24 Eylül 2019 Salı

IMF ve Türkiye

IMF'nin Amacı
Kuruluş amacı ülkelerin karşılaştığı geçici ödemeler dengesi krizlerini gidermek ve onların ithalat kısıntısına gitmemelerini sağlayarak dünya ticaretinin daralmasını önlemek olan IMF 1944 yılında kuruldu.

IMF, kapitalist ekonomi sisteminin temel önermelerinden birisi olan uluslararası ticaret artışının dünya refahını artıracağı ilkesi (karşılaştırmalı üstünlükler kuramı) doğrultusunda çalışan üç kurumdan birisidir. Dünya Bankası, gelişme yolundaki ekonomilerin altyapı yatırımlarını destekleyerek onların dünya ticaretine ortak olabilmeleri misyonunu, Dünya Ticaret Örgütü (WTO) ise uluslararası ticaretin rekabet ve hukuk kurallarına göre çalışmasını sağlamak misyonunu üstlenmiş öteki iki kurumdur.

IMF’nin 189 üyesi vardır. Türkiye, IMF’ye 1947 yılında üye olmuştur.

IMF'nin Kaynakları
IMF’ye üye olan ülkelerin, ekonomik güçlerini yansıtacak bir formülle hesaplanan kota yükümlülüklerini IMF’ye taahhüt etmesi ve belirli bir miktarını yatırması gerekmektedir. Kota, bir çeşit sermayeye katılma payıdır. IMF’deki kotalar toplamı 477 milyar SDR’dir (SDR ya da özel çekme hakları hem bir rezerv türü hem de IMF’nin hesap birimidir. Dolar, Euro, Yuan, Yen ve Pound Sterlin’in belirli ağırlıklarda bir sepette toplanmasıyla oluşturulur.) Bugün itibariyle 1 SDR 1,385 dolara eşit olduğuna göre kotalar toplamı 661 milyar dolar etmektedir. Türkiye’nin IMF’deki kotası 4.658,6 milyon SDR yani 6,455,6 milyon dolardır.

IMF’nin temel kaynağı kotadır. Maliyetsiz olduğu için IMF’ye son derecede rahat bir hareket alanı sağlar. Bununla birlikte bu kaynak IMF’ye bazı hallerde yetmez. O nedenle de zaman zaman borçlanma yoluna gider. IMF, piyasadan borçlanmaz, üye ülkelerden zengin olanların Merkez Bankalarından borçlanır. IMF, yeni bir borçlanma fonu kurulması için üye ülkelerden yetki almıştır. Türkiye de bu fona 5 milyar dolarlık katkı yapmak üzere taahhütte bulunmuşsa da IMF, Türkiye’den katkı almamıştır.

Kotanın önemi başlıca üç alanda ortaya çıkar: (1) IMF’deki oy gücü kotayla belli olur. Türkiye’nin IMF’deki oy sayısı 48.051’dir. Bu sayı Türkiye’ye IMF’de yüzde 0,95 oranında oy gücü sağlar. En yüksek oy gücü yüzde 16,52 ile ABD’ye aittir. (2) Ülke IMF’den destek almak istediğinde desteğin hesabı kotaya göre yapılır. Bu genel kural son yıllarda sürekli olarak özel uygulamalarla aşıldığı için eski önemini yitirmiştir. (3) Ülke, IMF’den rezerv (SDR) tahsisi istediğinde bu tahsis ülkenin kotasına göre yapılır.

IMF'nin Organları
IMF’de üç önemli organ vardır: Guvernörler Kurulu, İcra Direktörleri Kurulu ve Başkanlık. IMF’yi bir anonim şirket gibi düşünürsek Guvernörler Kurulu, anonim şirketteki genel kurula, İcra Direktörleri Kurulu, anonim şirketteki yönetim kuruluna ve IMF Başkanı da anonim şirketteki genel müdüre (ya da CEO’ya) benzetilebilir.

Guvernörler kurulu yılda iki kez toplanır ve IMF’nin kuralları, yönetim şekli gibi genel politika konularında karar verir. İcra direktörleri kurulu IMF’nin guvernörler kurulunun gösterdiği yönde yönetiminden sorumludur. IMF uzmanlarının yaptığı ülke değerlendirme raporlarını inceler görüş bildirirler. Ülkelerle yapılacak düzenlemeleri onaylarlar. IMF Başkanı, IMF’nin günlük yönetimi icra direktörleri kurulu kararları çerçevesinde yürütmekle sorumludur.

Guvernörler kurulu her üye ülkenin belirleyip IMF’ye bildirdiği bir guvernör bir de vekilinden oluşur. Ülkeler genellikle Maliye / Hazine Bakanlarını ya da Merkez Bankası Başkanlarını IMF’ye guvernör olarak yollarlar.

İcra direktörleri kurulu 24 kişiden oluşur. Bunların 5’i atamayla (ABD, Japonya, Almanya, Fransa ve İngiltere) 3'ü tek başına seçimle (Çin, Rusya ve Suudi Arabistan) 16’sı da geri kalan 180 ülkenin oluşturduğu grupların kendi aralarında yapacağı seçimle belirlenir.

Türkiye'nin IMF'de Temsili
Türkiye IMF’de Avusturya, Beyaz Rusya, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Kosova, Slovak Cumhuriyeti ve Slovenya ile birlikte bir grup (constituency) oluşturmaktadır. Bu grupta oy oranlarına bakılarak İcra direktörü ve icra direktör vekili görevleri Türkiye ile Avusturya arasında dönüşümlü olarak değişmektedir.

Türkiye’yi IMF Guvernörler Kurulunda Guvernör olarak Hazine ve Maliye Bakanı ve Guvernör Vekili olarak da Merkez Bankası Başkanı temsil etmektedir.

Konsültasyonlar ve Ülke Raporu
IMF, yerine gönderdiği ekiplerle, üye ülkelerde yılda bir kez konsültasyon çalışması yapar. Bu çalışma sırasında IMF uzmanları ekonomik verileri toplar bunları ülke ekonomisinin yetkilileriyle görüşür ve tartışır. IMF heyeti Türkiye’de konsültasyon amacıyla bulunduğu sırada iş dünyası temsilcileri, işçi temsilcileri, parlamenterler, Hazine ve Merkez Bankası’nın eski yöneticileri ve ekonomistlerle görüşerek ülke ekonomisi hakkında bilgi toplar ve elde ettiği bilgileri değerlendirerek ulaştığı sonuçları ülke değerlendirmesi raporuna yazar. Resmi görevliler dışındaki görüşmelerde Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın bir görevlisi de hazır bulunabilir. Bu konsültasyonun yapılma şekli ve gerekçesi IMF'nin Anasözleşmesinin 4. maddesinde yer aldığı için bu rapora "Article IV Consultation Report" (Dördüncü Madde Değerlendirme Raporu) denir. Uzmanlarca hazırlanan bu rapor İcra Direktörleri Kurulu'nda görüşülüp onaylandıktan sonra ilgili ülkeye verilir.

IMF Destekleri ve Aldığı Faiz
IMF, ödemeler dengesi sıkıntısına düşen ya da böyle bir sıkıntıya düşmesi konu olan üye ülkelere çeşitli destekler sağlar. Bunlardan en yaygın kullanılanı stand by düzenlemesidir (SBA.) 1 ile 3 yıl arasındaki bir dönemi kapsayan bu düzenlemeyle ülkeleye bir yandan kotasıyla orantılı bir maddi destek sağlanırken bir yandan da yapılan programla politika desteği sağlanmaya çalışılır.

IMF’nin stand by düzenlemelerinde uyguladığı faiz oranı basit faiz oranı adı verilen düşük oranlı bir faizdir. Bu oran borç alan ülkenin kotasının yüzde 300’üne kadar olan borçlanmalar için aynıdır. Kotanın yüzde 300’ünü aşan borçlanmalar için 3 yıla kadar 2 puan, 3 yıldan sonra 3 puan ek faiz uygulanır. Buna ek olarak her borçlanma için bir taahhüt ücreti ödenir. Taahhüt ücreti her 12 ayda bir uygulanır. Kotanın iki katına kadar kullanımlarda 0,15 puan, iki kat ile on kat arası kullanımlar için 0,30 puan ve on katı aşan kullanımlar için 0,60 puan taahhüt ücreti alınır. Bunlara ek olarak her kredi çekilişinden 0,5 puan hizmet ücreti alınır.     

Türkiye'nin IMF ile Stand By Düzenlemeleri
Aşağıdaki tabloda Türkiye’nin üyeliğinin başladığı tarihten bugüne kadar IMF ile yaptığı stand by düzenlemelerinin dolar cinsinden tahsis ve kullanım tutarları yer alıyor. 

Tarih
Süre (Ay)
Tahsis  (Milyon USD)
Kullanım (Milyon USD)
1
1961
12
57
24
2
1962
9
47
23
3
1963
11
33
33
4
1964
11
33
29
5
1965
12
33
-
6
1966
12
33
33
7
1967
11
41
41
8
1968
9
41
41
9
1969
12
41
15
10
1970
12
136
136
11
1978
24
453
136
12
1979
12
378
347
13
1980
36
1.888
1.888
14
1983
12
340
85
15
1984
12
340
255
16
1994
14
923
696
17
1999
36
22.707
17.726
18
2002
36
19.360
17.990
19
2005
36
10.060
10.060
Toplam
56.942
49.557

Tabloya göre bugüne kadar IMF, Türkiye’ye 19 stand by düzenlemesi eşliğinde toplam 56,9 milyar dolar destek tahsis etmiş, Türkiye, bu toplamın 49,6 milyar dolarlık bölümünü kullanmıştır. 1980 yılına gelene kadarki kullanımlar son derecede düşüktür. Çünkü unutmamak gerekir ki Türkiye’nin o tarihlere kadar başlıca ihraç ürünleri fındık, kuru üzüm, incir gibi tarımsal ürünler ve az sayıda sanayi ürünüdür. Hava koşulları kötü gidip de mahsul düşük olunca ihracat düşmekte, Türkiye ödemeler dengesi sıkıntısına girip ithalat yapamaz konuma gelince IMF’nin kapısını çalmaktadır. 25 – 30 milyon dolarlık desteklerle ekonominin kalkınmasını beklemek tuhaf olur. 1980 yılındaki nispeten büyük destek 24 Ocak kararları ve ekonominin 70 cent’e muhtaç halden kurtarılması amacına dönüktür. 1994 yılındaki destek tümüyle o yıl yaşanan ve büyük ölçüde kendi hatalarımızdan kaynaklanan krizden kurtulmak için alınmıştır. 1999 sonunda başlayan ve 2008 yılında sonuçlanan kredilerin kullanımı ise 2001 krizine giden gelişmeler, 2001 krizi ve sonrası için kullanılmıştır. 

Türkiye 2005 yılındaki son Stand By Düzenlemesinin 2008 yılı Mayıs ayında tamamlanması sonrası IMF programından çıkmış ve normal konsültasyonlara tabi konuma gelmiştir.

IMF’nin İki Önemli Sorunu
IMF, bugünkü görünümü itibariyle, kapitalizmin temel kuralı olarak kabul edilebilecek olan “parayı veren düdüğü çalar” ilkesinin tam anlamıyla uygulamaya geçtiği bir kurum görünümündedir. 1990’lara kadar bağımsızlığını bir ölçüde korumuş olan IMF, bu tarihten sonra ABD Hazinesi’nin bir uzantısı gibi çalışmaya başlamıştır. Bunun temel nedeni ABD’nin oy gücünün yüzde 17 dolayında olması ve IMF’nin bazı önemli kararları alabilmesi için en az yüzde 85 oy desteğine sahip olma zorunluluğudur. Her ne kadar IMF Başkanı Avrupalılar arasından atansa da ABD’nin özellikle kota artırımlarındaki etkisi kaynak artırımı ihtiyacı duyan IMF’yi ister istemez ABD’nin güdümüne sokmaktadır.

IMF’nin bugünkü sorunlarından birisi de kapitalizmin küreselleşmeyle değişen altyapısına uygun politikalar ve sistemler üretememiş olmasıdır. Kurulan onca komiteye, çalışma grubuna karşın denetimi sıkılaştırmaktan öteye somut bir sonuç ortaya çıkmış değil. Sermaye hareketlerinin serbest bırakılmasını ana felsefesi olarak ilan eden ve yıllarca bu iş için uğraşan IMF’nin bu çabası tam da istediği gibi sonuçlandı. Ne var ki bu gelişmenin sonucu olarak sermaye hareketlerinin küresel düzende serbestleşmesinin yaratacağı sorunları hesaba katıp ona göre bir sistem çerçevesi oluşturamamış olduğu açık biçimde ortaya çıktı.

62 yorum:

  1. Hocam IMF in gelir idaresi başkanlığının özelleştirilmesinin isteğiyle ayyuka çıkan emperyalist hareketleri,2006 da yeni bir standby konusunda uzlaşmamızı engelledi. Buradaki Türkiye'nin duruşunu nasıl buluyorsunuz? Nitekim 2008 den sonra kapılarını calacagimiz düşünüldü. 2000 2001 krizin de bankacılık alanında aldigımiz önlemler sayesinde 2008 küresel finans krizini hafif hasarla atlattık diyebiliriz. 2013 te borcumuzu bitirdik. 2016 da bir yandan artan enflasyon, yukselen döviz kuru işsizlik, terör sorunu, rusyayla yaşanan uçak hadisesi belimizi bükerken diğer yandan da imf in kota payımızı arttırması manidar değilmidir? imf in turkiyeye adeta üstü kapalı gelin çağrısı yapması malumunuz Türkiye'yi cok sevdiklerinden değildir. İmf in şu sürecte bahsettiğiniz konsultasyon görüşmeleri pek masum bir görüşme değil gibi. Planları var. Şu süreçte muhalefetin, iktidarın uluslarası organizasyonlara karşı beraber hareket etmelerini daha elzem görüyorum. Bilmiyorum siz nasıl düşünüyorsunuz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kusura bakmayın ama bu anlattıklarınız ya komplo teorisi ya da eksik bilgiden kaynaklı görüşler.
      Türkiye'nin 2006'da yeni bir stand by talebi olmadı.
      IMF, gelir idaresinin özelleştirilmesini değil özerkleştirilmesini istedi. Benim buna itirazım vardı. Bence özerkleştirilmesi gereken gelir idaresi değil vergi denetimidir. Yani vergi denetimi siyasetten bağımsız olmalıdır.
      Kota payımızın artırılması bizim isteğimizdi.
      IMF, hiçbir zaman bir ülkeyi stand by için davet etmez. Ülke kendisi gider.
      Konsültasyon görüşmeleri her yıl yapılan rutin görüşmelerdir ve IMF bunu 189 üyesinin tamamıyla yapar.
      Eğer bir sıkıntımız varsa üyelikten ayrılmak serbesttir.

      Sil
    2. Hocam ekonomiyle ilgilenen ve yazılarınızı takip eden birisi olarak komplo teorisi diyerek kırıcı olmayalım da, ona eksik bilgi diyelim. Az önce okuduğum kitabın altını cizdigim bolumunu tekrar açtım 2009 da uzlasamamıştık sanırım 20.standby için. Yani biz bir yandan 2013 den beri imf e borcumuzu bitirdik diye övünüyoruz diğer yandan da imf den 2016 da kota payimizin arttırılmasinı mı istedik? Bu ikiliği medyadan görmemiz lazımdı. Muhalefet partilerinin de buna cevap vermesi gerekmez miydi? Şimdi siz uzayda mı yaşıyorsunuz dersiniz :) amacım sizinle burada düelloya girmek değil giremem de sadece tecrubeli bir bürokrat olduğunuz için sizden birşeyler öğrenmek istedim.

      Sil
    3. Komplo teorisi size ait anlamında söylemedim. Bunlar var zaten siz de onları duymuşsunuz büyük olasılıkla. Türkiye, IMD'de icra direktörlüğü almak için kotasını artırmak istedi. Öte yandan kota ekonominin büyüklüklerine göre belirlenen bir pay. GSYH'miz büyüdüğü için kotamız da arttı. Konu muhalefetle ilgili değil. IMF üyesiyseniz kota hesaplamasından kullanılan formüllere göre size biçilen kotayı kabul edip gereken ödemeyi yapmak durumundasınız.
      Düello söz konusu değil. Niye düello edelim?. Karşılıklı tartışıyoruz. Ki bu sağlıklı bir şey.

      Sil
    4. Hocam sağlıklı bir tartışma için sizin kadar tecrubeli olmam lazım. Merakımı gideriyorum sadece doğru bir kaynaktan.

      Sil
    5. Estağfurullah. Benim tecrübem IMF ile çokça müzakere etmiş ve görüşmüş olmamdan bir de IMF kitabı yazarken çok araştırıp okumuş olmamdan kaynaklanıyor.

      Sil
    6. Oldukça yeterli bir tecrübe hocam piyasada onlarca komplo teorisi masterlı tırnak içerisinde köşe yazarlarının yanında.

      Sil
    7. Mahfi Hocam biz uzayda yasayan saflara terbiye ve olgunlukla cevap verdiginiz icin ve bize ragmen yazmaktan vazgecmediginiz icin tesekkur ederim.. haklisiniz, sahne ve arka plan gerceklikleri bircok yerde cok farklilasabiliyor; bizi aydinlattiginiz icin tekrar tesekkur ederim.. SAYGILAR! (baska bir anonim kullanici)

      Sil
  2. Hocam imf çağırmasakda geliyor,öyleyse istemesekde para verir mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. IMF'nin para vermesi bir programa bağlıdır. Koşulları kabul eder ve uygularsanız para verir. Ama koşullar o kadar hafif değildir. Yani IMF'den para almak bankadan borç almaya pek benzemez.

      Sil
    2. Ne tarz ağır Koşullar hocam

      Sil
    3. Bütçe açığını düşürmek, cari açığı kontrol altına almak, dış borç oranını düşürmek, kamu harcamalarını düşürmek, MB'na karışmamak gibi.

      Sil
    4. Kitap: IMF'nin değişen rolü ve gelişmekte olan ülkelere etkisi

      Sayfa153: Son Stand-By anlaşmasının sona ermesinden sonra yeni Stand-By anlaşmasının imzalanması için IMF ile anlaşma yolları aranmış olmasına rağmen, görüşmelerde yeni bir anlaşma zemini bulunamamıştır. Bu durumda IMF'nin BELEDİYE GELİRLERİNİ DENETLEME gibi bazı konularda dayatması ve Türkiye'nin IMF'ye artık ihtiyacı kalmadığı yönündeki inancın etkisi olmuştur.

      Sil
  3. Hocam,kaleminize sağlık. Anladığım kadarıyla IMF sizin olan parayı belli çerçeveler içinde size geri veriyor. Doğru mudur Hocam?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sistem şöyle işler: Belirli bir süre için (mesela 3 yıl) siz TL verirsiniz IMF karşılığı olan USD'yi verir. 3 yılın sonunda USD'leri geri vererek TL'nizi almaya başlarsınız. Bu kullanım için de belli bir faiz ödersiniz.

      Sil
  4. Teşekkürler Hocam. Sağolun varolun.

    YanıtlaSil
  5. O kadar kötü yönetiliyoruz ki,Libya ABD’nin ambargosunu bizden aşarken,İhcaat,Bankacılık işleri,Müteahhitlik hizmetleri,iş gücü il e para akarken,kötü diplomasi sonucunda,içsavaş ve sıfır İhracat.Suçlu İMF mi? Astirastombili

    YanıtlaSil
  6. (Midas'ın hikayesi..
    Bir yere yazmam gerekirdi, en uygun burası geldi.
    ABD, İran ile altın ticareti nedeni ile 1 ya da 2 Türk bankasına ceza kesecek, dava açıldığı için kesmek zorunda; bu ceza hafif, ağır, yakında açıklanır.
    Onun için Ticaretten sorumlu sekreter/bakan, 5 gün TR de kaldı. 100 milyar USD ticaret hacmi, demir çelik, aluminyum vs. de ek vergi ve kotanın kalkması konuşuldu.
    Elbette, Suriye'de askeri operasyonu unutmamız da bu denge İçerisinde.
    Ben, resmi böyle gördüm.
    Konu, bu sitenin ilgi alanı içerisinde değil!
    Sadece, yakın geleceğe yönelik bir projeksiyon.
    ABD Ticaret sekreterin bir ülkede 5 gün kalması ve bunun medyada o kadar da yer almaması "dikkat çekici".)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. (Elbette, S 400 ün "ambalajında" depoya kaldırılması, bu paketin ilk maddesi; ".. ve/veya..." söz konusu olamaz!)

      Sil
  7. Hocam bu eski bir yazınız olsa gerek diye hatırlıyorum?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 2012'de yazmıştım o yazıyı bugünün değişen kural ve koşullarına göre düzelterek ve değiştirerek yeniden yazdım.

      Sil
  8. Hocam sizce gecmise donup baktigimizda
    2006dan sonra "Mali Kural" esliginde IMF ile devam etsemiydik?

    Mesela 2007lerde 1euro 2 lira bandina cikartip ufak bir develuasyonla 2 seneligine de lirayi euroya pikleseydik ve bu 2 sene icinde de imf ile mali kural esliginde vergi reformlari yapilmasi tahattutunde(Tipki Avrupadaki gibi dijital teknolojinin bankaciliginda gelismesiyle gelire gore kayitli ekonomi) lirayi %13 develuasyonla 1euro:2 lira bandinda(EUROnun-%0.5asagi +%5de yukari araliginda dalgalanmasina izin verilen gevsek pikleme) karsiliginda da imfden 3milyar ila 5 milyar dolarlik reformlar ilerlemeler karsiliginda 2 sene icinde bir program yapsaydik daha iyi olur muydu?

    Cunku boyle bir reformla hem butcede belli bir disiplini kurumsallastirmis olurduk hem de o donem yeni gelisen internet bilisim sayesinde vergi reformumuzu da avrupaya benzer kilardik. ufak bir develuasyonla lirayi gevsek olarak euroya pikleyerek ve mali kural disipliniyle enflasyonda kalici dususu saglar ayni zamanda da piklemeden once yapacagimiz %12-13luk develuasyonla rekabet gucumuzu kazanirdik o yillar icin konusuyorum. Dahasi Asgari ucreti de euro bazinda iki sene boyunca dondururduk.Asgari Alim gucunu arttirmak ve gidada kayit disiligi azaltmak ve rekabeti arttirmak adina da temel gida maddelerinde KDVyi %2ye cekerdik.

    Bana gore Turkiyede ozellikle o donem icin konusuyorum mali kural ve sadece 2 seneligine euroya gevsek pikleme olsaydi enflasyonda kalici dususu yakalardik bugun enflasyon sorunumuz da buyuk olasilikla bugunki siyasetten bagimsiz soyluyorum kalmazdi.

    Bence boyle bir program iyi olabilirdi 2007den sonra bence bugun yasadigimiz sorunlarin temelinde 2007den sonra ozellikle ekonomide gevsek bakisimizinda etkili oldugunu dusunuyorum.Ne dersiniz

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Türkiye'nin mali kuralla ilgili pek bir sorunu olmadı. Bu yıla kadar bütçe açığını yüzde 1 - 1,5 arasında tutmayı başardı. Asıl sorun yönetim tarzında ve eğitimde yaşanıyor. Bunu da mali kural düzeltemez.
      Öte yandan son 17 yılın en başarılı dediğimiz 2002 - 2008 arası dönemine damga basan iki olay var: IMF programı ve AB ile tam üyelik müzakeresi. Bu iki çıpanın etkisiyle kur sabit kaldı (hatta zaman zaman düştü) ve GSYH, büyüme, kişi başına gelir hep olduğundan yüksek göründü. Ne var ki bu dönem ithalatın azdığı ve yerli imalatın neredeyse silindiği bir dönem oldu. Acısı şimdilerde çıkıyor.

      Sil
    2. Iste benim dedigim sekilde, her sey bir butun yekpare isliyor.
      Sonucta IMF AB cipasi dahilinde bir kurgu olusturdum gecmise donup baktigimda.

      Bahsettiginiz olguyu da sorun gordum(kur sabit kaldı hatta zaman zaman düştü)
      Buna istinaden 2007lerde 1,75lerde olan kuru 2,00ye cikartip bir develuasyon esliginde sonra orda pikleyip 2 yilligina 1.99-2.10 arasinda dalgalanmasina izin verip asgari ucreti de 2007deki euro kuru uzeriden sabitleyip 2 yil boyunca arttirmadan zam yapmadan hem rekabet gucunu arttiridik hem de enflasyonda kalici dususu Mali Kural esliginde yasasiyla piyasalara da guven vererek saglardik.

      Benim Mali Kuraldan acikcasi bahsettigim kuralin yasasina istinaden "Denk Butce" Belki o donem rakamlariyla en az 3milyar YTL fazla vermek. Boyle bir sey olmasi piyasalar acisindan cok daha farkli algilanirdi.

      Sil
    3. Mahfi Egilmez, kur bahsettiginiz o iki sey yuzunden sabit kalmadi. Astronomik reel faiz yuzunden sabit kaldi. 30%'larda 25%'lerde reel faizin oldugu bir ortamdan bahsediyorsunuz.

      Yani bir ekonomistin, bu gercekten bahsetmeyip, gidip siyasal meseleleri on plana cikartarak izahatta bulunmasi, ne bileyim. Bana pek bilimsel gelmedi.

      Sil
    4. Öyle bir reel faiz hiç olmadı. En fazla yüzde 12 - 13 oldu ki bu zaten Türkiye'de geçmişte de olmuştu ama kur durmamıştı. Uydurmayın. Bu bir . İkincisi Türkiye'nin AB ile tam üyelik müzakeresi yapması ve uygulanan IMF Programını siyasal mesele değildir. Bilmemek değil öğrenmemek hatadır.

      Sil
    5. 13:31
      o donem reel o seviyede degildi.
      ortalama enflasyon %8.5-9 bandinda takiliyor faizlerde 13.75-15 bandlarindaydi politika faizi dolar kuruda malum kabaca ortalama 1.20-1.55 bu bandlarda takiliyordu
      O donemin enflasyon faiz kur denkleminde problem suydu: Merkez bankasi faizi indiridigi anda talep enflasyonu oldugu icin krediler patliyor enflasyon ekonomi isiniyordu enflasyyon katilasiyordu yukseliyordu faizi arttirsa yabanci doviz akimi cok oldugu icin doviz komple dusuyor ithalat patliyordu ki buna ragmen enflasyonda inmede olmuyordu.
      O donem boyle bir handikap vardi. ki %8li enflasyonun oldugu bir ortamda hele hele enflasyonu yeni yeni indirmissiniz millet dusuk faize merakli aliskin degil 14-15 politika faizi son derece makul ama dedigim gibi bu sefer disaridan doviz geliyordu yuksek faiz olarak gorunce bu seferde yerel para haybiye deger yapiyor yerli uretim bozuluyor ithal mal patliyordu.
      Butun bunlar o donemin handikapi

      Sil
    6. Hoca,13.31'e kızdı. Uydurmayın dedi.:)

      Sil
    7. Asgari ücret sabitleyelim kuru sabitleyelim sanki çanak anten sabitliyor :) Öyle bir kurgulamış ki kendini de inandırmış.Hocam sabırlı adamsınız.

      Sil
  9. IMF parayı vermek için "Yapısal reformlar, yapısal reformlar, NEREDE bu yapısal reformlar?" diyor anladığım kadarıyla?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. IMF benim bildigim yapisal reformlara bakar ancak daha reel olmak gerekirse IMF tarihsel olarak daha cok "Ortodoks Ekonomik Programlar" oneri uygulama planlamasi konusunda yardimci olur buna istinaden para dilimlerini peyder pey verir.

      Nedir bu Ortodoks Ekonomi programlari peki? Bu programlar daha cok ulkenin icinde bulundugu ekonomik sartlara gore sekillense de IMFnin mantalitesi isiginda ele alinan programlardir. IMF hem kurulus amacina hem de yaptigi programlara hem de girdigi ulkelere baktigimizda onumuzde neredeyse tek bir sorun/konu cikiyor o da; "cari dengesizlik" bu cari dengesizlik daha cok dis ticarete dayali denegesizlikler oldugu kadar butce cari hesaplarindaki dengesizlikleri ve butun bunlara mukabil de artan enflasyon sorununu goruruz.

      Iste bu ahvalde IMF girdigi ulkelerde butce disiplinini sart koyar harcamalari kisar populust gereksiz ciktilari gozden gecirir gelirleri yeni gelir kalemleri vergilerle donatilmasini ister. Buna uygun yasal duzenlemelerin cikmasini ister.
      Cari denge sorununa dis kaynak guven itibar saglamanin yaninda talebin kisilmasi luks ithal tuketime ek vergiler yaninda sok faiz arttirimlari ve/veya ulkede sabit kur varsa yuksek oranli develuasyonlarla denetim altina alinmasini ister belli bir izleme program aci recete dahilinde ise kredi para dilimlerini serbest birakir.

      Programlarin uzunlugu yapilan anlasmalara bagli olsa da ulkeler icin son derecesert gozetimler dahilinde olur. Boylesi programlar ulkeleri kisa ve orta vadede duzluge cikarir belki ama uzun vadede oz denetim populizm tuzagina dusmeme siyasetin degil de iktisadin kurallari dahilinde ekonomiye bakma programdan sonra size kalmis olur.Ilerleyen zamanlarda Yapisal reformlari yapip yapmamak o ulke siyasetcilerinin ve halkinin kendi iradesine kalmis olur.
      Kisaca cari denegesizler yasayan ekonomik kriz yasayan uleklerde uygulanan imf programlari krizlerden ciktiktan sonra yapisal reformlarla taclandirilmadiktan sonra hice gider tum sikintilar 3-5 sene sonra yeniden nukseder ve yine imf kapisi calinir yine ayni sikintilar.

      Sil
  10. Sayın Hocam bilgilerimizi tazelediğiniz için teşekkürler. Kredi ve diğer şekillerde elde edilen dövizlerin üretim ve istihdam yaratacak ve ihracatımızı artıracak şekilde kullanılması gerekmez mi, cevaplarsanız sevinirim. Saygılarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle. Tersi yapıldığında sadece borç artıyor.

      Sil
  11. Fatih Kömürcüoğlu25 Eylül 2019 09:12

    AB'nin bizi düşman olarak gördüğünü fırsatını bulsa hemen tarumar edeceğini düşünür ama yine de Birliğe dahil olmak için 60 senedir kapıda bekleriz. IMF'nin karanlık bir kurum olduğunu bizi destekler görünüp kriz çıkarmak için uğraştığını sanırız ama gider üye olur başımız sıkıştığında ilk onun kapısını çalarız. Bir tuhaf ülkeyiz vesselam. Tek dostumuz Katar. Çünkü o bize istediğimiz zaman şartsız şurtsuz borç veriyor. Galiba meselemiz ilkesel değil duygusal.

    YanıtlaSil
  12. IMF hakkında bilinmeyen, yanlış bilinen ya da maksatlı olarak tahrif edilen şeyleri tam zamanında yazdınız !
    Okurken , yapılan yanlışları, beceriksizlikleri düşünüyor ve kedere gark oluyoruz !
    Umarım ilgilisi de okur ve anlar !
    İç niyet ve feraset halis olmayınca IMF değil BM gelse sorun çözülmez , çözülemez !
    Takdir ve şükranlarımızı sunar esenlik ve başarılarınızın devamını dileriz...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok doğru, asıl olan doğruyu yapmaya çalışmak. Bizim çözemediğimiz sorunu başkası bizim adımıza çözemez.

      Sil
  13. Türkiye için sorunların çözümü yada halı altına süpürülmesinin her zaman geçerli tek yolu büyümek büyümek içinde ne yazıkki cari açık vermek şimdi cari açık vermiyoruz ama büyüyemiyoruz vergide toplayamıyoruz resmen kısır döngü.Bence Türkiye tarihinde ilk kez gol atabilir çünkü kaleci ile karşı karşıya kur artık rekabet için bizden yana ama bizim forvet o kadar şansızki dünya resesyona sürükleniyor üstelik forvet tam 5 milyon suriyeli besliyor üstelik forvetin mahallesi yangın yeri...
    Kur avantajını kullanıp ihracat arttırmak şuan bence zor Almanya teklerse açıkcası avrupa grip olur ee ne yapalım o zaman iç pazarı canlandırabiliriz faizleri düşürüp vergi indirimleri ve yapısal reformlar ile enflasyonu dizginlersek cari açık vermeden iç pazar canlanırsa zamanla ihracatada yansır ayrıca vakit geç olmadan ihracatı engellenemez pazar olan interneti keşfetmek gerekiyor yemeksepetinin 600 milyon dolara gittiği yerde bu gençler yenilerinin düzinelerce çıkarabilir ama biz netflixe sansür ubere ceza ......

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bence ihracattan daha cok yerli uretimin ithal urunler karsisindaki dezavantajini ortadan kaldirmaliyiz. Bu yanlizca fiyat avantaji ile degil, ayni zamanda kalite ve marka yonetimi alaninda da olmali. Kaliteli yerli urun her zaman ihrac edilir. Kur avantajini yerli ikame uretim icin degerlendirirsek herkesin hayrina olur. Malesef bizim ne yerli uretimimizin kalitesi, ne fiyati ne de marka yonetimi (musteri hizmetleri vs.) iyi degil.

      Sil
    2. Ben 42 yaşındayım, hayatımın son 30 yılı bunları duymak ile geçti, 30 yıl daha yaşar mıyım bilemiyorum, emin olduğum bir şey var yine bunları duyacağım.

      Türkiye, toprak olarak ele aldığımızda, tarihinde bir kaç kere halkının refahını artırabilmiştir. Bunları en iyi takip edebileceğimiz yer arkeoloji çalışmaları ve ayakta kalan mimari eserlerdir.

      Hititler ve Sümerler döneminde bir bolluk ve bereket dönemi Anadolu'da yaşanmıştır. Sonra kıtlık, kuraklık, politik düzensizlik Anadolu insanının refahı elde etmesini engellemiştir. Bunun en güzel örneği, İskender, Romalılar ve Selçukluların Anadolu'yu hızlıca fethetmesidir. Teknolojik ve insani olarak gelişemeyen Anadolu hemen boyunduruk altına girmiştir.

      Bir diğer Refah artış zamanı Anadolu Selçukluları dönemidir. Romalılardan devralınan fakir Anadolu hızla kalkınmaya başlamıştır. Haçlı seferlerine bile dayanabilen bir üretim oluşmaya, ahilik teşkilatı gibi teşkilatlar, gelişen ticari hayatın kurallarını düzenlemeye, ürün kalitesini artırmaya, kervansaraylar ve yol konaklamaları, beyliklerin düşük vergilendirmeleri, ticari hayatın canlanmasını, ticari pazarların artmasını sağlamıştır. Ne yazık ki, Moğol akınlarına dayanamamış, politik belirsizlikle beraber Anadolu insanının refahını düşürmüştür.
      (Not, Selçuklular, Anadoluyu Osmanlılardan daha hızlı ve daha az kan dökerek fethetmişlerdir.)

      Osmanlı döneminde fakirleşme, isyanlar, dini yapıların baskısı ticaret hayatının gelişmesini engellemiş, sermayenin din baskısı olmayan etnik gruplarda toplanıp, yatırım ortamı eksikliği sebebi ile bir şekilde dış dünyaya transferini sağlamıştır.

      Anadolu insanın bir diğer refah dönemi, 1940 lı yıllar ile beraber başlamıştır. Uzun savaş yıllarının ve insan yıpranmışlığının ortadan kaldırılması, sermaye tutmaya çalışan küçük de olsa sanayi atılımları, barış ortamı, Osmanlı idaresine göre istikrarlı bir siyasi yapı ekonomik kurumların kurulması, refahın artışını sağlamıştır. Osmanlı döneminin kıtlığı, bağnaz ve cahil köylü ortamı, sağlık ve eğitim hizmetlerinin eksikliği giderilmeye çalışılarak nüfusun kalitesi yükseltilmek istenmiştir.

      Günümüzde ve benim şahsen son 30 yılda şahit olduğum yukardaki tarz konuşmalar, Anadolu refahını artırmaya çalışan insanların 1980 anayasası sonrasındaki eleştirilerinin, günümüzde artık giderek içeriği, niteliği ve kalitesi azalmış olan halidir. İnsani gelişim, Anadolu'da 1980 yılından itibaren hızlı bir ivme ile azalmıştır. (Fikri altyapısı 1980 öncesinde oluşturulan Anadolu Liseleri ve Fen liseleri eğitimi bile bu dönemde kurulmalarından kısa süre sonra politik olarak yozlaştırılmıştır.)

      Bunlara artık eleştiri de diyemiyorum çünkü her eleştiri içinde bir çözüm barındırırken, son dönemlerdeki söylenmeler, serzeniş ve şikayet haline dönmüştür. Benim şahsi kanaatim, bunda insan kalitesinin düşmeye başlaması, dışarı göç ile çözüm üretebilecek insanların azalması, kurumsal bozulma ile Anadolu insanının gerçek ile istek arasındaki bağının azalması, politik yozlaşma ile de Anadolu iş ortamının da yozlaşmaya başlamasıdır.

      Malesef, ülke, son 10 yılda daha iyi hissedildiği gibi yine fakirleşme sarmalı içine girmiştir. Politik, sosyolojik ve ekonomik olarak fakirleşme sarmalından çıkışın eleştirisi ve çözümü bulunmamaktadır.

      Ülke dış kaynak almadan refah artışı getirebilecek politikalar bulamamakta, dış kaynak ise doğası gereği, iç politik veya ticari kurumlara müdahale etmeden ülkeye girmemektedir. Bunun çatışmasında, ülke istikrarlı bir fakirleşme ile varlıklarını kaybetmektedir.

      Sil
    3. Adsiz 21:03, Anadolu'dan nereyi kastettiginizi tam anlayamadim. Sayet bugun Ic Anadolu dedigimiz bolgeden bahsediyorsaniz haklisiniz. Ancak Istanbul, Kuzey Ege ve Marmara bolgesi herhalde tarihinin en parlak donemini Osmanli zamaninda yasamistir. Osmanli daha cok balkanlardaki refahi arttirmistir.

      Sil
    4. 21.03-13.15

      Anadolu ozelinde Ic Anadoluda Ermeniler Rumlar ve Yahudiler gittikten sonra zaten fakirlesti coraklasti collesti

      Sil
  14. Hocam Türkiye 2008 yilindan itibaren heryil denk bütçe yapsa idi,son beş
    yıldır yaşadığımız sıkıntıları yine yaşarmi idik.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 02:09da yazdigim yorumun altinda bu soruya uygun hem benim hem hocanin yaniti var asagi yukari.
      Konu tek basina denk hatta uc bes milyar tl fazla butce degil. Elbette bu denk az da olsa fazla butce cok ama cok onemli ozellikle durgunluk kriz ekonomik siyasal sarsintili donemlerde.Bir nevi sigorta guven verici bir olgu.Bunu zaten 2008 krizinden sonra tum dunya ogrendi krizden butcesi saglam olanlar daha rahat siyrilabildi en azindan 2008-2009 krizinin ertesi yili 2010da direk buyumeye gecebildiler krize saglam butce ile giren ulkeler bu ulkelerin arasinda bizde vardik.

      Mesele 2008den itibaren enflasyonda cari dengede isleri ciddiyet almamakti. O donemlerde cari dengeyi saglayacak yapisal reformlari yapsaydik belki kisa donemli de olsa bir develuasyon alt tabani belli kur cipasi mesela 1.15lerdeki dolari dolar 1.75e getirip altina inmeyecek tarzinda kontrollu dalgali kur cipasi ve asgari ucreti sabitleyip vergiden gerekirse muaf tutatarak belki cok az vergi alarak rekabet saglamak gibi..gelir dagilimini ve kayitdisiligi onleyen dijital teknolojinin de yardimiyla vergi reformu yapsaydik enflasyonda da krizi firsta cevirip %4lere indirecek para ve maliye politiklari uygulasaydik
      Daha sonra diger yapisal reformlar ne egitim tarim vs..suan cok farkli konumda olabilirdik.

      Ben inaniyorum orotdoks onlemler cipalar ve yapisal reformlari yapsaydik su aralar belki enflasyonumuz %3.5larda cari dengemiz -%2-3lerde butcemiz denk kisibasina gelirimiz belki 15bin dolar bandinda issizligimizde %6-7lerde bir seviyede buyume oranimiz %5.5-6larda olabilirdi.

      Sil
    2. Denk butce yapmak demek, ne yaptigini biliyor olmak, planli programli hareket ediyor olmak demektir. Kriz ve mucbir sebepler disinda kamunun ne butceyi tutturacagim diye tasarruf etmesi, ne de butceyi umursamadan harcama yapmasi beklenir.

      Denk butce sinyal etkisi yapar. Denk butce yapan bir hukumetin ne yaptigini bildigini dusunerek piyasada bir guven olur. Ancak belirgin miktarda butce acigi ya da fazlasi veren, butce acigini kapatmak icin tedbirler uyduran hukumetler icin bu soylenemez. Bu da piyasalari gelecek icin endiselendirir.

      Sil
    3. 12:53
      dogru ben suna inanirim hemen hemen iki kere iki dort eder gibi biseydir bu. Denk az ya da cok butcesi fazla veren bir ulke piyasalardan guven itibar almanin yaninda kendi vatandasindan da itibar guven gelecege umit alir. Bunu bizzat Turkiyenin hem butce acigi verdigi donemde 90larin ortasinda hem de denk butce formlarinda oldugu 2005-2006li donemlerde.

      Mesela 90li yillarin ortasinda hic unutmam okulda bir sorun olmustu o zaman 13-14 yasindaki arkadasim soyle dedigini "Devlette para yok belli" Ayni yillarda da babam ilkokul mezunu olmasina ragmen devletin parasinin butce aciginin oldugunu enflasyonun da bundan oldugu surekli dile getiridi

      Ayni sekilde 2005-2006larda devletin kasasi dolup tasiyor devlette akiyor parasi cok bu ulkede yolsuzluk molsuzluk yok vs dedigini de

      Uzun lafin kisasi balik bastan kokar bir devletin butcesi saglamsa bu vatandasina da ozguven veririr dahasi yolsuzluk arsizlik algisini koreltir yok eder hatta ve hatta bana gore fisini faturasini vergisini zamaninda alir oder. Benim devletim kazansin diyip ciklet bile aldiginda fisini ister.

      Kalkinma siyasal istikrar ekonomik istikrar guvenin enflasyonda kalici dususun ve kalici surdurulebilir buyumenin basi Butce disiplinidir. Ondan sonrasi allah kerim

      Sil
  15. Feodalizm hakkinda ne dusunuyorsunuz?

    Feodalizme karsi Burjuva sinifi ile isbirligi yapilmali midir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Al birini vur öbürüne.

      Sil
    2. İş birliği çağdaşlık ile yapılırsa daha uygun olur. Sonu -izim ile biten ekonomik şeyler kendi döneminde kaldı.
      Bilimsellik ve modern üretim sistemlerini içeren yeni ileri görüşlü sistemler şart.

      Sil
  16. Sayın Mahfi hocam,
    İmf diyince hep bir kemal derviş tartışması oluyor. O dönemin ekonomi verileri, kemal derviş politikası ve sonuçlarını degerlendirdiğiniz bir yazınız var mı? Yoksa rica etsek yazar mısınız?
    Bu konuda çok bilgi kirliliği var.
    Sonsuz teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Önemli olan, kaynak alan ülkenin, aldığı kaynakları nasıl değerlendirdiği.

      Kemal Dervis, dünyanın önde gelen uzmanlarından birisi, kendi şahsi kariyeri, bireysel iş ilişkileri, hükümetin de Kemal Derviş için oluşturmaya çalıştığı ortam ve bağımsız kurumlara vermeye başladığı destek, dış dünyaya güven verdi. Bana göre, Türk ekonomisinin başında Derviş olmasa, o destek gelmezdi veya daha zor şartlarda gelirdi.

      Güven vermek açısından, Türkiye dış dünyaya olumlu mesajları Derviş ile verdi.

      Para politikası alanında güzel hamleler yapıldı. Geriye maliye politikaları kaldı, ancak hükümet değişti.

      Kemal Derviş'e yapılan eleştirilerin neredeyse hepsi, 2004 sonrasında olanlar ile ilintilidir. Bunlardan birisi, TL nin aşırı değerlenmesi, Türk üretiminin zarar görmesi ile ilintili olanlardır. Derviş'in bu sorunları, bu sorunlar oluşmadan bir kaç yıl önce çok iyi bildiğini basın açıklamalarından bilmekteyiz.

      2002 yılı sonrasından itibaren ekonominin başında, ekonomi eğitimi sıradan bir mühendis seviyesinde olan Babacan vardır. Bana göre Babacan ile yönetilen bir ekonomi ile Yıldız Tilbe tarafından yönetilen bir ekonomi arasında bir yönetim farkı olmaz. ( Sn Tilbe'nin yönetimini görmediğim için, belki kendisi daha iyi bir ekonomi yöneticisi olabilir. Bana göre Tilbe daha başarılı ve özgüveni yüksek bir insandır, Babacana göre, -kimbilir belki bana göre de-)

      Ben, Babacan'dan reel ekonomi, üretim, iş, verimlilik, dış kaynak kullanımı, Kit yönetimi, Hazine yönetimi, iş dünyası beklentileri yönetimi gibi alanlarda bakanlık yaparken model oluşturmayı bıraktım, bilgi sahibi olduğunu bile düşünmüyorum.

      Özetle, Dervişe yapılan eleştiriler, Babacan tarafından yapılamayan işler üzerinedir. Bana göre de Babacan dan, Derviş'in derinliğini beklemek, Dervişin başlattıklarının devamını getirmesini beklemek beyhudedir.

      Sil
    2. Sayın Batarel 00:10,
      Yorumunuz k.derviş eleştirilerinden farksız olarak aşırı taraflı ve gereksiz kıyaslama örneği içeriyor.
      Benim beklentim bu değildi.
      Sayın hocamız fırsat bulur da bir değerlendirme yazısı kaleme alırsa bundan sizde faydalanacaksınız. Daha nesnel bakış açısı edinmeniz dileğiyle hayırlı günler dilerim.

      Sil
  17. Hocam selamlar
    Japonya’nın tasarruf oranı %25 civarı gözüküyor kaynaklarda. Bu düşük bir rakam değil mi? Japonların çok fazla harcamadıkları ve tasarruf ettikleri bilinen bir gerçek.

    YanıtlaSil
  18. Konu ile ilgisiz, ama ekonomiyi oluşturan insanların hayata bakışı için bir anektodum var.

    2016 yılı başında ekonomik sıkıntılar ve iş ortamı sebebi ile yurt dışına çıkmıştım. O zaman benim çocuk 2 yaşında idi. PSon 3 yıldır bulunduğumuz ortam sebebi ile pozitif bakış açısını cümlelerime de yansıtmaya başladım. 3 yıl sonunda ilk kez 3 ay önce 5 haftalığına Türkiye ye geldim. Türkiye'ye gelince duyduklarımın ve söylediklerimin Türkiye'de bulunan yakın aile çevresi ile ne kadar farklılaştığını da ilk kez algıladım.

    Türkiye'den ayrılınca şu oldu. Benim çocuk, 5 yaşında, o kadar çok "Allah belanı versin.", "Allah canını alsın.", demeye başladı ki, beni çok rahatsız ediyor. Her seferinde, öyle değil, "Allah iyiliğini versin", "Allah uzun ömür versin" gibi pozitif cümleler ile değiştirmeye çalışıyorum, çok zor, her gün en az 20 kere bunu duyuyorum. Ne eşim, ne ben hiç böyle boş cümleler kurmayız.

    4-5 hafta gibi kısa bir sürede, bu çocuk bu olumsuz cümlelere ne kadar çok maruz kalmış, hem de yakın aile çevresinde, hepsini de doğası gereği ezberlemiş.

    Bu cümleleri kuran insanlar hayatlarında ne üretebilir, üretkenlik nasıl sağlayabilir, üretmek veya mevcut işlerini geliştirmek için nasıl bir çaba içine girebilir ki? Benim yakın çevremin özeti.

    Bugün bir whatsapp grubunda göndermişler, reis lakaplı seçilmiş kişi BM de İsrail'e sözde giydirdikçe giydirmiş. Yakın çevrem ile aynı zihniyet. Adamın, bir kaç dakikası var tüm dünyaya mesaj vermek için, onu da İsrail'e hakaret etmek için kullanıyor. Ne kadar boş adam. Kimse dinlemiyor, hiç bir amaca hizmet etmiyor, nefret söylemi yaydıkça yayıyor. İnsan eleştirir de iki kelime zeka dolu bir laf eder, rakibini yerin dibine sokar, o da yok (bari danışman kadrosu 2 cümle akıl etse de buna okutsa, o da yok.).

    Yani, baş böyle, alt tabaka böyle. Ortadaki azınlık çile bülbülüm çile. Buradan bir çözüm çıkmaz.

    YanıtlaSil
  19. Sayın 21:03 ,
    Çok güzel bir özet. İşte durumumuz bu. Özet , ancak çok iyi tespitlerle dolu.

    YanıtlaSil
  20. Dolar eskisi gibi artmiyor enflasyon ve faizler dusuyor dunyada yine bol para donemi basladi butun bunlar bize eskiden yaadigimiz saadetli guzel gunleri getirir mi

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Siyasi yapı tartışmalardan kurtulursa neden olmasın. Ama siyasi sistemimizdeki eksiklik ve hatalardan dolayı zor o saadet.

      Sil
  21. Sayın Eğilmez,

    Net bir tarih vermek mümkün mü, bilmiyorum, bu nedenle size soruyorum:

    Türkiye'nin şu an içinde olduğu ekonomik krizin başlangıç tarihi olarak "13 Ağustos 2018 Pazartesi" demek doğru olur m? (Biliyorsunuz, o tarihte Dolar/TL kuru "7.2393"e kadar yükselmişti.)

    Yoksa, daha önce mi başladı? "Evet"se, ne zaman?

    YanıtlaSil
  22. Kriz feto kalkışmasıyla başladı. Ülkeye çok büyük zarar verdi.

    YanıtlaSil
  23. ne ekonomi ne de finans ile ilgim var. yazı o kadar dolu ve net ki sırf teşekkür etmek için yazdım.

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...