29 Eylül 2012 Cumartesi

Güncellenmiş Para Politikası Uygulamaları


Para Politikası Nedir, Neyi Amaçlar?
Para politikası, merkez bankalarının bazı araçları kullanarak piyasadaki para miktarını etkileyerek piyasaya sürdüğü paranın istikrarını sağlamak amacıyla uyguladığı politikalar bütününe verilen addır.

Piyasada sadece hazinelerin (ya da darphanelerin) piyasaya sürdüğü sınırlı tutarda madeni para ile merkez bankalarının piyasaya sürdüğü banknot söz konusu olsaydı merkez bankalarının emisyon hacmini, yani piyasaya sürdüğü para miktarını, denetlemesi para politikasının temelini oluştururdu. Bankaların kaydi para yaratmasının çok yaygın olmadığı dönemde Fisher’in ünlü miktar denklemi MV = PQ denklemi parasal ilişkileri açıklamaya yetiyordu. Bu denklemde M = para arzı, yani piyasadaki para miktarı, V = paranın dolanım hızı, yani bir para biriminin bir yılda kaç kez el değiştirdiği, P = fiyatlar genel düzeyi, Q =  Ekonomide bir yıl içinde üretilen mal ve hizmetlerin fiziki miktarıdır. Bu denklemde PQ çarpımı GSYH’ye eşit olduğuna göre MV = GSYH yazabiliriz.

Buna göre sadece paranın olduğu bir yerde Merkez Bankası M’yi yani piyasadaki para arzını denetleyerek para politikası uygulayabilir. Eğer enflasyonist eğilimler söz konusuysa piyasadaki fazla parayı çeker yani M’yi düşürür, bu durumda denklemin ikinci tarafında Q değişmediği sürece P, yani fiyatlar düşer. Eğer deflasyonist eğilimler söz konusuysa para arzını yani M’yi artırır ve bu durumda Q hemen değişmeyeceğine göre P yani fiyatlar yükselmeye başlar.  

Zaman içinde önce bankaların yarattığı kaydi para kredi talebindeki artış ile birlikte hızla çoğalmaya başladı, ardından da kredi kartları devreye girdi. Her ikisi de Merkez Bankası’nın doğrudan denetimi altında olmayan bir çeşit para idi. Bu durumda Merkez Bankası’nın nakit para arzını denetlemesi para politikasının etkinliği açısından yetersiz kalmaya başladı. Merkez Bankası ister istemez kredi hacmini denetleyecek araçları da devreye sokmak zorunda kaldı.

Para Politikası Araçları
Para politikası denildiğinde üç grupta toplanabilecek alt politikalar anlaşılıyor. Birinci grupta dolaysız para politikası araçları yer alıyor. Bunlar: (1) Kredi tavanı, (2)
İkinci grupta dolaylı para politikası araçları yer alıyor: Bunlar: (1) Reeskont politikası, (2) Açık piyasa işlemleri (APİ), (3) Karşılıklar politikası. Üçüncü grupta enflasyon hedeflemesi yer alıyor.     

Dolaysız Para Politikası Araçları
Dolaysız para politikası araçları fiyat ya da miktara, limit koyma gibi doğrudan müdahale yoluyla uygulanan araçlardır. Bunları kredi tavanı, faiz denetimi ve diğer araçlar olarak üç başlıkta ele alalım.

(1) Kredi tavanı: Bankaların açabilecekleri kredilere konulan miktar limitine kredi tavanı deniyor. Örneğin Merkez Bankası bankalara, topladıkları mevduatın ya da tüm kaynaklarının (mevduat + özkaynak + diğer kaynaklar) yüzde 80’i kadar kredi açabilecekleri talimatını vermişse buradaki yüzde 80 oranı kredi tavanını oluşturur. Diyelim ki bir bankanın toplam mevduatı 100 TL ise açabileceği kredinin tavanı 80 TL olur. Böyle bir oran koymak yerine doğrudan miktar da konulabilir. Örneğin Merkez Bankaları bankalara her yıl X milyar TL’den fazla kredi açamamaları talimatı verebilir. Kredi tavanı banka özelinde de uygulanabilir. Merkez Bankası, Bankacılık denetim otoritesinden aldığı raporlara göre bazı bankalara kredi tavanı getirebilir. 

Kredi tavanı, zorunlu karşılık uygulamasıyla birleştiğinde oldukça kısıtlayıcı bir önlem olabilir. Zorunlu karşılık oranının yüzde 10, kredi tavanının da mevduatın yüzde 80’i olarak belirlendiğini varsayalım. Bu durumda banka aldığı 100 TL’lik mevduatın 10 TL’sini Merkez Bankası’na karşılık olarak yatırdıktan sonra kalan 90 TL’nin yüzde 80’ini yani 72 TL’sini kredi olarak açabilecek demektir.

Bu politika aracının uygulanmasıyla iki kademeli etki yaratılabilir: (a) Doğrudan etki: Kredi genişlemesinin yarattığı talep fazlası bir ölçüde giderilir ve dolayısıyla ortaya çıkan enflasyonist baskı hafifletilebilir. (b) Kredi imkanı daralınca faizler yükselir ve kredi talebi biraz daha düşer.    

(2) Faiz denetimi: Merkez Bankası, bankaların mevduat ve kredi için uyguladığı faiz oranlarına sınırlamalar getirebilir. Günümüzde uygulanan serbest faiz sistemi geçmişte birçok açıdan denetim altındaydı. Bugün de aynı denetimin uygulanması mümkündür. Merkez Bankası faize limit koyabilir, farklı vadeler için farklı faizler uygulatabilir. Hatta bu uygulamayı teşvik amaçlı olarak farklılaştırılmış olarak da uygulatabilir.

Geçmişte faiz oranları Merkez Bankası tarafından belirlenirken ya da denetlenirken Türkiye’de Ziraat Bankası tarım kesimine Halk Bankası da esnafa, mevduat maliyetinin altında düşük faizle kredi açıyor ve bu farklardan doğan zararlar da görev zararı olarak Hazine’ye fatura ediliyordu.    

Bu tür müdahaleler mümkün olsa da günümüzdeki uygulama daha çok dolaylı politikalar aracılığıyla piyasa faizlerini etkilemeye yönelmiş, doğrudan faiz oranlarına müdahale yöntemi terk edilmiştir.

(3) Diğer dolaysız para politikası araçları: Merkez Bankası, bankaların konumuna göre getirecekleri senetlere farklı reeskont faiz oranları uygulayabilir (farklılaştırılmış reeskont uygulaması), bankalara kredi kartları nedeniyle ödenecek asgari miktarın yükseltilmesi yoluyla talebin denetlenmesi (tüketici kredilerine uygulanan denetim) gibi değişik konularda para arzını denetlemeye yönelik çeşitli araçları kullanabilir.

Bu tür para politikası araçları günümüzde kullanım alanı çok daralmış araçlardır. Aslında dolaysız para po9litikası araçlarının tümünün kullanımı günümüzde neredeyse ortadan kalkmış durumdadır. Kriz halinde bile ne Fed ne de AMB bu politika araçlarına başvurmamışlardır.

Dolaylı Para Politikası Araçları
(1) Reeskont politikası: Bankaların iskonto yoluyla aldıkları kâğıtları tekrar iskonto ettirerek (reeskont) Merkez Bankası’na satıp karşılığında para almaları uygulamasıdır. Diyelim ki bir şirketin elinde bir yıl vadeli ve 1000 TL değerinde iskontolu (faizi içinde) alınmış bir tahvil olsun. Bir yılın sonunda 1000 TL edecek olan bu tahvilin bugünkü değeri 1000 TL’den düşüktür. Şirket, vadesinden önce bankaya bu kağıdı verdiğinde banka, şirkete örneğin 900 TL verecektir. Bu durumda banka bu tahvili üzerinde yazılı değere göre yüzde 11 iskonto ederek [(1000 - 900) / (900)] almış olacaktır. Bu işleme iskonto, burada ortaya çıkan yüzde 11 oranındaki faize de iskonto faizi deniyor. Banka bu kağıdı aldıktan bir süre sonra nakit ihtiyacına düşüp kağıdı Merkez Bankasına 800 TL’ye satarsa ikinci kez iskonto işlemi ortaya çıkmış oluyor ki buna ikinci kez iskonto anlamına gelmek üzere reeskont deniyor. Vadeye kalan süre azaldığı için bankanın bu kağıdı Merkez Bankasına aldığı bedelden daha yüksek bir bedele satması mümkündür. Diyelim ki banka bu kâğıdı Merkez Bankası'na 910 TL'ye satmış olsun. Bu durumda Merkez Bankasının bankaya bu tahvil karşılığında ödediği faiz [(910 – 900) / (900)] yüzde 1,1 oluyor. Buna da reeskont faizi deniyor.


Reeskont politikasının iki amacı olabilir: (a) Bankaların elindeki kağıtları alarak onlara para vermek ve piyasadaki likiditeyi düzenlemek. (b) Reeskont faizini değiştirerek piyasadaki faiz oranını etkilemeye çalışmak.

 (2) Açık piyasa işlemleri (APİ): Merkez Bankası’nın bankalardan ve diğer kurumlardan tahvil, bono veya diğer menkul değerleri satın alması ya da tersine onlara tahvil, bono veya menkul değerleri satması eylemine açık piyasa işlemi adı veriliyor. Bu alım ve satımlar kesin alım veya satım olabileceği gibi geri alım veya satım vaadiyle (repo ve reverse repo) yapılan alım ve satımlar da olabilmektedir.

Merkez Bankası açık piyasa işlemlerine başvurmak suretiyle piyasadaki para miktarını (likiditeyi) ayarlayabilmektedir. Tahvil vb gibi kağıtları satın aldığında piyasaya likidite vermiş, geri sattığında ise piyasadan likidite çekmiş olur. Bu yolla piyasadaki para miktarını etkileyerek talep üzerinde oluşan baskıları denetleyebilmekte ve enflasyonist ya da deflasyonist gidişe müdahale edebilmektedir.

(3) Karşılıklar politikası: Bankalar topladıkları mevduatın Merkez Bankası tarafından belirlenen oranda belirli bir miktarını, ileride karşılaşabilecekleri zorluklarda talep edip kullanabilmek için Merkez Bankasına yatırmak zorundadırlar. Buna zorunlu karşılıklar, bunun miktarını belirlemeye yarayan orana da karşılık oranı adı veriliyor. Merkez Bankası’nın, karşılık oranını artırıp azaltarak bankaların açabileceği kredi miktarını ve maliyetini etkilemesi eylemine de karşılıklar politikası adı veriliyor.  

Merkez Bankaları, bankalardan aldıkları bu karşılıklar için belirli bir faiz ödeyebilecekleri gibi herhangi bir ödeme yapmayabilirler.

Eğer bir ülkede para ikamesi (yani yabancı paraların da yerli para ile birlikte kullanımı ya da banka hesaplarında bulunması) yaygınsa Merkez Bankaları bu mevduatın karşılığını yerli para ile isteyebileceği gibi o para cinsinden de isteyebilir. Hatta yerli para cinsinden karşılıkların bir bölümü ya da tamamı için karşılıkları yabancı para cinsinden ödeme opsiyonu tanıyabilir.

TCMB’nin uyguladığı zorunlu karşılık oranları vadeye ve mevduat cinsine göre değişiklik göstermekle birlikte en yaygın vadeye sahip mevduat için uygulanan oran hem TL hem de yabancı para için yüzde 11 olarak belirlenmiş bulunuyor. Demek ki bir banka aldığı bir ay vadeli 100 TL için 11 TL, 100 USD için 11 USD ve 100 Euro için 11 Euro zorunlu karşılık ayırıp bunu TCMB’ye yatırmak zorundadır.

TCMB, bankaların yatırmak zorunda oldukları zorunlu karşılıkların bir bölümünü (bugün itibariyle % 60’ına kadarki bölümünü) döviz cinsinden tutulmasına izin veriyor. Bu bir zorunluluk değil bir opsiyon. Yani örneğin bir ay vadeli 100 TL mevduat alan bir banka bu paranın karşılığında TCMB’ye isterse 11 TL ya da isterse bunun 4,4 TL’lik bölümünü TL ve kalan 6,6 TL’lik bölümünü USD, Euro veya altın olarak yatırabilir. Bu kalan yüzde 60’lık bölüm için TCMB Rezerv Opsiyon Katsayısı (ROK) adı verilen bir katsayı uyguluyor. Bu opsiyonu kullanarak elinde TL tutup, elindeki yabancı parayı karşılık olarak vermek isteyen bankalar 4,4 TL’yi yatırdıktan sonra kalan 6,6 TL’nin ilk % 40’lık bölüm için 1,1, izleyen % 5’lik bölüm için 1,4, izleyen % 5’lik bölüm için % 1,7, izleyen % 5’lik bölüm için % 1,9, izleyen % 5’lik bölüm için % 1,9 ve sonraki bölümler için 2 oranında ROK uyguluyorlar. Zorunlu karşılıklarını altın ile ödemek isteyen bankalar zorunlu karşılık tutarının % 30’unu altın ile ödeyebiliyor. Altına uygulanacak ROK oranları ise ilk % 20’lik dilim için 1, izleyen % 5lik dilim için 1,5 ve izleyen % 5’lik bölüm için 2 olarak saptanmış bulunuyor.      

Bankaların TL mevduatına ödemek zorunda oldukları zorunlu karşılıkların bir bölümünü yabancı para veya altınla ödemelerine izin verilmesi bankalar açısından TL likiditesini artırmış oluyor. Günlük işlemlerini ağırlıklı olarak TL ile yapan bankalar açısından TL fonlama maliyeti de düşmüş oluyor.

Bu uygulamanın TCMB açısından yararı ise başlıca üç noktada toplanıyor: (1) TCMB bu yolla döviz rezervlerini artırmış oluyor. (2) Döviz piyasasında likidite azaltılmış ve dolayısıyla para ikamesinin etkisi düşürülmüş oluyor. (3) Sermaye akımlarının gelişimine yanıt vermek kolaylaşıyor. TCMB bu aracı kullanarak Türkiye’ye giren sıcak parayı çekmiş ve döviz piyasasında fiyatları dengelemiş oluyor. Eğer sıcak para çıkışı söz konusu olursa uygulamayı tersine çevirerek döviz sıkıntısını hafifletme imkanına kavuşmuş oluyor. 

(4) Faiz politikası: Merkez Bankası’nın bankalarla para alış verişinde uyguladığı faizleri değiştirerek piyasa faizlerini etkilemeyi hedeflemesine faiz politikası deniyor.

TCMB’nin çeşitli işlemleri için uyguladığı farklı faiz oranları söz konusu. Bunları sıralayayım:

Bir hafta vadeli repo işlemlerine uygulanan faiz (politika faizi.): TCMB, 1 hafta vade ile repo ihalesi açıyor, bankalar ellerindeki tahvil ve bonoları TCMB’ye verip karşılığında para alıyorlar ve vade sonunda parayı iade edip kağıtlarını geri alıyorlar. TCMB bu araçla banka ve finans kurumlarının piyasada uyguladığı faiz oranlarını, bankalardan alınan kredilerin miktarını, hisse senedi ve döviz gibi varlıkların fiyatlarını etkileyebiliyor. Bu işleme uygulanan faiz oranı yıllık % 5,75.

Gecelik işlemlerde uygulanan faiz (gecelik faiz, fonlama faizi ya da koridor faizi):  TCMB’nin, hesaplarını kapatabilmek için gecelik olarak borç almak ya da ellerinde kalan paraları gecelik olarak borç vermek isteyen bankalara uyguladığı faize bu adlar veriliyor. TCMB, bu yolla ikincil piyasada oluşan kısa vadeli faiz oranlarını, döviz kurlarını ve kredilerin büyüme hızını etkileyebiliyor. TCMB’nin gecelik borç almada uyguladığı faiz oranı yıllık % 5, gecelik borç vermede uyguladığı faiz oranı yıllık yüzde 10.    

Geç likidite penceresi faizi: Hesaplarını kapatmak ya da ellerinde bulunan parayı borç vermek için son ana kadar bekleyen bankalara uygulanan caydırıcı faiz oranlarını kapsayan bir uygulamadır. Bu uygulamada saat 16.00 ile 17.00 arasında TCMB’ye gecelik borç vermek isteyenlere yıllık % 0, gecelik olarak TCMB’den borç almak isteyenlere yıllık % 13 faiz uygulanıyor.

TCMB’nin bu faiz oranlarında yapacağı değişiklikler bankaların fonlama maliyetleri üzerinde etki yapıyor ve sonuçta piyasa faizlerini etkiliyor. Gecelik fonlama faizi tavanının düşürülmesi bankaların daha ucuza fon bulmasına yol açtığı için onların maliyetinin düşmesine yol açıyor. Bu durumda da bankaların kredi faizlerini düşürmesi bekleniyor. Bununla birlikte Türkiye’de mevduatın ortalama vadesiyle kredinin ortalama vadesi arasında krediler lehine yaklaşık on kat fark olması kaynak maliyetindeki düşüşün kolayca kredi faizlerine yansımasını sağlayamıyor. 

(5) Kur politikası: Merkez Bankası’nın TL’nin dış değerini ayarlamaya yönelik olarak bir müdahalesi söz konusuysa kur politikasından söz edilebilir. Bu tür müdahaleler daha çok kurlarda yüksek oranlı dalgalanmalar ortaya çıktığı zaman gündeme geliyor.

TCMB, geçmiş uygulamalarında bu tür kur dalgalanmalarında piyasaya döviz satarak ya da piyasadan döviz alımı yaparak kura müdahale yoluna gitmiştir. Günümüzde karşılıklar politikasında ROK uygulaması yaparak döviz likiditesini düzenlemeyi tercih ediyor.

(6) Para basma: Merkez Bankası’nın piyasadaki likiditeyi artırarak sorunları çözmeye yönelmesi halinde piyasaya yeni para sürmesi eylemini bir politika gibi kullanması söz konusu olabilir.

(7) Niceliksel gevşeme: Ekonominin yaygın uygulama alanı bulmuş para politikası araçlarıyla canlandırılmasının mümkün olmadığı hallerde uygulanan bir para politikası aracıdır. Bu politika çerçevesinde merkez bankaları, bankaların ve diğer kurumların ellerinde bulunan finansal varlıkları (tahvil, bono, varlığa dayalı menkul kıymet vb) satın alarak karşılığında bu bankalara ve kurumlara para verirler. Böylece ekonomiye karşılığı ve limiti teorik olarak belirli bir miktar yeni para enjekte edilmiş olur. Küresel kriz boyunca ABD Merkez Bankası Fed, Avrupa Merkez Bankası AMB ve İngiltere Merkez Bankası BOE tarafından uygulanmış bir politikadır.

Bunun para basmaktan tek farkı limitinin ve tahvil, bono gibi bir karşılığının olmasıdır. Para basmanın bir limiti olmadığı gibi karşılığında verilen bir menkul kıymet de bulunmamaktadır. Dolayısıyla niceliksel gevşemenin para basmaya göre daha az enflasyonist etki yaratması beklenir.       

Niceliksel gevşemenin APİ’den farkı yine belirli bir süre ya da limitle bu işin yapılacağının bilinmesidir.

(8) Açık sözlülük politikası: Merkez Bankası’nın ileride yapacaklarını açıklayıp beklentileri etkileyerek para politikasına yön vermesi hali olarak tanımlanabilir. 

56 yorum:

  1. Hocam benim gibi öğrencilere yazılarınızla çok yardımcı oluyorsunuz ALLAH razı olsun,ellerinize sağlık.

    YanıtlaSil
  2. benim gibi öğrenci emeklilerinede :)bende teşekkür etmek istiyorum....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu yazıyı okuduğunuza göre siz öğrenci emeklisi değilsiniz. Ben de değilim. Aslında öğrencilikten emekli olmak yeni şeyler öğrenmekten vazgeçmek ya da bilgilerini yenileyip geliştirmekten vazgeçmek anlamına geldiği için öğrencilikten emekli olmamakta da yarar var.

      Sil
  3. Sayın Eğilmez. Ben de diğer arkadaşlar gibi teşekkür ederim. Ekonominin sayısal değerlerle ifadesinin matematiksel açıklamalarını bu denli anlaşılabilir bir şekilde anlattığınız için. Anladığım kadarıyla, formülün bir tarafıyla oynadığınızda karşı taraf doğal olarak değişiyor. Bu durumda oynayan kişinin kimliği de önemli olmalı. Yani, iyi niyetli bir kişinin yaklaşımı ile kötü niyetli kişinin yaklaşımı farklı sonuçlar verebilir. Gerçekten de böyle midir, yoksa ekonominin de birbiriyle etkileştiği ve niyetler üstü denge sağlayan bir düzeni var mıdır?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. Aslında formülün solunda yalnızca M ile sağında da Q ile oynamak mümkün. V ve P ötekilere bağlı olarak oluşuyor. İstikrarlı bir ekonomide Q daki (reel mal ve hizmet üretimi) kadar artış oranında M'nin (para arzının) artırılması istikrarlı büyüme için ideal yaklaşım olarak kabul ediliyor.
      Buna karşılık M'yi artırarak bir süre Q'yu etkilemek mümkündür. Politikacılar bunu zaman zaman tercih etmişlerdir. Ne var ki sonunda Q'daki artış durmuş ve P artmaya başlamış yani enflasyona dönmüştür.

      Sil
  4. Üstad, yazınıza birkaç ekleme yapmak istiyorum. İlki Fisher denklemiyle ilgili. 1929-1932 krizinde servetinin dörtte üçünü kaybetmekle meşhur Fisher'in yaşadığı zamanlarda da kısmı rezerv bankacılığı vardı. Mesela 1929'da ABD'de M2 para arzı 47 milyar dolar iken altın rezervlerinin değeri (altın standardı dolayısıyla) 3.9 milyar dolardı. Fisher o denklemi geliştirirken kaydi para, APİ, discount rate, karşılık politikası hepsi mevcuttu. 1920'li yıllarda da mevduatların ortalama vadesi 3-4 ay gibi çok kısa vadelerde olduğu için Fisher M2 para arzını bir gösterge olarak alıyordu. Ama altın standardı olduğu için rezervler daha istikrarlıydı, bu da Fisher'in denklemini daha işler hale getiriyordu.
    İkincisi, Türkiye gibi dış ticarette başka ülkelerin parasını kullanmak zorunda kalan ülkelerin merkez bankaları genellikle doları hedef alıyorlar. Ama FED gibi merkez bankaları, parasal metalleri hedef alıyorlar. Kur politikası illa ki başka bir ülke para birimine karşı yapılmıyor. Mesela 1993-2001 döneminde FED çok ciddi altın leasing işlemleri yaparak altın fiyatlarını önemli ölçüde baskıladı. Yine 1999-2011 döneminde Avrupa ülkeleri merkez bankaları ve IMF 4.300 ton altın sattılar. Medya ve propaganda yoluyla tasarruf sahibi orta-üst gelir sınıflarını parasal metallerden mümkün olduğunca uzak tutmak merkez bankaları açısından çok önemli. Erdem Başçı'ya sorsanız en çok endişe ettiğiniz şey nedir diye, büyük ihtimalle dolarizasyonun hortlaması der. Aynı soruyu FED başkanına sorsanız fiziksel altın talebinin olağan dışı boyutlarda artması diye yanıt verir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Güzel bir ekleme olmuş, teşekkürler.

      Sil
  5. Hocam bu yazınıza iki hafta önce ulaşabilseydim benim için önemli bir sınavın 20 puanlık bir sorusu cebimde olacaktı. Elinize sağlık, bu ayrımı çalıştığım kaynaklarda bulamamıştım, çok iyi oldu, artık gelecek sınavlarda bu soru çıkarsa tam ve doğru bir şekilde cevaplandırabilirim inşallah.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu konu ileride daha çokça karşınıza gelir. O zamanlarda kullanırsınız. Başarılar.

      Sil
  6. hocam bizi aydınlattığınız için canı gönülden teşekkürlerimi sunarım.

    YanıtlaSil
  7. Hocam elinize sağlık. Bu güncel para poitikası uygulamalarını ders kitaplarında bulmak pek mümkün değil. ÇOK YARALI OLACAĞINA ŞÜPHE YOK.Sizce ''niceliksel gevşeme'' uygulamasıyla merkez bankaları tarafından toplanan finansal varlıkların, gelecekte elden çıkarılması ciddi sorunlar yaratmaz mı? Bu soruya vereceğiniz yanıtı merakla bekliyorum. Saygılar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler.
      Beklenti bugün MB lerin elindeki kağıtların zamanı geldiğinde iade edilip karşılığındaki paraların geri çekilmesi. Eğer ekonomi istikrara kavuşmuş ve canlanmışsa çok sorun olmaz. Ama canlanma olmamışsa o paraların geri çekilmesi, deflasyonist etki yaratabilir. Paraları çekmezsen enflasyonist çekersen deflasyonist etkiler oluşabilir. Zor bir dönem.

      Sil
  8. Mahfi Bey, sanırım tüm bu Para Politikası Uygulamalarının zenginliğine rağmen ekonomoyi harekete geçiren temel etki tüketicinin tüketme talebinin oluşması ile ilgili. Güncel kriz yılları olarak tanımlayabileceğimiz geçtiğimiz dönemde Fed ile başlayan Ecb ile süratlenen ve inanılmaz boyutlara yükselen niceliksel gevşemelere rağmen özellikle gelişmiş ülkelerde tüketim talebi bir türlü yaratılamıyor. Bu nedenle finansal piyasalarda oluşan likidite fazlası bankalar tarafından nihai tüketiciye kredi olarak dağıtılamadığı için parasal sistem içinde kalmak suretiyle son dönemde gelişmiş ülkelerin düzenlediği kısa vadeli tahvil ihalelerinde negatif faiz bile oluşuyor. Biz ise bu dönemde global dünya resesyon ile boğuşurken kendi makro ekonomik dengesizliğimiz olan Cari açığı dizginleyebilmek adına para politakaları geliştirerek yapay bir yavaşlama yarattık. TCMB ise son açıklamaları ile beklenen değişimi uygulamaya önden fonlama faizini düşürürek nihayetinde de koridor ebatlarında değişikliklere giderek vites değişikliğine gitmekte. Makro resime dönecek olursak; tüketici güveni artacak; buna paralel satın alma yöneticilerinin geleceğe yönelik beklenti anketleri olan PMI verileri toparlanacak, bu durumun peşine ekonomilerde esecek ılımlı rüzgarlar artan talep ile istihdam yaratacak, artacak istihdam yeni bir talebe dönüşecek, bankalar reel kesime ve tüketicilere daha çok kredi verebilecek ve gezegen bu buhranlı dönemi atlatabilecek. Bu düzenek bardağın dolu kısmını resmetse de Piigs ülkeleri daha sıkı maliye politikalarına geçerken ve Avrupa'nın geneli özellikle dış ticaretine kendi kıta sahanlığı içinde yapıyorken, hangi Avrupalı tüketici bahsettiğim makro ekonomik düzende kendine verilmiş olan harcama güdüsüne sahip olabilecek? Konunun kilitlenen, düğümlenen kısmı ve benim de sonucunu en cok merak ettiğim olgu önümüzdeki dönemde bu durum olacaktır. Yaşlı kıtanın işi oldukça zor önümüzdeki "10 yıllık" dönemde bu kısır döngü nedeniyle ayrıca piyasalarda "10 yıllık" faizlerin bu kadar dikkat çekmesinin nedeni de belki budur: "Avrupanın önündeki karanlık 10 yılları"

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle öyle. Bunu söyleyince insanlar şaşırıyor ama sistemin özü tasarruf değil tüketim. Tüketim olacak ki üretim olsun. Üretim olacak ki yatırım olsun. Yatırım olacak ki büyüme olsun.
      Avrupa bir şekilde tutturduğu ivmeyi kaybetmiş görünüyor. Yeniden yakalaması bence de çok zor. Ben Avrupa'nın uzun süre bu kaostan çıkamayacağını düşünüyorum. Üstelik Avrupa'nın kaosta olması, ABD'nin toparlanır gibi olsa da tam olarak eski konumuna dönememesi yükselen ekonomileri de olumsuz etkileyecek. Karamsar bir tablo olacak ama bence asıl küresel kriz 2013'de yaşanacak.

      Sil
    2. Ama yıllardır borçla-krediyle gelecek dönemlerin tüketimi öne alındı. Hem Avrupa'da hem de ABD'de özel sektör borçlanma limitlerinde. Daha fazla borçlanabilmeleri pek mümkün değil. Yani bindikleri dalı sürekli biçtiler, dal koptu kopacak. Bu kadar borcun normal yollarla ödenmesi mümkün değil. Enflasyon şart, iki kere iki dört gibi birşey. Ama tabi yüksek enflasyon olursa merkez bankalarını, parayı yöneten kesimler siyasi güçlerini kaybedeceklerdir. İşte asıl mesele burada.

      Sil
  9. Hocam merhabalar , Yazınızda değindiğiniz gibi krize girmiş ekonomilerde niceliksel genişleme çok önemli hale geliyor. ABD merkez bankası mortgage krizine neden olan subprime mortgage kredilerinin paketlenip satıldığı menkul kıymetleri dahi satın alarak piyasayı likit hale getirmeye devam ediyor. Avrupanın toparlanması ABD ye göre çok daha zor görünyor. Çünkü tüketecek kitle her geçen gün azalıyor. Avrupa krizini ekonomik sebepleriyle değerlendirirken sosyolojik olarak da derinlemesine analiz edilmesi gerekli. Yazılarınızla bizi yanlız bırakmadığınız için çok çok teşekkür ediyorum.Sayg ( Hocam bu arada finansal enstürmanların faiz hesaplamaları üzerine bir yazı bekliyorum sizden iskonto faizi , tahvil bono faizi kredi faizi anüiteler gibi.. Sizin anlatımınız tabiri caizse akıp gidiyor hep sizi örnek alıyoruz.)

    YanıtlaSil
  10. hocam bizim dersteki anlatılanların aynısı. yazılarınız için çok teşekkürler...

    YanıtlaSil
  11. Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Son derecede güzel bir yorumdu, yanıtlayacakken yanlışlıkla sildim. Sayın Yüksel'den ricam aynı yorumu bir kez daha yollamasıdır.

      Sil
    2. Yorumu emailimden buldum. Aşağıda yayimladım.

      Sil
    3. Sayın Eğilmez,sayfanıza daha erken bakabilseydim sizi zahmete sokmadan tekrar gönderirdim..Hitit uygarlığına karşı ilgi uyandıran çabalarınız ve değerli katkılarınız için müteşekkirim.

      Sil
  12. Çok güzel bir yazı olmuş,
    Ellerinize sağlık hocam. Arada dönüp okumak üzere çıktısını aldım.
    Saygılarla
    Şenay Aktürk

    YanıtlaSil
  13. mustafa yüksel "Güncellenmiş Para Politikası Uygulamaları" kaydınıza yeni bir yorum yaptı:

    Cahillik ve ilgisizliğin diz boyu olduğu ülkemizde,dün kamuoyu akp kongresiyle ilgiliyken ve her ne kadar sebebini anlamamış olsam da ‘’türkiye seninle gurur duyuyor’’ sloganları atılırken, katıldığım Ankara Üniversitesi gezi grubu ile hafta sonunda tarihi bir gün yaşamanın mutluluğunu yaşadım..Annita’nın Lanetini okuduktan onca yıl geçtiken sonra nihayet Hitit topraklarını ziyaret edebildim..Ne acıdır ki bu ıssız topraklar üzerinde bizden başka iki alman hariç bir tek yerli turist göremedim..3500 sene önce 600 yıldan fazla hüküm sürmüş imparatorluğun başkentinde bugün koyun sürüleri otluyor..Çorum müzesinde zaman yolculuğu yaparak animasyon filmi sayesinde bir atlı araba içinde şehrin görkemli surları etrafında dolaştık ve bazı hitit askerlerini de görebildik…Alacahöyük kazı evinde Aykut Bey 5 bin yıllık bir kolye ile 10 bin yıllık sikke benzeri buluntuyu bir dolaptan çıkarıp avcunda gösterdiği zaman çok duygulandım..dokunmama izin vermemesini saygıyla karşıladım..Zamanında yalnızca kralların ve rahiplerin girebildiği muhteşem Yazılıkaya mabedinde 12 tanrı ve tanrıçayla tanışma şansına sahip oldum..Şapinova kazı alanında bize 2 saatten fazla zaman ayıran ve sorularımıza hiç yorulmadan cevap yetiştiren sayın Prof.Aygül Süel sayesinde, zamana meydan okuyarak günümüze kadar kalmış ve korumaya (?) alınmış kerpiş kalıntılarını bile çok yakın mesafeden görebildik..Yörede Hititlerden kalma hala su tutan küçük barajı da gördük…Dünyanın ilk yazılı antlaşma kopyesinin bugün Birleşmiş Milletler kapısına konduğunu da burada öğrendim…Yaşadığı toprakların tarihine karşı bizim kadar ilgisiz başka bir millet olduğunu sanmıyorum..Bu utanç verici durumdan kurtulmamız lazım bir an önce..Almanlar bile geçmişinin derin köklerini Hititlerde ararken bizim uyumamız afedilir gibi değil






    mustafa yüksel tarafından KENDİME YAZILAR bloguna 1 Ekim 2012 13:13 tarihinde gönderildi

    YanıtlaSil
  14. Hocam ellerinize sağlık Twitter'da dediğiniz gibi bedava para politikası dersi almış olduk. Hocam size güncel bir soru sormak isterim. Merkez Bankası'nın son PPK kararında faiz korudorunun üst kısmı 150 baz puan indirilidi ve üst seviye %10 oldu. Bununla beraber Rezerv Opsiyon Katsayısı(ROK) 0,2 puan arttı. Bu ifade de geçen ROK ne demek hocam ki merkez bankası 3,6 milyar$ getiri bekliyor ? Yazınızda da okudum ama pek anlamadım daha somut hale getirebilir misiniz ?

    Tekrar teşekkürler hocam

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Üst seviye aslında %10 değil piyasa yapıcılar için belirlenen %9.5 oranı. Kağıt üzerinde %10 gibi gözüküyor ama bankalar arası piyasada repo faizi hiçbir zaman piyasa yapıcılar için belirlenen faiz oranının üstüne çıkmaz. ROK filan da tamamıyla brüt döviz rezervlerini güzelleştirmek için yapılmış makyaj. Başbakan soruyor Başçı'ya "Erdem ne kadar dövizimiz var?" diye o da net değil brüt rakamı (altın hariç 95 milyar dolar civarı) söylüyor. Aslında altın hariç net rezervler 35 milyar dolar düzeyinde ki 2008-2009 yıllarıyla aynı. Hepsi bilanço güzelleştirmesi. Geçen yıl Temmuz ayında net rezervler 50 milyar doların üzerine çıkmıştı ama takip eden 5 ayda TCMB 16 milyar dolar döviz satınca yine indi 35 milyara.

      Sil
    2. TL karşılık yerine USD alıyor ve buna katsayı uygulanıyor. Yani 1 USD yerine örneğin 1.1 USD alıyor TCMB. Bu durumda piysadan TL yerine USD çekmiş oluyor ve piyasada daha fazla TL kalmasını sağlıyor. TL yerine USD alınca da 3,6 milyar USD yi rezervine eklemiş oluyor.

      Sil
    3. Teşekkür ederim hocam şimdi daha iyi oldu. Ama isimsiz arkadaş ortaya çok ciddi rakamlar attı !!

      Sil
  15. Hocam,

    Elinize sağlık detaylı yazı için.. Bir ara da şu "fonnlama maliyeti" nasıl hesaplanıyor anlatırsanız çok sevinirim. Bir de "ağırlıklı ortalama fonlama maliyeti" diye bir kavram var...

    Saygılar

    Ferhat Polat

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler.
      Ağırlıklı ortalama fonlama maliyeti deyimi TCMB sitesinde şöyle tanımlanıyor:

      Ağırlıklı ortalama fonlama maliyeti, TCMB'nin Bankalararası Para Piyasası (depo verme) ve Açık Piyasa İşlemleri (İMKB repo, piyasa yapıcısı repo, miktar ihalesi ile haftalık repo, geleneksel ihale ile haftalık repo, aylık repo) ile yaptığı vadesi gelmemiş fonlamanın ağırlıklı ortalamasıdır."

      Sil
  16. Sayın Hocam,

    Üzerinde yazılı değere göre olan iskonto oranı %10 değil mi? 900 TL'ye göre %11 tamam ama üzerinde yazılı değer olan 1.000 TL'ye göre %10 olması gerekmez mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 1000 TL'ye aldığınız bir kağıdı 900 TL'ye satmışsanız yüzde 11 iskontolu satmış olursunuz.

      Sil
  17. Hocam,

    Merkez Bankası ne karşılığında para basar?

    Hazine'nin talebi üzerine mi?
    Birincil piyasadan devlet tahvili karşılığında mı?
    Rezervleri karşılığında mı?
    ...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Böyle bir karşılık söz konusu değildir.
      Eskiden altın karşılığında para basılırdı I. Dünya Savaşı sonrası karşılıksız para basılır oldu. En son ABD 1972'de Doların altın karşılığını kaldırdı.
      Buna karşılık genel yaklaşım olarak ekonomideki reel büyüme oranında para basılmasının doğru olduğu düşünülür. Diyelim ki GSYH 100 birim ve para arzı da 40 birim. Ve diyelim ki ekonomi reel olarak yüzde 10 büyüdü ve GSYH 110 birime çıktı. Bu durumda nötr para politikası için para arzının da 44 birime çıkarılması uygun olur. Bazı iktisatçılar bu kuralın Anayasalara işlenmesi gerektiğini savunur. Buna karşılık yaygın uygulama kuralsız para politikası uygulamasıdır. Para basılması ülke kamu oyunun bilinç düzeyine göre şekillenir. Ölçü kaçarsa enflasyon olur.

      Sil
  18. Hocam Kalkınma Bakanlığının sınavına hazırlanıyorum, bu bilgiler için teşekkür ederim, inşallah sınavda işime yararlar:)

    YanıtlaSil
  19. Hocam bu sene bankacılığa adım atmış bir ekonometrist olarak tüm yazılarınızı okuyorum ve üniversite hayatımda anlayamadığım konulara dahi cevap buluyorum çok teşekkürler .

    YanıtlaSil
  20. MB’nin, hesaplarını kapatabilmek için gecelik olarak borç almak ya da ellerinde kalan paraları gecelik olarak borç vermek isteyen bankalara uyguladığı faize bu adlar veriliyor. TCMB, bu yolla ikincil piyasada oluşan kısa vadeli faiz oranlarını, döviz kurlarını ve kredilerin büyüme hızını etkileyebiliyor demişsiniz hocam faiz koridoru düştüğünde bu saydıklarınız nasıl etkilrniyor

    YanıtlaSil
  21. Hocam kesinlikle çok faydası oldu.. Elinize sağlık..Ben de yarınki seminer dersimde kaynak olarak kullanacağım yazınızı..

    YanıtlaSil
  22. Yukarıdaki yorumları yeni gördüm teşekkür ederim.
    Gecelik borçlanma faizinin üst limiti yani TCMB'nin bankalara gecelik borç verirken uyguladığı faiz oranının düşürülmesi bankaların maliyetini düşüreceği için onların da faiz düşürmesine yol açabiliyor. Bunun alt limitini yani bankaların ellerindeki parayı TCMB'ye gecelik olarak borç vermesi halinde uygulanan faizi düşürdüğünde ise bankalara daha düşük faiz vererek onların eline geçecek faizi düşürerek uygulayacakları faizden açacakları krediye kadar birçok şeyi etkileyebiliyor.

    YanıtlaSil
  23. Hocam, FED'in yönetim şemasıyla ilgili Burhan Şenatalar hocayla 2007'de baya tartışmıştık. Kararları gerçekten kim alıyor vb.. konular. Sizin de öğrencinizdim fakat sonuçta konu spekülasyon veya uydurma olabilir diye sizin de vaktinizi harcamak istemedim ve size sormamıştım.
    FED karşılıklar politikası ve APİ kullanarak (faiz oranlarını uzun süre etkileyerek)gerçekten spekülasyonu kendisi mi yapıyor? 2006 ve sonrasında yükselen krizin balonunu gerçekten FED yapmış olabilir mi? Çok teşekkürler.

    YanıtlaSil
  24. hocam iyi akşamlar para politikası dersimizde hocayla tartışma konumuz olan bir soru için fikrinizi almak istiyorum 'TAYLOR kuralı'nda Taylor o dönemki ekonomi için enflasyon ve üretim katsayılarını 0.5 almıştı.Peki katsayıların farklı olması durumunda örneğin enflasyon hedeflemesi katsayısının 0.1, üretim katsayısının 0.9 olması gibi,ne olur ?

    YanıtlaSil
  25. Merhaba ekonomi ve para politikaları hakkında çok bilgili değilim teşekkürler paylaşımınız için. Aklımda bir soru var konu hakkındaki cehaletimi mazur görün. Para birimleri arası kur farkları nasıl sosyal koşullara göre değişebiliyor? Örneğin başbakanın Amerika ziyaretinin ardından dolar kurunda ciddi artış olması, kişilerin yatırımlarını Amerikan şirketlerine yönlendirmesinden mi kaynaklanmaktadır?

    Saygılar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dolardaki yükseliş yalnız bizim paramıza değil bütün gelişme yolundaki ülke paralarına karşı oldu. ABD Merkez Bankası parasal gevşemenin yavaş yavaş geri çekileceği mesajını verince yatırımcılar gelişme yolundaki ülkelere faiz veya değer kazanmak üzere yaptıkları (mevduat, tahvil, borsa) yatırımları geri çekmeye başladılar. Döviz çıkışıyla birlikte TL (ve diğer gelişme yolundaki ülke paraları) değer kaybetmeye başladı.

      Sil
  26. Mahfi hocam selam,

    Bu yazınız yeni gözüme ilişti,her zamanki gibi çok yalın ve açaıklayıcı.Bu arada ''Kendime Yazılar' isimli kitabınızı çevremdeki genç arkadaşlara hediye ediyorum.
    Konuyu belki biraz daha derinleştirecek ama merkez bankasının politika trilemması ve aynı anda 3 politikayı da uygulayamamasının makroekonomik nedenleri konusunda da bilgilendiriseniz sevinirim.

    Görüşmek üzere,candan sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

    Bülent Aslan.

    YanıtlaSil
  27. Hocam yazılarınız için çok teşekkür ederim. Anlayamadığım bir konu var ve affınıza sığınarak sormak istiyorum. Reeskont faiz hesaplamasını anlayamadım. Banka, 1000 TL'lik kağıdı 900 TL'ye alıyor ve MB'ye 910 TL'ye satıyor. Hesaplamasını [(990-900)/(900*100)] diye görüyorum. 990'ın nereden geldiğini anlayamadım.

    YanıtlaSil
  28. Hocam ABD'de genişlemeci para politikaları uygulanıyorsa, faizler düşmek yerine niye yükseliyor acaba?

    YanıtlaSil
  29. Merhaba hocam
    Merkez bankası faiz koridorunu hangi hedeflere ulaşmak için kullanıyor? Düşüncem enflasyonu belirlemek için kullandığı fakat başka hedef var mıdır? Detayı var mıdır öğrenmek istedim.
    Teşekkürler

    YanıtlaSil
  30. Merhaba hocam
    "ikincil piyasada oluşan kısa vadeli faiz oranlarını, döviz kurlarını ve kredilerin büyüme hızını etkileyebiliyor" demişsiniz.
    Bu cümlenizden algıladığım örneğin kısa vadeli faizi arttırdığımızda doviz kurumuz azalır, Ekonomi canlanır enflasyon düşer. Bu şekilde yorum yapıyoruz fakat bu doğru mudur emin olamadım.
    Teşekkürler

    YanıtlaSil
  31. Hocam acil simdi sinavim var da bana bilg verirmsinz api islemelri uygulanabilirlik yonunden eksik tasiyor mu

    YanıtlaSil
  32. Hocam sınavım varda para politikasinin faiz, enflansyon ve bunlarla ilgili amaçları hakkında güncel yorum istiyor ne yazabilirim .

    YanıtlaSil
  33. Hocam merhaba. Munzam karşılık oranı ile reeskont oranı arasındaki ilişki nedir? Bu oranlar tersine çalışırsa piyasa nasıl etkilenir? Öğrenmek istedim de yardımcı olur musunuz

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...