22 Mart 2012 Perşembe

Türkiyenin Ekonomik Büyümesi ve Krizler (1924 - 2010)

Aşağıda Türkiye'nin 1924 ile 2010 yılları arasında gerçekleştirdiği büyüme oranlarını bir grafik olarak sunuyorum. 

Ekonomik büyüme, 1924 ile 1950 yılları arasında sert çıkışlar ve inişler yaşamış görünüyor. Bu iniş ve çıkışların nedenleri arasında Osmanlı'dan devralınan sanayi yapısının zayıflığı, Osmanlı borçları nedeniyle mali yapının iflas aşamasına gelmesi, kurtuluş savaşında kaynakların neredeyse tüketilmesi, bunların ardından 1929'da başlayan büyük depresyonun olumsuz etkiler yaratmış olması sayılabilir. Ekonominin toparlanmaya başladığı 1930'lu yılların ilk yarısından sonra dünyanın hızla II. Dünya Savaşına doğru gidişi ve savaşın çıkmasıyla ekonomi yeniden daralma dönemine girmiştir.

II. Dünya Savaşı sonrasında başlayan toparlanma Demokrat Parti iktidarının ilk yıllarında özellikle tarıma traktör gibi araçların girmesiyle önemli bir sıçramaya ulaşmış görünüyor. 1954 yılında kötü hava koşulları sonucu büyüme yeniden düşüşe geçmiş olsa da izleyen yıllarda ve özellikle planlamanın etkili olduğu 1960'lı ve 70'li yıllarda Türkiye uzun bir büyüme dönemi yaşamış bulunuyor.  

1970'lerin sonunda girilen ödemeler dengesi kriziyle Türkiye "70 cente muhtaç" hale geldi. 24 Ocak 1980 kararlarını izleyerek toparlanan ekonomi, 1994 yılına kadar inişli çıkışlı da olsa sürekli bir büyüme eğilimi gösterdi.  

1994 krizi Türkiye'nin ciddi biçimde daraldığı yıllardan birisi oldu. Kayıp yıllar olarak adlandırılan 1990'lı yılların getirdiği birikim 2001 kriziyle sonuçlandı ve Türkiye ekonomisinin GSYH'sının dörtte biri büyüklüğünde bir kayıp yaşamasına neden oldu.   

2001 krizinden sonra hızla toparlanan ekonomi küresel krizin getirdiği daralmayı atlattıktan sonra yeniden yükselişe geçti.  
  
Cumhuriyetin ilan edildiği 1923 yılından bu yana 88 yıllık süre boyunca Türkiye ekonomisi yıllık ortalama yüzde 5 oranında büyüme gerçekleştirmiş bulunuyor. Bu oranı Türkiye'nin potansiyel büyüme oranı olarak düşünüyorum. Yani Türkiye, bu oranın altında büyüdüğünde potansiyelinin altında büyümüş, üzerinde büyüdüğünde potansiyelini zorlamış demektir. Yapısal değişim yapılmadan bu oranın üzerine ne kadar çıkılırsa büyüme potansiyeli o denli aşırı zorlamayla karşılaşmış oluyor. Potansiyelin aşırı zorlandığı hallerde  eğer yapısal değişim gerçekleştirilmemişse genellikle sorun çıkar. O nedenle geçmişte yüzde 7 - 8 gibi büyüme oranları bütçe açığının artmasıyla sonuçlanıyor ve sorunlar çıkarıyordu. 2000'lerde ise büyüme potansiyelinin aşırı zorlanması cari açığın yükselmesiyle sonuçlanıyor ve yine sorunlar çıkarıyor.     

               Grafik: Türkiye'nin 1924 - 2010 Yılları Arasındaki Büyüme Oranları (%)



16 yorum:

  1. Hocam günaydın. Büyümenin bütçe açığa/cari açığa sebep olmasının, büyümenin yüksek oranda devlet/özel sektör eliyle gerçekleşmesi dışında dinamikleri nelerdir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Önceleri Türkiye bütçe açığı vererek kamu kesimi eliyle büyüyordu. Bu büyüme krizlere neden oldu (1980, 1995 ve 2001.) 2001 krizi sonrasında kamu maliyesinde tam olmasa da disiplin yönünde bir yapısal dönüşüm gerçekleştirildi (bir bölümü hala bir seferlik şapkadan tavşan çıkarma modeliyle olsa da böyle.)2001 krizi sonrasında model bütçe açığı/kamu kesimi olmaktan çıkıp bu kez cari açık/özel kesim modeline dönüştü. Şimdilerde cari açığa neden olan yapıyı değiştirme çabası var. O yapı değişmeden devam etmek giderek zorlaşıyor.

      Sil
  2. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  3. 1980, 1995 ve 2001 büyümek için verilen bütçe acıkları sürdürülemez olduğunda aşırı değerlenmiş TL değer aniden değer kaybediyordu.
    2001'den sonra ise büyümek için verilen cari açıkların bütçeyi denkleştirici etkisi ne yazıkki aşırı değerlenmiş TL yarattı. Bu gelişmenin bir başka etkisi ise düşük enflasyon oldu sanırım.
    2011den itibaren alınan tedbirlerle kurların yukarı gitmesi, cari acığı daraltıyor ve bu, cari acıkla "ödünç aldığımız" yüksek büyüme hızını ve düşük enflasyonu geri ödeyeceğiz anlamına geliyor.
    Herşey aynı kalırsa %5 lik büyüme hızı bizim boyumuza göredir diyorsunuz ama bu oranlarda işşizlik nasıl seyreder ona da bakmak gerekmez mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kadınlar çalışma hayatına girmediği sürece işsizlikten korkmayın. Çalışabilir nüfusumuz 52 milyon, çalışanlar ve işsizler 26 milyon. Geri kalan 26 milyon iş aramıyor (çoğu kadın). Onlar iş aramaya kalkarsa o zaman işsizlik zıplar ve o zaman sorun büyür.

      Sil
  4. Aslında şu tezi çok güzel açıklamışsınız hocam. Krizler Türkiye'nin yapısal sorunlarını çözüyor. Büyüme düşüyor hatta ekonomi küçülüyor ve bu cari açığın ve aynı zamanda enflasyonun düşmesine sebebiyet veriyor. Bizim açımızdan iyi bir durum. Aynı zamanda işsizlik büyüyor sosyal sorunlara yol açabiliyor. Yıllardır en büyük sorunumuz cari açık. Neredeyse GSYİH'nın %10'una denk gelmiş vaziyette. Bu yapısal sorunu çözemeden siyasi rant sağlamak adına halka %8 oranında ki bir ekonomik büyümeyi başarı olarak göstermek çok güzel bir stratejik oyun. Aynı ihricatın T.C. rekoru kırdığını söyleyip, ithalatın, ihracatın iki katı kadar olduğu ve cumhuriyet tarihinin en yüksek cari açıklarının verildiğini söylememek gibi bir yaklaşım da günü kurtarma adına gerçekleştirilen yaklaşımlardır. Ben 2008 küresel krizin Türkiye'nin patlamak üzere olan cari açık balonunu ve haliyle ekonomik krizimizi biraz ertelediğini ve Türkiye'ye avantaj sağladığını düşünüyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Türkiye'nin krizini küresel krizin ertelediği şeklindeki görüşünüz ilginç geldi bana. Ben daha çok 2001 krizinin Türkiye'de bir düzeltme yaptığını düşünüyorum.

      Sil
    2. CANeren arkadaşım,TÜRKİYEDE EKONOMİK KRİZ HİÇ OLMAMIŞTIR,TÜRKİYEDE DARBEDE HİÇ OLMAMIŞTIR.1960 DAN BERİ BİRİLERİ KASA DOLUNCA GELİP YÖNETİME MÜDAHALE EDİYOR,SONRA ÇEKİP GİDİYOR YARGILAMA YOK NASILSA SİVİLLERE O ŞARTLA HÜKÜMETİ VERİYORLARDI,KRİZ DEDİKLERİNİZ ASLINDA SİYASİ KRİZLERİN EKONOMİK KRİZLERİ TETİKLEMESİ,DARBE YOK DİYORUM ÇÜNKÜ,DARBE ANİDEN OLUR,ADINIDA ORDAN ALIR,BİZDEKİ İSE DARBE DEĞİL MALUMUN HERDEFASINDA İLANI OLMUŞTUR,EKONOMİK KRİZ DEMEK SİYASİ KRİZ HERŞEY YOLUNDA GİDERKEN DÜNYADAKİ BİR YANGININ ÜLKEMİZE SIÇRAMASI DEMEKTİR.2009 ÖRNEĞİ GİBİ.CARİ AÇIĞA GELİNCE İTHALATIN 100 MİLYARDOLARLIK KISMI TÜRKİYEDE OLAMYAN ENERJİ TÜREVİ EMTİALARDIR.BUNUDA GÖZ ÖÜNDE TUTMAK GEREKİR,BUGUNE KADAR OLAN İTHALATLARIN MEYVESİDE OLACAK BUNU KİMSE SÖYLEMİYOR,TÜRKİYENİN CARİ AÇIĞIN İÇİNE GİZLENMİŞ BİR ENERJİ SORUNU VAR.NÜCLEAR ENERGY 1-2 DEĞİL 40-50 OLURSA BİR NEBZE ÇÖZER.SAYGILARIMLA

      Sil
    3. Turizm ve kültür beşiği ülkede 40*50 nükleer santral demek? Vay anasına sayın seyirciler bütün gelişmiş ülkeler yenilebilinir enerjiye yönelirken (başta Almanya örnekler çooook) bizim gibi 3.dünyaya Ruslar Japonlar artık bu lobide kimler varsa çok yüksek maliyetli ve ileride (çokta değil 40-50 yıl sonra) hem daha zarar edeceğimiz hemde bütün imajımızı uzun vadede bozacak bir enerji yatırımı! Daha da ileriyi düşünerek 100 yıl sonrasınıda düşünerek bu büyük enerji açığını gerekirse İspanyollar gibi bu teknolijiye şimdiden yatırım yaparak hem ithalatı azaltmak hemde geliştirdiğimiz yenilebilinir enerji ürünlerini domates salatalık yerine ihraç etmek varken elin Rus'unu zengin yapmak.. Vay anasına sayın seyirciler her yer Tayyip'çi dolmuş!

      Sil
  5. hocam işsizlik konusunda değerlendirmeniz müthiş,+katkı yapmak istiyorum.chp 4+4+4 ü engellemk istiyor çünkü eğitimden mezuniyet yılı 18+4 yani 22 yaşında hergenç iş hayatına atılacak(doktorlar ve 4+ yıl okuyanlarda hariç)işte buyüzden bir savaş yaşanacak haftaya salı günü başlar bu nasıl sonuçlanacağı belli zaten,işsizliğin bitmesini hiçbir muhalefet istemez.52 milyon dediğiniz rakam çok aşağıda olacak artık.yani kadınlar mecbur olarak çalışacak,çünkü dönüşüm öngörüsü çok yüksek işsizlik değil istihdam olacak,önemli olan 22 yasındaki her gence güzel bir eğitim ve iş bulmak olacak şuanda herkesin tek görevi bu olmalı.saygılarımla(15 yasında baslyan iş hayatı 18 yada 22 yasında baslayınca kaç milyon kişiyi etkileyecek bu?

    YanıtlaSil
  6. 1992-98-2001 ve 2008 yıllarinda 70 sente muhtaç olduğumuz dönemden daha kötü oldugumuzu gösteriyor grafik nominal olarak bakıldığında evet ama bu grafiğinizde tüm değişkenler sabit kabul edilmiş olmasın. Bir yanlışlık var diye düşünüyorum. Sayısal veri olarak nominal olarak evet ama reel farklı diye düşünüyorum

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Büyüme oranları reeldir. Tümüyle TÜİK'in verilerinden alınmıştır.

      Sil
  7. Turkiye'nin ortalama buyume hizi ile ilgili degerlendirmede sektorel degisimlerin yerini merak ediyorum. Sektorlerin ekonomideki agirliklarinda yasanan degisimlere bagli olarak ekonomide yapisal degisikler yasanilmasi kacinilmaz. Buyumenin issizlikle iliskisine gelince, sanirim yine sektorlere bagli istihdami gozden kaciriyoruz.Egitim sistemi de bununla dogrudan alakali. Istihdamin yuksek oldugu ve buyume potansiyeli yuksek olan sektorlere yonelik egitim verilemedigi surece issizligin cozulmesini beklemek iyimserlik olur kanaatimce. Egitim konusunda ne kadar planli bir politika izleniyor bilemiyorum.
    Mahfi Hocam, son birkac senedir Turkiye'de ne olup bitiyor detayli olarak takip edemedim, bu konularda bizi aydinlatirsaniz memnun oluruz.

    YanıtlaSil
  8. Grafikte 1992 ile 1998 arası görünüm ile 2001-2008 arası görünüm benzerlik gösteriyor umarım devamı 2001 gibi olmaz.

    YanıtlaSil
  9. Hocam grafiği tam göremiyoruz 94-2002 arası TR 2.8 mi büyümüştür SABAH tan Süleyman YAŞAR bir yazısında bu oranı vermişti bana ortalama olarak düşük geldi??

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...