Güneş, Ay ve Gerçekler Uzun Süre Saklanamaz

Veysel Ulusoy hocaya sevgiyle...

Ekonomi bilimi, modeller üzerinde çalışır. Gerçek yaşamı temsil eden modeller oluşturur ve bunları en basit biçiminden aşama aşama geliştirerek gerçek yaşamın karmaşık biçimine getirir. Bunu yaparken incelediği konuları parçalarına ayırır ve o parçaları tek tek ele alıp nasıl çalıştıklarını inceler sonra onları bir araya getirerek bütün sistemin nasıl çalıştığını göstermeye çabalar. Bu modeller yanlış da olabilir hatalı da olabilir. Önemli olan o yolda çaba ortaya koymaktır, ileride mutlaka doğrusu da kurulur.

Ekonomi bilimi model kurma yöntemini Galileo Galilei’nin fiziksel olayları parçalarına ayırıp her bir parçayı herkesin anlayabileceği biçimde anlatarak olayın bütününe ulaşmakta kullandığı yöntemden almıştır. Stephen Hawking’in deyişiyle ‘modern bilimin ortaya çıkışında herkesten daha fazla role sahip olan’ Galileo Galilei, Pisa üniversitesinde tıp öğrenimi görmeye başladı. Bir süre sonra felsefe ve matematiğe yöneldi ve matematik profesörü oldu. Teleskopun icadıyla birlikte yaşamında birçok şey değişti. Kendisi de teleskoplar yapmaya ve uzay gözlemlerinde bulunmaya başladı. Ay, güneş ve gezegenler üzerinde yaptığı gözlem ve çalışmalar ona oldukça büyük bir ün sağladı.

Nicolaus Copernicus’un geliştirdiği güneş merkezli sistemin esası üzerinde çalıştı. Kilise o zamanlar evrenin merkezinin dünya olduğunu ve her şeyin dünyanın çevresinde döndüğünü söylüyordu. O nedenle Galilei’nin, Copernicus kuramını destekleyerek onu geliştirmesine şiddetle karşı çıktı ve Galilei’yi engizisyon mahkemesinde yargıladı. Kilise, yargılama sonucunda Galilei’nin öne sürdüğü kuramın dine aykırı olduğuna ve dolayısıyla geçersizliğine karar verdi. Bununla da yetinmeyip bu kuramın öğretilmesini ve savunulmasını yasakladı. Evrenin kapalılığını anlatan Aristotelesçi anlayışı benimseyen Kiliseye karşı, evrenin sonsuzluğunu savunan İtalyan din adamı, gökbilimci ve filozof Giordano Bruno özellikle de yer ve gök ayrımı yapan kilise görüşüne karşı çıktığı için engizisyon mahkemesi kararıyla Roma’da Campo de Fiori meydanında yakılarak öldürüleli 15 yıl olmuştu. Galilei, yaşamını kurtarmak için savunduğu kuramı kanıtlamasının mümkün olmadığını, Copernicus kuramının geçersiz olduğunu söylemek zorunda kaldı. Cezası yaşam boyu ev hapsine çevrildi.

İnanç ile bilimin pek çok çatışması vardır ama sanırım bilinen en büyük çatışmalardan birisi budur. Bu çatışmayı ilk aşamada inanç kazandı. Ne var ki insanın gerçeği araması, araştırması yani kabullere karşın merakını yenememesi hiç bitmiyor. Zaman, Copernicus, Bruno ve Galilei’yi haklı çıkardı. İnanç, ilk aşamada kazandığı kavgayı bir süre sonra kaybetti. Çünkü bilim, gerçeği anlatıyordu. Bugün, insanlar, onları yargılayanların ve aşağılayanların kim olduğunu bile bilmiyor ama bu üç bilim adamının heykelini saygıyla ziyaret ediyor.   

Kabuller, merakın ya da merak edilenin araştırılmasının önünü keser ama sonsuza kadar engelleyemez, bilimi durduramaz.

Zaman içinde bilim öne çıktıkça batı gelişti, yeni buluşlar, keşifler yapıldı. Orta doğuda ise bilim, Atatürk dönemi Türkiye’si dışında hiçbir zaman öne çıkamadı, o nedenle gelişemedi ve dolayısıyla sorgulayan, araştıran insan sayısı hep azınlıkta kaldı. Uzakdoğu, 20. Yüzyılın ikinci yarısından başlayarak batıyı model almaya ve bilime yönelmeye başladı. Bugün, çok gerisinde başladığı yarışta orta doğuyu fersah fersah geçmesinin batıyı yakalamasının nedeni budur.

Yorumlar

  1. Hocam, bu aralar gerçekten yazılarımıza ihtiyacımız var. Bizi donattığınız için teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mahfi hocam, Mahfi hocam,
      Sormayın başımıza gelenleri. Bizim Suriyeli diye alıp, ülkesine geri gönderdiklerimizi Suriyeli devlet yetkilileri istemiyormuş. Bunlar Suriyeli değil, dilimizi de konuşamıyorlar, kim olduklarını bilmiyoruz diyorlarmış.

      Anlayacağınız, bizim Suriyeliler de çakma çıktı.

      Yok böyle bi ülke hocam, Suriyelinin bile çakmasını yaptılar.

      Sil
  2. Hocam bilimin ışığında güzel bir destek yazısı. Gerçeklerin kötü bir huyu var er ya da geç ortaya çıkmak gibi… Saygılarımla…

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Emlegen. Şahsi düşünceme göre her inanç ortaya çıkışından belli bir süre sonra kırılma noktası yaşıyor; bu bağlamda Hrıstiyanlıkla Müslümanlık arasında 600 yıllık bir zaman aralığı olduğu da göz önünde bulundurmak gerekiyor diye düşünüyorum. İnançlar coğrafyaya ve zamana göre uygun zamanlarda ortaya çıkarlar ama zaman içinde insan elinin değdiği her şey gibi üzerlerinde tortu birikmeye başlar. Mühim olan mümkün olduğunca işin en saf, damıtılmış haline doğru tüm inaçların Bir olduğu Hakikat’e bir adım daha yaklaşmak uğruna araştırmak ve bu yolda çaba sarf etmektir. Kaynağa yaklaştıkça inanç ve bilmin aslında ayrışmadığı ve bir olduğu anlaşılabilir. Hayranlık duyduğum Bruno da inanç sahibiydi ve bu derece ızdırap çekmesinin tek nedeni de doğru bildiğinden geri adım atmamasıydı. Problem insanların çıkarları doğrultusunda inançları eğilip bükerek kendilerine bezetmelerinden; yüzeysel yorumlamalardan; zaman ve coğrafyayı göz önüne almamalarından kaynaklanıyor. Kim bilir insanlarda belki de içten içe kuralları yüzeysel yorumlayıp uygulamaların sonucunda bir ödül, mucize beklentisi de oluşuyor olabilir; bu tip yanılgıların da sonucunu kestirmek zor olmaması gerek. Ayrıca tabi ki de gerçekler, mahiyetine göre ister 3 gün sürsün ister asırlar, er ya da geç ortaya çıkar… ilahi bir kural ve ilahi adaletin bir parçası… ilahi adaleti çoğunlukla geniş perspektifli bir mantık silsilesi içinde gayet bilimsel de gözlemleyebiliriz; bizim açımızdan çok zaman geçmişse genelde bu silsilenin izini kaybettiğimiz için karşımıza adeta bir mucize gibi çıkar. İnsan mümkün olduğunca geniş bir açıdan düşünebilme ve sentezliyebilme yetisini kazanabilmek ve genişletmek için uğraşmalıdır; yoksa ezber ve dar görüşe dayalı bir eğitim eğitim değildir. Bu tip verileri bir bilgisayara da yükleyebilirsiniz; bu tip eğitimin insanın oluşumunda hiç bir faydası yoktur.

      Sil
  3. çok teşekkürler hocam.saygılar.

    YanıtlaSil
  4. İnsanlara kaldırıldığını anlatmak onları kandırmaktan çok ama çok daha zor , ülkemiz özelinde ise alt gelir grubu orta gelir ya da üst gelir grubuna çıkmak yerine onların fakirleşmesini ve bunu yapanı desteklemeyi tercih ediyor kendi durumunun daha kötüleşmesine rağmen zengin daha zengin fakir daha fakir olurken buna neden olana en büyük desteği kendisi veriyor bu kadar tezatlık varken insan umudunu kaybediyor be hocam

    YanıtlaSil
  5. Şimdi hocam size yazacağım yorumu en fazla 10 kişi anlar.

    Az önce twit mesajınızı gördüm, Anayasa madde 27 yi hatırlatmışsınız, mesajınız üzerine aklıma geldi.

    Anayasa yazılmadan, Türkiye Cumhuriyeti kurulmadan, günümüzden taa 1100 yıl önce,
    Gazali bir söylemde bulundu.

    Halkımızın, 1100 yıldır hep tuttuğu bir söylemdir, halkımızın diliyle,
    "Batının ilmini al, teknolojisini al, kültürü, düşüncesini alma" der.

    Gazalinin 1100 yıl önce, keskin bir hat ile çizdiği çizginin günümüz halkının dilindeki ifadesidir.
    Gördünüz mü? Gerçekler 1100 yıldır nasıl saklı kalmış? Daha da kalır.

    İşin sırrını Gazali bize 1100 yıl önce verdi.
    Gazaliyi bilirseniz, anayasanın da niye uygulanmadığını, hukuktaki o maddelerin niye uygulanmadığını da bilirsiniz.

    Bizlere düşen, kendi bahçemizi güzelleştirmektir.

    I649YgMKiD79qDug

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gerçekler ortaya çıkar kabul edilmesi ayrı bir konu.

      Sil
    2. 1100 Yıl önce Gazalinin dogmasına 136 yıl var. Tarih hatası, rakamsal, olabilir. Gazaliyi gercekten kendimiz için, anlamak icin okusak, dönem Farsça ve Arapçası ciddi uzmanlık ister, o zor, ama eserlerinin çevirilerini bulabiliyoruz, Sina, Farabi, Aristo hepsi üzerinde calışsak, sol-sosyalist hareketten ((ben dahil) halka ulaşama, bunun yollarını bulama, dini kullananlarla baş edeme, Gazaliyi suçla, oh rahatladık, gazete köşeleri bunlarla dolu, koroya katılan son dönemde çok çoğaldı), okumuş ama işte sağcıdan (okumuş anlamışlarıda var gerçi) , aklı yitik dinciden, ondan bundan yapılan yakiştırmaları ve güzellemeleri tekrar etmek yerine,bu çabayı göstersek, acaba bu kestirmeci, insanlığı ve tarihin tezahürünü küçümseyici yaklaşımlardan kurtulabilir miyiz? İslam alemi uçacaktı, biri (Gazali) bırakmadı. Atatürk Türkiyesi uçacaktı, Gazaliye takıldı.Bu mu yani? Biri bizi kurtarsından farkı ne? Durum tespiti derseniz, yanlış derim.
      Dini din adamlarından, dünya ve doğaya ait bilgiyi bilen insandan alın diyen bir insan, egemenlerin elinde bağnaza dönüşmüştür. İslam kendi mantık silsilesi içinde kalarak aşılamaz. Nedensellik ilkesi din içinde doğru yorumlanamaz, orada kalırsanız her yol Gazaliye, o da onu çarpıtan egemenlere çıkar. Gazali suçlu değil, kurbandır. Bunlarda benim kestirmelerim.:)
      Sevgi ve saygılarımla

      Sil
    3. Aslında burada suçlanan Gazali değil sanki 1100 yıl önce yaşamış adamları kutsamak biraz saçma Avrupa'da Aristo Newton ya da aklınıza gelebilecek herhangi bir kişilik kutsallastirilmaz öğretisi okunur bilinir bizde ise nedense öğretisi hakkında çokta fikir sahibi olmadığımız insanları kutsamak gibi bir anlayış var

      Sil
    4. Adsız 19:46 bunun çok basit bir sebebi var. İçinde duyduğu kompleks hayata bakışını tamamen esir almış da o yüzden göremiyor. Kafasındaki düşünceler 'bizden birisi iktidarda' ve 'benim seçtiğim iktidarda' Onun dışında yaşadıklarının çektiklerinin iyi veya kötü yönetilmesinin hiç bir önemi yok.
      Halbuki bir başkası da yönetse yine onlardan biri iktidarda olacak çünkü Atatürk'ün kurduğu ülke bir fırsatlar ülkesi; sıradan insanlar doktor, avukat, mühendis, bankacı, politikacı vb. olabiliyor(du). Senelerce eleştirdikleri elitizmi görmeleri için TEM'e çıkıp çakarlı araç sayısını saymaları yeterli. Kendi çocuklarının normal okullarda okuyup bir yere gelme fırsatları varken bu eşitlik gün geçtikçe aleyhlerine bozuluyor. Sağlıkta, gıdada aşağı yukarı her konuda trend aynı yönde ilerliyor.

      Sil
  6. Gerçek özgürlük tüm inançlardan arınmakla başlıyor ama gel de bunu bizim hacılara anlat :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mahdut bey düşüncelerinize katılmıyorum. Hak olan inanç ile hak olmayan inanç birbirinden ayrı tutulmalıdır. Sizin bu blog daki genel yorumlarınızda gördüğüm, muhafazakar kesim diye nitelendirilen kesimin zıttı tavırla, aşırı bir tutumla, inanç, din gibi kavramlara karşı çıkmak da din kisvesi ile at gözlüğü takarcasına ilime, bilime karşı duranlardan farksız. İlim ve bilim hak din ile birlikte gelişmezse Hiroşima'ya atılan atom bombasına dönüşürken ilim ve bilim hak din ile birleşirse İbn-i Sina'ya dönüşür ve özenilen Avrupa'nın en büyük üniversitelerinde eserleri ders olarak okutulur. İbn-İ Sina 10 yaşında Kuran-ı kerimi ezberlemiş, 200 den fazla kitap yazmış, yüzlerce makale yazmış yani hak olan inanç ile yaşamak ilime, bilime engel değildir. Avrupadaki kiliselerde yaşanılan inanç hak inanç olmadığı için Copernicus, Bruno ve Galilei gibi ilim-bilim insanları engellerle karşılaştı. Hayyan, Ebû Bekir er-Razi, Harezmi, İbn Heysem, Uluğ Bey, Piri Reis, Ferazi, Ferganî, Birûnî, Sabit b. Kurrâ, İbn Battuta, Evliya Çelebi, Kindî, Farabi, İbn Sina, İbn Rüşd, Gazzali gibi her biri dünyaca ünlü bilim adamları hak din olan İslam ile büyük başarılar elde etmiştir. Yani ilime-bilime engel olan hak olan inanç değil batıl olan inançtır.

      Sil
    2. Naci bey, hangi inancın "hak" hangi inancın "batıl" olduğuna karar veren otorite kimdir sizce?

      Saydığınız islâm bilim adamlarının hiçbiri islâm temelli bilim yapmamışlardır, hepsi temel olarak antik Yunan filozoflarını kabul etmişlerdir. Kelleyi kaptırma korkusuyla açık edememiş olsalar da satır aralarında tümü inançsız olduklarını ima etmişlerdir. Aynı kaynaklara ulaşan batılı aydın tipi, toplumu aydınlatabilmek adına canını vermek pahasına rönesans, hümanizm, rasyonalizm gibi aşamaları oluşturabildiği halde islâm dünyasının "aydın"ları buna cesaret edememişler, hep karınlarından konuşmuşlar, lâfları geveleyip durmuşlardır. Bu nedenle bugün islâm dünyasının hali ve batı dünyasının hali ortadadır.

      Batı, inançlardan sıyrılabildiği, aklı yüceltebildiği oranda ilerlemiş, islâm dünyası ise kendi inacını yüceltip aklı baskılayarak sürünme yolunu seçmiştir. İş bu kadar basittir...

      Sil
    3. Keske bu yorumlarda ibni sinayi anlatan birisi olarak değilde onun kitaplarında ki konular hakkında bizi aydınlatan birisi olrak yorum yapıyor olsaydınız ilmelyakin mi diyorsunuz siz işte o seviyede

      Sil
    4. Naci Bey ben de sizin yazdığınıza şiddetle karşı çıkıyorum. İnsanın içindeki ilim-bilim hak dini ile gelişmezse o insan illa katil mi olmak zorunda? O zaman size göre dine inanan insanlar iyi, inanmayanlar mutlak kötü?? Not: Atom bombasını yapanlar ile atanlar aynı kişiler değil bu arada

      Sil
    5. Adsız 12:19,

      Sn. Naci Ö. İbn-i Sina'nın 10 yaşında Kur'an'ı ezberlediğini, daha sonra gösterdiği büyük gelişme ile kitaplarının Avrupa'nın en büyük üniversitelerinde okunur hale geldiğini savunuyor. İbn-i Sina bir dönem gerçekten de o dönemin Avrupa'sını etkilemiştir ama bunu 10 yaşında ezberlediği Kur'an'la değil, daha sonra okuduğu Hipokrat ve Galen'in kitapları ile yapmıştır. Daha sonra bilim geliştikçe onun aktardıkları da sadece tarihi önemi olan bilgiler haline gelmiştir ki bu çok doğaldır, zaten bilim böyle gelişir. Tıp ve Eczacılık bilimlerine İbn-i Sina'dan çok daha fazla katkısı olan Paracelsus, derslerine Galen ve İbn-i Sina'nın kitaplarını yakarak başlar ve kendi ayakkabı tokasının bilime onlardan daha fazla katkısı olduğunu savunurmuş mesela :)

      Bizim islâmcılar şişirecek çağdaş islâm bilim insanı bulamayınca bin küsur yıl önceye gidip Mutezile ekolünü ve takipçilerini şişirip durmaya bayılırlar ama daha sonra Mutezile'yi aforoz edip islâm dışı ilan ettiklerinden hiç bahsetmezler, böyle de dürüsttürler yani...

      Sil
  7. Veysel Hocanın çalışması bilimsel bir çalışma sayılmaz. Bir kere o da TÜİK gibi şeffaf değil. Fiyatları hangi sitelerden derlediğini söylemiyor. İnternetten derlenemeyen fiyatları TÜİK'ten aynen alıyorum diyor ama kendi rakamlarını TÜİK'ten yarım saat önce açıklıyor. O nasıl oluyorsa artık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eleştirebilirsiniz ama yasaklayamazsınız. Söylediğim o.

      Sil
    2. Kendi enflasyonuma bakıyorum ENAG,TUIK 'den daha doğru ölçüyor.

      Sil
  8. Hocam faizi ortadan kaldırmanın yolu yokmu

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Niye böyle bir şeyle uğraşıyorsunuz ki?

      Sil
    2. Sayın tıkırtı13 Haziran 2022 20:00
      Bu uğraşıdan sebep diğer kalkanlardan kendinizi nasıl koruyorsunuz?
      Ben aklımı yitirmek üzereyim de o sebeple soruyorum!

      Sil
    3. Aslında var fiyatları hükümet hiç artirmazsa kısmı olarak faiz ortadan kalkar sürdürülebilir olmasada faizin ana kaynağı fiyat zammı bunun sonucu olarakta enflasyondur

      Sil
  9. enflasyon böyle bırakılırsa düşer mi? yoksa sürekli kendi kendini besler mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Enflasyon yer çekimine tabi değildir.

      Sil
    2. Süper bir cevap hocam.İyiki varsınız.

      Sil
  10. Veysel Hoca'ya yaptığın hesaplama yanlış, şu şu metodları kullandığın için bu bu noktada hata yapıyorsun diyen yok zaten. Bizim hesaplamamız doğru çünkü bunlar bunlar farklı, sen bunları gözardı ediyorsun da demiyorlar. Sen karışma, biz ne diyorsak onu kabul et diyorlar. Üniversitede doktora seviyesinde öğrenci yetiştiren bir hoca sorgulayacak elbette. Sorgulamayanlar kendini sorgulasın.





    YanıtlaSil
  11. Selam hocam,

    Gazali yorumumum üzerine, şunu da ilave edeyim.

    Sabah, bir önceki yazınıza Devlet Akıl ile Yönetilmez diye bir yorum eklemiştim.
    Şurada.
    https://www.mahfiegilmez.com/2022/06/yuksek-kur-ve-yuksek-enflasyonun.html?showComment=1655134346103#c5299953634399213661

    Gençken, önümden binlerce Türk genci geçti.
    Benim önümden geçenlerin eğitimlilerinin binlercesi de sizin önünüzden geçtiler.

    Eğitimli ve eğitimsiz Türk gençlerinin ortak özelliği sorgulama, şüphe duyma, çapraz kontrol yapma yetkinliklerinin olmamasıdır. Eminim binlerce gençten farkettiniz.

    Sizi Mahfi hocaları olarak sever, dinler, sizi sorgulamaz, dediğinizi kabul ederler. Ki, bunlar eğitimlileri.

    Şimdi hayali bir çizgiyi Türkiye ile Yunanistan üzerinden çekip, doğu ve batı diye dünyayı ayırın.

    Batı dünyasından öğrencileriniz olduğunda, Türk gençlerinden daha az bilgili olsalar bile sizi başka bir ekonomist ile çapraz sorguya aldıklarını görürsünüz. Türk ordusunda kurmay adayları olarak biz de böyle yetiştik. Buna rağmen çoğu dönem arkadaşım sorgulamayı öğremedi. Sebepleri var.

    Batı dünyasında, iş hayatına girdiğimde de her zaman söylediğim her sözün çapraz sorguya alındığını rahatlıkla söylerim. Yöneticim ve altımdakiler bilgisiz olsalar bile, ya internetteki bir teknik makale, ya bir teknik arkadaşları ya başka bir teknik uzman, ya başka bir teknik yönetici ile hep ama hep beni kıyaslar, her sözüm bir çapraz sorgu araştırmasıdır onlar için. İstersem çalıştığım büyük bankanın CEOsu olayım bu değişmez.

    Kilise ile İslam dünyası cemaatleri de böyledir. ikisi de muhafazakardır, sonuna kadar kutsallarını savunur, ancak kilise, her zaman yaptığının bilim ile çapraz sorgusu geldiğinde konsül toplar, biz yanlış yorumlamışız der açık kapı bırakır. Türk ve Ortadoğu inanç liderleri bu açık kapıyı bırakmazlar. Kilise kapıyı açmamak için direnir de direnir, asar keser yakar ama sonunda kabul eder. Kabul etmez ise, o toplumdaki varlığı biter. Adamlar, binlerce kere İncil'in hataları ortaya çıktığında aynı yöntemi izlediler, sonunda hatalı dediler. Hatta yahu İncili direk İsa yazmadı, ondan naklen şu şu şu yazdı, yanlışlık var derler, İncil'i bile reddederler.

    Bu yapı, batı inanç sisteminin özüdür. Yazdığınız modern bilimden önce, Aristo'dan bile önce, bu sorgu Batı insanında vardır. Bilim ilerledikçe, gerçek somutlaştıkça, hayali dini yargıları silerler, yollarına devam ederler.

    Ortadoğu ve Türkiye de ise, kutsal değerleri asla ve asla sorgulamazlar. Belki binde bir kişi. Türkiyenin de Ege insanı ile Doğu ya doğru gittikçe insanının sorgulama ve şüphecilik kapasitesi farklılaşır. Batı ve Doğu dan gelen öğrencileriniz arasında görürsünüz.

    Ortadoğuda inanış, günlük hayata kadar girmiştir. Elini nasıl yıkayacağı, nasıl kalkacağı, nasıl yatacağı, hasta iken ne yapacağı, kadın-erkek görse ne yapacağı, anne baba odaya girdiğinde ne yapacağı, nasıl yemek yiyeceği, eşi ile neyi nasıl yapacağı, yöneticilere nasıl davranacağı gibi en basit günlük hayat işleriyle ilgili prospektüsü eline verilmiştir. Bu insanlara sorgulama yeteneğini toplum vermez, toplum sorgulayıcı eğitime kaynak sunmaz. Bunlar böyle yaşar ve ölürler. Ve emin olun mutludurlar da.

    Bu yaşam tarzı Türk insanının da mutluluğudur.

    1100 yıl önceki Gazaliyi size misal verdim. Kaç tane savaş, ülke, bilim geldi geçti, sizin şikayetçi olduğunuz o konu değişmedi, değişmeyecek.

    Ortadoğu ve Türkiye de sorgulamak, bilim ve gerçekleri aramak, 1000 yıldır elitlerin uğraş alanıdır. Kitlesi de elitlerdir. Toplumla paylaşmak beyhudedir. Uğur Mumcu, Taner Kışlalı ve diğerlerinin sonu gibidir paylaşmanın sonu. Topluma uymadığı için bu toplum istemez. Yakın çevrenize bakmanız bile yeterlidir.

    CxItaFL3Tv34WB8h

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Üstteki yorumda, yakın çevreniz demişim az düşününce bizzat siz en büyük misali yaşadınız.

      Devletin nasıl işlediğini bilirim, kutsal değerlerinin nasıl propaganda ile toplum
      kaynakları ile de yapıldığını bilirim. Birazını devlet yapar, birazını da toplum ister, böylece
      toplumun kaynağı ile beslediği devlet, toplumun değer yargılarını topluma reklam eder.

      Toplumun seçtiği siyasilere, bu iş için toplumun verdiği havuç da oy'dur.
      Siz de yapısal reform niye yapılmıyor sorusuna hep oy kaybettir diye cevap verirsiniz.
      Toplumun istemediğinin en açık gözlemidir cevabınız.

      Siyasiler de toplum kaynakları o toplumun inanışlarını devlet daha da beslesin diye ellerinden geleni yaparlar.

      Bu yapı, yazılarınızda ekonomi adına verdiğiniz en temel doğruları bile reddeder.
      Sizi de dışlar. Bahanesi siyasetçi olan, esasta ise, devletin ve toplumun kaynakları ile dışlanırsınız.

      Sizi dışlamak için, sizi toplumun sevmediği eski dönemin Merkez Bankası başkanı ilan ettiler.

      Şarlatanın teki deyip geçebilirsiniz, ama masumcadır.

      Söyleyen ve söyleten masum değildir.

      Parayı takip edince anlaşılır.

      + Sizi dışlayan şarlatan, sizi dışladığı sözleri ve mesaisi için nereden maaş aldı?
      Yandaş denilen özel bir kanaldan. Yöneticileri de uyarmadı onu, yani kurum destekledi onu.
      + O kanal, kaynağı nereden buldu?
      Kamu bankasından.
      + Kamu bankası kime ait?
      Devlet üzerinden bilgi verdiğiniz bu topluma.

      Siyasetçi, devlet, kamu bankası, yandaş kanal, şarlatan spiker; hepsi aracı.

      Aracıları kaldırınca kim kalır; siz ve toplum.

      Vaka nedir? Toplumun kendi kaynakları ile topluma bilgi veren bir insanı dışlaması.

      Tersten de düşünelim, toplum buna karşı çıktı mı?
      Sadece sizin özelinizde değil, sizin gibi yüzlerce insanın dışlanmasına sesini çıkarmamıştır.

      Niye ses çıkarmıyor?
      Cevabı yine masum değil, çünkü bilgilenme, bilgili insana sahip çıkma kültürü yok, istemiyor.
      Toplum bilgiyi istemiyor.
      İsteseydi toplum sahip çıkardı.

      Toplumun geneli dediğimiz yığını geçtim.
      Sadece yazdığınız kitapları, bloğu ve makaleleri okuyan insanların 10 da 1 i sahip
      çıksa yine değişir. Onlar bile sahip çıkmıyor.

      Bence korkuyorlar. Ama hükümetten değil. Bizzat kendi yarattıkları, her gün destekledikleri hep büyüttükleri
      kendi iç dünyalarına karşı gelmekten korkuyorlar. Sizi, dışlananları umursamamak, bir an önce unutmak,
      bir an önce günlük telaşlarına dönmek onları mutlu ediyor. Unutmak için özel çaba sarfediyorlar, bahane
      üretiyorlar. Bunların beyni böyle çalışır. Sizi destekliyoruz ama hükümetten korkuyoruz diye yalan söylemek
      kendilerini rahatlatıyor. Silivri soğuk lafı gibi. Hükümeti, kendi gerçeklikleri ortaya çıkmasın diye
      bahane diye kullanıyorlar.

      Kitaplarınızı alıp, yazılarınızı okuyanların büyük çoğunluğu da verdiğiniz bilgiye değil,
      sözde onların muhalif görünen inanışlarını beslediğiniz için Hocaları diye sözde ilgi sunuyor.
      Bilgi yerine bir nevi inanışı buluyorlar sizde.
      Twitterda verdiğiniz basit bi mesajı bile alıp, kendi siyasi karşıtlarına cevap diye yapıştırıyorlar.
      Ama ben demiyorum bak Mahfi hoca genele diyor tarzında. Kendilerinin yazacak fikirleri yok, muhalefet etmeye de cesaretleri yok.
      Hem kel hem fodullar.

      Ne kadar gizlemek isteseler de, kabak gibi ortada ki.

      Elimden binlercesi geçti. Sıcak çatışmada ölen arkadaşları için üzülmezlerdi,
      kendi hataları yüzünden öldüğü anlaşılır, ceza alırsak diye korkarlardı. En sevdikleri subaydır,
      yerde yatan naaşı gösterip, vatan için şehit oldu diyen, hatalı askerlere siz elinizden geleni yaptınız diyen,
      onurunuzla savaştınız deyip onları kutsayıp, olayı kapatan subay.

      Malesef, Mahfi hocanın dışlanmasının kendi ve dürüst geleceklerinin de dışlanması olduğunu
      asla bilemeyecekler.

      95MoQlNP4pyCGzlc

      Sil
    2. Eski asker bey selam.
      Peki Gazali'den önce ortaya çıkan sistemde de durum böylemiydi? Gazali'nin çağdaşları veya öncülleri döneminde de durum aynımıydı yoksa eleştiren düşünen insanlar en azından eğitimli-alim kişiler arasında varmıydı? Gazali bir kırılma noktası mıdır islam toplumu için?

      Sil
    3. Selam 21:48,
      Gazali öncesi ve İslam öncesine kadar, putların hakim dönemlerindeki tabletlerden, batı dünyası pagan tanrılarına kadar onların yazılı hikayelerinden çıkarım, benzer yönde.

      Gazali, resmi net çekiyor. Akıl sahibi insanların anlayacağı halde net ifade ediyor. Kendisi de kıyaslamasını kendinden öncekilerle yapıyor. Yani benim için gösterge Gazali.

      Gazali'yi seçtim, günümüzün akil insanının çilesini de net açıklamış, devlet yapısı, devlet toplum ilişkisi ondan beridir pek de değişmemiş.

      Bir kısım insana göre de, Akad kralı Sargon dan günümüze kadar Anadolu devlet teşkilatı yapısı, toplum ile ilişkisini hiç değiştirmemiştir. Onların referansı da, 4400 yıllık süreyi kapsar.

      Ben asker açısından baktığımda, Türk ordularının 1100 yıl önce Anadoluya yayılma teşkilatı ile Pagan Roma ordularının Anadoluyu daha önce ele geçirip elde tutmaları arasında büyük benzerlikler görürüm. Nerdeyse ahali - ordu arasında hem Romalılar hem Türkler aynı ilişkiyi birbirlerinden binlerce yıl aradan sonra kurmuş.

      Hatta daha ileri giderim, bölgesel olarak küçük ve dağınık yerleşimlerin olduğu Nevşehir, Aksaray, Kırşehir, Kayseri ve Konya'nın da kırsallarındaki insanlar ile hem Türkler, hem de Romalılar halk ile birebir aynı etkileşimi yakalamışlar. Dinler, zamanlar ve askeri gücün yönü farklı olsa bile.

      Timur da misal, kısa dönemli başarısında iki - üç fermanla beyleri nasıl bağlardı. Timur misal, Anadolu beylerinden topladığı bilgiye inanmaz, orduyu süreceği Anadolu köylerine adamlarını gönderir, bizzat köylerden hasat, hububat, su miktarı, insan miktarı gibi bilgileri toplar, çapraz sorgu yapardı.

      Osmanlı da bu teşkilat yoktu. Mahfi hocamız yazmış ya Uzakdoğuda niye oldu? Timur devleti, öncüllerinden Cengiz devletinden bu sistemi almış mesela. Demek ki Uzakdoğuya varmadan, o orta asya bozkır devletlerinin bazılarında da böyle bir gelenek oluşmuş.

      Gazaliden 100 küsür yıl sonra, Harzemşah'ın valisi Cengizin elçisinin kellesini kesiyor, Cengiz, Harzemşahından evvel öğreniyor, Harzemşah elçisi Cengiz'in huzuruna gelene kadar teşkilatın gelen olası cevaplara göre nasıl hareket planı hazırlayıp, nasıl cevap vereceklerini planlıyorlar. Günümüz Türkiye'sindeki devlette dahi bu yoktur mesela.

      Gazaliden 200 yıl sonra, Ibn-i Haldun vardır. Atatürk'ü besleyen Türkçü düşüncelerden daha derin düşünce insanıdır. Ortadoğu düşünce dünyası ile benzeşmez. İşin enteresan tarafı Timur, Ibn-i Haldun ile oturup, tartışabilecek seviyede zengin düşünce dünyasına sahiptir.

      Anadolu Türk devletleri liderlerinden Ibn-i Haldun ile başabaş konuşabilecek düşünce zenginliğine sahip bir devlet adamı yoktur. Ibn-i Haldundan 40 sene sonraki olgun Fatih Sultan bile Timur seviyesinde düşünce zengini değildir, Timur kadar kıvrak askeri yönetime de sahip değildir.

      Şimdi biz politik yazıp, sözde Kürdistan diyelim, o bölge insanına yapılana bakın, Romalıların yaptığını yapıyorlar Kürt halkına. Anadoluyu istiyorum diyor Batıdaki, ama yüklenmiyor, ekonomimi yormadan yapacam, dengeli gidiyorum çok başka dertlerim var diyor, resmen bağırıyor. Ama belli, planlamış, uygun şartı ve zamanı bekliyor.

      Günümüz Türkiye toplumu malesef çok zayıf ve güçsüz kılıyor kendini. Tabi yönetimi de öyle oluyor. Halbuki sorgulasa, Türkiye potansiyel gücüne erişecek.

      Amerika orduyla Irak a geldiğinde, Rusya Suriyede sahaya indiğinde Türk devletinin serseme döndüğünü hepimiz yaşadık. Askerken yaşadım. TBMM, 2003 mart tezkerezine beyni bulanmış bir kafayla girdi. Edirne, Hakkari, Kayseri neyse, bizim ordu için Kuzey Irak odur, adım adım biliriz.
      Unutamam, ElSadr a karşı koruma duvarları örülürken, şöförüm James Idaho'luymuş. Dedim, yazzık, taa nerden James geliyor, biz Şırnaktan Memeti 100km indiremiyoruz.

      chu7Y9BFc7W0mjsz

      Sil
    4. Selam adsız, kim olduğunu bilmiyorum ama donanımlı olduğun kesin. Senin dediğin şeylerin aynısını bizzat kendi hayatımda yaşadım, yaşamaya da devam ediyorum.(17) Tarttım, ölçtüm, biçtim, gözlemledim ve aşağı yukarı -sen bu yazıları yazmadan çok evvel- aynı kanılara vardım.

      Maalesef yobazlık, tek düzelik, eleştirmemezlik herhangi bir ideolojiye özel değil. Yobaz, düşüncesi ne olursa olsun eğer yobaz ise solcu, sağcı, dinci, alevi olması fark etmez. Bu da Türkiyenin aptal seçmeninin sadece malum seçmen kitlesi olmadığını gösterir.

      Biliyorsundur, bağnazlık düşük IQ'nun belirtileri arasındadır. Türk toplumuna baktığımızda, yapılan IQ ortalaması çalışmalarına baktığımızda da aslında asıl sorunun nerede olduğunu görüyoruz.

      Türk halkı yine benzerleri olan Afganlara, Pakistanlılara, Araplara göre bir miktar iyi durumda olsa da çok iyi değil. Sorunun ortalama IQ'da olduğu çok açık ve net. Buna bir çözüm var mı? Orta doğu toplumu için fazla ümitsizliğe lüzum yok. En azından Afrika kıtasına nazaran Ortadoğu toplumu kendi içlerinden çok üst düzey seviyeye sahip insanlar çıkartabiliyor. Ve az da olsa ilerleme kat edebiliyor.

      Bu durum maalesef fazla dile getirilmez. Çünkü diğer ırkçı yobazlarla kıyaslanma ihtimali her zaman ürkütücüdür. Örneğin James Watson yani bilim camiasının dahilerinden nobel ödüllü bu adam bu problemleri dile getirdiğinde çok ağır topa tutulmuştur.

      Türkiyenin de sorunu esasen zeka sorunudur. Çoğunluğun zeka problemli olması da bizi bu günlere getirir.

      Ve Türkiye gibi ülkelerin en kötü özelliği (Belki Türkiye bu alanda tek olabilir pek araştırmadım.) Aptalların çok üst makamlara gelebilmesi, çeşitli yollarla eğitim alanlarında bile ilerlemesidir. Bu da işte toplumun bir yansımasıdır.

      Her ne kadar sen yumuşak bir dille anlatmış da olsan, gerçek budur.

      Sil
    5. Batıda Yunan soykırımını sorgulayan birinin toplumun çoğunluğundan alacağı tepkinin karakteri bilimsel mi olur, duygusal mı? Batıda bilginin halka sorgulayıcı ve akıllı olan insanlardan aktarılmasına daha uygun sistemlerin bulunması daha mantıklı bir açıklama değil mi?

      Sil
  12. Selam Mahfi Hocam,

    Bugün epey yazdım. Mayıs 2021 tarihinde sizin bloğunuzda yorum eklemiştim.
    Kozmik Oda gittikten sonra ENAG'ı kim koruycak diye.

    Turgut Özal da zamanında İTO raporları için ince ayar çekmek istemişti.

    Yorumum şurada.

    https://www.mahfiegilmez.com/2021/05/ds-ticaret-ve-turizmde-son-durumumuz.html?showComment=1620394268478#c742711551326209665

    Kozmik Oda ve Askeri istihbarat, Türk toplum hayatında yetersiz de olsa nefes alınma imkanı sağlayan, siyasilerin aşırılıklarının dizginlenmesini de sağlayan bir yapıydı. Ortadan kaldırıldı. Tabi toplum siyasetine dış istihbarat etkilerinin de mümkün oldukça sızmasını engellerdi.

    Enag ve Veysel Beyin sıkıştırılması bu yüzdendir. Resmi otoritenin kontrol alanı dışında bilimsel veri yayınlamasıdır. Yazdığımdan bir yıl sonra bir hareket daha yaptılar. Ben bu yapıyı en iyi tanıyanlardanım. Yaptıkları, Veysel bey için verdikleri küçük bir gözdağı, yukardaki yorumda Mahfi hocanın dışlanmasının şarlatan ve kanal özelinden gidişini anlattım. Veysel beye de yapılan da aynı sistem, kanal yerine üniversite kullanılıyor.

    Sevgili Aziz Nesin'e nezarette yapılanlar ile kıyaslanamaz, Veysel Bey'e yapılanlar.
    Ben duymuştum, Aziz Nesine o ilerlemiş yaşında hapiste yapılan tacizleri.
    Yazık, hiç bir gün topluma, hatta kendi oğluna, ailesine bile açıklamadı.
    Daha da üzülmesinler diye mi, yoksa bu topluma küsmesinler diye mi bilemem.
    Yukardaki yorumda yazdığım sebepten biraz da. Toplumun umursamayacağını da iyi bilirdi.

    Aziz Nesin her gün "Ne mutlu Türk'üm diyene" diye bağıran Emniyet üst yönetimi ve Valilik personeli tarafından sözde koruma bahanesi ile evinde de taciz edilirdi. Taciz ettikleri kişi de, Türkçenin en temiz yazarlarından, böyle de ironik bir durumdur.

    Veysel Bey'de kendine tacizi yapanların cebinden ne kadar paralarının çalındığını açıklıyor, ironi.

    Eski İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir de bir kere, TV ekranında Sn Nesin'e telefonla bağlanıp "Düşüncelerine katılmıyoruz ama bu devlet seni koruyor, devletinin kıymetini bil, Ne Mutlu Türk'üm diyene" diyerek taciz etmişti.

    Aziz Nesin, onlar için sözde çok dikkafalıydı. Sevgili Ulusoy öyle dik kafalı çıkar mı? Dik kafalı çıkarsa önündeki yolu bellidir. Devletin prospektüsü böyle, ne yazık ki.

    R5nL0yLoQv6k3x2j

    YanıtlaSil
  13. Hocam enflasyonu ne kadar çok yükseltirsek o kadarda hızlı düşmesini sağlayabilirmiyiz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Uçurtmanın ipini salarsın, salarsın adeta göklere çıktığını sanırsın bi bakarsın ipin ucu elinden kaçmış ve artık gözden kaybolmuştur. Nereye düştüğünü göremediğin gibi geriye sadece hayal kırıklığın kalır.

      Sil
  14. Hocam Sümerlerden beri ekonomi modeli nerdeyse aynıdır sistem bu şekilde kurulmuş lakin mitoloji ile ekonomi ancak bu kadar oluyor.

    YanıtlaSil
  15. Atatürk'ten önce bilim , hiç bi zaman öne çıkmamıştı diyerek biraz subjektif yaklaşmışsınız.
    Ali Kuşçulardan, Harezmiler, Piri Reisler nereliydi ki.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bireysel icra edilen bilim aktiviteleri ile devletin genel politikasının bu olmasının ayrımı iyi yapılmalı. O dönemlerin geneline baktığınızda durumun böyle olmadığını görebilirsiniz.
      Saygılarla,

      Sil
    2. Bireysel olarak icra edilen bilim ile devlet politikasının temelinin bilime oturtulması farklı durumlar;ayrımı iyi yapılmalı.

      Sil
    3. Sevgili Adsız 00:49 ve 00:50 benden önce yazdığınız için teşekkür ederim. Atatürk'ten önce elbette bu topraklarda bilimle uğraşan, buluşlar yapan değerli bilim adamları vardır. Ama bilim, toplumların yönetiminde egemen değildi, hatta ön planda bile değildi. Atatürk'ün farkı bilimi, devlet yönetiminin temeline oturtmasıdır. Atatürk'ün bu yaptığı bu coğrafyada ilk ve tektir.

      Sil
    4. Selam Hocam,

      Atatürk bilimi etkin kılmak istedi, altyapısı, bilgi ve deneyimi onu işaret ederdi.
      Bu coğrafyada ilk ve tekdir. Bu coğrafya liderlerinde nerdeyse olmayan bir özelliktir. Ancak, kendisini de, günümüz ve kendi dönemi Anadolu insanından ayırmak gerekir. Atatürk, hayat felsefesi açısından ne günümüz ne kendi dönemi Anadolu insanlarına benzemez.

      Ancak, devlet yönetmenin zorluklarını bizzat yaşadı, devletin akıl ile yönetilemeyeceğini, bilimsel bir devlet anlayışı getirilemeyeceğini farketti. Ya da şöyle diyelim, Atatürk'ün bildiği bilimsel akıl devleti bir arada tutamıyordu.

      Devlet demek, hiyerarşi içinde sistem ve insanların organizasyonu demek.
      Ne insanlar, ne alt sistemler bilim temelli devlete hazır değildir.
      İnsanların bir araya gelmesi için duygu lazımdı.

      Atatürk'ün kafasındaki devlet Anadolu ve Ortadoğu da yaşam bulamazdı.
      Atatürk bunu farkettiğinde, içinde bulunduğu toplumun en kolay kabul ettiği, elitlerin tuttuğun, kendisinin de aşina olduğu Türk'lük kavramını anayasa içine yerleştirdi, tanımını yaptı.

      Büyük kurtarıcı, kendi ismini de devlete vermek istediği duyguya uygun seçti.

      Atatürk bir dönemden sonra, bunalmış, devletin yönetimini de bırakmıştır. İnönü ve Bayar, devlete yön vermiştir. Devletin esas kurucusu İsmet Paşadır diyebiliriz. Zamanla kendini, devleti bütünleştirici sembol olarak tutmuştur. Türk Cumhurbaşkanlarının sembol varlığı da buradan ileri gelir.

      Türk kavramı da yaratılmış bir kavram. 3 bin sene önce olmayan bir tanım. Yani evrensel ve bilimsel değil. Geçici bir dönemin, bir topluluk üzerindeki duygusal kimlik ismi.

      İnsanlar da duygusaldır, ailelerini akıl yerine duygu bağı ile kurarlar. Toplumlar da ortak duyguların eseri bir araya gelirler. Biz akıllıyız ve bir arada bulunmamız fayda sağlar, çok da akıllı işler yaparız diyen topluluklar yoktur.

      Türkiye Cumhuriyeti zaman içinde, din duygusunu da temel değeri arasına alıp, Türklük ve din temelinde inşaa edilmiştir. Türkiye devleti dediğimiz yapının kutbu Türklük ve Din haline gelmiştir.

      2002 sonunu çok iyi hatırlarım. AKP iktidar olduğunda, ülke bürokrasisinin yüzde 85, yüzde 90 kadarı mest olmuştu. Ben böyle bir şey yaşamadım hayatımda, sanki o bilim ile okumuş yazmış, mevkiler kazanmış kelli felli insanlar afyon yutmuş gibi mutlulardı. Ben böyle bir akıl hali devlette görmedim. Öyle mutlu, öyle sarhoştular ki, meslekleri ile ilgili en temel hataları yaptılar.

      Cumhuriyetin, emniyet sübapları olan kurumları dinlemediler, üstüne kırdılar geçtiler. Sn Erdoğan, vekil olsun diye bin dereden su getirdiler. Cumhuriyet savcılarının uyarılarını, açtıkları davaları teker teker sabote ettiler, ordunun aklı selim uyarılarını sümen altı ettiler, ülkenin değerli varlıklarının TT gibi ne olduğu belirsiz sermayesi bile olmayan kişilere peşkeş çekilmesine yasalar hazırladılar, eğitimli donanımlı insanların tacizlere uğraması, hapislere düşmesine onay verdiler, ses etmediler. Ben böyle bir kafa hali görmedim, ben böyle mutlu bir bürokrasi hayatımda yaşamadım. Ya Fetöcülere ne demeli? Tüm bürokrasi, devlet içine en çok Fetöcüyü almak için yarış halindeydi.

      Malesef, Atatürk ne kadar bilim devlet kurmak istese de olmamıştır. Kendisinin sanırım 1937 meclis açılış konuşmasında da, belli ki vaziyeti anlasa bile mücadeleden vazgeçmemiş, son kez arzusu, gücünü hayatın kendinden alan devlet anlayışını dile getirmiş, geride kalanlara emanet etmiştir.

      2fzxiGQ16lGhVfbO

      Sil
  16. Mahfi bey, bilim konusunu ideolojik( politik) bakış açısı yerine Sosyolojik-Tarihsel (Bilimsel) çerçeve dışına çıkarmanız beni şaşırttı. Bilimin en genel tanımının ' yanlışlığının kanıtlanabilir' olması yani Doğma olmamasıdır. Bilim herzaman vardır uygun ortam bulduğunda yeşerir, bu ortama bugün özgürlük deniyor. Harran üniversitesi çürüyünce Nusabin üniversitesi Batı üniversitelerinin temeli olurken, Marks'tan önce Marks olan İbn-i Haldun , Ortadoğu'dur. Saygılarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir üstteki yoruma yazdığım yanıt sizin yorumunuza da yanıt niteliği taşıdığı için tekrar yazmıyorum. O yanıtı okursanız bilim konusunu ideolojik değil bilimsel temelde anlattığımı göreceksiniz.

      Sil
  17. Parti üyesi bir dostuma sordum. Herseye zam geldi. Lakin market poşetine zam gelmedi. Neden? Cevap : eğer ona zam gelirse çok tepki çeker... utandım acı acı...

    YanıtlaSil
  18. Hocam kaleminize sağlık

    YanıtlaSil
  19. Hocam burcunuz ne ?

    YanıtlaSil
  20. Tebrikler hocam çok doğru söylemişsiniz. Aslında Galilei'yi yargılayan zihniyetle Veysel hocaya soruşturma açan zihniyet arasında pek bir fark göremiyorum. Bu durum pek çok kurum gibi bir yandan da üniversitelerimize hakim olan anlayışın içler acısı halini sergiliyor. İlerliyoruz ilerlemesine de geriye doğru ilerliyoruz. Dönüp dolaşıp 16.yüzyıla geri dönmüşüz meğer.

    YanıtlaSil
  21. Öncelikle kaleminize sağlık hocam :)
    Türkiye'nin cds risk primi şuanda 800 civarında. Bu risk priminin 850'yi aşması durumunda türkiye "borç verilemez, borç ödeyemez" ülke konumuna gelebilir diye birtakım söylentiler var. Böyle bir duruma geldiğimizde iflas etmiş olur muyuz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 800'e borç veren 850'ye de verir korkmayın. Dolar bazında borçlanmanın faizini % 13 - 14 yaparsanız borç veren çıkar.

      Sil
  22. Ne zaman bilim fesefesi ile ilgili hatta felsefe ile ilgili bir kitap okumaya çalışsam iştahım kaçıyor midem bulanıyor. Dengem alt üst oluyor. Bize kuturumuze bazı radikal gruplar o kadar buyuk darbeler vurdularki felsefenin metodolojisi duzenliligi etik kuramları bünyeye ağır geliyor ayda bir felsefe kitabı okumaya çalışıyorum ama toplumda bu kitapların karsilik bulmaması beni gerçekten rahatsız ediyor ve toplumdan koptugum hissi oluşturuyor

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Felsefe kitabını elinize alıyorsanız, toplumdan kopuksunuzdur.
      Boşverin, kopun gitsin.
      Ben kopalı, 30 yıl oldu.
      İyi ki kopmuşum,
      Çok da mutluyum.

      Sil
  23. Levent Yurukoglu14 Haziran 2022 13:02

    Değerli Hocam, burada “inanç” yerine “iman” sözcüğü daha doğru olmaz mı? (Believe–Faith).
    İnanç sorgulanabilir ama iman sorgulanamaz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bence Din ile Bilim ayni kefeye konmamali. Her ikisinin alanlari farkli ancak kesisim kumelerinde sorunlar yasaniyor. Birisi inanc ile ilgili digeri ise bes duyu organi ile ispatlanabilir hipotezler ortaya atan ve evreni anlamaya calisan bir alan. Bence asil sorun burada yatiyor. Birini otekine tercih edilmesi hatali bir yaklasim. Neticede bilimin dogasinda bilime katki yapmak icin din, dil, irk veya kulturel anlamda herhangi bir gereklilik bulunmamaktadir. Bence ulkemiz bu ayrimi yapamadigi icin hala dogmatik seylere inaniyor ve onu da bilim zannediyor maalesef.

      Sil
  24. Verilmek istenen mesaj çok net. Gereksiz polemik yaratılmasından ziyade hocamın anlatmak istediği şeye odaklanılmalı, mükemmel bir tespit yazısı olmuş yine kaleminize sağlık.

    YanıtlaSil
  25. Çok teşekkürler hocam. Size ve Veysel Hocam gibi bizlerin sesi olan herkese çok teşekkürler.

    YanıtlaSil
  26. Mahfi bey, hüzünleneceğinizi biliyorum, yine de soruyorum:

    Eğer Güngör Uras aramızda olsaydı:

    1) Şu "K.K.M." meselesiyle ilgili ne derdi?

    2) Veysel Ulusoy'a açılan soruşturmayla ilgili ne derdi?

    Öğrenmeyi çok isterdim...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 1. KKM'yi eleştirirdi diye tahmin ediyorum.
      2. Güngör Bey, bu konuya pek girmezdi sanırım.

      Sil
  27. Sevgili üstat merhaba. Yanlış hatırlamıyorsam kilise Galilei’nin görüşünde haklı olduğunu 20 sene önce kabul etti.

    Çok selam ve sevgiler
    Cafer Demir

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yukarda bir yorumcunun yazdığı gibi, kilise kabul ediyor, geç de olsa, sorgulayan bir toplum içinde var olabilmek için kilise bilimi kabul etmek zorunda kalıyor.

      Türkiye de ise, cemaatler doğruları asla ve asla kabul etmiyor. Kabul etmedikleri ölçüde toplum içinde var oluyor, toplum onları besliyor. Cemaatler de hiç bir zaman bilimi kabul etmek zorunda kalmıyor.

      Sil
    2. Evet kilise Darwin'i onayladı. Çünkü batıda bilim yaşamın önemli bir parçası oldu, insanlar Darwin'i okudular, savunduğu görüşün mantıklı tek açıklama olduğunu gördüler. İnsanın bugünkü formuyla yaratılmadığını kanıtlayan fosillere ek olarak evrimi gösterecek o kadar çok ara form fosili bulundu ki kilisenin Darwin teorisine direnmesi akla mantığa ve ortaya çıkarılan kanıtlara direnmek gibi duruma düşmesine yol açacaktı. Bizdekileri sormayın. Bilime yaklaşacak yerde uzaklaşan bir toplum görüntüsü içindeyiz.

      Sil
  28. Herkes herşeyi biliyordu hocam.sanki engizisyon mahkemelerini kuranlar ve onları yönetenler bilmiyormuydu.hepsi koltuk sevdasından başka birşey değildi.kişilik ve kişisizlik meselesi.din bunun kullanılanilen en iyi aparatı olmuş.baştan kaybediyor.suç dinde değil.onu kullanan sağıklarda.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Doğru ama sonrasında artık doğruya dönük bir toplum haline geldiler en azından. Bizde o noktaya hala çok uzağız.

      Sil
  29. Mahfi hocam merhaba, benim bir sorum olacak. 1800'lerde sanayileşme ile birlikte gıda ve bir çok şey ucuzladı, alım gücü yükseldi. Sizce özellikle gelişmiş ülkelerde, ucuzlamasını beklediğiniz bugün 3-5 tane alabildiğimiz ama gelecekte 30-50 tane alabileceğimiz ürünler var mıdır? Sıradaki ürün grupları nelerdir?

    İkinci sorumda Türkiye şuanki eğitim seviyesiyle devam ederse ancak çok iyi yönetilirse kişi başına düşen gelir ne kadar yükselebilir? Yani çok profesyonel mühendislerimiz olmadan da gelişmiş ekonomi olabilir miyiz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Selam,

      Türkiyenin şu andaki eğitim seviyesi, yani, 25 yaş altı kişilerin eğitim kalitesi ve seviyesi, dünya ortalaması altındadır.
      Çok profesyonel mühendisler olmadan, gelişmiş ülke olunamaz.
      Mühendis kalitesi göstergedir.
      Doktor da keza öyle.
      El emeği ile yapılan işlerdeki insanların meslek erbaplarının mesleki eğitimleri de öyle.

      Mühendis bir mihenk taşıdır.
      Gerçek üretim hayatını, maddenin ve eşyanın dünyasını kavrayıp, yeni ürünleri üretmenin eşiğidir.
      Mühendislik bilgisi üzerine, tasarım biner, kullanılabilirlik biner, verimlilik biner, kullanım kolaylığı biner.
      Onların üzerine de yeni bilgiler araştırmalar biner...

      Sil
    2. Mühendislerden önce hukuka saygılı, gelişmeye açık, bilime önem veren yöneticilerimiz, siyasetçilerimiz hatta din adamlarımızın olması gerekiyor. Dünyanın en iyi mühendislerini de yetiştirsek uygun koşulları sağlayamazsak ilerleme kaydedemeyiz. Bakın bugün doktorlarımız akın akın yurt dışına gidiyor.

      Sil
  30. Hocam yine harika bir yazi olmus. Sunu eklemek istiyorum. Bruno'nun heykeli yakildigi meydana dikildi. Bu konuda gecenlerden okudugum kitabi paylasmak isterim (https://www.dr.com.tr/Kitap/Bilim-Dunu-Bugunu-Yarini/Bilim/Bilim-Tarihi-Ve-Felsefesi/urunno=0001762096001)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet. Roma'ya gittiğimde o meydanda heykeli gördüm.

      Sil
  31. Sayın Eğilmez, İnanç anlayışı doğruları da, yanlışları da kapsıyor. Toplumumuzu çok rahatsız ve huzursuz yapan Yanlış İnançlardır. bunların konuşulup temizlenmesi gerekmektedir. Ayrıca doğrularda zamanla değişmekte, daha doğrular ve farklı şeylerde ortaya çıkmaktadır. Bu sebepten İnançların devamlı incelenmesi ve güncelleştirilmesi gerekir diye düşünüyorum. Bana göre inanç ta muhafazakarlık yapılamaz, çağdaşlık , yenilik, değişim takip edilmelidir.

    YanıtlaSil
  32. Hocam Türk Lirası cinsinden mevduat hacmi artarsa Türk Lirasına olan talep arttığı için Türk Lirası değer kazanır mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. TL arzı arttı desek daha doğru olur.

      Sil
    2. TL'ye talep artarsa, insanlar ellerindeki dövizi bozdurup TL almaya başlarsa TL değer kazanır.

      Sil
    3. Hocam peki dövizlerini bozdurmayıp ellerindeki tl leri mevduata yatırırsalar yine de Türk Lirası değer kazanır mı?

      Sil
  33. TÜİK'i bir tarafa bırakalım, güvenilir bulunmuyor haklı olarak.

    Şimdi Sn. Ulusoy'a düşen ENAG'ın metodolojisini şeffaf şekilde tüm ayrıntısı ile açıklayıp, varılan sonuçların istatiksel olarak kabul edilebilir sınırlar içerisinde olduğunu ispat etmek.

    Sn. Ulusoy bunu yaparsa büyük hizmet yapmış olur. ENAG'ı suçlayanlar da dayanaksız kalır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Suçlamak için şimdi bile dayanakları yok ki!
      Taciz etmek için suçluyorlar.
      Hükümet, devlet, YÖK, Kamu finansmanı, Üniversite sahibi, Üniversite rektörü üzerinden giden bir zincir.
      Hep aynı, değişmedi, yıllardır aktörler değişir, sistem değişmez.
      Taciz edenler dayanak sunsunlar, niye insanların mesailerini boşa heba ediyorlar ki?

      Yukarda arkadaşın Gazali yorumu gibi;

      "Bilgi, bilim, felsefe, buluş, icat yap, ne kadar ne yaparsan yap ancak, devlete ve toplumun kutsallara dokunma, bulduğun bilim, bilgi, felsefe, buluş, icat günün sonunda devleti ve toplumun kutsallarına hizmet etsin", anlayışıdır bu.

      Veysel hoca devlete ve hükümete dokundu.

      Sil
    2. Adsız 15 Haziran 2022, 17:05,

      Anladım, mevcut yönetim yıllardır yaptığı gibi hukuk, akıl ve bilim dışı uygulamalarına devam ediyor.

      TÜİK enflasyon hesabında artık veri setini bile yayımlamıyor. TÜİK'in ne şekilde hesap yaptığını bilemiyoruz. Ancak birey veya hane halkı olarak karşılaştığımız fiyat artışlarından TÜİK'in enflasyon hesabının doğru olamayacağı çıkarımında bulunabiliyoruz.

      Devletin yayımladığı dayanaksız enflasyon oranından daha yüksek enflasyon oranı hesaplayıp, bunu duyuranlar da devlete dokunmuş oluyorlar. Bu yüzden de haksız şekilde cezalandırılıyorlar.

      Elbette böyle haksızlıklara karşı çıkılmalı, bilimsel araştırma ve ifade özgürlüğü olmalı.

      Diğer taraftan işin bir de bilimsellik ve akılcılık gibi çağdaş insanın değer verdiği boyutları var.

      Örneğin enflasyonun bilimsel, şeffaf ve doğru olarak hesaplanıp yayımlanması gibi. ENAG böyle yaptığını ispat ederse çalışmaları çok daha değerli ve güvenilir hale gelir.

      Aksi halde insanlar "Enflasyon oranı mı? TÜİK ile ENAG arasında bir yerde herhalde." veya "ENAG'tan bile fazla yahu!" veya "Arkadaş hiçbirine güvenmiyorum." diyebilirler. Yani karanlıkta filin neresine dokunuyorlarsa, o kadarını tarif ederler.

      Sil
  34. Mahfi Hocam, artan yakıt fiyatlarına karşı naçizane bir depo vergisiz akaryakıt önerim var. Ne dersiniz, vatandaşa biraz olsun derman olur mu?

    Bir insan çocuğunu okula bırakıp işine gidip gelmesi ya da alışveriş yapmaya çıkması özel tüketim değil bir numaralı ihtiyaçtır. Devletin bu kapsamda plaka başı (özel araçları kapsamak koşuluyla) örneğin ortalama bir depo akaryakıta denk gelecek 50 litreyi ötv’siz ve %1 kdv ile satması gerçek tutumunu göstermek açısından faydalı olacaktır.

    50 lt üzeri örneğin ikinci depo için kademeli vergi artışlarıyla bu özel-ihtiyaç tüketimi ayrımı rahatlıkla yapılabilir.

    https://serinletici.com/2022/06/15/artan-benzin-fiyatlarina-50-lt-vergisiz-yakit-onerisi/

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Faizi düşük tutabilmek için yapılan yanlışlara bunu da ekleyelim diyorsunuz. Arabası olmayanlar ne olacak? Asıl fakir olanlar onlar değil mi? Devletin görevi fakiri korumak değil mi?

      Sil
  35. Merhaba hocam kpss calısma sürecinde bunaldıgım zamanlar kaçış için sizin romanlarınızı okudum motivasyonumu bayağı bir arttırmıştı su an için ise yine bir kaçış kitabı arıyorum öneriniz var mıdır

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Anton Çehov, Altıncı Koğuş'ta ülke sorunlarına aldırmayan, kendini düşünen aydınların durumunu anlatıyor. Türkiye'nin bugünkü durumuna benziyor. İlginizi çekebilir.

      Sil
    2. Bence Faiz ve Enflasyon arasında yaratılan çekişme KAYNAK (Yönetenler) ile ALICI (Yönetilenler) arısındaki iletişim kopukluğundan kaynaklanıyor. İmam Hatip Lisesinde ve İlahiyat Fakültesinde, Temel İktisat Dersi verilip İktisat Teorileri öğretilse Dini Öğretiler ile Modern İktisat Teorileri arasındaki YIKICI KOPUKLUK bir nebze bilgisel bir anlayış düzeyinde daha sağlam ve sağlıklı bir iletişim kanalı bulabilir.

      Kitabın Adı: Karanlık Bir Dünyada Bilimin Mum Işığı (Science as a Candle in the Dark)
      Yazarı: Carl Sagan
      Yayıncısı: Tübitak

      Sayfa121: Cadı avı kısa sürede geçim kaynağına dönüştü. Tüm soruşturma, dava ve infaz giderleri davalının kendisinden ya da akrabalarından alınıyordu. Cadıyı avlamak için görevlendirilmiş casusların ödülü, gardiyanların şarabı, yargıçların şöleni, başka kentden daha deneyimli işkenceci getirmek gerektiğinde habercinin yol giderleri, infaz için gerekli odun, katran ve celladın ipi giderler arasındaydı. Mahkeme heyeti üyelerine, yaktıkları her cadı için ikramiye de ödeniyordu. İdam edilen cadının mal varlığı, eğer geriye bir şeyi kalmışsa, Kilise ve Devlet arasında bölüşülüyordu.


      Sayfa124: 16yy, bilimci William Tyndale, Yeni Ahit'i İngilizceye çevirmeye kalkışmak gibi bir cüret göstermişti. Ne var ki insanlar İncil'i gizemli Latince yerine kendi dillerinde okur ve anlarsa, kendi bağımsız dini görüşlerini geliştirebilirdi. Hatta aracıları ortadan kaldırıp Tanrı ile doğrudan bağ kurmaya kalkışabilirlerdi. O zaman Roma Katolik Kilisesi rahiplerinin iş güvencleri yitirilmiş olmaz mıydı? Çevirisini yayınlamaya çalıştığı öğrenilince. Tyndale tüm Avrupa'da aranan adam oldu. Sonunda yakalandığında boğazlandı, adet yerini bulsun diye de yakıldı.


      Sil
  36. hocam butun sorulara siz mi cevap veriyorsunuz helal olsun

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, benim asistanım yok, hepsini ben yanıtlıyorum.

      Sil
  37. En büyük portföy yöneticilerinden biri,yabancı takası hiç olmadığı kadar düşük tarihi dip seviyede diyor,ee peki nerde o zaman bu körfez sermayesi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kimse bu kadar riskli bir ülkeye yatırıma gelmez.

      Sil
  38. Kıymetli hocam 872 CDS ile temerrüde düşme riskimiz nedir? Ali Babacan beyefendinin henüz seyrettiğim videosundaki uyarıdan ne anlamalı ne kadar endişe etmeliyiz?

    YanıtlaSil
  39. https://soz.lk/i/8mlhkl26
    Hocam şu gazete manşetine bakarak;tarih tekerrürden ibaretmidir?coğrafya ise kadermidir?zaman bir film şeridimidir?40 yıl ileriye,yada 40 yıl geriye gitsekte neden hep aynı yerde,aynı şehirde ülkede hep birbirinin kopyası gibi duran zorbalarla uğraşmak gerekir,hani 3 bölümlü film serisindeki gibi..konularını irdeleyen bir yazı yazmanızı isterim sizden..tarzınızı seviyorum,sevgiler..

    YanıtlaSil
  40. Türkiye gerçekleri biraz da iç güç dengesidir.

    Ordu Türkiye'nin en güçlü ve köklü kurumudur. Orduya bakarsanız, Türkiye geleceğine de bakarsınız.
    Atatürk döneminde ordumuz içinde bir damar vardı.
    O damardaki subayların arzusu Türkiyenin, günümüzün Suriye, Irak, Afganistan, Kuzey Suudi Arabistan ve Pakistan la beraber büyük bir askeri güç olmasıydı. Enver Paşanın da subayları arasındaydılar.

    Bir nevi İslam ordusu kurulması. Afgan ve Paki orduları ile de ciddi işbirliğimiz oldu. Kurumsal, güçlü bir istektir bu.

    Ben gibi subaylar ile aramızdaki fark, onların açıkça hiç ifade etmedikleri böyle bir politik arzularını olmasıydı. Birbirlerini bilirler ister istemez, ama ulu orta asla konuşmazlardı. Orduya politika karışmama prensibini, düşüncelerini dışarı açmayarak, sözde korurlardı.

    Nato üyeliği ile, daha görünür hale geldiler. Ancak, üst rütbelerde etkinlikleri azdı, pek yükseltilmezlerdi.

    Geçmişe bakınca, askeri tüm darbelerin içindeydiler. Her darbede kendilerinden olmayan rasyonel diyeceğimiz subayları ordudan ihraç ederlerdi. Her darbe ile sayısal üstünlük lehlerine geçti, yüksek rütbelerdeki yerleri arttı.

    27 Mayıs darbesine bakarsanız da, düşük rütbelilerin tüm general seviyesinde buldukları ilk destekte yaptıkları iştir.

    Başlangıç seviyesi kitabi bilginin zıttını yazdım.

    Batı dünyasında da bir istek vardı. Siz Türkiye tarihi okurken, çoğunuz Cumhuriyet ile başlarsınız, yanlıştır. Batı ülkeleri daha köklü oldukları için onların meclislerinin hafızası TC den daha eskiye, bizden 150 - 200 yıl eskiye dayanır.

    Batı, meclis hafızalarında ise, Türklerin hilafet ile Batı dünyasına sunduğu imkanlar vardır. Batı, İslam halifesinin kolaylıklarını çok sevmiştir. Thatcher dan tutun en demokratik dediğiniz Batı ülke liderlerinin söylemlerine bakın, Hilafeti överler.

    Matematiği de şuradadır. Batının, Afganistan, Suriye, Libya, Irak savaşlarının maliyetini göz önüne getirin. İstanbul da bir Halife olsa, bu devletlere sözü geçse, hiç bu kadar büyük askeri maliyet olur muydu? Olmazdı tabi.

    Hem batı, hem de ordu içindeki bu arzunun birleşimi; bir de Batının hep ordu/ülke içinde bahsettiğim tarzı insanlara destek olması, kantarın dengesini Türkiye içinde hep İslam Devleti/Hilafet arzusu lehine bastı. Siyasette de taşlar oturdu. BOP filan diyorlar, ben bilmiyorum yeni üretilen isimleri, yıllardır ülkede değilim, Türkçe haber de okumuyorum 7 yıla vardı, ama öz değişmedi. 15 Temmuz sonrasını da bilmem, kimler ordudan atıldı. Sanırım artık ordudan da eskiden olduğu gibi laiklik vs gibi laflar etmiyor, ortalık bulandırılmıyor. Dikkat ettiniz mi, subaylar da gidilen yoldan memnun. İlk yazdığım damar ordunun yönetiminde.

    Ülkeye gelen göçe bakınca da dediğimi anlıyorsunuz, Afgan, Suri, Paki ağırlıklı nüfus isteniyor. Böylece nüfuslar arası denge de dediğim noktaya çekilecek. (Komşu İranlı yok mesela)

    İslam Halifesi için ortam daha da uygun hale geldi.

    Kim Halife olur derseniz, bence en büyük aday Sn Erdoğan'dır. Kendisi 2002 seçimini kazandığında yukarda yorumda yazdım, ülke bürokrasisi, çakırkeyflik seviyesinde mest olmuştu. Irak, Lübnan, Filistin, Libya, Afgan, Pakistan sünni sokaklarının da benimsediği birisi Sn Erdoğan.

    Sn Erdoğan Halife olabilirse, Ortadoğu'da çok büyük sevinç olacak.

    Artık ben de izninizle yorumlarıma ara verebilirim, Ukrayna savaşı başlayınca yorumlarımı artırmıştım, en azından gidişat üzerine hayal yerine gerçeğe bakılsın. Bir şeyler olurken, insanlar yahu neden, niye oluyor diye şaşırmasın.

    Hayatta, kendimizi geliştirmek, çevremize saygılı olmak, küçüklerimizi iyi yetiştirmek, faydalı insan olmak gibi güzeli yoktur. Değiştiremeyeceğimiz politika yerine, değiştirebileceğimiz küçük şeyler ile mutlu olmak en güzeli.

    Sevgiler.

    t8oZ4wagPGnUoQ1s

    YanıtlaSil
  41. Mahfi bey

    Hükümeti destekliyormuşum gibi bir intiba uyandırmak maksadıyla sormadığımı biliniz:

    MB faizi yükselttiği zaman, büyümeyi yavaşlatıcı (bazen de resesyona sürükleyici) risk mi oluşur?

    MB faizi düşürdüğü (ve sabit tuttuğu) zaman, büyümeyi teşvik edici mi olur?

    "Hem faiz oranları düşük seviyede olsun, hem de büyüme devam etsin." ikisi bir arada mümkün değil mi? Birini tercih etmeye mecbur muyuz?

    Not: Sorumu, özellikle, FED'in faiz arttırım kararı aldığı ve ABD ekonomisini ilgilendiren düzlemde soruyorum. Çünkü oradaki siyasal sistem Türkiye'yle kıyasla daha stabil gözüküyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında büyüme ile faizi karşılaştırırsanız dediğiniz gibi bir çelişki görünür. Ama karşılaştırılması gereken doğru göstergeler büyüme ile enflasyondur. Büyümeye ağırlık veren bir ekonomide genellikle enflasyon yükselir, enflasyon yükselince de bir süre sonra faizleri artırmak kaçınılmaz olur. Büyümeyle birlikte düşük enflasyon sağlanabilir. Türkiye bunu 2003 - 2010 arasında gerçekleştirdi. Hem enflasyonu düşürdü hem de büyümeyi yüksek tutabildi. Tabii enflasyon düşünce faizler de düştü. Bunun sırrı beklentileri olumlu hale getirebilmekte. Türkiye, o dönemde bunu başarmıştı. İnsanlar geleceğe ilişkin olumlu şeyler beklerse o zaman mesela TL'nin güçleneceğini umdukları için dövizden TL'ye dönüyorlar. TL talebi artınca kur geriliyor TL değerleniyor. Kur düşünce enflasyon da geriliyor faizler de.

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Lozan Antlaşması 2023'de Bitecek, Biz de Madenlerimizi Çıkarabileceğiz

Çok Daha Zor Günler Kapıda

Bir Şehir Efsanesi: Merkez Bankası'nın Sahibi Kim?