Faiz, Kur ve Fiyat Dengesi

Dolarizasyon etkisindeki bir ekonomide piyasalarda dengeyi sağlayan üç unsur vardır: Mal piyasaları için fiyat, para ve sermaye piyasaları için faiz ve döviz piyasası için kur. Bu üçlü bir tahterevalli üzerinde gibi düşünülebilir. İdeal denge halinde faiz bir uçta, fiyat bir uçta ve kur da tam ortadadır. Bu durumda tahterevalli dengededir.

        

Piyasalar bu durumda dengedeyken merkez bankasının faizi indirmeye karar verdiğini düşünelim. Bu durumda tahterevallide faizin bulunduğu kısım aşağı inecek, kur, fiyatın yerini alacak, fiyat da yukarı gidecek ve para hem iç hem de dış değerini kaybedecektir (enflasyon ve dış değer kaybı.)        

         

Enflasyonun sıkıcı etkilerinden kurtulmak için bu kez faiz artırmaya karar verildiğini ve merkez bankası faizi aracılığıyla piyasa faizlerinin artırıldığını varsayalım. Bu durumda kur yine fiyatın yerini alacak fiyat da onunla birlikte aşağı gidecektir.

       

Bu operasyon yalnızca kısa vade için geçerlidir, süre kazandırır. Bunun ardından ülke riskini artıran ve çözülmesi ülkeye zarar vermeyecek olan risklerin azaltılmasına girişilirse denge yeniden şu şekle dönüşecektir:                           

           

Durumun en basit şekilde özeti budur. 


 

 





Yorumlar

  1. Peki değerli hocam; faiz, kur ve doları dengede tutmak için ne yapılması lazım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Faizi düşürmeyip artırmak lazımdı. Bu fırsat kaçtı. Şimdi faizi enflasyon düzeyine çekseler % 70 yapmaları lazım ki bu durumda bütün şirketler ellerinde kalır. Yapılacak tek şey var. Hemen yapısal reformlara başlamak.

      Sil
    2. Hocam bu tahterevalli ye IMF yi de eklersek, IMF nereye oturursa denge olur?

      Sil
    3. hocam yapısal reformlardan kastımız nedir ? Teşekkürler

      Sil
    4. https://www.remzi.com.tr/kitap/yapisal-reformlar-ve-turkiye

      Sil
    5. Çok doğru diyorsunuz hocam rusya sizin dediğiniz sistemi uyguladı ruble değer kaybederken faizi arttırdı. Şuan ruble savaştan önceki durumundan daha iyi durumda.Bizim ülkemize ekonomi bakanı lazım.

      Sil
    6. Rusya'nın bir avantajı elinde, dünyanın en çok ihtiyaç duyulan doğal kaynaklarına sahip olması geliyor.

      Faşist bir sistem ile mücadele hiç bir zaman kolay değildir, Avrupa yıllar boyu Rusya'yı küçük görüp, mücadelesini ihmal etmiştir.

      Öyle bir durum var ki bugün, Avrupa Rusya'dan tüm petrol, gaz alımını kesti. Ancak, artan petrol fiyatları sebebi ile Rusya mevcut müşterilerinden kendine nakit akışı sağlıyor. Petrol gelirlerini artırıyor. Black marketten Rus petrolü AB ye akıyor. AB yöneticileri Suudi petrolü ile Rus petrolünü ayırtedemezler.

      Rublenin iyi durumu geçici. Ukrayna sonrasında, savaşın Finlandiya'ya sıçrama olasılığı en yüksek değerine ulaştı.

      1.5 ay kadar önce, buraya yazmıştım, AB Rusya ile tüm ilişkilerini hemen kesmeli, gaz alımını tamamen durdurmalı diye. AB ve Almanya, savaşın ilk haftalarında ılımlı bir şekilde ticari ilişkileri düşürmeyi düşünürken, AB hatasını gördü, bugünlerde dediğim konuma geldiler. Hemen Finlandiya'yı Nato şemsiyesine almaya çalışıyorlar.

      Rusya da askeri olarak yaptığı hatayı farketti. Nüfus üzerinde etkili olabildiği, lojistiği daha rahat yapabileceği Doğu Ukraynaya odaklandı. Ukraynanın diğer bölgelerinden çekildi. Eski Rus ordu kurmayları olsaydı, savaş için en yanlış mevsimde Şubat ayı ortasında o bölgeye girmezdi.

      Ruble konuşmak için erken. Doğalgaz, Petrol dışında rus ekonomisi batak durumda. Son yaptırımlar yüzünden askeri üretim yapamıyorlar. Savaştaki hata sonucu, en az 3 yıllık üretime bedel askeri malzemeyi heba ettiler. Üretim yapamıyorlar, ellerinde çip yok. Ruslar, ellerindeki çamaşır, bulaşık makinası, buzdolaplarından çipleri söküp, askeri cihazları tamir ediyor. Çin üzerinden ambargoyu delmek için, sözde tıbbi cihaz ithalatı yapıp, içindeki çipleri kullanıyorlar.

      Rusların, Ukrayna savaşından kesin sonuç almaları için 500 bin ek askere ihtiyaçları var. Mayıs ve Haziran ayları Rus ordusunun gönüllü asker değişim zamanlarıdır. Eski gönüllüler gider, yenileri gelir. Şimdi silah altındakileri bırakamıyor, yenileri ile ilave yapıyor.

      Rus ordusunda, tabi gönüllü askerler savaş tecrübesi olmayan kişilerdir. Daha kötü bir durum var. Eski askerleri, özellikle kurmay askerleri 60 yaşa yakın tecrübelileri silah altına çağırıyor. SSCB yıkıldığında 30 ile 35 yaş arasında SSCB ordusunda görevli olan kişiler bunlar. Tüm Rusya nüfusunda, 50 yaş altında olup, emir komuta zinciri içinde askerlik yapmayı bilen insan yok gibi.

      Türkiye'de öyle mesela. Kozmik oda biteli 10 yılı geçti. 45 yaş altındaki Türk nüfusunda, bir işgale karşı yerel direniş nasıl yapılır? Günümüzde popüler olan Suriye, Afgan, Bangladeş gibi ülkelerden gelen insanlar ile nasıl ortak bir düzen kurulur? Bu insanlar nasıl sosyal dokuya zarar vermeden yönetilebilir, kontrolleri sağlanabilir? gibi konuları bilen insan yok.

      Özdağ gibi bazı söylemleri benim de önceki hafta ilk kez duyduğumda çok hoşuma giden, altı boş, tepkiyi oya tahvil etmek için söylem yapan siyaset türedi.

      Savaşın daha 3. ayı bitmedi. Rubleyi konuşmak için erken. AB biraz siyasetini toparlasın, Rusların mevcut müşterileri olan Hindistan ve Çin üzerine baskılarını artırır. Rus petrolünün Black markete akmasına aracılık yapan, Arabistan gibi ülkeleri de sıkıştırır. O zaman Ruble fiyatları hakkında daha net konuşuruz.

      qZCFswyG2Mg9z0AE

      Sil
    7. mükemmel bir yorum

      Sil
  2. Teşekkürler Rüştü hocam

    YanıtlaSil
  3. Hocam gerçekten daha basit anlatılamazdı. Kısa vadeli çözüm ardından çatlakların olduğu alanlarda reform şart.

    YanıtlaSil
  4. Konu daha net anlatılamazdı. Herhalde artık anlaması gereken herkes konuyu anlamıştır. Teşekkür ediyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Anlamakta sorun olduğunu sanmıyorum sorun hatayı kabul etme erdemi gösterebilmekte.

      Sil
  5. gözlerden ışık saçmaya gerek yokmuş, aslında denklem basitmiş hocam. teşekkür ederiz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında yaşam basittir onu karmaşık hale getiren biziz.

      Sil
  6. hem faiz düşük, hem kur düşük (baskılanarak ve olması gerektiği yerden aşağı olarak) şekilde olursa fiyat dengesi kısa ve uzun vade ne sonuç getirir, ne kadar sürdürülebilir?

    YanıtlaSil
  7. Aslında amaç seçime doğru faizleri artırarak kısa vadede dövizi düşürmek mi? Ayrıyeten bu mantıkta da olsalar enflasyon bu durum sükse yapmaz mı?

    YanıtlaSil
  8. Hocam , cari açık; bütçe açığı, yurt içi yerleşiklere ait döviz birikimleri, dış alemden içeriye gelen döviz muslukları, ithalat ve ihracat muslukları nı da havuz analojileri ile açıklasanız da bınları da daha iyi öğrensek!

    YanıtlaSil
  9. Müthiş bir anlatım! İzninizle bunu gelecek haftaki Makroekonomi dersimde kullanacağım Mahfi hocam. Ve bir soru: Hangi şartlar altında swap anlaşmaları yenilenmez? Siz yakın zamanda böyle bir risk öngörüyor musunuz? Cevap için teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Estağfurullah, onur duyarım.
      Gerekli önlemler alınmadığı için swap anlaşmaları sürekli yeni ve daha yüksek olanlarla yenilenmek zorunda kalınıyor. Bunlar yenilenemezse işler karışır. Bu risk her zaman var. Süre uzadıkça risk de büyüyor.

      Sil
  10. Hocam elinize sağlık. Yazıyı okurken grafiklerde çocukluğum aklıma geldi tahtıravalli de sallanıyoruz gibi

    YanıtlaSil
  11. tahterevalliye yerleştirilmek için zorlama yapılmış, anlatılan şey doğru olsa da tahterevalli üzerindeki konumlar alakasız olmuş, yazı manasızlaşmış.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Görüşünüze saygı duyarım.

      Sil
    2. Hocam ben de ilgili yoruma katiliyorum. Sonucta tahtirevalli düzeninde azaltilan taraf yukari cikar. Sizin benzetmenize göre faiz düsürmenin o tarafi yukari tasimasi lazim, siz ise asagi indirmissiniz.

      Saygilarimla

      Sil
    3. Belki ama bunu da kendine özgü bir tahterevalli olarak düşünün. Önemli olan bu üçü arasındaki dengeyi ve ilişkiyi görsel olarak anlatabilmek.

      Sil
    4. Hocam bilesik kaplar daha iyi bir benzetme olabilir belki. Orada faizin baski ile düsürülmesi de su seviyesinin pistona baski uygulanmasiyla asagi inmesi ile benzetilebilir.

      Sil
    5. Hocam, Ilk bakista belirtilen gorusteki sorun akla gelse de, potansiyeli temsil ettigini dusunurek
      o detay anlatimi bilakis daha anlamli kiliyor. politika faizini dusurmek bir mudaheledir. faizi baskilayarak fiyatlara potansiyel kazandiriyoruz biraktigimiz anda agirligini koyuyor aslinda pratik anlamda ornegin kredi faizini indiremedigimiz sonucunu da goruyoruz.
      diger yandan faizin bir yüksekliğe cikmasi icin bir kuvvet uyguluyoruz. Yapılan is sayesinde potansiyel kazandiriyoruz. Potansiyeli kaybedene kadar bir zaman kazandiracak.

      Bunu farkli sekilde de sunabilirsiniz hocam. Sekilleri tersine cevirerek. Agirliginca anlatmak acisindan. Problem ilk karsimiza ciktiginda fiyatlar agir cekmeye baslamis faiz hafif kalmisti. Bu sekli problem olarak verip yapmak gereken nedir diye bir soru yoneltilebilir. Elinizdeki kuvveti hangi yonde kullanacaksiniz? Cevap: faizin agirligini arttircaksiniz. Bunu bir an once yapacaksiniz. Cunku gecikirseniz dengeler tamamen bozuldugunda o firsat kacar, artik kuvvet uygulasaniz bile biraktiginiz anda size zaman kazandiracak bir etkisi olmaz.
      Geriye kalan cozum, uzmanlara danisip tam tedavi saglayacak uzun zaman alacak bir diyet uygulamak.
      Saygilarimla

      Sil
  12. Hocam, bir sonraki yazınızda şöyle cümleler kurarsanız belki daha kolay anlaşılır:

    Ali bak bu fiyat
    Altan faizi at
    Elif kuru tut
    ...

    YanıtlaSil
  13. mahfi bey bir şey sormak istiyorum. ekim ayında faizler 16ya inince doların minimum ne kadar artacağını hesaplayabilir miydik? Eylül ayında enf %1.25ti (gerçeği 1.50 fln olsun) amerikadada %0.4 filan olsa tr biraz artsa 1.8 oluyor tl %1.5 civarı değer kaybediyor. Bu hesaplama mantıken doğru mu?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu hesap kolay değil. Çünkü doların daha doğrusu TL'nin dolar karşısındaki değeri yalnızca bizim hamlelerimize bağlı değil. Dışarıdaki olayların da etkisi var. Ama bizim hatalarımızın katkısı en az değişim oranının üçte ikisi kadar etkili görünüyor.
      Sizin hesaplamanız aşağı yukarı doğru görünüyor.

      Sil
    2. aynı zamanda abdnin varlık alımlarını azaltması vbninde etkisi var değil mi mahfi bey? peki benim merak ettiğim artış aylık faizden (1.25e filan denk geliyor) az olabilir miydi?

      Sil
  14. Biz tahteravalli yi orta yerden sabitlemişiz, faiz tarafına merkez bankası oturmus aşağı bastırıyor, fiyatlar zaten hep yukari o yüzden kesin kırılır bu

    YanıtlaSil
  15. Uzun vadede hepimiz ölmüş olacağız JM Keynes

    YanıtlaSil
  16. Kısa ve öz anlaşılır
    Teşekkür ederim
    Saygılarımla

    YanıtlaSil
  17. Hocam çok aydınlatıcı yazıyorsunuz kur tahminleri yapmamanızın nedeni dolar altın veri alım satım bilgileri net olmadığı içinmi ? Çok teşekkür ler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kur tahmini artık çok zor. Çünkü pek çok değişken etkiliyor.

      Sil
  18. Gayet yalın ve öz. Teşekkürler.

    YanıtlaSil
  19. Tahtaravalli 'de Başkanlık sistemi ya da RTE de eklenmelidir. Başkanlık Sistemine geçelim bir kere de onu deneyelim diyenler, kararlar daha hızlı alınır diyenler, boyunuzun ölçüsünü kaybettiğiniz servetle, parayla almışsınızdır umarım. Faizi suni biçimde tahtaravalli üzerinde aşağıya iten RTE'nin kendisidir. Güçler ayrılığı, denetim mekanizmaları, kurumların güçlülüğü, hukukun üstünlüğü eskiden faizin oraya buraya bu kadar sert ölçüde çekilmesini önlüyordu.

    YanıtlaSil
  20. Hocam Ali Babacan, ekonomiyi iyi yönetiyor muydu? Ekonomi yönetimini beğeniyor muydunuz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Genel olarak evet. Yalnızca TL'nin o dönemde aşırı değerlenmesine izin verilmesi yanlış oldu. O dönemde Türkiye, ülkeye gelen fazla dövizi bir fonda toplayıp kullanmamalıydı.

      Sil
  21. "Faiz Sebep Enflasyon Sonuç" un kökeni

    CB nin bu söyleminin kökenini düşündüm.
    Şu metodu izledim.
    - Bu sözü söyleyen CBnın bu konu ile hiç teknik bilgisi yok, o bulmuş olamaz.
    - Hükümetin bakanlarına ve danışmanlarına bakınca da, onların akademik geçmişleri belli,
    ekonomi ile ilgili hiç bir teknik bilgileri yok, akıllarına bile gelmemiştir.
    Demek ki biri sufle yapmış.
    - Ekonomiyle ilgili bakan ve CB danışmalarına -internetten bulabildiklerimize- bakınca da
    onların bu konu ile bilgi birikimleri yok.
    - Türk Ekonomistlerine, okullarda okutulan Türk ekonomi kitaplarına da bakınca; Türk
    ekonomi literatüründe Faiz Sebep, Enflasyon Sonuç (FSES) diyebilecek bir insan yetişmez, öyle bir bilgi de yok.

    Peki nereden geliyor bu?

    Parası rezerv para olmuş bazı ekonomilerin, belli micro sektörleri için FSES doğru bir önermedir.
    Kısıtlı bir uygulanma alanı vardır.
    O ülkelerin iktisat literatüründe FSES geçer.
    FSES o literatürde şöyle çalışır.

    Bir üretim malında fiyatlar artmıştır, üretim ya talebe yetmez ya da talebe göre üretim azdır.
    Bu durumda o üretim malının bollaşması için üretimi teşvik etmek amacıyla ilgili faiz oranı düşürülür.
    Malın üreticisi desteklenmiştir. Mal üretimi artar, mal bollaşır, fiyat düşer.

    Yazdığım gibi kendine özgü şartları olan mikro alanda kullanılabilir bir ifade buldum.

    Üretimin dışa bağımlı old. Türkiye özelinde kullanılamaz.
    Günün sonunda enflasyonu Türkiye de azdırır.

    Bunu, dışardan biri Türk yönetimine sufle yapmış, yönetim de sahibinin sesi olmuş.

    Her ne kadar beğenmesek bile, Türk akademi, Türk bürokrasi, Türk siyasi geleneklerinden
    gelen birinin kullanacağı bir laf değil, FSES.

    Belli ki, söyleyen ya işini çok iyi biliyor Türk ekonomisi şalterini bir an önce indirmek istiyor;
    ya da işi kendi ülkesinde yarım yamalak öğrenmiş Türk yönetimine ittirmiş.

    Ueru0Ye25O1aumEB

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. “Fakir çalmasını iyi beceremediği için fakirdir.” söyleminin kökeni nasıl aranmalıdır? 1990 yılında Türk halkının ekonomik üretkenliğine kim düşmandı?

      Sil
  22. Hocam gayet net ve anlaşılır olduğu için teşekkürler. Bahsettiğiniz yapısal reformları kısaca anlatabilirmisiniz

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sağ olun. Bu konuda Yapısal Reformlar ve Türkiye adlı Remzi Kitabevi yayınlarından bir ay önce çıkmış çok satan bir kitabım var.

      Sil
  23. Mahfi hocam tşk ederiz.
    İkinci tahterevalli de kur ve fiyatın yeri Türkiye de değişmiş gibi. Kur baskılarının sonucu olarak ters gidiyor oda.Yaklasik Kur ikiye katladı, fiyatlar 3-4 katladı. Örneğin araba fiyatları takriben 3, konut fiyatları 4 kat arttı gibi gibi...
    İyi çalışmalar dilerim.

    YanıtlaSil
  24. Hocam bilgiler için teşekkürler. Yapısal reformun yapısal reform sayılabilmesi için neler gerekir? Piyasaya güven kalmadığı zaman, şu anda olduğu gibi, gerçekten reform yapıldığı takdirde reformların kurtarıcı etkisi ne etkide gerçekleşir? Bunu piyasa mi belirler?
    Sonuç alınamama ihtimali var mıdır?
    Saygılarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim Yapısal Reformlar ve Türkiye kitabımda ele aldığım yapısal reformlar yapıldığı takdirde sonuç alınamaması olasılığı yoktur.

      Sil
  25. Hocam şu anda resesyonu göze alarak faizi %20 bandından yukarılara çıkardıktan sonra 2 sene içerisinde enflasyona katkısı, milli gelire zararı ve üretime etkisi ne olur?

    YanıtlaSil
  26. Merhaba Hocam
    Finansal istikrar ve güven konusunda,Rusya’dan bile almamız gereken dersler olduğunu düşünüyorum.O Rusya ki 1990’lara kadar dünyaya bile açık değildi,kapalı bir ekonomiydi.Dünya ticaretiyle buluşması ve finansal sistemini liberal yapıyla uyumlu hale getirmesi,bu tarihten sonra gerçekleşti.Kademe kademe hayata geçen bir süreçti.Bu süreçte çok acı çekti Rusya.Kriz gördü,moratoryum yaşadı.Halkı fakirleşti…
    Sanki serbest piyasa rejimi Rusya’ya : “Sana Gül Bahçesi Vaadetmedim ki” diyordu.Ama yapacak bir şey de yoktu.Gorbaçov ve Politbüro önde gelenleri kararlarını vermişti.

    Rusya’nın bu noktaya gelmesinde siyasal,sosyal,ekonomik bir çok neden sayılabilir.Ama son kertede Afganistan Savaşı’nın ülke ekonomisi üzerindeki müthiş yıkıcı etkisinin,liberal sisteme geçişte etkili olduğunu söylemek lazım.
    90 lı yıllar Rusya’nın ve Rus halkının üzerinden adeta bir silindir gibi geçti.Siyasal değişim,ekonomik değişim ve toplumsal değişim peşe peşe geldi.Ülke uzun süre yolunu bulmakta zorlandı.Dümensiz bir gemi gibi sürüklendi durdu.
    Sonra tarihinden gelen bir refleksle harekete geçti.Rusya’nın devlet aklı ayağa kalktı ve kendini bu yeni sisteme adapte etmeye başladı.Yeraltı/yerüstü zenginliklerini şirketleştirdi.Bunları birer özel şirket statüsüyle dünya ekonomisiyle entegre etmeye başladı.Komünist dönemdeki başarılı bürokratları da bu şirketlerin başına adeta birer “patron” olarak “atadı.” Çünkü tam liberal bir ekonomik sistemden korkuyordu Rusya.Ülkenin zenginliklerini korumak adına,bu gölge patronları vitrine sürdü.Arkasında Kremlin olan bu bürokratlar,aslında Rusya’nın zenginliklerinin liberal sisteme açılabilmesi için düşünülmüş bir projeydi.Proje başarılı oldu.Rusya zenginleşti.Oluşturduğu enerji bağımlılığı ile özellikle Avrupa’ya karşı hep cari fazla verdi.Kazandığını da ne yazık ki silahlanmaya harcadı.Ordusunu sürekli güçlendirdi.Yani Rusya,ulusal sembolü olan ayı gibi,daima sert güce dayalı olan stratejisine yatırım yapmaya devam etti.
    “Atanan patron” yaratmanın ve bu yolla dünya ekonomik sistemine entegre olmaya çalışmanın,aslında Rusya’nın kaynaklarını ve geleceğini korumak adına bir emniyet sübabı olduğunu düşünüyorum.
    Peki neye/kime karşı bir emniyet?
    Batılı ülkelere ve onların yayılmacı liberal sistemine karşı.
    Sanırım o emniyet sübabının Rusya için neden gerekli olduğunu ve nasıl devreye girdiğini bu son savaşta gördük.
    Batının liberal öğretilerinin(mülkiyet dokunulmazlığı,kişi hak ve hürriyetleri vs.), aslında konjonktürel olduğu ortaya çıktı.Atanan patronlara neden ihtiyaç duyulduğu bence cevabını buldu.Eğer bu patronlar Rusya devletinin görevlendirdiği kişiler değil de uluslararası finans sistemi içinde zenginleşmiş ve Rusya’nın zenginliklerine yatırım yapmış kişiler olsaydı,bugün çok farklı şeyler konuşuyor olabilirdik.

    Peki bugün ne noktadayız?
    Rusya ekonomisi neredeyse tüm liberal/demokratik ülkelerle ticareti kısıtlanmış,tüm bu ülkelerden inanılmaz yaptırımlara maruz kalmış ve yurt dışı mb rezervleri bloke edilmiş olmasına rağmen bugün halâ ayakta durabiliyor.
    Savaşın başlarında 1 dolar 130 rubleye ulaşmışken bugün 1 dolar 65 rublelere geldi.
    Rusya’nın kendi parasını koruma hamleleri sonuç verdi/veriyor.
    Bu anlatılanlardan bir Rusya güzellemesi veya savaş taraftarlığı yapıldığı anlaşılmasın.
    Bu savaşın ve insanı yönünün gözardı edilmesi mümkün değildir.Ancak bu savaşın insanı dramını sürekli anlatan devletlerin,aynı duyarlılığı Afganistan’da,Irak’ta,Suriye’de,Yemen’de,Libya’da gösterip göstermediğine de bakmak lazım.
    Burada tartışılmak istenen savaşın iyi/kötü,insani/insanlık dışı olduğu/olmadığı değildir.
    Sırf bir ülkeye savaş açtığı için;bir devletin,tümden dünya ticaretinin dışına çıkarılmasına,birikimlerine el konulmasına,halkının fakirleştirilmeye çalışılmasına ve topyekün ötekileştirilmesine karşı vermiş olduğu ekonomik/finansal savaş stratejisi ve taktik hamleleridir tartışılmak istenen.

    Ve Rusya’nın ekonomik/finansal savaşından öğrenmemiz gereken çok şey olduğunu düşünüyorum.


    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Selam,

      Çalıştığım firma yüzlerce çalışanını son 40 günde aileleri ile beraber çevre ülkelere yerleştirdi.
      On binlerce çok yetenekli çalışan büyük Rus kentlerinden gitti, yerleri en az 10-15 yıl doldurulamaz.

      Rus ordusunu Türkiyedeki en iyi bilen en fazla 10 kişiden biriyim.

      SSCB nin başarısız Afgan savaşından beri dünyanın en rüşvetçi ordusudur.
      Putin in askeri danışmanı Soygu da ordudan, askerlikten anlamayan particinin tekidir.
      Putin'in etrafında makamını rüşvetle satın alanların başında gelir.
      Eski SSCB ordusunun da en yetenekli kurmayları, Ukrayna, Doğu Avrupa, Türki Cumhuriyetleri, Azerbaycan kökenli kurmaylarıydı, çöktükten sonra yetersiz Ruslara kaldı. SSCB ordusunun kurmay heyetinin yüzde 50 den fazlası şimdiki Rus toprağı dışındaki ülkelerin insanıydı. Çoğu SSCB ordusundan ayrılıp kendi topraklarının bağımsızlıklarını kazandı.
      Ruslar savaşta 6-7 tane en üst düzey generalini kaybettiler.
      Askerlikten azıcık anlayan herkes için utanç vericidir.
      En son atadıkları, Suriye operasyonunu yöneten komutan da hayatını güç bela geçen hafta kurtardı, adam yaralandı.
      Son 2 bin yılda Mete, Cengiz Han, Altın Ordu, Osmanlı devletleri arasında hiç bir devlet savaşın bir kaç haftasında bu kadar generalini asla kaybetmedi. Bu bir sefilliktir.
      Rus ordusu, Ukrayna dan kaçtı, Kuzey ve Batıdaki tüm birliklerini geri çekti.
      Rus ordusu kendi iletişim sistemini kuramadı, Ukrayna istihbaratının dinlediği hatları kullandı.
      Kendine yakın, ahalisinden destek gördüğü Doğu bölgesine odaklandı.
      Ruslar kritik savaş gemilerini kaybetti.
      Montrö sebebiyle boğazları askeri gemilere kapattık.
      Şu anda Karadeniz hakimiyeti Türk Ordusundadır.
      Stratejik bir kayıptır.

      Rus ordusu kaybettiği tank, füze, askeri teçhizat vs malzemeyi bugünkü ambargo şartlarında yerine koyamıyor. Normal şartlarda en az 3 ile 8 yıllık askeri üretimini 2 ayda kaybetti. Askeri techizat için Çinlilere dileniyor.

      Rus gazını, petrolünü en çok destek veren Çin devlet firmaları leş fiyatına kapatıyor,
      Şu anda dünya pazarında 100 dolar üzerinde olan varil petrolünü 28 dolara Ruslar ancak satabiliyor, Rus petrolü kapanın elinde kalıyor.

      Daha savaşın ikinci ayı.
      Savaş daha bir yılını doldurmadı.
      Hele bir 7-8 yıl olsun o zaman sağır sultan bile neyin ne old anlar.

      Şimdi ordusu kaybedince Putin, sağa sola nükleer atarız diye saçmalıyor.
      Sanki diğerlerinin eli armut topluyormuş gibi.
      Başka halkların çocuklarını düşünmüyor, bari Rus çocuklarını düşünse biraz.
      Nükleeri salladığı gün, Rus diye bir halk bırakmazlar dünyada.

      Bir Türk, Rus'un neyinden bir şey öğrenecek?
      Türkler, bilim ve fen'den kopunca nasıl Balkanlardan kökleri silindi?
      Halbuki bugün savaş yapılan yer Sivastopol,
      170 yıl önce ordaki Serdarı ekremimiz Ömer Paşa Avusturyalı.
      Türklerin şimdi turist olarak bile gidemediği o topraklardan nasıl silinmişlerse,
      Ruslar da silinir.
      SSCBden sonra kaç tane Türk devleti kurulmuş, Ruslar bizden bir şey öğrensin.

      Batı şirketleri insani ihtiyaç diye satmazsa, kritik hastalar, kalp hastaları, beyin ameliyatları, ortopedik ameliyatlar dahil hiç bir ciddi ameliyat yapılamayacak halde Rus hastaneleri.

      İnsani ihtiyaç diye ambargo kapsamından çıkarılmasa, Ruslar bebelerine mama veremeyecekler. Bunu mu öğreneceğiz onlardan?

      Rusya'nın savaşından da finansından da öğrenecek hiç bir şey yoktur.
      İlle ders çıkarcam derseniz, tek adam rejiminin bir halkı ne hale getirdiğini gözünüzle görebilirsiniz.

      sO6YbmIC67YQ2pfY

      Sil
    2. Merhaba,
      Siz yazının ana fikrini anlamamışsınız.Ben de anlatamamış olabilirim.
      Kısaca yazayım.
      Küresel finans veya uluslararası finans sistemi denilen şeyin hedefi artık devletler olmuştur…Kontrol edilebilir,egemenliği şeffaflaşmış,müdahaleye açık hale getirilmiş bir devlet yapısı istiyor bu sistem.Çok güçlü devletlere de tahammülü yok.Uluslararası ticaretin kurallarını,finansal sistem üzerinden kendisi belirlemek istiyor.İstemediklerini de sistemin dışına çıkarmakla tehdit ediyor.Yani bir ülkenin zenginleşmesine ve fakirleşmesine karar verme insiyatifini elinde tutmak istiyor.
      Bilmem anlatabildim mi?!

      Yazıya bu açıdan bakarsanız,ne anlatılmak istendiğini de daha iyi kavrayabilirsiniz.

      Kimin kimden ne öğreneceğini etnik kökenlere bağlamak gibi garip tespitlere girmek benim anlayabileceğim bir şey değildir.Bundan 20 yıl önce okuduğum rus klasiklerinden çok şey öğrenmiştim.

      Tek adamlık dediğiniz şey ise her zaman o kadar kötü bir şey değildir.Ben illa ki Türk’ten öğrenirim diyorsanız o zaman Şevket Süreyya Aydemir’in Tek Adam’ını okumanızı öneririm.

      Sil
    3. Selam,
      Değerli katkınız için teşekkür ederim, Türk ve Rus ayrımında halklar yerine, Türk ve Rus devlet yapılarını ifade etmiştim, uyarınız için çok teşekkür ederim.

      Küresel finans sisteminin arkasını biraz istihbarat biraz bankacılık tecrübem ile araştırdım.

      Küresel finans denilen sistemin arkasında yaklaşık olarak çekirdek 30 milyon, çekirdeği biraz kabuğu ile alınca 60 ile 75 milyon civarında insan var. Bu insanların iradesi finans sistemini yönlendiriyor. Evet içlerinde ben de varım mesela. Kabaca dünya nüfusunun yüzde 1 denilen insanlar, çoğunluğu batı dünyası ülkelerinde ve bir kısmı Çin, Japonya, Kore de yaşıyor. Dünya finans servetinin yüzde 45 - 50 sine sahip olanlar.

      Çin ve Rusya; devlet yapıları itibarı ile bu insanların hayat yapılarına dünya görüşlerine aykırı yapılar. Daha da kötüsü, Çin bir şekilde bunları devlet politikası olarak köleleştirmeyi reklam yapıyor. Çin'in yatırımlarını da ayakta tutan bu insanların fonları, tasarrufları. Rusya da bu insanların devletlerine gaz satıyor. Tasarrufları arttıkça kendi devletlerini de finanse eden kesim.

      Hal böyle olunca, küresel finans dediğimiz olgu, ister istemez Çin ve Rusya devletlerini silecek. Artık ortak menfaatler, Rusya ve Çin'in son açıklamaları ile menfaat çatışmasına döndü.

      Küresel finans ile başedilemez, arkasında eğitimli, sermaye ve gerçek tasarruf sahibi insanlar var. Bu insanların din, milliyet veya ırk ayrımları da yok. Her milleten, her ırktan, her dinden insanlar.

      Küresel finansı bitirmenin yolları vardır. Ancak, günümüz hiç bir devletinin böyle bir hukuki gücü yoktur. Günümüz devletleri hukuken, BM nezdinde de mülkiyet hakkını savundukları için meşrudur. Küresel finansı bitirmenin ilk adımları mülkiyet haklarında bir takım kısıtlamalara gitmektir. Servetlere üst limit getirmektir. Sizin de bildiğiniz diğer ayaklara gider.

      Hasılı kelam zordur.

      Sevgiler.

      58HqqrZkPHce72Gu

      Sil
    4. S. Aydemir'in "Tek Adam"ını yıllar önce okumuştum, tekrar okumam iyi olur.
      120 yıl önceki dünyada, sadece bir kaç tane günümüz demokrasi yapısının temellerine sahip devlet vardı.

      Anadolu ve Rus halkları teşkilatlanma açısından çok geri bölgelerdi. İster istemez Batı devletlerinin diğer bölgelere göre daha fazla sermaye ve tasarruf biriktirmesi beklenirdi ki, yıkıcı dünya savaşlarını yaşamalarına rağmen Batı devlet halklarının verimlilikleri yüksek kaldı.

      Atatürk ve yeni devleti kuran ekip, eğitimleri sebebi ile halka dayanmanın önemini bilirlerdi. Kongreler ile halkın temsilcilerinden destek almaları, kongreler üzerine meclis kurmaları, hukuki meşruluk kazandıktan sonra, meclis adına tek adam a dayalı sultanlık sistemini yıkmaları, onları tek adam rejiminden ayırır, tek partili cumhuriyet rejimine evirir.

      Atatürk, CB döneminde de aldığı kararlarda tek imza ile işin sahibi olsa bile, her kararında meşru devlet kurumlarına, konu ile ilgili tecrübe ve bilgi sahibi bireylerin/kurum/kurulların resmi danışmanlıklarına dayanır. Bu Atatürk'ü tek adamdan ayırıp, teknokrat devlet adamı hüviyetine büründürür.

      Misal, sanki tek başına iş yapıyormuş gibi görünen orduyu Bulgaristan içinde yürütmesi, Rus büyükelçiliğini basması gibi hadiselerin arkasında hep danışılma vardır.

      Cumhuriyetin, tek parti iktidarı olmasında basit teknik bir detay vardır. O da ülkedeki tüm meşru temsilcilerin ortak faydasına olan ülkenin işgal altından kurtarılmasıdır.

      Günümüz Putin ve Erdoğan rejimlerini, Atatürk yönetimi ile karıştıramayız. Ne Putin, ne Erdoğan meşru kurumsal yapılardan yönetsel kararlarında destek almamaktadır. Bu ikisini de tek adam yapar. Nasıl Osmanlı Sultanlığı, Balkanlar, Kırım, Ortadoğu gibi büyük ve stratejik coğrafyaları kaybetmişse, Putin ve Erdoğan'ın da halklarına verebilecekleri gelecek budur. Her ikisi de hazır olanı yemektedirler, gelecek nesillere borç bırakmaktadırlar.

      Günümüz dünyası, malesef daha hızlanmış, teknik alt yapı savaşları yapmadan kazananı belirler olmuştur. Ordu teknolojik alt yapısı da öyle karmaşıklaşmıştır ki, yabancı bir ülkenin toprağına giren ordunun iki askeri birbiri ile telefonla konuşamaz hale gelmiştir. Yine bir misal verirsem, Ukrayna'da uçan Bayraktar Sihaları, şayet Nato izin vermezse çalışamayacak durumdadır.

      Günümüz dünyasında malesef tek adam rejimleri halklarına hiç bir üstünlük getirmemektedir.

      VCzT173REeg5pI4J

      Sil
    5. Merhaba,
      Şevket Süreyya Aydemir’in Tek Adam’ı bir Atatürk biyografisi olarak bilinmesine rağmen aslında bir dönem eseridir.Tarihi bir incelemedir.Osmanlı’nın son döneminden;19. yüzyılın ikinci yarısındaki Genç Türkler hareketinden başlar,İttihat Terakki’den 1.Dünya Savaşı’na ordan Kurtuluş Savaşı’na,Cumhuriyetin kuruluşuna ve devrimlere kadar uzanır.Kabaca 100 yıllık bir dönemin anlatıldığı tarihi/siyasi bir incelemedir.Bir başucu eseridir.

      1897 doğumlu Aydemir dönemin tanığıdır.Asker,siyasetçi,tarihçi,iktisatçı ve yazar kimlikleriyle, özelikle Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılma sürecinde meydana gelen Balkan Savaşları ve Sarıkamış gibi çok önemli ve acılı dönemleri bizzat yaşamıştır.Eseri önemli bir ulusal tarihi kaynak yapan bu husus,bir biyografi olarak bakıldığında,daha öznel ve duygusal değerlendirmelerle öne çıkar.Bu açıdan Andrew Mango ve Armstong’un Atatürk biyografilerinin daha gerçekçi olduklarını düşünürüm.

      Mustafa Kemal Tek Adam olmasının da ötesinde yalnız adamdır.Yapabildiklerini yanındakilerle birlikte yapmaz,genelde onlara rağmen yapar.Hatta halka rağmen yapar.Cumhuriyetin ilanı,saltanatın ve hilafetin kaldırılması,sosyal devrimler vb.
      Bu süreçlerin hepsinde fikir sahibi Mustafa Kemal’dir.Hem yanındakiler,hem meclis hem de halk aslında karşısındadır.Çünkü yakınlarında dünyayı tanıyan ve nereye doğru gittiğini analiz edip yol gösterebilecek ikinci biri yoktur.Ya ikna ederek ya akıl oyunlarıyla ya tehdit ederek ya da sahte krizler üzerinden onları sürece dahil etmeye çalışır.Meşruluğu bu şekilde sağlamak ister.

      Yani Mustafa Kemal sizin tespitlerinizdeki kadar romantik bir tek adam değildir.
      İstişare mekânizması bilir ve çok kullanır.Fikri zenginliğe inanır.Ancak bu kuramsallaşmış bir süreç değildir.Çünkü ortada zaten öyle bir kurum yoktur.Bir dost meclisindeki sofra etfarında,konuya yetkin olduğuna inandığı kişilerle yaptığı beyin jimnastiğidir.Ama kişileri ve konuları belirleyen bizzat kendisidir.Bu istişare meclislerinden süzülen fikirler yeni bir devletin yapı taşları olmuştur.

      Kabaca 300 yıldır yerinde sayan,hemen hemen tüm kurumları işlevsizleşmiş,ekonomisi çökmüş olan bir imparatorluğun ağırlığından kurtulmak kolay bir iş değildir.İktidarın kaynağını gökyüzünden yeryüzüne indirmeye,halkın bir iradesi olduğunu önce en yakınındakilere sonra da halkın kendisine anlatmaya çalışmak,bu kadar kısa bir zaman içinde nasıl yapılabilirdi diye düşünmek lazım?

      Mustafa Kemal’i kendisiyle kıyaslanan tarihi benzerlerinden ayıran yönü bence gerçekçiliğidir.Bu gerçekçilik de çok okuyan,çok yazan,çok dinleyen ve öğrenmeye meraklı entellektüel kişiliğinin ona kazandırdığı bir yetkinliktir.
      Kararlarını alırken başvurduğu tek rehberin de bu olduğunu düşünüyorum.

      Sil
    6. Selam 1322,

      Değerli katkınız için teşekkür ederim.

      Atatürk özelinden, Balkanların bir kısmı, Anadolu ve Ortadoğu coğrafyalarında pozitif bilimle beraber gelişmiş felsefi aydınlanma olmayınca, hayata gerçekçi bakan insan azd. Atatürk, onlar arasında. Eğitimli günümüz Türk insanı arasında hala var, soyut kavramlar, binlerce yıl önceki insanların hayatı anlamak için uydurduğu sanrılar, hayaller, hikayeler ile dünyayı anlamak isteyenler.

      Hem Atatürk dönemi hem günümüz döneminde sayıları çok az. Atatürk'ü tek adam yapan da budur. Ortak rasyonel paydada buluşulabilecek insan sayısı kıt. İnsanların ortak iş yapmasını sağlayan, kurumsallığı ve meşruluğu getiren ortak bir hukuk da eksik. Yazdığınız gibi, Atatürk döneminin en gelişmiş kurumsal danışma mekanizması, eskilerin tabiri ile meşveret meclisi de denilen yapı.

      Bizim toplumda, rasyonel karar alma süreçlerini işleten yapı orduydu. Orduda da kurmaylar, hem askere, hem topluma rağmen karar almak zorunda kalırdı. Atatürk, orduda yetişmenin avantajını sivil hayata aktarmaya çalıştı.

      Afganistan görevinde, er ve astsubaylardan arada dinlerini yazmayayım da ibadet yapan olurdu. Onlara tapındıkları varlığın ismini de söyleyip, çok da nazikçe, her şeye gücü yeter değil mi derdim. Olumlu cevap alınca da, sizi kırmaz, biraz da çocuk ve bebeler için dua edin de onların canlarını acıtmadan alsın, yavrular acısız gitsin derdim, mal gibi bakarlardı.

      Şark zihniyeti der bir kısım batılı buna, dini inançtan bağımsız Balkanlardan, Hindistan doğusuna kadar kapsanan nüfus içinde yoğundur, rasyonel karar mekanizmalarını bir şekilde suistimal ederler. Çalıştığım bankada 240 bin üzerinde personel var. İki sene önce başladığımda böyle bir damarı yakaladım, özellikle teknoloji personelinin istihdam edildiği ülke kökenlilerde. Benim iki üstüme kadar sirayet etmişler. Ordudan tecrübemiz yüksek, bunların damarına damarına basmayı iyi bilirim, bastım. 1 sene uğraştım, damara bastıkça ses bi üstten geldi. 2 üstüme kadar temizlendiler, bana da iki kademe birden atlattılar, kolay değil 1200 den fazla personel etkilendi. 400 üzerindeki personeli ya görev değiştirtdim ya da işten çıkarttırdım, yerlerine farklı milletlerden karma yaptım, ara ast yöneticilerde kültürel çeşitliliği artırdım.

      Şark zihniyetinin sirayet ettiği Rus ordusunun Ukrayna savaşı ile yaptığı saha, hedef hatalarını da ara ara blogda yazarım.

      Günümüzün Anadolu Türk devletine planlı bir yaklaşım ile kademe kademe düzenleme yapmak lazım. Devlet kurumlarına hem yatay hem dikey odaklanıp, aylık, 6 aylık, yıllık, 2 yıllık, 5 10 yıllık hedefler kurup, rasyonel denetimleri getirmek lazım.

      Mevcut devletin son 80 yıllık tüm hedefleri hayali, muallak hedefler. Türk siyasilerin dilinde pelesenk olduklarını görüyorsunuz, saçma sapan şeyler söyleyip dururlar. Ahalinin de beyni dinleye dinleye bulanmış, hayali, muallak, ölçüsüz kavramlarla insanları değerlendirmeye başlamış. Daha kötüsü, önümüzdeki seçime girecek siyasetçiler de hayali hedefleri topluma sunuyor, yani gidişata devam. 6 yılı geçmişti, hiç Türk haberi, siyasetçisi okumazdım, son 2 hafta okudum, parti programlarına baktım, bu hafta başında yine kapattım, keşke 2 hafta boş vakit kaybetmeseydim dedim.

      Özeti, Atatürk'ün 100 yıl önce yaptığı yine yapılır, yapılmaz değil, o sanrılar, muallak kavramlar ile boş yapanlar ilaç sıkılmış böcek gibi devlet ve toplum hayatından silinir, işin zor kısmı bu değil. Zor kısım, gerçekçi insanların sayısının yüksek olup, karar alma mekanizmalarına girmesi, en tepede en az 3-4 tane böyle insanın bulunması.

      Yorumlarımda, akılcı insanlara hep iktidar partisine girin derim, sorumlu makamlara ordan oturulur, sorun ordan çözülür.

      j1sxh7AwzsF3QO74

      Sil

    7. Merhaba,
      Öncelikle bu verimli ve seviyeli diyalog için teşekkür ederim.
      Türkiye’nin birbirini anlayan/anlamaya çalışan insanlara fazlasıyla ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.

      Ülkeye ve onun geleceğine katkı sağlamak isteyen insanların/aydınların,siyasi bagajlarını bir tarafa bırakarak tartışabilmeleri bence çok değerli.

      Siyasi angajmaların olmadığı;felsefe,tarih,sosyoloji,coğrafya,ekonomi içerikli fikri tartışmalardan,her zaman verimli sentezler üretilebilir.Türkiye’yi ileri götürecek duruş da bu olmalıdır.

      Klâsik olacak ama eğitim çok ama çok önemli.Bu konu artık hükümetlerin oyun alanı ve deneme tahtası olmaktan kesin olarak çıkarılmalıdır.Konuya,devletin uzun vadeli çıkarları olarak bakılmalı,ülkenin ihtiyaçları ve hedefleriyle ötüşen bir plânlamayla ele alınmalıdır.Bu ülkenin çocukları;dünyanın gerçekleri,bilimin ve aklın rehberliğinde eğitilmelidir.

      Ülkenin yaşadığı sorunların temeline indiğinizde, kötü eğitim ve öğretimin toplumu ve sistemi esir alan bir insan profili yetiştirdiğine/yetiştirmeye devam ettiğine şahit oluyorsunuz.Sistemi tehdit eden en dikkat çekici bireysel eksikliklerin ve zaafların;liyakât eksikliği,ahlâk zaafiyeti ve plânsız hareket etme olduğunu düşünüyorum.
      Eğer eğitim verdiğimiz çocukları bu eksikliklerle hayata bırakıyorsak,bugün yaşadığımız açmazlara da şaşırmamamız gerekir.

      Sizin de söylediğiniz gibi işin zor kısmı,fikri üretimleri hayata geçirecek siyasi kadroları oluşturabilmektir.Ya da tersinden bakarsak,liyakatlı insanların karar mekânızmalarına gelmesini engelleyen ayrık otlarını temizleyip,onların verimli olacağı iklimi oluşturabilmektir.Türkiye’nin geleceği için uğraşmayan ama uğraşır gibi görünen insanların mutlaka ayıklanması lazım.Bu yaratıkların karar mekânızmalarından mutlaka uzaklaştırılması gerekir.Ahlâksız,yetersiz,bilgisiz,idealsiz,kompleksli,lider şakşakçısı,kör siyasi taraftar,kayırmacı,haksız zenginleşme meraklısı bu tipler,hem siyaset kurumunun hem de ülkenin sülükleridir.
      Bir ülkenin geleceği asla sülüklere bırakılamaz.

      Sil
  27. Hocam elinize kaleminize sağlık , harika anlatmışsınız.

    YanıtlaSil
  28. İlkokul 1 seviyesine indirmişsiniz anlatımı gerçekten çok basit anlaşılır. Ancak anlamak istemeyen için beyhude bir çaba. Yanlış anlamayın siz bize kolay ekonomi anlatmaya devam edin lütfen.

    Yapısal reform için hukuk gerekir ekonomi tek başına yeterli değil çünkü insanlar artık güvenmiyor bu yönetime. Ancak sıkıntı şurada bu yönetim hukuk getiremez ve yapısal reform yapamaz çünkü hukuk olduğu yerde tüm yanlışlar ortaya çıkar ve seçim kazanılmaz.

    Türkiye büyük bir değişim yaşamak zorunda bu onun sancıları olacak 2001 krizi sonrası gibi ilk önce yapısal reformların garantiye alınması için çok katı hukuki düzenlemeler ve yaptırımlar getirilmek zorunda.

    Aslında oyverme yaşı delde niteliği değişmek zorunda artık. Belki lise mezunu olmayan oy kullanmamalı seçimi ilk aşama olmalı bu çok kolay del çünkü bu uda mevcut yönetim yine ömür boyu su istimal eder.

    Yönetim değiştikten sonra yapılan tüm yanlışlar hergün TV ekranlarında ders gibi anlatılmalı tek tek ortaya çıkarılmalı yani toplumsal bilinçlendirme çabası. Tabi bunun için tüm diziler yarışma programları magazin programları hepsi iptal edilmeli ve hergün ülke için yapılan yanlışlar anlatılır doğrular ortaya koyulmalı. Yoksa aynı noktaya sürekli geliriz.

    Kısaca yapısal reform halka yapılmalı siyasi partiler kanunu değiş eli hukuk sistemi garanti altına alınmalı vb. Birçok sistem yönetimi kurumsal değişim gerekli.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hiçbir çaba beyhude değildir emin olun, mutlaka birilerine ışık tutulmuş oluyor.

      Sil
  29. Sevgili hocam bir ülkenin merkez bankasının faizi artırması borsaları ve hisse senetlerini nasıl etkiler ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Borsayı olumsuz, tahvili olumlu etkiler.

      Sil
    2. Hocam, faiz yükselince, tahvilin değeri düşer. Bu nasıl olumlu olur, açıklayabilirseniz memnun oluruz.

      Sil
  30. değerli hocam, ilk tahterevallide kur ve fiyat yer değiştirirse diğer anlatımlarda kur ve fiyatın yer değiştirmesine gerek kalmaz gibi. sonuçta amaç fiyat istikrarı ise fiyatın ortada olması daha makul olabilir. saygılar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Türkiye'de hepsinin belirleyicisi faiz, dengeleyicisi ise kur. Faizi düşürünce kur yükseliyor ve ardından fiyatları çekiyor. Faizi yükseltince kur düşüyor ve fiyatları da peşinden çekiyor.

      Sil
  31. emeğinize sağlık hocam

    YanıtlaSil
  32. İpte Yürüyemeyen Cambaz6 Mayıs 2022 14:18

    Bir inat uğruna ülkenin düştüğü ekonomik çıkmaza mı, güzel ülkemin topraklarının istilasına mı, kurumların anlamını yitirdiğine mi, okuyan kesimin yurt dışına kaçtığına mı, üslubun yerin dibine girdiğine mi, gözümüze baka baka bizi hala kandırmaya çalıştıklarına mı üzüleyim?

    Eyy!!! bu ülke insanını derde, tasaya koyanlar...
    Kısacası bizi keriz yerine koyanlar...
    Hesabını elbet ilk seçimde ağır soracağız...







    YanıtlaSil
  33. Hocam ekonomide mesih mi bekleniyor?

    YanıtlaSil
  34. Hocam bir sorum var: faiz 16ya indiğinde değildi 14e indiğinde dolar niçin çoştu eksi faizde değil miydi iki durumdada?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çünkü hatada ısrar edileceği o zaman netleşti.

      Sil
  35. Türkiye şu ikisini de yaşadı ama;öyle zamanlar olduki (15 temmuzdan sonra 2019 dan önce)politika faizi arttırıldığı halde kurlar da yükselmeye devam etti,demekki o zamanlar sorosçular tahteravalliyi yerinden söküp havalandırmak istedi.Birde bize çok güzel toz pembe gelen zamanlar oldu(2007den sonra gezi olaylarından önce):kur düşüyordu..cari açık artmasın,ihracatçı mağdur olmasın diye mb faizi de indirdi ancak kur yine de düşmeye devam etti.faizi yine indirdik,kur yine de düşmeye devam etti.hocam lütfen ne zaman oldu bunlar ben hatırlamıyorum demeyin.ikisi de son 20 senede bir aralar oldu..demekki o zamanlarda biz herşey oh negüzel derken sorosçular aslında tahteravalliyi iki ucundan da eşzamanlı bastırip kırmak istiyorlarmışta biz farkında değilmişiz..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Faiz tek başına asla kalıcı çözüm sağlamaz. Faizi yükseltseniz de sosyal yaşamda, siyasette, dış politikada ve ekonomide hata yapmaya ve yeni riskler yaratmaya devam ederseniz kurlar da yükselmeye devam eder.

      Sil
  36. Çocuk bahçelerindeki tahterevalliye bazen büyükler de biniyor. Tahterevallinin bir ucuna çocuğunu yerleştiriyor. Diğer ucuna da kendisi biniyor. Sonuçta çocuk havaya fırlıyor. Bu arada kendisi de yere çakılıyor. Denge diye bir şey kalmıyor.

    YanıtlaSil
  37. -Enflasyon yükseliyor sonra dolar yükseliyor. Dolar yükselince maliyetler artıyor dolayısıyla tekrar enflasyon yükseliyor. Buna sarmal diyorlar. Türkiye bu sarmala girdi. Buradan çıkmak çok zor.-

    DEMİŞ bir gazeteci, bu yorum doğru ama bunun tersi peki? dolar yükselince maliyetler artıyor enflasyon artıyor. ama bu enflasyon bir daha kuru artmıyor değil mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bunun doğrusu şudur: Riskler yükselir (enflasyon yüksekken faiz düşürmek de ciddi bir risk artışıdır) riskler yükselince kur artar, kur artınca ithal maliyetleri ve dolayısıyla üretim maliyetleri artar, maliyetler artınca fiyatlar artar ve enflasyon yükselir, enflasyon yükselince kurlar tekrar yükselir ve bu böyle devam eder. Buna risk - kur - fiyat sarmalı denir.

      Sil
    2. şunu anlıyorum kur artınca maliyetler artıyor dolayısıyla zamlar geliyor ve enflasyon yükseliyor. Ama bu zamlar ilk başlarda özellikle maliyet artışının bile altında olabiliyor. dolar artınca maliyetlerle fiyatların yükselmesi niçin bir daha enflasyonu arttırıyor?

      Sil
  38. Hocam Türkiyenin enflasyon sorunu üzerine adlı yazınız çok güzel niçin blogunuzda yok? Fakat benim burada anlamadığım konu şu: şimdi faizi düşürdük kur 9dan 10 oldu. Ama insanlar hemen zam yapmayacaktır ama insanlar fiyatlar çıkmadan almak için izdiham oluşturacaktır ve talep çok artacaktır hem faiz düşünce talep arttığı için hem zamlar gelmeden alma isteğinden dolayı. Bu durumda nasıl bir talep enflasyonundan bahsedebiliriz? Sonuçta döviz çıkışı artıyor ama satılan fiyatlar döviz artışınında altında. İthalatçıların ithalat yaparkenki durumu mu talep enflasyonunu döviz talebini arttırarak oluşturuyor sonuçta? Saygılarımla,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu dediğiniz öne çekilmiş taleptir ve talebi artırdığı için fiyatların artmasına katkı yapar. İnsanlar ileride fiyatların daha fazla artacağını düşündüğü için ileride almayı düşündüğü şeyleri bugünden almaya çalışır o da talebi ve dolayısıyla fiyatları artırır.

      Sil
    2. Evet ama fiyatlar zaten maliyet kadar artmıyorki. mesela kur %10 artınca geçişkenliği %2 civarı oluyor. ikisi nasıl aynı anda oluyor? bunu hiç anlayamıyorum.

      Sil
    3. mesela ev fiyatlarında dolar kadar artıyor artı herkes ev almaya çalışıyor. ama mesela turşu fiyatlarında bu artış nasıl oluyor?

      Sil
  39. Olayın basit anlamı budur diyorsunuz peki faizler yükselince buyume düşmeyecek mi işsizlik aratmayacak mi pandemi 2 yildir devam ediyor ve yıkıcı etkileri oldu, piyasada nakit dönmedi, sirketler alacaklarını tahsil edemiyor, küresel üretimdeki azalmadan dolayi emtia ve gida fiyatları yukseldi. Olaylara sadece kur ve enflasyon tarafından mi bakmak gerekir. Belkide faizler yükselince kur ve enflasyon bu denli yükselmesi fakat işsizlik olurdu ve artardi bu durum, pandemide oluşan uretim arzi sıkıntısı daha kötü boyutlara gelebilirdi. Biraz da bu pencereden yorum yapmanızı bekliyorum sadece kur ve enflasyon üzerinde duruyorsunuz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Faizler atınca büyüme düşecek ve işsizlik artacak doğrudur. Ekonomide zaten iki amacı birden tutturmak ancak beklentilerin iyi olduğu zamanlarda mümkün olabilir. Bugün faizleri düşük tutarak canlı tutulan ekonomi yarın duvara toslayınca hem büyüme çok daha fazla düşer hem de işsizlik daha hızlı yükselir. Asıl olan kur artışına ve enflasyon yükselişine yol açan riskleri ortadan kaldırmaktır. Bu yapılsa o zaman büyüme de düşmez, işsizlik da artmaz, enflasyon da durur.

      Sil
    2. Güzel tespitleriniz için teşekkür ederiz hocam.

      Sil
  40. Hocam faiz artirma seceneginide kaybettik gibi. Enflasyondan yuksek faiz vermemiz pek mumkun gorunmuyor sanirim. Yapisal reformuda su anki iktidar olsun muhalefet olsun kararlilik ile yapabilecek bilinc yok gibi. Herkes gunu kurtarma pesinde.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Artık faiz artırarak zaman kazanmamız bile kolay değil.

      Sil
  41. Türkiyenin ehliyetsizlk ve liyakatsızlık sorunu var. Ehliyet sahibi insanlar yönetim kademelerinde değil. İlk önce ehliyet sonra ehil olanlar arasındanda liyakat sahibi insanları seçmiyoruz.

    Türkiyede herkes kendi çıkarına daha çok güç kapma peşinde koşuyor bakıyorsunuz bir belediye başkanı kendi başına ülkede güç topluma peşinde ortaya çıkıyor şehir şehir dolaşıyor kendisine verilen görevin dışında herşeye maşallah burnunu sokuyor. Bu uda ben ülkemi düşünüyorum bahanesin sığdırıyor. Ona oy veren benim gibilerde artık bıktığı bu sistemden kurtulmak için siyasetçilere ehliyet zorunluluğu likayat şura istiyor.

    Bugün en basit belediye başkanı dahil doktora mezunu olmalı milletvekilleri ve üstü zaten doktora yapmayandan olmamalı ve bunların içindede liyakat li olan uzlaşmacı ahlaklı zeki edepli görgülü halka örnek olacak konuşmasını bilen değerli insanlar seçilmeli.

    Kpss puanı ile devlete memur alırken mezuniyet arıyorsunuz basit memurluk için dahi mezuniyet sınav beceri yetkinlik uzmanlık tecrübe hepsini istiyorsunuz ama başına getirdiğiniz adamdan hiçbir kriter belirlemiyorusunuz.
    İşte bu olacak şey değil çünkü tüm yaptığınız doğruları yıkıyorsun.

    Mecbur bırakılan seçmen bıktığı için diğerine karşı sizin getirdiğiniz kişiye mecburiyetten oy vermek zorunda bırakıyorsunuz ve oy vermezseniz seçmen hakkınızı kullanın vatanınıza sahip çıkın diye demogoji yapıyorsunuz.

    Belediye başkanı orayı basamak olarak görmemeli görevini yapmalı. Gerçekten baydı artık yağmurdan kaçarken doluya yakalanan halk olduk. Herkes herşeyin farkında ve lanet olsun 20 yıl daha aynı mantıkla yöneti ek istemiyoruz oyüzden getirdiğiniz şahışlara oy vermeyeceğiz bunun gibi proje kişileri biz çok gördük sizin arkaik siyasetinizden bıktık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Türkiye'de liyakat sahibi pek çok insan var. Ama ne yazık ki siyasetçiler onları göreve getirmiyor.

      Sil
    2. Selam,
      Hocamız güzel bir cümle ile özetlemiş.

      Toplumu ilgilendiren bir parti veya dernek kurarsam, iki unsura asla güvenemem.

      1. Kendim
      2. Ahali

      Üzerinde uzlaşılan, yasa, kanun, tüzüklere göre yönetir; bağımsız denetim teşkilatı oluşturur, bağımsız disiplin teşkilatı kurarım. Yasaların meşru zeminini de bölge bölge ahalinin seçtikleri verir, kadroları onlar oluşturur.

      Temeli oluşturan yapıyı batı demokrasileri iyi oturtmuşlardır. Dünyada da uygulayabilen ülke sayısı 5ten azdır. Eskiden Cengiz Han gibi, Selahaddin Eyyubi gibi tek adamlar, yasa ile yönetimin önünü açar, hızlı büyürlerdi. Yasa kelimesi de Cengiz han döneminden bize kalmıştır. Günümüz devletleri, etnik ırkı, dini, dili farklı insan gruplarını yöneten büyük organizasyonlardır. Yasasız yapılan her iş geri teper, toplum düzenini bozar.

      Bahsettiğiniz sıkıntılar ortaya çıkar. Onun bunun adamı kendi mesuliyet alanları dışına çıkar, zira meşruluğunun kaynağı ahali değildir, onu oraya getirenlerdir. Türk siyasetinde çok vardır.

      Türkiye haberlerine bakmazdım, uzun zaman önce Ümit Bey parti kurmuş, geçen hafta dikkatimi çekti, yıllar sonra ilk kez bir siyasi parti söylemlerini okudum. Benim hocamızın blogunda yazdığım yorumların aynısını söylem edinmişler. Benim gibi insanların sağda solda söylediklerinin bir kurumsal yapıda, ismi cismi belli kişiler tarafından dile getirilmesi hoşuma gitti.

      Ancak, yukarda yazdığım temeller her grup, organizasyon için geçerli gerçeklerdir. Meşruluk, ahaliye dayanmalı, kurallar ve yasalar oluşturulmalı, kişilerin yasalarca "eylemlerinin" bağımsız denetimi sağlanmalı, bağımsız disiplin kurulunca değerlendirilmeli.

      Yapmak yazmaktan zordur elbette. Bunlar olmadığı sürece her hareket, söylem, kişi, grup başarısız olur, saman alevi gibi çıkar ve söner. Atatürk Cumhuriyeti kurarken, askerden önce kongreler ile meşruluğunu almıştı, kurumsal meclisi kurmuştu, ardından savaş "işi" yapılmıştı. İşin sırası çok önemlidir, insanlar önce savaşıldı sonra devlet kuruldu gibi yanlış algıya kapılıyorlar.

      Cumhuriyetin kuruluşundan sonra da, eski adıyla milli seferberlik kurumu, sonradan meşhurlaşmış ismi ile Kozmik oda gibi yapılarda ahali içinden liyatakine güvenilen insanlar bir nevi hem denetim, hem gerekli durumlarda ahalinin ülke kuruluş ilkelerine ve insanca yaşam aleyhine olan davranışlarda harekat alması, halkın vergileri ile eğitilen, ayakta duran kurumsal bir yapıya büründürülmüştür. Çok özel durumlarda, İsveç Çakısı gibi kullanılmak için yetişmiş Özel Kuvvetler personeli de lağvedildi.

      Şimdi bu meşru yapılar da kaldırılalı 10 seneyi buldu. Söylem güzeldir, kimin ne dediği, ne yaptığı nasıl denetlenmektedir? Belli değil. Kozmik oda olsa, iyi/kötü bir kurumsal denetim olur, devlet üst erkanı ve gazetecilere bilgi akar, onlardan halka bilgi akar, derken halk meşru hukuku ile bunları temizlerdi. Devletin bu mekanizması benim yaşım itibarı ile bildiğim 1995 yılından beri bazı siyasi konularda halkı uyardı. Halk bir şekilde tersine itildi, derken bugünlere geldik.

      CuvwbOskNf1mQ8pg

      Sil
  42. Kavimler Göçü’nün Sonuçları:
    1- Roma İmparatorluğu Doğu ve Batı olarak ikiye ayrıldı. (395) Batı Roma 476 yılında Germen kavimleri tarafından yıkıldı.(Turkiye Dogu Bati olarak bolundu Bati Turkiye Araplar,Afganlar ve Pakistanlilar tarafindan yikildi)
    2- Avrupa’nın etnik yapısı değişti, Germenlerin Avrupa’ya karışması yerli milletler ortaya çıkardı.(Anadolunun etnik yapisi degisti, Araplarin ve Afganlarin Anadoluya karisma ile farkli uluslar ortaya cikti)
    3- Türkler Avrupa’da Avrupa Hun Devleti’ni kurdu.(Araplar Anadoluda Anadolu-Islam Arap Devletini kurdu)
    4- İngiltere, Fransa gibi Avrupa Devletlerinin temelleri atıldı.(Anadolu Arapislam devleti ile Taliban devleti kuruldu)
    5- Avrupa’da feodalite (derebeylik) rejimi ortaya çıktı.(Kabilecilik Asiretcilik rejimi Anadoluda yayildi)
    6- Şövalyecilik ortaya çıktı.(Kafa kesen savascilar ortaya cikti)
    7- Avrupa’da edebi destanlar ve efsaneler meydana çıktı.(Anadolu agitlarin analarin gozyaslarinin yeri oldu)
    8- Avrupa’da Milliyetçilik yayıldı.(Anadoluda etnik temelli milliyetcilik hortladi)
    9- İlk çağ kapandı, Orta Çağ başladı.(Dunya uzay cagina girerken Anadolu ortacaga girdi)
    10. Avrupa uzun yıllar boyunca karışıklık içinde kalmıştır.(Anadolu uzun yillar karisiklik icinde kalmistir.)
    11.Avrupada kuraklik aclik ve salginlar donemi basladi(Anadoluda gittikce zayiflayan Turkiye devleti aclikla kuraklikla salginla ve ekonomik sorunlarla karsilasti)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Türkiye'nin göç hataları var.
      Irak savaşından hemen sonrasında CB makamına iletilen bir göç raporu için Suriye ve Irak içlerindeki yerel analizlerin bir kısmına katkım bulundu. Raporun son haline en yakın taslakları gördüm. Özetle aklımda kalan öneriler şunlardır. Öneriler 2001 yılı sonlarına aittir.

      - Türkiyenin uzantısı sayılabilecek kültürlerde Türkçe konuşan nüfus vardır. Bunların savaştan etkilenen, aile bireylerini kaybedenlerin, özellikle çocukların ve gençlerin, ailelerinin ülke içinde barınma, eğitim, gıda, sağlık imkanının sağlanması gerektir. ( Sayı olarak 500 bin üzerinde )

      - Türkiye içine yerleştirilecek, başında aile reisi bulunan ailelerin (aile içindeki fert sayısına bakılmaksızın) aile reisi erkek veya kadından en az birinin Türkiye içinde çalışabilecek mesleki yeterliliğinin bulunması koşulu ile göçmen statüsünde ülkeye alınması,

      - Aile sahibi olmayan yaşı geçkin (18 yaş üzeri) sağlıklı fertlerin (kadın veya erkek) ülkesi içinde Türkiye sınırına yakın güvenli bölgelerde barındırılması, kendilerine eğitim(*) verilmesi, eğitmen kanaati yüksek, mesleki yetkinliği olanların ülke içine göçmen olarak alınması,

      - Göçmenlerin mesleki ihtiyaçlara göre, meslek, il veya bölge bazında çalışma izinlerinin verilmesi.

      - Göçmenlerin ara statüde çalışma izinleri süresince bulunması (5 veya 7 yıl idi), bu statüde
      1. asayiş kaydı kontrolü,
      2. iyi hal (resmi kurumlara yalan ifade vermeme, trafik cezası, kavgaya karışma, taciz vs) tesbiti,
      3. günlük hayatta yeterli Türkçe konuşabilme seviyesinin tesbiti,
      4. Türk devlet sistemi, seçim sistemi, Türk tarihi, Atatürk ilke ve inkilapları, toplum kuralları gibi konuları kapsayan temel bir sınavı geçebilmeleri,
      5. Çalışma sürecindeki vergi kayıtlarının, vergi ödemelerinin kontrolü,
      6. Mal varlıklarının vergilerine göre durumu tesbitlerinden sonra
      uygun bulunanların, göçmen çalışma süresinden sonra 1 ile 2 yıl içinde, talep edenlerinin vatandaşlık başvurusuna alınması.

      - (*)Göçmenlik süreci boyunca ücretsiz sivil toplum derneklerinin Türkçe, Tarih, Atatürk İlke ve İnkılapları, vatandaşlık temel
      eğitimleri imkanlarından faydalanmalarının sağlanması,

      - Tüm kamu kurum ve kuruluşlarının, ilgili sivil toplum derneklerinin konu ile ilgili düzenlemelerden bilgilendirilmelerinin sağlanması

      gibi konular devlet birimlerimiz tarafından olaylar vuku bulmadan yıllar önce raporlanmış, devletin başı CB makamına sunulmak üzere hazırlanmıştır.

      Görüldüğü üzere göçmenler üzerinde ciddi bir filtreleme vardır.

      Dikkat buyurursanız, devletimizin hazırladığı rapordaki önerilerin nerdeyse tamamını AB uygulamaktadır.

      Özellikle, AB sınırına yakın bölgede (Türkiye) de, parası ile mültecilerin tutmuşlardır.

      AB ülkeleri sınırlı sayıda, meslek sahibi insanları göçmen statüsünde ülkesinde çalışmaya almıştır.
      Kriterlere uymayanları, toplayıp Türkiye ye itelemişlerdir.
      Göçmen statüsündeki yabancılar AB içinde bulundukları ülke dili, kültürü, toplum ahlak değerleri, meslek değerleri,
      tarihi konularında eğitim alıp, sınava tabi tutulmaktadırlar. 2 nesil sonra tamamen Avrupalılaşacaklardır.

      Bir kere bu insanları denetlemeden, her gelen girsin mantığı ile ülkeye alınca kurtulmak çok zordur, maliyetlidir.
      Yazdığınız sıkıntıların hepsini yaşatırlar.

      Atatürk Hatay'ı topraklara Türk nüfus yoğunluğu ve bağımsız devletin referandumu sonucu katmıştır.
      Türk subaylar o dönem çok emek vermiştir.
      Malesef o sınır bölgelerindeki bazı illerde nüfus yoğunluğu Türkiye aleyhine değişmiştir.

      Türk halkı, bu oldu bittiyi kabul etmiş, sesini çıkarmamış, tehlikeye karşı henüz daha uyanmamıştır.

      D16Hqu9B780v62v8

      Sil
    2. Anayasaya gore vatandaslik bagiyla TC ye bagli olan herkes Turktur. Vatandas yapilan 200.000 suriyeli de Turktur. Ayrica suriye, irak, ve libyada osmanlidan kalma bir Turk nufus ta vardir. Turkiyede etnik Turklerin orani yuzde 70 tir suriyeli gocmenleri saymazsaniz. Ornegin Ataturk yunanistan in istemedigi on-binlerce Musluman-Bulgari (Pomaklari) mubadele ile kabul etmis ve Trakyada bedava genis araziler de vermistir. Silivri koylerini bir gezmenizi tavsiye ederim, sakir sakir bulgarca konusurlar ve her yaz bulgaristandan akrabalari ziyarete gelir. Turkiye cumhuriyeti bir imparatorluk bakiyesidir. Benim aile doktorlarim endonezyali, turkiyede okumuslar ve burda doktorluk yapiyorlar. Cokta iyiler.

      Sil
  43. Hocam merhaba. TÜİK tarafından Yİ-ÜFE nin tanımı sanayi sektörü için aşağıdaki şekilde veriliyor.
    "Fiyat kapsamı: Üretici fiyatı, yurt içinde üretimi yapılan ürünlerin, KDV ve benzeri vergiler hariç, peşin satış fiyatıdır."
    Ben şu şekilde anlıyorum: Sanayi sektöründe Tüfe ile Üfe arasındaki fark vergiden kaynaklı. Mesela bir ürünün vergisiz fiyatı 100 lira, %18 KDV ile 118 lira. Bu durumda üfe=100,tüfe=118 mi oluyor. Doğru mu anlıyorum ? Eğer bu şekildeyse bu durumda üfe firma maliyetlerini çok ifade etmez gibi geliyor bana. Sadece sanayi sektörünün kdv'siz tüfe sini verir düşünüyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. KDVsiz TÜFE'den daha azını verir. Çünkü ÜFE üreticiden KDVsiz çıkış fiyatını esas alıyor. TÜFE'ye gidene kadar KDV ile birlikte (varsa toptancı ve) nihai satıcının kârı da işin içine giriyor.

      Sil
  44. Hocam dış borç, kamu borç stoku ve ekonomik yansımaları ile ilgili bir yazı yazmayı düşünüyor musunuz veya böyle bir blog yazısı veya makale varsa bildiğiniz link atar mısınız

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu konuda birkaç yazı yazdım zaten. Bu blogda var.

      Sil
  45. hocam elinize sağlık güzel bir yazı olmuş yine

    YanıtlaSil
  46. Hocam,sevgili hocam üç sorum var,1-biz,türk gençliği nezaman parkta sallananları dışarıdan seyretmeyi bırakıp salıncağa,dönme dolaba,tahteravalliye binebileceğiz?bizim oyumuzun etkisi sadece resmi plaka siyah mercedese binenleri değiştirmekten ibaret bence..
    2.sorum göçmenler vasıfsız suriyeli&afgan değil de vasıfsız güney koreli&japon olsaydı sizce bize,toplumumuza nasıl bir pozitif katkısı olurdu?orta doğulular kadar kaderciyiz lakin bizde uzak doğulular kadar çalışkanız,yapamadığımız daha dogrusu eksik yaptıgımız ne olabilir?
    3.ve son sorum:göçmen sorununu tvlerde neden sürekli atanmış siyasetçiler,gazeteciler,hukukçular tartışıyorlarda; sosyologlar,toplum bilimciler,psikologlar ve iktisatçılara tartıştırmıyorlar..

    YanıtlaSil
  47. Mahfi bey

    Biz sizi her ne kadar iktisatçı olarak tanısak da, siz de bu ülkede yaşayan bir vatandaşsınız.

    Enflasyonun yükselişi, sizi de olumsuz etkiliyor mu?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Vatandaş olarak olumsuz etkiliyor, iktisatçı olarak çok daha fazla olumsuz etkiliyor. Çünkü iktisatçı olarak bu işin çözümünü biliyorum ama iktidarın yaptığı uygulamaların çözümden uzaklaşamaya yol açtığını gördüğüm için üzülüyorum.

      Sil
  48. Yapısal reformlar;
    Madde 1 Devletin malı deniz sözü Türk toplumunun hafızasından silinmelidir.
    Madde 2 Bal tutan parmağını yalar sözü Türk toplumunun hafızasından silinmelidir
    Madde 3 ve sonrası gayet kolay..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Türklerin hafızayı toptan silmek lazım abi.

      Sil
    2. Anadolu tarihi tekerrür eder kim bilir?
      1000 yıl önce ortadoğudan gelenler yerleşik düzeni bozmuştu.
      Yine geliyorlar.
      Ortadoğudan gelenler 10 yıl içinde Türkiyenin 10 da 1 nüfusunu oluşturdular.
      10 yıl sonra Arapça resmi dil olacak, her 6 kişiden biri Arapça konuşacak.
      80 milyonu vatandaş, 7-8 milyonu mülteci bilinen 88 milyon insan var, belki 90 milyon.
      Seneye seçime kadar 1 milyon Afgan daha gelecek, etti mi sana garanti 90 milyonluk ülke.
      3 tane eski Türk ilinde belediye başkanlığı seçimi yapılsa, kazanan Suriye kökenli biri olur.
      81 vilayetin 3ü şimdiden gitti, 2si de gitti gidecek, etti mi sana 5 vilayet.
      Adamlar istese, devlet kuracak toprağa bile sahipler nerdeyse.

      Sil
  49. Eger faiz enflasyondan buyukse kredi veren kazanir. Eger faiz enflasyondan kucukse kredi ceken kazanir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kredi faiziyle mevduat faizi arasında kredi faizi lehine fark varsa kredi veren kazanır

      Sil
  50. Mahfi bey, PPP methodu , yani enflasyonları kıyaslayarak karşılıklı kurların gidişini bulma metodu Türkiye için işe yarıyor mu? saygılar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. PPP yöntemi , kur ve enflasyon ilişkisini kuramadığı Türkiye gibi ekonomilerde GSYH'yi sanal olarak olduğundan yüksek gösteriyor.

      Sil
  51. Hocam "tasarım"ını tamamladıkları ifade edilen enflasyon korumalı tahvil bu dengeyi nasıl etkiler?

    YanıtlaSil
  52. Hocam hitit tarihine meraklısınız biliyoruz,dolayısıyla eski mısırda ilgi alanınıza giriyordur,bizim beklediğimiz mesihmi,yusufmu?
    https://eksisozluk.com/misir-prensi-rahotep-ve-esi-neferetin-heykeli--7268360?a=popular

    YanıtlaSil
  53. Kazım öztürk11 Mayıs 2022 20:48

    Mahfi hocam,şöyle bir şey olabilir mi?bundan şüpheleniyorum ama pratikte mümkünmüdür bilemedim.merkez bankalarının para basması eskiden beri var ama basılan para miktarını merkez bankasının kendi raporlarından biliyoruz.2021 eylül den Aralık ayına kadar piyasadaki para 4 trilyon TL’den 5,2 Trilyon TLye çıkmış.mesela diyorum bu gerçekte 5,2 Trilyon’a değil de 7-8 Trilyon TL’ye çıkarılıyor ve bize TÜİK verileri gibi gerçekdışı veriler açıklanıyor olması mümkünmüdür?çünkü dövizin arttığı orandan daha yüksek bir değer kaybı var ve lüks tüketim ürünlerinde satışlarda hiç bir yavaşlama yok.Veriler manipule edilme şansı var mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Fakiriz be Kazım bey!
      Ondan öyle geliyor.

      Sil
  54. Mahfi hocam 2 sorum var
    1-Faiz enflasyondan yüksek olması gerekmiyor mu? Ben faizin enflasyondan yüksek olması gerektiğini düşünüyorum ki halk dövize değil de TL ye yatırım yapsın. Yanlış mı düşünüyorum? Doğru düşünüyorsam FED VE AB merkez bankası neden faizi enflasyon kadar yükseltmiyorda az az 25-50 baz puan artırıyor?
    2-Türkiyede son yıllarda döviz artınca altın da artıyor ama dünyada öyle değil Neden? mesela fed faizi artınca doğal olarak dolar arttı ama altın düştü. Neden ters orantılı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dolar güvenli liman muamelesi görünce insanlar altından çıkıp dolara gidiyorlar bu da altının düşmesine doların yükselmesine neden oluyor.

      Sil
  55. Hocam merhabalar ben üniversite de son sınıfım kpss b grubu çalışıyorum 7-8 aydır, yaptığım denemelerde yüksek puanlar alıyorum bölümümde memurlukta taban puanlardan 10 puan fazla diyebilirim. Fakat bir pişmanlığım var o da a grubu çalışmamak çünkü bölüm derslerinde gayet başarılı ve ilgiliyim sizin ve yine birçok yazarın kitaplarını okudum gelişime açık hissediyorum yazın b grubu sınavına girdikten sonra alan sınavına çalışmayı veya İngilizcemi geliştirmeyi düşünüyorum biraz kararsız kalmış durumdayım bu noktada sizin görüşleriniz çok önemli benim için durumumla ilgili tavsiyeniz var mıdır hocam

    YanıtlaSil
  56. Hocam büyük bankalar kur tahminini nasıl yapıyor? ARima mı kullanıyor yoksa cari açığın vb olduğu bir model mi kullanıyor?

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yüksek Enflasyona Karşın Piyasa Nasıl Canlı Olabiliyor?

Lozan Antlaşması 2023'de Bitecek, Biz de Madenlerimizi Çıkarabileceğiz

Veriler Kötüyse Piyasa Nasıl Böyle Canlı Olabiliyor?