26 Haziran 2013 Çarşamba

TL'nin Değer Kaybının Sonuçları

Devalüasyon ve paranın değer kaybı
Devalüasyon sabit kur rejiminde para otoritesinin aldığı karara dayalı olarak paranın yabancı paralar karşısında değerinin düşürülmesidir. Dalgalı kur rejiminde ülke parasının yabancı paralara karşı değer kaybına devalüasyon değil “paranın yabancı paralara karşı değer kaybı” ya da sadece “paranın değer kaybı” (ingilizcesi currency depreciation) deniyor.

Paranın yabancı paralara karşı değer kaybı ve ihracata etkisi
Bir paranın yabancı paralara karşı değer kaybı ihracatçının eline daha fazla yerli para geçmesine yol açacağı için ihracatçının dışarıya daha fazla mal satmasına ve dolayısıyla ihracata olumlu etki yapar. Ama bu etki bire bir etki biçiminde ortaya çıkmaz. Çünkü ihracat sadece malı satanın çabasıyla ilgili bir iş değildir. İhraç edilen malların karşı taraf açısından talep esnekliği de önemlidir. Örneğin şu sırada krizde olan Avrupa ülkelerinde kriz nedeniyle deniz kenarına tatile gitmeyen Avrupalılara çok ucuzlamış da olsa çok miktarda mayo satmak olası değildir.

Eğer içinde bulunduğumuz koşullarda olduğu gibi benzer ülkelerin hepsinin para birimlerinde rezerv paralara (USD ve Euro) karşı bir değer kaybı yaşanıyorsa o zaman hiç birisinin ihracatı değer olarak artmayabilir. Çünkü hepsi aynı konumda ihracatı artırmaya yönelince tam tersine ihraç malı bolluğu nedeniyle fiyatlar düşer. Ancak ötekilerden farklı ürünler ihraç edenlerin örneğin petrol ya da doğal gaz ihraç edenlerin durumu bozulmaz.

Bu gelişmeden en fazla zararı Çin’in göreceğini düşünüyorum. Çünkü Çin, yıllardır parasının (Yuan) değerini düşük tutarak düşük kuru bir çeşit ihracat teşviki olarak kullanıyor ve ihracatını artırıyor. Ne var ki son bir buçuk ayda bütün yükselen piyasa ekonomilerinin paralarının değeri rezerv paralara karşı düştüğü için Çin’in ihraç ürünlerde rakipleri artmaya başlayacak.   

Paranın yabancı paralara karşı değer kaybı ve ithalata etkisi
Bir ülke parasının değer kaybının ithalatı kısıcı etkisi, ihracatı artırıcı etkisine göre daha çabuk kendini gösterir. Buna karşılık ithalat içinde petrol, doğalgaz gibi kolayca azaltılamayacak enerji ithalatının ağırlığı bu etkinin sınırlı kalmasına yol açar. Öte yandan paranın değer kaybı, borçlanma bedelleri, ithal enerji maliyetleri, ithal girdilerin bedelleri gibi maliyetleri artırdığı için sanayide ister istemez maliyet artışları ortaya çıkar ve ihracattan gelebilecek kazancın bir bölümü de buraya gider.

Türkiye’nin durumu
TL, Mayıs ortasından bu yana ((1 USD + 1 Euro) / 2)) formülüyle hesaplanan kur sepetine yani rezerv paralara karşı yüzde 8’e yakın değer kaybı yaşadı. Bu ciddi bir değer kaybıdır.

TL’de ortaya çıkan bu değer kaybı ihracatımızda bir miktar artış getirebilir. Bu artış Avrupa ülkelerinden çok ortadoğu, Asya ve Afrika ülkelerine yönelik ihracatta ortaya çıkar. Çünkü bizimle birlikte paralarında değer kaybı yaşayan pek çok ülkenin yöneldiği pazarlar ABD ve Avrupa pazarları olduğu için oralara ihracatı artırmak kolay olmayacak. Türkiye’nin geçen yıllarda ihracat pazarı çeşitlendirmesine gitmesinin yararı burada görülecek.   

Buna karşılık reel kesimin ağırlıklı olarak USD cinsinden önemli miktarda ve kısa vadeli borcu var. Bunların TL karşılığının artması ve faizlerin yükselmesi sonucu yenileme maliyetlerinin yükselmesi sıkıntı yaratacak türden bir gelişme olarak karşımıza gelecek.

Sonuç
Buraya kadar anlattıklarımdan hareket edersek “TL değer kaybetti ihracat iyi kazandırır hale geldi o nedenle ihracatımız artar” gibi bir akıl yürütme tümüyle doğru bir akıl yürütme değil. Öte yandan “TL değer kaybetti bu durumda ithalat azalacak cari açık düşecek” mantığı ilk bakışta doğru görünse de ithalatımızda petrol ve doğal gaz gibi kolay kolay kullanımını azaltamayacağımız girdilerin ağırlığı dikkate alındığında etki sanıldığı kadar büyük olmayabilir. Ayrıca TL’nin değer kaybının sanayideki maliyetleri artırması da başka bir sorun olarak çıkar.

Daha az önemli sayılabilecek bir gelişme görünümle ilgili olsa da yine de algılama açısından önemli olan GSYH tutarında ortaya çıkabilecek değişikliktir. 2013 yılı için OVP’de tahmin edilen GSYH 1.517 milyar TL’dir. Bunu ortalama kur olarak 1,83 ile hesaplarsak 858 milyar dolarlık bir GSYH karşımıza çıkar (OVP’deki hesap budur.) Eğer dolar kuru ortalamada 1,90 olursa o zaman GSYH’mız dolar cinsinden 826 milyar dolar olarak görünür.


Not: Bu analizler paradaki değer kaybının kalıcı olması (yani bir kez değer kaybettikten sonra orada kalması ya da değer kaybına devam etmesi) hallerinde geçerlidir. Eğer yerli para kısa bir süre değer kaybı yaşayıp bir süre sonra eski değerine dönmüşse o zaman yukarıda sayılan etkileri ya yaratamaz ya da çok kısıtlı olarak yaratır. 

63 yorum:

  1. hocam benim şöyle bir sorum olacak, TCMB geçen hafta döviz ihaleleri ile kura etki etmeye çalıştı ama bu daha çok dostlar alışverişte görsün mantığı ile yapılmış birşeydi. yarım milyar dolara yakın satım ihalesinin en küçük bir etki bile yaratamaması TCMB nin güvenilirliğine ve itibarında (az veya çok) bir zedelenmeye yol açmış mıdır?
    Saygılar hocam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu müdahale kuru düşürmeye değil piyasada ben de varım demeye yönelik bir müdahaleydi. Bence itibar sarsıcı olmadı çünkü herkes TCMB'nin kurdaki oynaklığı düzeltme amacına yöneldiğini biliyordu.

      Sil
  2. Hocam sizin kur hakkındaki görüşünüz nedir? MB ciddi politikalar uygular mı, MB için ideal kur aralığı nedir, nasıl bir yol izler önümüzdeki günlerde?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bunlar hep değişken durumlar. Dün farklıydı ideal kur aralığı bugün farklı. Ayrıca çoğu kez bu değişim TCMB'nin denetimi altında olmuyor. O nedenle bu gibi hallerde minimum müdahaleyle yetiniyor.

      Sil
  3. Hocam iyi günler,

    Hocam eğer dövizdeki artış kalıcı olduysa ki bunu zaman gösterecek bu bütçe dengesini nasıl etkiler.Gördüğüm kadarı ile faizler arttı ve bu olumsuz oldu bütçe için. Bir de ithal ürünlere dayalı enerji üretiminin maliyeti artacak doğal olarak.Devlet bu enerjiye yapması gereken zamları ne kadar geciktirirse sanırım oda ek bir maliyet olarak bütçeye binecek.Son olarak ise büyüme olumsuz etkilenirse beklenen vergi gelirleri de düşer mi? Böyle bir şey olursa bütçe bundan nasıl etkilenir? Sağolun hocam...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eğer bu artış kalıcı olursa, özellikle de faizler bu düzeyde kalır ya da daha da yükselirse bu gelişme bütçeyi kuşkusuz olumsuz etkiler. Bir yandan enflasyon artar bu da bütçe harcamalarını yükseltir bir yandan da borçlanmanın faizi artar bu da faiz ödemelerini artırır.
      Eğer bu gidiş büyümeyi de olumsuz etkilerse kuşkusuz vergi gelirlerinde düşüş de ortaya çıkabilir (işlem azalacağı için KDV ve ÖTV gelirleri düşer.)

      Sil
  4. hocam kurun yükselmesi ne demek 1 doların 1,93den 1,95a çıkması mı yoksa 1,90a inmesi mi demek. bir de hocam ihracatın artmasıyla fiyatların düşmesi teorisinin adı nedir? şimdiden teşekkürler hocam

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kur deyince örneğin dolar kurunda 1 USD = 1,93 TL dediğimizde 1,93'ü kastediyoruz. Kur arrtı deyince de 1,93 örneğin 1,95'e çıkmış oluyor. Yani TL değer kaybetmiş oluyor. Aslında bu deyimler tamamen sokak jargonu ama artık yaygınlaştı.

      Sil
  5. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  6. Fatih Şengül26 Haziran 2013 15:20

    Hocam sizce MB "faiz lobisi" söyleminin etkisiyle baskı altında kalır mı? Çünkü bu şartlarda düşük faiz politikasının (%4.5- %6 bandında fonluyor) sürdürülebilirliği yok gibi. Kurun belirli bir aralıkta tutulamayacağı gibi bir algının oluşması bizi kısır döngüye itecektir. saygılarımla

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dönemin en zor görevi TCMB'de. Bir yandan dış dalgaların etkileri var bir yandan da faizin tabu haline getirilmiş olması nedeniyle en önemli ekonomi politikası aracını kullanamaz durumda. Ne yapacaklarını ben de merakla bekliyorum.

      Sil
    2. Sayın hocam, serbest piyasada faiz kredi talebi ile belirlenmiyor mu?Piyasa var, faiz lobisi burada doğru bir kavram mı?

      Sil
  7. saygıdeğer hocam; sorum biraz konu dişinda ve acil sormam gerekiyordu afbuyurun ...:Yola Bağımlılık(paty dependence)kavramını ekonomide kalkınmışlık açısından değerlendirirsek önemli midir sizce.?.teşekkürler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Fatih Şengül26 Haziran 2013 17:36

      "Patika bağımlılığı" (path dependency) bir ekonomideki işlem maliyetleri dolayısıyla kalkınmayı da doğrudan etkileyen önemli bir argümandır. Kurumcu iktisat açısından değerlendirmelerini Douglass C. North'un "Kurumlar,Kurumsal Değişim ve Ekonomik Performans" adlı kitabında bulabilirsiniz.. Hocam kurumcu iktisatla ilgili görüşlerinizi arkadaşımız bağlantılı olarak gündeme getirmişken sorsak ne düşünüyorsunuz? saygılarımla

      Sil
  8. tşk ederim,,biraz daha bilgilendiredbilir misin,o kitap şuan bende yokta ,,mesela kalkınma açısından önemli
    midir diye sorsam....?.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Burada var.
      http://en.wikipedia.org/wiki/Path_dependence

      ve

      http://www.utdallas.edu/~liebowit/palgrave/palpd.html

      Sil
  9. hayırlı akşamlar üstad... Size iki sorum var var, birincisi Almanya ile Gezi Parkı meselesi konusunda ilişkiler kötüleşir gibi oldu ki durum iki ülke elçiliklerinin bilgi amaçlı çağrılmasına kadar gitti malumunuz, ilk etapta AB bakanı Egemen BAĞIŞ'ın uslubı sert oldu sonrasında ise geri dönüşle uslup hafifleşti, bu geri dönüşün yani ilişkilerin bozulmaması için atılan geri adımın altında ihracatımızda son yıllarda Almanya'nın ilk sıralarda yer almasının etkisi büyük müdür yoksa farklı bir neden mi? İkinci sorum ise özellikle Ak Parti döneminde dış ticarette Arap yarımadası önceliklerimizden oldu ve bu pazarda son yıllarda çok gelir elde ettik rakamlar ihracatımız oranlarına da yansıdı ki yılın ilk aylarında ihracatta ilk beşte Irak ve Suudi Arabistan vardı. Sizce hazır Avrupa Kıtası krizle boğuşurken Türkiye Arap yarımadasındaki ihracat payı arttırmalı mı? (daha fazla teşvikler, vergi indirimleri, ikili ülke ya da bölge anlaşmaları vs açısından) yoksa başka pazarlarda arayışlara girmeli mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gezi Parkı meselesi başladığı yerden çok farklı bir noktaya gitti. Bunda öncelikle bu işi yanlış yöneten siyasetçilerin sonra da işin içine karışan aşırı uçların etkisi oldu. Bizim siyasetçiler eğer konuya Kadir Topbaş'ın üslubuyla yaklaşsalar olay buralara varmayacak ve dış dünyada imajımız böyle düşmeyecekti. Benzer olaylar Brezilya'da yaşandı ama Brezilya bundan bizim gibi zarar görmedi. Nedeni çok basit onların siyasetçileri olayı çok daha anlayışla ve yumuşak bir yaklaşımla ele aldılar. Biz ise bu çıkışlardan o kadar tepki aldık ki sonunda geri adım atmak zorunda kaldık.
      Bence pazar çeşitlendirmesi doğru bir tercih ama her şeyde olduğu gibi onun da sınırları var. Yine de Türkiye'nin ortadoğuyla birlikte Asya ve Afrika'ya yönelmeye devam etmesinde yarar var.

      Sil
    2. Yorumlarınız için teşekkürler üstad...

      Sil
  10. Sayın Hocam, ben ihracatın artmamasının sebebini içinde bulunduğumuz koşullarda olduğu gibi benzer ülkelerin hepsinin para birimlerinde rezerv paralara karşı bir değer kaybı yaşanmasından çok Türkiye'nin dayanıksız ve katma değeri düşük mallar üretmesinden kaynaklandığını düşünüyorum ( Domatesin fiyatı düştü diye daha fazla domates tüketecek değiller). Ülkemize baktığımızda ise fiyatı yükselmesine rağmen talebimizi düşürmediğimiz mallar var, akıllı telefonlar, televizyonlar gibi... Maliyetlerin artacağı görüşünüzde ise sizinle hemfikirim ama Merkez Bankasının bu durumu lehimize çevirecek kadar etkin olduğunu düşünmüyorum, maliye ve para politikaları birlikte uygulanmalı. İhracatımızı arttırmak istiyorsak, yatırımlarımız artmalı, bunu da tasarruf artışı ve Q/L = Emeğin ortalama verimi oranı artışı ile sağlamamız mümkündür. Bu ise ne yazık ki uzun vadede sonuç verecek bir çözümdür. Saygılar...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok doğru bir saptama. MB'nin lehe çevirmesi hep kısa dönemli olarak geçerli. Orta uzun vadede verimlilik ve rekabet artışı olmadan daha ileri gitmek çok zor.

      Sil
    2. Kurun artisindaki enflasyonik etki bi seferliktir.. o acinin cekilmesi lazim...
      Problem secimlerde iktidara yapacagi negatif etki yuzunden yapilmasindan kacinilmasidir..
      Buda bizim ekonomiyi ithalatci bi anayapiya mahkum ediyor..
      Bize en buyuk satici Bati acisindan tabii bu sevindirici bi durum tabii, bozulmasini istemez.
      Hepimizin ana hedefi ulkemizin belkemiginin ihracatci bi ozden olusmasi olmalidir..

      Sil
  11. Hocam sabit kur sisteminde develüasyon yapılmasının sebebi dolara olan aşırı talep artışından kurun Sabit olarak tutulmasının olananksızlaşmasından mı kur yükseltiliyor ? Yoksa ihracata etki edip cari işlemler dengesine katkı sağlamak için mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Genellikle ilk nedenle oluyor. Yani örneğin 1 USD = 1 TL diyorsunuz ama içerideki enflasyon ABD'dekinden fazla olunca paranın iç değeri düşmeye başlıyor sonunda bu düşüşler birikince herkes dolar talep etmeye başlıyor ve mecburen paranın dış değerini düşürme (devalüasyon) kararı almak durumunda kalıyorsunuz.

      Sil
  12. Hocam gsyh hesaplanırken ülkemizde hangi hesaplama biçimine göre hesaplanmakta acaba gelirler yaklaşımımı yoksa harcamalar yaklaşımımı ? Ayrıca kitaplarınızda da 3 tür yaklaşımın hangisi ile hesaplanırsa hesaplansın teorik olarak aynı çıkacağını belirtmişsiniz benim buna yönelik eşit çıkmasını görmek adına kafamdaki kurguladığım örneği yazarsam nerede hatam varsa söylerseniz sevinirim ; bir fırıncı tanesi 1 lira olan ekmekten 200 tane üretiyor ve bunların 180 tanesi satılıyor 20 tanesi stokta kalıyor
    Şimdi üretim yöntemi ile hesaplandığında tanesi 1 liradan 200 liralık gsyh oluşur . Harcama yaklaşımı ile hesapladığımızda 180 tanesi tüketim harcaması nin içine girip geri kalan 20 tanesi de yatırım harcaması içine girerek yine 200 liralık gsyh oluşmakta fakat gelirler yaklaşımı ibaktığımızda satılan 180 tane ekmek fırın sahibine gelir getirmiştir o da 180 lira gelir getirmekte stokta kalan 20 ekmek ise satılmadığından gelir getirmemektedir hocan ben gelirler yaklaşımı ile yaklaştığımda neden 200 liralık gelir bulamıyorum( buradaki örneğin ülkede üretici olarak tek bir üretim merkezi fırıncı olduğu varsayılmıştır ) hocam yardımcı olursanız sevinirim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bizde GSYH öncelikle harcamalar ve üretim yöntemleriyle hesaplanıyor bunlara göre biraz daha gecikmeli olarak da gelir yöntemiyle hesaplama açıklanıyor.
      Örnek güzel.
      Üretim yönteminde ekmek üretilmiş ama satılmamış olsa da stoklara ilave olarak hesaba giriyor
      Gelir yönteminde ise satılmayan ekmek; içindeki unu sağlayan değirmencinin, suyu sağlayan şirketin, mayayı veren mayacının katma değerleri ve ekmeği üreten işçinin ücreti cinsinden hesaplandığı için yine hesaba giriyor.

      Sil
    2. Saygideger Hocam, benim GSYH hesaplari konusunuda sormak istedigim bir soru var. GSYH`nin ``ulkede uretilen mal ve hizmetlerin toplam degeri`` tanimindan yola cikarak, GSYH calismalarinda hesaba o yil icinde mesela TOKI`nin yapmis oldugu binalari, Istanbul Maltepe sahilinde halihazirda devam eden deniz dolgusu gibi hizmetleri de sokabilir miyiz? Bu gibi buyuksehir belediyesi insaat yatirimlari da hizmet degeri olarak hesaba katilabilir mi?

      Zamaniniz ve ilginiz icin simdiden cok tesekkur ederim.

      Sil
    3. Hocam bu modellerin hic birinde bizim degerlerimizden olan israf yok. Kapitalist deger sayımları uzerıne kurulu bir duzeni artık istemiyoruz. Ortodoks ekomomiye karsı yeni degersayımlı iktisatcılara ihtiyacımız var.

      Sil
  13. Hocam Anlattıklarınızdan şunu çıkartsam yanılmış olurmuyum ; içeride 1$=1 tl iken 100 tl ye sattığım bir malı dışarıda 100 $ sattığımızı varsayalım içeride enflasyonun olduğunu düşünerek içeride 100 tl ye satılan bir malın enflasyon dolayısıyla 200 tl olduğunu bunun içinde bu 200 tl lik geliri elde edebilmek içinde dış satış fiyatının 200 $ çıkması gerekir yani içeride ki enflasyondan dolayı malımızın dışarıda ki satış fiyatı pahalılanmıştır.yalnız içeride bizim hatalarımızdan dolayı enflasyonun yüksek seyretmesini dışarıdaki adama çektirmemek için ve içeride enflasyon sebebiyle dolara olan talebin artmasını da göz önüne alarak bir hamleyle 1$=2 tl yaparız ve önceden dışarıya karşı 100$ a sattığımız bir malı içeride enflasyon olmasına rağmen yine 100 $ satmış oluruz hocam kurgulamada yanlış bir yer varsa düzeltirseniz sevinirim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Enflasyon olmadığını ve sadece hükümetin ihracatı teşvik etmek için kuru 1 USD = 1.( yerine 1 USD = 2 TL yaptığını düşünün. Bu durumda siz ihracatçı olarak yine 100 USD'lik mal satacaksınız ama bu kez karşılığında 180 TL değil 200 TL kazanacaksınız. İşçilik, kira, elektrik vb maliyetleriniz TL ile olduğu için daha çok kazanmış olacaksınız ve bu sizi daha çok ihraç edip daha kazançlı çıkmaya itecek.
      Eğer ithalatçıysanız eskiden 180 TL'ye ithal ettiğiniz 100 USDlik malı bu kez 200 TL'ye ithal edeceğiniz için alıcınız azalacak ve siz de daha az ithal edeceksiniz. (Tabii bunlar esneklik hesapları dışındadır.)

      Sil
  14. Mehmet ÇOBAN

    Hocam size iki sorum olacak:Bir devalüasyon,faiz ve enflasyon sarmalından bahsedermisiniz? Diğeride içerideki enflasyonun dış rekabete etkisini izah edermisini? Teşekkürler Hocam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şöyle söyleyebiliriz sanırım: Bir ekonomide enflasyon oluşmuşsa bu eninde sonunda faizlerin artmasına yol açar. Çünkü anaparanın satınalma gücü artan enflasyonla eridiği için insanlar paralarını ödünç vermek için daha çok faiz talep ederler. Öte yandan enflasyon paranın iç değerini düşürdüğü için ister istemez paralel olarak dış değerini de düşürür. Aksi takdirde insanlar yerli para yerine yabancı paraları ikame ederler. Bunu önlemek için para değer kaybeder. Eğer sabit kur rejimi varsa devalüasyon yapılması zorunluluğu oluşur.
      Enflasyon artmaya devam ederse bu üçlü arasındaki ilişki bir kısır dögüye dönüşür ve neden sonuç ilişkileri karışır hepsi birbirini besler hale gelir.

      Sil
  15. Hocam üniversite tercihlerini yapacağım şu sıralarda iktisat ile finans arasında ki fark nedir söyleyebilirseniz memnun olurum?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İktisat orta uzun vadeli ve daha reel ilişkilerle ilgilidir, finans ise günlükj ya da kısa vadeli parasal işlemlerle ilgilidir. Eğer ilişkilerin temelini mantığını merak ediyorsunuz (değer nedir,gsyh nasıl hesaplanır, dünya ticareti nasıl işler vb) iktisat, günlük piyasa ilişkilerini (faiz, döviz, borsa gibi) merak ediyorsanız finans seçmeniz uygun olur. İkisinde de bu bilgiler verilmekle birlikte ağırlıklar farklıdır.

      Sil
  16. Hocam fisher denklemine şu şekilde yaklaşsam yanılırmıyım; ülkedeki para miktarını kullanırken sizin bir yazınızda kabul ettiğiniz m1 i değilde m2 yi kabul etsek yani ülkedeki para miktarını 731.8 milyar tl olarak kabul etsek şunu diyebilirmiyiz; ülkede ki toplam Servet miktarı 731.8 liradır yani tüketime harcanacak ve tasarruf için kullanılacak paraların toplamı 732.8 milyar tl dir . Ülke bu kadar parayı kullanarak 1.426 milyar tl lik gsyh yı üretmekte dolaşım hızı ise 1.94 oluyor dolaşım hızını 2.5 lara yada 3 lere çıkarmaya çalışmak kısa dönemde üretimi artırmayacağından fiyatları yükseltecektir nominal gsyh yüksek gözükecektir. Biz burada dolaşım hızını artırmaya çaba harcayacağımıza ekonominin üretim kapasitesini artırmaya yönelik harcamalar yapmaya ya da verimliliği artıracak çalısmalara girişmemiz gerekir .
    Hocam ayrıca şunu diyebilirmiyiz ;ülkedeki toplam para miktarı 731.8 lira ise bu para mal ve hizmetler de el değiştirerek tam tamına 1.426 milyar tl lik malın ve hizmetin üretilmesini sağlıyorsa bu paranın bri çoğu ülkede ki zenginlerin lehinde olacak şekilde birikiyordur yani zenginlerin alışveriş merkezlerinde v. s gibi zenginlerin elinde birikiyordur yani bu paralar dönüyor dolaşıyor dönüp dolaşırken mal ve hizmet üretimine katkıda bulunuyor en sonunda da yine paranın bir çoğu zenginlerin işletmelerinde marketlerinde birikiyordur tabi mv= PT yaklaşımından gelir dağılımında ki adaletsizliği çıkaramayız hocam bu yaklaşımda yanıldığım bir yer varmıdır? para miktarı olarak ta m1 değilde m2 kullanmam ne derece doğrudur ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. M2'yi kullanmak aslında daha da doğrudur. Ben de uzun süre onu kullandım şimdi basit olsun diye M1'i kullanıyorum. Hangisini alırsak alalım sonuçta çok fark etmez. Kurguladığınız mantık doğru yalnız 738,1 milyar TL ülkenin ülkenin serveti değildir. Parasal varlığıdır. Servet kavramının içine evler, arabalar, fabrikalar vb de girer.

      Sil
  17. hocam konu ile alakasız olacak ama bi yerde Türkiye'nin sermaye hasıla katsayısının 6.5 olduğunu,bu yüzden yüzde 4 büyüme oranı için milli gelirin yüzde 26 sının tasarrufa gidip bunun yatırıma yöneltilmesi gerektiğini ve Türkiye nin ortalama tasarruf oranının yüzde 14.5 olduğundan yüzde 11.5 tasarruf açığını dışarıdan çekmemiz gerektiğini okumuştum. hocam sermaye hasıla katsayısı nedir neye göre hesaplanır ve bu yüzde 4 büyüme oranı için yüzde 26 tasarruf oranının gerektiği nasıl hesaplanıyor bunları açıklayabilir seniz ayrıntılı çok memnun olurum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sermaye Hasıla katsayısı Harrod Domar büyüme modelinin temel taşıdır. Bugün bu model çok kullanılmasa da (Solow modeli daha çok kullanılıyor)sermaye hasıla katsayısı kullanıma devam ediyor.
      Üretim miktarını 1 birim artırabilmek için ne kadar sermaye gerektiğini gösteren bir katsayıdır.

      Sil
  18. Hocam sizin yazılarınızı geçen yılın başından beri takip ediyorum bir kere şunu içtenlikle belirtmek isterim ki bu blog bana göre tartışma ortamına açık oluşu ve sizin Engin bilgilerinizle bizleri aydınlatmanızdan dolayı Türkiye'nin en çok bilgi veren bloğu. Keşke burada okuduklarımı okulda ayrı bir ders olarak saydırabilseydim diplomada gözükürdü

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ayrıca değerli vaktinizi ayırıp bizleri aydınlattığınız ve de her soruyu dikkate alıp cevaplamanızdan dolayı size teşekkürlerimi sunuyor Allah sizden razı olsun diyorum

      Sil
  19. Mahfi Bey şu şekilde düşünürsek yanılır mıyız? Yurt içi yatırımcılar için de Merkez Bankasının döviz rezervleri ileriye dönük bir güvencedir. Dolayısıyla, örneğin fabrika kurmak isteyen bir tüccar, kriz anlarında bile ihtiyacı olabilecek dövizi ülkede bulabileceğini düşünür. Yurt dışından uzun vadeli, düşük faizli döviz kredisini daha rahat bulabilir, kullanabilir. Yani Merkez Bankası döviz rezervlerini arttırarak yurt içi yatırımcılara da mesaj vermektedir. Bu yüzden güçlü bir döviz rezervi bizim için çok önemlidir.
    Dövizimizin kıymetini bilmemiz gerekmektedir. Hele bu zamanlar da daha da çok kıymet vermek durumundayız. Şöyle bir handikapımız da oluyor. Ekonomide tek bir karar alıcı yok. Hepimizin vermiş olduğu kararların sonuçlarını yaşıyoruz. Binbir zahmetle bir yatırımcımızın ülkemize kazandırdığı döviz, bundan bir haber bir tüketicinin bir kararıyla tekrar yurtdışına çıkmasına neden olabiliyor. Şu örneği verebiliriz. Borçlarını çevirmekte zorlanan bir aile reisi olduğunu düşünelim. Çocuğu gidiyor taksitle bin ikibin liralık ithal telefon alıyor :) Bu basit bir örnek.
    Çocuk ben bunu harçlıklarımla, çalışarak öderim diyor, o da haklı. Kısa vadede düşünürsek, Çocuğun yurt içinde TL kazanması Döviz rezervlerimizi arttırıcı bir etki yapmıyor. Sonuçta ithalatçı cep telefonun parasını yurt dışına TL olarak değil döviz olarak gönderiyor.
    Aslında bunlar birer sonuç, ülkede gözüken refah artışının bir sonucunda araba, cep telefonu gibi ürünlere talep artıyor, ama bu talebi karşılayacak yeterli yurt içi üretimi yok. Bu yüzden belki de babayiğitler aranıyor ama kimse çıkıp ben yaparım demiyor.
    O zaman özel sektör yapmıyorsa, konuşulması gereken ( bu yapısal reformlar ) bu fabrikaların, devlet tarafından kurulması. Sizin de daha önce yazdığınız gibi belli bölgeler de bu yatırımlar yapılabilir. Tabi anladığım kadarıyla tüm bu yatırımların hükümet özel sektör marifetiyle olmasını istiyor, ama kısa vadede bu hemen olmayacak gibi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet çok fazla KİT politikası yaratmamak şartıyla belli bölge ve belli ürünler için ileride öElleştirilmek üzere KİT ler kurulması doğru bir düşünce bence.

      Sil
  20. Hocam asıl mesele bu yaklaşmakta olan krizi TEĞET geçirebilecek miyiz?
    Ülkemizin siyasi, sosyal ve bir bakıma yine ekonomik geleceğini bu etkilemeyecek midir sizce de?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Birçok alanda çiviler yerinden çıktı. O nedenle bu kez ne olacağını tahmin etmek kolay değil.

      Sil
  21. Hocam cari açığa S-I arasındaki farktan ibaret olduğunu söylüyoruz da bu denklemde aklıma yatmayan taraf şu ; normalde cari açığı şu şekilde düşünürsek gelirimizden daha fazlasını yatırım yapmak için harcayınca bir kısmını da tüketim harcaması için kullanınca cari açık oluşmuş oluyor yani cari açık oluşurken tüketim ve yatırım harcamalarını gelirimizden fazla harcadığımızda oluşuyor yani işin icinde tüketim harcaması da var ama denklemde deniyor ki tasarruflar ile yatırım arasındaki fark cari açığı oluşturur deniyor hocam biz böyle dersek tüketim harcamasını işin içine katmamış olmazmıyız ? Yoksa tasarruf - yatırım diyince buradaki yatırımın içinde tüketim harcaması da mı var ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Cari açık bazen S-I farkından bazen de (S - I) + (T - G) farkından oluşuyor.
      Tüketim için yatırım yapmaya gerek olmadığı için onu denkleme sokmanın gereği yok

      Sil
  22. hocam tahvil talebi ve tahvil arzının faizle ilişkisi nasıldır? ben tahvil arzının faizle doğru tahvil talebinin faizle ters orantılı olduğunu biliyorum. abd tahvil alımını kısabiliriz dediği için pozitif eğimli olan tahvil arzı sola kaydığı için faiz oranları yükselmiştir değil mi? ama bu sitede http://notoku.com/faiz-oraninin-belirlenmesi/ benim dediğimin tam tersini söylüyor hocam tahvil talebi faizle doğru tahvil arzı faizle ters orantılı diyor. acaba hangisi doğru?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tahvili kimin arzettine bağlı olarak değişir. Kamunun açığı bellidir ve tahvil arzı bu açıkla sınırlıdır. Dolayısıyla faiz düşse de artasa da miktar pek değişmez. ABD piyasadaki tahvilleri alıp karşılığında para veriyor. Bu tam olarak bir tahvil arzı ya da talebi değil bu piyasaya para verme operasyonu.

      Sil
    2. hocam abd piyasaya para verdiği için para çok olmaz mı bundan dolayı faizin düşmesi lazım değil mi ama neden artıyor

      Sil
  23. Hocam şunu anlıyorum bir ülkenin cari açığı demek o ülkenin tasarruf açığı demektir , gelirinden daha fazla harcayarak belirli mal ve hizmetten daha fazla satın almak istiyorsa cari açığa katlanacak ve başkalarının tasarruflarını kullanacaktır .bence bir ülkenin tasarrufları artarsa bunun kısa dönemdeki etkisi cari açığın finansmanını içeride artan tasarruflar sayesinde içeriden karşılayacak ve borçlanma durumu kalmayacaktır yani birden tasarruflar arttı diye cari açığımız düşmeyecektir cari açık akım değişken olduğundan belirli bir dönemde diğer ülkelerle girilen ilişkinin bir kısmını gözler önüne serer yani tasarruf arttı diye biz petrol, doğal gaz vs gibi şeyleri almamaya başlamayacağız bence tasarruf artsada cari açık verebiliriz bu çok normaldir ama tasarrufların artırılmasının uzun dönemdeki etkisi cari açığı azaltır şöyleki ; tasarruflar içeride arttığında bol olan tasarrufdan dolayı faizler düşer ve rekabette bir sıfır öne geçilir düşük olan faizler sayesinde içeride yatırımlar bol olur ve belirli ara malların hammaddelerin üretimine girişilir artan tasarruflar sayesinde Arge ye ayrılan pay artar artan tasarruf lar sayesinde düşmüş olan faizden ötürü dışarıdan düşük faizle borçlanmanın Şevki azalır bütün bunlar uzun dönemin mahsulüdür yani kısa dönemde tasarrufları artır cari açık düşsün tekerlemesi uzun dönem için doğrudur . Cari açığı düşürmek istiyorsak şu 3 şeyi yapmalıyız 1) ya petrol doğalgaz zengini bir ülke olacağız 2) içeride hammadde ara malı üretecek teknolojinin olması gerekir 3 ) cari açığın yüksek olmasını bir nedenide ithal edilen ürünlerin ucuzluğundan kaynaklanmaktadır bizim yabancı mallarda rekabet edebilmemiz içinde içeride maliyet kalemlerini düşürmeliyiz ( enerji , hammadde , finansman , işçilik ) ve de verimliliği artırmamız gerekir
    Hocam görüşleriniz benim için çok önemli özellikle tasarrufların etkisinin uzun dönemde gerçekleşeceğine katılıyormusunuz ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok güzel bir özet. İşin özü budur.

      Sil
    2. Hocam cari acık tasarruflar artarsa borclanma olmaz demek cok sacma. Bize bu parann nasıl üretildiğini acıklarsanız arkadaslar konuyu iyi anlar. Ayrıca tüm yapılanlar hic borclanmadan da yapılabilir. Sadece degersayımnzı degistirin

      Sil
  24. Hocam ben şu kısmı anlamadım ülkede tasarruflar artınca dışarıdan finansman ihtiyacımız azalır diyoruzda tasarruflar artsada biz bankaya ülkede tasarruf çokluğundan tl yi bulduk verdik banka sonuçta dışarıya ödemeyi dövizle yapacak bu dövizide ülkemize gelen portföy ve doğrudan yatırımlardan elde ettiğimize göre tasarruflar artsada dışarının tasarruflarını kullanmış olmuyormuyuz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 2 türlü kaynak ihtiyacı vardır: (1) İçeride yapılacak işler için ihtiyaç duyulan kaynaklar. Eğer bunlar içerideki tasarruflarla karşılanamıyorsa dışarıdan kaynak aranır, borçlanılır. (2) İthalat için kaynak arayışı. Bunun için döviz gereklidir. İç tasarruf artarsa ilk grup kaybolur.

      Sil
    2. Hocamicerde de olsa dısarda da olsa paraya sahip olmak icin faiz ile borclanılır

      Sil
  25. Sayın Eğilmez,
    En az son 2 yıldır bir türlü anlayaMAdığım,beni hala çok şaşırtan bir durum var:Euro/usd paritesi. ECB ve FED 'in son pozisyonları ortada.FED, QE'nin sonuna geldi ,muhtemelen 2015 ortasında faiz artışı başlayacak.EURO zone(son 6 çeyrek resesyon) ve ABD büyümeleri ortada.17 tane farklı kafa, her biri ayrı telden çalar.Mali birlik yok.PİGSS'lerin hali berbat.Bu saydıklarımı benden çok daha iyi biliyorsunuz. Neden parite 1.30 civarında.Bence 1.00 olmalı. Hatta ilk çıkış noktası olan 0.85 daha makul bir seviye. Bizim bilmediğimiz bir şeyler var? Gözden kaçırdığımız nedir ? Sizin bu konuda fikrinizi almayı çok isterim .Çalışmalarınızda başarılar diler ,saygılar sunarım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. AB'nin ne siyaseti iyi ne de ekonomisi. Ama ABD'de de siyaset çok parlak değil biliyorsunuz. Orada da Başkan bütçeyi Kongreden geçiremiyor, borç tavanına gelip takılıyor ve Kongre'den karar alamıyorlar. Dolayısıyla ABD'nin ekonomisi iyiye gidiyor ama siyaseti istikrarlı değil. Yine de parite bence 1,30'un altında olmalıydı.

      Sil
  26. Hocam affınıza sığınarak bir soruyu tekrar sormak istiyorum cevabınızın şu kısmını anlayamadım ;Tüketim için yatırım yapmaya gerek olmadığı için onu denkleme sokmanın gereği yok"
    Ama hocam cari açık verirken bir kısmı tüketim harcamasından bir kısmıda yatırım harcamasından kaynaklanmıyor mu? O yüzden. Denklemde sadece yatırımı göstermemiz eksik olmaz mı ? Cari açık vermemize sebeb olan tüketim harcamasını dışlamış olmaz mıyız ?
    Yoksa yatırım diyince onun içinde zaten tüketimi almış mı oluyoruz ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yatırımın içinde tüketim doğrudan yok. Ama yatırım ne için yapılır? Daha fazla üretim için. O ne için yapılır? Daha fazla tüketim için.
      Bu denklem işe kaynaklar yönünden bakıyor (finansman yönünden.)

      Sil
  27. Sayın Hocam İktisat bölümü son sınıf öğrencisiyim .Hazine hesaplarındaki avanslar emanetlerden büyük olduğunda.. bütçe dengesi ve hazine nakit dengesi açık mı yoksa fazla mı verir ?
    İkinci olarak Enflasyonist bir ortamda,diğer tüm kosulalr sabitken,hükümet harcama ve vergiler üzerinden nasıl bir politika izlemelidir.Cevaplarsanız sevinirim iyi günler

    YanıtlaSil
  28. yabancı tasarruflar cari hesap dengesine mi denktir?

    YanıtlaSil
  29. Hocam, dış ticaret açığı ithalatın ihracattan fazla olması ülkenin döviz rezervinin azaltır, döviz rezervi azalınca ülke parası değer kaybedip bu ihracatın artma sebebi olmaz mi nerede yaniliyorum

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...