansızlıklara rağmen bunun değerini bilmiyor bilemiyor..Cumhuriyet ve onun faziletleri; laiklik, ilkeler ve daha bir çok konu milletçe tam benimsenmedi demek ki başka izahı yok.. Atatürk'te bu günleri görmüş elbet ki Gençliğe Hitabesinde bugün olanları daha o günden açık açık yazmış, uyarmış ve yol haritasını vermiş. Tüm bunlara rağmen en başta bizler bu emanete gerektiği gibi sahip çıkamadık. Kimse başkasını suçlamasın ayna karşımızda..

    YanıtlaSil
  5. Çanakkale Savaşı:

    Osmanlı Devleti'nin emperyalizme karşı var olma mücadelesi verdiği I. Dünya Savaşındaki en önemli cephedir.
    Çanakkale Cephesini açanlar sömürgeci İtilaf Devletleri olduğu için bu cephede verilen mücadeleler aynı zamanda sömürgeciliğe karşı verilmiş mücadelelerdir.

    -I. Dünya Savaşında, Osmanlının anti-emperyalist zaferi ile sonuçlanan tek cephedir.
    -Başkent İstanbulu direk olarak tehdit altına alan tek cephedir.
    -Mustafa Kemal savaş esnasında Albay, savaştan sonra ise General olmuştur.
    -Çanakkale Cephesi'ndeki başarıları sayesinde Mustafa Kemal ülke içinde ve dışında tanınmıştır.
    -Ülke içinde Mustafa Kemal adının yayılması ilerleyen süreçte Mustafa Kemal'in Milli Mücadele'nin lideri olarak ortaya çıkmasına etki edecektir.

    Deniz Savaşı:
    İngiliz ve Fransız donanmalarının saldırısıyla 19 Şubat 1915'te denizde başlayan savaş 1 ay sonra 18 Mart 1915'de Osmanlı Ordusunun Seddülbahir ve Kumkale zaferleriyle sonuçlanmıştır.

    Kara Savaşı:
    Deniz Savaşlarından istediği sonucu alamayan İtilaf Devletleri, 25 Nisan 1915'te karadan Osmanlı Ordusuna taarruza başlamışlardır.

    Karşılıklı büyük zaiyatlar verilmesine rağmen Arıburnu, Anafartalar, Conkbayırı, Kireçtepe ve Çimentepe mevkilerinde Osmanlı Ordusu başarılı mücadeleler vermesi sonucu İtilaf Devletleri başarılı olamamıştır.

    Mustafa Kemal emrindeki askeri birliklerle Arıburnu, Anafartalar ve Conkbayırı'nda önemli başarılar elde etmiş; 19. Tümen Komutanı Kurmay Yarbay Mustafa Kemal askeri birliklere Arıburnu'nda:''Size ben taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler ve kumandanlar kaim olabilir.'' şeklinde emir vermiştir.

    Çanakkale Savaşlarındaki başarısından dolayı Mustafa Kemal Albaylığa yükselmiş, Kafkas Cephesine giderken ise Generalliğe terfi etmiştir.

    Savaşın Sonuçları:
    -I. Dünya Savaşı en az 2 yıl uzadı.
    -Karadeniz üzerinden Rusya'ya yardım gönderilemeyince Rusya'da Bolşevik İhtilali çıktı.
    -Kara ve deniz savaşlarında istediği sonuçları elde edemeyen İngiltere ve Fransa itibar kaybetti.
    -Türklerin kendilerine olan güveni artmış ve milli mücadele ruhu doğmuş oldu.
    -Osmanlı Ordusu Çanakkale'de başarılı olunca Bulgaristan İttifak Bloğunda savaşa katılmış, böylece Osmanlı Devleti ile Almanya arasında kara bağlantısı sağlanmıştır.

    Sonraki Süreç:
    -30 Ekim 1918'de Mondros Ateşkes Anlaşmasının imzalanmasından sonra 1 Kasım 1918'de İttihat ve Terakki Partisi kendisini lağvetmiş; Enver Paşa, Talat Paşa ve Cemal Paşa 2 Kasım 1918'de yurtdışına kaçmıştır.
    -6 Kasım 1918'de Boğazlar silahtan arındırılmış; 7 kasım 1918'de işgal donanmaları Çanakkale Boğazı'ndan geçerek 13 Kasım 1918'de boğaza demir atmıştır. Böylece İstanbulun 1453'teki fethinden bu yana, 465 yıl sonra İstanbul ilk defa İngiliz-Fransız ve İtalyan yabancı askerlerin postalları altında kalmıştır.

    En uzun süre işgal altında kalan Osmanlı şehri; 13 Kasım 1918-6 Ekim 1923 tarihleri arasında 4 yıl, 10 ay, ve 24 gün ile İstanbul'dur.

    Sonuç olarak, 1915'te boğazları geçip İstanbulu alamayan İtilaf devletleri, 3 sene sonra ellerini kollarını sallaya sallaya boğazlardan geçmiş ve İstanbulu işgal etmiştir.

    O zaman Çanakkale savaşı boşuna mı yapıldı? o kadar asker boşuna mı şehit oldu?...Hayır, çünkü 1915'te boğazları geçip Karadeniz üzerinden Rus Çarına yardım götüremeyen İtilaf Devletleri, 2 sene sonra Bolşeviklerin Rus Çarlığını yıkmasına engel olamadılar...

    Çanakkale 1915'te geçilseydi; Çarlık Rusyası yıkılmamış olacaktı, bugün büyük ihtimalle doğu anadolu ve doğu karadeniz sınırlarımız içersinde bulunmayacaktı..Kurtuluş savaşı kaybedilmiş olacaktı..Sevr anlaşması çok büyük oranda hayata geçmiş olacaktı..Batının kuklası haline gelmiş bir saltanat rejimi istanbulda devam ediyor olacaktı.

    Cumhuriyet Çanakkale sayesinde kurulmuştur.


    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler katkı için.

      Sil
    2. Mustafa Kemal Çanakkale savaşı'nda albay değildi. Yarbaydı. 1915'te bu savaştaki başarıları nedeniyle albay oldu. 1916'da Kafkasya cephesindeki başarılarıyla da tuğgeneral oldu. Aynı metinde önce hata yapılmış sonra aşağıda düzeltilmiş.

      18 Mart 1915'tek, başarı Seddülbahir ve Kumkale tabyalarından çok Nusrat mayın gemisinin başarısıdır. 25 Nisan'da emperyalistler Seddülbahir'e çıkarma yaptılar.

      Sil
    3. Mustafa Kemal, Çanakkale savaşlarına katıldığında kurmay yarbaydı. 1 Haziran 1915'de albaylığa yükseltildi. Anafartalar savaşlarında grup komutanı olduğu sırada kurmay albay rütbesindeydi.

      Sil
  6. hocam aynı dönemde Nobel ödüllerini takip edersek savaşın 2 ana tarafı gibi görünen İngiltere ve Almanya'nın bilimsel faaliyetleri kesintisiz devam ettiğini görüyoruz. Biz maalesef savaşlarla övünmeye mahkum olmuş bir milletiz. Geriye doğru bakıp anmaktan ileriye bakıp ilerlemeye fırsat bulamıyoruz. Bu anma işi de zaman içinde sadece siyasi hamasetin bir aracı haline gelmiş durumda.
    Sizce bu mazi hevesinden ufka bakmaya nasıl geçebiliriz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bilimsel eğitime geçerek. Ama o da kolay değil bu yapıyla.

      Sil
  7. Yüreğinden başka birşeyi olmayan bir kaç milyon Kahramanın,yedi düvele verdiği başarı dersi ÇANAKKALE.

    Ve sonrası...

    Çözüm üretmeyen Siyaset-Fikir ve Bilim üretmeyen akademi-Teknoloji,Katmadeğer yaratamayan İş dünyası.

    Sanayileşmeye çalışırken,ucuz işgücüne dayalı montajcı olduk.Sosyal açıdan muhasır medeniyetleri örnek alıp,ortadoğu totaliterizmi ve hindu kastının karması saçma bi yapıya bulandık.Şimdi Parlamenter sistemi beceremeyişimizi sistemin kendine yükleyip,Başkanlık diyoruz.Allah sonumuzu HAYIR eyleye.

    YanıtlaSil
  8. Bazen içinde bulunduğumuz kötü durumları gördükçe en çok bu ülke için canını veren şehitlerimize ve Mustafa Kemal Atatürk adına üzülüyorum. Eminim onlar çok daha muasır bir memleket hayal etmişlerdi ve yine inanıyorum ki bu millet çok daha iyi yerlerde olmayı hak ediyor. Geçmişi asla unutmayarak daha iyi günlere, çok çalışarak, hep birlikte!

    YanıtlaSil
  9. Ne acıdır ki Mondros ve sevri görmezden gelip milli mücadele ve lozanı küçümseyenler Cumhuriyeti reklam arası görenler şu an iktidar.

    YanıtlaSil
  10. Dini temeli olan Osmanli Devleti ile irki temeli olan Turkiye Cumhuriyeti'ni birbirinin devami ulkelermis gibi dusunup aldanirsaniz, 1. Dunya Savasi ve sonrasinda yapilanlari anlayamazsiniz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Osmanlı Devleti dini temelli bir devlet değildi, Türkiye Cumhuriyeti de ırk temelli bir devlet değil. (Dünyada beyaz, siyah ve sarı olarak üç ırk var. Türkiye Cumhuriyeti nasıl ırk temelli bir devlet olacak? Irk, millet ve etnisite çok farklı üç kavram. Millet kavramını içine sindiremeyenler bu üçünü kasıtlı olarak bir birine karıştırmayı çok sever. Osmanlı Devleti'nin din temelli olup olmadığını merak edenler de Fatih Kanunnamesi'ni açıp suçlar için dinde öngörülen cezalar mı yazıyor, padişahın belirlediği cezalar mı yazıyor bakabilir.)

      Osmanlı Devleti ile Türkiye Cumhuriye'nin bir birinin devamı olması veya olmaması konusunda şöyle bakmak gerekir: Cumhuriyet ülkenin bayrağını değiştirdi mi? Değiştirmedi. Parasını değiştirdi mi? Değiştirmedi. (İlk banknotları 05.12.1927'de bastı, ama önce de sonra da Lira'ydı.) Osmanlı kanunlarını, mahkeme kararlarını geçersiz mi saydı? Saymadı. (1917'de yürürlüğe giren Memurin Muhakematı Kanunu 1991'de yürürlükten kaldırılıncaya kadar uygulandı.) Osmanlı'nın borçlarını ödedi mi? Ödedi. Son Osmanlı sadrazamı Tevfik Paşa 1936'da öldüğünde ne oldu? Askeri törenle defnedildi. Atatürk'ün Genelkurmay'daki askeri sicili nerede başlıyor ve nerede bitiyor? Askeri Ortaokula girdiği günden başlayıp, askerlikten emekli olduğu güne kadar kesintisiz devam ediyor. Demek ki devlet değişmemiş, rejim değişmiş, saltanata son verilip Cumhuriyet ilan edilmiş. Tıpkı Fransız Devrimi olunca Fransa'da yeni bir devlet kurulmadığı, Fransa yine Fransa olarak kalıp rejim değiştiği gibi. Zaten bütün batı kaynakları, Selçuklular dönemine de, Osmanlı dönemine de, Cumhuriyet dönemine de Türkiye der. Osmanlı döneminde İngilizlerle, İtalyanlarla imzalanmış anlaşmalarda bile imzacı devlet her zaman "Türkiye"dir.

      Sil
    2. Adsiz 21:13, irk konusunu karistirdiginiz gibi devlet konusunu da karistiriyorsunuz diye dusunuyorum. Yetistiginiz ogretiyi cok cok iyi bildigim icin sizi anliyorum.

      Siz nasil tanimlamak isterseniz oyle tanimlayin, ama Turk bir irktir. Beyaz irk, vs bunlar biyolojik irklar olabilir, ancak insanlar icin irk; Turk, Slav, Arap, Kurt, Ermeni, Helen, German, Romen, Hun, Han vs. diye ayrilir. Gunumuzde hicbirinin saf bir hali bulunmadigi gibi, bir ulkeyi bu irklarla ayirmak sacmaligin daniskasi, ayagina vurulan pranganin da en buyugudur.

      Cumhuriyet'in ilk kurumlarina bir bakin;
      Turk Dil Kurumu
      Turk Tarih Kurumu
      Turk Hava Kurumu

      Bir tek Turk Turkluk Kurumu eksiktir. Ankara Universitesi'ndeki Antropoloji (Insan irk bilimi) bolumu ne zaman acilmis bir arastirmanizi oneririm. Lutfen asagidaki linki okuyun;
      http://antropoloji.humanity.ankara.edu.tr/bolum-hakkinda/

      Neden Osmanli'da hic merak edilmemis bir konu acaba.

      Cumhuriyet doneminde genellikle okullardaki Ataturk bustlerini susleyen sozlere bakin;
      Turk, Ovun, Calis, Guven
      Ne Mutlu Turk'um Diyene

      "Genclige Hitabe", Ey! Turk Gencligi diye baslar.

      Ancak Istiklal Marsi'nda "Turk" goremezsiniz. (Yazildigi yil 1921, zaten bir Arnavut tarafindan yazilmistir) Cunku Osmanli gelenegi etnisite, irk gozetmez. Osmanli sosyal duzeni "millet"ler uzerine insa edilmistir ve milletler dini temellidir.

      Osmanli'nin hukuk sistemi bambaska bir konu, Osmanli Seriat hukumlerini uygular. Ancak her milletin kendi hukuk sistemi vardir. Seriat sanildigi gibi, eli kestim, kolu kestim degildir. Dunyaya hukmetmis bir devletin hukuk sisteminin, gayri muslimlerin, zimmi hukuku ile Avrupa hukuk sistemine yuzlerce yil basariyla rakip olmus ve hatta fazlasiyla etkilemis bir sistemdir. Malesef hakkini yabancilar kendi arastirmalarinda daha fazla veriyorlar, oralardan ogreniyoruz.

      Turkiye Cumhuriyet'i kurucusu bir Osmanli Askeri'dir. Ama mesela, Irak devletinin kurucusu da bir Osmanli Askeri'dir. I. Dunya savasi sonrasi Arabistan'da, Misir'da, Suriye'de devlet idaresinde de bir cok Osmanli Askeri, idarecisi gorev almistir. Bir cok Osmanli kurulusu, yonetim bicimini birakin 1915 sonrasi kurulan ulus devletleri, daha oncesinde bagimsizligini ilan etmis Yunanistan, Bulgaristan gibi ulkelerde de etkisini gostermistir, Turkiye'de, yani yuzlerce yil Osmanli'inin baskenti Istanbul'un bulundugu ulkede Osmanli kurumlari tabi ki kalacaktir, yikilanlar yok mu? Tabi ki var.

      Osmanli'ya Turkiye felan dendigi de yoktur. Hicbir Avrupa'li, Balkanlara 'Turkiye', demez, ya da Filistine 'Turkiye' demez. Anadolu'ya, daha dogrusu Kucuk Asya'ya, Turklerin nufusunun cok olmasindan dolayi "Turkiye" denir, ancak devlet Osmanli Imparatorlugu, gercek adiyla Devlet-i Ali Osmaniye'dir.

      Son olarak sunu da eklemek isterim, Turkiye'nin olusumu, ve Osmanli'nin parcalanmasi ve halifeligin lavedilmesi ile ilgili planlar, Sykes-Picot'tan cok daha once gerek Osmanli icinden gerekse disindan ugraslarla gerceklestirilmistir. Osmanlinin Tanzimat sonrasi 'yonetimi'ni yani hukumetlerini de cok cok ayri degerlendirmek gerekir ki, 1920'de "vatan haini" ilan edilenlerin daha sonra "askeri toren" ile defnedilmesi de sanirim ufak bir tiyo verecektir size.

      Sil
    3. Her Zaman merak etmisimdir. bir insan Dogru olmayan ve kendisinin de inanmadigi bir bir seyi Dogruymus gibi anlatmasi nasil bir duygudur. diyelim ki kendisi inandi.. pekiyi baskalarinin da inanmasini nasil bekleyebilir.

      Osmanli devleti din temelli degilmis.

      Tabi tabi.. Osmanli Laik, kuvvetler ayriligini benimsemis, evrensel Hukuk kurallari ile bezenmis, Parlementer bir cumhuriyettir.

      utanmazsaniz bunlari da yazacaksiniz..

      Devlet degismemis rejim degismis... yuh denir buna.. Haci Haci yukaridaki haritaya tekrar bak. 7 milyon kilometrekareden geriye ne kalmis.. sevr in maddelerine bak bingildak.. ortada Devlet mi görüyorsun.

      Vay anasini Sayin seyirciler.. Selcuklu Devleti de Türkiye imis de haberimiz yok.
      biryerimle gülecegim de.. bu isi kargalara birakiyorum.

      Sil
    4. Düzelteyim derken iyice batırmışsınız ortalığı. Dünyada 3 ırk falan yoktur. Tek ırk vardır; insan ırkı.

      Bayrak, başkent, hilafet, saltanat ve anayasa gibi konuları unutmuşsunuz. Herhalde bu ülkede doğup büyümediniz. Bir ülkenin tanımını anayasası yapar. Anayasa değişince ülkenin tanımı değişir bir anlamda. Cumhuriyet ile kurulan artık yeni bir ülkedir. Hükümeti İstanbul değil Ankara'dadır. Başka nasıl devlet değişir ki? Bu mantıkla ABD de İngiltere devletinin devamıdır. Yahu saltanat kalktı, onca yıllık Osman adıyla devam eden ülke sona erdi, yenisi kuruldu, hala başkalarının ifadesiyle hep Türkiye'ydi diyorsunuz. Çin hep Çin idi ona bakarsanız. Hangi devlet değişiyor ki bu mantıkla?

      Sil
    5. Arkadaslar tartismamizin seviyesini dusurmeden devam etmeye calisarak birbirimizden daha cok sey ogrenebilir, en azindan fikirlerimizi beyan etme hakkina saygi gosterme bilinci gelistirebiliriz. Yukarida yapilan iki uzun yoruma da bakinca okurken zevk alinarak okumak mumkun iken Adsız 19 Mart 2017 00:04 yaptigi yorum sertlik sinirini asiyor. Lutfen birbirimize biraz daha saygili olalim. "Turkiye ismi Selcuklular doneminde olusan demografik yapinin 2.Hacli seferi sirasinda Hacli Ordulari tarafindan tanimlanmasi ile ortaya cikmistir.
      Osmanli'nin cok milletli, cok dinli bir topluluklar devleti oldugu yonundeki tezde de muhakkak apacik bir dogruluk payi vardir. Ama orada da irdelenmesi gereken Osmanli'nin hangi topluma ya da hangi millete ne rol bictiginin ve gunumuze kadar ulasan bazi halklardaki Turk dusmanliginda ne kadar rol oynadiginin arastirilmasidir.
      En onemli bilim dallarindan biri olan Tarih biliminin talihsizligi herhangi bir insanin hayatini tek bir konuya adamis bile olsa arastirma, ogrenme ve aciga cikarma surecinin hem uzun ve hem de zahmetli olmasi, bu zahmetin binde birine bile katlanmayan insanlarin sirf siyasi amaclarla bastaci edilmesi ve her isteyenin hakkinda atip tutabilme ozgurlugudur. Bugun bir insana kaldirip goz ameliyati yapmaya kalksaniz diplomaniz yok diye hapse atilirsiniz belki ama yasadiginiz yerdeki insanlari yalan tarihle kandirarak kendinize ve zumrenize teorik olarak hic haketmediginiz faydalari sagladiginizida en kotu ihtimal para cezasi falan alirsiniz.
      Bu durumdaki bir ulkede ihtiyac duyulan en onemli seyin seviye oldugunu dusunuyorum. Fikrimizi de bilgimizi de beyan ederken, yukarida Mahfi hocamizin uslubunu ornek alirsak hepimiz bu blogdan daha cok yararlanabiliriz.

      Sil
    6. "Siyah ırk" bir ırktır, "Fransız milleti" bir milettir, "Gaskonyalı" bir etnik kökendir.

      "Irk, millet ve etnisite çok farklı üç kavram. Millet kavramını içine sindiremeyenler bu üçünü kasıtlı olarak bir birine karıştırmayı çok sever." derken kasıt, zaten yukarıda halifeliğin lağvedilmesinin önceden dışardan planlandığını iddia eden yaklaşımdı.

      Bir konuda görüş bildirirken, ana dilindeki kelimeleri doğru yazamayan birisi neyse de, büyük-küçük harf kullanımını bilmeyen birisinin görüşlerini ciddiye alamıyorum. Yine de belirteyim, "Osmanlı Devleti din kökenli bir devlet değildir" demek, Osmanlı laik ve parlamenter bir cumhuriyettir demek değildir. En basitleştirilmiş haliyle, şeyhülislam padişahı atamaz, padişah şeyhülislamı atar ve kanunlar güün gereklerine göre padişah tarafından konulur demektir. İlgisini çekenler rahmetli Halil İnalcık'ın eserlerini inceleyebilirler. İnanılmaz bir teori değildir, tarih yazınımızda sıkça tartışılan bir konudur.

      Avrupalıların bu ülkenin adına öteden beri Türkiye dediğinden tereddüt eden arkadaşlar, örneğin Macchiavelli'nin Prens'ini okuyabilirler. Hala baskısı yapılan ve kolay bulunan bir kitaptır.

      Bu ülkede doğup büyüdüm. Bin yıldır bu ülkenin her savaşında savaşmış ve karşılığında hiç bir şey beklememiş bir aileden geliyorum. Ben de zamanında gücüm yettiği, aklım erdiği kadarıyla görevimi yaptım.

      Anayasa değişince ülke değişiyorsa, 1960 ve 1980 sonrasında anayasamız değişti, ülkenin adı Türkiye olmaktan çıkmadı. Ve evet, Çin Çindir, Tang İmparatorluğu, Ming İmparatorluğu, Maocu Cumhuriyet demiyoruz, Çin diyoruz.

      Sil
    7. @15:07

      Sanırım anlatamadım. Çin'e hep Çin deniyorsa neden bizzat bizler eski olana Osmanlı Devleti/İmparatorluğu, yeni olanına Türkiye Cumhuriyeti diyoruz? Size göre eskisi de Türkiye idi zaten. Kime göre? Batılılara göre. Hangi batılılar? Halifeliğin kaldırılmasını planlayan "dışarıdaki" unsurlar. Önce tezlerimizde biraz tutarlı olalım. Devlet geleneğinin devam etmesi başka şeydir, bir ülkenin sisteminin, temel anlayışının değişmesi başka şey. Anayasa değişince ülkenin tanımı yani temel anlayışı değişir, adı değil. Neden anayasa değişikliğinde ülkenin dini İslam olmasın diye ısrar ediyoruz? Adımız değişmeyecek nasılsa? Ama her şey değişecek sonuçta o olunca çünkü devletin ve hukukun temel anlayışı değişecek.

      Osmanlı'da hukuku konusunda bazı sorunlarınız var. İki tür hukuk vardı: Şer'i hukuk ve Örfi hukuk. Osmanlı son derece pragmatik ilerlemiş bir devlet sistemidir. Canının istediğini ya da o anda çıkarlar öyle gerektirdiği için en uygun olanı hangisiyse ilgili hukuk sistemine göre yorumlamıştır. Örneğin domuz eti yenmez ya da fuhuş ve alkol yasaktır ama imparatorluk bünyesinde bunlar mevcuttu ve örfi hukuğa göre yorumlanırdı. Böylece devlet domuz çiftliklerinden ve içki üretimhanelerinden vergi alırdı ve hatta genelev işletmek de (gayrımüslimler için en azından) mümkündü. Benzeri biçimde faiz de şer'an haram olsa da başta padişah olmak üzere para gerektiğinde bankerlerden faizle borç almaktan geri kalmamış ve hatta bizzat devlet faizli kağıt satmıştır (kayme). Bu vergiler ya da faizle alınan borçla din işleri dahil tüm hizmetlerin finansmanı yapılabilmiştir ama kağıt üzerinde haram sisteme girmemiştir. Örneğin faizli kağıtlar kutsal topraklarda geçersiz kılınmış ve hatta tüm imparatorlukta kölelik kalkmasına karşın yine kutsal topraklarda bir değişikliğe gidilmemiştir.

      Osmanlı da gelişen zaman karşısında elindeki şer'i sistemin yarattığı kısıtlamaların farkında olarak çözümler geliştirmiştir. Bu nedenle "Osmanlı din üzerine kurulu bir hukuğa mı sahipti?" diye sorunca cevabınız hem evet hem hayır olur.

      Irk, millet gibi kavramları kendimiz göre özel tanımlarla kabul edip başka kabul biçimlerini dışarıda bırakmak bilimsel ve akılcı bir durum olmaz. Bugünün bilimi dünyada sadece bir tek ırk, insan ırkı olduğunu ve görsel (siyah, beyaz, sarı vb) tanımlamaların sadece deri pigmentinden kaynaklandığını ve hatta ırk kavramının emperyalistlerin kendi egemenlikleri için uydurduğu bir ideoloji olduğunu söylüyor ama size göre bunlar belli bir ideoloji nedeniyle kasten birbirine karıştırılan şeyler. Neden? Çünkü siz farklı görmek istediğiniz için. Bazı konularda araştırma yapmak gerektiği çok açık.

      Hepimiz benzer kökenlerden geliyoruz. Hiçbir geçmiş bugünümüzü daha özel ve imtiyazlı kılmaz. Bu ülkede doğup büyüyen herkes en azından okullarda okutulan sıkıcı kitaplardan bile olsa bazı şeylerin 20.yy başında temelden değiştiğini ve artık söz konusu olanın bir cumhuriyet olduğunu bilir. Kimse "bizden önce Osmanlı diye bir şey yoktu" demediğine göre tartışılan konu belli. Evet aynı coğrafyada yaşayan yeni bir devlet kurunca haliyle eskiden gelen bir çok şeyi devralırsınız ve normal olan da budur. Aynen Osmanlı'nın Bizans toprak ve vergi sistemi ile geleneksel müziğini aldığı ve hatta zaman zaman kendisini "Roma'nın mirasçısı" olarak gördüğü gibi. Ama kimse asla bizim Roma'nın torunları olduğumuz türünden bir iddiası olamaz. Yani görece göçebe bir hayattan daha yerleşik bir sisteme geçerken Osmanlı da birçok devlet kurumunu olduğu gibi miras almıştır. Ama nedense kimse "biz aslen Bizans'ın devamıyız" demez, hem de "ben Roma'nın mirasçısıyım" diyen Osmanlı'ya karşın?

      ---

      Sil
    8. --- Türkiye Cumhuriyeti yeni bir ülkedir. Osmanlı ile farkı baba-oğul hatta dede-torun ilişkisi gibidir, bunda bir sorun yok. Bizim bugün yaşadığımız sorun bazı insanların hala "ben dedemim" demesidir. Bir insanın kendisi dedesi olamaz. Onun torunu olabilir. Bu değişikliği kabul etmemek bizi aklen ve mantıken içinde bulunduğumuz çağın dışına iter. Nasıl aklı başında hiçbir Amerikalı "İngiltere benim dedemdir" ya da bir Çinli "Ben Ming'im" hatta artık "ben Mao'yum" demiyorsa bizim de "Ben Osmanlı'yım" dememiz mantıksız bir durum yaratır. Dedenizi seversiniz, saygı duyarsınız, ona romantik bir bağ beslersiniz ve onun hakkında araştırma yaparsınız ama onun siz olmadığını kabul etmek durumundasınız. Benim konudan anladığım budur.

      Teşekkürler ve saygılar.

      Sil
    9. Adsiz 15:07, sozluksunuz mubarek, bundan sonra kelimelerin anlamlarini sozlukten degil sizden ogrenelim, bi telefon paylasin da kolaylik olsun.

      Osmanli Imparatorlugu'nun dini temeli yoktu diyen kisi bence tarih bildiginini felan iddia etmesin, birilerinin metin yazarligini yaptigini kabullensin. Halil Inalcik'i gectim azicik tarih bilen birisi Osmanli Padisah'larinin halife oldugunu bilir. Halife, Islam dininin lideridir, Papa neyse, Patrik neyde Halife de odur.

      Sil
    10. Sayin Adsiz "19 Mart 12:45"
      Elestiriniz üzerine yazdigim yorumu 5 defa daha okudum..
      Sertlik ve saygi sinirini Asan kismini da bir yazsaydiniz da Kabul Edip özür dilesem..
      saygisiz derken "Kici ile gülmek" "Kargalar bile gülerler" i kastediyorsunuz.
      Bizim köyde yüzlerce yildir "Kici ile gülmek derler" ne deseydim.
      "Yuh" kelimesi ise herhangi bir davranis veya söze karsi öfke ve hosnutsuzluk ifadesi olarak cikan sözdür..

      Nerden baslasam acaba..
      1- Ne selcuklular ne de Osmanlilar ve halklari kendi Topraklarina "Türkiye" demediler
      2-"Türkiye" tabirini tarih boyunca sadece Bati kaynaklarinda yer almistir.
      3-Hacli savaslari döneminde Batililar İtalyanca Turchia, Fransızca Turquie yani Türkiye diye isimlendirmiştir.Iranlilar ise Türklerin ülkesi "Turan" diye söylenmistir.
      4-Bunun disinda Selcuklu ve Osmanlilar "Türkiye" adini zerre kullanmamislardir.
      5-Ilk kullananlar Namik Kemal, Ali Süavi ve Bize kim oldugumuzu hatirlatan Ziya Gökalp tir.

      6-Osmanlı Mebusan Meclisi Ankara’ya 23 Nisan 1920’de taşındıktan sonra Büyük Millet Meclisi adıyla çalışmıştır. 20 Ocak 1921’de Teşkilatı esasiye adıyla hazırlanan anayasa yürürlüğe girmiştir. Bu anayasanın 3. ve 10. maddelerinde “Türkiye” adına yer verildiği için o tarihten başlayarak ülke ve devlet adı olarak Türkiye Devleti ve Meclisin adı da Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak kullanılmıştır

      Hal böyle iken

      özellikle son 15 yil Atatürk ve silah arkadaslari ile cumhuriyet "Türkiye" sine inanilmaz küfürleri edenlere de ayni tepkiyi gösterebildiniz mi.?

      Nasil bir Küfür mü..?

      diyor ki bir Belediye Baskani..

      ""Koskoca 650 yillik ulu Cinara Birtakim Kani ve sütü bozuklar 1923 te Darbe yaptilar""

      Osmanli Dini temelli bir Devlet degildir diyecek Kadar sizi aptal yerine koyanlara bir elestiriniz yok benim bunu elestirmeme tahammülünüz bile yok. Bu mudur sizin Bilgi edinme sekliniz..

      Bu Baglamda.. Kani ve Sütü bozuklarin Darbe yaparak yiktiklari 650 yillik ulu cinara tekrar bakalim.

      Tarih 29 Ekim 1923 Yani Darbe Günü 650 yillik Cinar in hali nasilmis bir bakalim
      -13 milyon Nüfus
      -11 milyon insan Köyde yasiyor
      -40 bin Köy var..37 Bin köyde okul yok
      -Postahane yok. dükkan yok
      -30 bin köyde Cami yok
      -Traktör sayisi "0" (sifir)
      -bicerdöger sayisi yine sifir
      -Aycicegi Seker üretilmiyor..Un pirinc ithal ediliyor
      -sadece 5 bin Hektar tarim alani sulanabiliyor
      -Tüm ülkede sadece 337 Doktor var..60 eczaci (sadece 8 i Türk) digerleri ecnebi
      -Sadece 4 (Dört) Hemsire var
      -40 bin Köyde sadece 140 Ebe var
      -Ülkede kiremit üreten bir isletme yok
      -tüm Liman ve madenler yabancilarin mülkiyetinde
      -Demiryollarinin hepsi Yabancilarin isletmesi olarak faaliyette
      -5 Bin köyde sigir vebasi var..1 milyon frengili insan..2 milyon sitmali hasta
      -verem,tifo,tifüs ve bit salgini heryere yayilmis
      -dogumda ve sonrasi Bebek ölüm orani %45
      -Anne ölüm orani %20
      -Ortalama ömür 40 yil
      -Toplam sermayenin sadece %15 i Türk
      -sadece 4 fabrika var.. sanayi isletmelerinde Motor yok. 10 kisiden fazla isci calistiran isyeri sayisi 280 ... 250 si yabanci
      -milli geli 45 Dolar
      -izmir Istanbul ve Tarsus disinda Elektrik yok
      -Karayolu yok..sadece 1490 otomobil var
      -Kadinlarin esit haklari yok.egitim,velayet, secme Hakki yok
      -tiyatro,müzik,heykel,spor sanatsal faaliyetler yok
      -3 farkli Zaman dilimi kullanilmakta 2 takvim gecerlidir.
      -Türkce yok
      -müteferrikadan itibaren 150 yilda sadece 417 kitap yazilmis ve basilmis..bu sürede avrupada 2,5 milyon kitap yazilmis 5 milyar Satilmis
      -Bilim ilim yok..sadece medresede "Dini Egitim" o da türkce degil.. cünkü yasak.

      Simdi,

      Cumhuriyet ülkenin parasini mi degistirdi.? diye sorunca TC nin Osmanli devletinin devami oldugunu bana inandirmak icin....

      iste ben burada delleniyorum...


      Sil
    11. Adsiz 19 Mart 20:22

      mükemmel aciklamissiniz. daha ötesi de yok.

      Sil
    12. Adsiz 20:22, ama simdi devami gibi gormeyince, "emperyalizmi dize getirip ulkemizi kurduk" deyip, ne Ingilizle, ne Fransizla bir tane bile savas yasamayip, ustelik Fransizlar'dan ve Italyanlar'dan alinan silahlarla Yunanalilari yenince, hikaye biraz eksik kaliyor. O yuzden "yikik", "bitik", "cagin gerisinde kalmis", "ilkel" Osmanli Imparatorlugunun, "gunesin batmadigi imparatorluk" olan Ingilizleri ve somurgelerinden olusan orduyu pespaye ettigi Canakkale Zaferini sanki milli mucadele doneminin bir parcasiymis gibi gostermek gerekiyor.

      Sil
    13. Adsız @ 00.30

      Emperyalistle mücadelede ille de fiziksel savaş bir zorunluluk değil ki. Diplomatik, ekonomik, ideolojik ve bilimsel anlamda da mücadele yapılabilir. Fransız ile savaş yapıldı güneydoğuda. İngiliz de Montrö garantisini alarak Ankara'ya tanıyıp çekildi savaşmadan. Yani çok istediği boğazları elinde tutmanın mümkün olmadığını görüp sadece gemilerinin sorunsuz geçme garantisini alarak (diğer tüm taraflar gibi).

      Başkasından alınan silahlarla savaş kazanmakta bir sorun yok. Amerikalılar da Fransa desteği olmasa başarılı olamazlardı. Avusturyalılar Polonya yardıma yetişmese Viyana'yı Türklere kaptıracaklardı. Önemli olan alabilmektir. Anadolu'da silah üretimi mi vardı ki? Esas mesele daha geçen yıl savaştığın Fransız'dan hem silah hem de Hatay'ı alabilmektir. İkisi de diplomasi mücadelesiyle alınmıştır.

      Osmanlı için kullanılan sıfatlar zorlama derecesinde aykırı değil. Beğenmesek de hepsi aynı çağdışı kalmışlığa işaret etmekte. Çanakkale'de kazanılan zaferden birkaç ay sonra aynı ülkeler ellerini kollarını sallayarak geçtiler bizim "geçilmez" dediğimiz yerden. Hem de tek kurşun atmadan. Neden? Padişah onca ölen adamına rağmen "yine gelsinler yine savaşırız" demeden teslimi imzaladı. Madem bir ülkeyi başındaki tek adamı kafalayınca ele geçirebiliyorsunuz, o zaman neden öldü onca insan? Çanakkale bu nedenle ruhen milli mücadelenin bir parçasıdır. Tarih olarak bakınca 1918 yılı sanki milli mücadelenin dışında gibi görünse de Çanakkale'de olanlar bizzat bize neden bu ülkeye kendimizin sahip çıkması gerektiğini gösterdi. Bu nedenle Çanakkale esasen Osmanlı'nın son, yeni Türkiye'nin ilk savaşı olarak yorumlanır.

      Padişahlar asla ve asla kendileri için savaşan kulları kadar fedakar olmadılar. Göstermelik gümüş sofra takımlarını satmaları gibi örnekler verilir hep. Yemen'de, Sarıkamış'ta, Çanakkale'de ölen onca askerinin hangisini hakketti sultanlar? Bu askerler hakkında söyledikleri acı dolu ya da onları öven bir tek sözcük söyleyin, kabul edelim. İnsanlar en az 100.000 Anadolu askerinin öldüğü Yemen için türküler yakmıştır. Abdülhamid'in söylediği bir tek sözcük bulamazsınız. Bildiğimiz tek şey Yemen kahvesini çok sevdiği ve hiç aksatmadan içtiği. Biri ülkeyi işgal edene karşı mücadele için bir ruh oluşturmuş ve bunu kazanmış, diğeri her seferinde ülkeyi teslim etmiş. Sahi bu sultanlar neden kendileri Anadolu'ya geçip mücadele başlatmazlar da bir türlü İstanbul'dan ayrılmazlar? Hani padişah dediğin ordunun başında olurdu hep? Bunlar arasındaki farkı anlamadan Cumhuriyet'in neden Osmanlı'ya kızgın olduğunu anlayamayız.

      Saygılar.

      Sil
    14. Adsiz 02:43, burada 100 yilin propagandasi ile mucadele edecek degilim. Cumhuriyet ideolojisini oturtmak tabi ki Osmanli'yi kotulemeyi getirecektir. Bana bir Osmanli padisahinin ulkesini kendi askerlerinden daha az sevdigi fikri pek mantikli gelmiyor. Herhalde Ingiliz halkina boyle bir karsilastirma yaptirtilsa gulup gecerler. Goruslerinize saygi duyuyorum. Oyle dusunsek, boyle dusunsek demeden ciblak gerceklerle baktigimda gordugum goruntu sizinkinden cok farkli.

      100 yil oncesini birakip, bugune donersek, sayet Suriye Kurtleri bagimsiz bir devlet kurarsa, ve kitaplarina 'Amerikan Emperyalizmine karsi gelip, Amerikalilari ulkemizden kovduk' yazarlarsa hic sasirmayacagim. Normali de budur, Amerikalilar da oyle yazmalarini isterler, sonucta dediklerini yaptiktan sonra mesele kalmiyor.

      Ama gelismislik; onun isigi, bunun karanligi laflariyla olmuyor. Bu laflardan en iyi anaokul ogrencilerine siir yazilir. Gelismislik bagimsizlik ile geliyor. Dunyanin en bilimsel kolesi olsaniz kac yazar. Bagimsiz oldugunuzu da ancak size soyleneneleri ve sizden beklenenleri yapmadiginizda basiniza gelenlerle anlarsiniz. Gerisi ego tatmini.

      Sil
    15. Adsız 19 Mart 2017 23:10, Benim yapici elstirime cok alindiginizi goruyorum. Ama acik soyleyeyim sizinle sidik yaristiracak degilim. Burada harcayacagim 5 dakikaya degmez. Ne haliniz varsa gorunuz efendim.
      Saygilar...

      Sil
    16. Sayın Adsız@10:19

      "Bana bir Osmanli padisahinin ulkesini kendi askerlerinden daha az sevdigi fikri pek mantikli gelmiyor. Herhalde Ingiliz halkina boyle bir karsilastirma yaptirtilsa gulup gecerler."

      Sorun burada zaten. 2. DÜnya Savaşı sırasında İngiltere'de kıtlık yüzünden bazı maddeler karneye bağlanır. İnsanlara günde 1 yumurta düşer ama kraliçe de çıkıp kendisine de 1 yumurta düştüğünü gösterir. Kraliçe savaşta ambulans kullanıp hemşirelik yapar. Bizde sultanın yaptığı en büyük fedakarlık olarak saraydaki fazlalık gümüş çatal bıçağı bağışlamak gösterilir. Ha bir de haksızlık olmasın, şehitler için mevlüt okutur. Bu çağda modern bir ülkede kral/kraliçe/sultan olacaksanız bunun bedeli var. Bizimkilerde bu bedelin ödendiğine dair pek bir şey yok. Sultanın ailesinin Avrupa'da yaşadığı acılara saygı göstermemiz bekleniyor. İngiltere'de kraliyeti eleştirmek yasak değil ama yaptığınız eleştirinin karşılığı size verilir "Hayır durum öyle değil" diye.

      " Suriye Kurtleri bagimsiz bir devlet kurarsa, ve kitaplarina 'Amerikan Emperyalizmine karsi gelip, Amerikalilari ulkemizden kovduk' yazarlarsa hic sasirmayacagim."

      Neden böyle bir şey yapsınlar? Yapacaklarsa "emperyalist Türkleri kovduk, bağımsız olduk" demeleri çok daha uygun olmaz mı? Tarihte kimden neyi saklayabildiniz ki? Geçmişte kalmış olaylar ille de çarpıtılmak zorunda değil. Emperyalizm tarihi açık ortadadır. Kimse yaptıklarını gizleyemedi. Ayrıca emperyalistin ne yaptığını bizzat kendi tarih ve tarihçilerinden öğrendik hep. Amerikalılar'ın kızılderililere yaptıklarını ortaya çıkaran Türk ya da Rus tarihçi mi var? Adam kendisi söylüyor zaten. Siz tarih yazımı ile kültürel mitleştirmeyi karıştırıyorsunuz. Her ülke ilk kurulduğunda bir millet mitosu yaratır. Bunu yapmayan yoktur ve olamaz. Burada kendi deneyiminizi destanlaştırırsınız ve haklı olarak. Ülkeyi emperyalizm işgalinden kurtaran, kadını özgürleştiren, geri kalmış ve yobazların elinde sağa sola itilen bir toplumu modern eğitimle tanıştıran birini eline meşale ile aydınlık getiren biri olarak tasvir etmenin ne sorunu var, anlamak zor? Mustafa Kemal bahsettiğiniz bağımsızlık için onca tesis vb kurmadı mı? Sanki ülke bir sömürge de M. Kemal de onun atanmış valisi gibi konuşuyorsunuz. Yeni kurulan ülkeyi onu ezmek isteyenlerin gelişmişlik düzeyine çıkarmak isteyen adamın nesi kötü? Bağımsızlık derken kastınız nedir? Siyasi, ekonomik, kültürel olmayan bağımsızlık zaten bağımsızlık değildir. Adamın yapmak istedikleri ve söyledikleri belli ve belgeli. Ondan sonra ne oldu da bu bağımsızlık meselesi bu kadar önemli oldu onu düşünün derim. Kendisinin azınlık ya da bağımlı konumda olacağı hiçbir ittifaka girmeme yaklaşımında olan liderden, ite kaka başkalarının yanına sığınma gibi ülkeyi sokanlara kaldı ülke.

      " Bagimsiz oldugunuzu da ancak size soyleneneleri ve sizden beklenenleri yapmadiginizda basiniza gelenlerle anlarsiniz"

      Bunu anlayamadım. "Bağımsız olmadığınızı" demek istediniz sanırım. Bu duruma düşmek istemiyorsanız siyasi, ekonomik ve kültürel anlamda bağımsız olmanız gerek ve aksini söyleyen yok ve de olamaz. Dünyada bu tanıma giren kaç ülke var ona da bakmak lazım.

      Saygılar.

      Sil
  11. Bu guzel ve objektif paylaşim için teşekkur ederim Mahfi hocam, bir kaç gün önce "Son ders Çanakkale" diye bir proğrama katildim 3 saat çanakkale anlatılıp tek kelime Mustafa Kemal Ataturk'ten bahsedilmemesi gerçekten çok üzücü sadece belirtmek istedim bu proğrami yapanlar farkında degiliz sanmasınlar.

    YanıtlaSil
  12. hocam işletme mezunu biri daha çok hangi alanlarda yüksek lisans yapar , bilgilendirirseniz sevinirim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. peki finans için ne derecede matematik gerekli hocam ?

      Sil
    2. teşekkürler hocam Allah razı olsun sizden.

      Sil
  13. yolda yürürken sizi tanıyan insanlar size en çok hangi soruyu soruyor ? (bence doları soruyorlardır)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aynen. Bilmiyorum deyince de çok şaşırıyorlar. Acaba benzeri mi diye düşünüyorlardır.

      Sil
    2. güldürdünüz hocam :)

      Sil
  14. Hocam ben Ataturkun karma ekonomik modelinin devam ettirilmesi gerektigini dusunenlerdenim. Yani devlet gerektiginde fabrikanin sanayinin olmadigi yerlerde olmalidir. Buyuk sehirlerde ise daha cok ticarete dayali bankaciliga dayali hizmete dayali yapilanma olmasi gerektigini dusunuyorum. Her ile fabrika her ile universite olmali koykent tarzi yerlesim yerleri olmali.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Olmaz.

      Karma ekonomi modeli komünist bir modeldir.

      Kapitalizm en iyi modeldir. Piyasa, en büyüktür.

      Devletler de şirketler gibi yönetilmelidir.

      Sil
    2. Dünyadaki bütün ekonomiler şu anda karma ekonomi modeli içindeler. Derecesi değişiyor. Mesela ABD özel kesimin çok ağırlıklı olduğu bir karma ekonomi iken Çin kamu kesiminin ağırlıklı olduğu bir karma ekonomi. Bizde eskiden kamu ağırlıklı idi şimdi özel kesim ağırlıklı. Önemli olan hangi sektörün ağırlık taşıdığından çok kuralların tarafsızca ve adilane uygulanıp uygulanmadığı.

      Sil
  15. Mahfi bey yorumları yanıtlarken çok naziksiniz.

    Biraz kaba olsanız kime ne sakıncası var?

    YanıtlaSil
  16. Hocam Fed faiz artirdiginda biz de kurun artması gerekmez miydi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gerekmezdi. Çünkü Fed'in faizi artırma kararı ve yapacağı açıklamalar beklendiği gibi geldi. Bunlar piyasa tarafından zaten satın alınmış, kur çıkacağı yere çıkmıştı. Daha öteye gitmeyeceği tahmin edildiği için satış başladı ve kur düştü.

      Sil
  17. İskoç müzisyen Paul Dwyer'ın oğlu Eren Joseph Dwyer'la beraber hazırladığı Çanakkale Türküsü klibini izlediniz mi?

    https://www.youtube.com/watch?v=DE8MMD_ZYJU

    Dinleyin pişman olmayacaksınız, harika "re-arrangement" olmuş türkü...

    YanıtlaSil
  18. Olanlara bakınca,geçmişimiz ne kadar trajikse geleceğimizin de öyle olacağı anlaşılıyor.İki paralık politikacıların ülkeyi getirdiği hale bak..Biz de bir Güney Kore olabilirdik..beşeri sermaye yoksa hiç bir şey olmaz..İnsana yatırım yoksa geleceğin de yoktur,bu kadar basit..sermaye yokluğunun en açık kanıtı oy verecek kitlenin yarısının evetçi olması..Uygarlık yarışından koptuk artık 3.Ligdeyiz..Tüccar siyasetçiler sevinin.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. iyide bizim ülkede 60 70 80 darbeleri olurken o dediğin güney kore ekonomi için çalışıyordu. Ne ektikki ne biçeceğiz ??

      Sil
    2. 90larin basina kadar g. korede diktatorvari bir yonetim vardi.

      Sil
    3. Güney Kore Türkiye Karşılaştırması
      Saat başına üretim 1990a kadar eşit. sonrasında Güneykore Türkiyeyi katlıyor.
      RGDP 1980 lerin başında eşit sonrsında Güneykore Türkiyeyi katlıyor.
      ....

      http://www.tepav.org.tr/tr/haberler/s/2479
      https://www.google.com.tr/search?q=g%C3%BCneykore+t%C3%BCrkiye+grafik&client=firefox-b&tbm=isch&imgil=L41Paqsp4iQo6M%253A%253BnMMhmINNyXz2aM%253Bhttp%25253A%25252F%25252Fwww.mcivriz.com%25252Fguney-kore-mucizesini-nasil-yaratti%25252C2%25252C439%25252C1&source=iu&pf=m&fir=L41Paqsp4iQo6M%253A%252CnMMhmINNyXz2aM%252C_&usg=__CA1ZQSKaoCISf4nU8e1BrLn1JtI%3D&biw=1336&bih=909#imgrc=L41Paqsp4iQo6M:

      Sil
  19. Ferruh Atalay18 Mart 2017 18:35

    Saçının teli olamazlar....

    YanıtlaSil
  20. Hocam istihdama Katilim orani niye duser

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir bölümü işsiz konumuna geçer.

      Sil
    2. Peki bu nasil olur bilerek mi isteyerek mi zorunlu olarak mi

      Issizlik maasi / emeklilik zamani yasi ve maasi / son olarak da umut yitimi is aramaktan vaz gecme

      Sil
    3. Her ikisi de. Bir süre sonra iş aramaktan vazgeçip başvuruda bulunmayan 2,5 milyon insan var.

      Sil
  21. Yeri gelmişken tekrar etmekte fayda var:Hemen hemen her konuda Türk milliyetçi istekleri doğrultusunda hareket, Lozan'da Müttefikler tarafından kabul edilmiştir. Ve dünya, tarihte bir eşi daha olmayan bir olayla karşılaşmıştır. Yenilmiş, parçalanmış bir ulusun, bu yıkıntı içinden ayağa kalkması ve dünyanın en büyük ulusları ile tam eşit koşullar içinde karşı karşıya gelmesi ve Büyük Savaş'ın bu galiplerini dize getirerek her isteğini bunlara kabul ettirmesi şaşılacak bir şeydi.
    Arnold Toynbee, Türkiye Bir Devletin Yeniden Doğuşu, sayfa 152.
    Kim ne fikirde veya kanaatte olursa olsun şunu iyice bilmelidir ki Einstein ne kadar fizikçi, Nobel ne kadar kimyacı ise Gazi Paşa da o kadar komutan ve devlet adamıdır. Objektif gerçeklikler üzerinden hareket edildiğinde zaten doğru sonuca ulaşılacaktır. İnsanları taraf olmaya değil tarafsız gerçeklikleri kabul etmeye davet ediyoruz ki bir İngiliz'in hakkını verdiği cumhuriyetimizin kurucu kadrosuna üstad görünümlü cühelanın etkisiyle bu memleketin çocuklarının düşman edilmesi erzelliği sona ersin.

    YanıtlaSil
  22. 13 - 15 yaşlarında insanların yokluk içinde nasıl mücadele verdiğini oturup hayal etmek lazım.. Kim için ne için hangi umutla ? Bu insanlara o inanç nasıl aşılanabilir ? Gerçekten mantık ötesi.. Bizler gerçekten de şehit olan gençliğini heba eden askerlerimize ve Başkomutan Atatürk'e o kadar çok şey borçluyuz ki.. Böylesine öngörü sahibi bir lider ve komutana dil uzatmak vefasızlık yapmak nasıl bir aymazlıktır? Elbette mükemmel değildir hataları da vardır ancak bizim en büyük markamız ve reklamımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk'tür. Böyle bir değeri bütün dünyaya empoze ettirmek varken kendi ayağımıza sıkıyoruz.. Çok yazık..

    YanıtlaSil
  23. Hocam Küresel Finans Krizi kitabınızda sayfa 102'de bir örnek vermişsiniz: Bir firma 1.50 kurundan dolar kredisi aldı ve doların artması ihtimaline karşı 1 sene sonra bu 1.50 kurundan dolar alacağını garanti etmek için hedge yaptı. Dolar 1.80 olursa firma bu zarardan kurtulur. Ancak dolar düşerse hedge şirketi zarar eder demişsiniz. Dolar 1.20'ye düşse hedging şirketi doalrı 1,20'den alıp sözleşmedeki 1,50'den satsa zarar yerine kar elde etmez mi?
    Teşekürler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet dediğiniz gibi olması lazım.

      Sil
  24. Eğer Çanakkale'de yenilgiye uğrayıp bir daha toparlanamasaydık, İngilizlerin şöyle bir bayrak tasarladığı söyleniyor:

    http://mkhaber.com/istanbul-icin-ingiliz-somurge-bayragi/552/

    https://pbs.twimg.com/media/C7J5W62XkAAHKps.jpg

    https://pbs.twimg.com/media/C7J5W68XQAAnXcJ.jpg

    Siz yaptığınız araştırmalarda böyle bir bilgiye ve taslak bayrağa rastladınız mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben bunu ilk kez gördüm.

      Sil
    2. İnternette dolaşan bu tür iddiaların uydurma olduğunu düşünüp sık sık işkilleniyorum açıkçası.

      Biliyorsunuz, şu "dış mihraklar" terimi son yıllarda o kadar fazla kullanılıyor ki, en rasyonel kişiler bile bazen ister-istemez yıllardır bildiklerini sorgular hale gelebiliyor, "acaba onca yıldır yanlış mı biliyordum?!" diye.

      Bu sebeple, bazen hakikaten dış mihrakların kurduğu planların bazıları da bulanıklaşıyor, zaman geçtikçe gerçek olduğunu unutur hale geliyoruz. Örnek: Sevr Antlaşması. Bu antlaşma, evet bizzat o meşhur dış mihraklar tarafından hazırlanmıştı, ve Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere Kuvâ-yi Milliye, "Sevr" planını bozdu.

      Sömürge bayrağı meselesinde işkillenmemin sebebi şu:

      İngilizlerin tasarladığı söylenen şu sömürge Osmanlı ve sonrasındaki (sözde) sömürge Türkiye bayrağı, acaba, şu 16 Nisan 2017 referandum sürecinde oy toplamak için uydurulmuş yeni bir dış mihrak paranoyası mı?

      Eğer böyle bir bayrak tasarısı varsa, bunu siyasi tarafların oyunlarına malzeme yapmadan, tarihi referanslarıyla nasıl araştırabiliriz? Böyle bir bayrak tasarısı ya yoksa, ya yine dış mihrakların oyunu teranesi ise 2017 siyasetçileri için?

      Cevabınız nedir sayın Eğilmez?

      Sil
    3. Adsiz 15:53, siz zaten bildiginiz her seyden emin gorunuyorsunuz, yani birisinin daha onayina ne gerek var?

      Sil
  25. Hocam ABD'den bir yatırımcı Türkiye'de tahvile yatırım yaptığında dolar fiziki olarak türkiyeye geliyor mu, yoksa bilgisayar üzerinden mi oluyor?
    Eğer bilgisayar üzerindense dolar girişi doları nasıl düşürebilir? Mesela fazla döviz girişi olduğu dönemde MBnin rezervleri artıyor. Aslında artış sanal mı yani ülkemize döviz fiziki olarak girmese de sanal olarak girse sanki fiziki olarak girmiş gibi muamele görüp döviz düşüyor mu?
    Biraz karışık bir konu bunun içyüzü nedir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir bankanın dünyanın birçok yerindeki bankalarla alacak borç ilişkisi vardır. Bir Türk Bankasının herhangi bir işlem nedeniyle bir ABD bankasından dolar alacaklı duruma geçmesi ve o alacağın Türk bankası hesabına yatırılması ama paranın fiziki olarak Türkiye gönderilmemesi halinde o banka açısından döviz varlığı artmış olur. İleride bir döviz ödemesi olursa o alacağı kullanarak ödemeyi yapabilir. Bu durumda Türk bankası hesabında döviz olduğu için piyasadfan veya MB'den yapacağı döviz talebini düşürür. Bu da kurun düşmesine yol açar.

      Sil
  26. Hocam basel kriterleri bankacılık dışı finansal sektörü kapsıyor mu?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bankacılığı kapsıyor bildiğim kadarıyla.

      Sil
  27. Hocam yazinin sonunda "..2023'de sona erip ermeyeceğini..." olacak galiba.

    YanıtlaSil
  28. Hocam güzel yazmışsınız ama Kazım Karabekir Paşa'ya hiç değinmemişiniz gerçekten hakkını almışınız paşamızın. Bir cümle dahide olsa hakediyordu

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında değinilecek o kadar çok isim var ki.

      Sil
    2. Ama kurtulus savaşının başlaması ve doğu cephesinin kapanmasıyla diğer cephelere verilen destekvs. Bence kırılma anı orası

      Sil
  29. Hocam 2010 yılında MB haftalık repo faizini ayda bir değiştirmek üzere belirli bir orana sabitlemiş. Ondan önce galiba günlük olarak değişebiliyordu faiz. Niye böyle bir şeye geçildi,sebebi nedir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tam olarak bilmiyorum, bilen birisi yazar belki.

      Sil
  30. Digiturk Festival kanalında : 25 Nisan filmi var. Toronto film festivalinde gösterşlen bu film Yeni Zellendalı erlerin mektuplarından oluşmuş.. kaçımız biliyor acaba? İzlerken ağladım abartısız her asker yiğitliğimizden bahsetmiş Conk Bayırı diyor hepsi ele geçiremedik Türkler'in ölümsüz olduğunu düşünmeye başlamıştık.. halbuki 250 bin askerimiz öldü, şu an kanallarda Survivor ve bilimum diziler var.. malesef biz yek olamadık, bunu çocuklara anlatamadık. Bu gece milli yas veya milli bayram olmalı Tv lerde bunlar anlatılmalıydı. Elin yeni zellandalısından öğrenmek koydu Con Bayırının hikayesini.. elimizdekinin değerini bilemedik, biz olamadık kala kala dindarlar be dinsizler kaldık halbuki biz tektik.. müstehak demek ki bize yapacak birşey yok inşallah bu günleri yukarıdan görmüyorlardır başka diyecek bir şeyim yok..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sn. SERTAN CEM PELİN, 25 Nisan kara savaslarinin baslamasi, Yeni Zelanda, Avusturalya ve tum dunya da yasayan vatandaslari tarafindan yari bayram, yari yas olarak kutlanir. Adina da "ANZAC Day" derler. Sosyal olarak degerli ve anlamli bir gundur. Insanlar birbirlerini o gun kutlarlar, savasla ilgili hikayeleri, siirleri paylasirlar. Bilgi olarak sundum, saygilar...

      Sil
    2. Bildiğim kadarıyla Çanakkale Savaşları'nın Anzaklar için ulusal kimliklerini oluşturma ve sonradan İngilizlere karşı bağımsızlıklarını kazanmaları açısından büyük etkisi olmuş. Bu yüzden bu savaşlara büyük önem veriyorlar.

      Sil
  31. Sn. Eğilmez çok güzel bir yazı. Tebrik ederim. Çanakkale Savaşı'nın en önemli sonucu, Atatürk'ü sonraki askeri başarılarına taşıyacak deneyim, azim ve üne taşımasıdır.

    Yazınıza bazı ekler yapmak isterim:

    1. Çanakkale Deniz Savaşındaki müttefik donanmasının başlıca parçaları "pre-dreadnought" sınıfındaki daha eski tip ancak yine de kıyı bombardmanında etkili savaş gemilerinden oluşmaktaydı. İtilaf Devletleri, daha yüksek ateş gücüne sahip savaş gemilerini (dreadnought ve battlecruiser tipleri) Alman Donanmasına karşı özellikle Kuzey Denizinde tutmayı tercih ettiler. Ancak Çanakkale önündeki İtilaf Devletleri donanması güçlerimize oranla muazzam bir ateş gücüne sahiptir.

    2. Çanakkale Savaşının mimarı Winston Churchill'dir. Bu savaştaki başarısızlık neredeyse kendisinin siyasi yaşamına mal olacaktır.

    3. Çanakkale Savaşı, tarihimizdeki en önemli savaşlardan biri olmasın rağmen, I. Dünya Savaşı'nın en önemli savaşlarından biri değildir. Batı Cephesindeki Marne Savaşları, Somme, Ypres gibi savaşlar, tüm savaşın kaderini belirlemiştir.

    4. Çanakkale Savaşı'nın İtilaf Devletleri tarafından kaybı, Rus İmparatorluğu'nun çökmesinde fazla bir etkiye sahip değildir. Son derece etkin yönetilen Alman Ordusu 1915-1916 yıllarında bugünkü Polonya topraklarında geçen bir dizi savaş sonrası Rus Kuvvetlerini zayıflatmış, Rusya'da 1900'lü yılların başından itibaren çöken sistem, savaştaki başarısızlıkla birleşerek Şubat ve Ekim Devrimlerini tetiklemiştir. Tarihte "eğer" senaryolarını tartışmak çok çekici olsa da, 1915 yılında İngiltere ve Fransa'nın Rusya'ya doğudaki savaşın kaderini değiştirecek ekonomik ve askeri yardımı sağlaması olanaklı değildi.

    5. Osmanlı İmparatorluğu I. Dünya Savaşına girdiği tarihte savaşı kaybetmişti. Tüm I. Dünya Savaşının kaderi büyük ölçüde savaşın başlangıcından neredeyse 1.5 ay sonra 7-12 Eylül 1914 tarihinde I. Marne Savaşı ile tayin olmuştur. Türkiye'nin Almanya tarafından savaşa çekilmesinin nedeni Almanya'nın Batı cephesinde stratejik bir savunma kurabilmek için zaman kazanmaya ihtiyacı olması ve doğu cephesindeki Rus kuvvetlerinin baskısını azaltmaktır. Çanakkale Savaşı ve Osmanlı İmparatorluğunun yürüttüğü diğer savaşlar I. Dünya Savaşının kaderini değiştiremeyecektir.

    6. Kurtuluş Savaşı mükemmel bir askeri ve toplumsal stratejinin sonucudur. Kurtuluş Savaşında Atatürk'ü askeri tarihin altın sayfalarına geçiren en önemli meziyeti, tüm imkansızlıklara rağmen hem savunma hem de taarruz savaşlarını kazanabilen bir lider olabilmesidir. Dünya askeri tarihinde bu özelliğe sahip çok az sayıda askeri lider bulunmaktadır.

    7. Kurtuluş Savaşının idaresinde daha az bilinen önemli bir unsur da, dış politikanın mükemmel bir şekilde uygulanmasıdır. İtilaf Devletlerinin karşı tarafında olan Sovyetler Birliğinden alınan destek, İngiltere, Fransa ve İtalya'nın stratejik hedeflerinin çeliştiği noktaların doğru değerlendirilmesi (Bu dönemde Fransa'nın temel hedefi 1919 Versay Anlaşmasını kullanarak Almanya'yı dizginlemektir, İtalya ise Dalmaçya'daki stratejik hedefi olan Fiume sorunu ile uğraşmaktaydı.) Kurtuluş Savaşının kazanılmasında önemli faktörlerdir. Bu dönemde İtilaf Devletleri Blokunu kendi içinde anlaşmazlığa düşürmek mükemmel bir stratejinin sonucudur.

    Kısaca paylaşmak isterim. Saygılar ile,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler bu değerli paylaşım için.

      Sil
    2. Sunu da belirtmekte fayda var Canakkale deniz zaferinin kazanilmasinda Alman denizaltilarinin da onemli katkisi olmustu. Iki Ingilizi zirhlisini da Canakkale Alman denizaltilari batirdi. O devirde denizaltilarin su altindaki hizinin sadece 7 mil oldugunu da soyleyelim.

      Sil
    3. Adamların hakkını vermek lazım Çanakkale de Almanlar,Kurtuluş savaşında Rusların
      desteği olmadan kazanamazdık.

      Sil
  32. Hocam Hollanda tarım açısından elverişli bir ülke mi acaba, tarımda bu kadar ileriler?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bilimi her şeyin önünde tuttukları için.

      Sil
    2. Valla Mahfi Bey size aciyorum. Bu kadar hayran oldugunuz topraklarda yasamayip da, nefret ettiginiz insanlarin arasinda hayatinizi harcamissiniz. Yani Hollanda'da yasayip ciftcilige razi olurmuydunuz bilmiyorum ama kesin daha mutlu olurdunuz.

      Sil
    3. Adsız 11:23 okuduğunumu anlamıyorsun yoksa doğuştan mı tek taraflı bakmaya alışkınsın. Nesnel olmazsan, hayata bakış açın böyle olmaz isen her eleştiriyi bu tek taraflı bakışla olursa batan yunanistan 4 biri oranında asgari ücret almaya devam edersin

      Sil
    4. Adsız 11:23 ben de sana ve senin gibilere acıyorum. hatta neden acıdığımı bile izah etmeyeceğim çünkü zaten anlayabilecek olsan şimdiye kadar kendi kendine de anlardın.

      Sil
    5. Adsız 11.23
      Bizim gibi ülkelerin gelişmemesinin en önemli nedeni pohpohçulardır. Siyasi irade pohpohlandıkça öbür tarafa kulağını tıkar. Halbuki ülkenin geleceğini en çok düşünenler pohpohçular değil, haklı-vicdani eleştiriler getiren kişilerdir. Bu haklı eleştirileri getirenler de maalesef Batı yanlısı,kendi halkına düşman ilan ediliyor.

      Sil
    6. Adsız 11:23
      Ben bu topraklarda ve bizim insanımızla yaşamaktan mutluyum. Benim hayranlığımın bilimle ilgili olduğunu fark edip anlayamamışsınız. Sanırım analiz yeteneğinizde eksiklik var. Size Ekonomide Analiz kitabımı okumanızı tavsiye ederim. Adında ekonomi olduğuna bakmayın analiz yapmayı öğretir. Onu okuyunca belki siz de bilimin ne kadar önemli olduğunu kavrar biat kültüründen sıyrılabilirsiniz.

      Sil
    7. Mahfi Egilmez, bilimin pesinden gidin o zaman, bilim nerede siz de orada olun, niye kendinizi uzuyorsunuz, hayat kisa.

      Sil
    8. Kendimi üzdüğümü nereden çıkardınız? Ben hep bilimin peşindeyim. Atatürk'ün dediği gibi benim için de "hayatta en gerçek yol gösterici bilimdir." Eğer siz kendinizi iyi yetiştirmişseniz siz neredeyseniz bilim oradadır merak etmeyin. Benim üzüntüm kendimle ilgili değil sizinle ilgili. Sizin bilim dışı şeylerin peşinden gidip yanlış yollarda kaybolmanıza üzülüyorum. Çünkü sonuçta yanlış yollara saptığınızda hepimizin hayatını zehir edecek yanlış işler yapıyorsunuz.

      Sil
  33. Harika bir yazı (özet) olmuş Mahfi bey, ekonomi dışındaki yazılarınızla, ekonomistlerin tarihe bakışının, realistliğin, derinliklerine iniyoruz.

    YanıtlaSil
  34. Hocam bugün bundan daha güzel anilamazdi. İyi ki varsınız. Tebrikler ve teşekkürler.

    YanıtlaSil
  35. Hocam bizi engin bilgilerinizle aydınlatıyorsunuz. Hocam bir sorum olacak: "beyaz zambaklar ülkesinde" kitabını okudunuz mu? Atatürk, bu kitabın okumasını askeri okullarda emretmiş. Gerçekten de bir ülkenin ahlak ile ne kadar kalkındığını gösteren muhteşem bir kitap. Sadece 114 sayfa. Bu kitabı herkes bilmeli.Kendi ülkemizdeki sorunları suratımıza tokat gibi çarpıyor. Ama aslında Finlandiyayı anlatıyor. Sırf bu konu hakkında bir yazı çıkabilir size.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet o kitabı yıllar önce okudum. Önemli bir kitap.

      Sil
    2. Hocanın yazıları kadar yorumlarda faydalı oluyor çoğu zaman.Yorumda görüp okudum kitabı,Onur beye teşekkürler.Sanki 19 ncu yüzyıl Finlandiyası değilde 20 ve 21 nci yüzyıl Ülkemizi anlatıyor gibiydi.Kendi adıma çıkarımımda nacizane "ülkenin kalkınması için,Mahfi Eğilmez lerin çoğalması lazım" olacak."Bir ülkenin mutluluk seviyesi ,en mutsuz insanı kadardır" sözünü uyarlayabiliriz bu konuya.Ülkenin bilinç seviyesi,en bilinçsiz insanı kadardır.Toplumu bilinçlendirme ve toplumun bilgiye,düşünmeye yönlenmesini sağlamaya çalışan,ışığı ve sıcağklığı sadece kendine veren değil,tüm insanları aydınlatmaya çalışan,Gerçek Aydınlara daha çok ihtiyacımız var.

      Sil
  36. Hocam selamlar.
    Bir şirketin hisse değerlerinin düşmesi o şirketi nasıl kötü etkiler? Şirketin değerinin düşmesi borsadaki hareketler sonucu gerçekleşiyor. Bu şirketin değerini sanal olarak düşürür. Mesela hissenin değeri 10 lira herkes satmaya başladı 2 liraya kadar indi. Hisseyi satanlar da zaten hisseyi başka birine satıyor, şirketten parasını geri almıyor. Yani şirketten para çıkmıyor. Şirket zaten zamanında kendi hissesini 10 liraya satmıştır. Yani iş ondan çıkmıştır para kendisinde durur.
    Heralde şirket için tek sıkıntısı; yeni hisse senedi çıkarırsa bunu daha düşük fiyattan satmasıdır. Ama şirketler de sürekli yeni hisse senedi çıkarmaz bu yüzden şirketin hisselerinin değerinin düşmesi o şirketi niye kötü etkiler?
    Teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir şirketin hisse değerinin düşmesi demek şirketin piyasa değerinin düşmesi demektir. Böyle bir durumda hisse sahipleri şirkette işlerin kötüye gittiğini düşünüp ellerindeki hisseleri satmaya başlarlarsa şirketin hisse değerleri ve dolayısıyla şirketin değeri daha da düşer. Oysa şirket sahipleri için ideal olan şey şirketin piyasa değerinin yükselmesidir. Bu tıpkı sahibi olduğunuz bir evin değerinin düşmesi gibidir. Onu satmak istemeseniz bile değerinin düşmesi sizi rahatsız eder.

      Sil
    2. Peki hocam borsadaki sert düşüşler nasıl kriz yaratıyor? Tamam şirket değerinin düşmesini istemez ama bütün şirketlerin değeri çok sert düşerse bu görünüşte onları sadece üzer. Bunun kriz yaratma potansiyeli nasıl gelişiyor?
      Yanıtınız için çok teşekkürler.

      Sil
    3. Borsadaki sert düşüşler kriz yaratmıyor. Ekonomideki veya piyasalardaki istikrarsızlık ve krizler borsada da sert düşüşler yaratıyor. Eğer çok büyük şirketlerde sorunlar ortaya çıkmışsa o zaman borsada sert düşüşler olabiliyor.

      Sil
    4. Çok teşekkürler hocam.

      Sil
  37. Sayın Eğilmez,

    Blogunuzu yaklaşık 6 ay önce keşfettim ve çok yararlanıyorum. Sizi böyle bir çalışma nedeniyle kutluyor ve teşekkürlerimi sunuyorum.

    Siz bazı yazılarında kitap önerilerinde bulunuyorsunuz. Hoşgörünüze sığınarak ben de çok okuyan biri olmam sebebiyle size ve yazılarınızı okuyanlara bir kitap önermek istiyorum.

    “The Second Machine Age”, Erik Brynfolfsson, Andrew Mcafee

    Bu kitap, sanayinin gelecekte nasıl olacağı, ekonomik büyümenin nasıl gelişeceği, bunlarla bağlantılı olarak eğitimin nasıl olması gerektiği ve işsizlik sorunlarına ait konuları ele alıyor.

    Bir ekonomist olarak yararlanabileceğinizi düşündüm.

    Tekrar teşekkürler ve saygılar..

    MeDePe

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kitabı Internette aratınca bir de ne göreyim. Kitabın Türkçesi de çıkmış. Hem de Türk Hava Yolları yayını olarak. Internette pdf dosyası var.

      Ben İngilizcesinden okumuştum.

      MeDePe

      Sil
  38. Mahfi hocam, Chuck Berry de öldü. Şarkılarını dinler miydiniz.

    Tanımayanlar için Chuck Berry'nin en ünlü şarkısı: Johny B. Good
    https://m.youtube.com/watch?v=6ROwVrF0Ceg

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok dinlemezdim ama efsanedir.

      Sil
    2. Müslüm Baba tercihimdir.

      Sil
  39. Baltic dry endexi yukseliyor sizce bunun sebebi nedir etkileri neler olur

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dünya ticaretinde canlanma var. Küresel sistem toparlanıyor yavaş yavaş.

      Sil
  40. Hocam tıpkı ekonomi yazılarınız gibi bu da ana hatlara değinen ama bir çok bilgi anlatan bilenler için de tekrar hatırlatan bir yazı olmuş. Her gün takip eden biri olarak size ne kadar teşekkür etsem az. Sizin gibi aydın hocalarımızın varlığı ülkeme olan inancımı koruyor bu, değerli bilgilerinizi aktarmanızın da ötesinde. İyi ki varsınız hocam sizi seviyoruz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim, sizler de iyi ki varsınız.

      Sil
  41. Hocam Türkiye'de milli gelirin içinde tarımın payı %7'lerde ama istihdamda tarımın payı %18. Aynı şekilde sanayinin GSYİH'da payı %30'dan fazlayken istihdamda payı %20. Hizmetler ve inşaat ise daha dengeli. Tarım ve sanayi sektöründeki bu farklılıkların bir nedeni var mı yani iktisadi bir çıkarım yapılabilir mi bunun üzerine yoksa tesadüfi bir durum mu? Teşekkürler..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yeni GSYH serisinde sanayinin payı % 20'lerde.
      Buna yapısal dönüşüm deniyor (yapısal reformdan farklı). Bundan 200 yıl önce yani sanayi devrimi öncesinde toplumun temeli tarım ve ticarette idi. Bunların yanında atölye imalatı şeklinde sanayi vardı. O dönemde istihdam tarımda yoğunlaşıyordu. GSYH içinde asıl ağırlık da tarım kesimindeydi. Sanayi devrimi sonrasında tarımın payı azalmaya ve sanayi ve hizmetlerin payı artmaya başladı. Bu hem GSYH payı hem de istihdamda böyle oldu. Buna karşılık bu dönüşüm hemen bir günde olmuyor tabii. Bundan 30 yıl önce bizde tarımın GSYH'daki payı % 15 iken istihdamdaki payı % 35 idi. Tarımdan sanayiye ve hizmetlere geçiş her yerde böyle oluyor.

      Sil
    2. Teşekkür ederim hocam. Sanayi sektörü teknolojiyi daha çok barındırdığından tarıma göre daha verimli. Yani kişi başına daha çok ürün düşüyor. Bir diğer neden de bu olabilir mi?

      Sil
  42. konu dışı bir şey aklıma takıldı sormak istedim: ceteris paribus
    1- A ülkesi vatandaşı olup A ülkesinde yerli firmada çalışan
    2- A ülkesi vatandaşı olup A ülkesinde yabancı firmada çalışan
    3- A ülkesinde çalışma izni olan B ülkesi vatandaşı A ülkesinin yerli firmasında çalışan
    4- A ülkesinde çalışma izni olan B ülkesi vatandaşı, B ülkesinin A ülkesindeki firmasında çalışan kişi

    Bu 4 durumda A ülkesinin ekonomisine katkıları ne seviye ve şekilde olur? hangisinin katkısı daha fazla olur.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teorik olarak hepsinin katkısı aynıdır. Buna karşılık 2 ve 4'deki firmalar karını kendi ülkesine yollarsa bu katkı daha düşük kalır.

      Sil
  43. Sağol Hocam.Murat Fitil

    YanıtlaSil
  44. Genel bilgilendirme: osmanli imparatorluğu demek yanlistir. Imparatorluk emperyal kelimesinden turer ve sömürge eden anlamindadir. Turklerde imparatorluk yoktur devletler vardir. Dogru kullanimi osmanli devletidir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Osmanlı İmparatorluğu bazı yazarların sevimlilik kazandırmak amacıyla "Osmanlı Devleti bir imparatorluk değildir çünkü emperyal sömürgecilik yapmamıştır" şeklindeki iddiasına rağmen gerçek anlamda bir imparatorluktur. Çünkü sömürgecilik yapmıştır. Sömürgecilik illa gidi,len yerlerden altın gibi madenleri alıp taşımak değildir. Osmanlı, yabancı çocukları alıp devşirmiş, yabancı kadınları harem için kaçırmış, fethettiği yabancı devletleri haraca bağlamıştır. Yapmadığı tek şey din baskısıdır.
      Öte yandan Osmanlı, kendisine imparatorluk denilmesinden de rahatsız olmamış, tam tersşne kendisini imparatorluk olarak adlandırmıştır. Bütün dış borçlanma tahvillerinde devletin adı (Fransızca, İngilizce ve Almanca olarak) Osmanlı İmparatorluğu olarak geçmekte ve belgelerin altında Osmanlı Maliye Nazırlarının imzaları yer almaktadır.

      Sil
    2. Bir tarihsel oluşumun kendine ne ad verdiği hiç öenemli değildir. Pratik olarak ve işlevsel olarak yaptıkları tarihsel tanım olarak hangi kavrama denk geliyorsa odur. Osmanlı'nın eylemleri de "başka insan topluluklarını ele geçirerek onlara sahip kaynakların yönetimini kendi egemenliğine almak" anlamında emperyal bir eylemdir. Zaten belli bir dönemde belli bir gücün üzerindeki tüm uygarlıklar bu şekilde davranmıştır.

      Zaten emperyalistler de ellerine geçirdikleri yerleri sömürmediklerini, oraya uygarlık götürdüklerini söylerler. İlginç olanı da gerçekten sömürülen yerlerin ilk defa modern hukuk, tıp ve eğitim gibi kavramlarla bu sayede karşılaşmalarıdır.İngiliz İmparatorluğu da hala bununla gurur duyar. Yani "aldığımız kadar da geri verdik" söylemi ile kendi eylemlerini olumlar. İngiliz'e de sorsan emperyal olmak kötü bir şey değil kısacası. Yönetilenler çıkar sağlamıştır söylemi var.

      Sil
  45. Hocam dedikleriniz dogru bundan suphe duymuyoryz hatta 100 madde daha ekleyebilirim osmanlinin yaptigi pis islere. Olay burda kullanim seklidir. Kurucu osman bey devlet seklinde kurmustur biyeride somurmemistir bozulma yildirimla baslar sonuna kadarda gider. Ayrica turkler padisahlarini sevmezler.

    YanıtlaSil
  46. Genelkurmayın Çanakkale afişerinden Atatürk'ün çıkarılmasına yorumunuz nedir hocam?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Atatürk'ü her kes her yerden çıkarabilir ama hiç kimse onu ve eserini Türk ulusunun gönlünden ve tarihin bu ulus için yazılmış en parlak sayfalarından çıkaramaz.

      Sil
    2. HOCAM HERKES NEYE KARŞI ARTIK BİLİYOR MUSUNUZ ... sadece o muydu savaşan .bizim nice askerlerimiz komutanlarımız vardı. neden sadece onun adını anıyoruz. tarih kitaplarında hep o ön planda olunca...

      Sil
    3. Kaybetse kimi sorumlu tutacaktınız 'adsız 'kardeşim??

      Sil
    4. Savaşlar komutanlarla anılır. Napoleon'un veya Caesar'ın ya da Nelson'un kazandığı savaşlarda askerlerin ya da diğer komutanların adlarını biliyor musunuz?
      Biz sadece Atatürk'ü değil, onun adında bütün askerimizi, komutanımızı anıyoruz.

      Sil
  47. merhaba, marksizmi diyalektiği öğrenmem iz analitik düşünmemize katki yapar mi ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yapar ama öğrenmesi hem zordur hem de sabır ister.

      Sil
  48. Atatürk'ün zihniyeti neyse şu an ki iktidarın zihniyeti o zihniyetin 180 derece zıddı.Sonuçta Atatürk giderken ne bıraktıysa bunlar da giderken 180 derece zıddını bırakacak.

    YanıtlaSil
  49. Hocam, diyalektik düşünme nedir?
    Diyelim ki satranç oynuyorum. Bir hamle yapmayı planladım, sonra kendimi karşı taraftaki oyuncunun yerine koydum ve tasarladığım hamleye karşı ne yapabileceğini düşünmeye başladım. Diyalektik düşünmüş olur muyum?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayır bu dediğiniz analitik düşünme. Diyalektik; bir tezin ortaya konulması, sonrasında onun karşısına bir antitezin çıkması ve en sonunda bu tez ve antitezin bir ortak noktaya varması yani uzlaşarak bir sentez ortaya çıkarmasıdır. Diyalektik düşünme de bir tezi düşünüp ortaya koyarken onun antitezinin ne olacağını ve sonuçta bunların nasıl bir sentezde bulaşacağını düşünerek yola çıkmak demektir.

      Sil
  50. Hocam dünya ülkeleriyle (abd,ab,çin,japonya vb.) ilgili güncel olayları yorumlayan yabancı bloglar biliyor musunuz,kesin tavsiye edebileceğiniz bir kaynak var mı?
    Ayrıca Paul Krugman'ın bloğuna baktım, ingilizcem yeterli olmasına rağmen çok ağır bir dil kullanıyor. Krugman blogunda çok derin konuları mı inceliyor yoksa biraz daha genel mi anlatıyor? Faydası olur mu sizce? Teşekkür ederim yanıt için.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben The Economst ve Financial Times'ı ve onların yazarlarını izliyorum. Bir de project Syndicate diye bir site var onu izliyorum.

      Sil
  51. Hocam ekonometri hakkında ne düşünüyorsunuz. Ne özel sektörde nede devlette pek bir iş alanı yok çoğu kimsede ne olduğunu bilmiyor

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ekonometri iyi bir dal ama onun yanına mutlaka bir ek dal (mesela ekonomi veya finans) koymak lazım.

      Sil
  52. Hocam bu yazıyı alıp, bu ülkeyi yöneten kim varsa, cumhurbaşkanı ndan başbakanına, milletvekili nden belediye başkanına, bürokratından muhtarına hepsinin gözüne gözüne sokup tokatlamak istiyorum müsade ederseniz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Müsaade etmem. Kimseye zorla bir şey yaptırmak doğru değildir.

      Sil
  53. Hocam bugün itibarıyla merkez bankasının rezervinde 15 milyar dolar der var. Bunun anlamı ne demek oluyor

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu doğru değil. TCMB rezervi brüt 109 milyar dolar. Bunun 92 milyarı döviz kalanı da altın. Bu brüt döviz rezervinin kullanılabilir durumda olan net kısmı 30,6 milyar dolar.

      Sil
  54. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  55. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  56. Hocam merhaba. Öncelikle Türkiye hiçbir zaman katma değeri yüksek mallar üretemedi. Ama söylenen bir gerçek var: 2002-2007 arasından toplam faktör verimliliği şimdiye kıyasla daha yüksekti. O dönemde biz yine teknoloji girdisi yüksek mallar üretemiyorduk ama şimdiye kıyasla ne üretiyorduk da o 5 yılla şimdisi arasında bir fark var?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çünkü o 5 yılda yabancı sermaye girişi rekor kırdı.

      Sil
    2. Peki onlar ne üretti ülkemizde şimdi üretilenden farklı olarak da TFV yükseldi?

      Sil
  57. İyi Günler Hocam, Öncelikle kaleminize sağlık. Öğrenmeye aç olan insanları yazılarınızla doyuruyorsunuz.

    Yazı ile alakasız olacak ama bir konu hakkında değerli görüşlerinizi almak istiyorum. Öceki yazılarınızda Sherlock Holmes kitaplarını tavsiye etmiştiniz. Cem Yayınevi'nin çıkarmış olduğu "Sherlock Holmes Bütün Maceraları (9 Kitap Takım)" serisini nasıl buluyorsunuz. Tavsiye eder misinizi? Ya da hangi yayınevinden çıkan Sherlock Holmes kitaplarını(set olarak) tavsiye edersiniz? Sherlock Holmes kitaplarını derli toplu almak istiyorum. Amacım kütüphanede güzel bir sete yer ayırmak.

    Saygılarımla

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O settekilerin hepsini okumadım ama inceledim. İyi bir set.

      Sil
    2. Çok teşekkür ederim Hocam. Yeni yazılarınızı dört gözle bekliyoruz.

      Saygılarımla

      Sil
  58. Satranç tahtasında bir hamle yapmayı planladıktan kendimizi rakip yerine koyup o hamleye karşı ne yapabileceğini düşünmeye başlarsak, diyalektik analiz yapmış olur muyuz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yukarıda da değindim bu tanım aanalitik düşünme ve uygulama olur. Diyalektik için yukarındaki tanıma bakın.

      Sil
  59. Hocam merhabalar, yazılarınız öylesine öğretici ve sürükleyici ki; buranın müptelası olmamak mümkün değil. Yapmış olduğunuz kamu hizmeti için ne kadar teşekkür etsek az.

    Bundan 100 sene kadar önce insanlarının canlarını vererek kurduğu bu ülkeye sahip çıkamamızın bir çok sebebi var belki ama bence temel sorunu şu veciz cümle özetlemekte;
    "her mevsim ekilip bitmeyen tarlanın kavgasını kovalasan ne yazar kemâlım"
    bandista-yan babilon.

    YanıtlaSil
  60. Bir sonraki merkez bankası yazınızda merkez bankasının politikalarının
    Holdinglerden bankalara, ahmet amcadan ayşe teyzeye etkisini anlatır mısınız?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tek tek anlatmaya gerek var mı? Bu politikaların ekonominin genelinde yarattığı etki hepsini derece derece etkiliyor.

      Sil
    2. şöyle gerek var: anlatamıyoruz çevremizdekilere. Anlamıyorlar bize ne merkez bankasından O DEVLET ile bankaların sorunu diyorlar. Sizde çok açık basit dille örneklerle güzel anlatıma sahip olduğunuzdan bizde belki sizin yazınızdan faydalanıp anlatabiliriz diye düşünüyoruz.

      Sil
  61. Hocam fazla okuyunca kafada fazla karışıyor. Benimki de öyle oldu. Tr ve dünya dengelerinin birbirleriyle bağlantılarını anlamak zorlaşıyor kafamda. Yazıya başlarken 6 tane soru sorup hepsini sildim şimdi. Sadece şu 2 soruyu soruyorum.

    Amerika'da vergi indirimi olması veya olmaması seçeneklerine göre;
    1-FED faiz artış/azalışları daha hızlı veya düşük ivmeyle mi olur?
    2-Faiz artış/azalış değerlerine göre ABD borsa endeksi ve ABD 10 yıllık tahvil getirileri korelasyonu nasıl çalışır teorik olarak?

    Teşekkürler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bugün FED ile ilgili sorulara cevap vermiyoruz. Kapaliyiz. Bugünkü konumuz Canakkale.

      Sil
  62. Hocam; özet alanında yeralan : '' Osmanlı Ordusu, topraklarına göz diken İttifak Devletleri birleşik donanması ve kara ordusuna karşı 1915 yılında Çanakkale'de büyük bir zafer kazanmıştır. '' cümlesindeki ''İttifak Devletleri'' , aslında ''İtilaf Devletleri'' olmayacak mıydı?

    YanıtlaSil
  63. şubat niye 20 onu anlamadım.

    YanıtlaSil
  64. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...