16 Aralık 2012 Pazar

Orta Gelir Tuzağı ve Türkiye


Orta gelir tuzağı nedir?
Bir ekonominin belirli bir kişi başına gelir düzeyine ulaştıktan sonra orada sıkışıp kalması haline orta gelir tuzağı denir. Orta gelir tuzağı bir ekonomide kişi başına gelir düzeyinin belirli bir aşamadan öteye gidememesi  halini ya da belirli bir gelir düzeyine ulaştıktan sonra durgunluk içine girilmesi durumunu özetleyen bir yaklaşımdır.   

Bu tanımda açık olmayan konu hangi gelir düzeyinin orta gelir düzeyi olarak kabul edilmesi gerektiği meselesidir. Orta gelir tuzağı yaklaşımı ilk kez ortaya atıldığında ABD’de kişi başına düşen gelirin yüzde 20’si ekonomiler açısından orta gelir düzeyi olarak kabul ediliyordu. Bugünkü ölçülere göre ABD’de kişi başına gelir kabaca 50.000 dolar düzeyinde olduğuna ve bunun yüzde 20’si 10.000 dolar ettiğine göre orta gelir düzeyinin karşılığı 10.000 dolar / yıl olarak ortaya çıkmaktadır.

Orta gelirin ölçüsü nedir?
Orta gelir düzeyi ölçüsü olarak bugün ABD’nin kişi başına GSYH’sına dayanan bu ilk tanımın yerini Dünya Bankası’nın kişi başına gelire göre yaptığı sınıflandırma almış bulunmaktadır. Dünya Bankası’nın 2012 yılı Dünya Kalkınma Raporu’nda ekonomiler şu şekilde sınıflandırılmaktadır (Kaynak: Dünya Bankası, Dünya Kalkınma Raporu – 2012, sayfa 389):

Ekonomiler
Kişi başına yıllık ortalama gelir
Düşük gelirli ekonomiler
1,005 doların altı
Orta gelirli ekonomiler
1,006 – 12,275 dolar arası
   Alt orta gelirli ekonomiler
1,006 – 3.975 dolar arası
   Üst orta gelirli ekonomiler
3.976 – 12.275 dolar arası
Yüksek gelirli ekonomiler
12,276 dolar ve üzeri

Türkiye, 2012 yılı için beklenen 10.673 dolarlık (Orta vadeli program tahmini) kişi başına ortalama yıllık geliriyle üst orta gelirli ekonomiler arasında bulunmaktadır. Bu grupta Türkiye ile birlikte bulunan ekonomilerden bazıları şunlardır: Çin, Malezya, Arnavutluk, Azerbaycan, Romanya, Rusya, Brezilya, Arjantin, Meksika, Cezayir, Tunus, Güney Afrika.

Orta gelir tuzağına düşen ekonomilerde neler olur?
Orta gelir tuzağına düşen, bir başka ifadeyle bulunduğu grupta sıkışıp kalan ve üst gruba çıkamayan ekonomilerde görülen hastalıklar şunlardır: (1) Tasarruflar ve dolayısıyla yatırımlar düşük düzeyde kalır. (2) İmalat sanayisinde gelişme yavaş yürür. (3) Sanayide çeşitlenme ortaya çıkmaz. (4) Emek piyasasında koşullar zayıf kalır. 

Bu hastalıkların hepsinin birden görünmesi söz konusu olabileceği gibi bir kaçının ortaya çıkması halinde de ekonomi orta gelir tuzağına düşebilir.

Türkiye orta gelir tuzağında mı?
Aşağıdaki tabloyu IMF Dünya Ekonomik Görünümü veri setinden derlediğim verileri kullanarak hazırladım. Bu tabloda ABD’nin ve Türkiye’nin 1980 yılından bu yana kişi başına GSYH’larını gösterdim ve Türkiye’nin kişi başına GSYH’sının ABD kişi başına GSYH’sının yüzde kaçı olduğunu hesapladım.  

Orta gelir tuzağı olarak kullanılan tanımlardan birisi ABD GSYH’sının yüzde 20’sinde takılıp kalmak olduğu için konuyu Türkiye açısından test etmeye çalıştım.

Yıllar
Türkiye KBGSYH (USD)
ABD KBGSYH (USD)
TR / ABD x 100 %
1980
2.235
12.249
18,25
1981
2.215
13.600
16,28
1982
1.960
14.015
13,98
1983
1.765
15.089
11,70
1984
1.678
16.635
10,08
1985
1.838
17.690
10,39
1986
2.025
18.538
10,92
1987
2.281
19.511
11,69
1988
2.417
20.821
11,61
1989
2.810
22.169
12,68
1990
3.860
23.198
16,64
1991
3.790
23.648
16,03
1992
3.915
24.700
15,85
1993
4.366
25.629
17,04
1994
3.094
26.907
11,50
1995
3.960
27.827
14,23
1996
4.167
29.077
14,33
1997
4.278
30.541
14,01
1998
4.308
31.858
13,52
1999
3.943
33.502
11,77
2000
4.147
35.252
11,76
2001
3.002
36.065
8,32
2002
3.519
36.950
9,52
2003
4.535
38.325
11,83
2004
5.791
40.401
14,33
2005
7.040
42.629
16,51
2006
7.626
44.750
17,04
2007
9.245
46.467
19,90
2008
10.272
46.901
21,90
2009
8.528
45.461
18,76
2010
10.017
46.811
21,40
2011
10.363
48.328
21,44
2012
10.457
49.802
21,00

1980 yılında Türkiye’de kişi başına GSYH ABD’nin kişi başına GSYH’sının % 18’inden fazlaymış. Yani Türkiye aşağı yukarı orta gelir düzeyinde bulunuyormuş. Sonraki yıllarda bu oranın hızla düşmesinin temel nedeni Türkiye’nin sabit döviz kuru rejiminden müdahaleli dalgalı döviz kuru rejimine geçmiş olmasıdır. Bu rejimde Türkiye’nin kura müdahalesi sürekli olarak TL’nin değerini düşük tutmak ve bu yolla ihracatı desteklemek yönünde olmuştur. Öyle olunca da GSYH’nın dolar karşılığı sürekli düşüş içine girmiştir. 2001 ve 2002 yıllarında oran dip yapmış görünüyor. Bunun nedeni 2001 krizi ve TL’nin değer kaybıdır. Sonraki yıllarda TL’nin de değer kazanmasına bağlı olarak oran yukarı gitmiş ve yüzde 20’nin üzerine yerleşmiştir. Bu gelişmede Türkiye’de uygulanan sistemin katkısı kadar ABD büyümesindeki düşüşün de etkisi olmuştur. 2009 yılında küresel krizin Türkiye açısından yarattığı olumsuz etkiyi bir yana bırakıp da bakarsak Türkiye’nin son 6 yılda yüzde 20 – 21 oranı arasında takılı kaldığını görebiliriz. Bu görünüm, bu aşamada henüz Türkiye’nin orta gelir tuzağına düştüğünün bir kanıtı olmasa da bu tuzağa düşmeye yakın olduğunun göstergesidir.

Aşağıdaki tablo orta gelir tuzağı açısından ikinci tanımı esas alarak Dünya Bankası sınıflandırmasına göre düzenlenmiştir (Kaynak: Jesus Felipe, Tracking the Middle Income Trap, Asian Development Bank, No: 306, sayfa 16, March, 2012.)    

Ekonomi
2010 KBGSYH (SGP ile)
Alt orta gelirli olarak geçen yıl sayısı
Üst orta gelirli olarak geçen yıl sayısı
Çin
8.019
17
2
Tayland
9.143
28
7
Bulgaristan
8.497
53
5
Macaristan
9.000
51
10
Polonya
10.731
50
11
Türkiye
8.123
51
6
Meksika
7.763
53
8





Bu tablodaki ekonomiler bugünkü görünümleriyle orta gelir tuzağında kabul edilmiyorlar. Bu ekonomilerden Çin ve Tayland dışındakiler 50 yıldan fazla alt orta gelir grubunda yer alsa da buradan çıkıp üst orta gelire grubuna geçmeyi başarmış bulunuyor. Ne var ki bu ekonomilerin hepsi oldukça uzun süre alt orta gelir grubunda takılıp kaldıkları için o dönemde orta gelir tuzağında kabul edilmeleri mümkünüdür. Şimdi de üst orta gelir grubunda uzun süre kalırlar ve yüksek gelir grubuna geçemezlerse yeniden orta gelir tuzağına düşmeleri söz konusu olabilir.  

Orta gelir tuzağına düşmemek için ne yapmak gerekir?
Yukarıda orta gelir tuzağına düşen ekonomilerde neler olduğunu kısaca anlatmıştım. Bunları bir kez daha sayalım: (1) Tasarruflar ve dolayısıyla yatırımlar düşük düzeyde kalır. (2) İmalat sanayisinde gelişme yavaş yürür. (3) Sanayide çeşitlenme ortaya çıkmaz. (4) Emek piyasasında koşullar zayıf kalır. 

Demek ki bu tuzağa düşmemek için bunları tersine çevirmek gerekiyor.

(1) Tasarruf oranını artırmak ve bu yolla yatırımlara iç finansman sağlamak orta gelir tuzağına düşmemenin ya da düşülmesi bu tuzaktan kurtulmanın en önemli gereklerinden birisini oluşturuyor. Oysa Türkiye’de tasarruflarla yatırımlar arasındaki fark giderek açılıyor.  


(2) İmalat sanayisinin gelişimini hızlandırmak gerekir. McKinsy’in araştırmasının (Manufacturing the Future: The Next Era of Global Growth and Innovation, McKinsey, 2012.) sonuçları bu açıdan çok çarpıcıdır. Türkiye, dünyada yaratılan imalat sanayisi katma değerindeki pay açısından 1990 yılında 13’üncü sırada, 2000’lerde 15’nci sırada yer alırken 2010’da liste dışına çıkmış bulunuyor. Beklenenin tam tersine bir gelişme. Yani Türkiye en hızlı büyüdüğü on yılda, ondan önceki yirmi yılda olduğu kadar bir imalat sanayisi katma değer payı yaratamamış. Bu durum Türkiye açısından orta gelir tuzağına düşmenin tehlike çanı demektir.

(3) Sanayide çeşitlenme açısından Türkiye’nin durumu iyi görünüyor. Her ne kadar imalat sanayisinde dünya çapında bir yer edinememiş olsa da sanayisini son elli yılda oldukça çeşitlendirmiş, bir kaç mala dayalı üretimle sınırlı kalmamıştır.

(4) Emek piyasasında koşulların değerlendirilmesini yaptığımızda Türkiye’nin burada birçok iyileştirme yapmasının zorunlu olduğunu söylememiz mümkündür. Bu piyasadaki temel konu piyasa koşullarının esnek hale getirilmesidir. Bu düzenlemenin önünde oldukça güçlü bir direnç vardır ve bu direncin kırılması kolay değildir.   

Özetle söylememiz gerekirse Türkiye’nin orta gelir tuzağına düşmemek için alması gereken birçok önlem vardır. Türkiye 2010 – 2020 arasındaki on yılı 2000 – 2010 arasındaki on yıldan farklı olarak yapısal önlemlere hız vererek geçirmek zorundadır. Bireysel emeklilik sisteminin harekete geçirilmiş ve devletçe desteklenmiş olması tasarrufları artırmak için önemli bir hamledir ama yeterli değildir. İmalat sanayisinin gelişimini hızlandırmak, katma değeri artırmak için girişilen yeni teşvik modeli iyi niyetli bir girişim olmakla birlikte çok daha fazlasına ihtiyaç vardır. Sanayide çeşitlenmeyi gerçekleştirebilmek için her şeyden önce üzerinde çok konuşulan ama bir türlü gerçekleştirilemeyen sanayi envanteri çalışmasının tamamlanması gereklidir. Emek piyasasında gerekli esnekliği sağlamadan önce kayıt dışılık başta olmak üzere altyapı sorunlarını öncelikle çözmek gereklidir.     

72 yorum:

  1. üstad elinize sağlık, kafamızı toparlayan ve genel gorünümü fotograflayan õnemli bir yazı olmuş. Hasan A.

    YanıtlaSil
  2. Üstadım, Zaytung'dan kendine has bir yorum. Müsaadenizle paylaşıyorum. B.Aytaç ATAÇ

    OECD, 30 Yıldır "Gelişmekte Olan Ülkeler" Kategorisinden Çıkamayan Ülkeleri "Bu kadar Gelişebilen Ülkeler" Kategorisine Almaya Hazırlanıyor.

    http://www.zaytung.com/haberdetay.asp?newsid=154681

    YanıtlaSil
  3. Hocam merhaba,

    Çok üretkensiniz.Elinize,kaleminize sağlık.Master seviyesindeki konuları bu kadar yalın ve anlaşılır olarak ortaya koymak ayrı bir ustalık ve maharet gerektirmekte.

    Eski ve hastalıklı ekonomi direniyor.

    Ayrıntılı analizinizden anlaşıldığı üzere Türkiye,OGT'da olmamasına rağmen sınırda gezinmektedir.Aslında OGT'na düşen ekonomilerde ortaya çıkan belli başlı 4 ana hastalığın tedavisinde Türkiye adım atmasına rağmen bir türlü sonuç alınamamakta.Benca eski ve hastalıklı ekonomi hala direncini sürdürüyor.

    Bu hastalıkların tedavisinde bes,sanayi teşvikleri,sanayi çeşitlendirmesi ve kayıt dışılıkla mücadele proğramları sulandırılmadan ve kararlılıkla uygulanmalı,yeni,farklı ve yapısal tedbirler alınarak ekonomiye üretken,verimli ve rekabetçi hüviyet kazandırılmalıdır.

    İyi pazarlar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim.
      Haklısınız benim de görüşüm Türkiye'nin OGT'de olduğu ama çıkabilecek ülkeler kategorisinde. Ne var ki çıkmak o kadar kolay değil. Türkiye yapısal dönüşümü her zaman erteledi şimdiye kadar. Çünkü onun altında eğitimden yargıya kadar bir dizi dönüşüm bulunuyor.

      Sil
    2. eğitimde ve yargıda gidişat kötü..hükümet bunları istediği gibi değiştirdi ama ekonomiye ilişkin olan yönlerine dokunmadı galiba..aslında hükümetin önem ve ağırlık verdiği konular ekonomiden çok siyasi konular,geçmişle hesaplaşmalar v.s..bu durumda pamuk ipliğine bağlı dengelerle ekonomiyi idare etmeye devam edeceğiz demektir.

      Sil
  4. Ustadim

    Ellerinize saglik, Benzeri bir yaziya daha once de rastlamistim, ("Orta gelir tuzağı" bir kader değildir; olmamalıdır.."RÜŞTÜ BOZKURT. "16.12.2012 dunya gazetesi) ama orada diger gelir katagorilerinde de ayni hastaliga yakalanma riskinin oldugundan, "Gelir tuzağınin", belli bir gelir düzeyine ulaşmış ülkenin uzun süre yakaladığı düzeyi aşamaması olgusunu oldugundan soz ediyordu.
    Japonya'nın son 20 yıldır ortalama yüzde 1'in altına büyümesi yüksek gelir düzeyinde de "gelir tuzağına" yakalanılmasının bir kanıtı oldugunu soyluyordu. Sn Rustu Bozkurtun bu goruslerine de katilir misiniz?
    saygilarimla

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yüksek gelir grubundan başka gidilecek bir grup yok aslında. Ama Japonya bu durumda bir 20 yıl daha geçirirse üst orta gelir grubuna düşebilir. Rüşdü beyin dediği bana akıl geldi.

      Sil
  5. Hocam elinize sağlık aydınlatıcı bir yazı olmuş.benim bu noktada cari açık -tasarruf-yatırım-borçlanma arasındaki ilişkiyle ilgili bir sorum olacaktı.türkiye ithalata dayalı büyüdüğünden bazı mal ve hizmetleri üretmek için hammadde ve girdilerini ithal etmek durumundadır bu da Türkiye'nin cari açık vermesine sebebiyet veriyor.hocam bu noktada Türkiye yatırımlara kaynaklık eden tasarrufunu artırsada dışa bağımlılıktan kurtulmadı sürece istediği kadar tasarrufları artsada bazı hammaddeleri,girdileri ithal etmek durumunda olacağından cari işlemler dengesi açık vermeyecek midir?hocam cariaçık tasarruf yatırım dış borçlanma ilişkisini açıklarsanız sevinirim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler.
      İki konuyu ayıralım. İlki mal ve hizmet ihracat ve ithalatçıya ortaya çıkan cari açık, ikincisi bu açığın nasıl finanse edileceği meselesi. Cari açığı düşürmek istiyorsak ihracatı artıracağız ve ithal ettiğimiz malların bir bölümünü içeride üretmeye çalışacağız. Bunu yaparken tasarrufları da artırırsak dışarıdan borçlanmak yerine içeriden borçlanabiliriz.

      Sil
  6. hocam çok aydınlatıcı bir yazı olmuş bizi bilgilendirdiğiniz için teşekkür ederim.benim başka bir sorum olacaktı devlet bireysel emeklilik sistemini neden destekliyor ne gibi bir beklentisi var bu konuda açıklama yaparsanız sevinirim
    saygılarımla

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim.
      Devletin BES i desteklemesinin nedeni yurtiçi tasarrufları artırmak. Bizde yurtiçi tasarrufların GSYH'ya oranı % 15'in altında, yani çok düşük. Öyle olunca dışarıdan borçlanmak gereği doğuyor.

      Sil
    2. hocam bu işte bir fasit daire yok mu?.tasarrufları arttırırsak,insanlar para harcamaz,harcamayınca durgunluk olur,yatırımlar yavaşlar,işsizlik artar..hoş para harcasak o da ayrı bir dert..bizim halk yüksek katma değerli teknoloji ürünlerine,ithal arabaya filan para harcar..ondan sonra gelsin cari açık v.b sorunlar..japonlarla yunanlılar arasında bir yerde olmak lazım galiba

      Sil
    3. hocam elinize sağlık, orta gelir tuzağının aşılabilmesi için gerekli en önemli unsurlardan biri de yurt için tasarruf oranını artırmak olmalı diye düşünüyorum. ancak bunu dstekleyici bir ekonomi politikası uygulanıyor mu? bu hususta ne yapılabilir?
      yurtiçi tasarruf-cair açık-borçlanma parametrelerinin ilişkisine ilişkin bir yazı veya tavsiye bir makale talep ediyoruz.

      Sil
    4. Mustafa bey kendi sorusunun yanıtını kendisi vermiş.
      Bunlara ek olarak tasarrufları yapanlarla harcamayı yapanlar her zaman aynı kişiler değil. Genellikle harcamaları düşük ve orta gelirliler, tasarrufları ise üst gelir grupları yapar.
      Yurtiçi tasarruflar, cari açık ve borçlanma parametrelerini içeren bir yazım bu blogda yayınlanmıştı zaten.

      Sil
  7. Hocam elinize, emeğinize sağlık güzel bir derleme olmuş.Sonuç bölümündeki tespitlerinizden; ekonomi politikasının, sadece para politikası araçlarıyla uzun vadede yürütülemeyeceğini ve kriz dönemlerinde sarıldığımız maliye politikalarına daha fazla önem vermemiz gerektiğini anlıyorum.

    YanıtlaSil
  8. Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  9. yorumu yanlışlıkla sildim. Yeniden yazmanızı bekleyeceğim. Özür.

    YanıtlaSil
  10. estagfurullah hocam,

    Hocam her zaman ki gibi sarih bir yazi olmuş. Elinize sağlık. Konuyla ilintili olarak, sanayicilerimizin müteahhitliğe soyunmalari konusunda yorumlarinizi rica ediyorum. Tabii ki herkes kara yonelecektir. Liberal ekonomiyi kabul ediyorsak buna bir engel yok ve olmamali. Lakin yuksek rant sanayicilerimizi körleştiriyor gibi geliyor bana. (Belki ben abartiyorum) özellikle istanbulun taşıdığı potansiyelin bu ranta sebep oldugu soyleniyor. Artan talep yukselen fiyat. Ama sizin de yaziniz da belirttiginiz imalat sanayimiİn gerekli gelismeyi gosterememesini bu yonuyle yorumlayabilir misiniz? Belki de ulkemizin onundeki yol sanayileşmeden geçmiyor. (Sanmiyorum ama) hizmetler, inşaat ve enerji sektorleri ile buyumeyi surdurebilir miyiz? Değilse, sanayilesme icin teşviklerin yani sira, sanayicilerimizin gonlunu celen yuksek ranta karşı vergi gibi unsurlar düşünüle bilir mi? Tşkler, saygilar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim.
      Sanayicilerin müteahhitliğe soyunma nedeni sizin de dediğiniz gibi kar meselesinden kaynaklanıyor. Bu da bugünkü sisteme ters bir yaklaşım değil. Ne kadar zorlarsak zorlayalım imalat sanayisi büyük ölçüde ar-ge işi. Bu da tek başına devlet desteğiyle olmuyor. Biraz da buluş yapacak insanları yetiştirecek bir eğitim sistemi gerekiyor.

      Sil
  11. Hocam tasarrufları arttırmak ıcın ne yapılabılır.Devamlı harcamayı tedvık eden bır dunya var da?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tasarrufu teşvik eden esas unsur faizdir.

      Sil
  12. Üstad, sizin gibi nitelikli bir insanın devlet memuru, bürokrat, iktisatçı ve hizmet sektörü yöneticisi olduğu ülke daha uzun yıllar orta gelir tuzağına saplanır kalır. Eğer ABD'de doğmuş olsaydınız bürokrat ve iktisatçı olma ihtimaliniz son derece düşük olurdu, hiç şüpheniz olmasın :)

    YanıtlaSil
  13. Elinize sağlık hocam, bilimsel bir yazı olmuş. Ancak okurken istatistiklerin kuyruklu yalan olduğu söylemi aklıma geldi. Türkiye ekonomik faaliyetleri 1 sene boyunca sabit kalsa aynı sene Amerika ekonomisi küçülse zengin ülke sınıfına bile girebiliriz, hele aynı sene benim bir çocuğum dünyaya gelirse kişi başı GSMH hesabından dolayı benim hane gelirim artacağından dolayı ( kağıt üzerinde) tasarruflarımı arttırabilirim.

    Kişi başı milli gelirin artması ile beraber adaletli gelir dağılımı olmadığı sürece kişi başı milli gelir Amerika nın seviyesinde olsa ne değişecek? Türkiyede ki milli gelir artışına paralel banka mevduat hesaplarında milyon tl sahipleri artıyor.

    Selamlarımla

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Türkiye ile ABD'nin gelir dağılımında Gini katsayıları aynı (0.40 dolayında) Yani Türkiye'de GSYH ABD düzeyine gelirse durumumuz bayağı benzer olabilir.

      Sil
  14. Hocam bloğunuzdaki yazılar liste biçiminde gözükmüyor onlardan istifade ediyorduk tekrar eski haline gelmesi mümkünmüdür.teşekkür ederim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O konuda bir değişiklik yapmadım. Yan tarafta arşiv başlığına baktınız mı?

      Sil
  15. Hocam, faiz oranlarindaki dususun sizce tasarruf ve yatirimlara etkisi ne olacaktir??

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tasarruflar için olumsuz, yatırımlar için olumlu

      Sil
  16. Hocam ekonomi profesörleri sizden ders almalı...

    YanıtlaSil
  17. Hocam yine derin konuları çok sade bir şekilde anlatarak ufkumuzu genişlettiniz.Sizden ricam Türkiye'deki gelir dağılımı üzerine de bir yazı yazmanız bu konu üzerinde çok konuşuluyor ancak sizin yorumunuzu çok merak ediyorum.Saygılar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu yazım blogda var zaten arama çubuğuna Türkiye'de gelir dağılımı yazarsanız çıkıyor

      Sil
    2. Gözden kaçırmışım hocam ilginiz için teşekkürler,hürmetler.

      Sil
  18. Hocam faiz oranları düştü yada çıktı dediğimizde sanki tek bir faiz oranı var gibi söylüyoruz halbuki ki günlük hayata baktığımızda gösterge faizi , borç alma verme faizi,politika faizi vs gibi bir çok faiz var.faiz oranları yükselince yatırım yapmanın karlılığını azaltırken ülkenin tasarruflarını artırıcı etkisi olabiliyor.faiz oranları düşüncede tasarruflar azalıyor fakat teoride yatırımlar artıyor diyebiliyoruz tasarruflar artmadan bankalar yatırım yapacak kredileri nasıl sağlıyabiliyorlar? Yoksa yatırımlar için kredi faizlerini düşünüp tasarruflar içinde mevduat faizini mi artırmak gerekir ?eğer böyleyse piyasada neden tek bir faiz varmış gibi konuşulmaktadır? Bu konudaki cevabınızı çok merek ediyorum? Cevabınız için şimdiden teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet birçok faiz var. Genelde tasarruf açısından önemli olanı mevduat faizi, yatırım açısından önemli olanı ise kredi faizidir. Faizlerin tümü düşüş ya da yükseliş yolunda birlikte hareket ettiği için tek bir faiz oranı varmış gibi konuşuluyor.
      İç tasarrufların yatırımlara yetmediği bir gerçek. Aradaki fark dışarıdan alınan kredilerle karşılanıyor. Yani biz dışarıdan tasarruf ithal ediyoruz. Bankaların yatırımlara açtığı kredilerin faizini mevduat düzeyine çekmesi çok zor. Çünkü mevduatın ortalama vadesi 1,5 ay, kredilerini 1 yıl.

      Sil
    2. Hocam cevabınız için teşekkür ederim

      Sil
    3. Hocam Türkiye'de yatırım yapıp bazı tesisleri faliyete sokmak için ödünç verilebilir fon arzının yani tasarrufların fazla olması gerekir . Yapılacak yatırımlarda yurtdışından ithal edilen girdiler sayesinde olduğundan bu piyasaya sunulan tasarrufların döviz piyasasında bozdurulup o sayede mi bazı girdiler alınabilmektdir? Türkiye'de de malum tasarruflar az olduğundan gerekli girdileri almak için dışarıdan belirli faiz karşılığında tasarrufsu bu şekil de mi ithal etmektedir ? Vede tasarrufların ithal edilmesinden dolayı son yıllarda kamu ve özel sektörün dış borcu 150milyar dolardan 500milyar dolara bu şekilde mi çıkmıştır ? Ve de alınan bu borçlarıda kapatmak için dış borçlanma ,doğrudan sermaye yatırımları ve rezervleri mi kullanmaktayız? Hocam bunu böylemi anlamalıyım yorumlarınıza ihtiyacım var teşekkür ederim

      Sil
  19. Üstad yazınız şu an içinde bulunduğumuz durumu çok net açıklıyor. Sadece hizmet veya inşaat sektörlerindeki büyüme ile bu kısır döngüden çıkmamız imkansız. Sanayi ve üretim anlamında yeiden ciddi bir gözden geçirme yapmamız lazım. Ar-ge,üniversiteler,öncelikli sektörler gibi konularda net bir strateji çizip devam etmeliyiz. Bilgilendirici ve doğru tespitleriçeren yazınız tekrar teşekkürler.

    YanıtlaSil
  20. Üstad elinize sağlık,

    Japonya tasarruf konusunda hep ilerideydi, şimdi de Çin. Bu nedenle yatırımlarını kolayca finanse edebildiler, ediyorlar. Ancak toplumsal olarak da bizden çok farklılar.
    Bizim kültürümüzü düşündüğümüzde bize uygun tasarruf artırıcı tedbirlerin planlanması gerekir sanırım. Örneğin biriktirmek bugün harcamaktan daha cazip hale gelmeli, bunun için neler yapılabilir görüşlerinizi merak ediyorum.(tüketici güveni v.b.)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tasarruf iyidir de her konuda olduğu gibi aşırıya giderse Japonya örneğinde olduğu gibi tüketimi durdurur ve üretim de durur. Faiz sıfıra yaklaşınca da likidite tuzağı olgusu çıkar karşımıza. O nedenle çok dikkatli olmak gerekir. Faizi daha fazla aşağıya zorlamak bizi sıkıntıya sokabilir.

      Sil
  21. Elinize sağlık değerli hocam.
    Çok güzel bir yazı olmuş.

    Likitide ve orta gelir tuzağına düşmekte olduğumuzu kendimce ben de dile getirmiştim.
    Bence küresel piyasalar da likitide tuzağına girdi.

    Sizce,Türkiye için 2013 te beklenen yüzde 5-5.5 luk büyüme oranı ne kadar gerçekçi?

    Ben yüzde 3.5- 4 oranında büyüme bekliyorum Türkiye için.

    Tüm dünyada küresel kriz ya da durgunluk(nasıl tanımlanırsa artık) en 5 yıl kadar sürecek gibi.

    sizin öngörüleriniz nedir Türkiye ve dünya için.

    Teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim.
      Likidite tuzağına önce Japonya girdi ve aşağı yukarı 20 yıldır orada duruyor. Eğer böyle giderse 20 yıl sonra orta gelir tuzağına düşmüş olacak.
      Ben 2013 için Türkiye'de büyümenin çok düşük kalacağını tahmin ediyorum.Tahminlerimi henüz bitirmedim o nedenle net bir tahmin bu aşamada veremiyorum. Ama ilk işaretler düşük bir büyüme gösteriyor.
      Belki de 5 yıl kısa bir süre. Ben bu sıkıntının on yıl kadar sürebileceğini tahmin ediyorum.

      Sil
    2. Teşekkür ederim.

      Dünkü konuşmanızda belirtiğiniz gibi keynesien likitide tuzağı olasılığını da giderek artıyor korkarım.

      Sil
  22. Hocam selamlar,
    Cari acigi azaltmak icin ithal ettigimiz urunleri yurticinde uretmeye calismaktansa mukayeseli ustunlugumuz olan urunlere yogunlasmak daha dogru olmaz mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mukayeseli üstünlüğümüz olan çok fazla ürün yok galiba.

      Sil
  23. Hocam Merhabalar.Bence en önemli sorunlardan biri kayıt-dışılık ve vergilerin düzenli bir şekilde toplanamaması.Piyasaya çok fazla sayıda vergi denetmeni gönderilmeli ve işletmeler çok ciddi bir şekilde denetlenmeli diye düşünüyorum.Çünkü bunları yapamazsanız içeriden ya da dışarıdan borçlanmak zorunda kalacaksınız oluşan bütçe açığını kapatmak için.Böyle olunca da ne devlet yatırım yapabilir ne de yatırım yapmak isteyen işletmelere teşvik verebilir.Bunlar olmayınca da ekonomiyi büyütemezsiniz ve ya yerinizde sayarsınız ya da küçülürsünüz.Bu durumda orta gelir tuzağına düşmenize neden olabilir diye düşünüyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İlk bakışta doğru gibi ama o zaman da bir vergi terörü doğuyor herkes yatırımdan kaçıyor.

      Sil
  24. güzel bir yazı olmuş mahfi hocam. oldukça bilgilendirici. bir öngörüyle söyleyecek olsaydınız bir yapısal reform paketinin türkiye'ye sıkıntısı büyük olur muydu? çünkü pek çok değerli ekonomist de sürekli yapısal reformların yapılmamasından şikayetçi. bir sorum daha var sevgili hocam: türkiye ekonomisini harekete geçirebilmek için -hazır düşük faizleri de görmüşken- emlak piyasasında kuvvetli bir hareket görebilir miyiz? her ne kadar tasarruf oranlarımız düşük olsa da ( bu sorunun önemli bir engel olduğunu göz önünde bulunduruyorum). çünkü emlak piyasası çok geniş tabanlı,her kesimden meslek erbabının,işkolunun faaliyet gösterdiği bir alan.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim.
      Yapısal reformların ucu mutlaka halka dokunur, maliyeti oy kaybı olabilir. O nedenle siyasetçiler bu işe girmeyi pek sevmezler.
      Emlak piyasasında bir doygunluk söz konusu. İhtiyaç için konut alanları bir kenara bırakırsak yatırım amaçlı alanlar artık aldıkları konutları kiraya verememekten şikayet etmeye başladı. Ayrıca konut değeriyle kira bedeli arasındaki fark 25 kat düzeyine kadar çıktı. Yani yatırım olarak çekiciliğini yitirdi. Bu ortamda yeniden konuttan giderek ekonomiyi canlandırmak pek kolay görünmüyor.

      Sil
  25. Hocam merhaba,
    Düşük mevduatın bir sebebi de vergisiz para kazanma sevdamız olamaz mı? İnsanlar vergisini ödememek için belgelendirmedikleri gelirlerini bankalara da yatıramıyorlar diye düşünüyorum. Günün birinde kapısı çalınır, "nereden buldun" denir korkusuyla.

    YanıtlaSil
  26. teşekür ederim hocam.haklısınız elde oldukça fazla sayıda konut stoku var ve bir yandan da TOKİ konut yapımına devam ediyor...bizim bulunduğumuz semtte de fiyatlar neredeyse 3-4 yıldır aynı düzeyde ( kriz etkisi önemli bir etken bunda). umarım, bu sitedeki yazılarınız, ekonomi gibi artık gitgide teknik hale gelen önemli bir konuda herkese yardımcı olur. şimdiden iyi seneler hocam.bu dileğimle kıyametin de kopmayacağına inandığımı göstermiş oldum :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler size de iyi yıllar.

      Sil
  27. Hocam emeğinize sağlık yine ilgili herkese faydalı bir yazı olmuş.
    Benim sorum ise mckinseyin araştırmasına göre imalatta katma değerimiz bu kadar düşmüşse büyüyen ekonomi hükümetçe söylendiği gibi sanaya kaynaklı değil de hizmet kaynaklı mıdır? Veya imalatta katma değer düşse de toplam miktar yüksek olduğu için mi büyümenin lokomotifi olduğu söyleniyor. Çok mu yanlış anlamışım:) mckinseyin araştırmasını okumadım okursam bu sorulara sizi yormadan cevap bulabilir miyim?
    Teşekkürler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Türkiye'nin büyümesinde ağırlık sizin de değindiğiniz gibi hizmet ağırlıklı. Bunda kötü bir şey yok ama yeni buluş yeni teknoloji geliştiremiyorsanız büyümeyi sürdürme şansınız pek yok.

      Sil
  28. Hocam öncelikle kaleminize sağlık, yazılarınızı zevkle takip ediyorum. Ekonomiyi anlamaya çalışıyorum, o yüzden size bir sorum olacak: Bu yazınızda bahsettiğiniz emek piyasası koşullarının esnek hale getirilmesinden kastınız nedir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. Emek piyasası koşullarının esnek hale getirilmesinden kastedilen şey işe giriş ve çıkışların kolaylaştırılmasıdır.

      Sil
  29. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  30. Teşekkürler elinizi sağlık.

    YanıtlaSil
  31. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  32. Hocam, iyi günler. İlk tabloda Türkiye/ABD kişi başına GSYH oranını vermişsiniz, yalnız kafama bir şey takıldı, ben IMF'in World Economic Outlook'taki satınalma gücü paritesine göre kişi başına GSYH'yı kıyasladığımda oran çok daha yüksek çıkıyor ve 2001 sonrasındaki artış daha yavaş. Acaba doğru olan SGP'yi de hesaba katmak değil midir? Zira sizin de yazınızda belirttiğiniz gibi kur değişimleri oranı önemli ölçüde etkiliyor. http://i39.tinypic.com/2nh00t5.png
    Saygılarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İkisi de kullanılıyor. SGP'li olanı kullanmak daha doğru olabilir. Ben, SGPli GSYH ve kişi başına gelir hesaplarını nedense hep gelişme yolundaki ülkeleri "Durumunuz göründüğünden iyi" diye kandırmak için kullandıklarını düşünürüm ve düz GSYH'yı kullanırım.

      Sil
    2. Yanıtınız için teşekkürler hocam. Zaten SGP hesaplaması da metodolojik olarak epey sorunlu, yani mal sepetinin kurulması sürecinin vs. birçok istatistiksel defekti var bildiğim kadarıyla.

      Sil
  33. Hocam;
    OGT'dan çıkabilme noktasında KOBİ'lerin yeri nedir?

    Teşekkürler.
    www.kobigirisim.net

    YanıtlaSil
  34. Hocam açıklamalarınız çok Güzel teşekkür ederim. OGT ile solow büyüme arasındaki ilişkiyi açıklayabilir misiniz rica etsem..

    YanıtlaSil
  35. hocam merhaba açıklamanız çok güzel ama iki konu da bizi aydınlatmanızı rica ediyorum birincisi konunun
    teorik kökeni diğer ise OGT neye göre SGP ya da cari fiyat tercihi ya da atlas metodu?

    YanıtlaSil

  36. Eger bir is, okul, fatura, borç veya saglamlastirma kredi ihtiyacim var mi?
    Neden daha detayli gitmek, Iletisim (BTLFI)
    (bravo_terry_loanfirm@webadicta.org) veya (bravoterry99@yahoo.com)

    Veya (+44-7024-049-763) araciligiyla sirket merkez ofisimizle irtibata
    Facebook: https://www.facebook.com/bravo.terry.58

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...