4 Mayıs 2012 Cuma

Hiç


Baba evimizin bir duvarında asılı çerçeve içinde eski Türkçe bir hat yazısı vardı. Yazı olarak biçimi güzeldi ama hiç bir maddi değeri yoktu. Fotokopiydi çünkü. Yazının anlamı “hiç” idi. Maddi değerinin olmadığını vurgulamak ister gibi. “Bu ne demek” diye soranlara “hiç” diye cevap vermeyi severdi babam. Üsteleyenlere de “yazının anlamı hiç” derdi. “Yani ne demek” diye hala üsteleyen olursa “herşey bir koca hiçten ibaret değil mi? İşte onu anlatıyor bu yazı” diye açıklardı. 

          
İstanbul Hukuk Fakültesi’ni ve Paris Siyasal Bilgiler Okulu’nu bitirmişti babam. İngilizce ve Fransızca bilir, Edgar Allan Poe gibi çevrilmesi son derecede güç yazarlardan belki de yalnızca kendisi için çeviriler yapardı. Paris dönüşü İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ne asistan olarak girmişti. Paris’e gitmeden önce, Hukuk Fakültesi’nde, Nazi Almanya’sından kaçıp İstanbul’a gelen, birçok ünlü hocanın öğrencisi olmuş, Paris dönüşü asistan olarak girdiği İktisat Fakültesi’nde ise Faşizmden kaçıp İstanbul’a gelen Umberto Ricci adlı bir İtalyan profesörün asistanlığını yapmıştı.

II. Dünya Savaşı bitip de İtalya demokrasiye dönünce Umberto Ricci ülkesine dönmek üzere İstanbul’dan bir gemiyle ayrılmış, gemi Mısır’a uğradığında kalp krizi geçirmiş ve yıllar yılı uzak kaldığı ülkesini son bir kez göremeden Mısır’da ölmüştü. Ricci gibi yeni şeyler söyleyen bir bilim adamıyla çalıştıktan sonra asistanlığın pek bir anlamı kalmadığını anlatmıştı babam, niçin asistanlığı bıraktığını sorduğumda. Ankara’da daha yüksek ücretli üst düzey bir kamu görevi teklifini kabul etmişti. İki çocuğu olunca İstanbul’da aldığı asistan maaşı yetmez olmuş olsa bile eminim işin parasal yanı onun için önemli değildi. Bilimsel çalışma ortamındaki değişimdi asıl canını sıkan. Yoksa bırakın her şeyi bir yana, bütün çocukluğu ve gençliği İstanbul’da geçmiş, bütün ailesi İstanbul’da olan birisinin pılıyı pırtıyı toplayıp 1940’ların sonunda Ankara’ya gitmesi kolay iş değil. Sanırım o gidiş bir çeşit uzaklaşma isteğiydi bulunduğu çevreden. Ya da birden bulunduğu ortama yabancı hissetmeye başlamıştı kendisini. O yabancılık duygusunun Ankara’da azalacağını düşünmüş olsa gerek o sıralar. Oysa Ankara daha da yabancı hissettirir insanı kendisine. Ne zaman ilk kez bulup da çerçeveletmişti bilmiyorum ama o “hiç” yazısını hiç ayırmamıştı babam yanından.  

Dünyadaki en büyük ayrıcalıklardan birisi can sıkıntımızı, çözümsüzlüklerimizi paylaşabileceğimiz birilerinin olmasıdır. Bizi anlayacak, dertleşebilecek, çözüm bulamasa bile teselli edebilecek birisini bulduğumuzda kısmen kurtuluruz yabancılık duygusundan. Sonra giderek başkalarının yabancılığını paylaşıp yol gösterme sırası bize gelir. Ve o zaman anlarız ki aslında yapılabilecek olanlar sınırlıymış. Onu anladığımız anda işin tılsımı bozulur. Geriye bir koca hiç kalır. Ve başlarız geçmişin gerçek olup olmadığını düşünmeye. Umberto Ricci diye birisi yaşamış mıydı? Ya babam? Bütün bu geçmişi ben mi yaşadım? Yaşadıysam nerede? Yaşamadıysam bu hayal meyal hatırladıklarım ne? Neydi bunlar? Hepsi bir hiç mi yani?

Yaşıyor olsaydı babama sorardım bütün bu çözümsüz soruları. O mutlaka yanıtlardı. Ya da belki duvardaki yazıyı gösterirdi bana.

(Bu yazı ilk kez 27.07.2003 tarihinde Radikal Gazetesinde yayımlanmıştır.)

31 yorum:

  1. Uzerine yorum yapip bozulamayacak kadar guzel olmus. elinize saglik, babaniza rahmet,
    Saygilar,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bazen hiç büyümemek gerek diye düşünürüm, hep çocuk kalmak bana verilen oyuncaklarla yetinip onlarla oynamak başka hiç bir şeyi düşünmeden. Ancak öyle mutlu olabiliyor insan. Büyüdükçe düşündükçe hiç bir şeyin çocuk gözüyle gördüğümüz dünya gibi olmadığını görüyoruz. Kimimiz değişiyor, kendini bırakıp dünyaya ayak uyduruyor. Kimimiz hep çocuk kalıp herkese yabancılaşıyor, anlaşabileceği akranlarını bulmakta zorlanıyor. Çocuk kalmanın tek kötü yanı özgürlüklerin kısıtlı olması. Yemeğini ye bitir arkandan ağlamasın, şimdi yat uyu öcüler gelmesin, yaramazlık yapma baban kızmasın, her şeyi merak etme uf olursun, sonra düşününce büyüsemde büyümesemde hayat bazı katı kurallardan ibaret bunlardan kaçılmıyor. Uslu bir çocuk olursak kim bilir belki şirinleri bile görebiliriz dediler pokemonlar geldi. O da kurala uydurma yalanı çıktı. " Düşününce Özgürlük sadece düşlerde kalıyor. Özgürlük zamanımız yengeç zamanından fazla değil,hele bunlara bir de düşünce kısıtlarını eklerseniz özgürlüğümüz neredeyse yalnızca rüyalarımıza kalıyor. " Rüyalarımız ne peki... Hiç...

      Sil
    2. Yorum için elinize sağlık, teşekkürler

      Sil
  2. Babanıza rahmet , sizlere sağlık .Babam lise öğretmeniydi. Sizin babanız açıkladığınız gerekçeyle İstanbul dan Ankara ya gitmiş.Ancak bizim babamız terfien bakanlık bünyesindeki üst düzey bir göreve ''çocuklarımı orada okutamam'' diye gitmemiş rahmetli.Nitekim 4 kardeşten 2 sinin derslerine girerek bizzat öğretmenliğimizi de yapmıştı. Sayenizde anmış olduk. Gidenlere rahmet diliyoruz. Kalanlara da sağlık ve huzurlu bir yaşam.. Böylelikle yazınız sayesinde hoş bir cumartesi keyfi yaşadık.. Teşekkürler hocam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Farklı anılar, benzer duygular. Teşekkürler.

      Sil
  3. Yürekten dökülen inciler..

    YanıtlaSil
  4. Bu yıllar öncesinden çok etkilendiğim bir kelimedir. Bir dönem teknemin ismi olarak kullandım.

    Japon film yönetmeni Yasujiro Ozu'nun mezar taşında da sadece HİÇ kelimesi vardır.

    Saygılarımla

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hiç. Bir mezar taşına yazılabilecek en anlamlı sözcük bu herhalde. Aslında babamın mezar taşına da HİÇ yazdırmalıydık diye düşündüm şimdi.

      Sil
  5. Kainatın sonsuzluğu yanında,
    ömrü geleceğin belkilerinin ve geçmişin keşkelerinin toplamı sayan da,
    ömre bir andır diyen de
    Hiçin parçası, hiçten ibaret..
    O hiç ki herşeyden fazla..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok güzel. Paylaştığınız için teşekkürler.

      Sil
  6. Üstad,

    Sanırım, Konfiçyus'un dediği gibi.

    "Dünyada en zor şey karanlık bir odada kara bir kedi aramak. Özellikle odada kara kedi yoksa."

    İyi hafta sonları
    Cafer Demir

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında kedinin gözü karanlıkta parlamaz mı?

      Sil
    2. Herhalde bakış açısı ile ilgili..

      Sil
    3. Kedinin gözüne karanlıkta herhangi bir ışık gelmez ya da yansımazsa parlamaz. Trafik levhaları gibi üzerine gelen ışığı yansıtır, farlarınız yanmıyorsa karanlıkta trafik levhalarını da göremeyiz. Konfiçyus şimdi yaşasaydı ; Dünyada en zor şey karanlıkta bir bayanın çantasında evin anahtarını bulmasıdır. Özellikle çantada anahtar yoksa derdi bence

      Sil
    4. HİÇ olmasaydı hayat; katlanılmaz olurdu giden bunca sevdiğin insanın ardından...

      Sil
  7. Mahfi Ağbiciğim,
    ellerine sağlık, bu yazıyı kaçırmışım. Senin yazılarını okumadan güne başlamam. Ama radikalde ilk defa 2003'de yayınlanan bu yazıyı kaçırmışım, tekrar yayınladığın için sonsuz teşekkürler. Dünyaya gelmeden önce Hiç'tik. Sonra 5 mikron büyüklüğünde bir yumurta ile sperm birleşti ve var olduk. Sonra yine hiç olacağız. Ama arada geçen süreç "hiç" olmayacak. Mesela yazmış olduğun "Kolay Ekonomi" kitabın bence hiç "Hiç" olmayacak. Ellerine sağlık. Nihayet öğrencilerime önerebildiğim kolay bir ekonomi kitabı artık sayende var. Seni tanımak, okumak, hasbihal etmek çoook güzel...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili Yaşar, çok teşekkür ediyorum, sağol.

      Sil
  8. Çok Değerli Mahfi hocam
    Neden bilmiyorum ama yazınız bende aşağıdaki Ömer hayyam rubaisini içimden fısıldama arzusu uyandırdı

    Ey kör bu yer bu gök bu yıldızlar boştur boş
    Sen bırak onu bunuda gônlünü hoş tut hoş
    Şu durmadan kurulup dağılan evrende
    Bir nefestir alacağın oda boştur boş

    Üstadım sanırım bu boşluk sizin bahsettiğiniz "hiç" lik

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ömer Hayyam'ın en sevdiğim rubailerinden birisidir bu. Bu yazıda da etkisi olduğunu itiraf etmeliyim. Teşekkürler.

      Sil
  9. Üstadım
    Size yazıyı yazmaya etkisi olan bir kaynaktan benimde besleniyor olmam beni çok mutlu etti

    Sevgi ve saygılarımla

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ömer Hayyam çok önemli bir filozoftur.

      Sil
  10. Sayın Mahfi Hocam
    İlk önce babanıza rahmet diler, sizede saygılarımı sunarım.
    HİÇ'liğin anlamını birde hoca nasreddin efendinin bakiş açısından bakıp insanların aslında ne olup olmadıklarının farkına varmaları, insanlığın gelebileceği en yüksek aşama olacağı kanısıdayım.

    Nasrettin Hoca'ya sormuşlar:
    “Kimsin?”
    “Hiç” demiş Hoca, “Hiç kimseyim.”
    Dudak büküp önemsemediklerini görünce, sormuş Hoca:
    ...“Sen kimsin?”
    “Mutasarrıf” demiş adam kabara kabara.
    “Sonra ne olacaksın?” diye sormuş Nasrettin Hoca.
    Herhalde vali olurum” diye cevaplamış adam.
    “Daha sonra?” diye üstelemiş Hoca.
    “Vezir” demiş adam.
    “Daha daha sonra ne olacaksın?”
    “Bir ihtimal sadrazam olabilirim.”
    “Peki, ondan sonra?”
    Artık makam kalmadığı için adam boynunu büküp son makamını söylemiş:
    “Hiç.”
    “Daha niye kabarıyorsun be adam. Ben şimdiden senin yıllar sonra gelebileceğin makamdayım: "Hiçlik makamında!”

    Sayın hocam ek olarak, İslam alimi ve mutasavvıf. Mevlana’nın gönül dünyasında büyük değişiklikler yapmış kuvvetli bir alimi olan Şem-si Tebrizi'nin 40 kuralından 33 ncü kuralı da belirtmeden geçemiyeceğim.

    33. kural : Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken sen hiç ol! Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl ki çömleği tutan dışında ki biçim değil içinde ki boşluk ise, insanı ayakta tutan da benlik zannı değil hiçlik bilincidir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İki öykü de çok hoş. Teşekkürler.

      Sil
  11. Hocam hepimizin yapısında yok olmama sonsuzluğa gitme var yani bir bakıma hiç olmak istemiyoruz. Hiç olmama yolunda pişebilmek için geçmemiz gereken bu dünya koca bir hiçten ibaret. Bunu biraz unutmasak "hiçler" için birbirimizi yorup kırmasak dünya ne kadar güzel olurdu. Zamana rağmen anlamını yitirmeyecek bu güzel ve anlamlı yazı için çok teşekkürler. Babanıza rahmet diliyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de bu değerli görüşlerinizi paylaştığınız için teşekkür ederim.

      Sil
  12. Sevgili Hocam, biraz geç gördüm ve hemen Neyzen Tevfik'in şu dörtlüğüyle mukabelede bulunmak istedim;

    Gezindim saz-ı hicranımla binbir perde üstünde,
    Şu aheng-i hayatın darbını taksime yeltendim.
    Karar kıldım adem adab-ı gamda, fasl-ı Hiçi' de,
    Şunu derk eyledim ancak ki barım kendime kendim..

    kendimizi hiçleyebilmek erdemine ulaşabilmek gayretiyle..

    YanıtlaSil
  13. bayıldım bu yazınıza, elinize sağlık. çok içten olmuş....

    YanıtlaSil
  14. Hocam yeni okuma fırsatı buluyorum fevkalade olmuş..

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...