29 Ekim 2013 Salı

Son On Yılı Geçmişle Kıyaslamak

Son yıllarda tuhaf bir moda sardı ortalığı. Bir takım insanlar çıkıyor ve Kurtuluş Savaşının aslında olmadığını, Osmanlı’yı, İngilizlerle işbirliği yapan Atatürk ve arkadaşlarının yıktığını, Osmanlı’dan borç filan devralınmadığını, özetle Cumhuriyetin koca bir yalan olduğunu anlatıyorlar. Bu anlattıklarına kendilerini inandırdıkları gibi birçok genç insanın da inanmasını sağlıyorlar. Soru sormayan, okudukları her şeyi doğru sanan, başka kaynakları hiç araştırmayan insanlar ne yazık ki bu anlatılanların esiri oluyor.  

Osmanlı Borçları başlıklı yazımı okuduktan sonra bir öğrenci “Hocam, Osmanlı’dan hiçbir borç devralınmadığını iddia edenler var, ne diyorsunuz” diye sormuştu bana. Hazine’de görevliyken Osmanlı’dan kalma 100 yıllık borçlanma tahvillerinden birisini ödeyen birisine bu sorunun sorulması müthişti doğrusu.

Bu işin ekonomiye yansıması şu iddianın ortaya atılmasıyla başladı: “Son on yılda, Cumhuriyetin 80 yılda yapamadığı şeyler yapıldı.” Verilere, oranlarla değil de mutlak sayılarla bakma alışkanlığının yaygın olduğu bir toplumda ne yazık ki bu tür iddialar tartışılmadan doğru olarak kabul edilebiliyor.

Aşağıdaki tabloda resmi verileri kullanarak 1923 – 2002, 1993 - 2002 ve 2003 – 2013 dönemlerinin karşılaştırılmasını sunuyorum (kaynaklar: TÜİK, Maliye Bakanlığı, Hazine Müsteşarlığı ve TCMB verileri. Not: Enflasyon verisi 1939’a kadar geri gidebildiği için oradan itibaren ortalaması alındı.)   


1923 - 2002
1993 - 2002
2003 - 2012
Ortalama Yıllık Büyüme (%)
4,90
3,29
4,92
Ortalama Yıllık Enflasyon (%)
64,13 (1)
76,6
9,34
Ortalama Bütçe Dengesi / GSYH (%)
-1,7
-7,1
-3,2
İhracat Artışı
764 kat
2,6
3,2 kat
Ortalama Yıllık Cari Denge / GSYH (%)
-1,50
-1,0
-5,25
GSYH Artışı
535 kat
1,3
3,5 kat
Kişi Başına GSYH Artışı
55 kat
eksi
4 kat

Bir önceki 10 yılla karşılaştırdığımızda son 10 yılın açık ara üstünlüğünü görebiliyoruz. Büyüme, enflasyon, bütçe dengesi / GSYH, GSYH artışı ve kişi başına GSYH artışı alanlarında son 10 yılın büyük üstünlüğü söz konusu. Bir önceki 10 yılın tek üstünlüğü ise cari açıktaki düşük ortalama.

1990’lı yıllar Türkiye ekonomisi için kayıp yıllar oldu. O nedenle bu 10 yılla yapılan karşılaştırmadan önceki on yıllar da farklı olarak üstünlükle çıkacaktır. Acaba Cumhuriyetin ilk 80 yılını son 10 yılıyla karşılaştırırsak ne sonuçlar çıkar? 80 yılla 10 yıl karşılaştırılmaz. Üstelik bu iş cari fiyatlarla yapılmaz. Ama bu karşılaştırmayı mutlak sayılarla yapanlar ve bu yolla kafa karışıklığına neden olanlar var. Öyleyse bu yöntemi izleyelim ve bakalım bu tür bir karşılaştırmayı yapanların dedikleri doğru mu?

Tablodan görüleceği gibi 1923 – 2002 döneminin tek başarısızlığı enflasyon olarak karşımıza çıkıyor. Bunun dışında göklere çıkardığımız bütçe dengesi de dahil olmak üzere bütün alanlarda ilk 80 yılda son on yıl ortalamalarının çok üzerinde bir ortalama başarı söz konusu. Üstelik ilk 80 yılda Osmanlı borçlarının ödenmesi, dünya savaşı, bölgesel savaşlar, Kıbrıs barış harekâtı ve oradan kaynaklanan ambargolar, depremler, ekonomik krizler ve daha nice felaketler var.   

Ayrıca son 10 yılda birçok verinin hesaplanma biçimi değişti, çeşitli eklemeler, çıkarmalar, düzenlemeler yapıldı ve dolayısıyla ölçümler farklılaştı. Bu ölçümlerle daha ayrıntılı hesaplamalar yapılabilir oldu ve eskiden hesaplara katılamayan büyüklükler hesaplara katıldı. Aynı düzeltmeleri geriye doğru yapabilseydik muhtemelen durum ilk 80 yılın daha da lehine olurdu.

Özetle şunu söylemek mümkündür: Son 10 yılın ekonomik başarısı bir önceki 10 yıldan çok üstün bulunsa da enflasyon dışında, henüz ilk 80 yılın ortalamalarından oldukça uzak görünüyor. 2023’de dünyanın 10 büyük ekonomisi arasına girebilmemiz için ilk 80 yılın ortalamalarına ulaşmamız gerekiyor.

Cumhuriyet bayramınız kutlu olsun.

Meraklısı için dönemsel karşılaştırmalar:
Yukarıda belirli dönemler ve ilk 80 yıl için verdiğim sayıları ve oranları bu kez onar yıllık dönemler halinde burada sunuyorum.

YILLAR
KB GSYH
BÜYÜME
CARİ D (%)
BÜTÇE D (%)
TEFE/ÜFE
Dış Borç Yükü
1923 - 1932
54,3
6,6
-0,1
1933 - 1942
100
5,0
0,4
1943 - 1952
212
3,5
0,2
11,5
1953 - 1962
335
4,7
-2,0
-0,7
10,5
1963 - 1972
416
6,9
-1,3
-0,7
7,7
1973 - 1982
1.361
4,0
-2,3
-1,6
38,6
1983 - 1992
1.855
5,2
-0,7
-3,4
50,5
38,2
1993 - 2002
2.778
3,3
-0,9
-7,5
72,1
33,7
2003 - 2012
7.921
5,1
-5,2
-3,2
8,7
40,4

Not 1: Bu karşılaştırmalarda mutlak değerler de oranlar gibi onar yıllık ortalamalar olarak alınmıştır (örneğin 1923 – 1932 arasındaki Kişi Başına GSYH değeri bu on yılın ortalaması olarak alınmıştır.)

Not 2: TÜFE daha yeni bir seri olduğu ve TEFE / ÜFE daha geriye gittiği için enflasyon oranı olarak TEFE/ÜFE alınmıştır.

Kısaltmaların açılımı:
KB GSYH: Kişi başına GSYH (USD)
Cari D: Cari Denge / GSYH oranı (%)
Bütçe D.: Bütçe dengesi / GSYH oranı (%)
Dış Borç Yükü: Dış Borç Stoku / GSYH oranı (%)

120 yorum:

  1. Emeğinize sağlık. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramınız kutlu olsun.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler, hepimizin Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun.

      Sil
  2. hocam bır sey sorcam sızın tabırınızle ılk 80 uıl ıle son 10 yılı karşılaştırmak ne kadar doğru.

    bence karşılaştırılması cok zor karsılastırsanda bıze ne kadar bır faydası var.

    hemen nıye bunları soyledıgımı açıklayayım.

    turkıye Osmanlının dıs borçlarını odemedı dıyenler kullıyen yalan, cunku 1954 yılında DYP hukumetı osmanlının borçlarını kapattı tamamıyle.

    ben bıraz bu karsılastırmaya takmış durumdayım cunku sız TURKIYE CUMHIRIYETININ kurulsundan bu yana verılen verılerı koymuşsunuz ancak bu verılerle yorum yapamk ne kadar doğru. yanı 0 dan bır ulke başlayıp ekonomısını gelıstırmesı ve buyumesı tabıkı ılk yıllarda cok fazla olucak cunku başlangıcı 0. yanı yenı bır ısyerı açtığınızı dusunelım 1. ay 1000 tl 2. ay 2000 tl 3. ay 2500 vs gıbı karlar yapsanız ısletme ılk açıldığında ve 1. ay sonunda elde edılen kar majı cok farklı , 1ıle 2. ay arasındaki degısım cok farklı olacaktır aynı sekılde 2 ve 3. ay sonunda degısım cok farklı olacaktır.

    yanı ulke kurulusundakı değerler tabıkı cok yüksek çıkacak bundan doğal ne olabılır kı, ulke gelıstıkce var olan kapasıtesıne ulaştıkça tabıkı ekonomik verılerde degısıklık olucak. yanı 23 ıle 02 yılları arasında GSYH yada ıhracat artısında cok buyuk degısımler var ama bunu kapasıtesı belırlı bır yere gelmıs bır ülkeden beklemek ne kadar doğru.

    ayrıca dıkkatımı ceken bır başka sey 23 ıle 02 yılları arasında verılerı kullanmışsınız hemde 93 ıle 02 yılları arasındaki verılerı kullanmışsınız. ozamanda bu verıler ne kadar sağlıklı. acaba o 23 ıle 93 arasındaki bolum mu.

    bıde böyle genel verıler yerıne hocam daha cok bolum bolum ıncelesek daha ıyı olmaz mı, ders kıtaplarında olduğu gıbı.
    mesela 23-30 arası yada 30-39 arası. tıpkı ders kıtaplarında olduğu gıbı. ornegın GSMH artışları yanılmıyorsam her daım artış sergılmıyor.

    hocam cevabınız ıcın sımdıden teşekkür ederım

    saygılarımla

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok doğru diyorsunuz. Ben bu yazıyı tersini söyleyenlerin yani son on yılda Cumhuriyetin yapamadığını anlatmaya çalışanların ne kadar yanıldığını vurgulamak için yazdım. Ve zaten yazının içinde de bunları söyledim. Karşılaştırma böyle yapılmaz ama yapılacaksa da sonuç budur.

      Sil
    2. "Son on yılda, Cumhuriyetin 80 yılda yapamadığı şeyler yapıldı" lafini ihracat icin ele alirsak, bu yazidaki tablo biraz yaniltici gorunuyor. Uc bir ornek verirsek, 1. yil 1 dolar ihracat olsa, 2. yil 2 dolar ihracat olsa 2 kat artti olacak. Oysaki 100 milyar dolarlik ihracati 1 yilda 2 katina cikartmak cok daha zor. Pre-AKP-ihracat vs Post-AKP-ihracat karsilastirmasi yapip 'son 10 yilda 80 yildan daha iyi ihracat yapildi' diyebilmek icin, 'ayni yillarda benzer ulkelerin ortalama ihracati / Turkiye ihracati' gibi bir seyi karsilastirmak daha saglikli olur muydu?

      Sil
    3. Muhtemelen daha sağlıklı olurdu. Benim amacım son on yılda her şey katlandı, cumhuriyetin yapamadıkları son on yılda yapıldı iddiasını değerlendirmek olduğu ve bu iddiayı ortaya atanlar bu tür bir karşılaştırmaya başvurduğu için aynı şekilde durumu ele alıp gerçeği görebilmekti.

      Sil
    4. Hocam, yukarıda yapılan yorumlardan sonra ben de birkaç katkı yapmak istiyorum:
      1- Cumhuriyet'in ilk 30 yılında çok düşük bir sabit sermaye stokuyla ve okuma-yazma oranı düşük olduğu için yine çok düşük bir beşeri sermayeyle yüksek sayılabilecek büyüme oranları yakalandı. bugün 1920'lerle kıyaslanmayacak bir sabit sermaye stokuna ve beşeri sermayeye sahibiz. o nedenle Cumhuriyet'in ilk 30 yılındaki büyüme oranının (TCMB verilerine göre 1923-53 arası ortalama büyüme hızı %4,95'tir) aşağısında bir büyüme oranı bugünler için başarısızlıktır. çünkü 1923-53 arasında, 1930'ların Büyük Depresyon'u ve 1939-45 arasında devasa olumsuz etkiler yaratan bir 2.Dünya Savaşı olmasına rağmen ortalama %4,95'lik büyüme oranı yakalanıyorsa, son 11 yılda AK Parti hükümetleri dönemindeki ortalama %5'lik büyüme "başarı" olarak lanse edilmemelidir. (2008-09 krizinin 1930'ların Büyük Depresyon'uyla kıyaslanmayacak derecede hafif bir kriz olduğunu da belirteyim)
      2- Türkiye, Cumhuriyet'in ilk 30 yılında bırakın dışarıdan net olarak borçlanmayı, net borç ödeyen bir ülke konumundadır. Diğer taraftan 2002-13 arasında AK Parti hükümetleri döneminde Türkiye'nin net dış borcu 129 milyar dolar artmıştır. Net dış borç ödenen dönemlerde %5 büyüme yakalanıyorsa, net dış borç alınan dönemlerde daha yüksek bir büyüme beklemek herkesin hakkıdır. (borcun mutlak değeri değil GSYH'ye oranı önemlidir dememek lazım. Türkiye'den 129 milyar dolar paranın uzun vadeye yayılı bir şekilde de olsa ülke dışına çıkmasının ekonomiyi çok olumsuz etkileyeceği aşikardır)
      3- Türkiye, nüfusu yaşlı, gelişmiş bir ülke değildir. Mesela 1923'ten bugüne gelişmesini tamamlamış, nüfusu yaşlanmış bir ülke olsaydı %3-4'lük büyüme oranlarına eyvallah derdik. Ama bugün nüfusu genç ve gelişmekte olan bir ülkede bazı gazetelerin %4.4'lük büyümeyi "dört dörtlük büyüme" olarak manşetine taşıması, Türkiye'yi nüfusu daha yaşlı, gelişmiş ve oldukça borçlu Avrupa ülkeleriyle kıyaslaması hayra alamet değildir.
      4- 1923 için "sıfırdan başlayan Türkiye ekonomisi" deniliyor. demek ki Cumhuriyet'in selefi Osmanlı, memleketi "sıfır"lamış. memleketi hem sabit sermaye hem beşeri sermaye anlamında sıfırlayan bir saltanat devletine özlem duymanın abesle iştigal olduğunu düşünüyorum.
      5- Türkiye'nin 2002-13 döneminde SABİT FİYATLARLA yıllık ihracat artışı ortalama %6,3'tür. G.Afrika, Brezilya, Endonezya, Kolombiya, Hindistan, Şili, Malezya gibi 7 ülkenin aynı dönemdeki ortalaması ise %10,1'dir.
      6- son olarak, 7 büyüklüğünde yani günümüz teknolojisinde orta büyüklükte bir depremden bu kadar korkuyorsak, çok ciddi endişe ediyorsak geri kalan her şey teferruattır. eğer 2010'lu yıllarda 7 büyüklüğünde bir depremle alt üst olacaksak geçmiş 80-90 yılı değerlendirmenin pek bir anlamı yok gibi.

      Sil
    5. Önemli katkılarınıza teşekkür ederim. Ben son on yılı Cumhuriyet dışı ya da rakip bir on yıl olarak görmüyorum. Çünkü o seksen yıl olmasaydı bu on yıl zaten olmayacaktı.

      Sil
    6. Adsız isimli arkadaşım! bu dediklerine bende bir kaç ekleme yapmak isterim.Her şeyden önce paranın mülkiyet hakkı devlet te değil Merkez bankası ve bankalardadır. Yani paranın sahibi devlet değildir. Paranın sahibi devlet olmayınca devletin para ihtiyacı merkez bankasından bankalar aracılığı ile faizle borçlanılarak giderilmektedir. Bu da devlete gelen paranın daha fazla olarak bankalara ve oradan da merkez bankasına ödenmesi demektir ki merkez bankası da devlete ait resmi bir kurum değil, özel anonim bir şirkettir. Senin de gördüğün gibi paranın üretilme mekanizması borca dayalı olarak işlemektedir. Yani merkez bankası para matbaalarından çıkan her banknot, hiç bir karşılığı olmadan borç isteğinin miktarına göre basılarak piyasaya girmektedir. Herkesin yanıldığı nokta şudur ki piyasaya giren paranın kendisi para değil, borçtur.
      Paranın piyasaya girişi borç olduktan sonra bu parayı kim hangi maksatla kullanırsa kullansın daha fazla miktar olarak geri ödemek zorundadır. Ayrıca herkesin yanlış bildiği bir olay daha vardır ki toplanan vergilerin yatırımlara gittiği yanılgısıdır. Devlet yatırımları Bankalardan borçlanarak yapar, vergiler ise o borcu ödemek için toplanır. Piyasadaki para miktarı, matematiksel olarak her zaman kendi faizinden az olduğu için toplam basılmış para miktarı asla borcu ödemeye yetmez ve kalan borç, sonraki seneye borç olarak yazılır. Bu sistem merkez bankasının kuruluş yılı olan 1931 yılından böyle devam etmektedir. Mekanizmanın işleyiş gerçeği budur. Biz bu sisteme (BDPS/KRS) yani Borca Dayalı Para Sistemi ve Kısmi Rezerv Sistemi diyoruz. Bugüne geldiğimizde ise AKP hükümeti döneminde 83 yıllık toplam borç miktarı tavan yapmış ve devlet ve halkın bankalara olan toplam borcu resmi rakamlara göre de 1 trilyon TL yi geçmiştir. İşin tuhaf tarafı da şudur ki piyasada madeni ve kağıt para olarak toplam basılmış para miktarı merkez bankasının açıkladığı verilere göre topu topu 71 milyar TL den ibarettir. Bu 71 milyarTL, O 1 trilyon borcu matematiksel olarak asla ödeyemez ve devlet bu para yetersizliği karşısında elinde ne kadar işleyen kamu kuruluşu varsa hepsini "satıyoruz" etiketi altında özelleştirir. Oysa satmak kelimesi de burada halkı aldatmak için kullanılmaktadır. Halbuki devlet özelleştirdiği kuruluşların karşılığında hiç bir para almaz, aksine o kuruluşu borçlu olduğu kişiye devrederek ona olan borcundan düşer. Özelleştirme ihalelerine giren kuruluşlara yada kişilere bakarsanız istisnasız hepsinin bir bankacı olduğunu rahatlıkla görebilirsiniz. Yani ortada sattık yalanıyla alacaklıya devredilip borçtan düşülen ülkenin altın bilezikleri olan kuruluşlar var.


      Sil
    7. Biran olsun yukarıda yazdıklarınızın tümünün doğru olduğunu varsayalım. Ve kendimize şu soruyu soralım;

      BDPS/KRS olmasaydı, dünyamız nasıl olurdu?

      Vereceğimiz yanıtla, bugünkü durumu karşılaştırma yapma imkanı elde etmiş olurduk. Bir karara da varırdık hiç şüphesiz.

      Bu sorunun karşılığını hakkıyla vermeden, bugünkü sistemi kötülemek doğru değil. Çünkü birini, birşeyi kötü olduğunu göstermek için, karşısına alternatifini çıkartmak mecburundasınız.

      Şu açıdan düşünelim;

      Birine, bir yıl sonra ödemeli bir borç veriyorsunuz, ama faizsiz olarak. Borçlu bir yıl sonra bu parayı size aynı miktarda geri ödüyor. Enflasyonu göz önüne aldığınızda borç verenin burda bir kaybı sözkonusudur. Enaz enflasyon oranı kadar bir faiz işletmelidir ki zararı olmasın. Buraya kadar buna kimsenin itirazı olmaz sanırım. Biraz daha ilerletelim, borç alan bu parayla bir işyeri kuracak olsun. Parası olan neden ek bir kazancı olmadan bu parayı karşı tarafa versin, hem de verdiği paranın geri alamama durumunun olduğunu da düşünürsek. İş karlıysa kendisi kurar.
      Burada birşeyin de farkına varıyoruz değil mi? Ad verdiğiniz, yani borca dayalı sisem o kadar da kötü değil.
      Aksi halde, tüm yatırımları en başta parası olan yapardı. Yani bir genç hayata atıldığında cebinde parası yoksa, BDPS de yoksa, sermaye gerektiren bir iş kuramazdı değil mi?
      Burada kötü olan, istenilen faiz değildir. Kötü olan, örneğin hak olan %5 iken %10 istenmesidir. Burada bunu gözeten, denetleyen kurumlar olmalıdır.

      KRS olmasa çok daha kötü olurdu. En azından %10 nu karşılık olarak yatırılmakta ve dolayısyla bir 100 liradan sonsuz miktarda kaydi paranın yaratılması önlenmektedir. Dersiniz ki, %10 azdır, %50 olmalıdır, saygı duyarım.

      Kimsenin öyle bir yanılgısı yok, yani toplanan vergilerin yatırımlara gittiği hakkında :) Buna siz inanıyorsunuz sanırım.

      1 trilyon borç 71 milyarla "matematiksel olarak" asla ödeyemez, cümleniz şuna dayanıyor, "para yetersizliği".
      Mantığınız şu. 1 trilyon - 71 milyar = 929 milyar borç kaldı. Eee, devlette para kalmadı bu borç nasıl ödenecek şimdi :) :) Açıklanmaya bile gerek yok, ekonomiden biraz anlamak yeterli çünkü.

      Aslında bu cevapları size yazmıyorum, sizin amacınız belli zaten.

      Sil
  3. hocam bir de bizimle aynı zamanlarda kurulan ya da bizden sonra kurulan ülkelerle kıyaslama yapsak daha doğru olmaz mı gelişme açısından.mesela güney kore

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet tabii çok yararlı olur. Yalnız o kıyaslamayı yaparken ülkelerin siyasal rejimlerinin de aynı olması gerekir. Çünkü demokrasiyle büyümek başka bir şeydir dikta rejimiyle büyümek başka bir şey. Örneğin sendikal haklar ve dolayısıyla ücretler farklıdır. Sonra hukuk düzeni farklıdır. Bunlar bir ekonominin gelişmesini farklılaştırır.

      Sil
    2. hocam kaçak bir cevap olmuş, güney koreye dikta rejimi demek biraz zorlama bir cevap.

      Sil
    3. Güney Kore'deki sendikal haklar ve ücretler konusuna bir bakın derim. Özellikle 1950 - 80 arasına.

      Sil
  4. Konu dışı olacak ama Finansal krizle ilgili kitap okumak istiyorum 2 kitap arasında kaldım homca birisi fatih özatay'ın finansal krizler ve türkiye diğeri ise iş bankasının çevirdiği finansal krizler tarihi ilk baskısı bu sene çıkmış yazarları ise Charles P. Kindleberger/ Robert Z. Aliber sizin öneriniz hangisi olur? Teşekkürler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Fatih Özatay'ın kitabı oldukça iyidir. Bir de benim kitabım var: Küresel Finans Krizi adlı.

      Sil
    2. Reinhart ve Rogoff'un "Bu Defa Farklı" isimli kitabı da iyidir. Geleneksel Keynesyen kabullere karşı çıkan bir kitap olduğu için yaylım ateşine tutulsa da iyidir. (kamu harcamalarının ve kamu borcunun ekonomi içindeki payı arttıkça Amerikan ekonomisinde büyüme oranlarının düştüğü istatistiki bir gerçektir)

      Sil
  5. hocam teşekkurler.sizin ve blogu takip eden herkesin cumhuriyet bayrami kutlu olsun.

    YanıtlaSil
  6. hocam iyi ki varsınız...bayramınızı kutluyorum ayrıca unutmadan, yapısal reformlarla ilgili ayrıntılı bir yazı yazacaktınız.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler. Bu yazımı okumuş muydunuz? http://www.mahfiegilmez.com/2013/09/ekonomide-yapsal-reformlar.html

      Sil
  7. Hocam cumhuriyet bayramınız kutlu olsun. daha çok bir önceki konu ile ilgili iki sorum olacak. 1. Cari açık konusunda yerli malı tüketiminin etkisi ne olur. Hiç değilse üretebildiğimiz şeylerde yerli malı kullansak. 2. Sorum hem 1. Hem 2. Dünya savaşında yerle bir olan 1990 lara kadar iki ayrı ülke olarak yaşayan almanlar nasıl oluyorda kısa bir sürede yine dünya gücü olabiliyorlar. TeşekkürLer hocam

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. (1) İthal malı yerine yerli malı kullanarak cari açığı az da olsa düşürmek mümkün olabilir. Ama tüketim malı ithalatımızın tamamı toplam ithalatın yüzde 12 - 14'ü arasında. Yani bu hamlenin çok fazla etkisi olmaz. Ama yine de bir katkı sağlar.
      (2) Bazen bu tür yerle bir olma sonucunda böyle bir sıçrama çıkabiliyor. Örneğin Türk bankacılık sistemi 2001'de yerle bir oldu ama şimdi Avrupa'nın en güçlü sistemlerinden biri haline geldi.

      Sil
    2. Cumhuriyetimiz de neredeyse yerle bir oldu. Dilerim 90.yıl milad olur, daha sağlam adımlarla nice 90 yıllar görür torunlarımız. Sizin de Cumhuriyet bayramı lutlu olsun...

      Sil
  8. Hocam Cumhuriyet bayramınız kutlu olsun.

    YanıtlaSil
  9. selam üstadım, özellikle 10 ar yıllık tablodaki enflasyon oranları ne kadar güvenilir ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok değil ne yazık ki. Çünkü ölçme şekilleri ve endeksler çok değişik. Sadece fikir verebilir.

      Sil
  10. Hocam onerebileceginiz iktisat kitaplari var mi? Iktisat bilgisi sifira yakin bir ogrenciyim. Simdiden tesekkur ederim..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim Kolay Ekonomi adlı kitabıma bir bakın derim.

      Sil
  11. Hocam, gerçekten çok bilgilendirici bir yazı. Emeğinize sağlık. İzninizle tüm platformlarda paylaşıyorum.

    Saygılarımla


    Murat Kaykusuz
    Ekonomist

    YanıtlaSil
  12. G. Kore konusu ve ufuk açıcı bir kaç değerlendirme için bkz:

    http://www.zaman.com.tr/abdulhamit-bilici/90-yilda-90-siradayiz_2158633.html

    YanıtlaSil
  13. Hocam küresel finansal kriz kitabınızı okudum. Ancak Avro krizi ve bunun ülkemize etkileri ve ülkemizde alınan önlemler hakkındada bilgi sahibi olmak istiyorum . Önerebileceğiniz bir eser var mı ya da bizleri bir yazınızla bu konuda aydınlatabilir misiniz ? internette ve kitaplarda daha çok Avrupadaki etkilerini bulabildim sadece. saygılarımla .

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu kadar yeni konuları anlatan bir kitap var mı bilmiyorum. Krizler konusundaki kitapların en yenisi 2 yıl öncesine kadar geliyor. Avrupa krizi ise son iki yılın olayı.

      Sil
  14. Hocam örneğin br ülkede bir proje gerçekleştirilirken belirli malları aramallarını hammaddeleri alabilmek için dolarada ihtiyaç duyuyoruz ve aynı zamanda içeride ki işçilik ücretlerini ödeme v.s işleri yapmak içinde tl kullanıyoruz . Ben şunu sormak istiyorum yapacağımız bir proje için dolar ihtiyacımız kısıtl olsa ve dolardan çok tl ye ihtiyaç duysak (duyduğumuz tl ihtiyacıda 50-60 milyar tl olsa ) bu parayı Türk bankalarından bulabilirmiyiz ?
    Yoksa Türkiye'de tasarruflar yetersiz olduğu için bu parayı içeriden bulmakta zorlanırız paranın bir kısmını bankalar vasıtasıyla yada işletmeler vasıtasıyla dışardan bulup bulduğumuz bu dövizide piyasaya sunup gerekli tl yi elde ederiz bu şekilde mi olur hocam aydınlatırsanız sevinirim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eğer projeniz bankalar tarafından fizibl bulunursa bu parayı içeriden TL olarak bulursunuz. Tasarrufların yeterli olup olmadığı ya da bankaların bu parayı içeriden mi dışarıdan mı bulduğu sizi ilgilendirmez o bankanın sorunudur.

      Sil
  15. Hocam örneğin özel sektör dışardaki likidite bolluğundan ve bundan dolayı faizlerinden düşük olmasından yararlanarak tl ihtiyacı için dışardan borçlansa aldığı bu dövizleri tl ihtiyacı varsa bankaya arz ederek tl ihtiyacını karşılayacaktır değil mi hocam bankada kendine sunulan bu dövizleri ister döviz olarak tutacak istersede merkez bankasına sunarak tl alacaktır bu süreç böylemi işlemektedir hocam emin olamadımda
    2) yanlış hatırlamıyorsam kamu bankalarıda dışardan tl ihtiyacı için borçlandığında aldığı bu dövizi merkez bankasına yatırarak tl elde ediyordu değil mı hocam ? Ayrıca bu şekilde merkez bankasından piyasaya çıkan tl karşılığında merkez bankasına döviz girdiği için enflasyonist baskı oluşturmaz değil mi hocam

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. (1) Evet ama özel kesimin dışarıdan borçlanması büyük ve tanınmıi holdingler dışında kolay değildir. Dışarıdakiler bankalara kredi vermeyi tercih ederler. Çünkü o bankaların kendi bankalarıyla ilişkisi vardır. Banka dışarıdan aldığı krediden ihtiyaç sahibi özel kesime kredi açar.
      (2) Bankalar kamu ya da özel banka ayrımı olmaksızın dışarıdan aldığı döviz kredisini burada ya döviz kredisi olarak reel kesime kullandırır ya da TCMB'ye satarak karşılığında TL alır ve TL olarak kredi kullandırır. TCMB, TL'yi piyasaya bir karşılıkla (burada döviz) sürdüğü için buradaki enflasyonist baskı çok sınırlı olur.

      Sil
  16. Ellerinize sağlık şahane yazmışsınız her zamanki gibi. Hocam, nişanlım bana ''Mahfi'yi benden daha çok takip ediyorsun'' diye bir serzenişte bulundu. Ne önerirsiniz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler. Nişanlınıza sevgilerimi iletin.

      Sil
  17. "Kurtuluş Savaşının aslında olmadığını, Osmanlı’yı, İngilizlerle işbirliği yapan Atatürk ve arkadaşlarının yıktığı" yönündeki iftira ve uydurma, isminin önünde "şeyhülislam" lakabı bulunan Mustafa Sabri isimli bir hain tarafından ortaya atılmıştır, yani yeni değildir. Bugünkü hezeyanların kaynağı bu adamın yazdıklarıdır. Bu adam Kurtuluş Savaşı'nı şu satırlarla değerlendirmiştir(!):

    "Üstat Ferit Vecdi'nin kahramanlık mucizesi diye kabul ettiği bu acaip harp, ittifakla, İslam'a karşı planlanmış olup muharip taraflar arasında bir danışıklı dövüşten ibarettir."

    Oysa ki bu satırları yazan Mustafa Sabri adlı kişi, Kurtuluş Savaşı sırasında İngilizlerin telkini ve desteğiyle "Mustafa Kemal ve arkadaşlarının katli vaciptir" diye Dürrizade Abdullah isimli başka bir hainle fetva çıkaran adamdı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet konu yeni değil ama yeniden ısıtılıp gündeme taşınıyor.

      Sil
  18. Hocam ellerinize saglik. İnanin sadece yazilarinizdan degil, yorumlardan bile cok sey ogreniyoruz. Ben de ozellikle Turkiye'de yasanan krizler ve donemsel gelismeler hakkinda daha fazla bilgi almak istiyorum. Ozellikle ders kitaplarinda yazanlar cok sinirli. Onerdiginiz kitaplari mutlaka degerlendirecegim. Cumhuriyet bayramimiz kutlu olsun.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler, sizin de bayramınız kutlu olsun.

      Sil
  19. Hocam konunun biraz dışında bir şey sormak istiyorum. Faiz dışı fazlanın gelire oranı bize bir sonraki yıl kamunun ne kadar borçlanacağı konusunda bir fikir veriyor sanırım. Ancak 2009 yılında bu oran 0.0 çıkmış.Bu durumda kamu başka hangi göstergeye bakarak borçlanır?Teşekkür ederim şimdiden, Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun hepimize.
    Hüseyin İÇEN

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Fiz dışı fazla bize faiz harcamaları hariç tutulursa bütçenin açık verip vermediğini söylüyor. Kamu kesiminin ne kadar borçlanacağı geçmişten gelen borçlardan o yıl ne kadarının ödeneceğine, bütçe açığına ve faiz dışı dengeye bakılarak anlaşılır.
      Sizin de cumhuriyet bayramınız kutlu olsun.

      Sil
  20. "Son yıllarda tuhaf bir moda sardı ortalığı. Bir takım insanlar çıkıyor ve Kurtuluş Savaşının aslında olmadığını, Osmanlı’yı, İngilizlerle işbirliği yapan Atatürk ve arkadaşlarının yıktığını, Osmanlı’dan borç filan devralınmadığını, özetle Cumhuriyetin koca bir yalan olduğunu anlatıyorlar. Bu anlattıklarına kendilerini inandırdıkları gibi birçok genç insanın da inanmasını sağlıyorlar. Soru sormayan, okudukları her şeyi doğru sanan, başka kaynakları hiç araştırmayan insanlar ne yazık ki bu anlatılanların esiri oluyor."

    Borc meselesini bir an icin gozardi edecek olursak, sizin "tuhaf moda" diyerek kucumsediginiz bu "iddia"lari dile getirenler hic de oyle akli/zihni Osmanli'da takilmis kalmis 'yobaz'lar degil.

    Bu dediklerinizi dile getirenlerin basinda/arasinda, mesela, Yalcin Kucuk de var.

    Cumhuriyet'in kendisini uzerine bina etmege gayret ettigi cok sayidaki efsaneyi sadece sorgulamakla kalmayip, bunlarin gercekten de birer 'esane' oldugunu belgeleri ile kitaplarinda gonsteriyor Yalcin Kucuk. Belki bir kismini okumussunuzdur.

    Ve, sadece Yalcin Kucuk de degil; bu konularda, Cumhuriyet'in diger muteber evlatlarinin olusturdugu hayli buyuk bir kulliyat var.

    Dolaysis ile, bu konularda, Ustuste konuldugunda, boyunuzu asacacak hacimde/sayida/degerde kulliyat olusturdugunuzu gordugum anda, soylediklerinizi/soyleyeceklerinizi ciddiye alacagima soz veriyorum.

    Ama, o zamana kadar, sizi teorik iktisat konularinda bilgili bir zat-i muhterem olarak gormek egilimindeyim.

    Gelelim borclar meselesine:

    Evet, Osmanli'nin borclarini TC yuklenmistir ve bu borclari da odemistir. Bu kadarina azicik akli olan kimsenin itirazi olmaz (olanlari da ciddiye almak zorunda degiliz) cunku elde cok sayida belge var.

    Ama, konunun siyasi tarafindan bakildiginda, kazin ayagi azicik farkli --cunku perdeli:

    Osmanli'nin borclarinin tamamini mi yuklendi TC; yoksa, Memalik-i Al-i Osmani'den geriye kesri (ondalik kismi) kadar kalmis olan TC'nin payina oransal olarak dusen kismini mi?

    Bu tur sorulari sormaksizin, daha dogrusu sorulan sorulari cevaplamaksizin, dogrudan dogruya "tuhaf moda" nitelemeleri moduna gecerseniz, suret-i haktan gorunup elestirdiklerinizin bile gerisine dusersiniz ve malesef farkinda dahi olmayabilirsiniz.

    Soru sudur: Madem ki, "zaferle sonuclanmis" bir 'Kurtulus Savasi'ndan bahsediyoruz, o zaman neden Osmanli'nin butun boirclarini ustlenmek zorunda kaldik?

    Ikinci soru da sudur: Yine, madem ki, "zaferle sonuclanmis" bir 'Kurtulus Savasi'ndan bahsediyoruz, o zaman, neden --mesela-- "deniz doktugumuz" Yunanistan'dan savas tazminati alamadik?

    [Daha ("yendigimiz") Ingilizleri, Fransizlari, Ruslari filan saymadik bile.]

    Savas tazminati alamadigimiz bir yana, (Osmanli'dan ayrilan) baskalarinin hissesine dusmesi gerekenleri dahi biz odedik..

    Zaferle sonuclanmis kac tane benzer savas biliyorsunuz?

    Ama, sizi kinadigimi da soyleyemem: Siz, konuya cogunlukla bir muhasebeci gibi bakiyor, siyasi taraflarini da elinize tutusturulmus mizan ya da bilancoya bakarak degerlendiriyorsunuz.

    Olabilir.

    Bu sizin tercihinizdir.

    Ama, herkesin benzer sekilde dusunmesini; dahasi, bu tur konularda, soylediklerinizi cok da onemsemesini beklememelisiniz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Birinci sorunuzun yanıtı: Çünkü ortada Ali Osman'ın imzaladığı bir Sevres Antlaşması vardır
      İkinci sorunuzun yanıtı: Irak petrollerinin yüzde onunu on yıl süreyle savaş tazminatı olarak aldık.
      Son sorunuzun yanıtı: Keşke siz de mizanlara baksaydınız da elinize tutuşturulan yalanlara bakmasaydınız.

      Sil
    2. "Ali Osman" degil, "Al-i Osman" yani "Osman'in Hanedani".

      Bu bir.

      Ikincisi, Sevres'in altinda kimin imzasi varmis?

      Bunu nereden okudunuz?

      Cok uzaga gitmege gerek yok; Wikipedia'ya bile baksaniz, bu anlasmanin hic bir zaman Sultan'in onune bile gelmedigini, cunku anlasmayi gorusup Sultan'a sunacak Meclis'in (Meclis-i mebusan'in) kapali oldugunu ogrenirdiniz.

      Yoksa, siz de, Nutuk'da gectigi haliyle "Sevr Muahedesi'ni bizzat ayağa kalkmak suretiyle kabul etmiştir" sacmaligini anlamli bulanlardan misiniz?

      Birakin Osmanli'da var mi yok muyu; dunya tarihinde imza yok, muhur yok ama "bizzat ayağa kalkmak suretiyle kabul" edilmis kac anlasma biliyorsunuz?

      "Bilmemek degil, ogrenmemek ayiptir" derler ya.. bu noktada oyle degil: Bazi seyleri bilmemek ayiptir.

      Ikincisi, Irak petrollerinin yuzde onunun savas tazminati olarak Turkiye'ye verildigi de nereden cikti?

      Irak'la ne zaman savas ettik de savas tazminatindan bahsediyorsunuz?

      Hanedan'in ozel mulkiyetindeki bolgelerin gaspedilip isletilmesine karsilik veriliyordu o para --gostermelik bir seydi cunku ilk 10 sene oyle ahim sahim bir sey de cikmamisti.

      Daha sonra, boyuklerimiz, "biz Hanedan filan tanimayiz" demek basiretini (!) gosterdikleri icin o para da verilmez oldu.

      Bu kadarini bilmenizi beklerdim.

      Gelelim diger tazminatlara:

      Acikca savastigimiz Yunanistan'dan (acip okursaniz, Anadolu'yu isgale yeltenmislerdi, gorursunuz), onca kaybimiza karsilik, tuta tuta Karaagaç istasyonu ve Bosnakoy gibi cim karninda bir nokta almisiz.

      Bati Anadolu'yu yer ile yeksan edenlerden aldigimiz tazminat (!) da budur.

      Istanbul'u isgal etmis olan Ingiltere'den, 12 adalari gaspetmis Italya'dan, Guney Anadolu'yu isgal etmis olan Fransa'dan hangi tazminati almisiz?

      Elinizdeki mizana bir daha bakin lutfen, bunlar hakkinda hangi rakamlar var?

      Yok tabii ki.

      Sizin tarih bilginiz bu kadar mi?

      Eger buysa, ustelik Mustesarlik yapmis birisi bu kadar biliyorsa, ort ki olem.

      Fakat, olmeden once vasiyetim olsun: Siz bize, lutfen, yakin tarihimizden degil; Sumer tarihinden filan ornekler verin. Kimsenin bilmedigi, kimsenin de pek umursamadigi bir donemden yani.

      Sil
    3. Bu yazının amacı Osmanlı ile TC'yi karşılaştırmak değildi. Amaç son on yılla ilk 80 yılı karşılaştırıp bütün başarıyı son on yılda elde edilmiş gibi gösterilmesine tepkiydi. İşin içine Osmanlı'nın girme nedeni bunu yapanların Osmanlı'yı yüceltip Cumhuriyeti kötülemelerine tepkiydi.
      Siz konuyu tarihe getirdiniz. Ve sonunda Sümer tarihi sanki basit bir olaymış gibi benim onunla uğraşmam gerektiğini söylediniz. Merak etmeyin siz söylemeseniz de ben onunla uğraşıyorum zaten. Bu topraklara damgasını vurmuş olan Sümer tarihini ve Hitit tarihini anlamazsanız sonraki tarihi de yanlış anlarsınız.
      Al-i Osman yazılacağını ben de biliyorum. Onun burada kısa yazım olduğunu anlamayacak kadar düşmanlık içinde olduğunuzu görüyorum. Sakin olun.
      Sizin mantığınızla gidecek olursak Sevres Antlaşması'nın imzalanmış olmasından haberi bile olmayan bir padişahın (ki böyle bir şey yok) zaten padişah filan olması bile söz konusu değil demektir.
      Nutuk'ta geçen sözler saçmalık değil gerçeğin ta kendisidir.
      Bütün anlaşmalar ayağa kalkmak suretiyle onaylanır. Bu bir gelenektir.
      Mizanları asla küçümsemeyin oralardaki çoğu gerçeği yazılardan çıkaramazsınız.
      Aldığımız en önemli tazminat Sevres Antlaşması'nın orta Anadolu'ya hapsettiği Türkiye'yi bugünkü sınırlarına getirmektir.



      Sil
    4. Burada ne desem boş. Anlaşılan o ki siz Cumhuriyet'in yalan olduğuna inanmış birisiniz. Yoksa bu yazının özünü bırakıp ayrıntısında boğulmazdınız.
      Bundan sonra yorum yapacaksanız adınızı da yazın lütfen. Aksi takdirde adını yazmayan birisiyle bu tartışmayı sürdürmek anlamlı gelmiyor bana.

      Sil
    5. Hocam iyi günler. Hararetli bir diyalog olmuş. Benim burada merak ettiğim, meşrutiyet sonrası padişahın yetkileri sınırlandırılmış değil miydi. Hatta sürekli darbelerle indirilip, kurulan meclis herşeye karar vermiyor muydu. Dünya savaşı ilanına ittihat ve terakki partisi karar vermemiş miydi. Osmanlı derken neden hep hanedan kötülenirken gerileme ve çökmeye neden olan diğer ve hatta etkili unsurlar göz ardı ediliyor. Cumhuriyetimiz tabi ki yalan değil ama geçmişimiz de o kadar karanlık değil. Emeğiniz için teşekkürler.

      Sil
    6. Geçmişimiz elbette ki yalan değil. İyi günlerimiz de kötü günlerimiz de oldu. Padişahlık rejimi o gün bitmese sonra biterdi. Çünkü günümüzün dünyasına aykırı bir rejim. Geçmişte doğru olan bugün için mutlaka doğru olmaz. Ya da bugün doğru olan geçmişte mutlaka doğru olmazdı. Her dönemi kendi koşulları ve çerçevesi içinde değerlendirmek gerekiyor.
      Bu yazının amacı geçmişi karalamak değil, ben Osmanlı geçmişini günahıyla sevabıyla kendi geçmişim olarak görürüm. Ama onun içinden günahları ayıklayıp sevapları alıp sadece onlar varmış gibi davranmayı onaylamam. Aynı şey Cumhuriyet tarihi için de geçerli kuşkusuz. Birçok günah var sevaplarının arasında.
      Yanlış olan sanki bütün atılımlar, başarılar son on yılda olmuş gibi olayları takdim etmektir. Bu yazı, Osmanlı'yı kötülemek amacı taşımıyor, Cumhuriyeti kötüleyenlere durumun öyle sanıldığı gibi kötü olmadığını ortaya koymayı amaçlıyor.

      Sil
    7. Haklısınız hocam ben diyaloga istinaden yaklaşmıştım. Birçok insan haddi olmadan saldırmaya meyilli zaten. Tekrar emeğinize sağlık. İyi günler.

      Sil
    8. Kurtuluş Savaşı yıllarında (1919-23) bir kısmı açıklanan ABD ve İngiliz diplomatik belgelerine herkesin göz atması lazım. Belgelerde Atatürk'ten "deccal" diye söz ediyorlar. Hem "Atatürk, Osmanlı'ya karşı Batı'yla işbirliği yaptı" diyeceksiniz hem de aynı Batı, güya "işbirliği" yaptığı adamdan üstelik diplomatik belgelerde "deccal" diye bahsedecek. buna kargalar bile güler. Batı, çok az kişi için "deccal" kelimesini kullanır, bir tanesi de Hz. Muhammed'dir. Ne ilginçtir ki ülkenin dinci kadroları da tıpkı Hristiyanlar gibi bugüne dek Atatürk'ten hep "deccal" diye söz etmişlerdir. Bu ülke dinin varlığından (Yalçın Küçük vb.) ve dinin gerçeğinden (her türlü dinci kadro) rahatsız olanlardan çektiğini hiç kimseden çekmemiştir.

      Sil
    9. Padişahlık rejimi bitmedi ki format değiştirdi tek parti diktasındaki özgürlük seviyesi ile sözde kızıl sultan Abdülhamid Han ın istibtad dönemi arasındaki seviyeyi karşılaştırırsak bize yutturlmak istenen tarihi daha iyi kavrarız

      Sil
    10. Aslında uğraşmamız gereken şey demokrasinin önündeki engelleri kaldırmak, yargıyı siyasetten bağımsız kılmak, eğitimi gerçek anlamda analitik bir bilimsel çerçeveye oturtmak olmalı. Zaten eğitimi böyle bir çerçeveye oturtabilsek toplum ötekileri kendisi talep eder. Bunları yapamadığımız sürece 3 büyümüşüz 5 büyümüşüz çok farketmiyor. Hatta o temel sorunları çözemeyince zenginleşmek çevreye ve tarihsel mirasa daha çok zarar verecek bir rant kovalama manivelası haline geliyor.

      Sil
    11. Padişahlık reimi sona ermedi ki tek parti rejimi ile sözde diktatör Abdülhamid Hanın iistibdat dönemi arasındaki hürriyet seviyesini karşılaştırmanızı isterim özellikle istiklal mahkemelerini de göz önünde tutarak

      Sil
    12. Bu yazının konusu bu değil. Son on yılla ilk 80 yılı ekonomik olarak karşılaştırdık. Siz niçin Abdülhamid'e gittiniz ki? Her dönem kendi koşulları içinde ele alınmalı. Eğer yine de zamandan soyutlayarak bakmak istiyorsanız padişahların bir emriyle boğdurulan şehzadelere ve vezirlere bakın derim. Ama tekrar söylüyorum her devir kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir. Demokrasinin bugün ulaştığı çerçeveden bakarak bir devrimin mahkemeleri yargılanamayacağı gibi yine aynı pencereden bakarak Osmanlının bir katliam makinesi gibi çalışan kardeş katlini vacip kılan sistemi de yargılanamaz.

      Sil
    13. yukarıda yapılan bazı yorumları okudukça hayrete düşmemek elde değil. savaş tazminatı almadığımız bir de üstüne Osmanlının borçlarını üstlendiğimiz söyleniyor. biz en büyük tazminatı düyunu umumiye ve kapitülasyonların kaldırılmasıyla elde ettik. ayrıca kabotaj hakkını da kazandık. Türkiye Osmanlı'dan 145 milyon altın lira borç devraldı ama kapitülasyonlardan kurtuldu. Osmanlı bürokratlarının yaptıkları hesaba göre 1856-1914 arasında kapitülasyonların ekonomiye maliyeti takriben 300 milyon altın kadar. neticede bizim açımızdan karlı bir alışveriş. ayrıca Lozan'da diplomasi masasına oturuyorsunuz. diplomaside sürekli almak olmaz biraz taviz vermeniz de lazım ki anlaşma zemini oluşsun. düyunu umumiye ve kapitülasyonların kaldırılması, kabotaj hakkının alınması dolayısıyla sağlanan fayda Osmanlı borçlarının maliyetinden kesinlikle fazlaydı.

      Sil
    14. Sizin mantığınızla gidecek olursak Sevres Antlaşması'nın imzalanmış olmasından haberi bile olmayan bir padişahın (ki böyle bir şey yok) zaten padişah filan olması bile söz konusu değil demektir.

      Benim mantigimin oyle oldugu zehabina sizi neyin surukledigini merak ettim simdi.

      Size "Padisahin haberi yoktu" diyen birisi varsa bile o ben degilim.

      Ustelik, "haberi vardi", "haberi yoktu" tanjantlarinda gezinmektense, cok sade/yalin bir soruyu sorabilmeliyiz: Imzasi/muhru/tugrasi var mi?

      Varsa, vardir; yoksa yoktur.

      Nutuk'ta geçen sözler saçmalık değil gerçeğin ta kendisidir.

      Goruldugu uzere, bu onermeniz --en azindan bu ornek icin-- pek de gecerli degil.

      Fakat, yazan ya da bakan kisinin gozunden oyle olmasinin istendigini kabul ederim; o ayri.

      Bütün anlaşmalar ayağa kalkmak suretiyle onaylanır. Bu bir gelenektir.

      Meclis'te gorusulmemis (Meclis kapali), imza yok, tugra yok, muhur yok; ama adam odadan cikarken ayaga kalkmis.. ve boylece kabul edilmis sayiliyor..

      Oyle mi?

      Bu durumda, sirf bazilarimiz tatmin olsun diye, butun zevat oradan tekerlekli sandalye ile cikmaliydi herhalde.

      Mizanları asla küçümsemeyin oralardaki çoğu gerçeği yazılardan çıkaramazsınız.

      Mizanlari kucumsemiyorum; bilakis, bu yazdiklarimiz da bir tur mizan olusturuyor ve sukut-u hayalimin derecesini tahmin bile edemezsiniz.

      Aldığımız en önemli tazminat Sevres Antlaşması'nın orta Anadolu'ya hapsettiği Türkiye'yi bugünkü sınırlarına getirmektir.

      Nasil bir zaferdir ki, 'Misak-i Milli'den onemli derecede feragat etmek zorunda kalinmasiyla sonuclanmistir?

      Ve, nasil bir 'Kurtulus Savasi'dir ki, Churchill, "Turks heaved a deep sigh of relief on realizing that the victor was Britain" demistir?

      Neyse.

      Simdi gelelim sizin bu yazinin ana-temasi olarak one surdugunuz "Yanlış olan sanki bütün atılımlar, başarılar son on yılda olmuş gibi olayları takdim etmektir. Bu yazı, Osmanlı'yı kötülemek amacı taşımıyor, Cumhuriyeti kötüleyenlere durumun öyle sanıldığı gibi kötü olmadığını ortaya koymayı amaçlıyor." ifadenize:

      Farkinda misiniz, bilmiyorum, ama burada ciddi bir onyargi yatiyor --tipki, bana, "dusmanlik icinde" oldugumu soyleyisiniz gibi..

      Asil benim sizi sukunete davet etmem gerekiyor; cunku benim amacim dusmanlik filan degil; tersine, yazinizi temellendirdiginiz ana-temadaki yanlislari gidermege yardimci olmak.

      Fakat, anlasilan, 'algida secicilik' bariyerini asmakta zorlaniyorum.

      Zorlandigim bir baska husus da, sizin neden Cumhuriyeti savunmak ihtiyaci hissettiginizdir.

      Lugati anlamiyla 'irtica' mi seziyorsunuz acaba?

      Eger oyleyse, bunu anlayisla karsilarim; The Economist'te son zamanlarda cikan bazi makalelerin etkisinde kalan baskalari da var.

      Degilse, "bu seneki rekolte gecen seneden daha yuksek gerceklesti" diyen herkesi, "gecen seneyi kotuluyor" sayiyorsaniz, pes derim, baska bir sey diyemem.

      Sil
    15. Adını yazmayan, gizlenmeyi seçen birisiyle tartışmaya devam etmem söz konusu değil.

      Sil
    16. Bir: Buraya yazanlarin kahir ekseriyeti 'Adsız'.

      Bu simdiye kadar bir sorun teskil etmiyordu; neden simdi aniden onemli oldu?

      Iki: Kimlik ibrazi neyi degistirecek? Hanedan ile kanbagim olsa ne degisecek, Seyyid (peygamber soyundan) olsam ne degisecek?

      Bence hic bir sey.

      Fakat, eger cok da onemli ise, siz de --kendi blogunuz olmasina ragmen-- ayni ozgurlukten istifade ederek 'Adsız' yazabilirsiniz.

      Onemli olan kim oldugunuz degil, ne soylediginiz.

      "Bazi ezberlerim yanlismis; pardon" demek cok mu zor?

      Sil
    17. biz en büyük tazminatı düyunu umumiye ve kapitülasyonların kaldırılmasıyla elde ettik. ayrıca kabotaj hakkını da kazandık.

      1) 'Duyun-u Umumiye' dedigimiz, alacaklilarin birclarini kendisinin tahsil etmesi icin (alacaklilara verilen bir baska imtiyaz cercevesinde) kurulan bir organizasyon idi. Bir cesit 'kendi haczini kendin yap' modeli ya da 'kumesi kedilere emanet etmek' kadar salakca ve adil olmayan bir duzenlemeydi.

      2) Ayni sekilde, kapitulasyonlar da, Osmanli'nin guclu oldugu zamanlarda Fransaya tanidigi bazi (baslangicta dar kapsamli) imtiyazlarin zamanla genislemesi ve baska ulkelere de taninmasiyla (bunyeyi oldurmege kasdetmis) habislesmisti.

      3) 'Kabotaj' (yani 'kendi denizlerinde kendi bayragin altinda ulasim') da, benzer sekilde, baskalarina bir imtiyaz seklinde devredilmisti.

      Bugun, akli basinda bir kisinin bunlarin devamini savunacagini sanmiyorum.

      [Esasen, o gunlerde de, Istanbul ve Izmir'deki yerlesik isbirlikcilerin (kompradorlarin) haricinde kimse yoktu; ama, bunlara guc yetiremiyorlardi.]

      Sonuc?

      Dediklerinizi dogrudur; fakat, sonucta, bunlar verilmis birer 'imtiyaz' idi.

      Gozgore gore kanimizi emen o imtiyazlari (cok sukur) kaldirdik fakat borclari sil(dir)medik, ustlendik; ve zaman icinde de kurusuna kadar odedik.

      Verilmis imtiyazlari (karsi tarafin zararlarini tazmin ederek) kaldirmagi 'savas tazminati almak' saymanizi, bu yuzden, ayni sey sayamiyorum.

      Dahasi, Cumhuriyet kuruldugunda, her turlu imtiyaza karsiydi da diyemiyoruz; cunku, (9 Nisan 1923'te TBBM'den kabul ettigi bir kanunla ABD'ye verilmis) 'Chester Imtiyazi' ornegi vardir.

      Ulkeyi bastanbasa (arprazlama) gececek 4,400 km uzunlugunda ve 40 km genisliginde bir seriti, bir tren yolu yapmak karsiliginda, 99 seneligine devrediyorduk.

      O serit icindeki her turlu yeralti kaynagi da sifir vergi ile imtiyaz kapsamindaydi.

      Cok basit bir hesap yapacak olursak:

      4400 * 40 = 176,000 km2.

      Bu da, (yuzolcum itibariyle) 5 adet Ankara; ya da 35 adet Istanbul veya 14 adet Izmir ediyor.

      Bu imtiyazin hayata gec(e)memis olmasinin sebebi, TC'nin 'founding father'lerinin anti-emperyalist duruslari filan da degildir.

      Ucunda artik Musul-Kerkuk'un olmayacagi goruldugunde, ABD icin cazibesini yitirmis ve boylece akamete ugramistir.

      Baska bir deyisle, biz verdik ("verdik" de ne kelime; "alin diye yalvardik") fakat onlar almadilar.

      Alsaydilar, Cumhuriyetin ilk yilinda verilmis o imtiyaz bugun de devam ediyor olacakti.

      Bu 'accident of history'nin Mahir beyin mizan mukayesesi meraki kapsaminda olmayisindan bugun ben de memnunum tabii ki.

      Fakat, bu tur 'onemsiz detaylar' (!), yetiskin insanlarin dogmalarinin derecesini gormek acisindan onemlidir bence.

      Sil
    18. O kadar güzel yanıtlar var ki cumhuriyeti karalayan yalanlara benim yanıt vermeme gerek kalmıyor.
      Son kitap büyük usta Halil İnalcık'ın kitabı: osmanlı ve Modern Türkiye. Bütün yalan ve dolana yanıtlar o kitapta var.

      Sil
    19. Madem ki, Halil Inalcik'i aniden 'kutb-ul historiografi' ilan ettiniz, kisa birkac paragrafi alayaim bari:

      Bu tartismayi o kadar da onemli gormedigim icin, kitabin kendisinden bizzat okuyup buraya yazmakla vakit kaybetmek yerine, idefix.com'dan bazi paragraflar alintiliyorum:

      "Osmanlı İmparatorluk rejimi, din ve ırk ayrılığı gözetmeyen, bütün tebaayı Osmanlı Devleti şemsiyesi altında birleştiren siyasi bir düzendi."

      Odev: Yukaridaki cumlede tasvir edilen cerceve ile Cumhuriyetin ayni konuya bakisininin mukayesesini yaziniz.

      "İslâm medeniyeti Ortaçağ'da; felsefede, tıpta, astronomi ve matematikte, hatta teknolojide Batı Hıristiyan dünyasına örnek olmuştur."

      Odev: Bu cumlede gecen basarilar ile, Cumhuriyetin Bati dunyasina hangi bakimlardan ornek olabildigini basliklar halinde yaziniz.

      "Ahî ve derviş zâviyeleri Osmanlı Devleti'nin fetih ve yayılış döneminde, Rumeli'de yerleşmede (kolonizasyon) hayati bir rol üstlenmişti."

      Odev: Cumhuriyetin kapatmadigi zavive var midir; varsa isimlerini sayiniz.

      "Atatürkçülük, yüz elli yıllık bir tarihî gelişimin son ve radikal ifadesiydi."

      Odev: Ataturkculugun pek de orjinal veya yeni bir sey olmadigini baska hangi sekillerde ifade edebilirsiniz; yaziniz.

      Yanlis anlamayin, sizin gibi birisine benim odev vermek ne haddime; bu kisa odevleri Halil Inalcik vermis sayin --yoksa, kitabi hic okumadiginiza hukmetmek isten bile degil.

      Yine de, korkarim, yazacak pek bir seyiniz olmayacak..

      Ama, olsun; soyleyecek sozu olmayan herkes gibi, siz yine de ("yalan soyluyorsun", "dusmanlik ediyorsun" filan gibi) ayni seyleri tekrar edebilirsiniz.

      Sil
    20. "Osmanlı İmparatorluk rejimi, din ve ırk ayrılığı gözetmeyen, bütün tebaayı Osmanlı Devleti şemsiyesi altında birleştiren siyasi bir düzendi"

      Osmanlının bu yaklaşımı bir lütuf muydu, yoksa bir zorunluluk, bir gerçeğin yaklaşımı mıydı?
      Ödev : Dört kıtaya yayılmış bir imparatorluk, din ve ırk ayrımcılığı yapsaydı, özellikle nüfus açısından kendi dini, ırkı bakımından azınlıkta olduğu topraklarda/ülkelerde yüzyıllarca hüküm sürebilir miydi?

      "İslâm medeniyeti Ortaçağ'da; felsefede, tıpta, astronomi ve matematikte, hatta teknolojide Batı Hıristiyan dünyasına örnek olmuştur.
      Odev: Bu cumlede gecen basarilar ile, Cumhuriyetin Bati dunyasina hangi bakimlardan ornek olabildigini basliklar halinde yaziniz."

      Bu cümleyle niyetinizi açıkça ortaya koyuyorsunuz. İki cümleyi altalta koyduğunuzda, konu hakkında hiçbir bilgisi olmayanları şaşkınlığa düşürebilirsiniz ama, burada üzülerek söylüyorum ki siz şaşkınlığa düşmüş durumdasınız.

      Şaşkınlık: İstanbul'un fethi ile ortaçağ kapandı, arkadaşım. Yani bu cümleyle diyorsun ki, Osmanlı 1453 ten sonra Batı Hristiyan dünyasına örnek olamamıştır.

      Ödev: Osmanlının son yıllarında, Anadoluda yaşayan halkımızın ekonomik, eğitim düzeyi ile teknoloji/bilim/üretim gücüyle, Cumuriyet döneminde ulaştığı düzeyi kıyaslayınız.
      Göreceksiniz ki, Cumhuriyet bu toprakların yükseliş dönemidir.
      Ve göreceksiniz ki bu kısa tarihinde nice başarılara imza atmıştır, atıyor ve atmaya da devam edecek.

      "Ahî ve derviş zâviyeleri Osmanlı Devleti'nin fetih ve yayılış döneminde, Rumeli'de yerleşmede (kolonizasyon) hayati bir rol üstlenmişti."

      Odev: Cumhuriyetin kapatmadigi zavive var midir; varsa isimlerini sayiniz.


      Şaşkınlık 2: Cumhuriyet döneminin bir fetih ve yayılmacı politikası yoktur, çok şükür. Bunu ekonomik anlamda, ihracatla gerçekleştirmeyi hedefliyor, ithalatı dizginleyerek başaracağiz inşallah:)

      Dolayısyla saymaya gerek yok.


      "Atatürkçülük, yüz elli yıllık bir tarihî gelişimin son ve radikal ifadesiydi."

      Odev: Ataturkculugun pek de orjinal veya yeni bir sey olmadigini baska hangi sekillerde ifade edebilirsiniz; yaziniz.

      Topraklarımız düşman işgalinde, Atatürk ve yol arkadaşlarının dertleri halklarına özgürlük vermek, bağımsızlık vermek, batı standartlarına çıkarmak, tabi şunu da düşünmüş olmalılar; Atatürk ve arkadaşları oturmuş diyorlar ki, "ya öyle birşey bulalım ki, orjinal veya yeni birşey olsun, olsun ki sonraki yıllarda çıksın adsızın biri bu orjinal değil demesin". :) :) Valla dertleri bu değildi. Olsaydı dertlerine en güzel çare, eski ve orjinal olmayan birşey, onu seçerlerdi hiç şüphesiz.

      Kendi çıkarlarınıza hizmet etmesi için başkalarının fikirlerini kopi paste yapmayın, siz ne istiyorsunuz, düşünebiliyorsanız onu yazın.

      Padişahlık/Halifelik mi istiyorsun, başka birşey mi yaz buraya açıkça.
      Cumhuriyeti istemiyor musun, onu da yaz.
      Adsızların arkasına saklanarak, niyetini gizlemek yakışık olan bir tutum değil.
      Birisi de çıkıp padişahlık isteyebilir ne var ki bunda, dürüst derim.
      Ama ben sizin samimi biri olduğunuzu düşünmüyorum, çünkü cümlelerinizde aldatmacalar yapıyorsunuz.
      Niyetiniz başka birşey bu belli.
      Söylenecek çok söz var arkadaşım, siz bir söz etmiyorsunuz ki, yaptığınız sadece temelsiz saldırı. Onu da başaramıyorsun. Buraya yazılmıyorsa şundandır, şunun yazdıklarının nesine cevap yazayım diye düşünmelerindendir.

      Osmanlı da bizim gururumuz, Atatürk de, Cumhuriyet'te.

      Ödev: Ortaçağda örnek olduğumuz gibi, şimdi de örnek olmak için ne yapmamız gerekiyor?
      Aklını buna ver, ver ki bu topraklara, insanlarımıza bir faydan dokunsun.
      Saygılarımla,

      Sil
    21. Yazımın konusu Osmanlı değildi. Cumhuriyetin iki dönemini ekonomik açıdan kıyaslamaktı. Tuhaf bir biçimde Osmanlı'yı savunmaya giriştiniz. Bu, okuduğunuzu tam olarak anlamadığınızı ya da okuduğunuz konuda ön yargılı olduğunuzu gösteriyor.
      Halil İnalcık'ın kitabını okumdaığınız halde kitaptan seçilmiş üç beş cümleyi kitabı satan kitapçılardan birinin web sitesinden alıp bana ödevler vermeye kalktınız. Bu da benim girişte söylediğim okumadan inanan insan örneğine ideal bir örnek oluşturuyor. Size tavsiyem o kitabı mutlaka okuyun eğer okumayacaksanız web sitesinden aldığınız cümlelerin devamında Atatürk ile ilgili cümleleri de okuyup verdiğiniz ödevleri yapmaya çalışın, belki bir yararı olur.
      Kitabı üç beş cümlelik özetiyle okuyup tartışmalara giren birisinin adını açıklamamasını da son derecde haklı buluyorum. Ben de böyle yapsam adımı açıklamak istemezdim doğrusu.

      Sil
    22. Sevgili 'Adsız' arkadaşım,

      Cehalet paçalarından akıyor sana bu karanlık gözlüğü kim hediye etti ? bu neyin düşmanlıgı neyin acısını cıkartmaktır ? bağımsız özgür hür yaşıyorsun memleketinde daha neyin sevdasıdır bu ? Padişah yalakalıgı yapmak zorunda degılsın bı kısıye tapmak zorunda degılsın daha neyin şikayetidir bu ? dini bütün bi adamsan zaten monarşi sisteminin insanın fıtratına aykırı oldugunu bilirsin ama ne yazık ki sende muhakeme yapacak beyin kalmamış. kim seni karanlıklara bürüdü. ülkemizde senin gibi beyinlerin olması beni inanılmaz korkutuyor ve bu yüzden daha çok çalışıyorum !!! Siz nankör de değilsiniz, sizin bir sıfatınız yok. Yazdıklarına cevap verecek 1.000.000 sayfa kaynak var ama sen bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmussun sana anlatmak zaman kaybı sadece. Değerli Mahfi Üstadım bu tarz insanlara fırsat vermeyeniz. Polemiğe gerek yok zzaten kumaşı bellidir bu şahsın. Cehaletin bu seviyesiini görmemiştim. ADSIZ yat kalk kurtuluş savasına ATATÜRK'e dua et yoksa senin ecdadın şu an ANONİM'di !!!

      Sil
  21. Hocam yine çok güzel ve çok yararlı bir yazı olmuş, ellerinize ve emeğinize sağlık ... Cumhuriyet Bayramımız da kutlu olsun

    YanıtlaSil
  22. Mahfi hocam, GSMH'daki değişimi reel değil nominal değerler üzerinden (ve anladığım kadarı ile dolar fiyatları ile) vermenizi tuhaf karşıladım doğrusu. Bu durumda yaptığınız karşılaştırmaları dolar enflasyonundaki dönemsel farklar belirliyor. Hükumetin sık sık dile getirmekten hoşlandığı "son 10 yılda 3,5 kat büyüdük" yanıltmasını da analize doğrudan eklemlemiş oluyorsunuz. Zaman içerisinde (özellikle 10 yıl gibi uzun zaman dilimlerinde) karşılaştırmalar yaparken bir ekonomist olarak nasıl olur da nominal değerler kullanmayı yeterli ve kabul edilebilir bulabilirsiniz, bunu anlayamıyorum. İyi niyetli düşünerek durumun 1960 öncesi reel verilere (veya güvenilir fiyat endekslerine) doğrudan ulaşamaktan kaynaklandığını düşünmek istiyorum, ama nihai analizdeki hatayı da bu düzeltmiyor. Bunun yanında, 1993 öncesi ile karşılaştırmak için de 1923 yerine daha ileri bir tarih seçilmesi veya 10'ar yıllık aralıklara bakılması çok daha bilgilendirici olurdu. Eldeki 535 ve 55 kat gibi sayıların pek açıklayıcı olmadıkları açık. Teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne yazık ki GSYH reel bazda o kadar geriye gitmiyor. Buna karşılık dolar değerlerini almış olduğum için en azından dolardaki enflasyon kadar etki söz konusu.
      Zaten bu yazı bir anlamda son yılda neredeyse ilk 80 yılı katladık denildiği için yazıldı. Biliyorsunuz bu tür iddiaları ortaya atanlar nominal değerleri kullanarak bunları söylüyorlar. Bu yazı nominal değerler kullanılsa bile durumun denildiği gibi olmadığını gösteriyor.
      Bu eleştirilerinizi ben zaten yazımın içinde yaptığım için yazının yanlış anlaşılmasına yol açmadığımı düşünüyorum.

      Sil
  23. Merhaba Hocam,

    Öncelikle hepimizin Cumhuriyet bayramı kutlu olsun...

    Hocam Dr. Hakan Özerol'un kitapları hakkında ne düşünüyorsunuz ?

    Aşağıda yazdığım kitaplarını almayı düşünüyorum.

    - Finansçı olmayanlar için finans
    - Piyasaları okumak

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Her iki kitaba da baktım, yararlı kitaplar. Oldukça basit anlatıyor.

      Sil
    2. hocam ellerinizden öperim
      harika bir yazı olmuş
      sevgiler
      m.recep

      Sil
    3. Estağfurullah, teşekkürler.

      Sil
  24. Merhaba Hocam. Paylaştığınız değerli bilgiler için teşekkür ederim. Özellikle siyasilerin son 10 yılı baz alarak yaptıklarını şişirmelerini ve insanlarımızın bunu yemelerini bir türlü anlamıyorum. yaşım itibariyle tam bilmesemde 70 li yıllar ile 80 li yıllar arassında 80ler ile 90 lar arasındada bu kadar fark olduğunu tahmin ediyorum. ve hiçbir siyasetçi bu kadar reklamını yaptığını sanmıyorum. ki bu farklar oluşturulurken insanların ekonomik hayatına bu kadar müdahale edilmemişti. şimdi ise devlet tarafından sömürülüyoruz resmen şöyleki 75 tl lik telefon faturamın 24 lirası vergi o kadar niye alıyorsunuz diye seslenen yok. ama hep hep hep yapıyoruz diyen bir hükümet. imf ye borcumuzu ödedik nasıl? insanları borçlandırarak. kredisi kredi kartı borcu olmayan kaç kişi tanıyorsunuz? 10 yıl içinde değişen şeyler hukuksuzluk sosyal olmayan devlet ve korku imparatorluğu bu konuda kesinlikle övünmeliler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Son on yılda yapılan iyi şeyler olduğu gibi çok sayıda yanlışlar da var. Tıpkı geçmiştekiler gibi. Doğru olmayan şey, bir dönemi sadece sevaplarıyla ele alıp göklere çıkarmak. Oysa bunların hepsi hatasıyla sevabıyla bizim tarihimiz. Osmanlı'nın da, Cumhuriyet'in de iyi tarafları kadar kötü tarafları da var. Reklam yaparken bile abartıya fazla yer vermemek gerekir.

      Sil
    2. Hocam sizinde ifade ettiğiniz gibi bu olay karşılıklı oluyor. Diğer tarafa eleştiri yapılırken bile onların yanlışları tekrar ediliyor. Herkes, herşeyi en iyi ve kesin mutlaklıkla kendisinin bildiğini düşünüyor. Bunu ifade ederken bile hakaret ediyor. Toplum olarak aslında tartışma konusunda bile malesef tahammülsüz ve kırıcıyız.

      Sil
  25. Resmi tarihteki çarpıtmaların ardına sığınarak gerçekleri çarpıtmaya çalışmak moda oldu.
    Tarihi, tarihsel bir süreç olarak göremeyen, bilgi kırıntıları içinde kaybolmuş tuhaf bir insan tipi türedi. Neymiş, TC, Osmanlı'nın bir miktar borcunu yüklenmiş ama ne kadarını yüklenmiş ona bakmak gerekirmiş. Birşey okurken, okuduğunu anlamaya mı çalışıyorlar yoksa kafalara işlenmiş bir yapı var ve o yapıya uydurarak hafızaya almaya mı çalışıyorlar. . Bilimsel olarak arastirilmasi gereken bir vaka.
    Anadolu tarihini anlayabilmek icin taa Sümerlere kadar gitmek gerekir. Bunu bile anlamaktan aciz birilerinden bahsediyoruz.
    Bu vesile ile cumhuriyet bayraminizin 90'ıncı kutlarim.
    Aslında bir yerde Fransız Devrimi'nin 224'üncü yılını kutlamış da oluyoruz. Onlara da Istanbul'dan selamlar.
    Fransız Devrimi

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. merhaba hocam yazılarınızı takip etmeye çalışıyorum. küçük bir sorum olacak sizce Türkiye nin IMF ye borcunu sonlandırması Türkiye için ne gibi sonuçlar doğurur ve bu iyi bir şey mi?..... çok teşekkür ederim

      Sil
    2. Asıl olan IMF den borçlanmaya yol açmayan bir ekonomi politikası uygulamaktır. IM den borç alınca vadesi geldiğinde zaten ödemek zorundasınız.

      Sil
  26. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında USD, Euro karşısında değer kaybediyor ama TL karşısında değer kazanıyor. Bu, Türkiye'den çıkan döviz kadar dövizin henüz girmediğini ve açık pozisyon kaptma çabası nedeniyle USD talebinin hala yüksek olduğunu ortaya koyuyor.
      Evet kayıt dışını azaltmak bir ççzüm. Bir başkası çok yaygınlaşmış olan istisna ve muaflıkları azaltmak olabilir.

      Sil
    2. Hocam sorumu yanlışlıkla sildim.cevabınız için çok teşekkür ederim.

      Sil
  27. Mondros-Mudanya ateşkeslerini,Sevr-Lozan antaşmalarını okumadan,irdelemeden biat kültürünün dogmalarını rehber edinen,
    "HAYAT DA EN HAKİKİ MURŞİT İLİMDİR" vecizesini ret edip,Laf canbazlıklarına, menkibelere tevatürlere kananları aydınlatmak zordur.
    Dogruları anlatıp onlara yardımcı olmak gerekir,Çünkü bizim insanımızdır..
    Bu hususda aydınlatıcı yazılarınızdan dolayı ayrıca teşekkür eder,ellerinizden hürmetle öperim .

    YanıtlaSil
  28. Son doksan yılda çok iyi bir ekonomimiz olsaydı bir kaç ekonomistimiz Nobel alırdı. Düzgün, planlı şehirlerimiz; bir yüzyıl daha görebilecek üretim ağımız; en iyi bizim yapabildiğimizi söyleyebileceğimiz bir kaç iş olurdu.

    Keşke ideolojik, duygusal safsatalarla vakit kaybedemeyecek kadar çok çalışmamız gerektiğini anlasak hocam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. "Birkaç" bitişik yazılır. Düzgün ile başlayan cümlede "şehirlerimiz", "üretim ağımız" kelimelerinden sonra virgül koyulur.

      Sil
  29. Serdar;
    Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarının ajan olduklarını savunan zihniyetler; Osmanlı ve Atatürk sever bir vatandaş olarak soruyorum. Çanakkale'de ve diğer şehitliklerde yatan şehitlerimizin ahından hiç mi korkmazsınız? rahmetli dedem Molla Mehmet'ten dinlemek nasip olmadı ama babamın amcasından bir diğer molla büyük amcamdan dinlemek nasip oldu bana. Atatürk demekten imtina etmeyen molla adamlardı bu adamlar. tarihi sizin gibi oturduğu yerden yorumlayan değil bizzat yaşayıp anlatan adamlardı canlı tarih yani. Çok şükür ki dinlemek nasip oldu bana, o büyük şanlı tarihimi çamur atanlardan değil de bizzat yaşayanlardan öğrendim. Hz. Muhammmed'in hadisinde geçen o şanlı imparatorun fethettiği kenti Cenab- Allah bir deccalin eline bırakır mı sizce? Şanlı Osmanlı İmparatorluğu ve padişahları benim şanlı tarihimdir. Şanlı Cumhuriyet de benim öz be öz tarihimdir. Bunu kabullenmek bu kadar mı zor? Cenab-ı Allah aciz duruma düşmüş müslüman bir devletin kurtuluşunu istiklalilini sizce sevmediği lanetlediği bir kuluna bırakır mıydı? Bence biraz da buradan bakın.

    YanıtlaSil
  30. Hocam, Osmanlı'nın 100 yıllık borçlanma tahvillerinin hiç fotosu yahut bir görüntüsü var mı elinizde? İlkel bir form olarak neye benzediğini oldukça merak ettim :)
    Teşekkürler.

    YanıtlaSil
  31. Bu konularda en son kitap büyük tarihçi Hail İnalcık'ın Osmanlı ve Modern Türkiye kitabıdır. Konunun en büyük uzmanı olan İnalcı'ın kitabını okumakta yarar var. O zaman Atatürk kimmiş Cumjuriyet neymiş kim doğru söylüyormuş kimler yalan söylüyormuş anlamak mümkün oluyor.

    YanıtlaSil
  32. Merhaba Hocam,

    Konudan çok farklı bir şey soracağım izninizle...

    Yeni mezun fizikçi bir arkadaşım var. Kendisi de mühendislerin bankacılık/finans alanında hayli fazla olduğunu görmüş ve bu mesleğe ilgili duymaya başlamış...

    Mühendisler gibi fizikçiler de bankalarda veya finans sektöründe çalışabilir mi diyor ?

    Matematik bilgisi olarak mühendislerden eksiğim yok fazlam var diye de ekliyor :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ekonomi finans ya da işletme masterı yaparsa çalışabilir. Yapmasa da bu işe girebilir ama yükselmesi sınırlı kalır.

      Sil
  33. Hocam elinize sağlık, bu yazıyı kaleme aldığınız için en derin saygılarımla teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  34. Yanıtlar
    1. elinize sağlık .konu çok çetrefilli olduğu içinmi takip edilirliğiniz arttığı içinmi çok fazla yorum var bilemedim.hocam benim bu yazıdan anladığım geçmişle son 10 yılı karşılaştırmak saçma , başka ülkelerle karşılaştırmak aynı şartları sağlamadığı için saçma . peki sizce bir hükümeti iyi yada kötü olduğunu anlamak için ne tür bir düşünce oluşturulmalı. sizce açık açık söylermisiniz son 10 yıl başarılımı , değilmi?

      Sil
    2. Son on yılın çok başarılı olduğu yönler de var başarısız kaldığı yönler de. Önemli olan başarıları öne çıkarmak kadar başarısızlıkları belirleyip onları da başarıya döneüştürmenin formülü üzerinde çalışmaktır.

      Sil
  35. Hocam, simdi A Haber denilen kanalda Suleyman Yaşar diye biri 30 Saniyede Ekonomi gibi bir spot programda dis ekonomiyi yorumladi. 30. Saniyenin sonunda yani bitirirken, Turkiye artik butce acigi vermedigi icin Fed kaynakli soklara cok dayaniklidir dedi.
    Program bitince baktim, ogretim uyesiymis ustelik. Insanlarin gozlerinin icine baka baka yalan soylemek ayip degil mi? Artik nesnel gercekleri bile inkar eder duruma geldiler. Iyi calismalar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kişiler hakkında yorum yapmıyorum.
      Türkiye'nin sorunu bütçe açığı değil cari açıktır. Fed'in kararının etkisi de zaten bütçe açığı ile değil cari açık nedeniyle görülecek.

      Sil
  36. hocam bir ekonomide hem enflasyon hem deflasyon aynı anda bulunabilir midir? deflasyon=işsizlik diyebilir miyiz her zaman

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Enflasyon ile işsizlik aynı anda bir arada bulunamaz. Deflasyon = İşsizlik diyemeyiz. Çünkü deflasyon fiyatlar genel düzeyinin sürekli düşüşüdür. Ama bu işsizliğe de yol açabilir.

      Sil
  37. Hocam 50 lerin,60 ların 70 lerin ekonomi politikalarını anlatan kitap yada yayın önerebilir misiniz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu konuları Türkiye Ekonomisi kitaplarında bulabilirsiniz. Yakup Kepenek'in Türkiye Ekonomisi kitabı ayrıntılı olarak bunları anlatıyor.

      Sil
  38. bilgi özgürlüktür. az anlayan çok inanır. bilim insanı olarak sabrınıza ve emeginize saygı duyarak selamlar hocam

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler.
      "Az anlayan çok inanır" işin özeti.

      Sil
  39. Bence çok yanlış bir kıyaslama olmuş.
    Eğer kıyaslanacaksada aşağıda söylediğim gibi kıyaslanması daha doğru olur görüşündeyim.

    ***Ortalama yıllık büyüme 80 yılda 4.9 iken son 10 yılda 4.92 demişsiniz.
    1 birimi 5 birim yapmak mı 100 birimi 500 birim yapmak mı başarıdır?

    ***enflasyona diyecek birşey yok her türlü fark ortada.

    ***bütçe dengesi -1.7 den -3.2 ye çıkmış buda büyük bir ekonominin gereğidir.
    kendinizin topladığı verilere bakarsanız ABD'nin bütçe dengesi -5.1 iken finlandiyanın 2.0 olduğunu görürsünüz.

    ***ihracat artışı 1923 te 1 birim. 2002de 764 birim iken.
    2012'de 2444 birime yükseldiği aşikardır ve buda büyük bir başarıdır.

    ***gsyh 1923te aynı şekilde 1birim 2002de 535 birim
    2012de ise 1872 birime yükselmiş ve buda büyük bir başarıdır.
    *** kişi başına gsyh da aynı şekilde büyük artış kaydetmiştir.

    Verileri değerlendirirken işimize gelecek şekilde değerlendirmezsek daha güzel olur...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok doğru söylüyorsunuz. Yazının amacı da bu zaten. Son on yılda Cumhuriyet döneminde görülmeyen başarılar elde edildi diyenlere bir yanıt. Bu tür karşılaştırmaların anlamsız olduğunu göstermek için yazdım bu yazıyı.
      Yalnız enflasyona diyecek bir şey yok her türlü fark ortada diyerek siz de bu tür bir karşılaştırmayı belirli bir konuda kabul etmiş oluyorsunuz. Ya hiç karşılaştırmayacağız ya da hepsini karşılaştıracağız. İyi görüneni alıp ötekileri saçma bulmak doğru değil.

      Sil
    2. Siz şöyle söylemişsiniz.
      ''Özetle şunu söylemek mümkündür: Son 10 yılın ekonomik başarısı bir önceki 10 yıldan çok üstün bulunsa da enflasyon dışında, henüz ilk 80 yılın ortalamalarından oldukça uzak görünüyor. 2023’de dünyanın 10 büyük ekonomisi arasına girebilmemiz için ilk 80 yılın ortalamalarına ulaşmamız gerekiyor.''
      Bu söylediğinize cevap vermek amaçlı yazdım üstteki paragrafı.
      Son 10 yıldaki başarının 80 yılın kat ve kat üstünde olduğunu dile getirmek istedim tabi son 10 yıldaki başarıyı bu kadar büyük bir başarı olarak göstermeye tek engel teknolojik gelişmeleri gösterebilirim. Teknoloji gibi bir etken olmasaydı son 10 yıldaki başarı reddedilmezdi.
      Ayrıca 2023 hedeflerine siyasi istikrar ile çok rahat bir şekilde varılabileceğine inanıyorum.
      Geç geliştiğimiz için son teknolojiyi hazır olarak alabiliyoruz ve önümüzdeki 10 yılda Ar-Ge yatırımlarını biraz artırarak 2023 hedeflerinin bile üstüne çıkabiliriz.

      Sil
  40. Ülke nasıl bir kırılma noktasına gelmiş yazık. Osmanlı dönemi ve Cumhuriyet dönemi birbirni tamamlayan bir dönemdir. DÜşmanlık söz konusu bile olmamalı bu yazılanların çogunu okurken utanıyorum. Dönemin şartlarını bilmeden boş boş konuşmak kolay. Osmanlı devlet bekası için kardeş katli yaptı, cumhuriyet devletin bagımsızlıgı için kurtuluş savası yaptı tek bi amaç vardı hep devlet bekası özgürlüğü. fakat sadece yöntemler döneme göre değişti bazen savaş bazen fetva vs. Bunlar hep cumhuriyetin reformlarını sindirememekten geliyor.halbuki Mustafa Kemal 200 yıl öngörmüş ve devrim yapmıştır. biz hala gerideyiz dediklerinin 20 de birini yapabilseydik (üretim, ekonomik bagımsızlık, ilim fen) zaten ülke fırlamıştı. örnegın japonya meiji restorasyonu ile fırlamıştır altyapısı budur. Almanya 2 dünya savası kaybetmiş ama eğitim altyapısı saglamdı yine yıkılmadı ve bir numara. sonuç eğitim reformu zihinde ve uygulamada yerlerde oldugu için bu tartışmalar gündemde. Cahillikte ve uydurmada dünyada bizi geçecek bi ülke var mı ?? okumayı sevmeyiz calışmayı sevmeyiz kısa yolda zengin olmak isteriz zihniyet bu ! biz eğitim reformunu gerçekleştiremedik. osmanlıda matbaa geç , hezarfen sürülür yenilikçilik karşıtıyız. beyin reformuna ihtiyacımız var anlamıyor musunuz ya !!!!

    YanıtlaSil
  41. hocam çok yanlış bi karşılaştırma olmuş

    öncelikle osmanlı'dan devralınan borç elbette var ama aynı zamanda devralınan bi DEVLET var, öyle bir söyleniyor ki sanki cumhuriyet hokus pokus ile ortaya çıktı. Cumhuriyet zaten Osmanlı'dır, devletin rejimi değişmiştir sadece. Cumhuriyeti kuran tüm kadrolar Osmanlılardır zaten.

    bunun yanında olaya ekonomik bakarsak yukarıdaki arkadaşın dediği doğru, 1'den 10'a çıkmak ile 10'dan 100'e çıkmak aynı olabilir mi? .. baktığınızda ikisi de 10 kat bi artış ama birinde 9 adım diğerinde 90 adım atmak gerek... eğer ekonomik bi karşılaştırma yapacaksak diğer devletler ile kişi başı milli gelir karşılaştırması en mantıklısı, çünkü ekonomi nüfusa dayalı bi konu... 100 milyar dolarlık bi ekonomik büyüklük 1 milyonluk devlet için süper, 10 milyonluk için orta halli, 100 milyonluk için ise berbattır.

    birinci dünya savaşına girerken bizimle diğer devletlerin nüfusları ve ekonomik büyükllükleri =>

    http://en.wikipedia.org/wiki/Allies_of_World_War_I
    http://en.wikipedia.org/wiki/Central_Powers

    burdan mesela almanya, japonya ve fransa'yı 1914 yılında kendimizle karşılaştırırsak

    japonya'nın kişi başı milli geliri 1500 dolar civarı, fransa'nın 3200 dolar civarı, almanya'nın 3300 dolar civarı olduğunu görürüz. Osmanlı'nın ise 1000 dolar civarı...

    yani 1914 yılında kişi başı milli gelirde almanya'nın yaklaşık 3'te 1 i, yaponyanın ise 3'te 2 si yiz

    peki sizin karşılaştırma yaptığınız AK Parti'nin iktidara geldiği 2003 yılında durum nasıl?

    almanya'da kişi başı milli geliri imf rakamlarına göre 29,800 dolar, fransa'nın 29,500 dolar, japonyanın 33,400 dolar
    peki Türkiye'nin? => sadece 3,200 dolar!

    http://www.imf.org/external/pubs/ft/weo/2011/02/weodata/index.aspx

    yani ak parti iktidara gelene kadar ki cumhuriyet tarihi ekonomik anlamda tam bir hezimet tarihi...

    amacım karşılaştırmanın yanlış argümanlarla yapıldığını anlatmaktır. yoksa dediğim gibi ben osmanlı ile cumhuriyeti farklı olarak görmediğim için birbirlerine karşı üstünlük kıyaslaması yapmam... aslolan şudur: 18. yüzyılda ekonomimiz bozulmaya başlamıştır, 19. yüzyılda bozulmuştur ve yaklaşık 2 asırdır kötüdür. 21. yüzyılda bu durum değişmiş gibi gözüküyor, inş gözüktüğü gibidir

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sadece rakamlara bakarak anlaşılamayacak bir konu, rakamlara bakarak anlatılamayacağı açık olmasının yanında Osmanlı ile Cumhuriyeti aynı kefeye koymak gibi bir hataya düşmenize sebep olmuş.

      Yazınızın özü ve göremediğinizi özetlersek; 18. yy'dan bu yana inişte olan ekonomi (parabolun iniş kısmı Osmanlı tarafı) Cumhuriyet sayesinde çıkışa dönmüş, 21. yy'a doğru meyveleri açık bir şekilde görülmeye başlamıştır.

      Ama en büyük yanılgınız tarım toplumundan sanayi toplumuna dönüşme çabalarını, sanayi toplumuna doğru ilerlerken kolayca atılabilen adımlardan daha az önemli olduğunu düşünmeniz.

      Belki, ateşin keşfinin bilgisayarın keşfinden daha büyük ve zor bir aşama olduğunu görememeniz sizi bu yanılgılara düşürüyor.

      Levent S.

      Sil
    2. Yazıyı bir kez daha okumanızda yarar var. Bir altta verdiğim yanıt bu iki yorum için de geçerli.

      Sil
  42. Makalede kıyasmanamaz dediğiniz dönemleri kendinizin kıyaslaması hoş olmuş... Size teklifim makalenizi tekrar okuyon.. Hocam :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Size önerim siz de bir kez daha okuyun. Bakın orada ne diyorum: "80 yılla 10 yıl karşılaştırılmaz. Üstelik bu iş cari fiyatlarla yapılmaz. Ama bu karşılaştırmayı mutlak sayılarla yapanlar ve bu yolla kafa karışıklığına neden olanlar var. Öyleyse bu yöntemi izleyelim ve bakalım bu tür bir karşılaştırmayı yapanların dedikleri doğru mu?" Yani bu kıyaslamayı yapanların yöntemini izlersek neler çıkıyor bir bakalım diyorum.

      Sil
  43. 1923 yılından 2003 yılına kadar karşılıklı seyehatlerin bile çok zor yapılabildiği bir zaman içerisinde, bir ortamda , senin dedenin çarıkla gezdiği, köyünün ulaşımı olmadığı, değil Trabzona Of a gitmenin bile büyük bir sorun olduğu bir devirin imkanları ile bu günkü imkanları edepsizce kıyaslamanın pişkinliğiyle söylenmiş polemik kokan lafları kendin bile inanmadan satmaya çalışıyorsun. Sen, senin dedene , " bak benim altımda arabam var, senin eşeğin bile yoktu."diyecek kadar, seni sen yapan atana hakaret ettiğinin farkında bile değilsin. 60-70-80-90 yıl önceki dünya ve o zamanki şartlar ile bugünkü dünyayı ve bugünkü şartları mukayese edecek kadar bilimin, aklın ve mantığın dışında dolaşarak anlamayan halkı kandırırken bile teveccühten bahsediyorsunuz. "Bizim milletin anasını bellesen dördüncü gün unutur ve yine bellersin ."diyen Arınç zavallı halkımızın nasıl kullanıma müsait olduğunu çok güzel tespit etmiştir. Ve bizde o halkın bir parçasıyız maalesef.!!

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...