Yeni Okuduğum Kitaplar

İlk ve Son Barış: 100. Yılında Lozan, Editör: Bülent Özükan, Boyut Yayınları, 2021

Bülent Özükan’ın editörlüğünde hazırlanan bu kapsamlı eser Lozan Antlaşması’nın 110. Yıldönümü için alanında uzman 26 yazarın yazdığı metinlerden derlenerek hazırlanmış bir kitap. Aslında bu esere kitap demek haksızlık olabilir çünkü bu bir albüm-kitap. Yalnızca Lozan konusundaki yazıları ve tartışmaları değil aynı zamanda döneme ait fotoğrafları, karikatürleri ve haritaları da içeren bir eser. Ben de kitaba ‘Osmanlı Borçları ve Gayrimeşru Borç Kavramı’ başlıklı yazımla katkıda bulundum. Kitabın sonunda Lozan Antlaşması’nın tam metni de var.

Her kitaplıkta bulunması gereken bir eser diyebilirim.

Mehmet Selik, Marksist Değer Teorisi, Efil Yayınları, 2021

51 yıl sonra Mehmet Selik’in (ölümü 2005) Marksist Değer Teorisi’ni tekrar hızlıca okudum. AÜSBF’de (Mülkiye) üçüncü sınıfta İktisadi Doktrinler Tarihi dersine Mehmet Selik gelmişti ve bu kitap dersin temel kitabıydı. Askerler 12 Mart (1971) Muhtırasını vererek yönetime el koymuşlardı. Tıpkı Ray Bradbury’nin Fahrenheit 451 adlı romanında olduğu gibi sol kitaplar yasaklanmıştı. Bir zamanlar: ‘Batıda bilim kurgu olan konular bizde gerçektir’ diye yazmıştım. 12 Mart’ta toplanan sol kitaplar aslında yazdığım aforizmanın örneklerinden birisiydi.

Yasaklı kitapların başında Selik’in Marksist Değer Teorisi yer alıyordu. Askerler kimde görseler el koyuyorlardı. “Bu ders kitabı” deseniz de anlayan ya da aldıran yoktu. Kitabın çok satanlar listesine girmesinin bir nedeni de buydu. Kitabı nereye saklayacağımızı şaşırmıştık. Bir arkadaşımız kitabın kapağını ve ilk sayfasını yırtıp yerine masum isimli bir kitabın kapağını ve iç sayfasını yapıştırmıştı. Asker kitabın kapağına ve iç sayfasına bakıyordu. Çoğumuz öyle yaparak kitapları kurtardık. Ben sınıfı geçtikten sonra bütünlemeye kalan bir arkadaşıma verdim kitabı çünkü o, kitabını askerlere kaptırmıştı ve yeni baskısı da olmadığı için bulamıyordu. Sonra o kitabı geri alamadım, arkadaşım da başka birine vermişti. Aradan 51 yıl geçti ve ben kitabın yeni basımını Efil Yayınlarında bulup aldım. Kitabı elime aldığımda aklıma gelen ilk anı buydu.

Ekonomi teorisinin temelinde değerin ne olduğu ve değeri kimin yarattığı yatar. Mehmet Selik bu kitabında bu konuya Karl Marx’ın nasıl yanıt verdiğini, artık değer teorisini, Marksist yaklaşıma yönelik başlıca eleştirileri ele alıp incelemiş. Günümüzde kur, faiz, borsa ilişkilerini ekonomi sananlar için şok edici bir tartışma içeriyor kitap. Marksist teoriye uzak kalmış olan ana akım iktisatçıları, iktisat öğrencileri için oldukça yararlı bir kitap. Özellikle İktisadi Düşünce Tarihi dersleri için iyi bir yardımcı kaynak.  

Sümer Oral, Bir Devrin İzleri, Himalaya Yayınları, 2021

Sümer Oral, maliye müfettişliği mesleğinden yetişmiş, yedi dönem milletvekilliği yapmış, Maliye Bakanlığı da dâhil olmak üzere çeşitli bakanlıklarda bulunmuş bir siyasetçi. Bir Devrin İzleri adı altında yayınlanan bu anı kitabında yaşadıklarını, deneyimlerini anlatıyor. Çoğumuzun yaşadığı, tanık olduğu dönemlerin kimi bizlere de yansımış kimi perde arkasında kalmış olaylarını birinci elden ortaya koyuyor. Demirel ile ilgili anıları özellikle ilgi çekici. Birisini aktarayım: Sümer Bey, Maliye Bakanı iken, Zekeriya Temizel’i Gelirler Genel Müdürlüğü’ne getirmek istiyor fakat Temizel solcu olduğu için tereddüt ediyor. Demirel’e gidiyor, durumu anlatıyor. Demirel iki soru soruyor: ‘Ehliyetine inanıyor musun? Dürüstlüğünden emin misin?’ Sümer Bey ikisine de ‘evet’ diyor Demirel. ‘O zaman getir kararnamesini önce ben imzalayayım’ diyor.

Evet, Türkiye bir zamanlar böyle bir ülkeydi. Birçok eksikliği vardı kuşkusuz ama atamalarda liyakat, siyasal yaklaşımın önündeydi. Sümer Oral’ın kitabı geçmişin hiç de bugün anlatıldığı gibi olmadığını gösteren ilginç anılarla dolu.

Ozan Bingöl, Obez Devlet, Sia Yayınları, 2022

Ozan Bingöl, bir üçleme yazıyor. İlkini ‘Kontrolsüz Güç’ adı altında yayınladı. O kitapta vergileriyle ve diğer katkılarıyla devleti besleyenleri, ne kadar vergi ödediklerini, vergi sisteminin çarpıklık ve eksiklerini ortaya koymuştu. Bingöl, üçlemesinin bu ikinci kitabında bu kez devletten beslenenleri ele alıp inceliyor. Vergi ödeyenlerin, ödedikleri vergilerin nereye nasıl harcandığını bilmeleri demokrasinin temellerinden birisini oluşturuyor. Demokrasisi gelişmiş ülkelerde bu hesabı siyasal iktidar verir. Bizim gibi demokrasisi gelişmemiş ülkelerde ise Ozan Bingöl ve onun gibi meraklı araştırmacılar soruyor. Yazar bu kitapta; her gün karşımıza çıkan mali çarpıklıklar, çar çur edilen kamu paraları, kamu özel işbirliği projeleri, lojman saltanatı gibi pek çok konuyu enine boyuna inceliyor, tartışıyor.  

Roman gibi heyecanla okunacak bu kitabı okumanızı öneririm.   

Yorumlar

  1. Hocam bir devir kapanıyor mu?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Zaman çok devri kapattı, çok yeni devir açıp eskitti, sizinki hangi kapanan devir Sn Adsız?

      Sil
    2. Bütün devirler gün gelir kapanır.

      Sil
  2. Temizel anısı çok güzel bir tercih olmuş hocam, günümüzde, bakanlar değil farklı siyasi görüşü, kendi siyasi görüşleri içinden saraya en yakın isimleri bile en üst makama atamak için sormaya cesaret edemiyor. Üstteki ne derse hee deyip, kendi beyliğini ilan ediyor.

    YanıtlaSil
  3. Marx'ın sistemi çökmüştür.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Marx'ın sistemi hiçbir zaman yaşama geçmedi ki çöksün.

      Sil
    2. Bilim çökmez, kendini yenileyerek devam eder. Galileo Kopernik ,Newton Einstein...

      Sil
  4. Okumak gariptir. Okuyanlar, bir zaman sonra entellektüel ve aydın olurlar, kimisi bilim insanı olur.

    Bilim insanlarının çok büyük kısmı sosyalisttir, sosyal demokrattır, demokrattır, liberaldir, sosyal liberaldir... Sağcı, muhafazakar, dinci bilim insanı yok denecek kadar azdır. Okumak sağ, muhafazakar ve dinci siyasetten diğer uca doğru insanları kaydırır.

    Yeni de değildir, iki bin yıl önce Aristo, bin yıl önce Ömer Hayyam ve günümüz örnekleri ile doludur, Einstein, Bertrand Russell, Marie Curie. Coğrafyadan da bağımsızdır, en demokratik ülkelerden, Afrika diktatörlüklerine kadar, hep siyasetin solunda düşünceleri yer alır. Misal, günümüz Norveç bilim insanları da kendi ülke siyasetlerinin solundadır.

    "Sıradan insanlar muhafazakardır, dincidir."

    Elitist bir cümle gibi görünse de gerçek budur. Misal, hem batı hem doğu toplumlarında en demokratik haklardan biri olan kadının oy hakkını muhafazakar, dinci halk hiç bir yerde savunmamıştır. Toplumun okumuş elitleri kadınların demokrasi hakkını savunmuştur.

    Anadolu sıradan insanından çok duyarız, çocuk üniversiteye gittikten sonra düşünceleri tamamen değişti diye. Okuyan insan muhafazakar, dini değerleri sorgular ve onları bırakır. Ailesinden başlamak üzere toplumdan yavaşca dışlanmaya başlar. Muhafazakar ortam baskısını artırırsa; baskı oranının şiddetine göre düşüncelerini aktarır, sessizleşir veya öldürülür. Sokrat'a yapıldığı gibi, Sokrat kaçmayı reddetti, idamından önce kendini zehirledi.

    Sizlere öldürülen aydınlarınızı hatırlatmak görevim değil, bir dönem haberlerde arabası bombalanan, kurşunlanan, sayısız aydın var. Kemal türkler, Muammer Aksoy, Çetin Emeç, Bahriye Üçok, Turan Dursun, Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı, Necip Hablemitoğlu, Mustafa Yücel Özbilgin.

    Sıradan insan okumaz. Niye? Bilmem. Belki de okumanın, bilim insanı olmanın piyasa fiyatı olmadığı içindir. Her şeyin bir piyasası vardır da okumanın niye yoktur? Cevabı ancak okuyan bilir.

    İyi okumalar.

    NAV\7UefNb,Y"w=D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Görüşleriniz çok incitici. Maalesef Türkiye'de onlarca yıldır yapılan ötekileştirici zihniyetin tipik bir yansıması
      sayın adsız.

      Sil
    2. Bu sol görüşlü insanların genel karakteristiğidir. Bahane bulma konusunda master degree. Onlar insanların iyiliğini istiyordur ama cahil kitleler hep gidip kendilerini kandıran sağ partilere oy veriyordur.
      Belki de insanlar laf yerine icraat bekliyordur. Mesela Urfa'ya gidip belediyeyi bize verirseniz elektriği çiftçiye bedava vereceğiz yerine Aydın'da gerçekten vaat edilen güneş tarlasını kurup çitçiye bedava elektrik vermeniz gerekiyordur.

      Sil
    3. 07:40 ve 14:37;

      İcraatı, icadı, devrimi, gelişimi, toplumsal kalkınmayı okumuş insanlar yapar. Okumamış insanların kalkındırdığı bir toplum yoktur. Varsa misaliniz yazın.

      Burada karşılıklı yorum yapıyorsak, iktisat okumuş ve yazmış bir insanın hoşgörüsü ile paylaşımlarına yorum özelliği açması sebebi, başka okumuş insanların geliştirdiği teknolojiler iledir.

      Evet, bilim insanları, tarihin her devrinde toplumlarının muhafazakar ve dinci kesiminin uzağında durmuştur. Bu bir gerçektir. Gerçek birileri için incitici olabilir. Tarihin her devrinde muhafazakar ve dinci insan yığınlarının olduğu ve olacağı da gerçektir. İnsanlar, muhafazakar ve dinci diye ben incinmem mesela, onların varlığı değerimi artırmaktadır. Yeryüzünde daha çok tüketebilmem, onların çok ucuz işçiliği iledir. Bu da bir gerçektir.

      Şahsen, ne bahane bulucam, it ürür kervan yürür derler ya, değiştiremeyeceğim toplum dinamiklerini değiştirmek veya bahane üretmek için çaba harcamam. İşime bakarım, düşüncelerimi paylaşırım.

      Şu anda Anadolu'da Türkçe konuşan insan varlığı bile 100 yıl önceki Atatürk liderliğinde okumuş insanların, toplumu organize edip, mücadele başlatması ve savaş kazanması sebebi iledir. 150 yıl önce Anadolu kadar Türkçe konuşulan Balkanlarda bir tane Türkçe konuşan şehir kaldı mı?

      Atatürk ve ekibi de okumuş insanlar olarak toplumun muhafazakar ve dinci kesiminden boş boş bol bol içten içe dışlanma görmektedir. Yalan değildir. Dinciler Atatürk'ten nefret ederler, bu da gerçektir.

      Muhafazakar ve dincilerin ne olduğunu yazmak niye incitiyorsa? Cevabı ancak okuyan bilir.

      XMQ5amu0yMzIFofi

      Sil
    4. Merhaba,
      “Okumak”,”aydın olmak”,”diğer uca kaymak”…
      Yapmış olduğunuz analiz,istisnaları da içinde barındırıyordur diye düşünüyorum.
      Yorumunuzu okuduğumda aklıma gelen ilk isim İsmet Özel oldu.
      Aynı kıstaslarla İsmet Özel profilini nasıl tarif edersiniz?

      İyi akşamlar.

      Sil
    5. "İsmet Özel" babamın arkadaşı, çocukluğumda aynı masada grup arkadaşları içinde çok sohbetlerini dinledim. 14-15 yaşlarımda aşırı muhafazakar olmam üzerinde etkisi vardır.

      Sadece o değil, Şule Yüksel Şenler'in bazı özel görüşmelerine öğrencileri aracılığı ile katıldım gençken. Çocukken tanıdığım bir kaç kız arkadaşım da Emine Şenlikoğlu'na kaptırdılar kendilerini.

      İsmet Özel, kendine müslüman der, aslında mistik bir insandır, iç huzur için İslami ritüel ve tasavvufa yöneldi. 30 yıldır görmedim. Bilim insanı değildir, hitabet ve şiir üzerinde eğildi.

      Soyadı gibi "Özel" bir insan. Türkiye'nin arada kalmış insanlarındandı, oturup konuşulabilirdi. Bir de o da zamanının Cumhuriyet nimetlerinden faydalanmış bir insandı.

      Dediğim gibi bilim insanı değil, dini çıkarımlarını hatırladığım kadarı ile, o zamanki masum çocukluğumda çapraz kontrolsüz ve temel şartları sorgulanmamış romantik bir mantık ile yapardı. Onların gençlik zamanlarında dini bilginin çapraz sorgu, tarihi gelişimi, ayetlerin objektif değerlendirildiği kaynaklara erişimleri kıt idi.

      Turan Dursun gibi insanların engellendiği, öldürüldüğü, eserlerinin yayılmadığı zamanlar. Sonradan doğruları öğrense bile, entel yeteneğini muhafazakar değerleri yüceltmek için de kullanmış olabilir, bilmiyorum.

      16 yaşımda ben muhafazakar dinci tarafın köklerinin yalan üzerine, feodal sisteme dayalı güç devşirme üzerine, hikaye ve yalan üzere inşa edildiğini kavramaya başlamıştım. O da bu yaşında kavramıştır sanırım.

      Ona açıklamak için, mantık veya zeka oyunları yerine, onun inandığını söylediğinin temeline inip, temel hatalarını kesin doğru ile göstermek gerekir. Yıllardır görmedim, görsem, gözlerine bakar, neye inanıp ne söylediğini anlarım.

      Yukarda yorumda bilim insanlarının büyük kısmı olarak yazmamın sebebi de az da olsa muhafazakar değerlere sahip bilim insanı vardır, ondandı.Sayıları azdır, %97 e %3 gibi bir orandır, en fazla %3tür. Muhafazakar toplum baskısı, devlet ve görev sebebi ile de kendini farklı açıklayan okumuş iki yüzlü insan miktarı da vardır. Misal, diyanet işleri ve ilahiyat fakültesi kadroları gibi.

      04qXH3l3gwbHEFjV

      Sil
    6. Muhafazakâr denen gruplar; özelde neyi muhafaza ettiğini bilmeyen, genelde ise nesillerdir dinî dogmalarla yoğurularak şekillenmiş gelenekleri bilinçsiz bir şekilde muhafaza etmeye ve sonraki nesillere aktarmaya çalışan, akılcılığa ve bilime kapalı boş beleş tiplerdir. Bu durum dünyanın her yerinde böyledir. Topluma katkıları sıfırdır, bulundukları her toplumda ilerlemenin ve gelişmenin önünde takoz gibi dururlar. Toplumdaki ağırlıkları ne kadar fazlaysa o toplumun gelişme olasılığı o oranda düşüktür. Bunlardan kurtulmanın tek yolu ise yeni nesillere çağdaş, akılcı, saf bilim temelli eğitim vermektir...

      Sil
    7. Sn Mahdut güzel özetlemiş. İsmet Özel yerine, İlber Ortaylı ve Celal Şengör kıyaslaması sorusunu beklerdim.

      Şengör, bir aydın olarak toplumu bağnaz düşüncelere karşı uyarırken, Ortaylı profesyonel entel tavrı takınır. İkisi de okumuş bilim adamıdır, ancak Ortaylı, toplumun muhafazakar değerleri ile ters konuları tartışma alanına taşımaz. Ortaylı yazdığım yüzde 2-3 arasına güzel bir misaldir.

      İnternette açık old için bulmak kolaydır, Ortaylı tarih biliminde hiç bir zaman İslam tarihine girmez. Girerse, çelişkili tarih üzerinden bilimsel bir doğru paylaşmak zorundadır, muhafazakar kesimle çelişeceğini bilir, o konular hakkında soru bile almaz.

      Yine Ortaylı, Osmanlı tarihinde muhafazakar değerlere ters gelen konular önüne geldiğinde, söz sanatı kullanarak konuyu başka tarafa çeker, misal homoseksüel ilişkisi olan padişah konusunda, Fatih'in müslüman olmaması konularında hemen adamın onca yaptıkları arasında takılacak konu bu mudur? gibi bir cümleden sonra, saf akılcı belgeli bilim gerçek tarafını kapatır, laf cambazlığı ile padişah homoseksüel ise biz nereden bileceğiz iki kişi arasında kapalı ortamda vuku bulmuş veya bulmamış olayı diyerek, eğitimsiz kitlenin mantığına uyan temelsiz bir cümle ile konuyu yine padişahın çok başarılı yaptığı bir kaç işe getirip sözünü devam ettirir. Hemen işin profesyonellerinin bileceği resmi belgelerin dışına çıkarır mevzuyu.

      Bu sebeple Ortaylı, profesyonel bir entellektüeldir. Doğrular arasından kendine ve toplumun geniş kitlesinin düşüncesine göre uygun olanı sunar.

      Batı dünyasının da bir tartışmasıdır. Bilhassa, kamu kaynaklarından faydalanarak bilim yapan insanlardan özellikle sosyal bilimcilerin arasında muhafazakar değerleri savunan bilim insanlarının çıktığını irdeleyen araştırmalar vardır. Hitlerin, Stalin, Mussolini ve Çin finanslı bilim insanlarının durumu da buna girer. Batı dünyasında muhafazakar değerlerden ilk ve en büyük zararı gören Yahudi , homoseksüel vb azınlık kökenli bilim insanlarının muhafazakar değerlerin aksine toplum ile iletişime girdikleri de bir gerçektir.

      Bu tip insanlardan eski tanıdığım İsmet Özel gibiler, saf bilgi sunularak, saf bilgiyi aktarmasını isteyebilirsiniz. Bir yerden sonra temelsiz mantık oyunu ile söz sanatıyla laf çevirmeyi bire bir kaldığınızda bırakırlar, topluma açık tartışmalarda ise malesef asla geri çekilmeyip, aksine daha çok kelime oyununa başvururlar. Onların geçim kaynağı muhafazakar toplumdur.

      İslam tarihini bilim olarak inceleyen ilahiyatçı tanıdıklarım, tarihi belgeler, özellikle Roma devri vergi kayıtları esas alınarak yapılan incelemelerde, İslam tarihinin İbrahim Peygambere kadar geri götürülen söylencesinin yanlışlığını, şehir zaman uyumsuzluklarını gösterirler.

      Keza, peygamberin ailesi Kureyş'in de söylencelerdeki gibi Kuzey - Orta Arap yarım adasının aksine güneyden Yemen bölgesinden MS 350 ile 400 lü yıllar arasında geldiğini yine tarihi kayıtlardan bulurlar.

      Mahfi beyin bugünkü Faiz üzerine olan yazısınında İslamda faiz var mıdır yok mudur tartışmasını bitirecek olan vergi kayıt, ilk islam devleti gelir gider defter hesaplarından bakılmasının da önüne geçilmiştir mesela. Toplumun aklına hiç sokulmaz bu. Madem bir devlet kuruldu, 1400 yıl önce olsa bile bunun bazı kayıtları nerededir? Madem Kutsal kitap yazıldı, vergi kayıtları niye tutulmadı? Devlet gelir gider kaydı tutulduysa, ne oldu bunlara gibi sorular milyarlarca insanın aklına nedense sokulmaz.

      Diyelim ve konuyu şimdilik kapatalım.

      srm7BsfzPF7XWjHb

      Sil
    8. Sayın adsız 18 23. Kullanıcı adı kullanarak yazsanız yorumlarınızı takip etme şansımız olur. Benim gibi düşünenler vardır sanıyorum. Tüm yorumları okumak her zaman mümkün olmuyor ama ben Mahfi Hocam'ın bütün yazılarında Mahdut Bey'in yorumlarını ararım ve mutlaka okurum.

      Sil
    9. tunc_er34,
      Yazanlar, eski istihbarat ordu subay veya özel kuvvetler askerleri, kozmik odada ifşa olup canlarını zor kurtarmış yurtdışından vpn vs ile yazan kişiler. kripto imzadan bi şekilde birlerini tanıyorlar. Yazdıklarından belli, siyasi dini bağları yok, bilgi verip iyi kötü yorum yapıyorlar, aksi olsa Mahfi hoca da yayınlamazdı.

      Sil
    10. Bir de emlakçı bir hanım vardı. o da kayıp ne zamandır. O da güzel yorumlar yazardı çok faydalanıyorduk. Bir yorumunda anlatmıştı. İstanbulda telefonla emlak pazarlama sistemi kurmuş sonra sanırım 2001 krizinde iflas etmişti. 2012-2013-2015 yıllarında yorum yazıyordu. Nickinde "candan atadostu" yazıyordu. Şimdi baktım bu blogdaki bütün yorumlarını silmiş. Neden silmiş anlayamadım?
      Timur Çimen, Mahdut Mesuliyetli sonradan katıldı. Daha bir çok değerli adsız yorumcular var. Yazım sitiline bakınca yaklaşık olarak hangi yorumları kimin yazdığı tahmin edilebiliyor.
      Candan Atadostunun yorumlarını silmesine şaşırdım. Umarım yorumlarının bir yedeğini alarak kendine bir blog açarak yayınlar.
      Bir blogu ve twitter adresi var yazdım bakalım dönüş yapacak mı?

      Sil
  5. İlk ve Son Barış: 100. Yılında Lozan, Hocam bu eser çok pahalı değil mi? 2865-TL olarak görüyorum fiyatı bir yanlışlık yık değil mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok pahalı. Onun için her kitaplıkta bulunmalı dedim herkeste bulunmalı demedim.

      Sil
  6. Mahfi bey

    Sakinsiniz ama vurdumduymaz değilsiniz.

    Biliyorsunuz, sakin insanlar ülkemizde genellikle "dünya yansa umrumda olmaz" görüşü ile yan yana anılıyor. Bu doğru değil.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız ikisi karıştırılmamalı. Dünya yansa umurumda olmaz desem burada niye yazıp çizeyim? Gider bir sahil kasabasında oturur, balık tutar, denize bakarım.

      Sil
  7. "Kitabın sonunda Lozan Antlaşması’nın tam metni de var."

    Tamam ama gizli maddeler bu metinde yok.

    100. yıl tamamlandığında açıklanacak.

    Adı üzerinde "gizli".

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gizli maddeler de var ama görünmez mürekkeple yazılmış 1923'de görünmeye başlayacak.

      Sil
    2. İlk başlarda espri konusu yapıyor yav he he deyip gülüp geçiyordum. Ancak çevremdeki AKP'lilerin hemen tamamının dilinde 2023'de Lozan Antlaşmasının 100 yılı dolacak, gizli maddeler devreden çıkacak, yer altı zenginliklerimizi çıkarabileceğiz siz o zaman o görün hikayesi var. Bence muhalefet bu konuyu ciddiye almalı yoksa son bir kez deyip hepsi yine AKP'ye basacak mührü.

      Sil
    3. Evet maalesef hala bu yalanlara inanalar var.

      Sil
    4. Çok da bişi kalmadı, 10 ay sonra 2023 olacak.
      24 Temmuz 2023 tarihi de Lozan anlaşmasının 100. yıl sene devriyesi.

      Ardından göreceğiz, kim bilir 2073 e kadar giden 50 yıllık daha gizli maddeler de çıkar.

      Sil
  8. Saygıdeğer Eğilmez, üç sorum var:

    (1) Şu an yazmakta olduğunuz "Yapısal Reformlar" kitabınız tahminen ne zaman yayınlanır?

    (2) Kitabınızın içeriğini "Mahfi bey IMF'yi savunuyor" söylemi ile daraltmak niyetinde olanlara karşı, hem IMF'nin önerdiği yapısal reformlar setini hem de sizin önerdiğiniz yapısal reformlar setini kitabınızda ayrıntılarıyla yazsanız, kapsamlı ve şüphe doğurmayacak düzeyde olur, ne dersiniz?

    (3) Çeşitli ülkelerin uyguladığı, başarılı olmuş ve olmamış yapısal reform örneklerini de kitabınıza eklemeyi düşünür müsünüz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 1) Tahminen Nisan veya Mayıs ayında yayınlanır.
      2) Bu tür yorumlar yapacak olanlara diyeceğim bir şey yok. Kitabı okuyan herkes benim önerilerimin özgün öneriler olacağını görecek.
      3) Böyle bir eklemeye gerek yok çünkü en başarılı olmuş örnek Türkiye'de var: Atatürk Devrimleri. Onu da anlatıyorum zaten.

      Sil
    2. Atatürk devrimleri, çorak topraklara biraz gübre, su ve tohum dökmek gibidir. Hemen sonuç alırsınız.

      Afganistan - Türkiye hattındaki Ortadoğu toplumlarında Atatürk ün aynısı olmasa bile biraz topluma faydalı hizmet vermeye çalışan liderler olumlu sonuçlarını toplumlarından hemen gördüler.

      Atatürk ve Türkiyenin farkı, diğerlerine göre daha fazla eğitilmiş insanın ülke yönetimine gelmesi bir de ülkenin İngiltere gibi bir emperyal güce karşı SAVAŞ kazanmasıdır. Savaş kazanmak kilittir. Ortadoğunun diğer liderlikleri güçlerini kaybedince toplumlarının muhafazakar kesimleri kısa sürede idareye geçip, eski düzeni getirdiler. Türkiye bu anlamda daha dirençli çıkmıştır. Türk toplumu eğitim yolu ile kendini yönetecek, sistemi iyi kötü koruyacak bürokrat kadroları yetiştirmiştir. Ancak ömrü, gücü de bu zamana kadar yetmiştir.

      Günümüz Türkiyesi hem iktidar hem muhalefeti ile muhafazakar cemaat kadrolarının etkisindedir.
      Cemaat siyaseti, Sultan 2. Abdülhamit dahil olmak üzere, Osmanlı dağılması ve Cumhuriyet kuruluş dönemlerinde, İngiliz veya farklı batı ülke mandalarının siyasi destekçileri olmuştur. Aynısı diğer Ortadoğu toplumlarında da vardır.

      Otoriter bir devlet başkanı altında klikler halinde yönetim sistemi olan Cemaat siyaseti, Ortadoğu toplumlarının kaynaklarının ucuza satın alınması, askeri olarak batıya bağlı olması, işgücünün ucuz kaynak olarak değerlendirilmesi, hasbelkader elde edilen servetin egemen batı devletine aktarılması Ekonomik sistemine dayanır.

      Son dönem ekonomistlerin anlam vermekte zorlandığı abidik batı destekli minyatür devletlerinden sözde swap ismi ile para girişi; Birikmiş ülke servetinin piyasa marifeti ile satılması, yerine borç ile döviz konulması, yani servetin yurtdışına aktarılması sistemidir. Ortadoğu ülkelerinin çoğunda uygulanmıştır.

      Swap sistemi esas zararını, olur da, düzgün bir hükümet gelirse gösterecektir. Swap yapan ülkeler paralarını istemek, swap süresini uzatmamak sureti ile ülkeyi default a düşürecektir.

      Türkiye de diğer toplumlar gibi, eğitimli insan-evrensel ilkelerle yönetilen kurumlar, devlet-sorumlu yöneticiler-hakkını savunan vatandaş zincirini değişik zamanlarda cemaat kadroları ile kırmıştır.

      Ortadoğu da görüldüğü üzere, ne Türkiye ne diğer toplumlar, internetle dünya bilgisine kavuşsalar bile, toplumu dönüştürme yeteneğine erişemiyorlar. Teorik olarak tüm Türk insanının ulaşma imkanı olsa bile çok dar bir kesim global bilgi havuzundan faydalanıyor.

      "Anadolu'ya yapılabilecek en büyük iyilik, çocuklarının evrensel ilkelere dayalı eğitimidir."

      Yerel eğitimin yerini hiç bir dışarıdan gelen bilgi tutmamaktadır.

      İkincil yapılması gereken, "kurumsal sistemlerin evrensel ilkeler ile yönetilmesini sağlayan kadroların yetkin kılınmasıdır". Afganistan ve Irak örneği, bize dışardan gelen sistemin de faydası olmadığını gösterdi.

      Türkiyenin işi yapılmaz değildir, ancak zordur. Ülkede -özellikle de son yaşananlardan sonra- meselenin önemini kavramış yetkin insan sayısı yeterince vardır. Olmayan ise bu insanları birleştirecek, organize edecek, malesef yıllar önce kozmik oda ile kaybedilen, - ki Atatürk ve tüm müdafa-i hukuk cemiyetleri liderleri de istihbarat geçmişinden gelir - gibi liderlerdir.

      LBANs92nXdm91gzI

      İstihbarat kökenli deyince, çok kişi bilmeyerek Atatürk ile Putin arasında benzerlik kurarlar. Belki bir yorum ile aralarındaki farkı açıklama imkanı bulurum, niçin Putin toplumunun enerjisini emen, saygı görmeyen bir lider olurken, Atatürk toplumuna hayat veren, saygın bir lider olmuştur u irdeleriz.

      Sil
  9. Hocam konudan biraz farkli ama MSCI endeksi Nedir ve Ekonomimize etkileri ile ilgili bir yazi kaleme alirsaniz sevinirim. Tesekkurler

    YanıtlaSil
  10. Bütün bu kitaplar için kaç tane ağaç heba oldu, bunun farkında mısınız peki Mahfi bey?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Keşke ağaçlar kitaplar için heba olsaydı. Çok daha fazlası ev yapmak, tarla açmak için heba oluyor.

      Sil
    2. tırtılın kaderi kelebek olmak ve güzel ölmektir. :)

      Sil
    3. Banknot basmak için kesilen ağaçlara ne demeli!!?

      Sen ekonomini doğru yöneteme, kitap yazana basana okuyana ağaçlar gitti de. Sıfır at, dolar artsın maaş ödemek için para bas sen para basında enflasyon artsın. Sonra dış güçler de... Bu arada 1929'da 1 dolar olan 1 dolar 2022 de de halen 1 dolar. Bu arada dolar pamuk ve keten karışımı bir malzeme kullanılıyor üretiminde.

      Cehalet cımbızla alınan bir şey değil. Okuyarak okuduğunu anlayarak anladığını düşünerek ve farklı fikirler elde ederek gelişiliyor. Yoksa hayvanlar da doğar yaşar ölür...

      Bir fark olmalı değil mi... Kitaplara laf edene kadar tuvalet kağıdına laf etseydiniz daha iyiydi. Zira onun kadar boşa gideni yok çünkü...

      Sil
  11. bende en son sizin Dünya Ekonomisi kitabınızı okudum.

    YanıtlaSil
  12. Teşkkürler hocam, var olun:))

    YanıtlaSil
  13. Hocam ekonomik çöküşü tetikleyen kararlar geri alınabilirmi?

    YanıtlaSil
  14. Hocam sizi devamlı takip ediyorum. Emeğinize sağlık.

    YanıtlaSil
  15. Sn Egilmez, internet ve sosyal medyanın bir eğitim aracı olarak kullanılmasını savunanlardanım. Siz bunu çok iyi yapıyorsunuz. Üstelik ücretsiz bir danışmanlık gibi bir durum. Umarım ilgililer yararlanırlar. .... Yüreğinize ve emeklerinize sağlık....

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yüksek Enflasyona Karşın Piyasa Nasıl Canlı Olabiliyor?

Lozan Antlaşması 2023'de Bitecek, Biz de Madenlerimizi Çıkarabileceğiz

Veriler Kötüyse Piyasa Nasıl Böyle Canlı Olabiliyor?