15 Kasım 2012 Perşembe

Ekonomik Krizleri Anlama Rehberi


Enflasyon 
Enflasyon en basit tanımıyla fiyatlar genel düzeyinde ortaya çıkan sürekli artış demektir. Bu basit tanımı ayrıntılarıyla bir kez daha ortaya koyalım: (1) Ele alınacak olan fiyatlar genel düzeyidir. Yani tek tek fiyat artışları enflasyon olarak tanımlanamaz. (2) Fiyatlar genel düzeyinin sürekli bir artış içinde olması gereklidir. Yani, bir veya birkaç malın fiyatının sürekli artış göstermesi, ya da bütün malların bir defa artış göstermesi enflasyon değildir.

Kaynaklarına göre sınıflandırıldığında iki çeşit enflasyon vardır: (1) Talep Enflasyonu, (2) Maliyet Enflasyonu. Toplam talep düzeyinin arzı aşarak sürekli fiyat yükselmesine neden olması halinde talep enflasyonu ortaya çıkar. Bir başka deyişle talep enflasyonu tüketim harcamalarındaki artıştan, bu da genellikle para arzının yükselmesinden kaynaklanır. Üretimde girdi olarak kullanılan mal ve hizmetlerin maliyetlerinde ortaya çıkan artışlar sonucunda fiyatların sürekli artış içine girmesi halinde ise maliyet enflasyonu meydana gelir. Maliyet enflasyonu, ücret-gelir çekişmesi, yerli ve ithal girdi malları (petrol gibi) fiyatlarının yükselmesi gibi nedenlerle oluşur. 

Deflasyon
Deflasyon en kısa tanımıyla fiyatlar genel düzeyinde sürekli düşüş halidir. Bu durumda paranın satınalma gücü yükselir. Burada dikkat edilmesi gereken konu fiyat düşüşünün genel olması ve süreklilik göstermesidir. Bir başka ifadeyle bir ya da iki malın fiyatının düşmesi ya da bütün malların fiyatının bir defaya özgü olarak düşmesi deflasyon olarak tanımlanamaz. Yılbaşında eğer 100 TL’ye alınan malların aynısını yılsonunda 90 TL’ye alıyorsanız o zaman paranızın satınalma gücü artmış demektir. 

İlk bakışta olumlu bir ekonomik durum gibi görünen deflasyon aslında enflasyondan çok daha önemli bir ekonomik krizin ifadesidir. Japonya oldukça uzun süreli bir deflasyonist dönem yaşamıştır.

Deflasyonist eğilimler devam ederse üretici üretimden vazgeçer ve bu kez ekonomi büyüyememe kriziyle karşı karşıya kalabilir. 2008 yılında başlayan küresel kriz (büyük resesyon) birçok ülkede deflasyonist eğilimlerin doğmasına yol açmış ve birçok ülke bu sorunu aşabilmek için talebi, yani tüketimi canlandırmaya yönelik genişletici maliye ve para politikası uygulamak zorunda kalmıştır. 

Resesyon
Resesyon ekonomide küçülme halidir. Bununla birlikte ekonomide bir çeyreklik dönemde yaşanacak bir küçülme hali resesyon olarak tanımlanmamaktadır. Genel olarak ekonomik faaliyetlerin daralması, küçülmesi olarak ifade edilse de son yıllarda çok daha spesifik bir tanımlama getirilmiştir. Buna göre eğer bir ekonomide üst üste iki çeyrek GSYH küçülmesi yaşanmışsa o ekonomide resesyon söz konusu demektir.

Resesyon bazı hallerde iki çeyrek sonrasında sona erebileceği gibi bazı hallerde daha uzun süreli olabilir. Bir ekonominin resesyondan iki çeyrek sonunda çıkmasına V tipi çıkış, daha uzun bir sürede çıkmasına ise U tipi çıkış adı veriliyor. Eğer ekonomi resesyondan çıkışa geçtikten sonra yeniden küçülmeye girmişse o zaman da buna W tipi resesyon ya da çift dipli resesyona adı veriliyor.

2008 yılında başlayan küresel krizde çeşitli ülkelerde resesyon tiplerinin hemen hepsiyle karşılaşıldı. Örneğin Türkiye V tipi resesyon yaşadı. Buna karşılık İngiltere’nin küresel krizde yaşadığı küçülme W tipine daha yakın bir resesyondur.
  
Depresyon
Bir ekonomide ekonomik faaliyetlerin uzun süreli olarak aşağı yönlü olması depresyon olarak adlandırılıyor.

Depresyon ile resesyonu birbirinden ayıran iki önemli nokta vardır: (1) Resesyon ekonomik faaliyetlerde daha kısa süreli bir küçülme halidir. Genellikle iki çeyrek ile birkaç yıl arasında sürer. Depresyon daha uzun süreli bir çöküşü ifade eder. Örneğin İngiltere ve ABD’de Uzun Depresyon (1873 – 1896) neredeyse çeyrek yüzyıl sürmüştür. ABD’de Büyük Depresyon (1929 – 1933) 5 yıl sürmüştür. (2) Resesyonda GSYH küçülmesi daha düşük düzeydedir. Bazı iktisatçılara göre GSYH’daki küçülmenin depresyon olarak kabul edilmesi için yüzde 10 dolayında bir küçülme olması gerekir.

ABD’de Büyük Depresyon süresince GSYH neredeyse yarı yarıya düşmüştür. 1929’da 103,6 milyar dolar olan GSYH, depresyonun son yılı olarak kabul edilen 1933 yılında 56,4 milyar dolara gerilemişti.
             
Stagflasyon   
Bir ekonomide enflasyon olgusu yaşanırken ekonomi büyümüyorsa o ekonomide stagflasyon (enflasyon içinde durgunluk) hali var demektir.

1974 yılında yaşanan petrol şoku birçok ülkede stagflasyon olgusunun ortaya çıkmasına yol açmıştır.

Ekonomik krizlerin başa çıkılması zor olanlarından birisi budur. Eğer ekonomi enflasyon içinde büyümeye devam etse bir miktar büyümeden fedakarlık ederek enflasyonu düşürmek daha kolay olabilirdi. Oysa stagflasyonda bir yandan enflasyonla mücadele edecek bir yandan da ekonomiyi canlandıracak bir ekonomi politikası biçimlendirmek gerekir ki bu çok kolay bir iş değildir. Çünkü bu iki politika genelde birbiriyle çelişen politikalardır. Bu durumda iki hedefi de tutturamayacak bir politika arayışı içine girmektense bir seçim yaparak önceliği bu iki hedeften birisine vermek daha uygun olabilir.

Slumpflasyon
Bir ekonomide enflasyon olgusu yaşanırken ekonomi küçülüyorsa o ekonomide slumpflasyon (enflasyon içinde küçülme) hali var demektir. 

Ekonomik krizlerin en zoru budur. Çünkü burada bir yandan enflasyonu düşürmeye uğraşırken bir yandan da ekonominin küçülmesini önce durdurmaya sonra da büyümeye döndürmeye yönelik bir ekonomi politikası uygulamak gerekmektedir. Makroekonomik hedeflerin ve politika araçlarının birbiriyle çelişkisi en fazla burada ortaya çıkar. Bir yandan enflasyonu düşürmek, bir yandan büyümeye geçmek, bir yandan bunlara eşlik etmesi büyük olasılık içinde olan işsizlik artışını engelleyip istihdamı artırabilmek birbiriyle çelişen hedeflerdir.

Kriz hallerinin kötüden daha az kötüye sıralanması
Buraya kadar anlattığımız krizlerin en kötüden daha az kötüye doğru sıralanması şöyledir: 1.Slumpflasyon, 2.Depresyon, 3.Resesyon, 4.Deflasyon, 5.Stagflasyon, 6.Enflasyon

Bu sıralamada uygulanacak ekonomi politikasının zorluğu dikkate alınmıştır. En zor politika slumpflasyon için oluşturulacak politikadır. Çünkü bir yandan ekonomik küçülmeyle bir yandan da enflasyonla mücadele etmek gerekecektir ki bu iki mücadelede kullanılacak araçlar çoğu kez birbirinin aleyhine çalışır.

Bunların bir bölümü çoğu kez bir arada olabilir ya da zaman içinde birinden ötekine dönüşbeilir. Örneğin slumpflasyonda enflasyonla resesyon birlikte görünür. Başlangıçta resesyon olarak başlayan bir kriz derinleştikçe depresyona dönüşebilir. Enflasyonla büyüme bir arada giderken büyümenin durmasıyla birlikte stagflasyon ortaya çıkabilir.    

Ekonomik krizlerle mücadelede ekonomi poitikası
Ekonomik krizlerle mücadele için çeşitli ekonomi okullarının farklı görüşleri vardır. Örneğin Keynesyen ekole bağlı iktisatçılar resesyonun toplam talepteki yetersizlikten kaynaklandığını düşünürler ve o nedenle de kamu harcamalarının artırılması yoluyla maliye politikası önlemlerine ağırlık verilmesini önerirler. Resesyon konusunda aynı yönde yani talep yetersizliği yönünde teşhis koyan Monetaristler ise para arzının genişletilmesinin daha doğru olacağı görüşünü ileri sürerler. Arz yönlü ekonomi okulu üyesi iktisatçılar konunun arz yetersizliğinden kaynaklandığını ve o nedenle arzı artıracak biçimde vergi indirimleri uygulanmasını önerirler.

Ekonomik krizlerde hangi ekonomi politikasının seçilip uygulanacağı konusu krizin çeşidine, derinliğine ve ülkenin ekonomik ve sosyal koşullarına yakından bağlıdır. Bazı hallerde maliye politikası bazı hallerde para politikası bazı hallerde heterodoks ekonomi politikası araçlarının devreye sokulması gerekebilir. Bazı hallerde bu politikaların hepsini bir arada birbirini destekleyecek biçimde uygulamak gerekebilir.

Öte yandan bu gibi ekonomik krizlerde beklentilerin olumsuz görünümden olumlu görünüme çevrilebilmesi de büyük önem taşır. Bu gibi durumlarda beklenti yönetimi etkin bir politika aracı olarak kullanılabilir.   

32 yorum:

  1. Mahfi bey,
    çok teşekkürler ederiz :) Bir de şu enflasyon sepeti konusunu aydınlatırmısınız? Bu sepete hangi ürünler girer? Bu sepet belli zamanlarda peryodik olarak mı düzenlenir? Hükümetler bu sepetle istediği gibi oynayabilir mi?
    Unsal Gunal

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. Enflasyonun hesaplandığı endekslere ve onları oluşturan sepetlere ilişkin bir yazım var bu sitede zaten. http://www.mahfiegilmez.com/2012/09/enflasyon.html

      Sil
    2. Çok teşekkürler, yazıyı okudum,
      İyi çalışmalar dilerim
      Unsal Gunal

      Sil
  2. Hocam gerçekten girdiğim bütün sınavlarda yazılarınızdan,kitaplarınızdan bolca yararlanıyorum. Bu kadar anlaşılır ve sıkmadan bizleri aydınlattığınız için teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler, işe yarıyorsa ne mutlu bana.

      Sil
  3. Hocam iki kitabınız mevcut bende. Bir ara otursamda şunları tekrar okuyabilsem diyordum kendi kendime. Sanki böyle daha iyi oluyor. Ortaya karışık, her yazıda başka bir tat.... Ellerinize, aklınıza, gönlünüze sağlık.....

    YanıtlaSil
  4. Üstad, enflasyon türlerine bir ilave yapmak istiyorum. 70'li yıllarda Greenspan "deflasyonist enflasyon"dan söz etmişti. Şöyle oluyor: ekonomide iflaslar arttıkça bankalar zor duruma düşüyor ve mevduat garantisi gibi müesseseler nedeniyle bankaların yükü ve zararları kamunun sırtına biniyor. Bu da kamu borç stoku ve bütçe açıklarını çok artırıyor, ulusal para birimi riskler dolayısıyla değer kaybediyor, reel faizler yükseliyor ve yeni bir dezenflasyon süreci başlayana dek yüksek enflasyon görülüyor. Greenspan'in 70'li yıllarda bahsettiği bu olgu ilerleyen yıllarda görülebilir diye düşünüyorum.
    Üstad bir de düzeltme yapmak istiyorum. "İngiltere ve ABD’de Uzun Depresyon (1873 – 1896) neredeyse çeyrek yüzyıl sürmüştür." cümlesini kullanmışsınız ama istatistiklere göre ABD ekonomisi 1873-1896 döneminde reel anlamda %50 büyümüş (fiyatlar genel seviyesi ise kümülatif olarak %30 düşmüş) "Uzun Depresyon" denilen olgu ABD'ye pek etki etmemiş. Diğer taraftan ABD'de 1929-1933 döneminde ortalama işsizlik %15 düzeyinde seyretmiş. Yani işgücünün %85'i işini kaybetmemiş ve bu %85'lik kesimin reel geliri sınırlı da olsa artmış. Ancak şirket karları %95 azalmış. "Büyük Depresyon" çalışanların değil patronların depresyonu olmuş.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ABD nin uzun depresyonla ilişkisi benim tanımım değil. Patronların depresyonu olmuşsa mutlaka çalışanların da depresyonu olmuştur. Çalışanlar sonuçta o patronların yanında çalışıyor.

      Sil
    2. 1929'da işsizlik oranı %3-4 iken, 1930-1933 döneminde ortalama %17-18 olmuş (1929-1933 ortalaması %15). Evet aradaki %14-%15'lik nüfus için kriz, depresyon olmuş. Ama işini muhafaza eden çoğunluğun reel ücretleri artmış. Diğer taraftan bu dönemde firmaların neredeyse tamamının karları azalmış veya zarar etmişler. Kriz patronların hemen hemen tamamı için depresyon iken çalışanların sadece %14-15'i için depresyon olmuş. Anlatmaya çalıştığım buydu.

      Sil
    3. Bir düzeltme: 1873-1896 döneminde kişi başı reel gelir %50 artmış. Toplam GNP'deki artış bu dönemde %138 olmuş. (yıllık ortalama büyüme %3,8)

      Sil
  5. hocam resesyon için harf çıkarımları yapmışsınız:
    "Bir ekonominin resesyondan iki çeyrek sonunda çıkmasına V tipi çıkış, daha uzun bir sürede çıkmasına ise U tipi çıkış adı veriliyor. Eğer ekonomi resesyondan çıkışa geçtikten sonra yeniden küçülmeye girmişse o zaman da buna W tipi resesyon ya da çift dipli resesyona adı veriliyor."

    roubini kriz zamanında alfabeyi kullanmıştı harfleri sayarak. şöyle büyüme olacak, yok hayır böyle olacak diye. ben de kullanmadığı harf olarak "Ğ" yi düşünmüştüm..

    bir de karekök büyüme diye bir şey okumuştum o zamanda. fiyatların eski seviyeye gelmemesi diye. hatta yanılmıyorsam roubini sallamıştı bunu da.

    bir de maliyet enflasyonu ile spontane enflasyon aynı şeydir değil mi?

    bir de stagflasyon için ben de şunu yazmak isterim:
    -ordu ve tımar sisteminin değişiminin yanında 16.yy ortasından itibaren ortaya çıkan olaylar, anadolu'da "celali isyanları" adı verilen büyük ayaklanmalara neden olmuş ve bundan zarar gören, daima köylü olmuştur. celali isyanlarını hazırlayan başlıca olaylar arasında büyük fiyat enflasyonu iltizamın neden olduğu ırgatlaşma ve işsizlik olgusu ile 1530-1580 yılları arasında görülen %40 ile %50 ye varan nüfus artışı sayılabilir.
    not: 16.yy ile 17. yy arasında avrupa'da uygulanan merkantalist politikanın etkisinden kurtulamayan osmanlı imparatorluğunda, büyük fiyat enflasyonu olmuştur. paranın değerinin devamlı düşmesi, küçük tımarlı sipahilerin reel gelirini düşürmüştür. perişan olan küçük tımarlı süpahiler, 1575 lerden itibaren dirliklerini bırakmışlardır.
    **zeynel dinler tarım ekonomisi syf 18

    bir de hocam stagflasyon-petrol krizi demişken, "bir ekonomik tetikçinin itirafları"/john perkins var. belki ilgilenen olur. orada daha detaylı anlatmış petrol krizini.

    "Bu durumda iki hedefi de tutturamayacak bir politika arayışı içine girmektense bir seçim yaparak önceliği bu iki hedeften birisine vermek daha uygun olabilir.">>> burdan da phillips eğrisine selam çakalım :)


    hocam yazımı uzattım mazur görün ama şunu da söylemek isterim:
    düzenli olarak sizin gibi yazarları takip etmeye çalışıp makalelerini okuma çabası içindeyim. sınav zamanı olsun ders sırasında olsun gündemden, iktisatçı düşünürlerden-dönemlerden bahsedebilmek için diri tutuyor zihni.
    okullarda görüyorum. 4. sınıf olmuş mezun olmak üzere olan öğrenciler, iktisat salt bilim midir, ben suyun 50 derecede kaynadığını düşünüyorum sen ne düşünüyorsun sorusuna;
    haklısınız hocam diye cevap veren mezun adayları gezmekte etrafta.
    özetle ders çalışmaktan ziyade gündemi makaleleri takip etmek en azından kafa açıyor. ezberci eğitim sistemi ile sadece robot olmaktan başka çıkış kapısı görünmüyor ne yazık ki.
    düzenli ders çalışmaktan ziyade tanımları-kavramları bilip düzenli makaleler okumanın meyvelerini almaya başladığımı düşünüyorum.
    saygılar hocam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ders ile yaşamı bir arada ele almak en doğrusunu. Ekonomi ezberlemeler belki sınıf geçilir ama ekonomi öğrenilmez.

      Sil
  6. Hocam çok faydalı bir yazı olmuş elleriniz dert görmesin...Bu aralar Finansal Krizler Tarihi adında bir kitap okuyorum. Finansal kriz benim geçen sene üniversite de bitirme tezi konumdu. Hocam bana Türkiye'nin finansal krize neden girmediğini ve cari açığı finanse edebilecek sıcak para girişini sağlayabildiğimizi üstüne basa basa yinelemişti. Sizce ekonomimizde bir balon olgusu var mı? Rakamlar şişiriliyor mu?

    Örneğin inşaat sektörümüz almış başını gidiyor. Her boş araziye rezidanslar ve lüks daireler yapılıyor ve hepsi daha maket halinde iken yok satıyor. Konut artışı olmasına rağmen ne fiyatlar düştü ne de Türkiye'de kirada oturanların sayısında bir azalma gerçekleşti. Sizce zengin kesim ileride değerlenir düşüncesi ile gayrimenkul alımı yapıp piyasada spekülasyon yapmıyor mu? 1 milyon liraya stüdyo daire veya 1+1 daire mi olur :)Bu örnekler bana çok çarpıcı geliyor. Ekonominin diğer alanlarında da bir balon oluşma ihtimali var mıdır sizce ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Murat Bey, TCMB sitesinde çeşitli vadelerde ağırlıklı mevduat faizi ortalamalarını yayınlıyor. Son 3 yılın verilerine baktığımızda stopaj sonrası 1 ay vadeli mevduatın ortalama REEL getirisi %5,7 olarak gerçekleşmiş. Bu aralar benim yaşadığım muhitte (İstanbul-K.Çekmece) ayda brüt 1.000 TL kira geliri olan (vergi sonrası yıllık getirisi 11.000 TL oluyor) daireler 280-300 bin TL'ye satılıyor. Yıllık getiriyi reel faiz oranına gelirsek aşağı yukarı bir fair value elde edebiliriz. (11.000 / %5,7 = 193.000 TL eder) Yani benim yaşadığım muhitte dairelerin %50 civarı primli oldukları ve emlakta orta dereceli bir balonun var olduğunu söyleyebiliriz.

      Sil
    2. Yanıt o kadar net bir hesaplamaya dayanıyor ki ekleyecek bir şey bulamadım. Belki eklenecek bir tek şey olabilir. Kira - ev fiyatı analizi doğru olmakla birlikte faizi baz aldığımızda doğru görünüyor. Ama belki de faiz olması gereken yerin altında. Yani emlakte bir balon olmasının yanı sıra faizde de negatif getiri söz konusu.

      Sil
  7. Mahfi bey, temel ekonomik konuları yalın bir dille herkesin anlayacağı şekilde yazarak önemli bir boşluğu doldurduğunuzu düşünüyorum. Bu yazınızda, yıllarca enflasyon kabusu ile yaşayan Türk halkına başta deflasyon olmak üzere daha beter durumlar olduğunu da hatırlatmış oldunuz. Bu çalışmanıza katkı olarak; bu tanımların normal ekonomik şartlar altında geçerli olduğunu ancak ilgili ekonomilerin borçlu ya da alacaklı olma durumlarına göre sözkonusu krizlerin etkilerinin farklı olacağını hatırlatmak isterim. Örneğin deflasyona toplam tasarrufları artıda iken yakalanan Japonya, büyük bir yıkım yaşamadan sürünerek te olsa yıllardır ekonomisini ayakta tutar iken, mevcut borçluluk oranları ile ABD ya da bazı avrupa ülkelerinin deflasyona girmesinin ölümcül sonuçları olabilir. Çünkü deflasyonda toplam gelir düzeyini düşerken (aktif), toplam borç düzeyi aynı kalır (pasif) ve bir müddet sonra bozulan aktif/pasif yapısı nedeniyle sağlam şirketler bile iflas etmeye başlar. İşte bu korku nedeniyledir ki başta FED olmak üzere Avrupa ve Japonya merkez bankaları uzun bir süredir açıkça enflasyonist (yeni adı parasal genişleme)politikaları izliyorlar. Saygılarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Deflasyonun, enflasyondan daha beter bir durum olduğunu düşünmüyorum. Bankerler için kötüdür mesela çünkü paranın satın alma gücünün arttığı ortamda kimse borçlanmak istemez, bu da bankerin karını olumsuz etkiler. Ayrıca bankerin verdiği krediyi faiziyle geri alma olasılığı azalır. Yukarıda da yazdım, ABD ve İngiltere'de 1873-1896 döneminde deflasyon yaşandı. Fiyatlar genel seviyesi kümülatif olarak %30 düştü. Ama tarih kitaplarına baktığımızda o yıllarda halkın refah seviyesinin ciddi anlamda arttığını görüyoruz. Yaşanan deflasyonun en önemli nedeni verimlilik artışlarıydı. 1929-1933 arasında ("Büyük Depresyon" yıllarında) ortalama işsizlik oranı %15 imiş, yani işgücünün %85'i işini muhafaza etmiş ve %85'lik kesimin reel ücretleri artmış. Örneğin tereyağı ve biftek başta olmak üzere proteinli gıdaların tüketimi 1930'lu yıllarda 1920'lere kıyasla %25 artmış. Bunca senedir iktisat kitaplarındaki "depresyon propagandası" karşısında inanması zor gibi görünebilir ama bea.gov ve bls.gov sitelerindeki veriler tam da bunu söylüyor. Diğer taraftan o dönemde firmaların karlılığı %95 azalmış. "Büyük Depresyon" patronlar için depresyonmuş doğru ama çalışanların sadece bir kısmı için depresyon olmuş.
      İşin ilginç tarafı 1930'larda deflasyon mümkündü çünkü altın standardı vardı. Sistem sınırsız rezerv yaratamadığı için mevduat garantisi yoktu. O dönemde ABD'de 9 binin üzerinde banka iflas etti ve para arzı ciddi anlamda azaldı. Haliyle deflasyon oldu. Şimdi altın standardı yok, sınırsız rezerv sistemi ve hepsinden önemlisi mevduat garantisi var. Bankalar ekonominin çok zayıf olması nedeniyle iflas edecek gibi olursa devlet yönetime el koyuyor ve başta mevduatlar olmak üzere ilgili bankanın yükümlülüklerinin ve zararlarının arkasında duruyor. Dolayısıyla bankalar aslında iflas etmiyor, sadece yönetim değişiyor ve para arzı azalmıyor. Sonuçta deflasyon da olmuyor. (Lehman battı ya denilebilir ama Lehman bir mevduat bankası değildi.) Günümüz parasal sistemi öyle bir düzen ki sistemik deflasyon (para arzında sürekli azalış) gerçekten mümkün değil. Bankalar birer ikişer iflas edip kamunun sırtına binseler netice, deflasyonu bir yana bırakın yüksek kronik enflasyon olur. “Deflasyon” yerine durgunluk, ekonomik zayıflık gibi kelimeler tercih edilse daha iyi olur diye düşünüyorum.
      Son olarak Japonya’nın son 20 yılda deflasyon yaşadığı çok büyük bir myth’tir. Japonya’da nominal para arzı son 20 yılda çok yüksek düzeyde arttı. Kaldı ki son 20 yılda Japonya’da fiyatlar da düşmedi. Sadece çok düşük enflasyon (ortalama %0,25) söz konusu oldu. Onun da en önemli nedeni Japonya tasarruf fazlası veren bir ekonomi olduğu için Yen’deki değerlenmeydi.

      Sil
  8. Sayın Adsız, hangi krizin daha beter olduğu krize nasıl yakalandığınızla ilgilidir. Örneğin enflasyon daha çok alacaklıyı, deflasyon ise daha çok borçluyu üzer. Nitekim 1929 buhranında halkın borçluluk oranı çok düşük olduğu için krizden ekonomik durgunluk nedeniyle dolaylı olarak etkilenmişlerdir. Ancak bugün ABD'de hanehalkı, mali kurumlar, şirketler ve de kamu kulağına kadar borç batağındadır. Dolayısıyla deflasyon ABD için topyekün iflas anlamına gelir ki FED bunu engellemek için para musluklarını sonuna kadar açmıştır. Ancak deflasyon sizin tanımladığınız gibi para arzındaki azalış değil genel fiyat seviyesindeki düşüştür. O nedenledir ki para arzındaki sınırsız artışa rağmen deflasyon riski bertaraf edilmiş değildir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler. Gerçekten de burada genel durumu anlatıyorum. Her ekonominin içinde bulunduğu konuma göre gerek krizlerin etkisi gerekse de kötülük dereceleri bazı farklılıklar gösterebilir.
      Genellikle bu kriz hallerinde birbiriyle iç içe çeştli sorunlar çıkar ortaya. Örneğin deflasyon hali sadece bankerler için değil aynı zamanda bütün işletmeler için kötüdür. Sattığı malın fiyatı sürekli düşen bir işletme zarar eder. Çünkü işçi ücretlerini ve diğer bazı girdilerin maliyetini o kadar kolay düşüremez. Ve işletmeler için kötü olan bir durum ister istemez çalışan için de kötüdür. Çünkü genellikle deflasyona işten çıkarmalar eşlik eder.

      Sil
    2. Mehmet Bey, ABD'de 1929'da para arzı 47 milyar dolar iken 1933'te 32 milyar dolara inmiş. Fiyatlar genel seviyesi ise %23 gerilemiş. Onun da nedeni altın standardı dolayısıyla mevduat sigortasının olmayışı. Ne zaman ki Roosevelt 1933'te FDIC'yi (bizdeki TMSF) kuruyor o tarihten bu yana ABD'de para arzı hiçbir yıl azalmamış ve deflasyon da olmamış. Bu krizin çözümü çok basit aslında. Çok değil 2-3 yıl yüksek enflasyon, borçların reel değeri azalsın. Sonrasında yeni bir dezenflasyon ve borçlanma süreci. Ama bu basit çözüm merkez bankalarının kredibilitesini yerle bir edeceği, daha da önemlisi birilerinin siyasi nüfuzuna darbe vuracağı için haliyle tercih edilmiyor.

      Sil
  9. Hocam yazılarınızı takip etmeye başladıktan sonra ekonomiyi daha da çok sevmeye başladım. İçinde bulunduğumuz kriz konuda bahsi geçen durumlardan hangisine daha yakındır? Teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Örnek olarak Yunanistan depresyonda, İngiltere resesyonda, Türkiye enflasyon, İspanya slumpflasyon içinde görünüyor. Buna karşılık İspanya'da enflasyon henüz yüzde 2,5 dolayında olduğu için tam olarak slumpflasyondan söz etmek kolay değil. Slumpflasyona doğru giden bir depresyondan söz edilebilir.

      Sil
  10. Hocam bu yazı aslında beklediğim yazıydı. Yakın zamanda Yaşar Erdinç'in Para Harekatı kitabını okumuştum. 2. dönem seçeceğim tezim ile ilgili çok iyi bir kaynak bu yazı. Tezim "Ekonomik Krizler" ana konulu olacak. Peki bu konu üzerine tavsiye edebileceğiniz kaynak veya kitaplar var mı? Şimdiden teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim Küresel Finans Krizi kitabım, Kenneth Rogoff'un Bu Defa Farklı kitabı ve Nouriel Roubini'nin Kriz Ekonomisi kitabı var.

      Sil
  11. Hocam deflasyondamıyız? elektronik eşyalarda fiyatlar düşüşte,iki ay önce 1999 tl'lik akıllı telefon bugün 1399'düştü!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yok o hızlı teknolojik rekabetin sonucu.

      Sil
  12. Merhaba Hocam, Roubini'nin Kriz Ekonomisi kitabını okuyorum.Özet+eleştiri yapmam gerekiyor.Roubini'ye karşıt görüşlü kitap ya da makale var mıdır varsa linki gönderebilir misiniz ? şimdiden çok teşekkür ederim..

    YanıtlaSil
  13. Hocam size bir sorum olacak :Stagflasyon durumunda kamu harcamaları açısından uygulanacak olan maliye politikası araçları ne olmalıdır? Cevaplarsanız çok sevinirim.

    YanıtlaSil
  14. Başucu rehberi niteliğinde bir yazı hocam.

    YanıtlaSil
  15. gelişmiş ülkelerde enflasyon neden arttırılamamaktadır hocam ?

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...