4 Nisan 2012 Çarşamba

Üretmeden mi Tüketiyoruz?


GSYH üç farklı yöntemle hesaplanıyor: Üretim, harcamalar ve gelir yöntemi ile. Bunların denklemlerini yazalım:

Üretim yöntemiyle GSYH: Y = Ap + Ip + Sp + o
Y= GSYH
Ap = Tarımsal nihai üretimin piyasa değeri  (elmalar, armutlar, domatesler vb)
Ip = Sanayi üretiminin piyasa değeri (otomobiller, buzdolapları, su boruları vb)
Sp = Hizmet üretiminin piyasa değeri (taşımacılık, bankacılık, müteahhitlik vb)
o = İstatistik hatalar vd.

Harcamalar yöntemiyle GSYH: Y = C + I + G + (X – M) + o
Y = GSYH
C = Özel nihai tüketim harcamaları
I = Özel kesimin yatırım harcamaları
G = Devletin tüketim, yatırım ve transfer harcamaları
X = İhracat
M = İthalat
o = İstatistik hatalar vd.

Gelir yöntemiyle GSYH: Y = w + i + r + p + o
Y = GSYH
w = Ücret gelirleri (emeğin karşılığı)
i = Faiz gelirleri (sermayenin karşılığı)
r = Rant (doğal kaynakların karşılığı, kira)
p = Kâr (Girişimciliğin karşılığı)
o = İstatistik hatalar + Milli gelirle GSYH arasındaki ekler.

Bu üç hesaplama GSYH’nın reel ekonomi açısından hesaplanmasını gösteriyor. İşin bir de parasal açıdan görünümü var:
MV = PQ

M = Para arzı (ekonomide o anda bulunan para miktarı, genellikle M2 kullanılıyor.)
V = Paranın dolanım hızı (yani her bir para biriminin bir yılda kaç kez kullanıldığı)
P = Fiyatlar genel düzeyi
Q = Fiziksel malların üretim miktarı

Bu denklemde PQ bize Y’yi yani GSYH’yı vereceğine göre denklemi şöyle yazmamız mümkün:
Y = MV

Bunların hepsi Y’ye eşit olduğuna göre birbirine de eşittir:
Y = Ap + Ip + Sp + o = C + I + G + (X – M) + o = w + i + r + p + o = MV
  
Gelelim GSYH içindeki paylara (paylar tam sayıya yuvarlanmıştır.)

Y = Ap + Ip + Sp +o
Toplamdaki Payı (%)
Tarım (Ap)
8
Sanayi (İnşaat dahil) (Ip)
25
Hizmetler (Sp)
56
Diğerleri (o)
11


Y = C + I + G + (X – M)
Toplamdaki Payı (%)
Tüketim (C)
71
Yatırım (I)
20
Devlet Harcamaları (G)
18
İhracat
24
İthalat (eksi)
33

Gelir yöntemiyle GSYH hesaplaması en son 2006 yılında yayımlanmış sonraki yıllar yayımlanmamış bulunuyor. Eski serilerde benim sunduğum biçime uygun bir ayrım olmadığı için GSYH’daki ücret, faiz geliri vb paylarını gösteren tabloyu sunamıyorum.  

Paylara ilişkin yorum:
Türkiye, ağırlıklı olarak hizmet sektöründe yani ticaret, bankacılık, müteahhitlik, taşımacılık gibi sektörlerde üretim yapmaktadır. Sanayi üretimi ve inşaat sektörü üretimi toplam GSYH’nın yalnızca dörtte biri düzeyindedir. Tarım kesimi üretimi toplam üretimin yalnızca yüzde 8’i düzeyinde bulunmaktadır.

Türkiye, tüketim ağırlıklı büyümektedir. Devlet harcamalarının büyük bölümünün de tüketim olduğunu düşünürsek tüketim harcamalarının ağırlığı yüzde 80’lere ulaşmakta, yatırım harcamaları geride kalmaktadır.

İnsanların çoğu, üretim dendiğinde otomobil, bina, buzdolabı, televizyon gibi gözle görülür malların üretimi anladığı, bankacılık gibi hizmetlerin bir üretim olduğunu düşünmediği için bu tabloya bakarak Türkiye’nin üretmeden tükettiği kanısına varmaktadır.

Türkiye’nin dünyadaki yeri:
Türkiye 772 milyar dolarlık GSYH’sı ile dünya sıralamasında 17. sırada, 10.444 dolarlık kişi başına geliriyle de 55. sırada yer alıyor. Yani Türkiye ülke olarak zengin ama içinde yaşayan bireylerin orta gelir düzeyinde olduğu bir ekonomi görünümünde bulunuyor.

Sektör paylarının durumu:
Ülkelerin gelişme süreci içinde üretimin tarımdan önce sanayiye sonra hizmetler sektörüne kayması doğaldır. Ne var ki bizde bu süreç farklı gelişmiş üretim tarımdan sanayiye değil ağırlıklı olarak hizmetler sektörüne kaymıştır. Ayrıca bu geçiş sırasında istihdam hala tarımda ağırlıklı olarak yer almaya devam etmiştir. Gelişmiş ülkelerde tarımın payı ile birlikte tarımda istihdam edilen nüfus da yüzde 5 – 10 aralığına düşmüştür.   

30 yorum:

  1. Yazı için teşekkürler mahfi bey aklımda ki sorulara açıklık getirdiniz. Ancak büyümenin hizmet sektörüne kaymasının sorun olmadığını belirtmişsiniz ancak gelişmiş ülkelere bakarsak hizmet sektörüyle değil sanayisiyle ve teknolojiyle büyüdükleri görülmektedir dolayısıyla yanlış yolda değilmiyiz ülke olarak hadi sanayi için geçiktik (enerji maliyeti) bari tarımdan üretimimizi verimli kullanmamız sağlıklı büyümemizi sağlamaz mı? Teşekkürler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gelişmiş ülkelerde üretim genellikle % 10 dolayında tarım, % 30 - 40 dolayında sanayi % 40 - 50 dolayında da hizmetler sektörü üretimidir. Biz ne yazık ki sanayiyi o düzeye çıkaramadan hizmet üretimi ağırlıklı bir konuma geçtik. Zaten ithalatımızın ve cari açığımızın artmasının bir nedeni de bu.

      Sil
    2. Gelir yöntemiyle ölçülen GSYH hesaplarında "muamelelerden alınan ve üeritimin bir kısmının devlete gelir olarak gittiğini gösteren Dolaylı Vergiler ile hasılanın Gayri Safi hesaplanmasından kaynaklanan Amortismanlar kalemlerinin de dahil edilmesi gerekmiyor mu değerli hocam?

      Sil
    3. Kesinlikle gerekiyor. O nedenle ben de denklemin sonuna others anlamına o ekledim ve açıklamasını da milli gelirle GSYH arasındaki ekler diye belirttim.

      Sil
  2. Yıllardır Türkiye Cumhuriyeti Liberalizm uğruna tarım sektörünü tabiri caiz ise itip kaktı.Avrupa Birliği kuruluşunun temeline dayanan ilk yıllarda bile kendi tarımını ve çiftçisini korumaya dayalı önlemler ile tarım ithalini yasaklayıcı önlemler almasına rağmen biz tarımdan kurtulma adına dayatmalarla birlikte "tarım cehaletini" uyguladık!
    Elbette azalan verimler yasası ile işleyen ve üretimin artış hızının çok sınırlı kaldığı bir sektördür tarım fakat bugün dünyada ekonomi biliminin amacı insanların refahını arttırmak ve daha güzel yaşam koşulları adına politikalar önermekse unutmamak gerekir ki;
    "insanların refahı daha teknolojik buzdolabı,daha çok çamaşır yıkayabilen sessiz çamaşır makinasından veya daha iyi bankacılık hizmetinden geçiyorsa BENCE DAHA GÜZEL KOKAN DOMATES KATKI MADDESİZ BİBER VE BÖLÜĞÜNÜZDE BUĞDAY KOKUSUNU HİSSEDEBİLECEĞİNİZ EKMEKTEN DE geçiyor!!!
    Özellikle kalıcı hastalıkların besin maddelerine bağlandığı bir dünyada yaşam süresi azalıyorsa daha gelişmiş çamaşır makinası neylenir...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne yazık ki bunların hepsi doğru. Biz tarım kesimini aşağılaya aşağılaya bu duruma düşürdük. Şimdi artık birçok şeyi ve o arada eti ithal eder durumdayız.

      Sil
    2. Gokhan Bey'e tarım konusundaki düşüncesi ile katılıyorum. Her ülkenin kendine has özellikleri varsa (mesela Japonya teknoloji Almanya otomotiv gibi) bize tarımda çok güçlü olsaydık ki bugün tarımın önemini anlıyoruz. Boşu boşuna tarım ithalatına para kaptırmazdık ve bugün bence sanayimizde güçlü olurdu.Sanayi de göz ardı edilemez tabi ki.Tarımda sanayileşmemiz bile çok zayıf.Yalnız Türkiye Cumhuriyeti bölümü anlamadım. İlk yıllarda gereken önem fazlasıyla verildi tarıma. Daha çok son 30 yılda bu tarım meselesini göz ardı ettik gibi.

      Sil
    3. Evet tarım kesiminin ihmali daha çok 1980'ler sonrasıdır. Sübvansiyonları keseceğiz derken tarım kesimini ve hayvancılığı kesip doğradık.

      Sil
    4. Mahfi Bey kendi adıma peşinen söylemek istiyorum tekrar.Geç vakıf oldum yazılarınıza. Ekonomist olmasam bile çok açıklayıcı net anlaşılır bilgilendirici yazdığınız ve lütfedip yanıta değer yorumlara cevap verdiğiniz için çok teşekkürler saygılar.

      Sil
  3. hocam sizden son yapılan zamlar ve de bu zamların enflasyon üzerindeki etkisi ile ilgili düşüncelerinizi alabilirmiyiz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mahfi Hoca twitter üniversitesinden bu konuya cevap vermişti yapılan zamların yıllık enflasyona etkisi 0.5-0.6 puan dolayında olmasını tahmin ediyorum demişti. Nisan ayı enflasyonu yüksek çıkar demişti. Zamların kademeli yapılmadığından bekletilip yüksek zam yapılmasından bahsetti.

      Sil
    2. Bugün rakamlar açıklamış 0.54 puan ve nisan ayında enflasyonun yüksek çıkacağını söylemişler Mahfi Hocanın söyledikleri gibi.

      Sil
    3. Mert Selçuk benim yazacaklarımı yazmış, teşekkür ediyorum.

      Sil
    4. efendim ilgi ve alakanız için sayın mert selçuk bey'e ve değerli hocama teşekkürler...

      Sil
  4. Sn. Eğilmez, Tarımdaki sorun zannımca bir model sorunudur, Türkiye kendine has şartlarına uygun yeni bir işletme modeli kurgulamak ve uygulamak zorundadır.Bütün tarım ekonomisi kitaplarında, çiftçilik ve köylülük kavramları yerine 'işletme' kavramı kullanılmaktadır işe öncelikle bu yanlış kavramı değiştirerek başlamalıyız. Osmanlı 'köyü' işletme bütünü olarak görüyordu, Cumhuriyet ise o 'köy içerisindeki her bir çiftçiyi ve onların üzerinde çalıştığı her bir arazi parçasını, hukuki alt yapı olarak kabul ettiği için şu anki yapı ile karşı karşıyayız.Ancak verili durum buradan optimal tarımsal işletmeler oluşturmak için ideal bir fırsat da sunmaktadır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tarımla ilgili ihmal ettiğimiz çok şey var. Ama yapının iyiden iyiye bozulması son 30 yılın eseridir. Elde fırsat var dediğiniz gibi ama bu fırsatı değerlendirecek birikim var mı emin değilim.

      Sil
  5. Türkiye Cumhuriyeti'nin yukarıdaki tablolardan da anlaşılacağı üzere gelişmiş ülkeler içerisinde sayılması gerekmektedir. Keza hasılasının sektörler arasında dağılımı gelişmiş ülke olma özelliği arzetmektedir.
    Fakat burada unutulmaması gereken bir ayrıntı vardır ki ekonomi biliminin yalnız başına ele alınamayacağı ve diğer sosyo kültürel mevzularla birlikte değerlendirilmesi gerektiği hususudur.Ne demek istiyorum:
    Eğer hizmetler sektörü GSYH içerisinde %60 lara varıyorsa ikinci sektör sanayi ve tarımın payı ise tek haneli rakamlar ise( çünki tarımda verimlilik düşüktür ve yüksek teknoloji gerektirmez, o halde kaynakların daha az kısmı tarım üretimine ayrılmalıdır savı gereği) gelişmiş ülkesiniz veya olmaya en büyük adaysınız demektir.
    Ancak aldığınız taşıma hizmeti ne kadar KALİTELİ?
    Aldığınız bankacılık veya sigorta hizmeti sonucunda acaba Moral Hazard yaşıyormusunuz?
    İşte kalkınmışlık oranlarda değil, iktisadi oranların toplumdaki yansımasının kalitesine güvenilirliğine bağlıdır.
    Diğer taraftan üretiminizin %8 ini oluşturan bir sektörde istihdamın payı %23 ise tezatlığın daniskasını yaşıyosunuzdur!Çalışmayanı işi varmış gibi göstermekten başka anlama gelmez bu durum! Ve aslında işsizlik oranının da gerçeği yansıtmadığı realitesi karşımıza çıkar ki tıpkı bu durum GSYH i yüksek göstermek için ev hanımlarının faaliyetlerini ücrete bağlıymış gibi hayal edip GSYH içerisine dahil etme aldatmasına benzemektedir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne yazık ki gerçekler böyle, Tarımda inanılmaz oranda bir gizli işsizlik var ve biz bu insanları istihdam edilmiş gibi görüyoruz. Gelişmiş ülke olmak için GSYH'dan başka şeyler de gerekiyor. Örneğin insani gelişmişlik endeksinde üst sıralarda olmak gerekiyor. Sadece GSYH'ya bakılsa Hindistan gelişmiş ekonomi sayılırdı.

      Sil
  6. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  7. Selam hocam Öncelikle değerli yazılarınız için çok teşekkür ederiz . Biz twitter Üniversitesi öğrencileri için çok faydalı oluyor .

    Tam sanayileşmeden hizmet sektörüne geçmemizin cari açık ve dış ticaret açığının nedeni olduğunu belirtmişsiniz .

    Aklıma şu örnek geliyor ; Hizmet sektörü için bir otel açtık diyelim . Otelde kullanılan ekipmanları sanayimiz yeterli kapasitede olmadığından veya ucuza üretemediğinden ithal ediyoruz . Bu örnek sizin belirttiğiniz şekle uygun olabilir mi

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Olabilir ve gerçekler de böyle zaten. Hiçbir 5 yıldızlı otelde malzeme yerli malı değil. Seramikler, karolar İtalya'dan, armatürler Almanya'dan, halılar da başka yerlerden ithal ediliyor.

      Sil
  8. Hocam üretmeden tüketiyormuyuz sorusunun bence cevaplarından ilki ; Evet başta ENERJİ... Konuyu nükleer enerji santrallerine bağlayacağım.. Sözüm ona bağımsız hareket eden dünya çapında gönüllü, bazı kurumlar var ancak gönüllerini güçlü ekonomi devletlerine kaptırmışlar onlar. Nükleer enerjiyi savunmuyorum Japonya'nın başına gelenler dünya çapında bir çevre felaketiydi. Geçmişte hatırladığım 80'lerin sonunda çernobil olayı... Tam da gelişmekte olan ülkelerde bu konu gündemdeyken özellikle İran ve Türkiye'de, Teknolojisine en az Amerikanlar kadar güvenilen Japonların başına böyle birşey gelmesi komplo teoricilerine konu oldu. Başta özellikleriyle bahsettiğim çevreciler nelere tepki gösteriyor ÇOĞUNLUK ve YOĞUNLUKLA hiç düşünen oldu mu ? Altın madenleri, Nükleer santraller, madenler yani doğadan gelecek zarardan çok, para gelecek yerlerde duruyorlar çevreye çok ciddi zararlar gelecek olmasında HAKLI olabilirler. Fakat neden başka konularda yoklar ÖRNEĞİN: lavaboya dökülen 1 LT. bitkisel yağ 1.000.000 metreküp suyu kirletiyor... http://www.gidahareketi.org/Lavaboya-Dokulen-Kullanilmis-Yaglar-Hayati-Tehdit-Ediyor-172-haberi.aspx Ve bu bitkisel yağlar bir telefon ettiğinizde 5-10LT biriktirdiyseniz kapınızdan alınıyor. Ve geri dönüşüme gidip yenilenebilir enerjiye ve başka aramallara dönüşüyor. biodiesel, sabun,hayvan yemleri gibi çeşitli alanlarda kullanılıyor. http://www.cevreonline.com/atik2/bitkiseyag.htm Daha o kadar çok hayati konu var ki çevreyle ilgili ama bizim bildiğimiz malum daha önce anlattım bu durum bana ilginç geliyor.

    YanıtlaSil
  9. Sayın Hocam, Tarımda 3.100.000 'işletme' var,aslında bunların çok çok büyük kısmı gerçek anlamda işletme olmayıp, lime lime parçalanmış tarım arazilerinde kendi ölçeklerinde arazilerini işleyen çiftçilerdir. Bu faaliyet verimli olmaktan çok uzak, ananelerin sürdürülmesi, hobi veya en düşük gelirlerle sürdürülmek zorunda kalınan bir faaliyettir.Çiftçi kayıt sistemi doğru bir istatistiksel ve sosyolojik yaklaşımla tekrar ele alınacak olursa, bu vatandaşların birçoğunun da farklı iş kollarında çalıştıklarını, artan zamanlarda tarımsal faaliyetlerini sürdürdükleri görülecektir.Bir örnek vermek gerekirse, en yaygın üretilen buğday için,100 da lık bir işletmede senelik iş günü 30 iş gününü geçmemektedir.

    YanıtlaSil
  10. Önemli noktalar;
    - Üretim Yöntemiyle GSYH tarafında; 1/4 genel istihdama rağmen burada toplam paya sağlanan katkı sadece %8 düzeyinde, demek ki tarım sektöründe verimlilik olması gerekene göre çok uzak. Aslında dünya çapında bakıldığında tekel olduğumuz tarımsal ürünler de var, örneğin ürettiğimiz fındık dünyaca ünlü çikolata firmaları tarafından kullanılıyor ancak tekel konumunda olduğumuz bu üründe bile global pazarda elimiz güçlü değil. Ayrıca tarım sektörünün gelişmesine yönelik önemli bir katkı sağlaması beklenen finansal vadeli işlem sözleşmeleri de henüz sermaye piyasalarımızda ürün gamı içinde yer almıyor.

    - Harcamalar Yönetimiyle GSYH tarafında; %71 ile çok yüksek bir orana sahip. Bu da tüketim toplumu olduğumuzun zaten net bir göstergesi konumunda. Ülkemizde son dönemde Avrupa kıtasının en büyük alış-veriş merkezlerinin yapılmış olması da bu durumun somut bir göstergesi. Keşke bu boyutta fabrikalarımız da olabilseydi.

    - Hizmet sektörü içinde önemli yer tutan turizm sektörüne bakıldığında ise maalesef global anlamda çok önemli bir sahil şeridine sahip olmamıza rağmen markalaşamayan ve her şey dahil konseptiyle düşük gelir grubu turistlerin hedefi konumuna gelen bir konumdayız.

    Son söz olarak şu söylenebilir ki aslında çok ciddi bir potansiyel söz konusu ülkemizde, en önemlisi gençlerimiz ve ekonomimizin tüketim gücü. Eğer bu potansiyeli başta gençlerimiz olmak üzere yüksek kaliteli ve vizyoner bir eğitim sistemi ile geliştirebilirsek geleceğe çok daha ümitli bakabiliriz. Sizin sosyal medyada ve bu sitede sağladığınız bilgi transferi imkanı da bu nedenle çok büyük önem taşımakta. Bilinçli tüketim ve tasarruf bir toplumun en büyük ekonomik gücüdür. Saygılarımla ..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ek olarak tarımsal üretim yapan çiftçimize köylümüze ne kadar değer veriyor ve onları sahip oldukları değer konusunda bilgilendiriyoruz.Fındıkta bir kaç yıl önce fındıkçıların haklarını alamadıkları için neredeyse ayaklandıkları malum. Bence Vob'un önemi bir türlü anlaşılamadı.Çünkü Vob'un kurulma amacı İzmir Ticaret Borsası tarafından; pamuk ve üzüm içindi Daha çok pamuk özellikle pamuk.Çünkü İTB pamuk ile ün yapmış ticaret borsasıdır.Memphis borsası örnek alınıyordu.Fakat Vob faaliyete geçmesi 2005 yılını bulunca o zaman için döviz işlemleri yapılmaya başlandı. Ayrıca aracı kuruluşlarda ürün broker'ı ne kadar istihdam ediliyor veya ediliyor mu? Örnek, pamuktan anlayan broker var mı?Pamuğun ekilmesinden toplanması işlenmesi ve daha sonrası için bilgi broker var mı?Ve tabi diğer tarımsal ürünler için.
      Turizm sektöründe genelde oteli yapan Türkler, işletenler yabancı ve çok ünlü marka otel işletmecileri.O güzelim sahil şeritlerini dededen babadan otelci olanlara değil, nerede bazı yandaş tekstilci müteahhit vs... verilmiş.Bu marka işletmeciler çok zengin turistleri getiremiyor mu?Tamamen iç pazardan parayı toplayıp, kazandıklarını kendi ülkelerine götürüyor.Mal sahibine kalan ne ise, onunla kısır döngü gidiyor.Yani her alanda parayı kendi ülkemizden bile yabancılar götürüyor.

      Sil
    2. Yorumlar çok değerli ve yazıya katkı yapıyor. Teşekkür ederim.

      Sil
  11. Bence üretmeden tüketmiyoruz. Sadece ürettiğimizin oldukça üstünde bir tüketim eğilimimiz var. Bunun bir bölümü de gösteriş tüketiminden kaynaklanıyor. Biraz zenginleşen herkes marka peşine düşüyor. Bizim çok önemli bir sorunumuz ürettiğimiz mallardan marka yaratamamak. Tekstilde geldiğimiz aşamaya karşın dünya çapında markamız yok. Türk tekstili hala ucuz olduğu için tercih ediliyor.

    YanıtlaSil
  12. Mahfi Bey, minik bir anekdot daha anlatayım.Bir tekstil yöneticisi "sex uyuşturucu para neredeyse moda orada" demişti.Bakın "Moda Başkentlerine bunların hepsini görürsünüz" demişti.Biraz moda yaratmak lazım yani.Bunlar biz de olsun mu "para" hariç tabi ki hayır.Biz hayal etmeyi (design) yani sahip olduğumuz renkleri kültürle birleştirmeyi bilmiyoruz. Düşünüp çalışmıyoruz. Birde yabancıların bize karşı ön yargısı var. Mesela bir Vakko bile yıllarca yurt dışına açılmadı.Hatta onu bırakın Hakko ailesinin çevresinden bile Vakko'dan ne kadar alışveriş ediyor.Yurt dışında böyle midir?Hammaddeye (pamuk) ve makine olayına girmiyorum çok uzar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok doğru da Vakko Beymen gibi markalar elli yıldır uluslararası bir marka olamadılar böyle bir vizyon ya da çaba yok galiba.

      Sil
  13. Tarımın üretimden, gıdadan öteye, parayla GSMH ile ölçülemeyen daha değerli kalıcı temel katkıları da var özelleştirme furyasında çok ihmal edilen. Eğer tarım düşük katma değer yaratıyor, istihdam verilerini şişiriyor, finans ekonomisine zarar veriyor diyerek, ekili arazi oranını düşürürsek, terk edilen arazilerin doğal değeri, biyoçeşitliliği azalıyor.Eski sosyalist Sovyet Cumhuriyetlerinden Baltık ülkeleri sahillerindeki yasak askeri bölgelerde olduğu gibi. Kullanılmayan bitki örtüsünün doğal (ekolojik) değeri fakirleşiyor. Arazi terki kentlere sürdürülebilir olmayan göçe, bu da metropollerde çevre kirliliği, terör, istihdam sorunlarına yol açıyor malum. AB bu konulara önem veriyor veya en azından bilincinde ve amaçlıyor. Alman ECOLOGIC Enstitüsünün ve Londra'daki IEEP Ens. yayınları bu konuda aydınlatıcı.
    Dünya Bankasının Cambridge Üniv. ile ortaklaşa optimum tarla sürme taktikleri yayınları ise bence, iklim değişikliğini ve ekosistem servislerini dikkate almadığı ve peyzaj ekolojisi kavramına ve OECD tarım çevre göstergelerine ekolojik biyokimya (+ elbette iklim değişikliği) düzeyinde hakim olmadığı için artık zayıf addedilmeli. OECD yayınları (Gıda Tarım Balıkçılık Gen. Müdürlüğü çevre Politikaları Tarım çevre indikatörleri) daha önemli, gerçekçi, Kevin Parris'ten istenebilir. Bizde "AB'ci" olanları dahil köşe yazarı ekonomistler, AB'nin tarımın kentleşme, güvenlik, sağlık ve doğal ekosistemlerin muhafaza edilerek şehirlere su servisi, gıda sağlanması katkılarına değinmiyor, sadece finans dünyası üzerine, doğal konudan izole analizler yapıyor. Oysa hiç bir toprak kalmadığında Gayrı Safi Milli hasıla yenemez (yazarı galiba Stanford'tan ve Earthwatch'tan, kitap evde değil,işyerimde).

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...