3 Haziran 2012 Pazar

Hazine Borçlanması ve Sürdürülebilir Bütçe Dengesi


Hazine, bütçe açığını karşılamak veya geçmişten gelen ve bu yılın bütçesinde oluşan faiz dışı fazlanın karşılayamayacağı borç geri ödemelerini yapabilmek için borçlanır. Asıl nedeni budur. Bir de çok sık başvurulmasa da para politikasına destek olmak üzere maliye politikasının bir aracı olarak piyasada oluşan aşırı likiditeyi çekme konusunda Merkez Bankası’na yardım amacıyla borçlanmaya gidilebilir.

Asıl olarak bütçe açıklarını karşılamayı hedefleyen Hazine’nin borçlanma ihtiyacı için şöyle bir denklem yazılabilir:

Hazinenin borçlanma ihtiyacı = Cari yılın bütçe açığı + İç borç anapara ve faiz ödemeleri + Dış borç anapara ve faiz ödemeleri

Bu ihtiyacın nasıl finanse edileceğini göstermek için de bir denklem yazmamız gerekirse şöyle yazabiliriz:

Hazine finansmanı =  İç borçlanma + Dış borçlanma + Diğer finansman

Bu denklemde yer alan diğer finansman kalemi içinde faiz dışı fazla, özelleştirme gelirleri, İssizlik Sigortası Fonundan yapılan aktarımlar, TMSF'den sağlanan gelirler, devirli ve garantili borç geri dönüşleri, kasa ve banka değişimi ve kur farkı kalemleri yer almaktadır.

Hazine borçlanması iki şekilde yapılır: İç borçlanma ve dış borçlanma. Her ikisi de günümüzde piyasadan tahvil veya bono ihracıyla yapılmaktadır. Yani Hazine kişilere ya da kurumlara kâğıt satmakta ve karşılığında aldığı parayı finansman ihtiyacında kullanmaktadır.

Aşağıda Hazine’nin geçen hafta içinde açıkladığı 2012 yılı Haziran – Temmuz – Ağustos dönemini kapsayan 3 aylık finansman programını bir tablo halinde sunuyorum.


(Milyar TL)
Ödemeler
27,7
   İç Borç Ödemeleri
22,5
       Anapara  
12,3
       Faiz
10,2
   Dış Borç Ödemeleri (Anapara + Faiz)
5,2
Finansman
27,7
   İç Borçlanma
17,5
   Dış Borçlanma
1,0
   Diğer Finansman
9,2

Buna göre önümüzdeki üç aylık dönemde Hazine 27,7 milyar TL’lik borç anapara geri ödemesi ve faiz ödemesi yapacak ve bunu üç yoldan finanse edecektir: İç borçlanma, dış borçlanma ve diğer finansman. Hazine, iç piyasaya toplam 22,5 milyar TL’lik iç borç ödemesi yapacak olmasına karşılık iç piyasadan toplam 17,5 milyar TL’lik yeni borçlanma yapmayı planlamakta aradaki 5 milyar TL’lik farkı da başta faiz dışı fazla olmak üzere diğer finansman kaynaklarından kapatmayı öngörmektedir. Bu durumda Hazine, piyasaya 5 milyar TL likidite bırakmış olmaktadır.

Hazine’nin iç borç çevirme oranı şöyle hesaplanıyor:

İç borç çevirme oranı = İç borçlanma / İç borç ödemeleri
Yukarıdaki sayıları bu denkleme uygularsak Haziran – Temmuz – Ağustos 2012 için iç borç çevirme oranını şöyle hesaplayabiliriz:

İç borç çevirme oranı = 17,5 / 22,5 = 0,78 (yani yüzde 78.)

Buna göre Hazine piyasaya ödediği her 100 TL’ye karşılık piyasadan 78 TL’lik yeni borçlanma yapmaktadır.

İç borç çevirme oranında gerçek bu mudur? Bana göre gerçek iç borç çevirme oranında iç borç ödemelerinde faiz ödemeleri işin içine katılmamalıdır. Yani iç borçlanma nasıl ki yalnızca anapara üzerinden alınıyorsa iç borç ödemeleri de yalnızca anapara üzerinden alınmalı ve iç borç çevirme oranı öyle hesaplanmalıdır. Aksi takdirde pay ve paydayı aynı bazda ele almak için yeni iç borçlanma için ödenecek faizleri de işin içine katmamız gerekir.  

Buna göre iç borç çevirme oranının doğru denklemi şöyledir:

İç borç çevirme oranı = İç borçlanma / İç borç anapara ödemeleri

Şimdi yukarıdaki sayıları bu denklemde yerlerine koyalım:

İç borç çevirme oranı = 17,5 / 12,3 = 1,42. Yani yüzde 142.

Buna göre faiz ödemeleri dışarıda bırakıldığında Hazine önümüzdeki üç ayda yapacağı her 100 TL’lik iç borç ödemesine karşılık 142 TL’lik iç borçlanma yapacak demektir. Bu da bizim borç stokumuzun artacağı anlamına geliyor.

Eğer bu oran yükseliyorsa özel kesimin piyasadan dışlanması (crowding out etkisi) oran düşüyorsa özel kesime piyasadan yararlanma imkanının artması (crowding in etkisi) söz konusu oluyor demektir.

Sürdürülebilir Bütçe Dengesi

Kamu kesimi mali dengeleri konusunda literatürde kullanılan kavramlar arasında bütçe dengesi, faiz dışı denge, kamu genel finansman dengesi, hazine nakit dengesi gibi kavramlar bulunuyor. Ben bunlara bir de sürdürülebilir bütçe dengesi kavramını ekliyorum.

Sürdürülebilir bütçe dengesi = Bütçe faiz dışı giderleri toplamı / Bütçe vergi gelirleri.

Sürdürülebilir bütçe dengesi kavramının ötekilerden ne farkı var? Ya da ben böyle bir kavramı izlemeye niçin ihtiyaç duyuyorum?

Bu kavramın en önemli farkı gelirler açısından yalnızca vergi gelirlerini hesaba katmasında yatıyor. Bir başka deyişle bu denklemde özelleştirme gelirleri, 2B gelirleri, mali af gelirleri gibi bir defaya mahsus gelirler yer almıyor. Giderler konu olduğunda da yalnızca faiz dışı giderleri alıyorum.

Kavramın, faiz dışı dengeden farkı hesaplamaya alınan gelirlerde ortaya çıkıyor. Faiz dışı denge hesabında bütün bütçe gelirleri hesaplamaya katılırken sürdürülebilir bütçe dengesi kavramında yalnızca vergi, gelirleri hesaba alınıyor.

Aşağıda 2005 yılından 2012 Nisan ayına kadar bütçe gelişmeleri gösteriliyor. 


Sürdürülebilir bütçe dengesinin GSYH’ya oranı 2005 – 2010 yıllarında daima bütçe dengesinin GSYH’ya oranının altında seyretmiştir. Hatta 2005 ve 2006 yıllarında bütçe açık verirken sürdürülebilir bütçe dengesi fazla vermiştir. 2011 yılı ve 2012 yılının ilk 4 ayında ise bütçe açığının GSYH’ya oranı ile sürdürülebilir bütçe dengesi açığının GSYH’ya oranı aynı düzeye gelmiştir. Bu bize artık vergi gelirlerinin faiz dışı giderleri karşılamakta zorlandığını ve her yıl bir defaya özgü gelirlere olan ihtiyacın giderek arttığını gösteriyor.

Her yıl yeniden bir defaya özgü gelirler keşfedip uygulamaya koyarak sonsuza dek bütçe açığını kapatmak mümkün görünmüyor. O nedenle artık zaman geçirmeden dolaylı vergilerden dolaysız vergilere doğru vergi dönüşümünü yapmak ve kayıt dışı kalmış olan vergiye tabi işlemleri kayda almak, kısacası yapısal reformlara girişmek gerekiyor. 


25 yorum:

  1. Hazine'nin açık vermemesi için borçlanmamnın %0-1 arasında olması makuldur.Siyasilerin "faiz" doğuran kredi sistemini,kısmi rezerv oranını bilmesi gerekir.Enflasyon birincil hedef olmalı sn hocam bu analize göre, büyümenin "faiz" doğurmayan ya da mecburi durumda makul bir faizle olmalı yeni paradigma.

    YanıtlaSil
  2. bileşik faiz sn.hocam ekteki linkte gibi yıkıcı bir durum.Bu sebepten "para" sistemi ile reel ekonomi arasındaki uçurum giderek artmakta.Dünya 0 faizi görmeye başladı.Biz hala %10 la dünyanın en yüksek faiziyle borçlanıyoruz.Bir nev'i servet transferidir bu.Bu konuyu alternatif çözüm önerileriyle güncele dair perspektiflerinizi okumak isteriz.


    https://www.facebook.com/photo.php?v=444632275100

    YanıtlaSil
  3. BDPS(Borca Dayalı Para Sistemi) içinde Merkez Bankalarına fiyat istikrarını temel amaç edinmeleri istenmektedir. “Enflasyon nasıl düşürülür?” şeklinde bir soruyu herhangi birisine sorsanız size “Çözüm faiz oranlarının düşürülmesidir” diyecektir.

    http://www.haber7.com/prof-bgultekin-cetiner/haber/883181-memura-zam-en-az-107

    Sn.hocam; 2012 astrologlara göre "farkındalık" yılı olacakmış.Sizlerin yazılarınız,medyadaki konumuz gereği yazdığınız tüm yazıların özünde bu "para sistemi"nin dünyada ve TR'de kimlere yaradığı ortada.Bu bilinçlendirme konusunda ne kadar katkınız olur bilemem ama (Garanti Bankası ya da Doğuş Grubu şirketlerinde bir göreviniz varsa bilemiyorum tabii)banka sisteminde kısmi rezerv mantığı,bileşik faiz,faiz doğuran borç gibi kavramların artık bitmesi gerektiğini,proje ortaklığı şeklinde normal bir ticari bankacılığa geçilmesi ve rezervlerin %100 karşılığı olacak şekilde yeniden düzenlenmesi gerekliliğine destek olmanızı bir misyon edinmenizi beklerim şahsım adına.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. onca şey yazdıktn sonra "rezervlerin %100 karşılığı olması" diyebilmek bence cesaret işi idi levent bey. bankalar kredi vermek için türlü oyunlar oynamaya kalkarken rezervlerin %100 karşılığının olmasını temenni etmek mantık sınırları dışındadır.
      gayet güzel bir istekte bulundunuz fakat isteğinizin de gerçekleşemeyeceğini de sorgulamanızı beklerdim yazdıklarınızı okuduktan sonra.
      saygılarımla.

      Sil
    2. Öncelikle bu tartışma için teşekkür ederim. Amacım da bu zaten. İkinci olarak bu blogda Hakkımda bölümünde yazdığım gibi 2004 yılından bu yana hiçbir bankada 2006 yılından bu yana da hiçbir kurumda görev yapmıyorum. Kadir Has Üniversitesinde ders veriyorum, CNBCe ve NTV de ekonomi yorumu yapıyorum, CNBCe Business aylık dergisinde yazı yazıyorum. Doğuş Grubu şirketlerinin hiçbirinde kadrolu ya da kadrosuz bir görevim yok.
      Burada yazdıklarımla bir yandan ekonomik olayların anlaşılmasına katkı yapmaya bir yandan da sistemdeki eksiklikleri ve aksaklıkları eleştirmeye çalışıyorum. Dediğiniz kurumlarda çalışırken de Radikal2De yazdıklarım ya da kitaplarımda aynı şeyi yapıyordum.
      Bizim dünyanın en yüksek faiziyle borçlanmamız yabancılara olan borçlanmamızdır. Yerli halka borçlanmamızda reel faiz ekside bulunuyor. Bunun sistemden çok bizim imkanlarımızın ötesinde büyümeyi hedeflememizden kaynaklandığını düşünüyorum. Potansiyelin üzerinde zorlanmış bir büyüme ithalatı, ithalat cari açığı o da finansman gereksinimi artırıyor. Daha çok borç daha yüksek faiz demek.

      Sil
  4. Hazinenin borclanmasina iliskin en temel noktalardan birisini bu kadar anlasilir ve sade anlatmaniz oldukca faydali ve gerekli sayin hocam. Bu tur hesaplamalar ve ayrintilar ic borc cevirme oranini %78`den %142`ye cikaran yani neredeyse bir kat fazla gosteren bir durum. Elbette isin bilenleri bu durumun farkinda lakin oldukca zor donemler gecirmis yillarca asiri yuksek faiz ve enflasyon oranlari gormus ekonomimizin tekrar ayni kisir dongulere girmemesi icin ozellikle teknik alandaki kamuoyu bilinclendirilmesinin ve farkindaligin artirilmasi gerekli oldugunu dusunuyorum. Bu konulardaki yazi ve bilgilendirmelerinizin devam etmesini cani gonulden destekliyor ve tesekkur ediyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim, elimden geldiğince ve hiçbir karşılık beklemeden bildiklerimiş ve gördüklerimi anlatmaya çabalıyorum.

      Sil
  5. hocam geçen sene abd nin başına dert olan borçlanma limiti diye kast edilen hadise yazınızdaki borçlanma limitidir değil mi?
    ayrıca 2001 krizinden sonra mb sının bağımsızlığı adına hazineye de borçlanması kanun dışıdır. yanılıyorsam düzeltin lütfen.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ABD'nin başına dert olan borçlanma limiti farklı bir şey. Orada Kongre'nin koyduğu bir mutlak miktar limiti var. Hatırladığım kadarıyla 13 trilyon doların üzerindeydi. Borç stoku o düzeye ulaşınca yönetimin borçlanma yetkisi bitiyordu. Kongre bu limiti artırdı. Benim yazıda konu ettiğim bir yasal limit değil sadece teknik bir hesaplama.
      Kriz hallerinde her şey değişir. "Zor oyunu bozar" diye bir söz vardır bilirsiniz. Ama 2001 krizinde TCMB, Hazine'ye borçlanmadı. Tam tersine eskiden Hazine, TCMB'den kısa vadeli avans adı altında piyasa faizinin altında bir faizle borçlanırdı. Bu, TCMB'nin baımsızlığını zedeleyen bir uygulamaydı. Tümüyle kaldırıldı.

      Sil
  6. sevgli hocam,tşk ederim samimimi yanıtlarınız için,bankalar lehine pozitif ayrımcılık yapılan bir dünyada,kısmi rezerv oranının tartışılmaya açılması gerekir en azından TR de.Siyasi iradenin büyüme uğruna dünyanın en yüksek faizini vermede bir sakınca görmezken içerde tasarruf sahiplerine enflasyon sebebiyle negatif faiz ödediğini anlıyorum.İspanya ve İtalya'nın da çok yüksek faizle borçlanırken Almanya'ya 0 faizle borç veren davranışların altında "kağıt para"nın sadece itibari değeri mi olmaya gidiyor? sorusunu da sormak gerekiyor. ABD, tahvilleri ödemiyorum yeni bir rezerv paraya geçiyorum dese ne olur? Bugün salt "para"nın bir değeri yok,dünyada mevcut fiziki para ile sanal para arasındaki fark %10 civarında.Bu gap devletlerin mevduat garantisiyle daha ne kadar gidebilir ki?

    YanıtlaSil
  7. %10 derken fiziki para ile sanal ortamda kayıt üzerindeki paranın sadece %10 u demek istedim.

    YanıtlaSil
  8. Siz bu adada olsaydınız ne yapardınız? (Sn.hocam direkt mailiniz olmadığı için bu yazı serisini okuma zahmeti sonrası değerli yorumlarınızı bilmek isterim.)

    http://www.haber7.com/prof-bgultekin-cetiner/haber/776049-siz-bu-adada-olsaydiniz-ne-yapardiniz/1

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu dedikleriniz çok doğru ama zaten 1971 de ABD doların altın karşılığını kaldırdığı günden beri böyle. Ama dünyada birçok kişi hala paranın altın karşılığı olduğunu düşünüyor. Bugünün dünyasında amaç paranın fiziksel bir değeri olması değil sadece alışverişe kolaylık getirmesi. Ama söylediğiniz risklerin hepsi geçerli. Söylediğiniz riskin gerçekleşmesi zaten kapitalizmin tümüyle çökmesi anlamına gelir ki ötesi uzun süreli bir kaostur. Bugün bile bir kaos ortamı yaşanıyor.

      Sil
  9. Kıymetli hocam, bu makaledeki anlatımlar ve grafiklerin de hem size hem de farkındalığın daha geniş kitlelere de yaygınlaşması bakımından faydalı olacağı kanaatimi taşıyorum.Bazen çözümler onu oluşturan düzlemin dışından gelebiliyor,yeni paradigmaların artık devreye girmesi gerektiğine inanıyorum gelinen durum itibarıyla....


    http://www.haber7.com/haber/20110811/ABD-borclarini-neden-odeyemez.php

    YanıtlaSil
  10. Sevgili hocam,nakit akışı yönetimini dünyada en iyi yapan kurumlar "bankalardır".Siyaset popülist kaygılarla buna pek dikkat etmez.Mevcut iktidarda bile bu hassasiyetler yeterli değil.Şahsım adına devletin bir ekonomideki rolünü ortaya koymak ve borçlanmanın en düşük maliyetle ve gelirlerinin maksimum %30 unu geçmeyecek şekilde "ilke" esaslı bir anayasal zorunluluk belki bu siyasilere "nakit akışı" yönetiminin tıpkı insan vücudundaki kan akışıyla aynı öneme sahip olduğunu idrak etmesine vesile olur.

    Bu arada "borç" niye alınır? Alınan borcun pozitif nakit akışı sağlayıp sağlamadığı da sorgulanmalıdır değerli hocam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Belirttiğiniz endişelere hak vermekle birlikte kamu açından borçlanmanın yalnızca açık kapatmak için değil bazen maliye politikası amacıyla ekonomiyi frenlemek ya da canlandırmak üzere de kullanılabildiğini düşünce bu tür düzenlemeleri anayasaya koymanın doğru olmayacağı sonucuna varıyorum.

      Sil
  11. Sevgili hocam,ABD bile borçlanma tavanını senatoda belirlemiş,insan bazı disiplinleri kazanmak için sürekli kendine sözler verip uygulamasıyla bir davranış biçimini kazanabiliyor.Siyaset mekanizmasının da böyle bir disiplin kazanımı için kendini sadece "sözle" değil ayrıca yaptırıma bağlı şekilde bağlaması gerekir.Geçmişte nelerin olduğunu en azından 39 yaşında emekliliğe cevaz veren politikacıların ülkeye verdiği zararları yeni nesillere miras olarak bıraktıkları gerçeğini de unutmadan bir şekilde üst disiplin mekanizmalarının da sağlanması gerekir "anayasa" ya da başka bir disiplin aracı anlamında......

    Bir insanın kendi bütçesini yönetmesiyle devletin yönetimi arasında "borç yönetimi-nakit akışı yönetimi" bizlerin bilemediği ne gibi farklar olabilir değerli hocam minik bir örnekle de olsa yazabilirseniz idrak etmiş olalım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ABD borç tavanı koydu ama ondan kurtulmak için attığı taklalarla aslında saygınlığını daha çok zedeledi. Sonuçta "maaşlarınızı alamazsınız" denince Kongre direnmeyi bırakıverdi.
      Devlet ile kişiler ve kurumlar arasında o kadar çok fark var ki hangisini anlatsam. Belki en önemlisini söylemem yeterli olur: Devlet borcunu ödemede sıkıntıya düşerse para basar ya da yeni vergi koyar ve borcunu öder, kişiler bunu yapamaz. (bu eylemin sonuçta enflasyon yaratması ya da başka sıkıntılara yol açması ayrı bir tartışma konusu. Burada devletin kişilere göre üstünlüğünü söylemek için bu örneği verdim.)

      Sil
  12. "para basmanın" borçlanma olduğunu herkes biliyor artık,borçlanma demek "faiz" demek,"enflasyon" da bir nev'i örtülü vergi salma.O zaman devletin asıl görevlerinin dışında ekonomik anlamdaki rolünü (başarı kriteri olarak reel olarak halkın satınalma gücünün artması olarak düşündüğümüzde)kıyas bakımından özellikle yapmaması gereken para ve maliye politikalarının altını çizmek bu veri çöplüğünde pozitif ayrışmayı sağlayacaktır değerli hocam sizler ve takipçileriniz için.

    Bu arada Ege Cansen 'in yazısından oldukça önemli gördüğüm bir alıntıyı da paylaşmak istedim yönünü ışığa dönenler,iletişime,fikirlere ve neticesinde gelişime açık tüm beyinler için....

    --------------------------------------------------------------------------------------
    Ben, “işsizliği büyüme çözer” yargısının terk edilmesi gerektiği kanaatine vardım. Çünkü zengin ülkelerin hızlı büyümesi hem mümkün değildir hem de gereksizdir. “İktisat denen şey, teşviklerden ibarettir” (Economics is about incentives) diye bir düstur vardır. Eğer işsizlik bir numaralı sorunsa, “vergi teşvikleri” yalnız bunu hedeflemelidir. Bunun için özellikle yüksek tahsilli gençlerin, bir işverene bağlı olmadan “serbest çalışması” teşvik edilmelidir. Çok adam alıp, sabit giderlerini büyütmek istemeyen, kıdem tazminatından gözü yılmış işverenler için kendi hesabına çalışan birine “iş vermek” onu “işe almaktan” daha hesaplıdır.
    Son Söz: Herkes kendine iş verse, işsizlik ortadan kalkar.
    ----------------------------------------------------------------------------------------
    yazının tamamı;

    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/20536929.asp?yazarid=260

    YanıtlaSil
  13. Mahfi Bey, sürdürülebilir bütçe dengesi rakamları 2010, 2011 ve 2012/4 sütünlarında sanırım yanlış olmuş; fark bulunurken faiz dışı gider yerine bir üst satır alınmış.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız, asıl hesaplamaya aldığım bir alttaki oranlar doğru olduğu halde üst satırda söylediğiniz hata olmuş. Düzeltip yeniledim. Teşekkür ederim.

      Sil
  14. Sayın Levent Kafadar sizi takdir ediyorum. Zulüm ve sömürü sistemi BDPS (Borca Dayalı Para Sistemi) ve bunun içinde KRS (Kısmi Rezerv Sistemi) ile parayı yoktan var edip insanlığı köleleştiren bankalar konusunda ekonomistleri uyarmaya çalışıyorsunuz.
    Ancak gördüğünüz gibi boşuna kendinizi yoruyorsunuz. Bunlara harcayacağınız zamanı gidin sokakta köleleştirilen insanlara anlatın daha ehvendir.

    Zira ekonomistlere laf anlatamazsınız. Onlar öğretilmiş çaresizliğin en baştaki kurbanlarıdır. Onlar daha dünyada yokken veya kısa donla gezerken insanlığı köleleştirmek için yayılmaya başlayan bu sistemi tüm insanlığın tarihi zanneder ve sorgulamazlar. Onları bırakın kendi haline. Akan çatı yerine altına kovalarını koymaya devam etsinler.

    Kısaca; bankacıların BDPS/KRS sahtekarlığını örtbas etmek için ihtiyaç duydukları kapağın tedarikçisi ekonomistlerdir.

    Selam ve sevgilerimle.
    B. Gültekin Çetiner

    YanıtlaSil
  15. mahfi bey,2008 finansal kriznden itibaren fed in bilançosu neredeyse 3 kattan fazla ve europan central bankın bilançosu 2,5 kattan ve bank of japanın bilançosu da 1,5 kattan fazla büyümüş durumda.başta abd olmak üzere bu şişkinliklerin yakın bir gelecekte yeni bir varlıklar balonuna dönüşmesini ya da beklenmedik şekilde ileride kuvvetli enflasyon baskılarına neden olarak yeniden bir küresel yavaşlama ya da resesyona neden olma riskini nasıl görüyorsunuz?..

    YanıtlaSil
  16. ayrıca mahfi bey,gelişmiş ekonomilerin merkez bankalarındaki bilanço şişkinliklerinin daha nominal tabloya dönüşümü için sizce hangi iktisadi kesiğm ya da kesimler bedel ödemek zorunda kalabilir?.zira:bir ülkenin merkez bankasının bilançosunun o ülke ekonomisinin aynasıdır sözünden yola çıkarsak ekonomilerde yine bazı bedeller ödenecek gibi geliyor..ne dersiniz mahfi bey bu konuda?:

    YanıtlaSil
  17. hocam, türkiyede 24 ocak 1980 tarihli serbest faiz kararlarının türk ekonomisinde hem reel ekonomiyi daralttığını hem de cari dengesizliğin zeminini hazırlayan temel unsurlardan birisi olduğunu düşünüyorum.hocam,bu konuda kısa da olsa aydınlatıcı bilgi verirseniz çok memnun olurum.saygılar....

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...