16 Ağustos 2020 Pazar

Lümpen ve Marjinal

Günümüzde, özellikle kişilerle ilgili benzetmeler yapılırken sık kullanılan iki sözcük var: Lümpen ve Marjinal.

Almancadan gelen lümpen sözcüğünün TDK Sözlüğünde iki karşılığı bulunuyor: (1) Ayaktakımı, (2) Sınıfsız. Lümpen sözcüğü günlük yaşamda genellikle yoksul, sefil, işsiz güçsüz, başı boş, serseri gibi anlamlarda kullanılıyor. Lümpen tanımı içindeki kişiler genellikle yaşadığı toplumun kültürüne yabancı, buna karşın bilgiliymiş gibi davranan, kendini üstün gösterme çabası içinde olan kişilerdir.

Kökeni Fransızcadan gelen marjinal sözcüğünün de lümpen gibi TDK Sözlüğünde iki karşılığı var: (1) Aykırı, (2) Son birim. Sözcük günlük yaşamda çoğunlukla aykırı, uç, alışılmışın dışında, sıradan olmayan, sınırları zorlayan anlamlarında kullanılıyor. Diğer insanlardan fiziksel olarak farklı bir görünümü ya da davranışları olanlara 'marjinal tip' deniyor. Çoğunluğun giymediği kıyafetleri giyen, saçlarını alışılmış renklerin dışında renklere boyayan, farklı makyaj yapan insanlar bu tür marjinal tipin başlıca örneklerini oluşturuyor.

Bu iki sözcüğün aslında ekonomi ve sosyolojide de önemli yeri var.

Kapitalist sistemde temelde üç sınıf vardır: Burjuvazi, köylüler ve işçi sınıfı. Bir de sınıf sayılıp sayılmayacağı tartışmalı, feodaliteden kalma genellikle toprak ya da mülk sahibi aristokratlar var. Burjuva; köylü, işçi ya da aristokrat olmayan, sosyal statüsünü ve gücünü, aldığı eğitimden, işveren olmasından ya da doğrudan zenginliğinden alan ve kentlerde yaşayan kişilerdir. Bu kişilerin oluşturduğu sosyal sınıfa burjuvazi deniyor. Burjuvazi devrimci bir sınıftır. Genellikle esnaftan, atölye sahipliğinden gelerek yükselmiştir. Sanayi devrimini yapanlar onlardır. Köylüler; köylerde yaşayan ve genellikle tarımla, hayvancılıkla uğraşanlardır. Köylüler de aslında bir sınıf olsa bile sınıf olma bilincinde değildirler. İşçi sınıfı; emeğini burjuvaziye ya da aristokrasiye kiralayarak gelir elde eden ve yaşamını sürdüren kişilerin oluşturduğu sınıftır. İşçi sınıfı Marksist teoride en devrimci sınıftır.

Marx ve Engels’in Alman İdeolojisi adlı çalışmalarında ortaya attıkları sınıf bilinci olmayan işçilerin oluşturduğu topluluk anlamındaki lümpen proletarya deyiminde yer alan lümpenin kökeni Roma İmparatorluğu’na kadar geri gidiyor. Lümpen denilen insanlar, kentin sokaklarında bir iş yapmadan başı boş gezen, dilencilik yapan, arada bir bulduğu işte çalışan insanların oluşturduğu bir topluluktu. Savaş zamanlarında bunlar asker olarak cepheye sürüldüğü için barış zamanında asgari koşullarda yaşamlarını sürdürmeleri için devletin yardımını görürlerdi. Roma sonrasında yerini farklı bir biçimde de olsa koruyan bu insanlar kapitalist sistemde burjuvaziye yanaşarak yaşamlarını sürdürmeye yöneldiler. Marx, lümpen proletaryayı devrim karşıtı bir güç olarak değerlendiriyordu.

Sözcüğün ekonomi alanındaki kullanımı matematikteki son birim anlamının uyarlanmasıyla karşımıza çıkıyor. Sözcük, marjinal fayda, marjinal maliyet, marjinal tüketim eğilimi, marjinal tasarruf eğilimi gibi birçok ekonomik terimin temelinde yer alıyor. Mesela marjinal tüketim eğilimi; gelirde 1 birimlik artış olduğunda tüketim harcamalarında kaç birimlik artış ortaya çıktığını gösteren bir formüldür. Marjinal fayda dediğimizde son tüketilen birimin faydasını kastediyoruz. Diyelim ki bir bardak çay içiyorsunuz. O çayın sizin açısından gerçek faydası içtiğiniz son yudumdan elde ettiğiniz faydadır. Tüketilen miktar arttıkça marjinal fayda azalır. Çünkü içtiğiniz çayın ilk yudumu size çok keyif verir, daha çok içtikçe aldığınız keyif de azalır. Buna da azalan marjinal fayda denir.

Lümpen; Marksist sosyoloji ve ekonomi teorisinde önemli bir yer tutarken marjinal; günümüz ekonomi biliminin temelinde yer alan neoklasik ekonominin temel taşlarından birisini oluşturur. O kadar ki marjinal kavramını çekip çıkarsak neoklasik ekonomiden geriye fazla da bir şey kalmaz.

Günlük yaşamdaki kullanılışıyla birbirine benzer kavramları ifade eder gibi görünen bu iki sözcük konu bilim alanında kullanmaya gelince oldukça farklı anlamlar ifade etmeye başlar.

161 yorum:

  1. Yine imdada yetiştin mahfi hocam saol

    YanıtlayınSil
  2. Hem lümpen hem marjinalim ben heralde.

    YanıtlayınSil
  3. Kaleminize, dimağınıza sağlık Sayın Eğilmez. Keyifli ve bilgilendirici bir pazar yazısı olmuş, teşekkürler.

    YanıtlayınSil
  4. Sanırım yazının devamı gelecektir..Bu haliyle ortada kalmış görünüyor..

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Amacım bu iki önemli kavramı çeşitli yönleriyle ortaya koyarak Türkiye üzerine düşünmenizi sağlamaktı. O kısmını size bıraktım. Örneğin bizdeki burjuvazinin çok zayıf olması bir marjinal burjuvazi kavramına yol açar mı? Ya da bizdeki burjuvazinin devletten geçinmeli işlerle uğraşması onu bir çeşit lümpen burjuvazi haline getirir mi gibi. Bak yine bana söylettiniz bunları.

      Sil
    2. Burjuvazimizin lümpenliği aşikar.

      Sil
    3. Bence de yazınızın devamı gelmelidir.
      Okuyucunun yorumlarına bıraktığınız bizdeki lümpen burjuvazi ve marjinal burjuvazi yorumlarınızı da , sizden öğrenmek isteriz.
      Konu , belki de bir yazıyı aşarak yazı dizisi bile olabilir.
      Değerli yorumcu arkadaşlar da , kendi yorumlarını yazacaklardır düşüncesindeyim.
      Burjuvazimiz lümpendir veya burjuvazimiz marjinaldir diyerek konuyu kapatamayız.

      Sil
    4. Sermaye birikimi yoluyla gelişmediği için her iki önermeniz de doğru ve iç içe.Bu durum ,her türlü
      ilişkiyi (alt yapı - üst yapı ) ,bir anlamda klasik teorilerin dışında etkiliyor ve geliştiriyor.Kısacası ifrat ile tefrit arasında gidip geliyoruz.
      Sanırım ,sizin yanıtınız ve bu basit açıklamam ile yazınız tamamlanmış oldu..
      Çok teşekkürler.

      Sil
    5. Çok güzel bir özet olmuş hocam teşekkürler. Bizim burjuvazi sadece devletten beslenme. Uluslararası sermayenin dispiritorlugunu yapıyor. Kendi gelişim ve itici gücü yok. Bu nedenle 1930 Dan bu yana izlenen ekonomik politikalarla beslenip buyutulmustur. Onun için devrimci bir rolü olamaz. Yani bildiğimiz sanayi devrimini yaratan sınıf yoktur. Kentini, sanatını, şiirini yaşam estetiğin yaratma iştir. Devlet eliyle modernleşme denemeleri yapılmıştır. Diğer taraftan Lumpen protelya ülkemizde göçle ortaya çıkan sanayide istihdam edilemeyen ancak yurt dışı sermayenin ülkemizde pazarlamasını yapan hizmet sektöründe birikti. Feodal bağımlı ilişkisi içerisinde isisz kalanlarda sosyal dayanışma ile yaşama tutunmaya başladı. Burjuvazi olmadığı için estetik gelmedi, standartlar oluşmadı köyden göç eden kalabalıklar donusemedi önce üretimde sonra kültürde savrulmalar ortaya çıktı. Ancak bugün toplumun gelişmesinde sınıflara birlikte üretim araçlarında farklılıklar ortaya çıkmaya başladı. Bu bizim gibi ülkelerde ne kadar belirleyici olur bunu yaşayarak göreceğiz galiba. O da bildiği ve teknoloji ve bunun üretime yansıması. Bilgi biriktirmek uzun ve mesagatli bir yol. Kopyacilık kestirme bir yol. Sermeye ve üretim cokaz bir kesimde pramidin en üst kısmında birikiyor. Yoksulluk çok daha geniş kesimlere yayılıyor. Sınıfların durumu bunu nasıl etkileyebilecek yeni soru bu galiba.

      Sil
  5. kendini üstün gösterme"ye" çabası içinde olan kişilerdir.
    tırnak içindeki kısmı silseniz daha iyi olabilir gibime geliyor hocam.

    YanıtlayınSil
  6. Yerli ucan balonumuz goklerde.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Kendi savas ucagimizi yapiyoruz
      Ahmet Gelecekoglu

      Sil
    2. Balon petrolü de ithal,
      Balon proje çizim yazılımı da ithal,
      Büyük ihtimalle balonu yapan taşeron da ithaldir.

      Sil
  7. Hocam Atom fizigi hakkinda ne dusunuyorsunuz? Sizce Atom bombasi uretmeli miyiz

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. İyi düşünüyorum. Atom bombası üreteceğimize işsizlere iş yaratmaya çalışalım.

      Sil
    2. ...yoksa patladık patlıyacağız

      Sil
    3. Emin olun o issizler isleri olacagina ulkemizin Atom bombasi var diye sevinirler emin olun buna!

      Sil
    4. Üretmeye ne gerek var? Ürettik derseniz inanacak devasa bir lümpen kitleniz ve “işte yerli ve milli atom bombamız” diye sayfa sayfa resimlerini yayınlayacak medyanız olduktan sonra sallayın gitsin. Dünya öyle de gülüyor, böyle de. Yakında tüm düşmanlarımızı gülmekten öldüreceğimiz için silaha yatırım yapmaya gerek kalmayacak zaten...

      Sil
    5. Turkiye atom bombasi uretti coktan. Ozel bir bomba bu. Bir defalik buyuk yikim yerine yillarca surekli ve duzenli yikim yapabilen bir bomba bu. Sadece fiziki yikim degil, ekonomik, sosyal, kulturel ve beseri yikim yapabilen ozel bir bomba bu. Uzun vadede sonuc ayni kapiya cikiyor ve ayni buyuk yikimi yaratiyor. Ankara'da bestepe semtinde ozel bir binada muhafaza ediliyor.

      Sil
  8. Lümpen ve Lümpenleşme konusunda günümüze uyarlanabilecek şöyle bir tanım buldum; Üretim sürecinden kopmuş, asalak bir yaşam tarzı içinde, alttakini dibe iterek varlığını korumaya çalışan, ahlaki değerleri yıpranmış, kendine özgü düşünceleri olmayan, çevresiyle ilişkileri tepkisel olan, öfkeli kişi ve grupların davranış kalıbı bu. Yoksullar diye anlamamak gerek, belli bir geçim standardı içindekilerle ilgilidir. Lümpenleşmeyi en üsttekiler değil ama zenginleri de içeren alt orta sınıfların daha çok kriz durumlarında ortaya çıkan davranış kalıplarından biri olarak anlamalı.

    YanıtlayınSil
  9. Bizim ülkede bir de maganda sınıfı var. Bunlar, alt yapı itibarı ile lümpen olup imar vurgunları, siyasal rantlar v.s. gibi aslında medeni ülkelerde hem illegal, hem de ahlaksızlık kabul edilen ama bizde en yaygın zenginlik kaynağı olan yöntemlerle burjuva sınıfına atladığını zanneden, burjuva alt yapısına sahip olmadığı için de görgüsüzlükte tavan yapan takım. Kendilerine has giyim tarzları, siyasal tercihleri ve büyük zenginlerin çoğunun bile "boşuna kazıklanmayalım" diye düşünerek almadıkları araçlardan, yaptıkları vurgunun boyutuna göre -ikinci el de olsa- en az bir tane edinmeleri ile hemen tanınabilen bu sınıfa yeni ve daha kibar bir isim bulmak gerekirse lümpjuva denebilir belki.

    YanıtlayınSil
  10. Batıda sistem lümpen kişileri marjinalleştirmeye çalışırken,bizim gibi toplumlar kişilerin marjinalliklerini tırpanlayıp lümpen olmaya itiyorlar..avrupa da iş sizi buluyor,çalışmaktan başka bir seçeneğiniz yok,lümpenseniz ya madde bağımlısı yada deli gözüyle bakılırsınız toplum tarafından,ama orada en lümpen genç kişi bile işhayatına atılıp birkaç ay sonra kazandığıyla bizde ancak 100K dan başlayan otomobili altına çekince ister istemez entellektüel seviyesi artıyor.bizdeyse kendini çalışmaya mecbur hissetsen bile işi kovalamak zorundasın,çünkü seni bulmuyor,kendini çalışmaya mecbur hissetmeyenler veya iş aramaktan umudu kırılanlar çaresiz lümpen lümpen dolaşıyor.bakmayın tüik verilerine,şu anda 20-30 yaş gurubunda işsizlik erkeklerde %50 nin üzerinde,kadınlarda %70 den az değil,geçensene bu zamanların neredeyse iki katı..bu sorun çözülmezse lümpen halk monarşisi olucaz yakında,belki de olduk bile,yıllardır zaten oldugumuz muz cumhuriyetinin bir kademe üstü..

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. İşsizlik fazla diyoruz ama İŞKUR da dahil birçok yerde iş ilanım var, vasıfsız işçi arıyorum. Ancak bulamıyorum. Görüşmeye gelenler sadece vakit harcamak için geliyorlar. İşsizlik var yerine insanlar “lümpen” yaşamaya alıştırılmıştır diye düşünüyorum.

      Sil
    2. Ne kadar ücret veriyorsunuz? Çok merak ettim. İnsanlar işçi değil köle arıyor da bu dönemde. Sizi tenzi ederim sizde köle arayanlardan mısınız? Lafınız iş beğenmiyora geldi. İnsanların emeği çok mu değersiz? Vereceğiniz iki kuruş maaş ile bi sırtlarına binmediğiniz kalmış. Sonra da işin kokayına kaçın bunlar iş beğenmiyor. Bu eleştirim bunu yapan insanlara kimse üstüne alınmasın.

      Sil
    3. Ülkemizde işsizlik kadar iş beğenmeme de var. Kişi diyelim üniversiteyi bitirmiş, ne bir deneyimi ne de gerçek anlamda bir niteliği var ama istediği maaş işi bilen ve birkaç yıllık deneyimi olan bir çalışan kadar. Ondan sonra aylarca ve yıllarca iş bulamıyor ve çalışamamaktan yakınıyor. Her zaman armut piş, ağzıma düş olmuyor.

      Sil
    4. Avrupa, Batı dünyası ile türkiye kıyaslaması yanlış olur. Batı dünyasından lümpen sayısının düşürülmesi için düzenli eğitimler, okul öncesi kamplar, zorunlu eğitim programları vardır.

      Lümpen insan, iş hayatının doğası gereği iş hayatında tutunamaz orada. Kademe atlaması imkansız derecesinde zordur. İş dünyası radarları lümpenleri kaçırmayacak kadar hassastır.

      Sil
    5. İş beğenmeme olabilir ama sizin abarttığınız düzeyde değil. Siz yanlış taraftan bakıyorsunuz. İş beğenmeme değil, yapılan işe verilen ücreti beğenmeme derseniz olabilir. İkisini karıştırmayın. Örnek kardeşim meslek lisesi mobilya mezunu oldu. Bir ustanın yanında çalışıyor. Sizde ne kadar ücret alıyor. Haftalık 150 lt veririm demiş ustası. Şimdi bu işe gitmese iş beğenmeme mi oluyor? Yine gidiyor sırf hem işi öğrenmek hem çalışmak için. Bence sizde burjuva penceresinden bakıyorsunuz. Halktan kopuk sadece sahile bakan bir pencere. Herkes tatil yapan bir pencereden bakıp insanlar iş beğenmiyor diyip işi kapatmış oluyorsunuz. Sizin dediğinizin doğruluk payı vardır. Lakin anlatıldığı kadar değil. Siz haftalık 150 tl ye çalışır mısınız?

      Sil
    6. emre özel ... yeni mezun nasıl deneyimli olacak ? atanamayan öğretmenlerde mi iş beğenmiyordu ? sizin gibilerin düşüncelerini bilirim .Okumuş insanları diplomalı insanları güya küçümsersiniz .Bizim mahallede ortaokul mezunu bir arkadaşım var .Kendisi sucu .Asgari ücret alıyor .Bir de iktisat mezunu bir arkadaşım var .İşsiz yani maaşı yok .ortaokul terk Sucu arkadaşım hep iktisat mezunu arkadaşımı kıskanır ve onunla dalga geçer.İşsiz diye küçümser iş beğenmez der armut piş ağzıma düş -sizin gibi bile dedi .ama iktisat mezunu arkadaşım kaza geçirdi ve ailesi ayrı .Ne yaşadığını bilmeden cahil sucu arkadaşım o gecelere kadar çalışan dirsek çürüten arkadaşımla ileri geri konuşur .Yani demem o emre özel gibiler bilip bilmeden konuşmasın .

      Sil
  11. Kaleminize sağlık hocam. Anlayan anladı şeytan yazınızın detayında gizli...🤔

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. şeytan da anladi bu arada, malum bu sayfa da şeytan'in adamlari tarafindan gozetim altinda tutuluyor.

      Sil
  12. Hocam! Lümpenler baş olursa ülke ekonomisi nereye gider..?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. IMF'ye gider, ABD izin verirse tabi. Yoksa Katar'a gider, orada stokladigi kendi kisisel parasininin bir kismini iktidardan dusmemek ugruna geri getirebilmek ve vaziyeti idare etmek icin.

      Sil
  13. hocam alkol ne tercih edersiniz ve yanında ne seversiniz yemek olarak?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Sanırım şarap çünkü hoca oldukça fit iktisatçı olduğunu da düşünürsek bir kadeh içip keyfini çıkarıyordur. Bakınız azalan marjinal fayda

      Sil
    2. Alkol tercihi C2H5OH. Yaninda CH3(CH2)nCOOH soslu RCH(NH2)COOH ile birlikte C40H56 ve C6H10O5 ile iyi gider. Hadi bakalim lumpen degilsen sordugun bu luzumsuz sorunun cevabinin ne anlama geldigini bul.

      Sil
    3. Duyduğum en güzel cevaplardan biri. Muhteşem. Tebrikler.

      Sil
    4. Osmanlı sarayında en çok içilen alkollü içecek biradır.
      Bira özellikle saray kadınları arasında yaygındı.
      Halk arasında tepki çekmemek amacıyla, soğuk şerbet sınıfından saraya alınırdı.

      İkinci en çok tercih edilen içecek şarap idi.

      Rakı, gayrimüslim teba arasında yaygın iken, saraya çok girmezdi.

      Sultan 2. Abdülhamit padişahlığında ara ara rakı da içer, ama en çok şarap tercih ederdi, saltanatı bittikten sonra rakı içtiğine dair bir kayıt yoktur, en çok bordro şarap içmiştir.

      Osmanlı arşivlerinde hangi zamanlarda hangi cins alkollü içeceklerin hangi miktar alındığının kayıtları vardır.

      Sil
    5. Yukardaki beşli net lümpen.

      Sil
  14. Hocam yazınız için çok teşekkürler. Herhalde Türkiye'deki bir çok sorun başta demokrasi kültürü olmak üzere
    Türkiye de gerçek anlamda bir burjuvazi oluşamaması da diyebiliriz. Ama bu konuda halk kadar devletin de suçu var çünkü devletin eli Osmanlı'dan beri hep milletin üzerinde insanlar devletin rızası olmadıkça herhangi bir şekilde servet ve zenginliğe ulaşamıyor. Gene Osmanlı'da bir çok vezirin idam edildikten sonra bütün servetinin kamulaştırıldığını gene tımar sistemiyle bütün servetin devlete ait olduğu sistemleri görüyoruz. Bu gün geldiğimiz noktada ise devlet kendi eliyle ve bizim vergilerimizle bir kesimi zenginleştirdiğini görüyorum. Size de sormak istiyorum hocam bu yeni zengin sınıfa burjuva diyebilir miyiz sizce? Ve parayı elinde tutan bu sınıfın gayrimenkul dışında herhangi bir müteşebbis faaliyette bulunmasını Türkiye'ye herhangi bir katkı sunmasını bekleyebilir miyiz?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Aslına bakarsanız zenginlik ne aristokrat olmak için ne de burjuva olmak için yeterli bir ölçü değil. Çünkü gerçek anlamda burjuva olabilmek için kent kültürünü benimsemiş olmak mesela trafik kurallarına saygılı olmayı gerektirir. Çevrenizdeki zenginlere bir bakın. Kaçı kurallara uyuyor, kaçı kendisini her şeyden üstün görüyor, parayla her şeyi satın alacağını düşünüyor? Ona göre karar verin.

      Sil
  15. Uygun bir zamanınızda “aydın” ve “entelektüel” arasındaki farkları da ekonomi politik bağlamında değerlendirebilir misiniz hocam? İlk aklıma gelen “aydın” ın devlet kapitalizminde ya da kontrollü ekonomilerde ortaya çıkan ve halka yön göstermeyi tercih etmiş kişi (tabi bilgi musluğunun başını da tutarlar, gerektiği kadar bilgi aktarımı vardır), entelektüel” in ise yön tayin ihtiyacı olmayan ekonomilerde ortaya çıkan bilgi sevdalısı kişi olduğu aklıma geliyor.
    Bilgi’nin kapalı gruplarda kaldığı toplumlarda hem fikri hem de maddi fakirlik bir kaderken bilgiye herkesin erişebildiği yerler Her iki anlamda da zengin oluyor.
    Ayrıca bugün yaşadığımız “hizmet” retoriğinin yamultulmuş halini de bence kendine aydınlara borçluyuz (Aydınlık gazetesi tipi aydınlık). Bu kapalı ideoloji ve onun üretildiği merkezlere alınmayanlar (mülkiye, hukuk vb.) soluğu mühendislik fakültelerinde aldılar (Demirel, Özal, Erbakan) ve toplumu aydınlatan kişiyi ve kurumları yücelten ideolojinin karşısına topluma hizmet götüren bir hali savunageldiler. Sağın ekonomi politiğinin temelinde bu bakışın olduğunu düşünüyorum ama o bile günümüzde dejenere edilmiş halde ve herkese zarar veriyor.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Güzel yorumunuz için teşekkür ederim. Öteden beri düşündüğüm konular bunlar. Yazmayı düşüneceğim.

      Sil
    2. İlhan Arsel, Aydın ve "Aydın" kitabında bu konularda çok güzel fikir jimnastiği yaptırır, islami rejimlerde akılcı aydın yetişmesinin nerdeyse olanaksız olmasının sebeplerini irdeler. Okumayanlara tavsiye ederim...

      Sil
    3. "Aydın" kelimesinin TDK karşılığında hali hazırda "entelektüel" şeklinde geçiyor . Hocamızın ilettiği gibi kent kültürünü benimsememiş olan burjuva sınıfı gibi "aydın" kavramı da farklı anlamlarda değerlendirildiği için hocamızın gözüyle ekonomi ile ilişkilendirilerek aydınlatılmasında fayda görüyorum.

      Bu konuya ek olarak görüşünüzü merak ediyorum. Türkiye'de (dünya genelinde de geçerli) örnek olması beklenen sanatçı sınıfın ( son dönemlerde Türkiye'de kutuplaşma ile birlikte sanatçı kavramı tartışılır oldu) ekonomik ve sosyal anlamda topluma hangi açılardan katkıları olmalıdır/olmalı mı ? (Örnek : Kamu spotları , toplumsal konuları ilgilendiren açıklamalar vs)

      Sil
  16. Kavramların anlamlarını berraklaştırarak, berrak düşünme çabasına katkı sağlayan yazınızı okumaktan çok keyif aldım Hocam, teşekkürler.

    YanıtlayınSil
  17. Hocam tespitleriniz için teşekkürler. Şu anda Türkiye'de orta sınıf can çekişiyor ben şahsen bir doktor olarak yıllardır almış olduğum eğitim ve çalışmanın karşılığını alabildiğini düşünmüyorum. Bunu söyleyince aç gözlü diyorlar ya hocam en çok o ağrıma gidiyor. Ama bir gerçek varsa o da şu anda ABD de evinin önünde limonata satan bir çocuk kadar bile para kazanamadıgımız. Çekmiş oldugumuz sefaletin gelecek nesiller için bir karşılığı olduğunu bilsem inanın ağrıma gitmez. Bazen sadece başkalarının cebini doldurmak için yasiyormusum gibi hissediyorum. Ve bu çaresizliği uzun zamandır yaşıyorum keşke zamanında doğru yerde yaşamaya karar verseydim deyip sonra çalışmaya devam ediyorum. Ve birileri hem dünyasını hem ahiretini(gerçi orasını pek bilemem ama öyle gözüküyor) cennet ediyor. Bize de iki cihanda cehennemi yaşamak kalıyor herhalde...

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Ben teşekkür ederim.
      Haklısınız orta sınıf ne yazık ki yok olmak üzere.

      Sil
  18. Çok güzel bir yazı olmuş ve kelimelerin anlamaları ne anlama geldiği zamanımızda içi boşaltılmış ve anlamı dışında kullanılan kelimelerin çok olduğu bir zamanda bunlara çok ihtiyaç var teşekkürler hocam.

    Birçok insan gerçekte ne olduğunu bilmediği halde lümpen bir yaşamda bohem bir anlayışta olduğunu söyler fakat kelime karşılığı bilinmediği için ne yaşadığı ve ne için yaşadığında bilemeden ölür.

    İlim Arapça kökenli bir kelimedir bilim Türkçe kökenlidir ve aynı şeyi ifade eder fakat bizde ayrı birer kelime gibi kullanılır.

    Aslında tüm halkı yeniden ilkokuldan başlatmak gerekir. Kelimelerin anlamları ile hayata sıfırdan başlatmak ve bunun için TV kanallarında konuşulan birçok konuyu anlamayan ama anlamadan dinleyen ve taraf olan halkın durumu çok acıklıdır.

    Umarım kelimeler ve anlamaları kökleri nereden nasıl geldiklerini anlatan birçok TV kanalı yarışma programı gibi görsel medyada bolca duyup görebileceğimiz bilgilendirici programlar yapılır.

    Yazınız için çk teşekkürler tekrar.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Ben teşekkür ederim. İlim ve bilim aynı anlama geldiği halde ilginç bir biçimde zaman içinde ilim Kuran'la ve dinle uğraşan alan, bilim bunların dışındaki konularla uğraşan alan gibi anlamlara bürünmüş. Türkçe olan bilim çok güzel bir sözcük. O nedenle ben hep bilimi kullanıyorum.

      Sil
    2. İlim, safsata bilimidir. Safsatanın bilimi olur mu derseniz, bal gibi olur. bilimi de olur, bilimsel ünvanlı alimleri de olur. İlim konusunda çok derinleşmiş olanlara alim denir. Yalnız şöyle bir sıkıntı vardır, bu alan tam bir safsata çukuru olduğundan derinleşebilmek için çukurun ta dibine inmeniz, bilim adına hayatınız boyunca öğrendiğiniz her şeyi unutmanız ya da reddetmeniz gerekir. Çukurun dibini bulduğunuzda alim mertebesine erişmiş olursunuz. Yani ilim alanında mertebe kazanabilmek için olabildiğince aşağı inmenizi ve çevrenizdekileri de birlikte aşağı çekmenizi gerektiren ters bir mekanizma mevcuttur...

      Sil
    3. Kimya simya gibi...

      Sil
    4. Bilim, İlim kelimesinin Türkçesi olması amacıyla 1934 yılında bulunmuştur.

      İlim arapça kökenli ilm den gelir, Kutadgu Bilig, ilim kelimesini eserinde kullanmıştır. İlmi ile millete ışık verdiler gibi bir cümlede kullanmıştır.

      Müspet ispatlanmış, ispatı yapılabilen anlamındadır. eskiler müspet ilimler olarak kullanırlardır, matematik, coğrafya vs dalları genellerken. Pozitif Bilim anlamındadır.

      İlim, bilim eş anlamlıdır.

      Bilim yenilikçi Türkler tarafından sıklıkla kullanılınca, gelenekçi Türkler ilim kelimesini tercih ettiler.

      Kelime ilim, köken itibarı ile bin yıldır Türk topraklarında aynı anlamda iken, 1934 deki bilim kelimesi üretimi sonucu, toplum ayrışmasının yansıması olmuştur.

      Gelenekçi bir müptezel değilseniz, fark önemli değildir, istediğiniz kelimeyi kullanabilirsiniz.

      Sil
    5. Sn Anonim 19:50

      Bilim kelimesinin kullanıma girmesinin temel nedeni, ilim kelimesinin anlamsal açıdan yetersiz kalmasıdır. Bildiğinizi düşündüğüm üzere Arapların islâmiyet sonrası müspet ilimlerle ilişki içinde bulundukları yegâne dönem Mu'tezile dönemidir ki onlar da daha sonra islâm dışı ilan edilmişlerdir. İlim kelimesinin en yaygın kullanıldığı temel Arapça eser Kur'an'dır ve içinde ilim geçen ayetlerin (Bakara 120, Bakara 145, Al-i İmran 7, Al-i İmran 19, Ankebut 49, Şura 14......) hemen hepsinde ilimle kastedilen şey, Kur'an'ın barındırdığı bilgilerdir. Bu nedenle ilim denince ağırlıklı olarak ilahi bilgi anlaşılır, bu da doğal olarak pozitif bilimlerde karşılık bulmadığından ve ihtiyacı karşılamadığından, bir zorunluluk olarak bilim kelimesi geliştirilmiştir.

      Sil
    6. Mahdut mesuliyetli

      Arapça. İlim
      Türkçe. Bilim
      İngilizce. Science

      Yani bu kelimelerin hepsinin anlamı yaşadığı öğretildiği toplumda yanı kavramdır.

      Araplar bilimde gelişemediği için ilim salt din konusunda bir öğreti değildir. Kısaca ilm kelimesinden türetilmiş ve ilim olarak bilinen Türkçesi bilimdir. İngilizcesi Science olarak yazılır.

      Şeyh kuranı kerimde yoktur Arapça toprak ağası demektir. Sonradan tasavvuf gibi felsefede bu farklılaşmıi bugün dini liderlere şeyh denilmiştir. Kelimeler anlamları değişmiştir.

      Siz şimdi çıkıp ilim bilim değildir derken bu fazlası ve ziyadesiyle saçmalama olur ki arapça kelimeleri siz oşuşturmazdınız ve Arap çoğrafyasında da bizim bilim dediğimiz kavram ilim olarak geçer fen ilmi matematik ilmi diye kullanılır.

      Kendi uydurmanızı kabul ettirmeye çalışmayın. Eğer Arap çoğrafyasında bulunmadıysanız bulunan tanıdıklarınız vardır öğrenebilirsiniz.

      Sil
    7. Anonim 01:33

      Bu kadar kızmayın, gidip cami imamına ilim nedir diye sorun, o size anlatsın. Bakalım pozitif bilimle ilgili tek kelime duyabilecek misiniz. Arap coğrafyasını bilmem de bu topraklarda ilim dediniz mi ilahiyat yani teoloji temelli “bilgiler”, bilim dediniz mi pozitif bilimlerin konusu olan bilgiler anlaşılır. Bu ayrımı da sizin bir önceki yorumunuzda belirttiğinizin aksine, kendilerine “din alimi” denen kişiler özellikle yaparlar...

      Sil
    8. İlim lafının kökeni yukarıda iddia edildiği gibi "ilm" değildir, LM'dir. Çünkü Arapçada sesli harfler yoktur. Sesler harekelerle sağlanır ama harekeler harf değildir ve sonradan kullanılmaya başlanmıştır. Manası ise (her ne kadar din adamları öyle olduğunu iddia etse bile) kesinlikle bilim değildir. Aslında bu laf Arapça bile değildir, eski İbranice'dir.

      L ( El, Al, İl. Bunlar sadece aksan farklılığıdır ) = İlah.
      LM = İlim = Elam = Alam = İlahiyat.


      Güncel İbranicede de El ve Al hala ilah manasındadır ama az kullanılır.
      İlim lafı en az 3500 yıllık bir laftır ve bu tarihlerde Dünyada henüz Arap ırkı veya Arapça yoktur. Bu antik yıllarda, tanrısal öğretiler dışında, dine aykırı bilim yapmak, empoze etmek zaten cadılaştırılıp öldürülmek demekti. Bu nedenle bu günkü anlamda bilim denen bir şey söz konusu değildi. İlim lafı da bilmek manasını kısmen taşır ama o bilmek, tanrıyı bilmek, dini bilmek anlamındaydı ve bunları çok bilenlere bu nedenle uLema deniyordu.

      Eş anlamlı olması bir yana dursun, tarih boyunca ilim, bilimin en büyük düşmanıydı ve hala da öyledir. Çünkü birisi inanmak diğeri ise bilmek fiilidir. İnanmak bilmenin en büyük düşmanıdır. Daha da doğrusu, inanmak demek aslında bilmemek demektir. Kimse bildiği bir şey hakkında "İnanıyorum" diyemez, demez. Cebinde 100 TL olduğunu zaten BİLEN bir kişi, cebimde 100 TL olduğuna inanıyorum diyemez, çünkü biliyordur. Bu laf ancak bilmediğiniz şey hakkında söylenir. Dolayısıyla ilim bilimin tam zıttıdır.
      İlim = Bilmemek ( İnanmak). Bilim = bilmek.

      Sil
    9. Arkadaşlar Arapça ve İbranice Sami diller grubundadır ve neredeyse alfabe ve harflar aynıdır diyecek kadar yakındır.

      Dolayısı ile Arapça'da sesli harf yoktur evet ama esre ve üstün gibi simgeler sesli için kullanılır.

      Neyse peygamber efendimizin hadisi vardır. Çinde de olsa ilmi arayınız. Çünkü işim öğrenmek her Müslümana farzdır. Dolayısı ile öğrenilecek olan dini bir konu değil yani öyle olsaydı peygamber başka dinlerden bilgileri de mi öğrenin dininize katın demek istiyor yada ben eksik öğrettim başka dinlerden de alın mı demek istiyor.

      Burada bahsedilen ilim Arapça olarak ve bugün bizim anladığımız manada dünyada işimize yaracak olan Türkçesi bilim olan kelimedir. Dünyevi ilim ve uhrevi ilim diye ayrılan meselede de dünya için öğrenilecek olan ve metafizik konusu olanında öğrenmekten bahsedilir ikisindede ilim geçer.

      Bu konuda Türk Dil kurumuna bakın zaten aynı anlamlı kelimelerdir. Birilerinin içini değiştirmesi ile değişecek olsaydı peygamber hadisi boşa çıkardı.

      Mesela alim-i ezeli ne demek. Herşeyi hakkıyla bilen, ilmi herşeyi kuşatan ve ilminin başlangıcı olmayan sonsuz ilim sahibi Allah. Demektir.

      Burada herşeyi bilen diye geçen yani bilmek fiili ile ilim sahibi denilen Allah yani bilgiden bahsediliyor sadece uhrevi dini bilgiden bahsedilmiyor.

      Bilim Türkçedir. İlim Arapça dır.

      Sil
    10. Sıkıntı şurada, alim-i ezeli bize ilettiği kitabında dünyanın yuvarlak olduğunu bilmiyormuş mesela. Neyse, işte o kitapla tamamlayıp bizler için beğendiğini söylediği dini ile ilgili bilgi ve kurallar bütününe ilim, onun içinde olmayan ve insanların düşünerek buldukları, geliştirdikleri, halen de geliştirmekte oldukları şeylere de bilim deniyor dersek konuya biraz daha açıklık getirmiş oluruz belki...

      Sil
    11. İlim ilim bilmektir
      İlim kendin bilmektir
      Sen kendini bilmez isen
      Ya bu nice okumaktır
      Yunusumuz ilmi ne güzel tanımlamış.
      Kendini bilen Rabbini bilir.

      Sil
    12. Kendime baktığımda, yediklerim ve içtiklerimin ne olacağını tercih etmekten ve ağzımdaki tad alma duyularında bıraktığı zevki almaktan sonrasına hiç bir müdahalem olmadığını anlıyorum. Yutağım mükemmel çalışıyor. Nefes ve yeyip içtiğimi nereye gideceğini bilerek açılıp kapanıyor. Yemek borusu su borusu gibi değil, boğumlu ve yutkunduğmuzu mideye ahenkle ulaştırıyor. Ucundaki kapı o kadar mükemmel ki, mide içeriğini yemek borusuna taşırmadan gıdayı mideye intikal ettiriyor. Mide etten, kastan, sinir ve damarlardan müteşekkil bir organ ve içindeki asitli ortamda, yediğim ve içtiğim şeyleri, hiç bir eğitim ve öğretim (matematik, mühendislik, hukuk, işletme, yönetim bilimleri, tıp, kimya bilgisi)almadan ne yapacağını biliyor ve uyguluyor. Bu işleri teftiş ve denetimde kolay hesap verebilmek için değil, işi, görevi olduğu için yapıyor. İçeriğini, kendinden sonraki organların vazifesini yapabileceği uygun bir hale getiriyor. Demekki diğer organları da yapıları ve ihtiyaçları itibariyle biliyor, tanıyor. İçeriğini mide sonundaki kapıdan sistemli bir şekilde ince bağırsağa gerektiği kadar yolluyor. İnce bağırsakta nihayet etten, kastan, sinir ve damarlardan müteşekkil bir uzuv. O da hiç bir eğitim ve öğretim görmeden kendisine midenin gönderdiği sıvı şeklindeki gıdayı titiz ve mükemmel bir kimyacı olarak ayrıştırmaktadır. Kendisine (göz, kulak, beyin, mide, karaciğer, aklınıza gelen bütün organlarımız ve bu organları oluşturan hücreler)tarafından sinir sistemleri ve diğer yollarla bildirilen ihtiyaç ve taleplere uygun olarak safra yoluyla inceltip belirlediği gıdayı (yağ, protein, vitamin, glikoz vb.)kan ulaştırma sistemiyle o organlara doğru sevk ediyor. Bütün hücreler hiç bir eğitim ve öğretim almadığı halde gelen gıdayı yakıp ortaya çıkan zararlı ve atık maddeleri kan ulaştırma yoluyla dışarı atma mekanizmalarına (böbrekler, karaciğer, rektum, idrar kesesi, akçiğer, ter bezleri vb.) gönderiyor. İşin ilginç kısmı bütün bu işlemler bizim haberimiz olmadan otomotik olarak gerçekleşiyor. Böylesine mükemmel bir mekanizma ve organizma hiç mümkün müdür ki boşu boşuna yaratılmış olsun. Hayvanlar, bitkiler, böcekler, göremediğmiz mikro organizmalar hepsi bir intizam içinde vazifelerini yapıyor. Böyle mükemmel bir düzen boşuna mı? Bütün bu güzellikler, mükemmellikler boşuna mı? Neticede toz ve toprak olmak için mi? Tabii ki hayır. Bu mükemmel işleyen düzenin yaratılmasında bir hikmet var. İnsan oğlu bu hikmeti öğrenmeli ve hayatını ona göre yaşamalı. Tıpkı bu organlar gibi. Zira hiç biri bizim bildiğimiz bilgileri bilmediği halde vazifelerini mükemmelce yapıyorlar.
      Biz insanlar eğer hikmeti, ilmi ilim bilmek, kendini ve tabii olarak Rabbini bilmek olarak idrak etmez, anlamaz ve görmez isek ve hikmete ve ilme uygun bir hayat nizamı oluşturamaz isek, öğrendiğmiz bilgiler, bilgi çöplüğüne dönüşmekte ve gederek bizi zalim olmaya kokmaya, yozlaşmaya mahkum etmektedir.
      İlm ve hikmetten yoksun insanlar, bilgileri ne kadar fazla olursa olsun esasen "cahil" kalmakta ve cehalet bu insanları, hayvanları acımasızca katleden, çevreye zarar veren, doğayı tahrip eden, insanların can, mal ve namusuna kasdeden bir hale getirmektedir.
      Unutmayalım, insanları din ve milliyetlerinden dolayı topluca katledenler, atom bombalarını milyonlarca insanların üzerine patlatanlar, türlü işlemlerle ve mevzuat karmaşalarıyla başkalarının malını çalıp başkalarına aktaranlar, haksız güçlüyü kollayıp, haklı zayıfı korumayanlar, sömürü düzenini kurup işletenler ilm ve hikmetten yoksun kalmış ve fakat iyi öğretim görmüşlerdir.

      Sil
    13. Sıkıntıyı ne güzel bulmuşun hocam senden başka kimse bulamazdi gerçekten!

      Sil
  19. Hocam, postmodernizmin izleri de var gibi yeni lümpen- burjuva kitlelerde.Ne dersiniz? Güzel yazınız için teşekkürler.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız var. Doğru tespit.
      Ben teşekkür ederim.

      Sil
  20. Lumpenlikte emek vermek yoktur. Mirasa konmak yagma etmek vardir. Lumpenlerin en onemli ozelligi arabalaridir. Araba sahibi olmak arablarinin lukus olmasi cok onemlidir. Lumpenlerin bir diger ozelligi de insaat ve bina sevgisidir. Insaata yatirim yapmayi cok severler lumpenlikte tasarruf biriktirme kulturu yoktur bunun iki nedeni vardir birinci lumpenlerin yagmaci istilaci ve miras yedi olmasidir ikincisi de lumpenler emek vermeden kapital elde etmek isterler ve elde ettiklerinde de kapitallerini parayi mala mulke insaata luks arabaya yatirirlar.Dolayisiyla onlar icin tuketime donusmeyen tasarruftaki paranin bir anlami yoktur.Tasarruf etmek bu kulture yabanci bir edinimdir.
    Lumpen kultur aslinda nitelik olarak bir linc kulturudur. Lumpenlik ve Linc kavrami birbirne bu kadar uygun olmasi sasirtici degildir. Bu linccilik daha cok istila etme yagma kulturunden gelir dahasi kendi ezilmisligini sinifsal boyutunu kavrayamadigi icin oteki belledigini cogunluk olustugu anda ezmeye kalkarlar.
    Lumpenler hep gucluden yana tavir almislardir. Cunku bilincaltlarinda guclunun yaninda olurlarsa o kazanirsa kendisinin de kazanip rant imaj itibar vs kazanabilecegini icgudusu vardir.
    Lumpen kultur cinsiyetci bir kulturdur erkeksi kodlar ve erkeklik imaji cizmek bu kultur icin var olmanin bir baska boyutudur. Bu nedenle ayakkabilarindan kullandiklari otomobile hatta rengine kadar kendi bedenlerini one cikarmaya kadar lumpenik imajlar dahilinde erkeksi tavir soz konusudur. Dahasi Lumpenlerde homofobi cok yaygindir bu diyalektikten kaynaklanir. Kendi icindeki cinsel ezikligi deminde bahsettigimiz uzere zayif olani ezmeye yoneltir dahasi homofobik korkular lumpenlerin gizli escinler egilimlerinden de kaynaklanabilir. Bu bir nevi diyalektik yasasinin bir sonucu gibidir.
    Lumpen kulturde ahlak durust olma sozunde durma soz konusu degildir. Lumpen kulturde kolay yoldan para kazanma ve koseyi donme arzusu soz konusudur. Lumpenler genellikle mesleksizdir meslek edinme gibi yetenekleri yoktur bu daha cok onlarin zihniyetinden kaynaklanabildigi gibi cocukluklarindan itibaren hiperaktif edinimlerinin de olmasindan da kaynaklanir. Lumpenler sosyal varliklardir diger insanlardan daha sosyal olduklari icin cevreleri genistir. Lumpenler bu sosyal disa donuk hitabetik muhabbet yapilarini iyi kullanirlar hatta dogal bir meslek dersek buna yanlis ifade kullanmamis olabiliriz. CUnku bu karakter yapilari bir nevi onlarin sermayesidir.

    Belirtmek isterim Lumpen kultur ve Lumpenizm uzerine ne yazik ki hem dunyada hem turkiyede yeterli calisma olmadigi gibi ilgi alakada yoktur. Hatta daha da ileri giderek tanidigim bir cok hoca mesela bir yabanci antropoloji hocasi lumpen kavramini dahi bilmiyordu. Hatta marksistler bile bu konu ve kavram uzerinde fazla tartisma yazi yapmadiklarina ortada. Konu sadece tanima ve marksist literaturdeki ifadeyle kaliyor. Oyle kalincada gunumuzu tanimlamak guduk kaliyor
    Ben 2008den beri 21.yyin LUmpenizm cagi oldugunu hatta o donemde gunumuz dunya siyaset atmosferinin lumpenik oldugunu soyledigimde insanlar cok sasirmisti. Mesela isid denen orgut lumpen teror orgutune cok guzel bir ornektir.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Lümpencilere Narsist insanlar topluluğu denebilir.

      Sil
    2. Iktisadin en onemli konu ve sorularindan biri olan Tasarruf mekanizmasi bu kulturde yok. Yani bir lumpen icin tasarruf etmek diye bir kavram yok. Dogallayin Dusuk faiz hatta eksi reel faiz ortami lumpen kulturun percinlenmesi icin essiz bir firsat sunar. Bu turden iktisadi ortamlar lumpen kulturun olusmasi icin sosyolojik altyapi sunar. Cunku bu kulturun dogasinda biriktirme tasarruf etme aliskanligi yoktur. Hatta boyle bir kavram dahi soz konusu degildir. Bu kavramin bir karsiligi yoktur onlar icin tasarruf etmek son derece soyut ve guduk bir durumdur. Bu kulturde rant ve tuketme arzusu soz konusudur. Para, itibar guc ve imaj kazandiran mala hizmete ranta donmedigi muddetce bir sey ifade etmez. Hatta lumpenler alim-satim alis-veris ufak buyuk ticari islemlerini kriling takas mantalitesinde ele alirlar elde ettikleri malin ve rantin karsiligini para uzerinden degil de hangi mal hizmet ve ranta tekabul edebilecegi mekanizmasi uzerinden dusunurler. Bu durum onlari daha somut, pratik ve pragmatist kilar. Hatta bu ticari iliskkilerin gonul ve beseri iliskilerinde de ayni surette kurgularlar. Lumpenler bu baglamda cok boyutlu soyut dusunebilen varliklar degildirler. Somuta indirgenmis bir yasam algisi soz konusudur. Bu acidan bakildiginda ki benim de yaptigim diyaloglarda gordugum Lumpenlerde UZAY kavrami yoktur. Bu lumpen tayfasinin beyninde uzay kavrami diye bir kavram soz konusu degil. Uzaysal dusunme soyut dusunme cok boyutlu kavrama gibi dusunsel ozelliklerden mahrumdurlar. Soyut kavramlara olan uzakliklari lumpenleri manevi iliskilere uzak kilabilir netekimde maneviyata uzaktirlar ancak lumpenler maddi iliskileri cok onemsedikleri icin maneviyata konu olan kavramlari kendi lehlerine kullanmayi cok iyi bilirler. Dini milli arguman ve deyisleri kullanmayi beseri iliskilerinde eksik etmezler. Maneviyata olan seyler onlar icin bir aractir. Maneviyata dayali seyleri anlamanin sorgulamanin yerini onlari kullanmayi tercih ederler. Yasamlari da maneviyati kullandiklari olcude bir o kadar da maddiyatcidir. Islamiyetteki munafiklik terimi lumpenler icin uygun dusebilir.
      Burjuva iktisatcilarin "Snop" kavrami dahilinde salt yuksek mal fiyati ve talep uzerinden gecistirdikleri konu aslinda cok derinlikli bir yapinin tezahurudur.
      Ne yazik ki gunumuz marksistleri de lumpen kavramini adeta pas gecmis ve bir tanimdan oteye gitmemisler uzerinde tartisma ve yorum yaratmamislardir.

      Sil
  21. Hocam sağolun, şahsen lümpen kelimesini bilmiyordum

    YanıtlayınSil
  22. Hocam sizce AB ile vizeler kalkar mi? Vizesiz Avrupa deniliyordu bir donem devlet yoneticileri boyle bir sey olur mu?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. :)) Şu anda vizeyle bile girilemiyor...

      Sil
    2. Kalkti bile, bugun itibari ile Avrupa devletleri vize islemlerini sonlandirdilar. Artik sadece D vizesi veriyorlar ve yesil pasaportla bile artik D vizesiz seyahat edilemeyecek. Eminim Covid-19 pandemisine mutesekkirdirler.

      Sil
    3. Mig D vizesi iyi bir şey değil mi?

      Sil
  23. Değerli hocam, Tanıl Bora'nın yıllar önce yazdığı "marjinal" makalesini okumanızı öneririm.
    Kolaylıklar dilerim
    Sevgiler
    https://www.birikimdergisi.com/guncel/463/marjinal

    YanıtlayınSil
  24. Hocam altının gramı 1000 TL olacağı söyleniyor. Altının onsu pek artacak gibi durmuyor, adamlar, doların 15 TL olacağını mı ima ediyorlar?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Selam,
      Altın gramı ile TL arasında ilişki kurmayın.
      TL, konvertible para birimi olmaktan çıktı.
      Yani TL değerini ölçebileceğimiz bir TL terazisi yok,
      TL değerini kıyaslayabileceğimiz altın veya rezerv para birimi yok.

      Yarın siyasetçi rekabetçi olalım der, TL-USD 8 olur 9 olur.
      Ertesi gün siyasetçi faiz artıralım der 6 olur 6.5 olur.

      TL bir işlem parasıdır. Kısa dönem al-sat işlerinde kullanılır.
      Misal, evim var, satacağım arsa alacağım.
      Evi satarken arsa sahibi ile de TL anlaşırım, evi sattığım TL yi hemen
      arsa sahibine veririm. Arsa sahibide o TL ile ne alacaksa alır. Mesela
      araba ihtiyacı varsa hemen arabacıyı TL üzerinden bağlar, parayı benden
      alır almaz arabayı alır.

      Eğer evi satarken ben arsa sahibi ile anlaşma yapmadıysam, evden
      aldığım parayı hemen ya altına ya da rezerv bir para birimine çevirir bekleme
      süresindeki yıpranmayı engellerim. Arsayı satan da arabacı ile anlaşmadıysa
      TL aldığında o da beklerken TL yi tutmaz.

      Bu paralara işlem (transaction) parası denir.

      Oyuncak monopoly parası da aynı işi görür.
      Evi sattım, öngörülebilir gelecekte arsa sahibi ile anlaştım,
      o da arabacı ile anlaşmış ise aramızda monopol oyuncak parası ile
      alışverişi yaparız.

      Düşünün, monopol parasını herkes basabilir. Ertesi gün enflasyon 100% olabilir.
      Ama biz işlemi aynı gün yaptığımız için kimse zararlı çıkmaz, gün sonunda
      monopol parası olan hemen altın alır, monopol parası zararını kapatır.

      TL nin durumu budur.

      Önümüzdeki dönem TL şu olur, bu olur demek anlamsızdır.
      Yukarıda yazdığım sebepler ile Türkiye mevduatının yarısından fazlası
      rezerv para olmuştur. Diğer kalan kısım ise parayı günlük alsat çevriminde,
      işlem parası olarak tutuyor, giderek te azalıyor o pay.

      Sil
    2. Teşekkürler, altına devam.

      Sil
  25. İşte günün fotoğrafı: lümpen ve marjinal bir arada,aynı fotoğrafta..
    https://soz.lk/i/c2824t3n

    kâh çıkarım gökyüzüne seyrederim âlemi,kâh seyir eder âlem beni..

    YanıtlayınSil
  26. Yine çok güzel bir yazı olmuş Hocam. Yüreğinize sağlık🙏
    Yorumlar da bir o kadar okunası👍🏻

    YanıtlayınSil
  27. Hocam elinize sağlık. Bu iki kelime yaşadığımız bu çağda bazı ülkeleri de çok güzel tanımlıyor...

    YanıtlayınSil
  28. Hocam ekonomide bağımsızlığın bedeli serbest piyasayı kaybetmek midir?

    YanıtlayınSil
  29. sanki hepimiz lumpeniz, sanayicisinden memuruna, koylusundan politikacisina devletten nemalanmazsak pek de bir niteligi olmayan bir topluluk. nede olsa kapikuluyuz. marjinalligimiz ise siradanligimizi saklamak icin sikca basvurdugumuz bos aldatmaca. aykiri bir ozelligimiz olabilmesi icin once bir ayristitici bir niteligimiz olmasi lazim degil mi?

    YanıtlayınSil
  30. Hocam yarattiginiz ve farkli goruslerin ortaya cikmasini saglayan beyin jimnastigi yaptiran yazilariniz icin tessekkurler.
    sizce ortaya atilip kisa surede bir tur enflasyonu yasanip degeri azalan yozlastirilan pek cok benzer kavram yok mu?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim. Hem de o kadar çok ki. En çok yıpratılanlar arasında aydın ve entelektüel var.

      Sil
  31. Gerçekten çok açıklayıcı ve yalın olmuş, zevkle okudum. Ellerimize sağlık hocam

    YanıtlayınSil
  32. Alin size birkac sinav sorusu:

    1- Lumpenlerin iktidara geldigi ve iktidarin nimetleri ile burjuvalastigi bir ulkenin nasil olmasi beklenir. Bu ulkenin belirgin 5 ozelligini yaziniz.

    2- Lumpenlerin iktidara gelebilmesine olanak veren 5 etmeni ve bunlarin iktidar degisimine nasil imkan verdigini yaziniz.

    3- Kemiklesmis lumpen iktidarinin degisebilmesi ve iktidarin vasat cogunluktan iyakatli elitlere el degistirebilmesini saglayabilmek icin goz onunde bulundurulabilecek 5 etmeni yaziniz.

    YanıtlayınSil
  33. Degerli Mahfi Bey,
    Her yazinizi buyuk bir merakla, bekleyerek okuyorum.
    Firsat buldukca yorumlarda katki yapmaya calisiyorum.
    Bir ufak elestiri yapmak istiyorum.
    Maliye bakanimiz, bir televizyonda bizleri cok utandiran, sacma sapan, cocukca aciklamalar yapti.
    Bunlari, sizin kisisellistirmeyen, hedef gostermeyen, bilimsel ama gercekligiyle muhatabini rezil rusva eden, tamamen bilgiye ve gercege dayanan uslubunuzla yorumlamanizi bekliyoruz, tum okuyuculariniz olarak.
    Malesef sizden baska kimse yapamiyor bunu.
    Bu yuzden bu yazinizi okuyunca, biraz hayal kirikligina ugradim.... zamanlamasi acisindan.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. Ben kişiselleştirerek eleştiri yapmayı sevmiyorum sizin de değindiğiniz gibi. Bu benim işim değil. Ben siyasetçi değilim. Bazı konuşmalar ve açıklamalar var ki onları kişiselleştirmeden ele almak mümkün değil. O nedenle o konularda yorum yapmıyorum ve yazı yazmıyorum. Ayrıca öyle bazı konular var ki benim bir şey yazmama kalmadan toplum tepkisini veriyor.

      Sil
  34. Ortadoğu Toplumlarında Lümpen

    En medeni dönemlerinde orta doğu topraklarında iş güç sahibi olmayan lümpen sınıfın yönetimi, özellikle tarım toplumu sonrasında kurulan sosyal hiyerarşilerde sorun oldu.

    Zengin olmayan, düşünmeyen, topluma bir faydası olmayan bu kesim evlenip çoğaldıkça sosyal dengeleri de değiştirebiliyordu.

    Kendi insanını öldüremeyen sosyal hiyerarşi, bu insanları kamplarda toplamaya, onları düşük bir ücret (bazen köle ve düşük ücret) ile besleme yolunu icat etti. Onlara sosyal hiyerarşiyi koruma görevi verildi. Yani asker yapıldılar. Böylece hem onları sosyal hayatın dışına çıkardılar, hem de sosyal hiyerarşinin, yönetici sınıfların, tüccar ve zengin sınıfların korunmasını sağladılar.

    Asker sınıf dışında kalan sınıflara, sosyal güçlerine göre artan sayıda kadın düştüğü için, nüfus da azalmamış oluyordu.

    Sistemin devamı, gelecek nesillere aktarımı için, bu insanlar öteki dünyada kutsanmış kişiler ilan edildiler. Misal, şehit olarak cennetlere gitmek, toplumun ölmüş kutsal insanlarına (peygamber) komşu olmak, krallardan üstün olmak vb gibi. Sahip olamadıkları kadınlar yerine şehit olduklarında dünyadaki kadınlardan daha güzel ve alımlı kadınlar(bizdeki huri kavramı) da vaat edildi. Bunla da yetinilmedi, dönem dönem savaş ile yendikleri kabileler, küçük devletçiklerdeki kadınları kendilerine köle olarak alma hakkı da verildi. (Bazı toplumlar ganimetin beş te birini de askerlere verdiler.)

    İnanışlar toplumlar içinde zaman ile çok değişti ama kalıplar aynı kaldı. Bu tarz dini yapı kadınlarında işine gelirdi. Gelecek nesillerinin güveni için güçlü erkekler ile beraber olmak isteyen kadınlar için varlıklı erkeklerin birden çok kadın ile evlenebilme imkanı da inanışlardaki yerini zamanla aldı. Güçlü bir erkeği paylaşan bir kaç kadın bunu dert etmedi, inanışlarda güçlü erkeklere çok kadın sahibi olmayı töreler ile kolaylaştırdı. (Mesela bazı dinlerde 4 kadın sahibi olunabilir, şartları da güçlü erkeklerin karşılayacağı şartlardır.)

    Savaşlarda ölen lümpen askerler hiç bir zaman toplum tarafından kayıp olarak görülmedi, onlar sistemin içinde en başından gözden çıkarılmış insanlardı, ölmeleri iyi idi, yöneticiler için tek dikkat edilmesi gereken sosyal yapıyı dış tehlikelerden koruyarak ölebilmeleri idi, aksi durumda dış güçler sosyal yapıyı yok edip, kendileri köle olur veya öldürülürdü. Tabi ki savaştıkları diğer toplum da benzeri bir inanış sahibi olduğu için sosyal evrim kuralları o toplumlar için de geçerli oldu.

    Günümüze kadar yaşayan orta doğu kökenli inanışları sosyal hiyerarşiyi koruyan bu hayati konu üzerinde değerlendirmek gerekir.

    YanıtlayınSil
  35. Hocam halk ekonomide çaresiz mi bırakılmıştır?

    YanıtlayınSil
  36. Hocam, bu sınıf teorisini sorgusuz kabullenmek garip gelmeye başladı; örneğin siyah elbise kravat giyen var, okullarda normları öğrenmiş, kalifiye bir emek tipi ile, finansializasyona hizmet ediyor. işçi emeği değil bu, üretimle alakası yok, borcu büyütüp, supranational alanda dünya halklarını sömürenlerin hizmetinde olduğunun farkında olmayan, yerel, ama aynı elbisede birleşen global bir sınıf. Keza yeşil elbise var, militer , para militer üniforma, bunlar da son tahlilde bir sınıf olarak değerlenmeli, adam öldürme, caydırma, ürkütme işindeler fakat emek arzı sınıfına sokamıyorum. aynı şekilde beyaz elbiseliler var, muhtelif inanç sistemlerini halklara pompalayarak müsekkin sağlayıp, uyutan ve dünyada mevcut, giderilemeyen haksızlıkları daha rahat sindirmelerini sağlayan, "bu dünyada olmadı, ama öbüründe acaip güzel yerde olacaksın" hikayesini devam ettirmekten sorumlu zevat. bunları da emek sınıfına veya köylü sınıfına sokamıyorum. kaliforniyanın devasa çiftliklerini ve buradaki kooperatifleşmiş işgücünü, toplama, gübreleme, sulama operasyonlarını düşününce, bunlar da eski tanımdaki köylü değiller, girişimci mi olmuşlar, yoksa emek mi satıyorlar anlayamıyorum. daha da zor olanı, zoomer neslinin bir ufak app yazarak ios veya androidden satıp geçinen lümpen, marjinal sayılabilen yaratıcılar, bunların ekosistemi sayesinde google, apple 1 trilyon değeri geçen ilk şirketler oldular, bunların alışveriş konforunu hedefleyen amazon da 3üncü şirket oldu 1 trilyon dolar değeri geçen... ama piyasa değeri mi, güçlülük mü diye bakınca, hala aşağı seviye ülkelerdeki rejimleri GE, Exxon gibi piyasa değeri bunlardan çok az şirketler değiştirebiliyor. emeğiyle geçinirken işçi sınıfında olan, ama sahip olduğu borsa hisselerinden gelirleri ile "rantiye" sınıfa da giren beyaz, mavi yakalı emekçi, klasik olarak sınıf yaklaşımına da uymuyor ha keza. katma değer üreten sınıf ve katma değer üretemeyen sınıf şeklinde bir ayrım gerektiğini düşünüyorum. katma değer üretebilenler, katma değer üretemeyenlere (istese de istemese de) bakmakla yükümlü. bunların boşu boşuna işi gücü varmış gibi bir emeğin 3e, 4e bölündüğü (26 saat iş haftası) yaklaşım da yanlış, bir kişilik işin ücretinin 4, 5 kişiye paylaştırılıp, sanki iş varmış gibi, iş yaratılması da. bu bakımdan bunların alayını -katma değer üretemediği için lümpenleşen- sınıfın üyesi sayıp, insanlık gereği "noblesse exige" doğan iaşe ve nafaka yükünü, "evrensel minimum gelir sağlayıcıları"na havale etmenin yöntem ve yönetimini yeniden düzenlemek gerekiyor. mevcut sınıf ve demokrasi teorisi, market ekonomisi bu dağılımı yapamıyor, popülist oyla gelince, popülasyonu kolay feda edemiyor. piyasa dinamiklerine güvenerek bu dağılımın kendiliğinden, nasıl olsa oluşacağını dikte eden teoriler, transformasyon süreci içerisinde çekilenleri esas almadığı için, gerçekten uzak kalıyor. çok değer verdiğim bir ekonomist olarak bu konudaki görüşlerinizi duymak isterdim.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Bu tür toparlamalar birçok genellemeyi içerir. Mavi yakalılar içinde beyaz yakalılardan daha bilgili, daha iyi yetişmiş insanlar olabileceği gibi tam tersi de olabilir. Mesela bizde burjuvazi içinde toparladığımız sınıfta gerçek anlamda burjuva diyebileceğimiz insan sayısı grup toplamının yüzde 2 - 3'ü kadar ya vardır ya yoktur. Ama biz bir toparlama yapıp hepsini burjuva diye niteliyoruz. O nedenle ben Değişim Sürecinde Türkiye kitabımda bu grubun büyük bölümünü esnaf burjuvası diye nitelendirdim. Aslında Türk burjuvazisinin büyük çoğunluğu hep devletten geçinmeli işler yapar o nedenle de bu alt grubu belki lümpen burjuvazi diye nitelemek daha doğru olabilir. Lümpen burjuvazi devletten geçindiği için yanlışlara ses çıkaramaz, yanlış işler yaptığını düşünse bile siyasal iktidarı destekler.

      Sil
    2. Vedat bey merhaba ,
      Güzel yorumunuz için teşekkür ederim.
      Hocamız sağ olsun , bilgi ve tecrubelerinden faydalanmamıza izin veriyor.Sizin gibi değerli yorumcu - takipcilerden de çok şey ögreniyorum.
      Sağ olun.

      Sil
  37. Hocam 7. paragrafinilk cumlesi; Sözcüğün ekonomi alanındaki kullanımı matematikteki son birim anlamının uyarlanmasıyla karşımıza çıkıyor.

    Saniyorum bu cumleyi su sekilde dusunmustunuz; _Marjinal sözcüğünün_ ekonomi alanındaki kullanımı matematikteki son birim anlamının uyarlanmasıyla karşımıza çıkıyor.

    YanıtlayınSil
  38. İki kelimenin günlük yaşamda birbirine benzediğini hiç düşünmedim. Belki bizim toplumumuzdaki izdüşümleri ve algılanış biçimleri bahsettiğiniz gibi olabilir. Marjinallikte bir bilinçli ve farkında olma hali var. Bir tepkiyi temsil ettiğinden de söz edebiliriz. Lümpenlikte farkındalıktan eser yok. Bir kalıba "farkında olmadan" uymuyor. Marjinal kalıba oturtulmak istemiyor ve bu bir tercih.

    YanıtlayınSil
  39. Türk burjuvası "Burjuvazi devrimci bir sınıftır. Genellikle esnaftan, atölye sahipliğinden gelerek yükselmiştir. Sanayi devrimini yapanlar onlardır." sanayi devrimi yapmak yerine, taşeronculuğu, fasonculuğu ve kamu ihaleleleri ile zenginleşmeyi tercih ederek, vergiden kaçınmak için her türlü yolu uyguladığından ne alman ne ingiliz ne de fransız burjuvasına benzer.yani Türk burjuvası diye bir sınıf yoktur. Sanayisi olmayan bir devletin proletaryası, sendikası ve işçi sınıfı bilincide yoktur.Ne lümpendir ne de marjinal." Köylüler de aslında bir sınıf olsa bile sınıf olma bilincinde değildirler. " bu nedenle Türklerin hepsi köylüdür. köylü kente göç eder, kentler megaKÖY olur. mega köyün muhtarları belediye başkanı olur ise megaKÖY ün rantını hemşerilerine verir.Holding kurarsa megaAğa olarak aynı köy ağası gibi holdingi yönetir, sakıp ağa da olsa kafa köylüdür. köylü bakan da olsa kenti köyünü ihya eder. sizin gibi doğru söyleyeni 9 köyden kovarlar. Plan mı ? pilav mı? devlet malı deniz gibi "ekonomi-politik" kanunlarımız yanında sizin kitaplar, yazılar, söyleşiler...bir kulaktan girer, diğer kulaktan çıkar sevgili gurumuz,pirimiz.iyi ki varsın. memleketde ne lümpen kaldı, ne de marjinal. Orhan babanın dediği gibi "batsın bu dünya" ya da müslüm baba nın dediği gibi
    "Yıkıla yıkıla yaşayan benim
    Geceler boyunca kahrolan benim
    Ah edip inleyen yıpranan benim
    Kötüysem düşkünsem kimene bundan

    YanıtlayınSil
  40. Hocam yazınızı okuyunca ekonomide herşey yolunda diye düşündüm bir süre :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Dolarla mı maaş alıyorsunuz da ekonomi için endişeleniyorsunuz?

      Sil
  41. Hocam benim merak ettiğim şey;hükümetimiz bundan 10-15 yıl önce inşaata yatırdığı kaynağı yine klasik bir iş olan otomative yatırsaydı..demek istediğim dünyadaki enbüyük 20-30 araç üreticisine gelin türkiyede fabrika açın,size bedava yer vericem hazine arazilerinden,burda ürettiginiz araclardan 10yıl 0 vergi alıcam,çalıştıracagınız işçilerin vatandaşım olması şartıyla yarı ücretini de ben karşılıycam filan deseydi bugün nasıl bir türkiyede olurduk?bunu yapmak zormuydu?ben olsam devlet yönetiminden hiçbirsey anlamasam bile bari bunu yapardım..bugün 10 hatta 20 yıl önce bile lüks olmayan birçok şey artık lüx bu ülkede,bu durum sizce hükümet değişse bile ondan sonra enaz kaç senede düzelir sizce?artık bunu söylemekten utansam bile evlatlarıma,yegenlerime kaçın kurtarın kendinizi bu ülkeden diyorum.çünkü dünyaya bir kere geliyoruz ve hayat cok kısa,bunu bu ülkede harcamaya degmez..

    YanıtlayınSil
  42. Merhaba hocam,

    Anonim17 Ağustos 2020 04:25 yorumunu Adam Smith ile beraber okuyunca, Martin Luther tarafından katolik dinin burjuva sınıfını oluşturmak amacıyla manipüle edildiğini de söyleyebiliriz.

    Anadolu şartlarında bu olmazdı, Osmanlı Sultanı ve Ordusu çok güçlüydü. Celali isyanları başarılı olsa Türkiye Avrupayı belki yakalardı.

    YanıtlayınSil
  43. Saygıdeğer Hocam ve Müsteşarımız, "Diyelim ki bir bardak çay içiyorsunuz. O çayın sizin açısından gerçek faydası içtiğiniz son yudumdan elde ettiğiniz faydadır. Tüketilen miktar arttıkça marjinal fayda azalır. Çünkü içtiğiniz çayın ilk yudumu size çok keyif verir, daha çok içtikçe aldığınız keyif de azalır. Buna da azalan marjinal fayda denir." açıklamanız alan dışından bir daimi okurunuz olarak, "marjinal fayda"nın sizden, sizin verdiğiniz örnekle tanımam çok farklı oldu, yıllar öncesinden Sadun Aren'in 100 Soruda Ekonomi pratik el kitabından bildiğim bir kavram olmasına rağmen. Son birime doğru limit f(x) - sonsuza yaklaşırken çayın tadının, keyfinin azalması bu ekonomik kavramın da insan fizyolojisiyle de, özellikle nörofizyoloji ile, olabileceğini göstermesi bakımından son derece güzel bir örnek, teşekkür ederim, sayenizde ekonomik bir terimi daha iyi öğrendim, anlamını daha bir kavrayarak hocam. Psikoakustik gibi, taddan, lezzetten, damak zevki (flavor) keyfi almak da öznel bir deneyim, dışarıdan ölçülemeyen sanırım. Kendal'ın nörobiyoloji kitabını ders olarak okurken bu konulara girilmişti; fiziksel bir nicelik olan sesin müzik söz konusu olunca tamamen ölçülemediğini, psiko-akustikin sübjektif olduğunu yazıyordu diğer bir kitabımızın önsözü. Buradan ister istemez şunu da çıkarabiliyorum, belki haddim değil ama, ekonominin de şu veya bu şekilde temel bilimlerde bir izdüşümü, uzantısı var galiba. Her iktisatçı gibi değil de, kendi izlenimlerinizi, değerlendirmelerinizi de katarak orkestra şefi gibi yorumlayarak ekonomi öğretmeniz, makale yazmanız da bir yerde, bana göre bir sanat, çok fazla abartmıyorum, Sovyet fizikçi Kitaygorodski'ye dayanarak: ""Ben bir Fizikçiyim" adlı Bilim Sanat yayınları popüler bilim çeviri kitabında, formüllerin derive edilmesinde estetik kayguların olduğunu, paydada simetri vb unsurların önemli olduğunu ve matematikçilerce, fizikçilerce tercih edildiğini, formülün son haline getirildiğini söylüyor. Saygılarımla, iyi çalışmalar efendim.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Selam Çevre,

      Uzun süredir yapay zeka üzerinde çalışmalar yapıyorum, yeni işlemciler geliştikçe yapay zekanın yaptıkları işe başladığım zamanlar düşündüklerimizin ötesine ulaştı.

      Marjinal fayda kavramı yapay zekada hiç yok biliyor musunuz? Marjinal fayda insana özgü bir duygu. Yapay zeka için amacına gittiği süreçte, bir birim koddan elde ettiği fayda ölçeklendirilebilir değişken bir değer, o kadar. O değer her hedefe ulaştığı çalışmasında değişir, ama ölçeklendirilmiş bir değer olarak kalır.

      İnsan ve makine arasındaki bu fark bana hep ilginç gelmiştir. Estetik, kaygı gibi hiç bir duygu yok. Amaca ulaştıysa değer 1 dir, ulaşmadıysa 0. 0 veya 1 de kaygı uyandırmaz, bir sonraki tekrar için sadece veridir.

      Sil
  44. Devlet ve sosyal hayat lümpenlerin umrunda değildir.

    Derler ya ha Yunan kazanmış ha Türk onlar önemsemezler.

    Geleneksel köklerinden gelen inanışlarını yaşadıkları sürece
    gelen ağam, giden paşam dır onların nazarında.

    Fikirleri yoktur, katkıları yoktur, çağın teknolojik ortamı neye uygun ise
    onları alır, tüketir kullanır, sorgulamaz, üretimine katkı sunmaz.

    Türkiye özelinde devletin yönetimini ve bürokrasisini ele geçirmişlerdir.

    Onlar için devlet içinde olmak, kendi geleneksel değerlerinin yaşaması için önemlidir,
    liyakat önemli değildir, işlerin yapılması da önemli değildir, geçmiş dönemden intikam alınmıştır.

    Onlar için önemli olan iktidara yakın olmaktır. Bunun için kendi benzerlerini de temizlemekten çekinmezler.

    Örnek 15 Temmuz darbesidir. Devlet içindeki lümpen bir grup, diğer lümpenler tarafından temizlenmiştir. Bir kaç yıl önce kardeşim dedikleri insanları hapse atıp, iktidarın yanında saf
    tutmuşlardır. Kendi aralarında yine bir güç çatışması olursa, karşı grupta kalanların hepsi yine iktidar tarafını tutup güç devşirmek isteyenleri temizleyecektir.

    Türk toplumu içinden, lümpen oligarşisini ve bürokrasisini değiştirebilecek hiç bir oluşum yoktur.

    YanıtlayınSil
  45. Türkiye'de yabancı sermaye minimum düzeyine indi.

    Devlet borçlanma senetlerinde yabancı payı da dünyanın en düşük seviyelerine geldi.

    Bazen devletler arasında anlaşmalar yapılır.
    Ben sana yatırımcı gönderiyorum, onların çıkışlarını güvence altına al şeklinde.
    Bu anlaşmalar ekseri olarak büyük devlet küçük devlet arası sözleşmeler ile teminat altına alınır.
    Sıcak para için çok yapılır.

    Geçmiş yıllarda Türkiye siyaseten yalnız kaldı, yalnızlığın yan etkisi ile batı dünyası sermayesini çekiyor. Çekerken anlaşmalara bağlı olarak sermayenin erimemesi için MerkezBankası, Kamu, Hazine ve Türk halkının varlıkları kullanılıyor, dışarı çıkarılıyor.

    Bunun yanına kokuyu alıp, dışarı çıkan yerli sermaye grupları da eklenince sorun daha da büyük oldu.

    Bu hareketleri düşmanca algılamamak lazım.
    Dış işleri bürokratları konuyu daha iyi bilir.

    Türkiye rejimini değiştirmek istemiştir,
    batı dünyası ile yeni rejiminde uzlaşı içinde nasıl çalışacağını sorgulamıştır,
    batı dünyası kendi sermayesinin o rejimle çalışmak istemediğini resmi kanallardan belirtmiştir,
    Türkiye ye bir kaç yıllık bir geçiş süresi verilmiştir,
    Bu süre içinde batı sermayesine Türk devleti çıkış için kolaylık sağlayacağını iletmiştir.

    Yaşadığımız süreç Türk devletinin, sermayeye çıkış için kolaylık sağlamasıdır.

    Ortada karşılıklı bir anlaşma vardır.

    Aktörlerin hepsi ne yaptığını çok ama çok iyi biliyordur.
    Damat anlaşmaları uyguluyor diye onla dalga geçmenin bir anlamı yoktur, adam işini yapıyor.

    İşi iç ekonomiye vurup, her hareketi yorumlamaya, açıklamaya çalışmanın bir anlamı yoktur.
    İşin içindeki şahısları da eleştirmenin, onlar ile dalga geçmenin de bir anlamı yoktur.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Anonim 18:15 tam parti ağzı ile konuşmuşsun oğlum bu sayfa sana göre değil hoca ne anlatıyor hiç okumuyormusun yürü git trol maaşı yatmış gecikme

      Sil
    2. Karaoğlan, benim yazdığımı okumadan yorumlamış.
      Damat işini benim yazdığım gibi çok iyi yapıyor,
      adamın işi Türkiye'nin servetini yurtdışına aktarmak,
      adam işini çok iyi yapıyor.

      Siyasi parti olarak rakipleri yok,
      alternatif hareket yok, ülkenin geri kalanı azalan varlıklarına bakarken sağda solda hayıflanmaktan başka bir şey yapamıyor.

      Sil
  46. Hocam, 17 Ağustos 1999 saat 3:02'ye geri gittiğinizde belleğinizden ne gibi anılar çıkar? Neler yaşadınız, sonrasında ne gibi tedbirler aldınız? Bu vesileyle hürmetler saygıdeğer Hocam.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Deprem olduğunda bayağı bir sallandı bizim ev, ben yalnızdım, bizimkiler Ankara'daydı. Pek aldırmadım, evden çıkmadım, uyumaya çalıştım. Biraz sonra kapı çalındı site güvenliği evde kalmanın tehlikeli olduğunu söyledi. Çıkıp arabama girdim. Haberler geldikçe üzüntümnüz, can sıkıntımız arttı.

      Sil
  47. "Lumpen" tarifinin günümüzde "cahil" tanımına daha uygun olduğunu düşünmekteyim. Cahil tanımı birçok yetersizliği belirlerken tüm yönetim katlarında bulunanlar için liyâkat eksikliğini de vurgular diye düşünüyorum... Malûmdur ki günümüzdeki en büyük sorun geniş anlamı ile "cehalet " tir...

    YanıtlayınSil
  48. Hocam selamlar. Daha önce swapla ilgili yazdığınız yazıda bahsetmiştiniz.
    1) MB analitik bilançosunda "toplam döviz yükümlülükleri" kalemi var bu kalem sadece TCMB'deki döviz zorunlu karşılıklarını mı veriyor?
    2) TCMB döviz zorunlu karşılıklarını da satıyor mu böyle bir hakkı var mı?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. 1. Bu kalem MB'nin bütün döviz yükümlülüklerini kapsıyor.
      2. Swapta kullanıyor.

      Sil
  49. Mehmet Cengiz’in sahibi olduğu Cengiz Holding'e Rize’de yaptırdığı 5 yıldızlı otel için 49 milyon 630 bin TL teşvik vermişiz.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Mehmet değildir o, reistir. Mehmet olsa orda duramazdı.

      Sil
  50. Battı Balık Yan Gider.18 Ağustos 2020 09:53

    Selâmlar hocam. Bir şiir var lümpenlik tanımı olarak bu şiiri nasıl yorumlarsınız.
    Şalvarı şaltak Osmanlı.
    Eğeri kaltak Osmanlı.
    Ekmede yok. Biçmede yok.
    Yemede ortak Osmanlı.
    Devamı da var ama burası çok önemli...

    YanıtlayınSil
  51. Bizde aristokrat ve burjuva lümpenleşiyor, köylü kendini zor geçindirdikçe nasıl oluyorsa oluyor burjuvalaşıyor, işçi uyutulup, sömürülüyor. Bilime, sanata, düşünceye önem veren ötekileştiriliyor, savaş çığırtkanlığı yapan dinci tayfa yalnızca tarih içerisindeki durumundan dolayı intikam almanın yollarını arıyor, işin kötüsü bu ülkede demokrasiye, adalete, hukukun üstünlüğüne; atatürkün kurduğu cumhuriyete inananlar bile sağduyuyu bir kenara bırakıp intikam, hırs, nefret gibi duyguların körlüğüyle giderek akıldan uzaklaşıyor. Ben herkesi izliyorum. Dünyayı izliyorum. Dünya kocaman bir yalanın içinde. İnancı yalan, parası yalan, devlet adamları sahtekar; ikiyüzlü. Herkes kendisini dünyanın merkezinde görüyor; ve paradan, rahatlıktan başka hiçbir şey düşünmüyor. Eskinin büyük adamları artık yok. Ustalar öldü. Düşünce artık laboratuvarlarda: bilim teknolojinin kölesi olmuş. İnsan artık bir hiç. Önemsiz bir kalabalık. Uyumaya devam edin.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Yürü be Çağatay Üge!
      Aday ol sana oy verelim.

      Sil
  52. Hocam,sterling yarın öbürgün nasıl olsa on kağıt olucak..şöyle liradan 1-0 atıp,prömier lige yükselerek burjuva britanyayla parasal birliğe girip bunu tüm dünyaya britintro-türk diye yutturmak acaba bizi marjinal yaparmı?yoksa mevcut bagımsız lümpenliğimize devammı,ne dersiniz?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Mantikli olan oydu zaten. 2005lerde ya euroya ya sterlinge sadece 3 yilligina fikslenseydi para birimimiz 1YTL 1Sterling denkleminde IMFnin destegini alarak mali kural kapsaminda denk butce vererek bence enflasyon konusunda son derece faydali olurdu.

      Sil
    2. Duş güçler her istediğimizi yapmamıza izin vermiyorlar maalesef.

      Sil
  53. Sayın Mahfi hocam,

    Şuanda 10 yıllık tahvil faizini bloomberght ekranında %14.77 olarak görüyorum ve bu konuda size sormak istediğim bir soru var.

    Türkiye 2018 yılından beri yani 2 yıldır devlet tahvili ihraç etmiyor en azından benim bildiğim olarak böyle. Bu durumda bizim 10 yıllık tahvil faizimiz aslında 8 yıllık tahvil faizine denk gelmiyor mu?

    Bu durumda, eğer bu gerçekte 8 yıllık tahvil faizi ise ve %14.77 civarında ise, bu durumda şuan 10 yıllık tahvil faizi ihraç etsek, bu tahvil faizinin faizinin daha yüksek olması gerekmez mi? Çünkü uzun vadeli tahvil faizleri daha yüksek oluyor.

    Yani 10 yıl görünümlü 8 yıllık faiz 14.77 ise, gerçek 10 yıllık tahvil ihraç etsek %16-17 civarında olacaktır öyle değil mi? Yoksa benim en başta baz aldığım ön kabul mü yanlış sayın hocam?:)

    Eğer cevabınız evet ise, bu durumda MB faizleri de aslında uzun vadeli faizleri aşağı çekmemiz için gerekli olan seviyeden çok daha uzakta olmuş olmaz mı?

    En içten saygı, sevgi ve selamlarımla
    Bilal Akgün

    YanıtlayınSil
  54. Değerli Hocam büyük bir keyifle takip ediyorum yazılarınızı. Yılların birikimini bizlerle paylaşmanız büyük bir lütuf. Aklınıza , yüreğinize sağlık.

    YanıtlayınSil
  55. Mahfi hocam döviz ve altın aldığımda %1 vergi ödüyorum, satarken de ödüyor muyum?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Olmayan akıllarına karpuz kabuğunu düşür....satarken de vergi alsınlar.

      Sil
  56. Butun bu yorumlari okuyorum, kiziyorum.
    Adamlar calisiyor.
    Dun 7.38’di, bugun 7.37 oldu. Dustu iste, daha ne istiyonuz.

    YanıtlayınSil
  57. Hocam çok merak ettiğim bir konu var dolar hep arz talebe göre yükselip düşüyor diyoruz ya, mesela doların 5 TL olması için türkiyeye ne kadar dolar girmesi lazım veya 10 TL olması için ne kadar dolar çıkması lazım

    YanıtlayınSil
  58. Hocam öncelikle ellerinize sağlık, bizleri aydınlattığınız için teşekkürler. Bir husus aklıma takıldı. Burjuvazi bir devrimci sınıfdır yazmışsınız. Bunu biraz açar mısınız?

    Saygılarımla,

    YanıtlayınSil
  59. Merhaba degerli hocam,

    Yazılarınız Türkiyedeki cahillik çöllerinde bir vaha gibi. Bilimsel tarafsiz akılcı yazılara hasret kaldık sizin yazılarınız sayesinde bu eksiklik bir nebze gideriliyor. Tesekkur ederim.

    YanıtlayınSil
  60. Değerli hocam, Kıro tabiri lümpen mi oluyor? Ben İngilizce karşılığını bulamıyorum.

    YanıtlayınSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...