12 Kasım 2012 Pazartesi

Türkiye'nin 22 Yıllık Reyting Öyküsü


Türkiye BBB notunu 1990 yılında aldı
Türkiye ilk reytingi notunu 1990 yılında aldı. Türkiye'yi kredibilite açısından değerlendirme ve dolayısıyla reytinge tabi tutma isteği 1989 yılı sonlarında S&P ve Moodys’den geldi. O tarihlerde Türkiye özellikle Japon piyasasına “private placement” adı altında tahvil ihraçları yapıyordu. Borçlanma miktarı artınca reyting kuruluşları müşterilerinin isteği ile Türkiye’yi derecelendirmeye tabi tutmak istediler ve Türkiye’nin reyting serüveni böylece başlamış oldu.

1990 yılı yaz aylarında çalışmalarını tamamlayan S&P ve Moody’s Türkiye’nin kredi notunu BBB ve Baa olarak belirlediler. Onlarla birlikte yola çıkan Japanese Credit Rating Agency (JCR) da notu BBB olarak saptadı. Türkiye, yatırım eşiği denilen bu notla ABD’deki Yankee Bond piyasasında yüksek miktarda fon yöneten emekli sandıklarının kaynaklarına ulaşabilecekti. Emekli sandıklarının bir tahvile para yatırabilmesi için mevzuatları gereğince o tahvilin en az BBB notuna sahip olması gerekiyor. Yatırım eşiği ya da yatırım yapılabilirlik sözü de buradan kaynaklanıyor. Buna karşılık mevzuatında böyle bir kısıtlama olmayan kurumlar açısından her tahvil, riskine ve getirisine göre yatırım yapılabilir değerdedir.

Önce Körfez krizi ardından Körfez savaşı çıkınca Türkiye bu notu kullanarak Yankee Bond piyasasına giremedi ve dolayısıyla alınan BBB düzeyindeki notun ilan edilmesi de ertelendi. Çünkü ilk kez reyting alan bir ülkenin reytinginin açıklanması ancak bir ihraç işlemiyle birlikte yapılabiliyor. Türkiye BBB notuyla ilk kez 1992 yılında Yankee Bond piyasasına 200 milyon dolarlık tahvil ihraç etti ve 1990 yılında aldığı BBB notu da o zaman açıklanmış oldu.  

Türkiye BBB notunu 1994 yılında kaybetti
1993 yılı sonundan başlayarak, faizi indirerek enflasyonu düşürme teorisi eşliğinde Hazine’nin borçlanma ihaleleri iptal edildi. Bu iptallerin yarattığı karışıklıklar sonucu olarak  reyting kuruluşları Türkiye’nin notunu düşürmeye başladılar. Bu düşüşler karışıklığı en üst düzeye taşıdı ve sonuçta ünlü 1994 ekonomik krizi çıktı. Hükümet 5 Nisan 1994 istikrar önlemlerini almaya ve IMF ile bir program yapmaya mecbur kaldı. Bu süreç ve devamında Türkiye’nin notu BBB’den B’ye kadar geriledi.  

Zaman içinde Türkiye BB notuna yükseldiyse de bir türlü BBB’ye geri dönemedi. Fitch’in kararı sonucu Türkiye 22 yıl önce alıp 18 yıl önce kaybettiği BBB reyting notuna yeniden kavuşmuş oluyor. Türkiye'nin 22 yıl önceki durumuna yeniden dönebilmesi için Fitch'in verdiği BBB notunu öteki reyting kuruluşlarının da vermesi gerekli. 

1990 yılı ile bugünkü ekonomik durumun karşılaştırılması
1990 yılında Türkiye üç reyting kuruluşundan BBB notu aldığında sahip olduğu makro göstergeleri bugünkülerle karşılaştıralım:


1990
2012
Büyüme
9,4
3,2
Enflasyon
60,4
7,8
Bütçe Açığı
3,3
2,2
Dışticaret Açığı
6,0
11,6
Kamu dış borç yükü
21,7
13,2

İki yılın da birbirine göre üstünlük ve zayıflıkları var. Ama eğer o günkü reyting BBB ise bugünkünün de ondan aşağı olmaması gerekiyor. 

Fitch'in not artışı
Fitch Rating Türkiye’nin kredi notunu BB + (durağan)’dan BBB – (durağan) a yükseltti. Bu kararın özüne ilişkin değerlendirmelerin en önemli noktalarını şöyle sıralayabiliriz:
(1) Türkiye ekonomisi sürdürülebilir büyüme oranına geri dönüş eğiliminde bulunuyor.
(2) Cari açık daralmaya, enflasyon düşmeye devam ediyor. 
(3) Kamu kesimi borç stoku, bütçe açığının düşüklüğüne paralel olarak geriliyor.
(4) Bankacılık kesimi güçlü yapısını koruyor.
(5) Bunlara karşılık Türkiye’nin dış finansman sorunu reyting açısından en önemli zayıflığı oluşturuyor.    

Not Artışının Türkiye Ekonomisi Üzerinde Olası Etkileri
Not artışı Türkiye açısından çok önemli bir gelişme. Ekonomi üzerinde olumlu ve olumsuz birçok etkisi olacak. Bunları sıralamaya çalışayım:

(1)Türkiye'ye fon girişi artacak çünkü uluslararası piyasada likidite bolluğu olduğu ve küresel sistemde risklerin azalmadığı bir ortamda Türkiye'nin riski azalmış oldu. O nedenle Türkiye, özellikle portföy yatırımcısının tercih ettiği ülke konumunu güçlendirecek. Bu da sıcak para girişinin artmasına yol açacak. 

(2) Döviz girişinin artması TL'nin değer kazanmasına yol açacak. Bu gelişme ihracatın düşmesine, ithalatın artmasına yol açabilir. Eğer böyle olursa cari açıkla mücadele önemli oranda güç kaybeder. Yani cari açık yeniden artmaya başlayabilir.

(3) TCMB, TL’nin fazla değerlenmesi sorunuyla karşılaşılırsa gecelik fonlama faizinin yüzde 5 olan alt limitini ve/veya haftalık repo faizini (politika faizi) yüzde 5,75’den aşağıya düşürerek bankaların kendisine borç vermesini kısıtlamak ve böylece TL’yi onlarda bırakmak yoluna gidebilir. Bu yolla piyasada TL fazlası yaratılarak TL’nin değer kazanmasının önüne geçebilir. 

(4) İthalat artarsa ithalden alınan vergi gelirleri de artar ve bunun bütçe açığına olumlu etkisi olur.

(5) Türkiye’ye yabancı para girişinin artmasıyla birlikte bankalar TL karşılık oranlarını daha fazla dövizle karşılamaya yönelir ve ellerindeki TL likidite artar. Bunun sonucunda hem mevduat hem de kredi faiz oranları düşer. 

(6) Faiz oranlarının düşmesi mevduat sahibinin tasarruftan tüketime kaymasına yol açabilir. Bunun sonucunda tasarruf oranları daha da düşer ve dış finansmana ihtiyaç daha fazla artar.

(7) Faiz oranlarının düşmesiyle negatif reel faiz ortaya çıkacağı için gayrimenkul yatırımı yeniden çekici hale gelebilir ve gayrimenkul fiyatlarında artış görülebilir.

(8) İMKB'de kar realizasyonları görülse de genel olarak endeksin yönü yukarı doğru olur.


16 yorum:

  1. Fitch'in ardından reyting piyasanın liderleri S&P ve Moodys’den ne zaman not artışı bekliyorsunuz?

    Türkiye'nin reytingi BB+ iken Anadolu Efesin ülke notunu geçerek BBB- kredi notuyla bono ihracını nasıl yorumluyorsunuz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Baa kalırsa Türkiye'nin notu 2007 de BBB olmalıydı o nedenle ikisinden de yakında artış gelebilir. Anadolu Efes'in Rusya ağırlığı ona bu üstünlüğü sağlıyor sanırım.

      Sil
  2. Üstad, yukarıda 8 madde halinde yazdığınız olası etkilerin gerçekleşmesi ABD'de mali uçurum yaşanmamasına bağlı gibi. Obama "illa ki zenginin vergisi artacak" diyor, Cumhuriyetçiler ise "oranlar aynı kalsın ama birtakım verimsiz vergi indirimleri var onları kaldıralım" önerisinde bulunuyor. Obama ise bazı vergi indirimlerinin kaldırılması halinde orta sınıfın da vergileri artacağı için soğuk bakıyor. Diğer taraftan 2013'te 100 milyar dolar civarı bir harcama kesintisi yapılacak. İşin en kritik tarafı borçlanma limitinin dolmak üzere olması. Cumhuriyetçiler borçlanma tavanının artırılması için sosyal güvenlik reformunu şart koşuyor ki Obama, reform bir yana sosyal devletin iyice genişlemesini istiyor.
    Daha önceki yıllarda da gördük: ABD nezle olunca dünya grip oluyor. Bütün bu olası gelişmelerin piyasalarda pek fiyatlanmadığı kanısındayım. Sonuçta ABD'de %0,5-%1 oranında oldukça ılımlı bir resesyon yaşansa bile dış sermaye hareketlerinde ciddi azalma olur diye düşünüyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tabii burada yazdıklarımız her zaman olduğu gibi mevcut koşulların devam etmesi genel varsayımına bağlıdır. Dışarıda ve içeride yeni gelişmeler olursa gerçekleşme tahminimiz de değişecektir.

      Sil
  3. Hocam selamlar,

    artan batık tüketici kredileri ile artan puan nasıl ilişkilendirilir?

    tşk

    Merkez Bankasıverilerine göre, tüketicilerin ilk çeyrekte 482 milyon lira artan batık kredileri, ikinci çeyrekte sadece 80 milyon lira arttı. Yılın üçüncü çeyreğinde ise, tüketici kredisi ve kredi kartında ödenmeyen tutar 808 milyon liralık rekor artış kaydetti. Haziran sonunda 7 milyar 85 milyon lira olan batık bireysel krediler, eylül sonunda 7 milyar 893 milyon liraya fırladı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tüketici kredileriyle reytingin ilişkilendirilmesi oldukça dolaylı bir iş. Bu ilk aşamada ilişkilendirilmesi ancak bankaları zedelerse o zaman devreye girer.

      Sil
  4. Yazı için teşekkürler hocam. TL'ye faizin düşmesiyle paranın gideceği alternatifleri emlak veya tüketim olarak belirtmişsiniz, ekonomi açısından faydalı olanı verimli üretim yatırımlarına(teknoloji, tarım, sanayi) yönlenmesi değil midir? Gayrimenkul yatırımını bu kapsamda değerlendiremiyorum. TL'ye faizin düşmesiyle yatırımcılar alternatif olarak altın, dövizde inat ederlerse ne olur? Tekrar teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İlk bakışta dediğiniz doğru ama bir tek konut için kullanılan sanayi ürünü sayısı 150 dolayında. Yani konuta giden para aslında 150 çeşit sanayi ürününe gitmiş oluyor bir anlamda. Yatırımcı altın ya da dövize ancak ekonomide bir kriz havası görürse gidecek gibi.

      Sil
    2. Cevap için teşekkürler. En büyük tehditimiz cari açıkken, üretilen konutların yüksek kârlılıkla yabancılara satılmasının yatırım kapsamında değerlendirilmesi mantıklı geliyor. İthalat girdilerini artırarak üretilen lüks konut üretimini ve bu konutların fiyatına bakarak bazı semtlerde eski konutların bile fiyatının artmasının ancak emlak fiyat balonuna neden olacağını düşünmekte ısrar ediyorum. Bu durum bana biraz Büyük Buhran'da iş yaratma amaçlı çölde çukur kazdırıp doldurtmayı hatırlatıyor.
      Not: Tek tek tüm yorumları cevaplama nezaketinize hayranım, tekrar soru sorarak umarım sabrınızı taşırmamışımdır.

      Sil
    3. Evet lüks konutlar gerçekten de ithalat girdisi kullanıyorlar. Ama bunların konuttaki payı yüzde 20'yi aşmıyor. Ayrıca birçok yerdeki konut inşaatları da lüks konut değil. Göz önündekiler lüks olmakla birlikte asıl ağırlık normal konutlarda. Bunlarda kullanılan malzemeyi düşünürseniz ithalatın payı düşük kalıyor. Buna karşılık konut yatırımını savunduğumu düşünmenizi istemem. Tam tersine ben daha yüksek teknolojiye ve ithalata alternatif oluşturabilecek alanlara yatırım yapılmasından yanayım. Ne var ki ülkenin gerçeği bu.

      Yazıma yorum yapma nezaketi gösterenlerin yorumlarına yanıt vermekten keyif alıyorum. Nazik sözleriniz için teşekkür ederim.

      Sil
  5. hocam tasarruflar düşer tületimler artar demişsiniz ama merkez bankası 2013 için enflasyon hedefi daha iyimser. hatta 2014 e umutla bakıyor. bunu ovp den biliyoruz. ama dışardan gelecek sıcak para ve düşmesi beklenen faizlerle birlikte merkez bankamızın hedefi zaten tutmamakla birlikte şimdi iyice şaşacak.
    bu da bizim enflasyon serimiz.

    http://i.imgur.com/XcoPP.jpeg

    70 lerden 2000 li yıllara kadar sorunumuuzn nasıl da kronik olduğunu ve çift haneli enflasyona bağışıklık kazandığımızı göstermekte.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben önümüzdeki iki yıl konusunda OVP ve TCMB kadar iyimser değilim.

      Sil
  6. Hocam merhaba,

    "(5) Türkiye’ye yabancı para girişinin artmasıyla birlikte bankalar TL karşılık oranlarını daha fazla dövizle karşılamaya yönelir ve ellerindeki TL likidite artar. Bunun sonucunda hem mevduat hem de kredi faiz oranları düşer." kısmını tam olarak anlayamadım. Bankaların TL karşılık oranlarını daha fazla dövizle karşılamaya yönelmesi tam olarak ne ifade ediyor?

    Selamlar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Biliyorsunuz bankalar TL zorunlu karşılıkları isterse TL ile isterse de (% 60'a kadarını) dövizle ödeyebiliyor. Bankaların elinde döviz artarsa bunları kredi olarak talep eden de olmazsa o zaman karşılıklardan TL olarak verdiklerini döviz olarak yatırmaya başlarlar. Bu durumda da ellerindeki TL miktarı artar. Çoğalan malın fiyatı düşeceği için paranın fiyatı da faiz olduğu için TL kredi faizleri düşer. Demek istediğim budur.

      Sil
    2. Teşekkürler Hocam, şimdi puzzle'ın parçaları oturdu yerine.

      Sil
  7. Hocam 7 madde gerçekleşiyor yıllık %7 nin altında kredi kullanımı bulunuyor.

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...