8 Eylül 2013 Pazar

Ekonomide Yapısal Reformlar

Türkiye’nin son on yılı birçok değişikliğe karşılık, bankacılık alanında yapılanlar dışında, yapısal reformlardan uzak durulmasıyla geçti gitti. Oysa bu dönemde elde edilen geçici gelirler yapısal reformları yapabilmek için hem maddi imkan hem de zaman kazandırmıştı. Ne yazık ki bu büyük fırsatı kullanamadık ve mevcut durumu parlak göstermeyi temel sorunları çözmeye tercih ettik.

Yapısal reform, bir sistemin daha verimli çalışabilmesi ve şoklara karşı daha dayanıklı hale getirilebilmesi için o sistemin yeniden yapılandırılması olarak tanımlanabilir. Ekonomi dışındaki alanlardan yapısal reforma ihtiyaç duyulanların bir bölümünü sıralayıp geçeyim: (1) Yargının, siyasetin etkisinden tümüyle uzaklaştırılarak tam anlamıyla bağımsız hale getirilmesi. (2) Eğitimin ezber yönteminden çıkarılarak analitik düşünme çerçevesine oturtulması. (3) Azınlıkta kalanların haklarını koruyan gerçek demokrasinin yerleştirilmesi. (4) Düşünce özgürlüğünün oturtulması. (5) Basın özgürlüğünün tümüyle geçerli kılınması. (6) İnsan haklarının yükseltilmesi. (7) Hayvan haklarının en üst düzeyde korunması. (8) Çevrenin korunması. (9) Sporda kalitenin artırılması. (10) Siyaseten temsilin en az oy hakkını da kapsayacak biçimde sağlanması. (11) Üniversitelerin gerçek anlamda bilimsel ve idari özerkliğe kavuşturulması. Bunlara daha pek çok ekleme yapılabilir.

Yapısal reformların bir bölümü yasal değişiklikleri, bir bölümü zihniyet ve yaklaşım değişikliklerini, bir bölümü ise hem yasal değişiklikleri hem de zihniyet ve yaklaşım değişikliklerini gerektiriyor. Konu çok yönlü olduğu için ben burada ekonomik yapısal reformları ele almakla yetineceğim.

Bağımsız olması gereken kurumlara (ki bunlar TCMB ve BDDK gibi kurumlardır) yasaların verdiğinin ötesinde gerçek anlamda bağımsızlıklarını tanımak şarttır. Bunun için yasa maddeleri yeterlidir. Konu zihniyet ve yaklaşım değişikliğini gerektiren bir adımdır. Bu adımı atmak siyasetten bağımsız uygulanması gereken para politikası ve diğer ekonomi politikalarının doğru uygulanmasına ve bilim dışı tartışmalardan kurtulmasına yol açacaktır.

Türk vergi sisteminde dolaylı vergilerin ağırlığını dolaysız vergilere kaydırmak gereklidir. Çünkü KDV ve ÖTV gibi dolaylı vergiler adaletsizdir. Türkiye'de vergilerin yüzde 65'i dolaylı, yüzde 35'i dolaysız vergilerden oluşuyor. dolaylı vergilerde oran farklılaştırması yapılamadığı için zengin de fakir de aynı oranda vergi ödemektedir. Bu tür vergilerin ağırlıkta olması zaten bozuk olan gelir dağılımını daha da bozucu etki yapmaktadır. Gelir vergisi gibi dolaysız vergiler ise kazançları artan oranlı tarifeyle vergilendirilebildiği için zenginden daha yüksek, fakirden daha düşük oranla alınabilmektedir. Bu yapısal değişimi yapabilmek için yasal değişiklik yapılması gerekiyor.

Türkiye, 1990 ile 2002 arasında düşük cari açık (yüzde 0,9), yüksek bütçe açığı (yüzde 7,2) yöntemiyle, 2003 ile 2012 arasında ise düşük bütçe açığı (yüzde 3,2), yüksek cari açık (yüzde 5,2) yöntemiyle büyümüştür. Yani sistem iç ya da dış dengede açık vererek dış kaynaklara ulaşma ve onları kullanarak büyüme yöntemi üzerine kuruludur. Son on yılda bütçe açığının düşürülmesinde özelleştirme gibi, varlık barışı gibi, milli emlake ait arazilerin satışı gibi geçici gelirler çok etkili olmuştur. Ne var ki bunların sağladığı zaman ve kaynak imkânlarından yararlanıp bir gelir ve harcama reformu yapılarak bütçe disiplini kalıcı hale getirilememiştir. Bugün bütçe hala bu tür geçici gelirlerle ayakta tutulmaktadır. Bu konuda geleceğe dönük yapısal değişim için yasal düzenlemeler gerekmektedir. Vergilerle ilgili düzenlemelerin yanı sıra harcamaların denetim altına alınması da şarttır. 

Geçici ve kısmi ithal ikamesi uygulamasına geçmek cari açıkta ve sanayileşmede çözüme yardımcı olabilir. Türkiye, sürekli olarak cari açık veriyor. İthalatının ağırlığı sermaye malı, ara malı ve hammaddeden oluştuğu, hammadde içinde ağırlığı petrol ve doğal gaz tuttuğu için büyüme eğilimin arttığı dönemlerde cari açık da artıyor. Özellikle enerji üretiminde kullanılan petrol ve doğalgaz gibi ürünlerin ithalatının kısılması büyümeyi olumsuz etkiliyor. Bu çerçevede cari açığı düşürebilmek için ilk ağızda bunlar dışında kalan ürünlerin ithal mallar yerine daha az ithalata dayalı olan içeride üretilecek mallarla ikame edilmesi düşünülebilir. Bunu yapabilmek için malların, sektörlerin ve üretici kuruluşların seçilerek geçici bir süreyle ve sürekli inceleme altında tutularak teşvik edilmesi yani geçici ve kısmi bir ithal ikamesi modelinin uygulamaya konması gerekiyor. Buna benzer adımların atıldığı, sanayi envanterinin çıkarıldığının söylenmesine, yeni teşvik sisteminin yürürlüğe konulduğunun açıklanmasına karşın bu alanda herhangi bir ilerleme sağlandığına ilişkin bir kanıt ortada yok. Demek ki bu çalışmalar ya yetersiz kaldı ya da amaca hizmet etmekten uzak bulunuyor. Bunların yeniden düzenlenmesi ve cari açığı düşürme amacına yönlendirilmesi gerekiyor. Bunun yolu Bakanlar Kurulu kararıyla bu hedefe dönük düzenlemeler yapmak ya da mevcut düzenlemeleri bu hedef doğrultusunda düzeltmek gerekiyor.

Türkiye, gerek yaşamak gerekse de büyümek için ihtiyaç duyduğu enerjiyi önemli oranda ithal etmek zorundadır. Bunun maliyeti oldukça yüksek düzeyde görünüyor. Bunu düşürebilmek için sahip olduğu doğal kaynakları (su, güneş ve rüzgâr gibi) enerji üretimine dönüştürmeye daha fazla çaba göstermesi gerekiyor. Bu konularda çalışma yapanları daha fazla teşvik etmek bu yolla enerji üretenlere destek olmak gerekiyor. Bunu yapabilmenin bir yolu mevzuat düzenlemelerinden, bir yolu da idari düzenlemelerden geçiyor. Nükleer enerji de çözüm yollarından birisi olmakla birlikte Türkiye bu konuda geç kalmış bulunuyor. Nükleer enerji aleyhinde artık öyle güçlü bir muhalefet var ki bunu aşıp da nükleer enerji santralı yapabilmek kolay değil. O halde elimizde enerjiyi elde etme yollarını mümkün mertebe dışa bağımlı olmaksızın çeşitlendirmeye çalışmak ve enerjiyi elden geldiğince tasarruflu kullanmak seçenekleri kalıyor.   

İç tasarrufları artırmak şart. Türkiye’nin cari açık vermesindeki en önemli etkenlerden birisi iç tasarrufların yetersizliğidir. 2000’lere gelinceye kadar Türkiye’de iç tasarrufların GSYH’ya oranı yüzde 20, yatırımların GSYH’ya oranı ise yüzde 22 dolayındaydı ve dolayısıyla cari açık yüzde 2 – 3 dolayında kalıyordu. Bu da Türkiye’ye yüzde 4,9 dolayında yıllık büyüme ortalaması getiriyordu. 2000’ler sonrasında faizlerdeki gerilemenin de etkisiyle iç tasarrufların oranı gerilemeye başladı. Bugün tasarrufların GSYH’ya oranı yüzde 14 dolayındadır. Buna karşılık yatırımlar gerilemedi. Aradaki açılan fark ise zorunlu olarak dış tasarrufların ithali yoluyla karşılandı. Dış dünyada likidite bolluğu yaşandığı sürece dış tasarruf ithali nispeten kolaydı. Artık herkes biliyor ki Fed, yavaş yavaş bu bolluğu azaltacak. Dolayısıyla bundan sonra yüksek oranlı büyümeyi yüksek cari açıkla sağlayıp bu açığı dış finansmanla karşılamak eskisi kadar kolay olmayacak. Bu durumda iki seçenek var önümüzde: Ya büyümeyi potansiyel düzeyi olan yüzde 5 düzeyine indireceğiz ya da cari açığın yapabildiğimiz kadarını iç tasarruflarımızla finanse edeceğiz. Bu yolda atılmış tek adım olan bireysel emeklilik sistemini geliştirmek çözüm için bir adım olsa da yeterli görünmüyor. Bu konularda yasal düzenlemelerden çok ekonomi politikası uygulamasını elden geçirmek gerekiyor.

Türkiye’nin yüz yıldan fazla emek, zaman ve sermaye harcadığı ama marka yaratamadığı tekstil sektöründe marka yaratabilmek için çaba göstermesi gerekiyor. Bunun için gereken neyse (teşvik, tanıtım, devlet desteği vb) yapılması gerekiyor.

İlk ağızda aklıma gelenler bunlar. Ama biraz daha ayrıntılı çalışılırsa bunlara eklenebilecek istihdamdan sosyal güvenliğe kadar uzanan birçok alan ve konuda yapılması gereken yapısal değişiklikleri sıralamak mümkün olacaktır diye düşünüyorum.

128 yorum:

  1. Hocam twitterda beni kırmayıp yazdığınız için çok ama çok teşekkür ederim. İyi ki varsınız !

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Rica ederim. Konu çok önemli. Ne kadar işlense o kadar iyidir.

      Sil
    2. Sayın Üstad, yazdıklarınızı okurken yazmadıklarınızı düşünüyordum, aynı sizin gibi!
      Zihniyet değişikliği de yapısal engeller (congenital) nedeniyle zor görünüyor, en iyisi genç kuşaklara yetkin ve ehil olmayan kişileri yönetime taşımamaları için ne yapılmak gerekir onu öğretelim, belki etkisi olur ! Ne dersiniz?

      Sil
    3. Hocam ellerine sağlık.Sayenizde fakültede öğrenimimizi burada devam ettiriyoruz,ders gibi yazıp çiziyorsunuz çok sağulun.Sizin gibi her yönüyle kendini geliştirmiş bir insanın yapılan her yoruma cevap vermesi de ayrı bir kıvanç kaynağı

      Sil
  2. Evet hocam çok önemli. Bu yazdıklarınızı umarım bizim nesil yapacak ve geleceğe güvenle bakan, refah seviyesi yükselmiş bir toplum olacağız.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet biz yapamadık umudumuz sizin kuşakta.

      Sil
    2. Sayın Eğilmez, ekonominin faizsiz bir şekilde olabileceğine inanıyor musunuz?
      Yatırım ve tasarruf ilişkisi faiz argumanı olmadan gerçekleşebilir mi?

      Sil
  3. Cari acik icin en onemli kalem enerjide ithal ikamesine yonelmek .Bunda da aslolan gunes enefjisini daha yaygin kulanmayi tesvik diye dusunuyorum.su ve ruzgarin ciddi sakincalari var.Birde otomotivde mumkunse yerli hibrit kullanmak

    YanıtlaSil
  4. Hocam merhaba, Yapısal reformlar sizin blogunuzun olmazsa olmazı oldu artık. :) Çok soru geliyordu tekrar ele almanız bence çok iyi olmuş. Benim konu ile ilgili fikrim ise ; bizim ülkemizde yapısal reformaların önce insanlarımızdan başlaması gerektiği. Sadece şu örneği vereceğim. emniyet şeridindeki kameraya kadar emniyet şeridinden gidip tam kameranın altından tekrar normal şeride geçen bir milletiz biz. Emniyet şeridinde gidenlerin arabalarının arkasına baktığınızda kiminde Atatürk'ümüzün imzası kiminde Huzur İslamdadır yazısı var. İşte biz böyle milletiz. Ortada bir çizgi var ve çizginin her iki tarafındakiler ne Atatürk'ü anlamış ne de Hz.Muhammedi. Bizim kafalarımızdaki yapısal reformlarımızı tamamlamadığımızda bitmek bilmez sorunlar hep arkadamızdan gelmeye devam edecek. Birlik olup önce insan olmayı aklımıza getirmediğimizde hak yememeyi işimizi doğru yapmayı kaytarmamayı eleştirinin bir armağan olduğnu öğrenmeyi , en önemlisi hayata , doğaya , insana saygı göstermeyi önceliklerimize almadığımız sürece yukarıdaki yazdıklarınızı yapmamız çok olanaklı görünmüyor. Kavgayı , savaşı , kandırmayı , güvensizliği , ahlaksızlığı bir kenara bırakmayı başarırsak zaten herşeyi yapmış olacağız. İyi pazarlar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet gerçekten doğru bir saptama. Asıl önemli olan yapısal reformdan çok kafasal reform. Onu becersek ötekileri yapacağız zaten.

      Sil
  5. Hocam Türkiye'nin cari açık vermesinde ki en önemi sebeb olarak iç tasarruflarının yetersizliğini söylemişsiniz bunun gerekçesi olarak şunu söyleyebilirmiyiz ;iç tasarruflar düşük olursa belirli bir yatırım düzeyini tutturabilmek adına yetersiz olan tasarruflarımıza ek olarak yabancı tasarruf ithal edeceğiz ve bunun içinde faiz ödeyeceğiz bu faiz gideride cari işlemler hesabının faiz kaleminde yer aldığı için bir gider kalemidir hocam iç taraflar la cari açık arasında ki iliskiyi bu şekilde mi kurmalıyız eksik bir şey varsa düzeltirseniz sevinirim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İki konu var: Cari açık aslında sattığımız mallar ve hizmetlere karşı aldığımız mallar ve hizmetlerden doğruyor. Borçlanma ya da yabancı tasarruf ithali bu açığın finansmanı için gerekli. İç tasarruflarımız yeterli olsa mal ve hizmet üretimi için gerekli sermayenin çoğunu buradan karşılayabiliriz. O zaman bunları dış kaynakla değil iç kaynakla yapabiliriz.

      Sil
    2. Tasarrufların yetersizliği, toplumda tasarruf edecek paranın olmayışından diyebilir miyiz ?
      Halkın elinde para vardı da mı tasarruf etmiyor?
      Öte yandan tasarrufların yatırıma döneceği kabulu reelde böyle olmadığını görüyoruz.
      Bankalar , topladıkları paraları ihtiyaç sahibi müteşebbize mi veriyor yoksa bono tavil doviz üçkenin de , kağıttan para kazanıp bir kısmınıda faiz olarak mudisine mi veriyor ?

      Sil
    3. Kavramların yeniden tanımlanması gibi köklü bir yapısal değişimden bahsetmişsiniz. Bu tespitiniz son derece doğru. mevcut para kredi sisteminin yeniden tanımlanması ve yapısal dönüşüme hazırlanması gerektiğini söylersek, önümüze yibe global kapital sistemin kuralları bir dayatma olarak çıkartılıp kendi paradigmamızı oluşturmamıza engel olabilir mi ?

      Bu yapısal reformaların gerçekleşmesi için paradigma/değersayımın yeniden inşa edilmesi gerektiğini söyleyebilir miyiz ?

      Sil
    4. Sayın Eğilmez,MB bağımsızlığını israrla vurguluyorsunuz. Politikalarının fiyat istikrarı olduğunu açıklayan Mb yönetimi, aynı zamanda 2018 kadar ki vizyonunu da Merkez bankalarının bankası dışa bağlı bankaya endekslediğini, dolayısı ile politikalarını bu merkez bankalarının alacağı pozisyona göre de belirleyeceğini ifade ediyor.

      Politikalarını dış odaklı bir yere bağlamış olan MB ne kadar bağımsız olabilir ?

      Sil
  6. Doğkan Aygün8 Eylül 2013 16:52

    Hocam Türkiye yatırım iki nedenle dışarının tasarruflarını kullanıyor 1) içeride yapacağı yatırımlar da gerekli parayı bulamasa yani tl gereksinimi için dış tasarrufları kullanıyor 2) Türkiye bizim paramız dışarıda geçmediği için aramalı hammadde vs alabilmek için dövize ihtiyacımız var bu sayede de dış tassarrufları kullanıyor yani benim anladığım Türkiye iç tasarruflarını ne kadar artırırsa 1. Sebepten dolayı bulmak zorunda olduğu dış tasarrufa ihtiyacı kalmaz aynı zamanda Türkiye iç tasarruflarını ne kadar artırsa da cari açığımızın finansmanı için bulacağımız dövizi yine bulmak Zorunda kalırız yani en azından ben öyle anlıyorum bir yanlışım yoksa
    Hocam yazınızın şığu kısmını anlayamadım 'ya da cari açığın yapabildiğimiz kadarını iç tasarruflarda finanse edeceğiz ' hocam biz ne kadar tasarrufumuzu artırsakda bizim paramız dünyada geçerliliği olan bir para olmadığından artırdığımız tasarruflarımız la nasıl cari açığımızı finanse edebiliriz hocam gerçekten aydınlatırsanız çok sevinirim şunu anlıyorum şu an tasarruflarımız yüksek olsa içeride tl eksikliği duyduğumuz için borçlanmak zorunda kaldığımız dövizi borçlanmak zorunda kalmaz ve faiz ödemek durumuna düşmeyiz

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Diyelim ki otomotiv ürünlerini üretip satıyoruz. Bunu üretebilmek için yeterli kaynağımız yok ve dışarıdan borçlanıyoruz. 100 USD'ye sattığımız bir ürünün 40 USD'si borçla alınmış mallar olsun. Bu malı 100 USD'ye sattığımızda elimize geçen 100 USD'nin 40 USD'sini borç olarak dışarı ödeyeceğiz ve bize 60 USD kalacak. Eğer biz bu malı üretecek kaynağı burada bulsak bu para da burada kalacaktı. Ve biz 100 USD elde etmiş olacaktık (ülke olarak). O zaman da ihracatımızdan daha fazla döviz kazanmış olacaktık.
      Döviz her zaman bulunabilir. Yabancılar gelir bizim hisse senetlerimizi tahvillerimizi alır ya da işletmelerimizi satın alır veya ortak olur. Turistler gelir. İhraç ettiğimiz malları alırlar. Bunların hepsi bize döviz kazandırır.

      Sil
  7. Hocam ben de yazınızın şu kısmın ı anlamadım biz tasarruflarmızı artırarak cari açığa finansman sağlayabilirmiyiz ? Cari açığa finansman için tl değilde döviz gerekmiyor mu?
    Bir de hocam cari açığın en önemli sebeblerinden biri olarak tasarrufu gösteriyorsunuz bunu neye dayanarak söylediniz açıklarsanız çok sevinirim

    YanıtlaSil
  8. Mahfi bey cahilliğimi mazur görün. Cari açık iç tasarrufla nasıl finanse edilebilir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şu yazımda yanıtı var: http://www.mahfiegilmez.com/2013/08/ucuz-ackl-turkiye.html

      Sil
  9. Hocam bankacılık konusunda yapılan yapısal reformlarla ilgili kaynak önerebilir misiniz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. BDDK ve TBB sitelerinden aramanızı öneririm.

      Sil
  10. Hocam yazınızdan ve arkadaşların gelen sorularına verdiğiniz cevaptan şunu çıkarsam yanılırmıyım ; Türkiye bugün cari açığını finanse etmek için ve aynı zamanda içeride tasarruflar düşük olduğu için tl ihtiyacını karşılamak içinde dışarıdan borçlanıyor biz tasarruflarımızı artırırsak tl ihtiyacını karşılamak için dışarıdan bu parayı bulmak yerine içeriden buluruz .
    Ama bizim tasarruflarmız ne kadar yüksek olursa olsun bu para döviz yerine geçmez ve dışarıdan mal almamızı sağlamaz yani yaptığımız tasarruflarımızla gidip ithalat yapamayız ithalat için yurda döviz girmesi gerekir ya da borçlanmamız gerekir eğer yaptığımız tasarruflar cari açığımızın finansmanı sağlasaydı merkez bankası içeride enflasyonu göze alarak para basardı ve biz bu paraylada ithalat yapardık ama böyle bir şey olamaz hocam yazdıklarınızdan bunu anladım bir yanlışım varsa düzeltirseniz memnun olurum eksik öğrenmiş olmayayım

    YanıtlaSil
  11. Hocam şunu eklemek isterim bugün Türkiye'nin döviz alacaklarıyla döviz yükümlülükleri arasında çok ciddi bir fark var Türkiye'nin bu fark GSyh ınn % 53 ü düzeyinde özel sektörün dışarıya karşı yüklü miktarda döviz borcu var kurlarda ufak bir kıpırdama özel sektörün borcunu artırıyor malum borç artıncada maliyetleri yükseliyor derken daha az işçi istihdam ediyor işsizlik artırıyor gelirler düşüyor GSyh dövizlerde ufak kıpırdamadan dolayı düşüyor bunun aslında basit bir sebebi var bizim döviz yükümlülüklerimiz yüksek olmasa kurlarda ki ufak oynamadan zarar görmeyecektik ama bizim döviz yükümlülüklerimiz olmak zorunda çünkü yatırım yapabilmek için içeride ki tasarruflarımız bizi yeteri kadar büyülemiyor bizde mecburen dışarıdan borçlanmak zorunda kalıyoruz ondan sonra bazı virüsleri kapmış oluyoruz halbuki ki içeride ki yatırımları yapabilecek düzeyde tasarruf üreten bir ekonomi olsak bir de üstüne faiz ödemek zorunda kalmazdık yani tasarrufların düşük olduğu ekonomiler kırılgan ekonomilerdir biz bir Malezya Kazakistan venezüalle kadar tasarruf üretemiyoruz inşallah bireysel emeklilik sisteminden bir an önce yanıt alınır da biz de ufak bir kur artışında şirketlerin bilançoları bozulmaz ve kazandığımız dövizlerin bir kısmınıda dışarıya faiz olarak ödemeyiz

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yeni kurulmuş bir ekonomi düşünün dışarıya hiç borcu olmasın. Para Birimi TL olsun ve 1 TL = 1 USD diyerek başlamış olsun. Diyelim ki bu ekonomi dışarıya 100 TL'lik mal ve hizmet satıp karşılığında 100 USD elde ediyor ve dışarıdan da 100 USD'lik mal ve hizmet alıyor. Bu durumda bu ekonominin başka dövize ihtiyacı olmaz. Ama eğer 100 USD'lik mal ve hizmet satıp 120 USD'lik mal ve hizmet alacaksa o zaman 20 USD'lik ek bir kaynağa ihtiyacı olacak. Bunu ya borçlanarak ya da hisse senedi vb satarak karşılayacak demektir. Şimdi diyelim ki bu ekonomi bol miktarda tasarruf yapıyor ve yatırımları için kaynak sağlıyor. Diyelim ki bu yatırımlarla sattığı mal ve hizmet miktarını 120 TL'ye çıkarıyor. Bu durumda eline 120 USD geçecek ve yine cari dengesini denk olarak bağlayacak demektir.

      Sil
    2. Hocam mükemmel bir anlatım çok teşekkür ediyrorum

      Sil
    3. Hocam tüm samimiyetimle söylüyorum okulda öğrenemediğim şeyleri sizin bloğunuzda öğreniyorum ve bu da bizi ülke ekonomisi hakkında fikir sahibi olmayı sağlıyor. İktisatçılara genelde anlaşılmaz varlıklar olarak bakılıyor ama hocam siz bu tabuları yıktınız Allah sizi başımızdan eksik etmesin hayırlı günler

      Sil
  12. Hocam cari acikta onemli kalemlerden biri de ithal etmek zorunda oldugumuz yagli tohumlar odenen bedeller. Bu konuya da deginebilirmisiniz tesekkurler.

    YanıtlaSil
  13. Hocam Alınan kararların daha hızlı uygulanabilmesi için başkanlık sistemi tartışılıp durdu malum bazı kararların hızlıca hayata geçirilmesi için başbakana olağanüstü yetkilerin verildiği başkanlık sistemini sizce yapısal reformlar başlığı altında sıralamaya alabilirmiyiz ?
    Başbakanlık sisteminin ekonomiye faydaları olabilir mi hocam ?

    YanıtlaSil
  14. Doğkan Aygün8 Eylül 2013 20:37

    Hocam konu ile pek alakası yok ama merakımdan soruyorum; merkantilist düşüncenin hakim olduğu 15.yy da ülkeler refahı zenginliği değerli madenlerin ülkede olup yada olmamasına bağlıyordu bunun içinde ülkeye değerli madenleri sokmak adına mallarını mümkün olduğunca en az maliyetle üretip max kar yapmayı planlıyordu bunun için de sömürgeciliği ve köleliği geliştirerek mallarını en ucuza üretip rakipleriyle rekabette öne geçmeye çalışıyorlardı bildiğim kadarıylada sömürgecilik Wilson prensiblerinde kaldırılarak ismen farklı ama mantıken aynı olan manda ve himaye sistemi getirildi benim sorum 1) bugün ülkeler rakiplerinin önüne geçerek maliyetlerini düşük tutmak adına ne gibi uygulamalar yapıyor ? Acaba eskisi gibi var olan sömürgecilik ve kölelik şu an mevcut mu ? Bugün Amerika'nın mallarını Çin'de üretmesi sömürgeciliğe yada köleliğe örnek verilebilir mi?

    YanıtlaSil
  15. Uzun dönemli sonucu kesin kaybetmek olan bir icraatın bazı fasılalarında alınıp uygulanan doğru yönde kararlar dahi yöneylem değişmedikçe yanlıştır.
    Sayın Hocam ben sizi uzun yıllardır CNBC-E de gün sonu kapanışa yakın rakamlara dayalı tarihsel
    veriler ışığında kişisel analizlerinizi mutlaka dinliyor, bazen bilgime bilgi katarken bazen de
    bildiğimi unutuyorum.
    Herşeyden önce, kendinize yazdığınız son yazıda mükemmel takip edilmiş istatistiki bilgiler ve
    ülke ekonomisinin son durumu ile çözüm için öngörünüzü naçizane takdir ediyorum.
    Benim eleştireceğim 2 konu var;
    1- Bu kadar yıldır bir dünya sizi dinleyen insanlara ekonomi kanallarında,hükümetin iktisadi icraatlarından hiçbirine 'kesin bir dille'negatif eleştiri getirmediğiniz gibi,neredeyse tamamını
    övgüye değer nitelendirdiniz.
    2- Bu son kaleme aldığınız kendinize yazılarda, ekonomide yapısal reformlar konusu son derece
    ince işlenmiş ve mükemmele yakın tespitlerle dolu ancak bir bölüm var ki daha net ifadelere ihtiyaç var; şöyle yazmışsınız ve doğrudur :Türkiye, 1990 ile 2002 arasında düşük cari açık (yüzde 0,9), yüksek bütçe açığı (yüzde 7,2) yöntemiyle, 2003 ile 2012 arasında ise düşük bütçe açığı (yüzde 3,2), yüksek cari açık (yüzde 5,2) yöntemiyle büyümüştür.
    Tamamen katılıyorum ama cari açık, toplam Cari iç-dış işlemlerin Bütçe açığı ise kabul edilmiş o yılın bütçe rakamının oranlarıdır.2012 yılı için Cari işlemler sadece ihracat ve ithalat bacağında
    yaklaşık 390 milyar USD iken Kabul edilmiş bütçemiz 350 milyar TL. dir yani mevzubahis iki oranın
    bir tanesi 1 birim artarken diğerinin ancak iki birimi bunu kompanse etmektedir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim eleştirilerim kişilere, hükümetlere değil sisteme yöneliktir. O nedenle o açıdan okunmadığında okuyanların bir bölümü tarafından hükümetin uygulamalarını destekliyormuş, bir bölümü tarafından ise hükümeti ağır biçimde eleştiriyormuş gibi görünür. Oysa gerçek benim kişilerle ya da hükümetlerle değil sistemle uğraştığımdır. Bu hükümet gider başka hükümet gelir. Önemli olan hatanın, eksiğin düzeltilip sistemin doğru çalışmasıdır.
      Bu yazım mesela bunun tipik bir örneğidir. Yapısal reformlar Türkiye'nin yıllardır yapması gereken işlerdir. Bu hükümete yönelik ek eleştiri bunları yapabilme fırsatını öncekilerden daha fazla bulduğu halde (hem çoğunluk iktidarı olduğu hem de özelleştirmeler vb ile gelir ve zaman kazanmış olduğu halde) yapmamış olmasıdır.

      Sil
  16. hocam 2008 krizinde likidite bol olduğu için faizler düştüğü için borsa balon yapmıştı değil mi. batık bankalar için kurtarma paketleri sayesinde ekonomiye daha çok para verilirse faiz tekrar düşer borsa balon yapmaz mı tekrar. yoksa abd borsanın tekrar balon yapmaması için mi faizi yükseltme kararı aldı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu anlattığınız ekonominin normal gidiş halinde geçerli. Yani bol likidite düşük faize yol açıyor. Kriz ekonomisinde ise işler karışabiliyor. Özellikle bankacılık sistemine güven sarsılırsa insanlar paralarını altına yatırmaya ya da yazstık altına çekmeye başlıyor. O zaman da faizler yükseliyor.
      Fed, faizi yükseltme kararı almadı. Tam tersine faizi uzun süre düşük tutacağını açıkladı. Faizleri yükselten piyasalar. Bizde de benzer durum var. TCMB politika faizini % 4,5 ve gecelik borç verme faizini de % 7,75'de tutuyor ama piyasada tahvil faizi % 9,5, mevduat faizi de % 9 - 10 arasında değişiyor.

      Sil
  17. Freed
    ---
    "Türk vergi sisteminde dolaylı vergilerin ağırlığını dolaysız vergilere kaydırmak gereklidir." cümlesiyle başlayan paragraftan itibaren aşağıya doğru tamamına katılıyorum. Mahfi Eğilmez, zaten genel itibariyle tutarlı, büyük ölçüde tarafsız, işin içine siyaset bulaştırmadan bilim yapan bir ekonomisttir. Benim de senelerdir dediğim gibi, Türkiye'nin en büyük sosyoekonomik problemleri (en azından çıban başları):

    - Enerjide dışarıya bağımlılık.
    - Tasarruflardaki düşüş (sebep : tasarruf mekanizmasının oturmamış olması ve ekonomik verimliliğin düşük olması)
    - Teknoloji ve katma değer üretiminin düşük olması
    => Bunların tamamı cari açığa sebep oluyor, ki cari açık, Türkiye gibi hızlı büyüme potansiyeli olan bir ülkede, devamlı bozulan bir fren gibidir. Hızlı gitsen patlar, kaza yaparsın, patlayacak diye de hızlı gidemezsin. Frenleri tamir ettirebilsek, Türkiye çok daha hızlı ve stabil bir şekilde büyür ve gelişir.

    Yalnız, ikinci paragrafın konunun bütünüyle bir alaksını kurabilmiş değilim! Eleştireyim....

    (1) Yargının, siyasetin etkisinden tümüyle uzaklaştırılarak tam anlamıyla bağımsız hale getirilmesi.
    => Bu, siyasi mücadelelerin olduğu bizim gibi Balkan ülkelerinde öyle kolay kolay gerçeşebilecek bir olay değil. Toplumun birbirinden hoşlanmayan ve zıtlaşan kesimleri varken ve toplum belli bir ekonomik seviyeyi aşmadan olması zor ve UZUN bir süreç bu. Yine de ordunun siyasetten uzaklaştırılması, darbelerden kurtulma ve parti kapatmalarının olmaması konusunda AKP çok yol aldı.

    (2) Eğitimin ezber yönteminden çıkarılarak analitik düşünme çerçevesine oturtulması.
    => Bu, bütün dünyanın problemi. Bizdeki en büyük problem, çocuğa aşırı bilgi yüklenmesi.

    (3) Azınlıkta kalanların haklarını koruyan gerçek demokrasinin yerleştirilmesi.
    => Tazminattan beri aynı martaval. Yahu TYürkiye'den daha özgür bir müslüman yok yabancılar için. Daha düne kadar başörtülüler, onlar kadar özgür değildiler. Bazı şeyler sosyal ve ekonomik barışla gelir. Dünya'nın en belalı bölgelerinin ortasındaki bir ülke'de (Balkan ve Ortadoğu), Türkiye'nin durumu, görece SÜPER. Yunanistan'daki Türkler'in, Yugoslavya'daki Müslümanlar'ın durumu vs bir düşünün. Ortadoğu'ya hiç girmiyorum bile!

    (4) Düşünce özgürlüğünün oturtulması.
    (5) Basın özgürlüğünün tümüyle geçerli kılınması.
    => Bu düşünce ve basın özgürlüğü kavramları kadar suistimal edilen kavramlar duymadım. Ben, özgürlükler ülkesi Amerika'da, bazı etnik gruplar ya da cinsel yönelim hakkında istersem bazı basına açık serzenişlerde bulunayım bakalım, benim kariyerim ve geleceğime noluyor. Ya da hodri meydan, Almanya Nazi propagandası yapın bakalım! Her ülkenin kutsalları vardır!

    (6) İnsan haklarının yükseltilmesi.
    (7) Hayvan haklarının en üst düzeyde korunması.
    (8) Çevrenin korunması.
    (9) Sporda kalitenin artırılması.
    => Bunlar sosyoekonomik verilerin gelişmesiyel ve eğitim kalitesinin artmasıyla yaval yavaş gelişecek veriler. Sen istediğin kadar kanun yap, insanlar benimsemedikçe geçerliliği olmaz.


    (10) Siyaseten temsilin en az oy hakkını da kapsayacak biçimde sağlanması.
    => Temsili demokrasi, demokrasinin asgarilmesine sebep olabilir ve birçok zaman stabilite ve temsil arasında seçim yapmak gerekebilir. Türkiye gibi demokrasiye geç geçmiş, kurumsallaşması oturmamış, binbir çeşit etnik kimlik ve siyasi görüşten gelen insanların oluşturduğu bir toplumda, BARAJ sistemi şarttır. Bu baraj, zamanla indirilebilir ama terkedilmesi, ülkeyi sonu gelmez koalisyonlara ve kaosa sürükleyecektir.

    (11) Üniversitelerin gerçek anlamda bilimsel ve idari özerkliğe kavuşturulması.
    => Amerika tarzı bir siyasi ve bilimsel özerklik arzu edilebilir olsa da, fonlama tamamıyla devlet tarafından karşılandığı sürece, işin içine siyaset girecektir. Önemli olan bu siyasetin kurumların bilimsel kimliğini ve çalışmalarını etkilemeyecek şekilde cereyan etmesidir. Kısaca, Türkiye'deki üniversiteler bilim üretmelidir. Fakat bu da, yine cok uzun zaman alacak bir süreçtir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Görüşlerinizi paylaştığınız için teşekkür ederim.
      Burada kastım etnik azınlıklar değildi. Dikkat ederseniz azınlık hakları deyimini değil azınlıkta kalanların hakları deyimini kullandım. Bundan kastım siyasal iktidara oy vermemiş olanlardı.
      Ben bugün içinde bulunduğumuz durumda bütün bu saydıklarımda çok gerilerde olduğumuz kanısındayım. Bu kanıyı kendi başıma uydurmuş değilim. BM İnsani Gelişme Endeksi ve bu konuları ölçen diğer uluslararası endekslere baktığımda Türkiye'nin yerinin çok geride olduğunu görüyorum ve bu konularda adımlar atılması gerektiğini düşünüyorum.
      Yazının asıl amacı ekonomide yapısal sorunlar olmakla birlikte bu paragrafı eklememin nedeni ekonomi dışında da birçok yapısal sorunumuz olduğunu vurgulamaktı. Yani konu cari açığı çözmekle bitmiyor. Üstelik bunlar bizim çok uzun yıllardır çözmemiz gereken sorunlar.

      Sil
  18. Hocam yeni fark ettim sitenize ekonomi sözlüğünü eklemişsiniz tek kelime ile mükemmel olmuş açıklamalar öyle geçiştirilmiş açıklamalar değil son derece uğraşılmış ve emek verilmiş hocam siteniz gittikçe güzelleşiyor okula ayağımıza getiriyorsunuz valla benim bir önerim olacak acaba düşünürmüsünüz bilmiyorum ama ben üniversite sınavlarına hazırlanırken dershaneye gitmeden internetteki ders videolarını dinleyerek hazırlandım ve çok yararını gördüm acaba sizde ilerleyen zamanlarda sitenize konu anlatımllı video koymayı düşünürmüsünüz

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler.
      Şimdilik böyle bir şey düşünmüyorum. Bu site çok zamanımı alıyor.

      Sil
  19. hocam 2008 krizinden sonra fed neden faizleri aşağıya çekmişler amaçları neydi

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Amaç krizle durgunlaşan ekonomiyi canlandırmaktı. Biliyorsunuz faizler düşünce daha fazla yatırım yapılır ya da daha fazla kredi kullanılarak harcama yapılır diye düşünülüyor.

      Sil
  20. Mahfi hocam size sonsuz teşekkürlerimi sunuyor, siyasi olarak aynı görüşlerimiz olmadığını düşünmekle birlikte bir iktisatçı olarak faydalı çalışmalarınızın devamını diliyorum

    YanıtlaSil
  21. hocam çok güzel bir yazı teşekkür ederim.hocam dediğiniz gibi Türkiye de dolaylı vergiler çok fazla ne yazık ki.mesela benzinin yüzde 66 sı,bir sigara paketinin yüzde 80 i(sigara içmiyorum yanlış anlamayın) vergi.siz de yazmışsınız zaten vergilerin yüzde 65 i nin dolaylı vergi olduğunu.peki hocam merak ettiğim nokta gelişmiş ülkelerde bu durum nasıl.mesela İspanya,İtalya,Almanya gibi ülkelerde?ayrıca bir başka sorum ideal oran ne olmalıdır(tabi farkındayım,bunu o ülkelerin ekonomi politikaları belirler.mesela iskandinav ülkeleri çok dolaylı vergi alabilir veya başka bir avrupa ülkesi dolaysız vergileri fazla alabilir).yani hocam kısacası ideal oran nedir,vergilendirme nasıl bir oranda olmalıdır veya ideal oran diye bişey var mıdır?tekrar çok teşekkür ederim hocam

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler.
      İdeal oran ülkeden ülkeye değişebilir tabii ama sanırım % 55 dolaylı, % 45 dolaysız veri oranı bizim için ideal oran olabilir.
      Dolaysız vergileri yüksek olan ülkelerde (örneğin İskandinav ülkeleri) gelir dağılımı eşitliği de en üst düzeylerde bulunuyor.

      Sil
  22. Hocam,

    Bu yazdiginiz liste, ilk bakista, kulaga hos gelse de --yani, iktidardaki parti(ler)den istenmesi anlamli gibi gorunse de, ben bu tur listeleri yapanlarin (sizi tenzih etmek durumundayim) kendilerinin gercekten ne kadar bunlarin gerceklesmesini istediklerine hic emin degilim.

    Tersine, bu tur maddelerin siralanmasi genelde suyun basindaki (ya da basinda oldugunu sanan/dusunen) kurtun/kurtlarin gerekceleridir.

    "(1) Yargının, siyasetin etkisinden tümüyle uzaklaştırılarak tam anlamıyla bağımsız hale getirilmesi."

    Bu bir utopya olabilir tabii ki. Ama, gercek hayat penceresinden bakarsak, bir 'myth' icin ideal bir ornektir.

    Adina yargi bagimsizligi dedigimiz sey, genelde oturmus 'Establishment'in oldugu ulkelerde gorulen sey olarak algilanir.

    Yani, baska bir suru konuda gunluk siyasetin etkisini gormeyiz ama (mesela Birlesik Kirallik'ta) Lady Diana'nin akibetini dogru durust inceleyecek bir mahkeme bulunamaz. Ya da, Birlesik Devletler'de, Guantanamo'yu "gunu gelmeden" yargi kapsamina kimse almaz.

    Kisacasi, 'Establishment' ne kadarina izin verirse o kadari olur.

    Bizim gibi, 'Establishment'inin kendisi bir 'flux' icinde olan (donusum/degisim surecinde olan) ulkelerde, dolayisi ile, yarginin siyasetten bagimsiz olmasini istemek, esasen, yargini bir onceki 'Establishment'in arzularina gore davranmasini istemektir.

    Istemek, tabii ki, herkesin hakkidir. Ama, kimin ne istedigine de bakmak gerekir --cunku, hele 'yuksek yargi'nin hic bir zaman ve hic bir yerde 'bagimsiz' filan olmadigini da bilirsek, tam olarak neyin istendigini de gormek zorundayiz.

    "(2) Eğitimin ezber yönteminden çıkarılarak analitik düşünme çerçevesine oturtulması. "

    Keske bu mumkun olsaydi. Ve, keske hemen. Fakat, ben boyle bir projeyi yukelencek hoca/ogretmen kadrosunun var olmadigini dusunuyorum. Yok. Bizde yok. Ne ortaogretimde, ne de yuksek ogretimde.

    Bizdeki hocalarin neredeyse tamami bu kurumlari birer erken emeklilik mekani olarak gorur.

    Sistem degisikligini en az isteyecek olanlar, bizzat o sistemi yurutmesi gerekenler olunca, bu tur talepler pek gercekci olamiyor malesef.

    "(3) Azınlıkta kalanların haklarını koruyan gerçek demokrasinin yerleştirilmesi. "

    Bunu da cok tartistik.. Beylik bir cumle olarak kulaga cok hos geliyor. Geliyor ama, "peki, Aczmendilerin de milletvekilleri olsun mu?" filan gibi bir soru ile kolayca bertaraf edilebiliyor :)

    "(4) Düşünce özgürlüğünün oturtulması. "

    Bakiniz yukaridaki.

    "(5) Basın özgürlüğünün tümüyle geçerli kılınması. "

    Basin ozgurlugu.. hmm.. bu ne zamandan beri "basinin sahibi olanlarin" ozgurlugu olmaktan cikti?

    "(6) İnsan haklarının yükseltilmesi. "

    Benim de can-i gonulden katildigim bir iyi niyetli (ve bir o kadar da teorik) dilek bu.

    "(7) Hayvan haklarının en üst düzeyde korunması. "

    Bu haklarin neler oldugunu henuz belirleyebilmis degiliz malesef. Birileri surekli listeler yapar ama genel gecer bir kabul mevcut degil, demek istiyorum.

    "(8) Çevrenin korunması. "

    Gelistirilmesi de dahil mi?

    "(9) Sporda kalitenin artırılması. "

    Nasil yani? Sporda kalitenin artirilmasi ne demektir? Ve, neden onemlidir bu?

    Dahasi, neden 'saglik' degil de 'spor' bu listede oncelik aliyor?

    {devam..}

    YanıtlaSil
  23. {..devam}

    "(10) Siyaseten temsilin en az oy hakkını da kapsayacak biçimde sağlanması. "

    Oy hakkini kapsamayan bir sistemimiz mi var?

    Yoksa, en az sayida oy almis partilerin/kisilerin de Meclis'e girmesini mi istiyorsunuz?

    Eger ikincisi ise, 76 milyon kisiden mutesekkil bir Meclis iyi bir fikir mi?


    "(11) Üniversitelerin gerçek anlamda bilimsel ve idari özerkliğe kavuşturulması. "

    Bilim yapmak icin yanip tutusan hocalar mi var da elini tutuyoruz?

    Yoo.

    Tersine, bu tur 'ozerklik' taleplerini duydugum zaman, en azindan ben, "titrimizi aldik, hazir, kadrolu da olduk ya; simdi oturdugumuz yerden --isten atilmak korkusu da olmaksizin-- gundelik siyaset (i.e. lagaluga) yapabilelim" arzularini dile getirdiklerini anliyorum.

    Bu ulkede bugune kadarki tecrube de budur: 60'lardan 80'e kadarki 'ozerk' donemde universitelerimiz 'bilim' filan degil buz gibi ideoloji (o da basmakalip) uretim ocaklari olmustur.

    Dahasi, 'ozerk olmak' ile 'bilim uretmek' arasinda bir korreleasyon olmadigini gormek icin, en az ozerkligin oldugu devir ve ulkelere bakmak yeterli aslinda.

    Ne Hitler zamaninda, ne de Stalin zamaninda, universiteler ozerk degildi diye 'bilim uretmek'ten geri kaldi.

    Dolaysi ile, Koca Ragip Pasa'dan alintiyla, "Eğer maksud eserse, mısra-ı berceste kâfidir!"

    Bizim hocalarimizda/universitelerimiz, hic o 'maksud' esmedi.

    Ama, ne gariptir ki, bugune kadar "esip gurlesin" diye esip gurleyen hocalarimizin eksikligini de hic cekmedik..

    Hepimiz, is yapmak yerine "yerim dar, yenim dar"larla eyyam geciren hocalarimiza asinayiz: Yine de, aradabir de olsa, "cok istiyorsun madem, kalk bir oyna da gorelim elini/ayagini tutan var mi?" dedigimiz zaman da nazik olmamakla itham ediliyoruz ya, agirimiza da gitmiyor degil.

    Ben, artik, bu tur dilekler duymak yerine, once hak ettiklerini gormek istiyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu yanıtlara ben de yanıt verirsem bir yazı daha yazmam gerekecek.
      Bir tek şey yazayım yalnız o önemli. Biz her haklı görünen konuya o izin verir mi bu ne der diye bakarsak ve kamu oyun olarak bu işlere sahip çıkmaz en azından eleştirimizi ortaya koymazsak sonra şikayete hakkımız kalmaz.

      Sil
    2. Izninizle, ben de kisa bir not duseyim: "[..] o izin verir mi bu ne der diye bakarsak [..]" diyorsunuz..

      Elhak kabul, ama, bunlari yukarida (ana makalede) dediklerinizle birlikte okuyunca bence ciddi bir tenakuz (contrast) doguyor.

      Cunku, yukarida saydiginiz 11 maddedin tamami, aslinda, birilerinden izin istemek --o degilse bile, birilerince bu haklarin/imtiyazlarin bah$edilmesini dilemek anlamina geliyor benim baktigim yerden..

      Bir cesit "once bu haklari verilsin, daha sonra bunlarin geregi, insallah, yerine getirilir" demek bu.

      Yok. Bu yatirim degil. Alenen tufaya gelmektir. Ve, biz bu tufaya daha once cok dustuk ve cikmak kolay/mumkun olmuyor.. Katirlari ciftlestirmek, ne at dogurtuyor ne esek; malesef.

      Mesela, Muhendis Odalari isminde 'ozerk' bir kurum kurduk; aradan gecen elli-altmis sene icinde bir tane --numunelik olsun-- Muhendislik El kitabi bile cikar(a)madilar.

      Bir ASME'ye, IEEE'ye bakin (mesela) bir de bizimkilere..

      Bizimkilerde (sirf muhensilik odalari degil, digerleri de aynidir) hic bir zaman zerre kadar mesleki gelistirme gayreti olmamistir, ama kamplasmis/kemiklesmis siyaset zebil.

      O yuzden, ne zaman birilerinin 'bilimsel' ya da 'mesleki' ozerklik filandan bahsettigini duysam, etrafimdaki birseyleri duvarlara firlatip kirmak gelir icimden.

      Agzi henuz sut kokan 'Why (Y) Generation' veletlerine bakip, sikayet etmenin ya da dilek siralamanin, marifet oldugu zehabina dusmek biz yetiskinlere pek yakismiyor.

      Marifet, sizin gibi, her meslekteki high-profile sahsiyetlerin kendi meslekdaslarini/odalarini vs kamusal platformlarda tenkid etmek cesaretini gostererek onlarin iyilesmesine katkida bulunmasidir.

      Ama, bu da, bizim topraklarda pek gorulmez: Gelecege ihanet anlamina gelse de, gecmise sadakat yeg tutulur.

      [Pek de kisa olmadi. Pardon. :) ]

      Sil
    3. Bence biraz on yargili bakmissin hocanin yazdiklarina.

      Bilimsel, ve pratik acidan bakinca, bir ulkenin ekonomisinin gelismesi icin o ulkede ic huzur sart.
      Ic huzur icin, ya herkes ayni sekilde dusunecek ve inanacak (ornek Cin), ya da iyi bir demokrasi ve yargi sistemi olacak ki farkli gorusler yan yana huzurlu bir sekilde yasayabilisin.

      Amerika'daki yargi sisteminden ornek vermissin, Guantanamo'yu yargiya tasiyamiyor demissin, ama yargi bagimsizligi o degil ki. Yargi bagimsizligi savcilarin ve hakimlerin kimseden korkmadan ve etkilenmeden yasalara ve kendi vicdanlarina bakip karar verebilmesidir. Buna en guzel ornek de Amerika'dir diyebilirim. Bircok konuda yonetimin ya da kongrenin istemedigi, hatta ve hatta, halkin hic hosnut olmadigi kararlar cikar Amerikan mahkemelerinden. Kongrenin cikarttigi yasalar iptal edilir, besbelli suclu olanlar saliverilir vs... Bircok zaman, bu hakim bu karari almaya nasil cesaret ediyor dedigim oldu. Hatta Amerika'nin en yuksek mahkemesi supreme court'ta nasil oy verecegini kestiremedigin "swing vote" dedikleri hakimler vardir.

      Kendi ulkemize bakarsak da, tersi ornekleri gorebiliriz.
      Gelen turistlere Ingilizce, Fransizca serbest, ama kendi vatandasinin Kurtce konusmasi yasak.
      Ama demokrasi Kurtce'nin serbest olmasi da degildir.
      Kurtce simdi serbest ama doguda bazi yerlere git, adam batidan geldin diye minibusune almaz seni.
      Demek ki demokrasi once insanin kendisinden basliyor. Hadi bakalim artik demokratik olduk da degil yani.

      Akademik ozgurlugun olmadigini dusundugun Ikinci Dunya Savasindaki Almanya'yi ve Rusya'yi ornek vermissin, ama bu ornekler aslinda hocanin soylediklerini destekliyor. Almanya'nin kaybetmesindeki sebeplerden biri bilimsel ozgurlugun kisitlanmasidir. Bircok degerli bilimadami, politik sebeplerden dolayi akademik pozisyonunu kaybetmistir. Rusya da benzer sekilde, ozgurluk kisitlamalari sonucu batiya yenilmistir. Ama cok buyuk ihtimalle, bizdeki akademik ozgurluk bu ulkelerdekinden bile daha geridedir suan.

      Serzenislerinin ve soylediklerinin bircogunda haklisin, ama bence onlarin adresi bu hoca degil, hocanin yazdiklari hic degil.
      Hoca basitce sunu demis: Daha iyi bir ekonomi icin, ic huzur onemlidir. Bu da zaten cok basit ve dogru bir tespit.

      Once huzur, sonra ekonomi.
      Bizim ulkede bati bolgeleri neden dogu bolgelerinden daha gelismistir.
      Nerde huzur, orda refah var.
      Huzur icin de, hocanin dediklerinin hepsi cok onemli.

      Neden Aczmendilerin milletvekili olmasin? Tabi ki olsun, ama mesele Aczmendilerin milletvekili olup olamamasi degil ki. Mesele, ulkenin cogunlugun dogru bir demokrasi kulturune sahip olup olmamasi. Aczmendilerin, Kurtlerin, basortululerin, icki icenlerin veya icmeyenlerin vs... herkesin haklarina sahip cikabildigimiz zaman zaten olay cozulmustur. Herkes kendini bu ulkenin bir parcasi gibi hissederse, daha istekli ve hirsli calisir ki, bu da ekonomik buyume demektir.

      Sil
    4. Güzel ve düzeyli bir tartışma.
      1965 seçimlerinde Türkiye'de milli bakiye sistemi uygulanmıştır. Bu sistemde tek bir oy bile ziyan olmamıştır. Dolayısıyla böyle bir uygulamada herkesin oyu TBMM'de karşılık bulabilir. Bunun da başka sakıncaları var. Ama ben de herkesin TBMM'de temsil edilebilmesinden yanayım.
      Demokrasi herşeyden önce bir kültür meselesidir. Kendi görüş ve düşüncesine uymayan insanın eleştirisini küfür olarak algılayan bir toplumda demokrasi kültürü gelişmiyor. Demokrasinin gelişmediği yerde kamuoyu baskısı gelişmiyor. Kamuoyu baskısı gelişmeyen yerlerde ise ne yazık ki yapısal reformlar yapılamıyor.

      Sil
  24. hocam japonyada ekonomi likidite tuzağındaysa boj neden genişletici para politikası uyguluyor. likidite tuzağında sadece milli gelir genişletici maliye politikasıyla aşılmaz mıdır

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İnsanları ekonominin büyüdüğüne ve enflasyonun artacağına ikna etmeye çalışıyor.

      Sil
  25. Mahfi bey yapısal reformların riskleri ile ilgili sorularım mevcut.Gündemlere katılmakla beraber risklerin nasıl azaltılacağını da öğrenmek isterim. Yanıtlarsanız memnun olurum.

    1 ) Vergi reformu konusunda tam çözüm ile iç tasarruflar arasındaki ilişki nedir? Her kazanç vergilendirilmeye ve alınmaya başlandığında yatırımcı-girişimci azalıp, tasarrufa yönelirler mi ? Bu büyüme konusunda negatif etken olur mu?

    2) Dolaylı-Dolaysız vergi oranını değiştirmek için kayıt dışı ekonomiye yönelinirse ( örneğin nereden buldun yasası gibi ) bu siyasi intihar olacaktır. Biz ülke olarak batma noktasına gelmeden yapısal reform yapamıyoruz. Bu oranın siyasi risk alınmadan düzeltmenin yolu var mı?

    3) İthal ikame yolunda kısmi geçişler gerekli. Ama bu "kısmi" nin sınırı nerede bitecek. Bizler bir geceliğine terlik yasalarını hatırlıyoruz. Bu siyasi yozlaşma için ortam oluşturmaz mı ? Ayrıca antidamping gibi konularda çok sayıda dava ile karşılaşmak söz konusu olmayacak mı?

    Saygılar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 1) Vergilemede oran meselesi oldukça önemli. Oran yükseldikçe çalışmaya ve kazanmaya yönelim düşüyor. Ama bunun optimum noktası saptanmış değil. Bizdeki sorun oranların artırılmasından çok istisna, muaflık, kayıp ve kaçağın azaltılması. O nedenle bu yolda yapılacak düzenlemelerin tasarruflar üzerinde büyük bir etkisi olacağını sanmıyorum.
      2) Nereden buldun yasası gibi ilkel konuları savunmak anlamlı değil tabii. Ama istisna ve muaflıkları daraltarak ve iyi bir denetim sağlayarak kayıp kaçağı düşürmek ve bu yolla da kayıt dışı ekonomiye uzanmak mümkün olabilir diye düşünüyorum. Yapısal reformlar ise bizde gerçekten de battıktan sonra yapılıyor. Örnek bankacılık reformu.
      3) Evet ne yazık ki sorunlar yaratabilecek bir önlem bu. O nedenle bunu yaygın değil sınırlı ve kalıcı değil geçici yapmayı öneriyorum. En fazla uzmanlaşabileceğimiz ürünler seçilip bunlarda üretim örneğin 5 yıl için teşvik edilebilir. Amaç beş yıl içinde o üründe dünya fiyatlarının altında bir üretim yapabilmek olmalıdır. Yapılamıyorsa teşvik kaldırılır. Bu iş sınırlı ve geçici tutulursa sanırım anti damping uygulamalarından kurtulmak da mümkün olabilir.

      Sil
  26. hocam her malın marjinal faydası farklı mıdır? yoksa zorunlu ya da lüks malların mı marjinal faydası daha yüksektir. bunu nasıl anlayabiliriz. ya da bu kişiye göre değişebilir midir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Fayda ölçülebilen bir şey değil. Neoklasik ekonomi okulu bunu ölçülebilen bir şey gibi ortaya koysa bile bu mümkün değil. Ama her malın marjinal faydası farklıdır. Bu farklılık zamana, koşullara, kişinin durumuna göre değişir. Faydası asla tartışılamayacak bir mal olarak içme suyunu düşünelim. İki gün su içmemiş birisinin bir bardak sudan elde edeceği bırakın marjinal faydayı, toplam fayda ile sürekli su içen bir kişinin bir bardak sudan sağlayacağı fayda çok farklıdır. Şimdi bu iki kişiye sorsak "bu bardak sudan ne kadar fayda sağladın" diye ilkinin yanıtı çok fazla, ikincinin yanıtı biraz biçiminde olacaktır muhtemelen.

      Sil
  27. Mahfi bey selamlar, öncelikle yeni yazınız için çok teşekkürler. Aslında sizin neslin tecrübeleri ve tarihsel ve toplumsal özelliklerimizin ışığında bizim neslin öncelik vermesi gereken çaba, çözüm nedir sorusuna yanıt aramak. Sorunlarımızın çokluğu eleştiri yazılarını kolaşlaştırıyor, ama ihtiyacımız ve hakkımız olan aslında sorunlara çözüm ve umut. Bence milletimizin asıl dramı burjuva sınıfının tarihi oluşumu sürecinde karşısındaki bu yeni insan sınıfını doğru tanımlayamayıp karşı sistem geliştirememenin ve bunun sonunda da yapısal olarak çok ters düşmesine rağmen ona benzeme zorlamalarının getirdiği çıkmaz. Özellikle “burjuva” sınıfının insanını “zengin yatırımcı” olarak tanımlayarak devlet eliyle zengin yetiştirme projeleri malesef yıllarca bizi bütçe açığı vererek cari açığını sınırlı tutabilen bir ülke durumunda sürüncemede bıraktı. Bu durum sürdürülebilir olmaktan uzak olduğu için yalnızca dış etkilerle değil alttan gelen zorlamalarla da sizin de belirttiğiniz gibi sistemi bütçe açığından yüksek cari açığa çevirdi. Zaten alt yapısı sağlam olan bir toplumda dış etkenlerin sınırlı kalmaya mahkum olduğunu düşünüyorum, yani “dış mihraklar” sadece altyapısı müsait olan sistemlere etki edebiliyor. Yıllardır yaşamakta olduğumuz cari açık sorunu aslında uluslararası ticarette heyecanlı yalnız bilinçsiz yeni Türk tüccar ve sanayici sınıfının bir eseri. Çünkü öncelikli olarak burjuva sınıfının oluşumu süresince yaşadığımız dünyanın gerçekleri olarak icat ettiği kapitalizm sistemine ait kavramlar tanımlanmadıkça, ve yaşananların konjonktürel mi yoksa kendi çaba ve becerisi sonucu mu olduğu sorgulanmadıkça bu kısır döngü de devam edecek gibi görünüyor. Örneğin para bolluğunun getirdiği emtia fiyatlarındaki aşırı artışın hesaplanamaması gibi
    Bence yapısal reformlara öncelikli olarak sanayi ürünlerinde yönlendirmelerle başlamak gerekiyor. Malesef sanayi üretimimiz yedek parça sektöründe güçlü firmalarla dolu, çünkü heyecan ve üretim yeteneği, pazarlama faaliyetleri ve mesai mefhumu dinlemeden çalışan personel fazlasıyla var, ancak orjinal tasarım altyapısı yok. Bunun değişmesi için belli bir Ar&Ge personeli “zorunluluğu” ve Ar&ge masraflarının tamamen devlet tarafından karşılanması taraftarıyım. Ayrıca bence üretilen mamüllerde belli bir oranda kendi Ar&Ge imkanlarıyla ortaya çıkarılmış ürün yüzdesi zorunluluğu ve bunun sağlanmaması halinde cezai müeyyide uygulanması, burjuva niteliği taşımayan sanayici için gerekli. Bunun dışında gerekli kanun değişikliği ile yedek parça sektöründe orjinal parçaya uyumluluk kanununun değiştirilmesi gerekiyor. Çünkü marjinal beyinlerin gerekirse aluminyum yerine plastik, dökme demir yerine aluminyum gibi malzemelerin kullanımını dahi sorgulayıp fiyat avantajı getiren orjinal ürün üretmesi gerekiyor. Tabiki burda şunu da söylemek zorundayım, “marjinal insan” bir ülkenin umududur, geleceğidir… “Marjinal” kelimesi negatif olarak değil tersine pozitif olarak kullanılması gereken bir kavramdır
    Saygılarımla
    Gültekin

    YanıtlaSil
  28. ...Bunun dışında efendisinin eski elbisesini giymekten gurur duyan hizmetçi misali, gelişmiş ülkelerin üretimini tercih etmediği fason beyaz eşya veya düşük segment otomobil gibi ürünlerin üretimine yapılan teşviklerin durdurulması ve bunun yerine robot kolu, elektronik devre, fiber optik kablo gibi ürünlerde 10 yıllık vergi muafiyeti ve bedava arsa gibi radikal teşviklerle burjuva karakteri taşımayan sanayicinin yön değiştirmeye zorlanması gerektiğini düşünüyorum.
    Enerji konusuna siz değinmişsiniz, ancak buna ek olarak ben çok yüksek maaş ve araştırma bütçesiyle kendi kaynaklarımızın değerlendirilmesi üzerine çalışabilecek uluslararası uzmanların devlet tarafından isdihdamını da eklemek istiyorum. Örneğin “Direct Borohydride Fuel Cell” projesinin mucidi Prof Suda ve ekibi ABD yerine yıllar önce bizim tarafımızdan çağrılmalıydı. Bu konuda aslında ABD ve Kanada’da 2000’li yılların tüm bilim ödüllerini toplayan bilim adamlarının da Türk asıllı olduklarını (Prof. İbrahim Dinçer, Prof Nejat Veziroğlu ve daha onlarcası) ayrıca belirtmekte fayda var. Ancak bu ekibin sayesinde otomotiv sektöründe yine devlet teşviğiyle üretilecek bir yeni model aracın, hem otomotivde yerli enerji kaynaklarının kullanımının önünü açacağı hem de yüksek kar marjıyla dünyaya pazarlanabileceğini düşünüyorum, aksi takdirde sadece üretimde başarıyla efendisinin eski elbisesini giyen uşak görüntüsünde uzaklaşamıyoruz.
    Tarım konusunda ise ihracata yönelik değişikliklere gidilmesi gerekiyor, örneğin Çin’in talebi göz önünde bulundurularak soya fasülyesi ekimine radikal teşvikler gibi..
    Aslında bu konuda yazmak istediğim çok şey var ama şimdiden epey uzadı..
    Saygılarımla
    Gültekin

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bütün bu söylediklerinize katılıyorum. Ne var ki bu dedikleriniz ne kadar iyi okursak okuyalım, kendimizi ne kadar iyi yetiştirirsek yetiştirelim işin içine biraz da balıklama dalmadan olmuyor. 30 yıl önce tek kelime yabancı dil bilmeden ihracata başlayıp bugün bölgesel güç haline ulaşmış insanlar var. Bu kişiler hala esnaf zihniyeti taşıyor. Kılıklar kıyafetler, çocukların gittiği okullar değişiyor ama zihniyet o kadar hızlı değişmiyor. Yani burjuva dediğimiz kişi öyle kolayca burjuva olamıyor biliyorsunuz. Bunun için en az üç kuşak gerekiyor. O nedenle bizde burjuva dediğimiz kişilerin çoğu sanayi veya ticaret burjuvazisini değil esnaf burjuvazisini temsil ediyor. Bu dönüşüm kolay değil.
      Bunları düşünmeme yol açan yorumunuz için teşekkürler.

      Sil
    2. Sayın Hocam, yanıtınız için teşekkürler. Aslında burjuva karakterinin oluşması için nesiller ve devinimler, bazen de çok acı tecrübeler bile gerekiyor. En az 3 kuşak gerekiyor derken aslında biraz iyimser bir yorum yazmışsınız, zira ben burjuva insan sınıfının 700 yıldan fazla bir sürede oluşumunu sürdürerek bugünlere geldiğini düşünüyorum. Ayrıca zaten burjuva kavramı içerisinde sadece iktisadi sistemi yönlendiren insandan değil, aynı zamanda müzik, sanat, felsefe, toplum bilimi, psikoloji, vb... gibi kendi dünya görüşünü oluşturup kabullendiren yepyeni bir yaratıktan bahsediyoruz ve sadece ekonomik davranışlarıyla değerlendirmek zaten son 200 yıldır yapılan hatanın tekrarı olur. İşin içine balıklama dalıp esnaf karakteri gösteren girişimcinin bugünün dünyasında gelebileceği yerin tamamen konjonktürel olacağını ve 10 yıllık kazanımını 1 ayda silme riskini taşıdığına inanıyorum. Sanırım önümüzdeki kriz döneminde bunu ilk defa yaşıyor olacağız, yaklaşmakta olan kriz kamu merkezli olmayacağından şu ana kadar yaşadıklarımızdan bu yönde ayrışacağını düşünüyorum. Siz vatanımızı ve insanımızı sevdiğiniz için pozitif yönleri görüyor ve görmek istiyorsunuz, ve bu hepimizde var, ancak bilimsel sınırlarda düşünüldüğünde ve gerçekçi bir bakışla biraz da duygulardan sıyrılarak gözlemlemeye çalıştığımızda dünyanın bu döneminde kendimize yer bulabilmemiz için ben Türk halkının kurup yaşatmakta büyük ustalığı olduğu devletin kontrolünde ve sopasının altında zengin yetiştirme stratejisinden artık vazgeçip esnaf karakteri taşıyan sanayiciyi devlet denetiminde burjuva davranışları göstermeye zorlamasına geçmesi gerektiğini ve bu temel üzerine öncelikle sanayi ve tarım üretimimizde düzenlemeler yapıp ekonomimizi cari açık girdabından kurtarmanın önceliğimiz olması gerektiğini düşünüyorum
      Saygılarımla
      Gültekin

      Sil
  29. yazılarınızın varlıgını bir arkadasımın facebookta paylaşmasıyla öğrendim. bir süredir de takip ediyorum... evet cari açık, dış finansman, faiz, yatırım vb deyip cümleleri birazda uzun tutugumuzda bir ekonomi dili cıkıyor ortaya ve bu dilide fakultede hocalarım, televızyonda ve gazetelerde sizler amerikayı yeniden keşfediyormuş gibi anlatıyorsunuz.. ve bunun üzerine yorumlar yorumlar.... yani biriniz deyin ki arkadaslar ülke ekonomisinin , her hangi bir hane halkı ekonomisinden farkı yoktur.. evini çekip cevırebilen bir aile babasının geniş bir vizyonu olması kaydıyla türkiye ekonomisinin sorunlarını teshıs eder, cozumu soyler cok da güzel yönetir.... bu arada işletme mezunuyum,ekonomi bır farkındalıgım oldugu için bunları yazdım... hane halkı olayı uzerıne bir düşünün muhtemel itirazlardan önce.... tabı bu arada yazılarınızı mumkun mertebe okumya devam edeceğim....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim bu bloguma, yazı ve kitaplarıma yönelik olarak gelen yorumların çok büyü
      k çoğunluğu sizin dediğiniz anlaşılmaz ekonomik terimleri ve yorumları anlaşılır biçimde sunduğum yönünde. Yani ben elden geldiğince ekonomiyi anlaşılır biçimde sunmaya çalışıyorum. Ne var ki bu bir bilim dalı. Bunu vulgarize edip anlatacağız diye bilimsellikten çıkarmaya da hakkımız yok. Öte yandan verdiğiniz örnek çok doğru bir örnek değil. Hanehalkı ekonomisiyle ülke ekonomisinin benzerlikleri olduğu kadar farkları da var. Hanehalkı ekonomisinde örneğin vergi geliri yok vergi gideri vardır. Oysa ekonomide vergi geliri diye önemli bir gelir kalemi var. Hanehalkı sıkışınca para basamaz. Oysa ülke ekonomisi enflasyonu göze alırsa para basarak ekonomiyi etkiler. Daha pek çok fark sayabilirim. Yani ekonomide benzetme yaparken dikkatli olmakta yarar var.

      Sil
    2. milyonlarca insanın olusturdugu organızasyon olan devlet ekonomisinin tum araclarının 4-5 kişiden olusan basit bir aileyle birebir eşleşleşmesini beklemek abesle iştigal.. sundugunuz farklılıklara çok güldüm :D ama şunuda soyleyebilirim eger aile aynı catı altında yasayan 1 milyon kişi olsaydı devlet ile %95 eşleşen bir ekonomik organizayon oluşurdu.. buldugunuz farklara cevap bulabilirim .. çocukların yahut eşin çalıstıgı paranın bir kısmını aile reisine teslim etmesi ekonomi bakanı(basbakan) yani aile reisi için vergi geliridir. hane ''halkı'' olan cocuk ve eş için vergi gideridir(yani gelir vergisidir). para basma denilen olay ise aile reislerinin ''para yok para yok'' deyip annede babada paranın hiç bitmemesidir....bu para basımıdır aslındabudur cocuklara (halka) yansıyan.. ama acıktan bak burada bırıkmısımız vardı onu bozduruyoruz yada harcıyoruz da rezervlerın erimesidir harcanmasıdır... tabi demişsiniz bu bir ilim kabul ediyorum ve muhakkakki olayları, anlamları karşılayan terimler olacak ve bunlarla konusulacak.... ne bileyim tüketici davranısları hakkında yada makro ekonomik düzeyde ekonomi hakkında ilmi çalışma yapın ve unıversıtelerde bizlerin başınıdaha fazla şişirin ve bu cocuklarda prof olsun daha çılgın teorıler hipotezler koysun ortaya bir derdim yok sonucta arastırmanın sonu yok..
      ..lakın türkiye ekonomisinin sorunları ve çözümü belliyken yıllardır yazılan makaleler, değişik görüşler , çatışmalar ne diye.......... . neyse elımden geldıgınce takıp edecem blogunuzu takip edecem farklı dusuncede olursam yada yenı bır sey eklemek ıstersem elımden geldıgınce ekonomi dili kullanarak yazarım.. bir de oyle test edersınız goruslerımı... çozum belli derken bunlar bende ve belli bir meblağ karıslıgında verebilirm size.. bu meblağ konusunda cıddıyım bu arada.. en kotu sey dıyebilrisiniz genc bir ekonomi musvettesine ''sadaka '' (dini bir iseniz) , ''hibe'' diyebilirsiniz yahut ya tutarsa diye aldıgınız milli pıyango bileti ''fiyat'' olarak bakabilrisiniz.. alttakı yorumumuda silmeyecegğim kime para yatıracagınızı hatırlatmak acısından benım ıcın kullanıslı olabilri.... :)

      Sil
  30. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  31. Hocam tüm bu saydıklarınızın oluşmamasının nedeni aslında faiz lobisidir. 10 yıldır Türkiyenin yakasını bırakmamıştır. Hatta olimpiyatları bile kaybetmemize neden olmuştur. Ama olsun, olimpiyatları kaybettik, reform yapamadık diye üzülmeyelim, biz kendi olimpiyatımızı kendimiz yaparız. Biz olimpiyat yapmayı iyi biliriz.:)

    Yazı için teşekkürler,

    Saygılarımla,

    Alperen

    YanıtlaSil
  32. Hocam, Merhaba !

    Benim merak ettiğim bir konu var. Sn.Abdurrahman Yıldırım bugünkü yazısında Türkiye'nin 148 ülke içinde rekabet gücünde 44.sırada yer aldığını belirtmiş. Döviz kurları ülkelerin birbirlerine karşı olan rekabet avantajlarını belirler diyebilirmiyiz? Sermaye hareketlerini gözardı edersek Örneğin 1-USD=2 TL ise, Amerika'nın 1 TL'na ürettiği bir malı Türkiye 2 TL'na üretiyor sonucu çıkarabilirmiyiz? Bu bir anlamda bizim kaynaklarımızı etkin kullanmadığımızın göstergesidir diyebilirmiyiz?


    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Rekabet gücünü kurlar belirlemez. Görünüşte öyledir ama aslında rekabet gücü kurları belirler. Rekabet gücü, şimdilerde kolayca yapıldığı gibi sadece ücretlerin düşüklüğü vb gibi yollarla ölçülmez. Teknoloji üstünlüğü, yeni teknolojileri yaratabilme gücü (AR GE), bunları verimli kullanabilme gibi çok önemli ölçütleri var.
      Kaynakların etkin kullanılmaması meselesine gelince bu doğru bir tespittir. Bizim kaynaklarımızı doğru kullanamadığımız kesinlikle doğrudur. Biz, büyümemizi yeni teknolojilere yönelmekten çok en kolay yol olan inşaat sektörüne yönelerek sağladık.

      Sil
    2. Farkındayım ki aynı konudaki tartışmaları fazla uzatmamaya özen gösteriyorsunuz . Ancak inşaat sektörüne yapılan yatırımlara yöneltilen aşırı eleştirileri anlamakta zorlanıyorum. Bu yatırımların çoğunluğu yap-işlet modelleri de dahil olmak üzere özel sektör tarafından yapıldı. Eğer bir ihtiyaç-talep olmasaydı zaten karşılığını bulmazdı.

      Yeni modern okullar, çağdaş hastaneler, modern adliye sarayları, metro inşaatları, tünel inşaatları, köprü, üniversite, yeni yollar, limanlar, santraller, konutlar, havaalanları vb. bunlardan hangileri bir ihtiyaç olmadan gereksiz yapılmıştır diyebiliriz. Bunların yetersizliği nedeniyle günlük hayatımızda hergün şikayetlerde bulunmuyor muyuz? Bunların hepsi vatandaşların gelişen beklentileri ve iş hayatının olmazsa olmaz gereklilikleri değil mi? Kaynaklarımızın önceliğini yeni ve üst teknolojileri geliştirmeye harcamış olsaydık, bu alt yapıları yapmadan başarılı olabilir miydik sizce?
      Herkes ister bir google,samsung gibi firmalar bizde de olsun ama bu firmaların olduğu ülkeler bu altyapıları bizden onlarca yıl önce tamamlayarak bu noktaya gelmediler mi? Gönül isterdi ki ; kaynaklar yeterli olsaydı ve hem altyapı hem üst yapı eş zamanlı yapılabilseydi. Ancak mevcut kaynaklara göre bu öncelik sırası bana daha doğru geliyor. Ayrıca alt yapıya yönelik yatırım döneminin de sonlarında olduğumuzu düşünüyorum.Bu ekilen tohumlarda elbet bir gün ürün verecektir.

      Sil
    3. Estağfurullah ben aslında tartışmayı uzatmamaya değil benim daha az katıldığım ve bloga yorum yapanların aralarında tartıştığı bir ortam yaratmaya çalıştığım için öyle yapıyorum. Benim düşüncelerimi zaten izleyenler üç aşağı beş yukarı biliyor. Önemli olan başkalarının katkısı diye düşünüyorum ve küçük yanıt ya da yorumlar yapıp çekiliyorum. Bu yöntem bazen iyi işliyor bazen de işlemiyor.
      İnşaat elbette ki çok önemli bir sektör. Bir apartman dairesi için 150 dolayında sanayi malı kullanılıyor. Bu demektir ki inşaat, sanayi sektörü için öncü bir sektör. Ayrıca taşımacılık (ulaştırma) bankacılık (krediler) ticaret (çeşitli inşaat malzemesinin alım satımı) vb düşünülürse diğer sektörler için de öncü bir sektör.
      Ne var ki inşaat işine takılıp kalırsak o zaman öteki sektörler fazla gelişemiyor. Ben son dönemde esas işini bırakıp inşaat müteahhitliğine giren pek çok sanayici biliyorum. Ayrıca benim çocukluğumdan bu yana aynı sokakta iki katlı evler yıkılıp 5 katlı oldu sonra onlar yıkılıp on katlı oldu. Şimdi onlar da yıkılıp depreme dayanıklı hale getirilecek. Dünyanın hiçbir gelişmiş kentinde bu kadar hızlı bir değişim ve şahsiyet kaybı yok. 50 yıl önceki Londra neyse aşağı yukarı bugünkü Londra da o. İstanbul'da 100 yıl öncesinden kalmış ev yok. Her yer AVM oldu. Londra ya da Paris'e veya New York'a gittiğinizde kentin en önemli semtlerinde üç dört tane AVM görüyor musunuz?
      Yanlış anlamayın inşaat gibi önemli bir sektörün aleyhinde değilim ve sizin söylediklerinizin çoğuna katılıyorum. Ama her konuda olduğu gibi bu konunun da dozunu kaçırdığımızı düşünüyorum.

      Sil

  33. Hocam Merhaba,

    Sn.Abdurrahman Yıldırım yazısında Türkiye'nin 148 ülke içinde rekabet gücü açısından 44.sırada olduğunu belirtmiş. Döviz kurları, sermaye hareketlerini hesaba katmazsak, ülkelerin birbirlerine karşı olan rekabet oranlarını gösterir mi? Örneğin 1 usd=2 TL ise, Amerika'da birim maliyet 1 TL ise bu Türkiye 2 TL'dir diyebilirmiyiz? Bu aynı zamanda kaynakları verimsiz kullanmanın da bir göstergesi sayılabilir mi?

    Teşekkürler..

    YanıtlaSil
  34. Aslında pek dillendirilmeyen, ama bahsettiğiniz bazı yapısal reformların gerçekleştirilmesinin önünde engel teşkil eden sorunumuz çözülmediği müddetçe biz bunları daha çok konuşuruz. Peki nedir bu sorun? Aslında nasıl ifade edeceğimi ben de bilmiyorum. Özetlemeye çalışacak olursam, bu ülkeye egemen olmak isteyen yerleşik güçlerin, birbirlerini yok etme, yok sayma yerine, varlığını kabul etme yoluna gitmeleri gerekmektedir. İktidara geldiklerinde karşı tarafı yüce divanda yargılama niyetleri olduğu müddetçe, yargı reformu nasıl istediğimiz şekilde olacaktır. Siyaseten yaşadığımız bu gerilim istenilen reformlara nasıl dönüşecek? AKP, CHP, MHP, BDP gibi partilerin temsil ettiği çevreler, düşünceler hep var olacak bu ülkede. Bir uzlaşı gerekiyor. Bu uzlaşı sağlanmadığı müddetçe bu reformlar olmayacak gibi. Ve biz bu durumu hep yaşayacağız. Diğeri gelecek ötekini yok etmeye çalışacak, bir süre sonra yok edilen gelecek, bu sefer de o diğerini yok etmeye çalışacak. Olan güzel ülkemize olacak.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok doğru bir saptama. Yıllar önce bir yazımda herkesin eşit ağırlıkta (oransal eşitlik) fedakarlıklar yapmadığı bir ortamda yapısal reform yapılamaz diye yazmıştım. Bu sadece yargı reformu konusunda değil vergi reformundan, eğitim reformuna kadar her konuda böyle.

      Sil
  35. Hocam;

    Türkiye'nin dışa bağımlı olduğu enerji konusununda yazdıklarınızdan yola çıkarak, geçenlerde belgeselini izlediğim,İngiltere'nin rüzgar enerji tarlası yapımından çok etkilenmiştim.Bu konu ile ilgili haberi paylaşmak istedim.Size sorum, enerji yatırımı yapmak ülkemizde kolaymıdır,bu konuda ki teşvikler yasal zorunluluklar nelerdir acaba? Olimpiyatlar için Türkiye'nin vadettiği rakamları duyunca (diğer ülkelerin olimpiyat bütçelerini duyunca şaşkınlığım daha da artı bu apayrı bir yazı konsusu!) bu rakamların üçtebir kadarıyla enerji yatırımları yapılamaz mı?

    ''Yatırımlarının büyük kısmını offshore tipi rüzgar santralleri ve okyanus enerjisi üretim sistemlerine yönlendiren İngiliz Hükümeti meyveleri toplamaya başladı.

    İngiltere’de rüzgar enerjisi ve deniz enerjisi konuları üzerine faaliyet gösteren RenewableUK tarafından yayınlanan habere göre İngiltere yenilenebilir enerji kaynaklarından yararlanmada yeni bir rekora imza attı.

    Toplam 11 faal deniz üstü rüzgar tarlasında 336 adet kurulu rüzgar türbininden 1 gigavat enerji üretim kapasitesine sadece 10 senede ulaştı. Milyarlarca dolar yatırım yapılan sektörde 70.000 kişinin istihdam edilmesi de işin diğer önemli boyutunu oluşturuyor.


    Karada çalışan rüzgar türbinlerine kıyasla daha güçlü esen hava akımlarından faydalanan deniz üstü türbinlerin daha fazla enerji ve arsa sorunu olmadığı için yatırıma daha uygun olduğunu belirten Digest of United Kingdom Energy Statistics(DUKES) yatırımların her yıl katlanarak artacağını belirtiyor.

    2050 yılına kadar ülkenin %50 enerji ihtiyacını yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlamayı hedefleyen devlet otoriteleri milyonlarca kişiyi istihdam edecek sektörün sürekli destekleneceğini bildirdi''.



    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Müthiş bir şey. Almanya da başka ülkelerde aynı yoldan gidiyor. Ama denizde bunu yapmak çok daha akıllıca.

      Sil
  36. Hakaret degil de zulf-u yare dokunan yorumlari yaynlamadiignizi da gorduk ya yeter.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Böyle bir şey asla söz konusu değil. Yorumlarda daha önce hiç bir denetim yoktu. Birçok kişi yorum diyerek reklam yapmaya başladı. Yorum kısmına ucuz kredi verme reklamı koyar oldular. Başlangıçta aldırmadım ama son dönemde günde 20 - 30 tane bu tür yorum girer oldu. Tek tek ayıklayıp silmekle uğraşmanın zorluğu karşısında zorunlu olarak denetim mekanizması koydum.
      Niçin sevinçle böyle bir yargıya vardığınızı anlayamadım.

      Sil
    2. Benim olimpiyat yorumum zulf u yare dokunuyor ve hoca bunu yayınlamış ben hocanın taraf tutmadan objektif baktığını düşünüyorum. Hatta objektifliği ondan öğrendim desem yeridir.

      Saygılarımla,

      Alperen,

      Sil
    3. sizi tanımıyorum ama mahfi hocaya böyle demenize çok üzüldüm. bu sitede aylarca belki en fazla soru soran kişi benim. siyasi olsun olmasın tüm sorularımı teker teker cevapladı. ve aynı hocanın dediği gibi denetim yoktu birisi hakaret etse bile direkt panoya geçiyordu içimden sanırım bu hoş olmaz diyordum bir denetim gerekli. ve hocayı maalesef buna yapmaya zorladılar. mahfi hoca sayesinde insanlar burda kolay ekonomi okuyor. burada hoca bişeyleri ticaret kaygısıyla yazmıyor. ama sizin gibi belki bu foruma yeni gelen insanlar hemen önyargıyla hocaya saldırabiliyor. belki uzun süredir bu siteyi takip etseydiniz ki belki ediosunzudur kesinlikle böyle düşünüp yazmazdınız. malesef hiçbir iyilik türkiyede cezasız kalmıyor.üzgünüm.

      Sil
    4. Hay aksi.. :)

      Su yukaridaki (icinde 'maksud' kelimesi gecen) uzun yorumu yazan benim. Sabah yazmistim. Aksama dogru baktigimda, benden once yazanlarin yorumlari cikmis, benimki cikmamisti. Icinde, biza da olsa, zulf-u yare dokundugunu dusundugum noktaalr oldugu icin yayinlanmadigini dusunmus ve gucenmistim.

      Simdi, haksiz oldugumu, dahasi, sizin yorumlara laf yetistirmekten baska isleriniz oldugunu unuttugumu goruyorum. Ozur dilerim.

      Sil
    5. Rica ederim.
      Mesele o değil. Bu bloga yönelik bütün yorumları (içinde bana veya herhangibirine hakaret içerenler dışında) yayınlıyorum. Zaten geçen haftaya kadar yollanan yorumlar otomatik yayınlanıyordu. Ben sonradan hakaret olan bir yorum görürsem siliyordum. Ki şimdiye kadar hiç hakaret içeren yorum gelmedi ve ben de silmedim. Ancak son zamanlarda, sanırım blog çok hit almaya başladığı için, yorum görünümünde korsan reklamlar (ucuz kredi veren yabancı kişi ve kurumların reklamları)çıkmaya başladı. Bunları tek tek tarayıp silmeye başladım. Çünkü benim reklam almadığım bir blogda bu türü korsan reklamlara izin vermem söz konusu olamaz. Son iki haftada bu korsan reklam girişimleri o kadar arttı ki baş edemez oldum ve zorunlu olarak denetlenmeyen yorumun yayınlanmaması uygulamasına geçtim. Bundan ben sizin olduğunuzdan daha fazla şikayetçiyim ama başka çare yok. Aksi takdirde zamanımın büyük bölümünü bu tür korsan reklam - yorumları arayıp silmekle geçireceğim. Durum bundan ibarettir. Bugün bu durumu twitter hesabımdan da duyurdum.

      Sil
  37. Hocam,

    Ekonomide bir deyim var; her küçük işletme büyük için, her büyük işletme de toplum için üretir. İnşaat sektöründen örnek verecek olursak,gelişmiş ülkeleri ana-yüklenici firma, az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkeleri de gelişmiş ülkelere iş yapan taşeron firma olarak değerlendiriyorum ve zenginleşmelerinin gelişmiş ülkelerin yarattığı iş potansiyelinden pay almalarına bağlı olduğunu düşünüyorum..Marka yaratmak bu yol ile katma değeri artırmanın çok zor bir iş olduğu kanaatindeyim..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Görünürde haklısınız. Ama unutmayın ki Japonya 50 yıl öncesine kadar batılı ülkelerin ürünlerini taklit eden bir ekonomiydi. Amerikalılar Japon arabalarını "içinde plastik aksam var" diyerek almazlardı. Bir de bugüne bakın. Elektronik sanayiinde bugün Japonya kadar hatta ondan daha önde giden bir Kore ve Çin var.

      Sil
  38. Hocam iyi sabahlar diliyorum oncelikle, benim sorum Türkiye uzun yillardan beri surekli cari acik veriyor yani urettigimizden fazlasını tüketiyoruz yapisal reformlari yapmamamiza ragmen neden bi yunanistan gibi degiliz? Bizim farkimiz nedir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bizim farkımız, 2001 yılında Yunanistan gibi olduğumuz yani krizi erken yaşadığımız ve o zaman bankacılık ve bütçe reformlarını yaptığımız için sağlam durumda olmamızdan kaynaklanıyor. 2001'de biz kriz yaşarken dünya iyi durumdaydı. IMF bize 2000 ile 2008 arasında 45 milyar dolar destek verdi. Ayrıca dünyada para boldu ve biz bundan yararlandık ve krizi kolay atlattık.
      Yani eğer biz 2001 krizini yaşamamış olsaydık bugün Yunanistan'dan farklı durumda olmazdık.

      Sil
  39. Hocam, elinize sağlık. Çok kısa ekleme: ithalata dayalı üretimi değiştirmek için Girdi Tedarik Stratejisi (http://www.ekonomi.gov.tr/girditedarik/anasayfa.cfm) uygulanıyor. Bence bu yönde yapılan en kapsamlı ve anlamlı çalışma bu. Bu çalışmanın sonuçlarının elde edilmesi yani üretim modelinin değişmesi hem ciddi takip hem de kalite veriyken üretim maliyetlerinin düşmesine bağlı. Bu da zaman alacağa benziyor.

    Bu arada bugün Dünya gazetesinde yer alan haberde mevduatın bir kısmının dövize kaydığı yazıyor. http://www.dunya.com/mevduat-tlden-dovize-kaymaya-basladi-202229h.htm Bir yazınızda da bunu değerlendirebilir misiniz?

    Saygılar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler.
      Henüz bu kayma ciddi bir boyut göstermiyor. Biraz daha bekleyip değerlendirme yapmakta yarar var diye düşünüyorum.

      Sil
    2. Haklısınız Hocam. Dövizdeki artışın bir yansıması elbette. Ancak TL piyasadaki güvenilirliğini yitirirse eski "dolarizasyon" günlerimize inşallah geri dönmeyiz.

      Saygılarımla.

      Sil
    3. Şimdilik ortalık duruldu gibi ama bu geçici bir durum. Umalım da daha kötüsü olmasın küresel sistemde.

      Sil
  40. [1. BÖLÜM]

    Mahfi Bey,

    "Kayıt dışı işsizlik" ve "İstatistiki işsizlik" denilen iki ayrı kutup sadece ülkemizde değil tüm dünyada bilinen ve (sanırım özellikle 2008 krizinden sonra) günümüzde keskinliğini göstermeye başlayan bir konu haline geldi.

    5 Eylül 2013 tarihli yazınız üzerine yaptığımız kısa yazışmada ABD'den gelen tarım dışı işsizlik rakamlarına şüpheyle yaklaşan büyük bir iktisatçı ve iktisat çevresinden olmayan kesimlerin de var olduğunu belirten iki makale linki vermiştim. (Duayen bir iktisatçı olduğunuzdan bunları şahsımdan ve bu panelde yorum yazan çoğu kişiden daha özenle ve 'more accurate' rakamlarla takip ettiğinizi biliyorum.)

    "Kayıt dışı ekonomi" denilen bir diğer kavram üzerine ülkemizde (özellikle) özel sektörün lokomotif şirketlerinin (farklı yoğunluklarla da olsa) isyan ettiklerini fakat konuyu çözüme ulaştırmak için sağlam adımlar atma yönünde "inisiyatif almaya" cesaret edemediklerini (veya cesaret etmeye hiç yanaşmadıklarını) biliyoruz.

    10 Eylül 2013 sabahı manşetlere düşen bir diğer haberde 'Roberto Perli': "ABD'de yüzde 7.3'e gerileyen işsizliğin istihdamdaki artıştan ziyade işgücüne katılımın azalmasından kaynaklandığı düşünüyorum." diyor. Link: http://www.bloomberght.com/haberler/haber/1421233-abdde-issizlik-yanlis-nedenlerden-dolayi-mi-dusuyor

    "Toplam işsizlik"in formel tanımı (kaba tabirle): "Kayıt dışı işsiz sayısı + Resmi makamların & Özel kurumların hazırladığı istatistik verilerine yansıyan işsiz sayısı" olarak ifade edilebilir.

    Dünyada hiçbir zaman "toplam işsiz sayısı"nın ölçülebileceğini (günümüzdeki bilimsel parametrelere göre ve en azından şimdilik) sanmıyorum. Fakat "Kayıt dışı işsizlik" denilen ve gittikçe büyüyen bir olgunun da varlığını inkar etmek için sanırım tüm uyargalarımızı yitirmiş olmamız gerekir!

    [SORULARIM 2. BÖLÜMDE]

    YanıtlaSil
  41. [2. BÖLÜM]

    Sorularım:

    1) ABD'de de "Kayıt dışı işsiz sayısı" tabirinin artık yüksek sesle konuşulmaya başlanacağını (ki bunu hala krizde olan Avrupa kıtasına da yayabiliriz) söyleyebilir miyiz?

    Ülkemizde çok bilinen bir kavram olduğundan çoğu kesimin bu kavram üzerinde artık ciddiyetle durmaktan vazgeçtiği aşikar. Siz bu yorumuma bir cevap yazsanız bile mesaj panelinize yorum yazan diğer katılımcılar yukarıdaki yorumuma (en yaygın tabir ile) "eğer büyüme hızı arttırılmazsa istihdam da artmaz" cümlesinde birleşen bir ana fikirle dil döküp işin içinden sıyrılabilirler (istisnalar kaideyi bozmaz).

    Mahfi Bey şunu unutmayalım ki, özellikle teknolojinin amansız ilerlemesi ile (yıllardan beri söylenegelen "Zengin ile fakir arasındaki uçurum daha da derinleşiyor. Orta sınıf neredeyse kalmadı." yakınma/uyarısı ile birlikte) eğitimli iş gücü ile iyi eğitilmemiş ve eğitimsiz ('İyi' sıfatını burada çok genel bir çerçeve içinde kullanıyorum. Türkiye şartlarında 'iyi' derken: "Iğdır'daki bir okulda kütüphane olmaması" ile "Aydın'daki bir okulda bilgisayar sınıfının monitörleri 15 inch'den 19 inch'e yükseltilsin mi?" sorunsalı içinde değerlendirilirse 'iyi' sıfatı ile ne kastettiğim daha doğru anlaşılacaktır.) iş gücü arasındaki fark da gitgide büyüyor.

    Türkiye'deki üniversite sayısının geçmiş yıllara nazaran çok olması bizim (toplum olarak herkesi kastediyorum, sadece siyasete yönelik konuşmuyorum) gerçekten eğitime değer vermeye nihayet başladığımızın bir işareti mi? Yoksa bu üniversite kampüsleri genç nesillerin potansiyel işsiz kisvesine sokulup "gizli işsizlik & kayıt dışı işsizlik" tabirinin devam etmesi için mi kuruldu?

    2) Siz ne düşünürsünüz öğrenmek isterim:

    Prof. Celal Şengör'ün siyasi görüşlerinin büyük kısmına katılmıyorum. Fakat şu saptaması doğru gibi gözüküyor: "Üniversiteler artık bilginin üretildiği değil,
    üretilmiş bilginin nasıl maddi kazanca çevrileceğinin öğretildiği yerler haline geldi." (Aralık 2006)

    Prof. Ali Akay: "Bugünkü üniversite sistemine baktığımızda, bilginin değeri 'bildiğin kaç para ediyor?' sorusu üzerine kuruludur. Bu görüş 1970'lerde hızla yayılmaya başlamıştır. Steve Jobs ve Mark Zuckerberg gibi kişiler bu konuya verilebilecek en iyi iki örnektir. Bu nedenle bir bilimsel kimlik/başarıya sahip olmanın üstüne 'businessman-iş adamı' kavramı inşa edilmeye, bu anlayışa sahip öğrenci profili yaratılmaya çalışılıyor." (Mart 2012)

    Saygılarımla,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu yazdıklarınıza katılmamam mümkün değil. Gerçekten de işsizlik ölçümleri artık pek çok yerde oranları ve sayıları düşük gösterecek düzenlemelerle yapılıyor. Reel sayılar değil cari sayılar veya oranlar esas alınıyor. Yılda ortalama yüzde 3 büyümüş ekonomiler bir bakıyorsunuz on yıl sonunda GSYH'larını ikiye katlamış görünüyorlar. Zaten insanların kendilerini zengin hissedip balonlara binmeleri biraz da bundan oluyor. İllüzyon, adeta büyümenin bir modeli oldu. Ve ne yazık ki bu sanal görünüm siyasetçiye de bürokrata da yaradığı için her yerde destek bulur oldu.
      Celal Şengör'ün tespiti çok doğru. Aslında üniversite bilim öğreten bilim insanı yetiştiren yerdir. Ama günümüzde hepsi meslek okulu haline geldi. Ekonomi bölümünde eğitim veriyorsunuz ama yetişenlerden hiçbiri iktisatçı olmuyor. Üniversite sayısının artması ne yazık ki bu olguyu daha da netleştirdi. Üniversiteden bilim adamı olarak çıkabilmek için artık özel çaba sarfetmeniz gerekiyor. Bırakın üniversiteyi yüksek lisans ve doktora bile bu amaçla kullanılır hale geldi. Böyle bir ortamda bilim adamı yetiştirmek mümkün değil.

      Sil
  42. Mahfi Bey,

    Merhaba, değerli yazılarınız için çok teşekkürler.
    İnşaat sektörünün en çok ciro yapan firmalarından bir tanesinde satış personeli olarak çalışıyorum.
    Enteresan bir tasarruf alışkanlığı oluştu 2006'dan beri malumunuz.
    Özellikle son yıllarda reel faizin negatife dönmesi ve konut projelerinin basit yatırımcı için yüksek getirisi olması nedeniyle konut projelerine ciddi bir talep var.
    Ancak konutların kira çarpanı 120-140 seviyelerinden 240-300 seviyelerine kadar çıktı.
    Bir diğer konu, yatırım düşüncesiyle alınan konutların, benim bireysel olarak çıkardığım istatistiğe göre % 40'ı peşin, % 60'ı konut kredisi ile alınıyor. (100.000 TL'nin 60.000 TL'si konut kredisi ile finanse ediliyor ortalama) yatırım için alınanlarda bile.
    Şu ana kadar çok yanlış lokasyon ve projeden alınmadıysa konut projeleri gerçekten kazandırdı, en azından tasarruf aracı olarak olumsuz bir dönüşü olmadı.
    Ancak 2014 zor geçecek gibi, bu konuda sizin fikrinizi almak isterim.
    Ben mi kötümserim bilemiyorum ancak pek çok inşaat firması mevcut projelerini bir sonraki projesinin lansmanından gelen sıcak para ile döndürüyor gibi geliyor.
    Konut kredi faizleri tırmanışa geçmişken ve yoğun konut projesi arzı devam ederken bu arz ile fiyatlardaki artış trendi böyle gider mi sizce?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Karamsar değildiniz. Anlattıklarınızın hepsi karşımızda duran ve önümüzdeki dönemde bizi bekleyen sorunlar.
      Ben bu trendin böyle devam etmeyeceğini ve bir süre sonra kırılacağını tahmin ediyorum.

      Sil
    2. İzninizle bir analizle katılayım;
      Neresinden bakarsanız bakın, konut sektörünü zor günler bekliyor. Özellikle projeli lüx konut işi yapanları...

      Doğruluğunu teyid eden bir mekanizma olmamasına rağmen şuan ki konut stoku 700-800 bin olduğu tahmin ediliyor. %1 lik KDV desteğine rağmen. Orta vadede ise KDV'ler %8 den itibaren başlayacak. Kredi faizlerinde de yükselme eğilimi zaten mevcut. Yani maliyetler artış eğiliminde. Lüx konut pazarı ve özellikle İstanbul doyum aşamasında. Buna rağmen yeni projeler olacak ancak kentsel dönüşüm projeleri çerçevesinde. Mevcut inşat firmaları profili değişecek. Şimdikilerden bazıları buna ayak uyduramayıp, zor günler geçirecek.
      Lüx konutları 350-400.000 TL den başlayarak alanların temel beklentisi ve tabi ki satanlarında temel satma aracı konutun birkaç yıl içinde ciddi değer kazanması üzerine idi. Ayrıca kira çarpanları da yatırım için olumluydu. Bu bir zamanlar parayı yatırıp yerli otomobil almak için 6 ay sıra beklendiği günlere benziyor.Yatırım aracı olmaktan çıkınca herşey değişmişti. Konut alanlara sunulan sanal rant, arz fazlası ile terse dönecek. Yani konut fiyatları değer kazanmaları azalacak belki ABD deki gibi tersine dönen günleri göreceğiz. Bir süre İstanbul dışına kayarak devam edebilir ya da yabancı alım rüzgarları olabilir. Mahfi bey'in daha önce söylemiş olduğu bu sektörün dışındakiler muhtemelen bu sektörden çekileceklerdir.Bazıları da batacak. Bazıları ise kırsal kesimlerde orta ve düşük gelire yönelik çalışmaya başlayarak ayakta kalmaya çalışacak.Pazarlaması ve imajı güçlü daha az sayıda firma ile bu sektör geleceğe girecek.
      Saygılar

      Sil
  43. http://www.zaman.com.tr/saruhan-ozel/baskalari-yapinca-iyi-merkez-yapinca-kotu_2129304.html
    Hocam yazı hakkındaki görüşünüz nedir? Saygılar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yazıyı ben daha önce okumuştum. Merkez bankalarının "öngörülebilir" olma yeni anlayışları mantıklı. Ama bizde eleştrilen konu Sayın Başcı'nın faizleri artırmadan dolar yıl sonu 1,92 olur derken, asıl tartışma konusu bunu "bağımsız bir merkez bankası olarak mı dediği" yoksa "siyasi baskı nedeniyle mi dediği" sanırım. O yüzden inandırıcılığı zedeleniyor ve piyasaya öncülük yapmakta zorlanıyor.

      Sil
    2. TCMB Başkanına yönelik eleştiri ağırlıklı olarak "doların belini kırarız" ve "yılsonunda dolar kuru 1",92 veya altında olursa kimse şaşırmasın" açıklamaları nedeniyle yapıldı. Bunun temel nedeni de yıllardır söylediği "kur hedefimiz yoktur" "biz TL yi savunuruz kuru değil" biçimindeki söylemleriydi. Yoksa parayı sıkılaştırmış, döviz satmış, faizi indirmiş ya da artırmış bunlardan dolayı yapılan eleştiriler sınırlıydı.

      Sil
  44. Hocam bu ülke ne zaman bir şey üretip satacak ?

    Yerli çakmağımız bile yok.

    Teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bence bu çok haklı bir eleştiri değil. Türkiye sattığı her 100 dolarlık malın 90 dolardan fazlası sanayi ürünü. Tekstilden otomotive parçalarına kadar üretimimiz var. Çakmağı Çinli,ler kadar ucuza yapamadığımız için üretmiyoruzdur.
      Bizim üretimimiz var da markamız yok. Sorun orada. Markanız yoksa pahalı satamıyorsunuz ürettiğinizi.

      Sil
    2. Bence Dünyada Türkiye nin bilinen tanınan iki markası var.1-Atatürk diğeri 2-Galatasaray. Tekstil ürünlerimizi Galatasaray Markası ile ihraç edersek Marka sorununuda halletmiş oluruz:)

      Sil
  45. Sayın Hocam,

    Yazınızda yargının bağımsız olması gerektiğini yazmışsınız. Benim sorum, bu "tam bağımsızlık" her yerde ve her zaman aynen geçerli midir?

    Bu soruyu soruyorum çünkü yargı temsilcileri bulunduğu toplumun içinden geldiği için o toplumun duygu ve düşüncelerini taşıyacaktır. Bağımsız yargı organı yerine gelecek temsilcileri yine kendi bünyesinde seçecek. Bu durum yargı organının zamanla genelden uzaklaşmasına sebeb olmaz mı? Diğer bir değişle adet dışına çıkmak isterlerse bağımsızlıktan ötürü kim müdahele edebilecek?

    Düşünelim ki bir ülkede yoğun anlamda ideolojik görüşler varsa ve çözülemeyen bazı sorunları (eğitimle değilde) zaman zaman şiddete dayalı (vb gayri meşru) yöntemlerle çözüme ulaştırma yolu tercih edilebiliyor. Bu yapıdaki bir toplumun içinden çıkan adalet temsilcilerinin bağımsız bir iradeyle adeleti temsil etmesi sizce gerçek anlamda adeleti temsil etmek olabilir mi?

    Yargının bağımsız olması gerektiği kapasiteye ulaşması bana biraz ütopik geliyor. Bu düzeyde insanların yetişmesi için toplumda buna uygun bir alt yapının olması gerekir diye düşünüyorum.

    Sizin bu konudaki görüşünüzü merak etmekteyim.

    Teşekkürler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim kasdettiğim siyasal iktidardan bağımsız karar alabilecek bir yargı. Bunu yapamadığımız sürece demokrasi olmaz. Çünkü demokrasi dediğimiz yargı, yasama ve yürütme erklerinin ayrılmasıdır. Bizde çoğunluk iktidarı olduğunda yasama, yürütmenin emrine giriyor zaten bir de yargı siyasal iktidarın emrine girdi mi oldu size otokrasi.

      Sil
    2. Doğruluğunu teyid etmedim ancak duyunca şaşırdığım bir konuyu sizinle paylaşmak istedim. Amerikayı yakından takip eden arkadaşlar gerekirse düzeltebilirler. Öğrendiğim kadarıyla ABD de bizimki gibi lisans düzeyinde hukuk bölümleri yokmuş. Örneğin bir genç iktisat okuyup sonra master düzeyinde hukuk okuyunca avukat , hakim olabiliyormuş. Tabiki ilk okuduğu lisans düzeyi ne ise o tür davalara bakıyormuş. Böylece hem konusunda uzman hakimler oluyor hem de bilirkişlerle fazla uğraşmadan süreler kısalabiliyormuş.

      Sil
    3. ABD de sistem şöyle. Lisans düzeyinde hukuk fakültesi var. Yalnız burada okuyabilmek için üniversite mezunu olmak gerekiyor. Yani liseyi bitirip hukuk fakültesine giremiyorsunuz. Herhangi bir dalda lisans derecesi almanız gerekiyor (iktisat, işletme, matematik, sosyoloji vb.) Ondan sonra hukuk fakültesine giriliyor. Yanlış hatırlamıyorsam hukuk bölümü 3 yıl. Bitirince Juris Doctor ünvanı alınıyor. Master yaparsanız MCL, MCJ gibi ünvanlar alınıyor.
      İşin ilginç yanıo şu bizde hukuk fakültesi bitirip de ABD'ye giderseniz orada sizi yüksek lisansa alıyorlar (gerekli, sınavları vermek kaydıyla.)

      Sil
  46. Keşke daha sık yazabilseniz hocam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Zaten çok sık yazıyorum. Gazetede parayla yazdığımda bile bu sıklıkta yazmıyordum.

      Sil
  47. hocam bu 1929 krizinden çıkmak için keynesin dediği gibi genişletici maliye politikaları uygulanıyor likidite tuzağında. peki o dönemde o genişletici maliye politikaları için parayı devlet vermiyor mu. bu durumda otomatikman piyasadaki para miktarı da artmış olmaz mı? ve likidite tuzağında para politikası etkin değildir deniyor. piyasaya para veriyoz ama burasını anlamadım hocam

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Herşeyden önce bugün kapitalizmin içinde bulunduğu sistem Keynes dönemindekinden çok farklı. O zaman küreselleşme yoktu. Sermaye hareketleri serbest değildi. Örneğin ABD'de basılan para büyük ölçüde orada kalıyor, orada harcanıyor ve canlanmaya katkıda bulunuyordu. Oysa bugün ABD'nin bastığı dolarla dünyaya yayılıyor. Faiz ya da getiri nerede yüksekse oraya gidiyor. O nedenle olay çok farklı. Yani kapitalizmin yapısı değişti ama biz hala Keynesyen modelle bu yeni düzene müdahaleye çalışıyoruz. İşin eksikliği burada.

      Sil
  48. Bağımsız olması gereken kurumlara (ki bunlar TCMB ve BDDK gibi kurumlardır) yasaların verdiğinin ötesinde gerçek anlamda bağımsızlıklarını tanımak şarttır. Bunun için yasa maddeleri yeterlidir demişsiniz de hocam sanki yeterli değildir olmalı di mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mevcut yasa maddeleri yeterli ama zihniyet değişikliği olmadan yasa maddesiyle olmuyor anlamında yazmıştım, biraz karışık olmuş.

      Sil
  49. hocam, bence iktisadi olarak yapılması gereken en önemli reformlardan birisi reel iktisadi tabana yönelik yapılması gerekenlerdir.artık sanal iktisadi eksenden çıkıp somut iktisadi tarafa büyük bir ameliyat gerekiyor.ki; zaten bir ekonomide reel ekonomik fazda sorunlar varsa finansal sistemin sağladığı fonların reel ekonomiye yığılım mobilizasyonlarında da ciddi bir optimalitellik zaafiyeti meydana gelebiliyor ve bu durum yine beraberinde sürekli artan bir finansman gereksinim hacmi eğilimi yaratıyor bence hocam!.. saygılar....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yapısal reform ile kasdettiğimiz de aşağı yukarı budur zaten.

      Sil
  50. hocam, bu arada türk ekonomisi tüik verilerine göre 2013 yılı ilk yarısında ortalama bazda %3,7 büyüdü. bence kurlardaki yukarı yönlü oynamalar ve artma eğilimine giren faiz ve enflasyonist beklentiler nedeniyle yılın kalan yarısında az da olsa bir yavaşlama olasılığı yüksek görünüyor. dolayısıyla ben yine 2013 yılı genel ortalama büyüme hacminin %3,4-3,5 civarlarında gerçekleşmesi olasılığının yüksek olduğu kanaatindeyim. saygılar....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çoğunluk aynı kanaatte. Ağustos sanayi büyümesini de bir görelim bakalım.

      Sil
  51. hocam, ekonomimizin kalitatif tipi büyümesinin ciddi derecede artırılması gerektiği kanaatindeyim. bunun aynı zamanda, ekonomideki kantitatif büyüme konusunda da istikrar sağlanması konusunda ciddi avantaj getirebileceğini düşünüyorum... saygılar.....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle doğru. Nitelikleri artırmadan nicelik artışı bir yere kadar gidebiliyor.

      Sil
  52. hocam, işletme fakültesi mezunuyum. ne yazık ki İngilizcem az olduğu için iktisat master'ı yapamıyorum.bu çok saçma!... bence yabancı dil bilgisi az olan t.c vatandaşı da yüksek lisans yapabilmelidir... saygılar....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu biraz kaynakları kullanabilme meselesine bağlı. Yani kaynakların çoğu İngilizce. Ama haklısınız bence yüksek lisans Türkçe bilgisiyle de yapılabilmeli. Eğer imkan ve zamanınız varsa İngilizcenizi bu aşamada ilerletmeye çalışın. Artık bu işler eskiye göre daha kolay ve hızlı olabiliyor. Çünkü bu sadece yüksek lisans için değil önünüzdeki bütün yaşam boyunca başınıza dert olacak. Ve hep "keşke" diyeceksiniz. Bu sorunu bu aşamada çözmeye çalışın.

      Sil
  53. hocam, harcamaların genişletilmesine dayalı olarak da tasarruf kapasiteleri yükseltilebilinir!. nedense biz sadece harcamalarımızı daraltarak tasarruf kapasitelerimizi yükseltebiliyoruz.bu yüzden de ya güçlü büyüme-düşük tasarruf ya da zayıf büyüme veya küçülme- yüksek tasarruf paradoksuna tutuluyoruz. ekonomimizi mutlak olarak bu kısır döngüden çıkarmamız elzemdir. bunun bir yolu da yüksek prodüktivite artışlarını yakalamaktan geçiyor sanırım. saygılar...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet verimlilik artışı tasarruf oranına önemli ölçüde katkı yapabilir. Her ne kadar Türkiye'nin verimliliği son dönemde artış göstermiş olsa da bu alanda daha alınacak çok yol var.

      Sil
  54. hocam, ricardo-barro ile likidite tuzağı arasında güçlü ya da zayıf olsun sanki korelatif bir bağ var gibi görünüyor. mesela Japonya ekonomisi bu konuda bir emsal teşkil etmiş gibi görünüyor. yani kamu finansmanı vergi artırımları yerine borçlanma yoluyla sağlanmış fakar ne bireysel tüketimde ne de makro bazda sermaye birikiminde net büyüme olmadı ve aynı etki denklemi meydana geldi.ne dersiniz hocam?. saygılar...

    YanıtlaSil
  55. Ben yazınızı biraz geç okudum ama hakikaten benim için faydalı oldu çok teşekkürler.Yazınızla ilgili bir sualim olacak.İfade ettiğiniz gibi
    "Son on yılda bütçe açığının düşürülmesinde özelleştirme gibi, varlık barışı gibi, milli emlake ait arazilerin satışı gibi geçici gelirler çok etkili olmuştur."

    Benim bildiğim kadarıyla "Özelleştirme Gelirleri" bütçede değil sizinde bir zamanlar çalıştığınız Hazine'de yer almaktadır.Bütçede Özelleştirmelerden sağlanan kar-faiz-kiralama bedelleri yer almaz mı ?
    Bu anlamda düşününce özelleştirme gelirleri nasıl bütçe açıklarını azaltıyor Mahfi Hocam ?

    YanıtlaSil
  56. Hizli firsat!

    Biz uluslararasi islem iyi güvenilir, güvenilir. Bu firsati kaçirmayin lütfen, buraya gelecek 2014 yili dogru yatirim baslatmak için bir firsattir. % 100 emin ol daha fazla bilgi için e-posta MMV (vandamariana111@gmail.com) Sen garanti. Banka havalesi için çevrimiçi banka çok hizli ve güvenligidir, önümüzdeki 2014 yili dogru yatirim için bu firsati kaçirmayin. (Bir kelime bilge için yeterlidir)

    Eger tarim için bir kredi ihtiyacim var mi? Is için kredi? yapimi için kredi? Yatirim kredisi? Ögrenci kredi? Borç konsolidasyonu kredi? Bu bir firsattir, kullanimi ve yeni bir hayata baslamak. Daha fazla bilgi (mrsvandamariana@yahoo.co.uk) için e-posta MMV.

    Allah lonca tüm.

    M.M.V LTD.

    YanıtlaSil
  57. Hizli firsat!

    Biz uluslararasi islem iyi güvenilir, güvenilir. Bu firsati kaçirmayin lütfen, buraya gelecek 2014 yili dogru yatirim baslatmak için bir firsattir. % 100 emin ol daha fazla bilgi için e-posta MMV (vandamariana111@gmail.com) Sen garanti. Banka havalesi için çevrimiçi banka çok hizli ve güvenligidir, önümüzdeki 2014 yili dogru yatirim için bu firsati kaçirmayin. (Bir kelime bilge için yeterlidir)

    Eger tarim için bir kredi ihtiyacim var mi? Is için kredi? yapimi için kredi? Yatirim kredisi? Ögrenci kredi? Borç konsolidasyonu kredi? Bu bir firsattir, kullanimi ve yeni bir hayata baslamak. Daha fazla bilgi (mrsvandamariana@yahoo.co.uk) için e-posta MMV.

    Allah lonca tüm.

    M.M.V LTD.

    YanıtlaSil
  58. kredi kartı taksit kısıtlamaları yapısal reformmudur hocam*

    YanıtlaSil
  59. Büyümeyi yüzde beşe indirmeyi olumsuz bir senaryo olarak değerlendirilen günlerden bugünlere :)

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...