30 Temmuz 2017 Pazar

Güney Kore ve Kuzey Kore Ekonomilerinin Karşılaştırılması

Güney ve Kuzey Kore’nin bölünmesi
Japonya, 1905 yılında Rusya’yı yenerek Kore’ye egemen oldu. Bu egemenliğini II. Dünya Savaşı sonuna kadar sürdürdü. II. Dünya Savaşı sonuçlanırken Birleşmiş Milletlerin geliştirdiği güvenlik planı gereğince 38’inci paralelin kuzeyini Rusya (o zamanki adıyla Sovyetler Birliği), güneyini de ABD kuşatarak Japonların elinden aldılar. İlerleyen yıllarda bu kuşatmalar işgale dönüştü. 1948 yılında bu iki bölgede iki ayrı hükümet kuruldu ve Kore resmen ikiye bölündü. Kuzey’de kurulan Sovyet stili sosyalist modele dayalı devlet Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti (kısaca Kuzey Kore diye anılıyor), güneyde kurulan batı stili kapitalist modele dayalı devlet de Kore Cumhuriyeti (kısaca Güney Kore diye anılıyor) adlarını aldılar. 1950 yılının Haziran ayında Kuzey Kore Sovyet tanklarını ve silahlarını kullanarak Güney Kore’yi işgale girişti. Birleşmiş Milletler Güney Kore’ye asker yolladı. Savaş 1950 – 53 yılları arasında 3 yıl sürdü. Nato’ya üye olmaya yarayacağını düşünen Türkiye, Güney Kore’ye destek vermek için 5090 kişilik bir tugay yolladı. Kore savaşına asker gönderme kararı TBMM kararı olmaksızın alınmış ve çok eleştirilmiştir. 

Savaş, yaklaşık 3 milyon insanın ölümüyle ve iki tarafın da hiçbir kazanım elde edememesiyle sonuçlandı. O tarihten bu yana Güney ve Kuzey Kore, ilk kuruluşlarındaki ideolojiyle yollarına devam ediyorlar.

Aşağıdaki haritada iki Kore’nin yeri ve komşuları görülüyor. Kuzey Kore (yüzölçümü 120.530 km2) üstte Çin ve Rusya aşağıda Güney Kore ile komşu, iki yanı da denizle (Sarı Deniz ve Japon Denizi) çevrilidir. Güney Kore (yüzölçümü 100.210 km2) üstte Kuzey Kore ile komşudur üç yanı denizle (Sarı Deniz, Doğu Çin Denizi ve Japon Denizi) çevrilidir.


Güney ve Kuzey Kore ekonomilerinin bugünkü durumunun karşılaştırılması
1950’de Güney ve Kuzey Kore arasında pek bir fark olmadığı varsayımıyla yola çıkarsak bugün geldikleri nokta önemli bir karşılaştırma noktası olacaktır. Güney Kore ile ilgili verilere 1980’e kadar geri gidip ulaşabilmemize karşılık Kuzey Kore ile verilerin son durumunu bile toparlamamız pek kolay olmuyor. Çünkü Kuzey Kore bugün dünyanın en kapalı ekonomilerinden birisi konumunda bulunuyor. IMF üyesi de olmadığı için verileri elde etmek kolay değil. Ayrıca bu verilerin bazıları birkaç yıl öncesine ait, bazıları tahmin içeriyor, bazıları da doğruluğu tam olarak bilinmeyen veriler.

Aşağıdaki tablo iki Kore’nin ekonomilerini 2016 verileri itibariyle karşılaştırıyor (Kaynaklar: Güney Kore verileri için IMF, WEO Database, April 2017, Kuzey Kore verileri için CIA Factbook, Trading Econonomics.)

Göstergeler
Güney Kore
Kuzey Kore
Yüzölçümü (kilometrekare)
100.210
120.530
GSYH (Milyar USD)
1.411
40
Nüfus
51
25
Kişi Başına Gelir (USD)
27.666
640
Kişi Başına Gelir (SAGP, USD)
36.390
1.700
Büyüme (%)
2,8
3,9
Enflasyon (%)
1,1
55
İşsizlik Oranı (%)
3,7
4,3
Bütçe Dengesi / GSYH (%)
0,3
-0,4
Toplam Kamu Borcu / GSYH (%)
38
50
Dış ticaret Dengesi / GSYH (%)
5,8
-2,6

Tabloya göre Güney Kore, Kuzey Kore’den yaklaşık 20 bin kilometrekare (yaklaşık yüzde 17) daha küçük bir ülke olduğu halde nüfusu Kuzey Kore’nin yaklaşık iki katıdır. Güney Kore, Kuzey Kore’nin yaklaşık 35 katı daha büyük bir GSYH’ya sahiptir. Güney Kore’nin nüfusu, Kuzey Kore’nin nüfusunun iki katı olmasına karşılık Güney Korelilerin kişi başına geliri Kuzey Korelilerin gelirinin 45 katına yakındır. Kişi başına gelire satın alma gücü paritesi açısından bakarsak bu fark 21 kata düşmektedir. Kuzey Kore’nin açıklanmış son enflasyon verisi 2013 yılına aittir ki o da bize o yılki enflasyonun yüzde 55 gibi çok yüksek bir orana işaret ettiğini göstermektedir. İki ekonomi arasındaki ekonomik farklardan birisi de Güney Kore’nin dış ticaret fazlası vermesine karşılık Kuzey Kore’nin dış ticaret açığı vermesidir.

Güney Kore elektronikte zirveye oynuyor, Kuzey Kore balistik füze atıyor
Kuzey Kore 2017 yılının başından bu yana 17 balistik füze attı. Başkent Pyongyang’dan fırlatılan füze 3000 km yüksekliğe ulaşıp, havada 45 dakika kaldıktan sonra Japonya açıklarında denize düştü.

Balistik füze; sahip olduğu güç sisteminden elde ettiği hareketle hedefe yönelen, kimyasal, nükleer ve biyolojik başlık veya başlıklar taşıyabilen güdümlü veya güdümsüz füzelere verilen addır. Farklı çeşitleri vardır. Kuzey Kore’nin denediği füze kıtalararası balistik füze denilen en uzun menzilli füzedir.

Bir ülkenin elindeki imkânları kullanarak yapamayacağı şey yoktur. İsterse milli araba yapar, isterse milli savaş uçağı yapar, isterse köprüler, otoyollar, hava alanları yapar, isterse de balistik füze yapar. Bu bir siyasal tercih meselesidir. Bu tür işleri yapma aşamasındayken siyasetçi ön yargısız bir iktisatçının düşüncesini sorarsa o iktisatçının yanıttan önce öğrenmesi gereken tek şey böyle bir girişimin alternatif maliyetinin ne olduğudur.

Ekonomiyle içli dışlı olmayanlar için alternatif maliyetin ne olduğunu açıklayayım. Kaynakların kıt olduğu bir dünyada alternatif maliyet; herhangi bir mal ya da hizmeti üretmeye ya da satın almaya karar verdiğimizde ona alternatif olabilecek olan başka bir mal veya hizmeti üretmekten ya da satın almaktan vazgeçmek anlamına gelir. Örneğimizde Kuzey Kore’nin bu balistik füzeleri yapabilmek için başka işleri yapmaktan vazgeçmesi alternatif maliyettir. Alternatif maliyet, ekonomideki en önemli kavramlardan birisidir. Bir malı satın almaya aklımıza koymuşsak paramız yetmese bile onu borçlanarak satın alabiliriz. Dolayısıyla direkt maliyetine katlanabiliriz. Ama o malı satın aldığımızda başka malları almaktan vazgeçiyoruz demektir. İşte ona katlanmak daha zordur. Elimizde 60 bin lira olduğunu ve bununla bir araba almak ya da yurt dışında yüksek lisans yapmak arasında kaldığımızı düşünelim. Araba öteden beri istediğimiz bir şey, yüksek lisans ise hem yeni şeyler öğrenmek hem de yabancı dilimizi geliştirmek ve dolayısıyla bizi daha iyi işler bulmaya yöneltecek imkân olsun. Arabayı seçtiğimizi düşünelim. Bu durumda yurt dışında yüksek lisans yapmaktan vazgeçiyoruz demektir. Arabayı seçmenin maliyeti 60 bin lira gibi görünse de alternatif maliyeti yurt dışında yüksek lisans yapmaktan vazgeçmek ve ikinci sınıf işlerde çalışmaya razı olmaktır.

Kuzey Kore ile Güney Kore meselesine dönersek Güney Kore’nin olanaklarını ülkeyi refaha götürmek için seferber ederek insanlarını zenginliğe taşıdığını buna karşılık Kuzey Kore’nin varlığını savaş işlerine harcayarak ve o alana yoğunlaşarak halkını fakir bıraktığını görüyoruz.

Not: Burada ortaya koymaya çalıştığım konu sosyalizm ile kapitalizmden hangisinin iyi olduğu meselesiyle ilgili değildir. Buradaki konu iyi yönetimle kötü yönetimi karşılaştırma meselesidir. 

149 yorum:

  1. İyi yönetim kötü yönetim dediniz de g.kore de cumhurbaşkanı görevden alındı.ülkede siyasi çalkantı var.güney kore de pek iyi yönetilmiyor demek.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Güney Kore'de iyi bir sistem olduğu için cumhurbaşkanı görevden alınmadi mı? İyi sistem başarısız performansa sahip yöneticileri görevden alabilen sistemdir.

      Sil
    2. Cumhurbaşkanı görevden alınabiliyor,en büyük şirketin veliahtı rüşvet vermekten tutuklanabiliyor.Devlet sistemi Hak ve Hukuk kavramları üstüne kurulmuş.Yani bizdeki "Beşer şaşar" sözünde anlatıldığı gibi,kişiler hata yapabilir.Ama sistem kusursuza yakın işliyor demektir bu.

      Sil
    3. İyi bir yönetim olması cumhurbaşkanlarının ya da kamu görevlilerinin tutuklanmadan görevlerine devam edebilmesi değil, hukukun ve yasaların herkesin üstünde ve herkese eşit bir konumda bulunmasıdır. Hukuk, cumhurbaşkanından bile güçlü olduğu bir ülkede herkese daha çok şey vaat eder ve güven sağlar, bu doğrultuda insanlar da bu tip ülkelerde ekonomik faaliyette bulunmak için daha rahat bir ortam bulmuş olur. Neticede bu ülkeler daha hızlı gelişir ve kalkınır. Çünkü tarafsız ve adil hukuk ortamı kimsenin hak ettiğinin elinden alınması için bir araç haline gelmez. Aksine, hak edilen bir şeyi hak edene vermek için hareket eder.

      Sil
  2. Iki zihin yapisi (kapitalist ve komunist) dunyanin bircok yerinde catisti, savasti; bu Kore oldu, Vietnam oldu, Kuba oldu, Iran-Irak oldu, Dogu-Bati Almanya oldu, bugun Suriye, yarin baska bir yer olacak... Suriye'nin guneyinde ateskes icin Amerika ve Rusya anlasti haberini okuyunca sizin de akliniz yerinden oynamiyor mu? Olan her zaman halka oldu. Guney Kore elbette cok calisti ama bati devletlerinden karsiliksiz transfer edilen kapital ve know-how'in rolunu unutmayalim. Filler tepinir, cimenler ezilir.

    YanıtlaSil
  3. Hocam, verdiğiniz bilgiler ve değerlendirmeleriniz için çok teşekkürler.

    YanıtlaSil
  4. Hocam, dünyanın başına bela oldu Kuzey Kore. Ucu hepimize dokunacak gibi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bence asıl olarak kendi halkına bela oldu.

      Sil
  5. Sosyalist sistem insan tabiatina aykiri kapitalist sistemin kusurlari olmSina ragmen serbest piyasa ekonomisi ve teşebbüs kabiliyetinin teşvik edilmesi bariz bir fark yaratiyor

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bunun böyle olup olmadığını bir kaç güne kadar yayınlayacağım Güney Kore ve Türkiye karşılaştırmasında göreceğiz.

      Sil
    2. Hocam emeğinize sağlık

      Sil
    3. hocam maalesef böyledi, , dünya üzerinden başarılı olmuş bir sosyalist devlet gösterin,,çin dediğini duyar gibiyim ancak çin sosyal refah açısından dünyanın en geri kalmış ülkelerden biri, , sermaye kapitalist devletlerin ancak köleler çinden,,tabi çinde köle çok olunca, düşük köle maliyetiyle büyüme gerçekleştiriyorlar.

      Sil
    4. Das Kapital'deki Yabancılaşma Kuramı'na bakmak gerekir. Hoca sesli anlatımda bahsetmiş zamanında.

      Sil
  6. Ikinci sinif bir yazi olmus.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Her şey mümkün. Keşke birinci sınıf olanını siz yazsanız da ben de burada yayınlasam.

      Sil
    2. Bos verin Hocam cevap vermeye bile degmez.

      Bir yazi nasil olursa olsun derecelendirmemek ya da siniflandirmamak lazim gelir. Yazilan ne olursa olsun bir degeri vardir. katilirsin katilmazsin.. elestirini yaparsin.

      Yazinin sinifi olmaz da.. herhangi bir insanin ait oldugu bir sinif olabilir. ve bunu da kendisi belirler.

      Arkadasimiz ait oldugu sinifa göre elestiri yapmis. kendisine yakisani yapmis.

      sadece 3 kelime ve kesin hüküm..

      Sil
    3. Yorum yaparken elinde orak çekiç varmış arkadaşın :d

      Sil
    4. Orak çekiç dediğinizde aklıma şu belgesel geldi. Bu belgeseli izleyen çok az kişi vardır. 4 sene önce izlemiştim o zaman Cumhurbaşkanlığı sitesinde de vardı şimdi baktım bulamadım. Açıklama kısmında detayı var.

      http://alkislarlayasiyorum.com/icerik/135132/turkiyenin-kalbi-ankara-belgesel-1934-60-dk

      Sil
  7. Çok güzel bir yazı keyif ile okudum.Elinize sağlık

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle. Emeğiniz için teşekkür ederim.

      Sil
  8. Yazınız için teşekkürler hocam.

    YanıtlaSil
  9. Hocam emeğinize sağlık, her zamanki gibi yine keyifle okuyup- yeni bilgiler edindim. Adsız 30 temmuz: 21.55'ten sizin vasıtanızla bir ricam olacak. 1. Sınıf bir yazı yazıp sizin sitenizde yayınlasın...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aynı şeyi ben de teklif ettim kendisine.

      Sil
    2. Sizin ricanizi, Mahfi beyin teklifini degerlendirecegim. Ancak bizim durumumuz yoktu, 60bin degil 600 tl bile denklestiremedigim icin yurt disinda birakin yuksek tahsil yapmayi, pasaport alamadim.

      Yurt icinde yaptigim yuksek tahsilimde ancak yazilan yazilarin sinifini tayin edebilmeyi gosterdiler. Hatta, yerli, kendine sosyalist diyen kimi hocalarimiz, "Turkiye'de okuyorsunuz, o yuzden siz ikinci sinif yazi yazmaya razi olacaksiniz, sinifinizi bilin" felan dediler. Kusura bakmayin. Gene de yorumlarda bir denerim belki, kim bilir.

      Sil
  10. hocam alandışı olucak genel olarak bütçe açığı artarsa hazine nakit açığı artar mı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İkisi birbiriyle ilintili. Dolayısıyla birlikte artar veya azalırlar.

      Sil
  11. Hocam bu karsilastirma pek esit sartlarda olmadi gibi. Bir tarafta dunyaya kapali, destek gormeyen, bir tarafta kapital duzenin sinirsiz imkanlarini kullanabilen bir ulke. Bunlar siyasi tercih meselesi ama o da halklarin elinde degil. Buyuk oyuncularin dayattigi rolleri oynuyorlar, acisini halk cekiyor gibi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu konuyu yakında yayınlayacağı Güney Kore - Türkiye karşılaştırmasında ele alacağım.

      Sil
    2. Beyefendi güzel söylüyorsunuzda birşeyi de pas geçiyorsunuz gibi. Nasıl yönetilmek istiyorsanız o şekilde yönetilirsiniz diye bir söz var. Kabul ediyorum tabi ki farklı faktörlerde var ama diğer bir yandan bence olayın ucu halka gidiyor, çözüm halkın kendisinde bitiyor.

      Sil
    3. Doğru diyorsunuz ama bazen halk çeşitli yollarla yanıltılabiliyor. Mesela Kuzey Kore halkı dünyada ne olup bittiğini izleyemiyor. Televizyonlar, medya vb hep partinin emrinde. Bazı ülkelerde dinsel inançlar kullanılarak halkın doğru tercih yapması engelleniyor. O nedenle sonuçta tercihi halk yapıyor gibi görünse de halka o tercihi yapması empoze edilebiliyor.

      Sil
  12. İyi yönetim kötü yönetim ayrımından dolayı olduğunu düşünmüyorum. Bu doğrudan sistemin sorunudur. Kuzey kore sosyalist olup da "iyi" yönetilse bir güney kore olur muydu? Hayır. Şimdiki durumundan iyi olurdu elbette. Lakin güney kore olamazdı. Sebebini yıllar yıllar önce Von Mises yazmıştır.
    Bir de sormak lazım. Serbest piyasa olmaksızın alternatif maliyet nasıl hesaplanır?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu dediğiniz yakında yayınlayacağım Güney Kore - Türkiye karşılaştırmasına bırakalım.
      Alternatif maliyet her türlü koşulda hesaplanabilir. Balistik füze yapacağına halkına daha iyi eğitim vermeye çalışsa sonuç daha mı iyi olurdu sorusunu yanıtlamak gibi.

      Sil
    2. sayın kardeşim burda anlatılan sosyalizm degil.orda yaşananlarda sosyalizm degil.burdaki rejimin kırallıktan farkı yok

      Sil
    3. Alternatif maliyet, Hz. Adem'den başlayarak hesaplanabilir. Belki ütopik bir örnek ancak kapsamının genişliğini anlamamız açısından iyi bir örnek. Belki de iktisat biliminin temeli olan optimizasyonun en başlıca aracı. Ve hatta diyebilirim ki bu kavram anlaşılmadan iktisat da anlaşılamaz.

      Sil
  13. Hocam diyorsunuz ki..

    "Bir ülkenin elindeki imkânları kullanarak yapamayacağı şey yoktur. İsterse milli araba yapar, isterse milli savaş uçağı yapar, isterse köprüler, otoyollar, hava alanları yapar, isterse de balistik füze yapar. Bu bir siyasal tercih meselesidir. "

    Bu durumda aklima birkac soru takildi.

    Bir ülke siyasi tercihini yaparken hem Ucak ve araba hem de balistik füze üretemez mi.?

    Bu durumda ABD Ingiltere Fransa gibi ülkeler ne yapmislardir.

    Israil elindeki nükleer baslikli balistik füzeleri üretirken hangi tercihi yapmistir

    Üretim asamasinda özellikle demokrasi ile yönetilen ABD ve Diger Batili Kabitalist emperyalist Devletler tarafindan izole edilmismidir.

    Israile her türlü ekonomik ve Siyasi ambargo uygulanmismidir.

    Bu durumda diyelim ki Türkiye siyasi ve ekonomik tercihini degistirdi, Natodan cikti, Ab üyeliginden vazgecti, icinde Rusya ve Cin in oldugu bir Pakt a üye oldu ve en önemlisi siyasi yönetim bicimini su andaki K. Korede oldugu sekilde sosyalist bir sistem olarak ilan etti.Fakat üretiminie devam ediyor ve Tüm dünya ülkeleri ile esit sartlarda iliskilerini Uluslararsi #hukuka Uygun sekilde sürdürecegini deklare etti.

    AB-D nin ya da baska bir deyisle egemenlerin tepkisi nasil olur. Türkiye yine Serbest ekonomi politikasi uygulayan ve Kapitalist sistem dedigimiz malum ülkeler ile normal ekonomik ve siyasi iliskilerine devam edebilir mi.? ürettiklerini bu ülkelere satmaya devam edebilir mi.? onlardan ihtiyaci olan Hayati ürünleri alabilir mi.?Daha Dogru bir soru ile serbestciler ve Kapitalist egemenler satar mi.?

    Ben diyorum ki hicbirisi gerceklesmez ve Türkiye en gec 15 yil icinde kendi nükleer baslikli balistik füzelerini üretmeye baslar.

    Küba, Iran, 1974 kibris harekatindan sonra Türkiyeye uygulanan agir ambargolari ne Cabuk unuttuk.

    Daha 25 yil önce Cin e uygulanan ambargolari ve bu ülkeyi uluslararasi siyasi alanda zorlamak icin yazdiklari sözüm ona raporlari da mi hatirlamiyoruz.(raporlarin cogu dogrudur)

    Nerde simdi o raporlar.. Cin de hersey güllük gülistanlik mi su anda.

    Cin calisti..cabaladi ve basardi. Simdi bükemedikleri bilegi öpüyorlar. Ticaret anlasmalari yapmak icin Kapitalist ve serbestci egemenler siraya girmisler.

    Neden K.Kore ile ticaret anlasmalari yapmazlar. G. Kore ile yaptiklari gibi..

    öyle ya bir ülke hangi siyasal yönetim bicimi ile yönetilirse yönetilsin buna saygi gösterilmesi gerekmez mi. Her ülke Kapitalist rejimi uygulamak zorunda mi. degil ise yillardir uygulanan bu ambargolar neden.

    Bu ambargolar üretilen nükleer silahlar icin ise israile bu uygulama neden yapilmaz.

    Ya da Fransaya..ingiltereye.. Güney Afrika Hindistan ve Pakistana neden ambargo uygulanmaz.

    Iran in nükleer güc elde etmesine neden izin verilmez. Dünyada sadece K.Kore ve Iran mi Atom silahlarini sorumsuzca tüm Dünyada kullanabilecek potansiyel sorumsuz Devletlerdir.

    Hem ilk Atom bombasini yeryüzünde kullanan kim.. K. Kore mi.

    Sizce 25 milyonluk K. Kore Nükleer balistik füze üretip onlari ABD ye firlatmak icin can mi atiyor.

    öyle bir algi yönetimi yapilmis ve yapiliyor ki yorumlara da aninda yansiyor "dünyanin basina bela oldu K.Kore" seklinde.

    AB_D Romanya, Bulgaristan, Sirbistan, Ukrayna ve Gürcüstani K.Kore gibi Balistik füze üretmedikleri icin mi Kucakliyorlar. diye soruyor insan kendine.

    Sevgili Hocam tabii ki yaziniz Sosyalizm mi iyidir Kapitalizm mi iyidir karsilastirmasi degil,

    Fakat bu mac esit sartlarda oynanmiyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yakında yayınlayacağım Güney Kore - Türkiye karşılaştırması aşağı yukarı benzer koşullarda oynanmış bir maçın sonuçlarını ortaya koyacak. Öte yandan Çin, üzerindeki bütün baskılara karşın sistemini tam olarak değiştirmeden dünyanın en zengin ülkesi olma yolunda ilerliyor.

      Sil
    2. Sanırım bu arkadaşımız bazı bilgileri atlamış.

      Nükleer silaha sahip Pakistan da var ama ona ambargo yok, varsa da o nedenle değil. Sorduğunuz İran ve K.Kore ise siyasi liderlerince yani "resmen" bazı ülkelere karşı bu silahları kullanacaklarını "beyan" etmişlerdir. İranlı yöneticiler adını açıkça vererek İsrail'i yeryüzünden sileceklerini, K.Kore lideri de ABD'yi ve diğer kapitalist ülkeleri vuracağını söylemiştir ve hala söylemektedir. Sadece İran geri adım attı. İsrail de nükleer teknoloji sahibi ama en azından beyanen bunu kendisini savunmak için yaptığını söylüyor ve bugüne dek hiçbir İsrailli yönetici bu derece amatörce söylemlerde bulunmadı. Hal böyle olunca da inanın inanmayın İran ve K.Kore yaramaz ve kabadayı durumuna düşüyorlar ve yaptırımı hakkediyorlar. Pakistan o kadar ters bir tavır takınmadığı için buna maruz kalmadı. O en azından rakibi Hindistan sahip olduğu için kendisinin de nükleer silaha sahip olmasının meşru olduğunu söylüyor ve buna karşı çıkan olmadı bugüne dek. Ayrıca bu bahsi geçen ülkelerin hepsi gayrı-demokratik ve istikrarsız ülkeler. Yarın Pakistan, İran ya da K.Kore'de bir darbe vb olmayacağını kimse garanti edemez. O zaman bugün dost olan İran'ın başına elinde nükleer silah olan bir deli geçip bizi de tehdit edebilir. Bakınız Mısır. Nasıl bir anda bir anda bir ülkenin politikası değişiyor görün. İran'ın bilimsel üretimi belli. Devrimden sonra bilimsel üretimde dibe vuran bir ülke gider de "sivil amaçla nükleer teknoloji geliştireceğim" derse siz inanır mısınız? Daha çamaşır makinası üretmeyen, bir depremde taştan evlerde yaşayan binlerce köylüsü ölebilen bir ülkenin bilimsel çalışma amaçlı bu hevesine siz inanır mısınız?

      Kısacası, algo yönetimi dediğiniz şeyi eleştirirken önce sizin de verileri doğru ve objektif değerlendirmeniz gerekir. Yoksa durduk yerde bir ülke için kötü derseniz o ülke elbette kötü olmaz ve zaten kimse de buna inanmaz. K.Kore lideri Suriye meselesi yüzünden bizi bile saldırmakla tehdit etti. Bu adamın aklı başında olduğuna siz inanıyor musunuz?

      Sil
    3. hocam unuttuğunuz birşey var, kapitalist dünya sosyalizmi kötülemek için G.Kore ellerinden gelen bütün desteği vermişlerdir,,,,

      Sil
    4. Sevgili Adsız@11:03;

      Unutmamalı ki bu gaddar kapitalistlere karşı da K.Kore'ye başta Çin, sonra da Sovyetler olmak üzere sosyalist/komünist ülkeler tam destek vermişlerdir. Demek ki sosyalizmin de desteği-gücü bu kadar. Yani savunduğunuz nokta bizzat sosyalizmin bir eksiğini ortaya koymakta.

      Sil
    5. Tekrar akudugunuzda bir tek kelimede bile sosyalizmin savunmasi yok.

      O baska bir konu. acilirsa bu konuda da bircok bilgi paylasilir.



      Sil
  14. Hocam güzel bir yazı olmuş. Ekleme yapmak gerekirse güney Kore ve kuzey Kore arasıdaki farkı daron Acemoğlu'nun kapsayıcı ve dışlayıcı kurumlar tezini temel alarak değerlendirilebilir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Iki ülke arasindaki farki görmek icin Derin iktisadi analiz ve tezler üzerinden kiyaslamaya gerek var mi gercekten.

      Hersey Kabak gibi ortada.

      Birisi 70 yildir Kapitalist emperyal egemenlerin her türlü siyasi ve ekonomik ambargo ile inim inim inlemis

      Digeri de Emperyal abilerinin kanatlari altinda efendilerinin bölgesel ve küresel cikarlarini korumak icin beslenmis bir ülke.

      Bu karsilastirma gercekten kapsayici ve dislayici kurumlar tezi icin Dogru bir veri olabilir mi.





      Sil
  15. Türkiye Nato'ya girdiğinden beri Batı güdümüne girdi. Batı ise Türkiye'yi çeşitli projeler ile hep kontrol altında tutmak istiyor. Bu çeşitli projeler altında Fetö başlı başına rol oynamıştır diye düşünüyorum, zira devletin her kademesine sızarak buradaki bilgi belgeleri düzenli olarak ve yıllardır batı ile paylaşıyorlardı. Askeri alanda ise Nato baskısı kullanıldı. Bugün Nato müttefikimiz ABD ise güneydoğu'da Türkiye'nin terör örgütü olarak gördüklerine ağır silahlar ile yardım ediyor. Sanıyorum ki Nato ve Batı yerine BRICS'e yönelmek, özellikle uzun vadede belki daha faydalı olacaktır. Trump'ın Kuzey kore ve Çin ile sürtüşmesi de keza bu iddiamı destekler nitelikte, zira ABD ekonomisini Çin ekonomisinin geçeceği bekleniyor.

    Soru şu, Nato göründüğü gibi bir örgüt olmamasından hareketle, Türkiye'nin Nato üyeliği siyasi bir hata mıydı? Değilse Türkiye'nin Nato'dan ayrılmasının ekonomik neticeleri nasıl olur? Elbette ayrılığın akabinde BRICS'e katılmak gerekecektir, ki Mehmet Şimşek'in bu yönde, BRICS adı zikrederek olumlu açıklamaları söz konusudur. (Belki ayrı bir yazı konusu da yapılabilir)

    Teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben bu teze katılmıyorum. Nato'ya girip de bizi geçen birçok örnek var. Bu tamamen yönetim meselesi. ABD, Fetö'yü bizim başımıza bela ederken biz neredeydik? Tatile mi çıkmıştık? Belaların çoğu insanın başına kendi hataları, yanlışları ve eksikleri yüzünden gelir.

      Sil
    2. hangi natodan söz ediyoruz ki!. kanaatimce natonun ömrü 1990 da doldu. soğuk savaş döneminde ideolojik kollektivite önemliydi. artık her ülke kendini merkez ülke diğerlerini ise çember olarak algılamak ve bu algılara göre stratejiler belirlemek gerekiyor. işte biz bunu bir türlü yapamadık. yapmak istediğimiz dönemler oldu. 1990-1994 arası ve 1996-2001 arasında birçok alanda inisiyatifimizi almak istedik fakat derin nato(gladyo) faili meçhul suikastlerle cinayetlerle anında cevabını verdi. hiram abbas, adnan kahveci, uğur mumcu, eşref bitlis cem Ersever 33 silahsız askerimizin şehit edilmesi 28 şubat post modern darbesi yani tiyatro olmayan gerçek bir darbe!. daha sayabiliriz. 2002 ve sonrasındaysa gladyo şaha kalktı ve bizi derin natonun arka bahçesi haline getirdi. ancak mahfi hocama sonuna kadar katılıyorum biz bu saydığım müdahalelere karşın hiçbir karşı atak yapamadık. çünkü nato üyeleri içerisinde belki de sadece türkiye tüm inisiyatiflerini natoya ve onun derin yapılarına güdümlü hale getirmişti. sorun bizde yani önce toplumun kendisinde!. bizi yönetenler de bizim içimizden çıktı. rahmetli demirelin şu sözünü hep hatırlarım:türkiye yönetilemez ancak idare edilir. ATATÜRK gibi bir dehadan sonra maalesef türkiye yönetilmedi hep idare edildi çünkü yönetim tarafı yani sistemik kurgu tamamen natoya bırakıldı. bu da asrın hatası oldu.

      Sil
    3. Hocam yapmayin etmeyin. 1950 den sonra Türkiye kendi kendini mi yönetti. buna hicbir Zaman müsaade etmediler ki. bizim itirazimiz da bu zaten. Bu tarihten bu yana Türkiye kicini bile yirtsaydi buna asla izin vermeyeceklerdi . Ülkemizin ölüm fermani Nato üyeligidir.
      Menderes ile baslayan Demirel, Özal ve ara kadro Ciller ve en son RTE ile sürec kesintisiz devam ediyor.

      1937 de zamanin sartlarina göre kendi ucagini ve motorunu üreten bir ülke iken Natonun paravani olan Menderes ile Nato standartlarina uymuyor diye Ucak fabrikalarimizi kapattik. ve daha niceleri.

      Dolayisiyla Tatile mi cikmistik demek cok yavan degil mi..

      Tabii ki hicbir ülkenin yetistiremedigi Kadar maalesef hain üretiyor bu ülke..fakat özü yani asil nedeni göremezsek tabii ki sürecteki emsal ülkeler ile kiyaslandigimizda negatifteyiz..

      Yani Kumpas 1949 da kurulmus.malum ülkeler disinda tümü köle olacak ve sömürülecektir.

      sadece bizim basarisizligimiz demek haksizlik olacaktir.



      Sil
    4. Bu yazdıklarınız yönetimin kötülüğünü gösterir. 1950'ye kadar kendini yönetmeyi başarmış bir ülke 1950'den sonra niçin bunu başaramaz? Demek ki yönetimlerde bir sorun var. Ben de bunu anlattım zaten.

      Sil
    5. adsız 00:24 fetö devlete sızmadı özellikle akp döneminde altın dönemi yaşattılarak devlete bizati yerleştirildi. kelime oyunlarıyla şu cumhuriyet düşmanı orta çağın bugünkü versiyonu akp yi artık iltimas geçmekten de vazgeçiniz. derhal cumhuriyetimizi akp nin arkaik zihniyetinden kurtarmalıyız.

      Sil
  16. Sayın Eğilmez,bu yazınızla dolaylı olarak" bizde maalesef pek yaygın olmayan"mukayeseli analiz"metodunun örneğini sunuyorsunuz.Teşekkürler....
    Bir milletin,iki küresel güç tarafından çizilen tarihi ve kendi iradelerinin dışında içine düşürüldükleri durum.Küresel emperyalist güçlerin kendi çıkarları için milletlere reva gördükleri hal.Bir milletten uyduları olabilecek birden fazla devlet veya devletçikler çıkarmada çok mahirler.
    Bir millet,iki farklı devlet,iki ayrı, siyasi ve sosyal sistem.Ve ekonomik karşılaştırma tablosu.Nisbeten liberal demokratik sistemle yönetilen G.Kore' nin göstergeleri herşeyi gün gibi gösteriyor tabiki... Diğeride,ölen devlet başkanın ardından 25 milyon K.Koreliye zorla ağıt yaktırmak,yoksa ölümlerden ölüm beğendirmek.Kendi insanına köle muamelesi yapmak.Askeri güç gösterisi ile içeride halkı baskılayıcı dışarıyada külhanbeylik taşıyor.Neyse bunlar kendi bilecekleri politikalar veya politikasızlıklar...
    Şimdi gelelim G.Kore Türkiye karşılaştırmasına...Yıl 1955 Türkiye' de kişi başına milli gelir 300 $, ihracatımız rakam ve ürün işlenmişligi açısından G.Kore'den çok daha iyi.G.Kore' nin kişi başı milli geliri 100 $ ve ihraçta rakam ve mamul madde miktarı düşük.Tabiki savaştan yeni çıkmanın etkisini gözardı etmemeliyiz.Gelelim gerçekleşmiş ekonomik rakamlar bağlamında 2016 yılına.Türkiye;Milli gelir 850 milyar$ , kişi başı milli gelir ise 10 500 $ düzeyinde.G.Kore' nin ise aynı rakamlar,1 400 000 milyar$ ile 25 000$ düzeyinde.Ayrıca hemen hemen aynı tarihte kuruluşları gerçekleşmiş Samsung'ın yıllık cirosu 100 milyar, Vestel' in ise 5 milyar $ .
    Yine ayrıca her iki devlet miktarlarını tam bilmiyorum ama Amerikan yardımı aldılar.Bu durumu nasıl açıklarız biz?
    Özellikle çokça siyasete kaçan yorumlar yapan adsız 13:00 ve 14:32

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok doğru saptamalar. Ben de zaten kısa sürede Güney Kore - Türkiye ekonomileri karşılaştırması yazısı yayınlayacağım. O zaman konunun sistem değil yönetim meselesi olduğu iyice ortaya çıkacak.

      Sil
    2. 1955 e gitmeye gerek bile yok 1982 de TC nin GK dan dunya ekonomisindeki payi daha fazla yada kafa kafaya. GK nin 1980 lerden bu yana dunyaya getirdigi buyuttugu ve devlestirdigi markalari bir dusunun bir de TC nin. Yanlisliklarin oldugu cok acik. Tartismaya bile gerek yok. Hele su bizim basimizda su bela olmasa, bize sunu musallat etmeseler gibi sığ ve yeterli zeka barindirmayan yorumlari okudukca iyice insanin midesi bulaniyor. Bur bakmak lazim sana o musallat olan seylerin nasil ortaya ciktigina, kimin vesile olduğuna. Sen her zaman aklinla hareket edersen aklin mantigin, ilmin ve bilimin yolundan ayrilmaz hukuk ve temel insan haklarini her seyin ustunde tutarsan sana hic bir sey musallat da bela da olmaz. Bu tarz yorumlari yazan kisilerin buna benzer sayfalarda gezinip okuduklarını yazdıklarını gordukce bir kat daha sasiriyorum hayret halbuki okuyup yazabiliyor merakli da sayilir ucundan ama hala kendini sinirlayan o kadar cok seyi varki ne kadar doldursan ailesinden, sosyal cevresinden, icinde bulunduğu ve cikarlarinin dogrultusundaki is ortamlari... bizim en buyuk sorunlarimizdan biri de hic hata kabullenmeyip hep bahanelerin arkasina siginip kendimizi cok iyi kandiriyor olmamiz.
      Yazim hatalari icin kusura bakmayin

      Sil
  17. Hocam daha önce işletme finansmanı ile ilgili birkaç kitap önermiştiniz. Tekrar yazma şansınız var mı ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Burada var:
      http://www.mahfiegilmez.com/2017/02/kitaplar-ve-yorumlar-subat-2017.html

      Sil
  18. Hocam sizce illimunati diye bir şey var mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İlgilendiğim bir konu olmadığı için bilmiyorum.

      Sil
    2. Tapınak Şövalyelerini bilirsiniz ama değil mi? Bununla ilgili yazı da bekliyorum. NTV Yayınları'nın Kapitalizm Günümüz Üretim İlişkilerini Anlamak İçin ÇizgiBilim'de de geçiyor.

      Sil
    3. Ben sol vuran

      Sil
    4. Tapınak Şövalyeleri hakkında sadece yüzeysel bir bilgim var.Üzerinde konuşup yorum yapacak kadar bilmiyorum.

      Sil
    5. İlluminati, kurulduğu dönemin en aydınlanmacı örgütüdür. Adam Weishaupt tarafından 1 Mayıs 1776'da kurulan bu örgüte Marx ve Engels dahil o dönemin neredeyse tüm aydınlanmacı düşünürleri bir şekilde inisiye edilmişlerdir. Daha sonra çeşitli masonik örgütlerin kontrolüne geçerek çürümüş ve bir çıkar örgütüne dönüşmüştür. Bugün fiziken değilse de ruhen bir şekilde Avrupa Birliği yönetim kadrosunda yaşatılmaya çalışılmaktadır.

      Kısa not: ilk kez Karl Marx tarafından söylendiği zannedilen "Din toplumun afyonudur" sözü aslında Marx ve Engels'i illuminati'ye inisiye eden ve o sıralarda ateist olduğunu iddia eden haham Moses Hess'e aittir. Kendisi sonradan tekrar hidayete erip orijinal dinine hızlı bir dönüş yapmıştır, mezarı İsrail'deki ünlü bir siyonist mezarlığındadır. Buradan şöyle bir sonuç çıkarabiliriz, din toplumun afyonu olduğu gibi afyon gibi de bağımlılık yapıcıdır, bir kere alışmaya görün bir daha bırakamazsınız :)

      Sil
  19. Hocam yazı bu şekilde "silaha para harcarsanız diğer gelişmelerden muaf kalırsınız" şeklinde bi izlenim yaratıyor. Oysa ki dünyanın en gelişmiş ülkeleri yine silaha en çok yatırım yapan ülkeler. Bağışlayın ama Silah-refah ilişkisi sanki bahsettiğiniz kadar güçlü değil. Ambargo, yönetim sistemi, dış ilişkiler bu konular kuzey kore yoksulluğunda daha etkin sanki.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şu şekil anlatayım;Diyelim sütünüz var yoğurt yapmak istiyorsunuz fakat mayanız önce küçük miktar yoğurt yapmaya yetiyor.Büyük miktarlarda yoğurt (bu beşeri zenginlik,sermaye vs gibi şeyler olabilir)üretebilmek için mayalık yoğurt miktarını arttırmanız gerekir.Fakat bildiğiniz gibi sütü mayalayınca hemen yoğurt oluşmaz belirli bir zaman ve ısıda -(Siyasi kültürel ortam)-korunması gerekir.Nezaman fazla mayanız oluşur,işte o zaman diğer konulara el atıp onlarıda aynı şekilde üretebilirsiniz.

      Sil
    2. Önce silah yaparsanız refahı yakalayamayabilirsiniz ama refahı yakaladıktan sonra yaparsanız o zaman refahı artırabilirsiniz. Bir de o yaptığınız silahları bir yerlere satacak ya da en azından onu bir yerlerde kullanacak gücünüz olmazsa yine bir şeye yaramaz.

      Sil
  20. Sayın Eğilmez.Verilerin kesin olmaması ve asıl nokta siyasal refah,sosyal hayatın huzuru gibi konularda kıyaslama yaparken metodunuzun mutlak kapitalist değerler içermesi,iyi ve kötü ve olanı 'öğretilmiş dünya zenginligi'üzerinden netleştirmek bilimsel değerlendirmede daha fazla başlık altında analiz etmeniz gerekliliğini ortaya koymuş.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne yazık ki Kuzey Kore veri yayınlamıyor. IMF üyesi olmadığı için oradan da veri elde etmek mümkün değil. Bu da sistemin bir başka handikapı. Eğer Kuzey Kore kendisine güvenen bir ekonomi olsa bütün verilerini açıklardı. Ama bırakın dünyayı kendi halkına bile duyurmak istemiyor.

      Sil
    2. Bir halkı aç bırakacak derecede sömürmek ve bilgiye erişimine engel olmak eğer başka tür bir refahın tanımı ise lütfen kalsın. K.Kore'nin hali belli. Fakirliğin getirdiği mutluluk diye bir kriter ile bakarsanız, evet K.Kore sizce de dünyanın en mutlu ve refah ülkesi olabilir. Aynen kendilerinin dünyanın en demokratik ülkesi olduğunu iddia ettikleri gibi. Kendi verdikleri rakamlar bile olsa olsa olası en iyi rakamlardır ve bunlara inanmak için bile insanın kendisini zorlaması gerek.

      Sil
  21. Bir araştırmamda güney korenin 1980'e kadar Türkiye'nin gerisinde olduğunu görmüştüm, kişi başı milli gelir olarak. 1980den sonra değişiyor her şey. Bu kadar kısa surede bir ülke süper olabiliyorsa, treni kaçırdık diye üzülmenin alemi yok. Biz niye yapmayalım, önce eğitim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dediğiniz gibi önce beşeri zenginlik ama zamanında.Ben hiç pazar günü kılınan cumanamazı görmedim...

      Sil
    2. Bu hafta sonuna doğru 1980'den itibaren Türkiye ile Güney Kore'yi kıyaslayan bir yazı yayınlayacağım. Yazı bitti, üzerinde çalışıyorum.

      Sil
  22. Sovyetler böyleydi, Küba böyle, Kuzey Kore de böyle. Sosyalizmin bir hata olduğunu artık kabul edelim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çin ? Murat Bey Çin'i neden yazmadınız ?

      Sil
    2. Sosyalizm'in veya sosyalizm adı altında ülke yönetenlerinmi bir hata olduğu tartışılır.Ah O NEFİS..

      Sil
    3. Bu yaklaşım Çin'i, hatta 1950 ve 60'larda ABD'nin birçok açıdan önünde giden Sovyetler Birliği'ni açıklamaz.

      Sil
    4. Avrupanin göbegindeki Fransayi gercek anlamda yakindan takip edenler Sosyalizmin kendilerine ne Kadar cok yakin oldugunu anlayacaklardir. Cok büyük tartismalar var aslinda.

      Ama Kapitalist algi yönetimi gözümüzü kör etmis sadece verilenleri aliyor ve yutuyoruz.

      Herzamanki gibi en son bizler anlayacagiz. tabii ati Alan üsküdari gecmis olacak.

      Sil
    5. Çin komünist mi?

      Sil
    6. Açıklar sayın hocam. O ülkeler ancak ve ancak kapitalizm ile rekabet ettikleri aşamada başarılı idiler. Yani karşı çıktıları kapitalizmin en temel özelliği olan rekabet sayesinde o gelişmeleri yaptılar. Bir de biliyorsunuz devrimlerin ilk yıllarında özveri vb hep daha çok olur ve büyük atılımlar yapılır. Sonra bu ateş söner ve gerçekler başlar. O nedenle ilk başta başarılı olmuş olsalar bile sonraki bu sürdürülememe olayı bizzat sistemlerindeki bir eksikliktendir.

      Sil

  23. Alternatif maaliyeti hesaplamak biraz da felsefik bir konu değilmi. Ayrıca alternatif maliyet hesaplama teknikleri de iyi bir bog yazısı olabilir mi?
    Saygılarımla

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet ama hesaplanabilir bir kavram. Belki böyle bir deneme yaparım.

      Sil
  24. bilgilendirici yazı için teşekkürler hocam. Güney Kore'nin sanayileşmesinin altında kendi sanayisini yabancı şirketlerin rekabet gücüne karşı koruması ve katma değeri yüksek sanayi ürünleri üretmeye dayalı bir sanayileşme programını akıl ve bilime dayalı bir eğitim sistemi ile birlikte başarabilmesi. Nitekim 1945 yılında Güney Kore'de okuma-yazma oranı %22 seviyelerinde iken 1961'de bu oran %71'e dayanmıştır. bu konuda Güney Koreli bir akademisyen olan Ha-Joon Chang'in 'Sanayileşmenin Gizli Tarihi' isimli kitabında Güney Kore'nin özellikle 1970'lerde uyguladığı ağır sanayiye dayalı kalkınma yoluyla nasıl geliştiğini ve kişi başı milli gelirini 5 kat artırdığını anlatmaktadır. Türkiye'nin acilen eğitim sistemini bilime dayandırıp katma değeri yüksek sanayi ürünlerin üretimine geçmesi gerekmektedir, aksi takdirde pazar ülkesi olmaktan kurtulamayacağız.

    YanıtlaSil
  25. Hocam alternatif maliyet diyoruz kuzey korenin balistik füze denemesi yapmasi diğer seylerden vazgeçmesi oluyor peki iranda füze denemesi yapiyor tüm dünya iranin yaptiği füze denemesinede karşi ABD iraninda kuzey koreninde füze denemesine karşi kuzey kore ve iranin arasindaki fark nee neden kuzey kore nin füze denemesi diğer ülkeleri bu kadar rahatsiz etti...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aynı durum İran için de geçerli. İran da rahatsız ediyor ABD'yi. Bir zamanlar neredeyse savaşa gireceklerdi. Önemli olan ABD'nin rahatsızlığı değil. İran'ın halkının refahını artıracak işlere para harcamak yerine nükleer silah üretimiyle uğraşması. Alternatif maliyet bu.

      Sil
  26. Hocam affınıza sığınarak.. " Güney Korelilerin kişi başına geliri Kuzey Korelilerin gelirinin yaklaşık 43 katı daha yüksektir. " demek aslında 44 katı demek. Siz 43 katıdır demek istediyseniz bu kullanım yanlış oluyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 40 dan sonrasını sayamamışım demek ki. Evet 44 katı.

      Sil
  27. Hocam aydınlatıcı yazı için teşekkürler. İlgi ile okudum. Tahminimce yakın gelecekte, abd bu kuzey koreyi vuracak. Sonuçta kontrol edilemeyen ve belirsiz güçte ülkeler abd için küçük sinek oluyor. Saygılar.

    YanıtlaSil
  28. Sayın Eğilmez yazınız için teşekkürler. İyi yönetim, iyi olmayan yönetim şekilleri yazınızda sanki rekabetin olmaması veya rekabet ortamının hazırlanamaması gibi gözüküyor. Gelişebilen toplumlar rekabet ortamını hazırlayabilen ve bunu devamlı yapabilen toplumlardır. Rekabet ortamı hazırlayamayan ülkeler gelişemezler. Rekabet ortamının hazırlanabilmesi için önce Yöneticilerin bir birlerine rekabet edebilmesi yani bir dan fazla yöneticinin yarışması gereklidir. Kuzey Kore'de bu gün seçimler olsa ikinci bir aday ortaya çıkabilir mi? Tek adayın olduğu ortamda seçim yapılabilir mi? Bu durumda yöneticiler rekabet ortamı yerine, Devlet - Bayrak - Ülke- Millet - Kuvvet - Güç gibi kavramları veya Din - İman - İnanç gibi kavramları gündem haline getirerek rekabet ortamını gündemden kaldırırlar. Düzgün Rekabet ortamı olan Ülkelerin gelişememeleri için bir neden göremiyorum. Tersine Düzgün Rekabet olmayan Ülkelerin gelişebilmeleri için bir neden göremiyorum. Acaba yanılıyor muyum?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yanıldığınızı sanmıyorum. Doğru tespitler.

      Sil
  29. Hocam, siz öyle olmadığını yazınızda belirtmiş olsanız da bazı yorumcular işi komünizm -hatta sosyalizm- ile kapitalizm karşılaştırmasına götürmüşler. Bir kere şunu belirtmek gerekir, komünizm bir ütopyadır ve bugüne kadar dünyanın hiçbir ülkesinde uygulanmamıştır, insanlığın bugünkü bilinç düzeyine bakıldığında ise en az 500 yıl daha uygulanabilir olması mümkün değil gibi görünüyor. Ne çöken Sovyetler Birliği ne de Kuzey Kore komünist değildi, değildir. Sovyetler Birliği politbüro tarafından yönetilen faşist bir diktatörlüktü, Kuzey Kore de tek adam tarafından yönetilen faşist bir diktatörlüktür. Başarısızlığı yöneticileri tarafından bile kabul edilen ve çok yakında global finansal bir krize girmesi kaçınılmaz olan vahşi kapitalizmin "komünizm öcüdür" propagandalarının ne kadar başarılı olduğu yorumcular arasında bile kendini gösteriyor.

    Gerçek komünizm gerçeten de öcüdür ama kapitalizmin para babaları için, din simsarları için, mafyatik örgütlenmeler için. Ne biz ne de torunlarımız gerçek bir komünist rejimde yaşama olanağı bulamayacağız ama dünyanın eninde sonunda kurtuluş için sarılacağı rejim komünizm olacaktır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben bu yazının oraya çekileceğini bildiğim için o notu koymuştum. Komünizm bir ütopyadır doğru ama kapitalizm de ütopyadır. Dünyada hiçbir ülke bütün üretim araçlarının mülkiyetini özel kesime bırakmamıştır. Bırakamamıştır.
      Sistem önemlidir ama yönetim de önemlidir. Kapitalizmin kötüsü yani ahbap çavuş kapitalizmi bugün dünyada en yaygın sistemdir.

      Sil
  30. Sayın Mahfi Eğilmez, yazdığınız yazılar,kitaplar ve uğraşınız bizleri aydınlatıyor.bakış açımızı değiştiriyor belki de seçimlerimizi,dolayısıyla yarınlarımızı etkiliyor. Umarım bu birikimleriniz bizi aydınlatmaya devam eder.Bizde vatana millete faydalı ve işini severek yapanlardan oluruz.ben şahsen bilgi paylaşımlarınız için Allah razı olsun diyorum. İyi Çalışmalar Diliyorum Üstadım.

    YanıtlaSil
  31. Yönetimler kıyaslamanız bence adil. Yalnız bir de sizin gözünüzden sistemler kıyaslaması yapmanızı isterim. Mevcut halimizi adına ne kapitalizmi dersek diyelim sonuçta kapitalizme ve sosyalizmle olan yarışına borçluyuz (jet uçaklar, MR cihazları hatta ay yarışı, bugün mars yönelimi vs) peki bu son yüzyılda işçi - sermaye kapışmasını mı izledik? yoksa sadece sermayenin yönetimi savaşlarını mı izliyoruz? Siz ce bir gün dünya hırsız kapitalizmden ya da katil komunizmden ayrı olarak insanca yönetilebilecek midir? Teşekkürler hocam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu dediğiniz tarihte hiç olmadı. Hiç bir sistemde. Geçmişte olmayan bir şeyin gelecekte olmasını beklemek biraz hayalcilik gibi.

      Sil
  32. Proleterya diktörlüğü için,Komünizm diktatörlük demek biraz cahillik oluyor.Adam Smith ile Marx Kıyaslamak ahlakçı kuramı zaten vahşi olan kapitalizmle iğdiş edilmiş çaresizliğin savunusu.2. Dünya savaşının şeytanı olarak görülen Hitler,Nazi iktisatcilarinin yanında bir melektir.Bu iktisatcıları var eden sosyal olgu kapitalist ahlak.şimdi ekonomi bilimcilerinin ürettiği işlevli programlar yarım yüzyıldır tekrar eden bir kopyadan ibaret gibi. Burda sonuç şu,zenginlik özgün bir durum değil yapay,bu yapaylığa direnmek insan onurudur.K.koreden sadece füze haberi ile yada dağılan sscb üzerinden yapılan magazin haber ile ideolojilerin çöktüğü kanısına varmak ortalama 60 70 yıl ömrü olan insan için yetersiz bir zaman.saygılarımla

    YanıtlaSil
  33. Hocam Güney Korenin bu gelişim süreci yanlış hatırlamıyorsam yaklaşık 25 yıllık bir süreci kapsamaktadır.Bu süreç ise bir bireyin eğitim süresine eşdeğerdir.Yani Güney Korenin bu başarısını eğitim altyapısını düzeltmiş olmasına bağlayabilir miyiz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tek başına değilse bile eğitimin bilimsel bir çerçeveye oturtulmuş olması bunda çok etkili oldu.

      Sil
  34. Iki Kore birlestigi taktirde kuzeyli isgucu guneyi cok daha yukarilara tasir. Kuzeyliler belki dunyadan bir haber ama robot gibi bir calisma disiplinine sahipler. Guneyin bilgisi ve kuzeyin disiplini cok konuda oncu bir ulke yaratabilir. Orwell'in 1984 romani K.Korenin kuruldugu sene yazilmis. G.kore icin en dikkat ceken ayrinti misyonerler araciligi ile protestanlasmasi ve Weber'i dogrularcasina is ahlaki gelistirmeleri. Mukemmel bir proje gibi duruyor birlesik Kore. Japanyanin 90'larda yapamadigini yapip dunya liderligine oynayabilir. Unutmamali ki Ingiltere az nufuslu ufacik bir ada ulkesiyken dunya imparatorlugu kurdu. Ingilterenin sanayi devrimi ile basardigini bilgi caginda Kore basarabilir. Caga uygun bir ekonomik imparatorluga donusebilir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yahu kuzeyin disiplini demissin de kardes adamlar korkudan disiplin sahibi. Guney disiplinsiz mi bak bakalim bi g.kore markalarina, yukaridaki verilere bunlar disiplin olmadan olacak seyler mi? Ben soyliyim dana birlesirlerse ne olacagini cevap daha kotu bir ulke her anlamda.

      Sil
    2. Birleşme sürecinin zamana yayılması gerektiğini söylüyorlar. G.Kore yöneticileri eğer bu olursa bile yavaş olması gerek dediler. Kore'de Hıristiyanlık ilginç bir geçmişe sahip ama ülkede çoğunluk Budist. Protestanlar %20 falandır, Katolikler de %10 civarı. Bu karışık ahlaki sistem de sorunlar yaratıyor. Protestanların daha zengin olduğu doğru ki diğer kesimler onlarla yarışmak durumunda kaldı. Weber'i görüşlerinde gerçek payı varmış diyorum ben de.

      Sil
  35. Sizce Kore birleşir mi

    YanıtlaSil
  36. hocam, s.s.c.b de sosyalist bir ülkeydi ve güçlüydü. ağır sanayisi vardı ve üretiyordu. ancak her sosyalist devlet gibi milli güvenlik kaygılarıyla hareket ettiğinden ve tüm kurgusunda bu anlayışın büyük etkileri olduğundan dolayı toplumsal refah düzeyini sürekli artıramadı ve dağıldı. fakat gerçekten bir döneme süper güç olarak damgasını vurabildi. kuzey kore ise süper güç olamadığı gibi iktisadi bir güç de olamadı ki zaten iktisadi güç olamadan süper güç de olunmaz elbette ki!. sizce k.kore neden bir s.s.c.b gibi güç olamıyor?. saygılar hocam..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kuzey Kore, SSCB'nin bir eyaleti kadar ancak.

      Sil
    2. Öte yandan Rusya'yı küçümsemeyin. Dünya çapında yazarları, müzisyenleri, bilim adamları, ressamları, sanatçıları olan bir ülkedir Rusya. Size bir ağızda birçok Rus yazar, besteci, vb sayabilirim ama tek bir Kuzey Koreli sanatçı, yazar vb adı söyleyemem.

      Sil
    3. haklısınız hocam, rusların çok köklü bir devlet kültürü ve tarihleri vardır. çok sayıda bilim adamı akademisyen stratej sanatçı yetiştirdi ve halen de yetiştiriyor.

      Sil
  37. Sevgili hocam, 1950'deki Abd öncülüğündeki müdahale Nato değil Birleşmiş Milletler üzerinden yapılmıştı. Türkiye Birleşmiş Milletler barış gücüne katılıp Nato'ya girmenin fiziki ve zihinsel altyapısını oluşturdu. Konuyla ilgili William Hale-Turkish Foreign Policy since 1774 kitabını tavsiye ederim detaylı incelemeler için tabi Uluslararası İlişkiler temelli olarak.
    Paylaşımız için ayrıca teşekkürler
    Saygılarımla,
    Semih

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Minareyi calmak isteyen kilifini da hazirlamis yani..

      Sil
    2. Evet gerekli düzeltmeyi yaptım teşekkürler.

      Sil
  38. Kuzey koreye akp iktidarı gerek!!!

    YanıtlaSil
  39. Sn Mahfi bey ; piyasada barter talebi artmış tan ne anlamalı?...likidite sıkıntısı mı var acep ki?... hürmetler...

    YanıtlaSil
  40. Tüm örnekleriyle beraber sosyalizm başarısız olmuştur. Bu başarısızlığın sebebi sovyetlerin çöküşünden çok önce Ludwig von Mises tarafından yazıldı. Önce sistemimizin felsefesi düzgün olmalı ki pratiği başarılı olabilsin. Gerçek şu ki sosyalizmin felsefi temelleri bile sakattır.
    Bu başarısızlığı yönetime yıkıp sistemin kendisi sorgulanmadıkça bu yanlışlık çözüme kavuşamayacak, venezüela, kuzey kore gibi örnekler tükenmeyeceklerdir.

    Ludwig von Mises'in Sosyalizm kitabını okuyabilir sosyalizmde ekonomik hesaplama sorunu (socialist calculation problem) hakkında bilgi edinebilirsiniz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. kapitalizm çok mu insan temelli bir sistem sanki!. küresel efendiler hangi sistemi isterlerse o sistem meşrulaşır. bence dünya hiçbir zaman istenilen sistemi üretemedi. çünkü sadece 5 lik bir azınlık karar verdi ve %95 lik kesimde bu azınlığa çalışmaya mahkum olduğundan
      ötürü sistem filan düşünmek gibi ne zamanı ne de eğitimi olabildi. bence kapitalizm sistemlerin en kötüsüdür. dünya kapitalistleştikçe sömürü patlamıştır. devletler borç batağındadır bugün..

      Sil
    2. Kuzey ülkelerinin bazıları uzun süredir sosyalist yönetimlerce yönetiliyor ve son derecede başarılılar.

      Sil
    3. Sözkonusu başarı insanların şartlandığı eski ideolojik ayrılıkların bu yüzyılda devam etmediği, hükümetlerin farklı sistemleri farklı politikalar üretmek için nasıl birarada kullanabilecekleri,malum sistemlerin tek başına çözüm üretmeye yetmeyeceğini anlayabilenlerin başarısı.

      Sil
    4. hocam galiba sadece sisteme bakmamak gerekir bir de sistemi uygulayanların bilgisine becerisine ve anlayışlarına da ayrıca bakmak analiz etmek gerekir. cumhuriyet rejimi bana göre güzel bir sistem fakat 1950 sonrasındaki uygulamalara baktığımız zaman ne hale getirildiği ortada!. her sistemin kendine has güçlü-zayıf yönleri vardır. insanlar güçlü yanlarını daha da geliştirip zayıf yanlarını azaltacak fikirler geliştirmiyorsa ve niyetler sistemi bitirmek olunca ya da tamamen dar tabanınn menfaatleri üzerine argüman yapılınca sisatem giderek tırmıklanıyor ve dejenerasyona uğruyor. tıpkı son 65 yıldı ülkemizde olduğu gibi hocam. saygılar...

      Sil
  41. Sn. Eğilmez bu yazınız da önceki yazılarınız gibi çok güzel bir yazı. Yazılarınızı genelde 3 gün sonra okuyabiliyorum. Aylar sonra bu yazıya yetişip yorum yapabildim. İzninizle küçük bir katkıda bulunayım ve bir parça da bir sonraki yazınızdan pay çalayım.
    Kore, uzun bir süre 20. yüzyılın en acımasız sömürge idaresinde yaşamış talihsiz bir ülke. Japon işgali bittikten sonra, Soğuk Savaş’ın Berlin Ablukasından sonraki ilk büyük krizi Kore Savaşı oldu. Bu savaşın ilk bölümünde (1950-1951) oldukça akıcı olarak harp edilse de, daha sonra savaş Kore’yi mahveden bir yıpratma savaşına dönüştü. Seul, savaş boyunca 4 defa el değiştirdi. Her el değiştirmede taraflar, muhalif gördüğü kişileri katletti. Savaş bittiği zaman Kore’de az orandaki eğitimli nüfusunun bir bölümünü yitirmişti. Daha önce Japon idaresi altında insanlar üzerinde biyolojik silahlar denenmiş, sonuna kadar sömürülmüş bir ülkenin halkının, Kore Savaşından sonra ayağa kalkmaya çabalaması bile müthiş bir gayrettir. Ne yazık ki Kuzey Kore bu gayretinde başarılı olamadı. Komünizm kisvesi altında bir aile ülkeyi kendi bildiği gibi 60 yılı aşan bir şekilde yönetir durumda. Ülkenin rejimine en yakın rejim olarak tanımlanan Stalinizm dahi bu rejime uzak bir rejim.
    G.Kore ise ABD’nin önemli bir Soğuk Savaş karakolu olması nedeni ile, bu dönemde neredeyse ABD’nin bir eyaleti gibi yönetildi. Bu dönemde rejim demokrasi değil askeri bir dikatörlüğe benzer bir rejimdi. Ama G.Kore dinsel hoşgörü ve insan kaynağının gelişimi için sürekli yatırım yaptı. Harabe olmuş bir ülkeden, rekabetçi ve teknolojide ileri bir ülke yarattı. Bütün bunları da ABD’ye karşı durarak , doğrudan ülke üzerindeki etkisine meydan okuyarak değil, yavaş yavaş sabırla yaptı. 70 yıl önce harap olmuş, insanların sokakta kurşuna dizildiği Seul bugün dünyanın oransal olarak en yüksek doktoralı nüfusuna sahip şehri. Çok selamlar, sevgiler ile. Burak Köylüoğlu


    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. Yorumunuzla katkı sağladınız.

      Sil
    2. G.Kore'nin gelişimi sürecinde atlanmaması gereken bir nokta var: zorla istikrar. Yani Park denen darbeci adam yüzünden (ya da sayesinde) dikkatlice planlanan bir devlet güdümlü kapitalizm süreci yaşadılar. Evet, hep dediğiniz gibi eğitime ve bilime yatırım vardı ama aynı zamanda Park zulmü ile grevsiz, haksız hukuksuz bir halk sömürüsü de vardı. Yani uzun süre zorlukla yaşayıp sonunda Hyudaileri Samsungları yaptılar. Şimdi bizdekiler de aslında bunu amaçlıyorlar. Yani bir anlamda niyetleri kötü değil. Ülke kalkınsın istiyorlar ve bunun için demokrasinin istikrarsızlık getireceğini düşünerek onu askıaya alarak bunu yapmak istiyorlar. Bizimkilerin yapmak istediği yöntemdeki esas sorun bu tekniği 21.yy'da yapmaları. Oysa Kore 1950lerde başlayan ve Soğuk Savaş'ın yaşandığı bir süreçte, darbeler ve grev kırmaların sıradan olduğu bir dönemde bunları yaptı. Aslında biz de aynı dönemde aynı acıları çektik ama bizim acılarımıza paralel olarak kalkınma hamlesi aynı değildi. Bugün o modeli 75 sene geriden uygulamaya çalışmak gibi bir sorunumuz var. Kalkınmanın başındakileri görmezden gelecek bir Batı yok artık. Yani varsa bile aynı değil. Bugün insanlara aynı şekilde davranamazsınız; kaçarlar. Bu da modelimizin çöküşü olacak ve yaklaşık 20 yıl kaybedeceğiz.

      Sil
  42. hocam, sanayi 4.0 devrimiyle sanırım önce batı kapitalizmi sonra da muhtemelen adım adım dünya ekonomisi albert Einstein ın kuantum prensibini açıklayan görecelilik teoremine göre şekillenecek!. giderek kitlesel üretim - kitlesel tüketim döngüsü bireysel üretim-bireysel tüketim döngüsüne dönüşecek gibi geliyor bana hocam. bu konudaki düşünceniz nedir hocam?. saygılar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şimdilik bunlar sadece futurizmin konusu gibi. Ama gidiş de o yönde görünüyor.

      Sil
  43. sayın hocam kuzey korenin sosyalizmle yönetildigini nerden çıkardınız.tek parti rejimi ve tek parti seçime gidiyor.bu nasıl sosyalizm.ülke tek bir çocugun agzının,egosuna kibrine bırakılmış,dedigim dedik çaldıgım düdük rejimi ile yönetiliyor.aynı bizim hükümet gibi.muhalefet ve eleştiri sevilmiyor.buna sosyalizm diyemezsiniz .BUNUN ADI DEDİDİGİM DEDİK ÇALDIGIM DÜDÜK SİSTEMİ. krallık rejimide diyebiliriz.siz burda biraz sanki kapitalizm propagandası yaptınız imajı uyandırdı bende.iyi günler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bunun böyle anlaşılmaması için yazının sonuna eklediğim notu sanırım atlamışsınız.

      Sil
  44. Kuzey Kore'de yaşayan Endonezyalı bir diplomatın gizli youtubeda yayınlanan çekimlerini izlerseniz aradaki farkı net bir biçimde görebilirsiniz, söz konusu çekimler gündelik yaşam üzerine tamamen objektif olarak yapılmış özellikle market alışverişlerini izlediğinizde şok olabilirsiniz.En gelişmiş şehri dünyaya açılan yüzünde bile sokaklarda çok az otomobil var, marketlerde alış veriş yapan insan yok, evler tek tip, standart evler öyle Batı ambargo uyguluyor falan diye kimse kendini kandırmasın , resmen hanedanla yönetilen, insanların açlıkla boğuştuğu ülke

    YanıtlaSil
  45. Hiç okumadığım Das Kapital'i okuma isteği geldi. Anlaması zor bunu biliyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Das Kapital. Okunması zor, anlaşılması da zor bir kitap ama çok önemli ve ne pahasına olursa olsun okumak lazım.

      Sil
  46. Hocam Merhaba,
    Yazılarınızı beğeniyle okuyor, kaleminize sağlık.
    Türkiye ve AB karşılaştırmalı Enerji konulu bir yazı yazıp bizi aydınlatırsanız çok memnun oluruz.
    En içten dileklerimle. Saygılarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. Çok önemli bir konu ama sanki enerji ekonomisi uzmanları yazsa daha iyi olur gibi geliyor.

      Sil
  47. Ihracat gecen senenin ayni donemine gore 30%'den fazla rekor oranda artti. Demekki neymis ihracati arttiran parite felan degil kurun kendisiymis. Binlerce yillik dis ticareti, bilimle degil de bankaci (ac)gozlugu ile yorumlayinca komik duruma dusuluyormus.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İthalat ne olmuş? O da %30'dan fazla düşmüş mü?

      Sil
    2. Aynı dönem derken ortasında darbe teşebbüsü olan Temmuz ayını mı kastediyorsunuz?

      Sil
    3. "Ortasında darbe teşebbüsü olan aylarda ithalat-ihracat rakamları" tarzında bir yüksek lisans tezi yazılabilir aslında...

      Sil
    4. Adsiz 21:33, ihracat artarken ithalat dusmez. Ihrac sanayi mallarinin ortamala 40%'i ithal ediliyor. Bunu dusurseniz dusurseniz 30%'e dusurebilirsiniz, yani 100 birim ihracat yapiyorsaniz en az 30-40 birim ithalat yaparsiniz.

      Reel ekonimiyi, uretimi bilmeden iktisadi yorum yapmak insani komik durumlara dusurur. Hicbir kurum, '5 araba siparisi aldik, haydi o zaman 5 ton celik ithal edelim' demez. Hammadde ya da yari mamul stoklanir. Ihracat ise caridir. Isletmeler donemsel olarak stok eritir, ya da stok biriktirir. Uretim arttiginda
      genellikle stok biriktirilir. Ekonomik durgunluk donemlerinde ithalat bicak gibi kesilir (stoklar eritilir). Ithalat artisina bir de bu acidan bakin.

      Adsiz 02:38, darbe tesebbusunun ekonomiye etkisi mi olmus? Siz bu blogu pek incelemiyorsunuz herhalde. Bu blogu takip etseydiniz, 2017 makro verileri, kur, diger gelismekte olan ulkeler vs. degerlendirilirken darbe tesebbusune neredeyse yer verilmedigini, ustun koru gecildigini gorurdunuz. Isimize geldiginde darbe tesebbusu, isimize gelmediginde kotu ekonomi yonetimi dersek bu bilimsel olmaz baska bir sey olur. Bu blogda lutfen boyle bilimsellik disi yorumlar yapmayin.

      Sil
    5. Nasıl baktığınıza bağlı.
      http://www.paraanaliz.com/2017/ekonomi/bakanlik-acikladi-dis-ticaret-acigi-yuzde-80-artti-14669/

      Sil
    6. Adsız 11:09

      Yaptığınız müthiş yorumlarla karşınızdakileri komik durumlara düşürmekten yorulmadınız mı? Özellikle "İhracat artarken ithalat düşmez" cümleniz beni benden aldı ve çok komik bir duruma düşürdü. Neyse, dış ticaret fazlası olan ülkelerde nasıl oluyor da ihracat ithalattan fazla oluyor, sorup daha da komik bir duruma düşmiyim bari.

      Sil
    7. Adsiz 12:23, ihracat ithalattan fazla olabilir. Bu baska bir konu. Dogal kaynaga dayali ekonomiler de, (cogu konuda oldugu gibi) bu kuralin disindadir. (Ancak bu ulkelerde de ihracat artisi hanehalki gelirlerini arttiriyorsa gene ithalati arttirir.) Ortalama bir ekonomi icin ihracat niceliksel olarak arttiginda ithalat da artar. Buyumenin yolu budur.

      Bunun sebebini merak ediyorsaniz "karsilastirmali ustunluk" (comparative advantage) teorisini arastirabilirsiniz. Oldukca eski olda bile, gunumuz uluslarasi ticareti icin halen gecerli olan bir teoridir.

      Sil
    8. evet ihracat arttı ama ithalattan bakıyoruz da hiç bahsetmiyorsunuz. dış ticaret açığı sadece temmuzda yaklaşık 9 milyar dolara dayanmış. ihracatın ithalatı karşılama oranı temmuzda %60 in bile altına inmiş. sonra bizim ihracatımız maalesef çok düşük katma değerli durumdadır. her 100 birimlik üretimin 70-75 ini ithal etmek durumunda olduğunuz çarpık yapıyı değiştirmezseniz ihracatınız artarken ithalatınız çok daha hızlı artar ihracatınız düşerken ithalatınız daha yavaş ve az düşer. büyüme ivmesi yakalarsanız cari açığınız artar, büyüme ivmeniz zayıflarsa istihdam hızla daralır ve işsizlik hızla büyür ve sorunlar çok daha görünür hale gelir. yani türkiye büyüse de büyümese de her halükarda ciddi sorundur çünkü sorunlar üreten yapısallıklarına hiçbir şekilde radikal operasyonlar yapılmamaktadır. esas sorun anlayışlardadır. bunu artık anlamamız gerekiyor.

      Sil
  48. Hocam Yunanistan tahvilleri %4-5. Sizce şu durumda Türk tahvilleri mi yunan tahvilleri mi daha cazip riskle kıyaslandığında?

    YanıtlaSil
  49. Hocam, sistemin komünizm yada kapitalist olmasından çok, hoyratça mantıksız kullanımı ve yozlaşması genel sorun. Yoksa sosyalist sistemi çok iyi kullanan tarihte örnekler mevcut tabi ki, mesela Yugoslavya; Bir zamanlar dünyanın en saygın ülkelerinden biriydi, refah ve eğitim seviyesi de çok yüksekti. Öyle ki hala şu anki ekonomik durumda bile ex-yugo ülkelerinde ingilizce bilen, eğitimli insan sayısı şaşırtıcı derece yüksek. Sonuçta her turlu yönetim sistemi birer araçtır. Nasıl kullandığınız ve ne amaç için kullandığınız önemli.

    YanıtlaSil
  50. Hocam Çok teşekkürler değerli yazınız için. İletişim çağında, endüstri 4.0'ın hayata geçtiği bir dönemde planlı ekonominin uygulanabilirliğine dair bir yazı paylaşabilir misiniz?

    YanıtlaSil
  51. Yalın, yargısız yazınız ve bugün de yeni şeyler öğrettiğiniz için teşekkürler..

    YanıtlaSil
  52. Sevgili Hocam; G.Kore'nin GSYH bizimkinin neredeyse 2 misli ( Türkiye 2016 - GSYH 857 Milyar.-USD ) Kişi başına milli gelirde de benzer oranlar mevcut. Hal böyle olduğu için mi G.Kore Samsung-Lg-Kia vs. gibi markaları varken biz yerli ve milli markalar çıkaramıyoruz ya da böyle markalar çıkaramadığımız için mi Milli gelirimiz ve hasılamız G.Kore'ye nazaran daha düşük?

    YanıtlaSil
  53. Daron Acemoğlu'nun Ulusların Düşüşü adlı kitabında böyle örneklere çok rastlanmaktadır. ABD-Meksika sınırı ve sınırın böldüğü iki bölge arasındaki farklılıklar müthiş şekilde analiz edilmiş.

    YanıtlaSil
  54. akp, trt yi tayyip radyo televizyon haline getirdi. trt ye verdiğimiz %2 lik paylar sürekli yandaşlara sözde yapımlar adı altında peşkeş yapılıyor. g.s.s adı altında katılım payları adı altında sgk farkı adı altında gerçek olmayan manşet enflasyon üzerlerinden sürekli ceplerimize takılan hortumlardan sömürülüyoruz. köprüymüş yok yolmuş yok havaalanıymış gibi betonlaşmalarla rantlarla sömürülmeye tam gaz devam. dünyanın en aptal halkıyız. böyle halkı bırakır da tayyip ve akp si gider mi?. enayi mi?. dünyada bu kadar salak bir halkı başka hiçbir yerde bulamazlar. belki ortadoğuda bulabilirlerdi. ama gerek kalmadı çünkü sonunda ülkemizi de Ortadoğu ülkesi halin getirdiler. her halk hak ettiği şekilde yönetilir. biz de hak ettiğimiz şekilde yönetiliyoruz. bozuk ve ahlaksız bir toplumuz ve karşılığımızı da en iyi akp de buluyoruz. durmak yok kaz gibi yolunmaya devam!.

    YanıtlaSil
  55. Hocam füzenin yüksekliği 3000 km değil 3000 metre yükseklik olacaktı

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...