17 Ocak 2014 Cuma

Türkiye Ekonomisinin Görünümü

Özetle küresel ekonominin görünümü
ABD, krize ilk giren ekonomiydi, bugün de ilk çıkacak ekonomi gibi görünüyor. Hala olumsuz sinyallerin olumlularla karışık olarak gelmeye devam etmesine karşılık özellikle büyümenin yeniden düzene girmesi ve işsizlik oranındaki düşüşler toparlanmanın en önemli işaretlerini oluşturuyor. Bu toparlanmaya enflasyonda artışın eşlik etmemesi de işin olumlu görünümüne destek veriyor. 2014 yılı başında bütçenin onay sorununun çözülmüş olması da geleceğe ilişkin olumlu sinyallerin artmasını sağlıyor. 2010 yılından başlayarak krize giren Avrupa henüz krizden çıkma belirtilerini net olarak sergileyemiyor. Buna karşılık birlikten gelen olumlu işaretler ilk kez olumsuz işaretlerden daha fazla sayıda olmaya başladı. Yılın ikinci yarısında daha güçlü bir toparlanmanın işaretleri gelebilir. Japonya, 20 yıldan bu yana içinde olduğu krizden çıkmaya çalışıyor. Bu yolda niceliksel gevşemeden kur savaşlarına kadar her yolu deniyor. Henüz net bir toparlanma işareti olmasa da karışık sinyallerin olumlu sinyaller yönünde biraz daha arttığı yolunda izlenimler var. Fed’in tahvil alımlarını azaltma kararından sonra yükselen ekonomilerde başlayan dalgalanma devam ediyor. Uluslararası fon akımında bu ülkeler aleyhine başlayan gelişme bu ekonomileri olumsuz biçimde etkileyecek gibi görünüyor. Bunlar arasında en olumsuz etkilenenler kırılgan beşli olarak adlandırılan Brezilya, Hindistan, Endonezya, Türkiye ve Güney Afrika. Bu ekonomilerin birçok ortak özelliği yanında en önemli benzerlikleri 2014’de büyük miktarda dış finansman ihtiyacı içinde bulunacakları gerçeği. Buna karşılık yükselen ekonomilerin, aynı zamanda da dünyanın en büyük ekonomisi konumunda bulunan Çin, bozulma beklentilerinin aksine yoluna istikrarlı biçimde devam ediyor.   

Türkiye ekonomisinin özet görünümü
Türkiye ekonomisinin 2014 yılı başında nasıl göründüğünü birkaç önemli ekonomik göstergeyi ele alarak açıklamaya çalışalım. Daha çok sayıda ele alınması gereken ekonomik gösterge söz konusu olsa da bu yazıyı bir kitap haline getirmemek için bütün toplumu ve ekonomiyi etkileyen en önemli göstergelere değinmekle yetineceğim. 

(1) Büyüme, potansiyelin altında kalmaya devam ediyor
Aşağıdaki grafik ekonomik büyümeyi üçer aylık dönemler itibariyle gösteriyor.


Grafikten izlenebileceği gibi büyüme 2011’den itibaren ivme kaybediyor. 7 çeyrektir büyüme oranı potansiyel büyüme oranı olarak kabul edilen yüzde 5’in altında seyrediyor. 2014 yılı için en iyimser büyüme tahmini de (OVP’de yüzde 4) potansiyel oranın altında kalınacağını gösteriyor. Geçmiş yıllarda Türkiye’nin ekonomideki başarı taşlarından birisi yüksek oranlı büyüme idi. Bir süredir bu başarı taşı devre dışına çıkmış bulunuyor. İşin kötüsü 2014’de de devreye girecek gibi görünmüyor. 

(2) İşsizlik yükseliyor
Aşağıdaki grafikte 2010 yılında bu yana Aralık ayları bazında işsizlik oranları yer alıyor.



2001 krizi sonrasında yeni bir düzeye taşınan işsizlik oranı, küresel krizin Türkiye ekonomisini en fazla etkilediği 2010 yılında doruk noktasına çıkmıştı. O noktadan başlayarak inişe geçmiş olan işsizlik oranı, yedi çeyrektir büyümede yaşanan potansiyel altı artışın da etkisiyle yeniden artışa geçmiş bulunuyor. Ekim ayında işsizlik oranında hafif bir düşüş olsa da 2013 yılsonu için yapılan tahminler genellikle yüzde 10 oranı dolaylarında toplanıyor. 2014 yılında beklenen düşük büyümenin işsizlik oranının yine yüzde 10 düzeyinde kalmasına yol açacağı tahmin ediliyor.

(3) Cari açık; inişli çıkışlı bir seyir izliyor fakat yüzde 5’e indirilemiyor
Aşağıdaki grafikte 2005 yılından bu yana 12 aylık olarak cari açığın GSYH’ya oranı yer alıyor.



2009 yılında krizin etkisiyle küçülen ekonomik büyümeye eşlik ederek küçülen cari açık 2011 yılında yüzde 9,9 oranına ulaşarak Türkiye açısından bütün zamanların rekorunu kırmıştı. 2012 yılında ise düşen büyüme oranıyla birlikte hızla gerileyerek yüzde 6 düzeyine düşmüştü. Yüzde 6 aslında Türkiye için hala yüksek bir oran olmakla birlikte yüzde 10 dolayından geri geliş olarak bakıldığında iyi bir düzeltmeyi işaret ediyordu. Tek sorun bu düşüşün büyümedeki düşüş olmadan sağlanamaması gerçeğinin bir kez daha ortaya çıkmış olmasıydı. Nitekim 2013 yılında büyüme, 2012 yılına göre artınca cari açık da ona eşlik etti ve yüzde 7,4 oranına (ilk 11 ayın sonucu) tırmanıverdi.

(4) Bütçe açığı oldukça düşük ama ileriye dönük sorunlar var
Aşağıdaki grafik 2000 yılından 2013 yılı sonuna kadar yıllık bazda bütçe açıklarını sergiliyor.


2001 krizini izleyerek hızla düşürülmeye başlanan bütçe açığı, büyümenin negatif olduğu 2009 yılında artmış, sonraki yıllarda yeniden daralmaya dönmüştür. Burada en kritik soru şudur: Bütçe açığı disiplinli bir maliye politikasının sonucu olarak mı daralıyor yoksa bir seferlik gelirler ve ithalattaki artışın yarattığı dışticaret vergi gelirleri artışıyla mı daralıyor? Bu sorunun yanıtını doğru verebilmek için bütçe giderlerine bakmak gerekir. 2013 yılında faiz dışı giderler 2012 yılına göre yüzde 15’e yakın artmış bulunuyor. Bu artış yıllık enflasyonun (yüzde 7,5) 2 katı bir artış. Demek ki bütçenin gider yönünde o kadar da sıkı bir disiplin söz konusu değil. Buna karşılık 2013 yılında ithalatın ve kurdaki artışın etkisiyle ciddi bir gelir artışı oluştu. Buna varlık barışı gibi bir seferlik gelirler de eklenince bütçe gelirlerinde, yüzde 17 dolayında, giderlerdeki artışı aşan bir yükseliş oluştu. 2014 yılında talep canlılığının gerileyeceği, cari açığında gerileyeceği bir ortamda bu kadar gelir artışı sağlanamayabilir. Buna karşılık giderleri geri çekmenin imkânı yok.

Öte yandan 2013 yılında vergi incelemeleri sonucunda elde edilen kayıp, kaçak matrah farklarının rekor kırdığına ilişkin basında haberler çıkıyor. Bu konu belki de vergi alanındaki yapısal reform hamlesinin en etkin adımını oluşturuyor. Vergi müfettişi sayısındaki artışın yarattığı yeni denetim kapasitesi vergi gelirlerinin artmasında oldukça katkıda bulunacak gibi görünüyor. Bu konuda yıllardır tekrarladığım görüşümü bir kez daha gündeme taşımayı yararlı görüyorum: Vergi denetimi, asıl etkisini hissettirebilmesi için, vergi yönetiminden de siyasal iktidardan da bağımsız olmalıdır.       

Özetle söylememiz gerekirse bütçedeki rahatlık ileriye dönük bir rahatlık olmaktan çok günü kurtarmaya yönelik bir rahatlık gibi görünüyor.

(5) Enflasyon yeniden artış eğilimine girdi
Aşağıdaki grafik enflasyondaki (TÜFE) gelişimi gösteriyor.



Grafikten de görülebileceği gibi enflasyon inişli çıkışlı bir trend izliyor görünse de yüzde 10 düzeyine geri dönmeye oldukça fazla eğilimli bir salınım içinde bulunuyor. 2012 yılında inişe geçmiş bulunan enflasyon 2013 yılında yeniden artış eğilimi içine girmiş görünüyor. 2014 yılı, TCMB’nin enflasyon hedefini de (yüzde 5,3), enflasyon tahminlerini de (en son tahmini yüzde 6,8 idi) büyük ölçüde aşarak yüzde 7,4 olarak gerçekleşti.

Her ne kadar 2014 yılı için TCMB’nin enflasyon hedefi yüzde 5 olsa da beklentiler bu yıl enflasyonun geçen yılki oranın altında olmayacağı yönünde. Yılbaşında yapılan ÖTV ve maktu vergi artışlarının 2014 yılında enflasyona 0,5 puan, kurdan gelen artışların da şimdiki görünümüyle 1 – 1,5 puan katkı yapacağı tahmin ediliyor. Bu durumda enflasyonun 2013 yılındaki oranın üzerinde de gerçekleşmesi söz konusu olabilir.    

Türkiye niçin kırılgan beşli arasında yer alıyor?
Kırılgan beşli gruplandırması (Brezilya, Hindistan, Endonezya, Türkiye ve Güney Afrika) ABD Merkez Bankası’nın (Fed) tahvil alımlarını azaltacağına ilişkin açıklamasından sonra ortaya çıktı. Fed’in bu açıklamasının ardından paraları en çok değer kaybeden yükselen piyasa ekonomileri bu beş ülke oldu. Bu ülkelerin böyle bir grubun içinde değerlendirilmesinin nedenleri olarak yüksek cari açık oranları, yüksek enflasyon oranları ve büyüme performansındaki düşüşler gösteriliyor. Bu ülkelerin önümüzdeki dönemde dış finansman ihtiyaçlarında önemli artışlar olacağı ve Fed’in kolay para politikasını terk etmesi halinde bu ekonomilerin gerekli dış finansmanı bulmakta çok zorlanacakları tahmin ediliyor. Bunlara ek olarak bu ülkelerin hepsinde gelecek yıl genel seçimlerin yapılacak olması siyasal belirsizliklerin ortaya çıkmasına ve dolayısıyla risklerin artmasına yol açıyor.

Bir ekonominin risk potansiyelini en doğru ölçen kriter olarak CDS primleri kullanılıyor. Bu ülkelerin CDS primlerinde Fed’in 22 Mayıs’ta yaptığı tahvil alımlarında azaltmaya gidebileceği yönündeki açıklaması sonrasında oluşan değişimi aşağıdaki tabloda sunuyorum.

Tablo: 22 Mayıs 2013’den itibaren kırılgan beşlinin CDS primlerindeki gelişmeler

Tarih
Türkiye
Brezilya
Endonezya
G. Afrika
22.05.2013
118
130
140
169
31.05.2013
131
146
162
191
28.06.2013
191
185
207
216
31.07.2013
205
191
208
222
29.08.2013
240
203
282
240
30.09.2013
214
173
220
197
31.10.2013
185
166
193
185
28.11.2013
207
205
236
211
31.12.2013
245
194
237
204
Artış Oranı (%)
107,6
49,2
69,3
20,7

Bu tablo, Türkiye’nin niçin kırılgan beşlide yer aldığını açıklamanın yanında niçin bu grubun en kırılgan üyesi olduğunu da açıklıyor. 

Türkiye’nin 2014 yılı dış finansman ihtiyacı (160 milyar doları vadesi gelecek olan dış borç ödemeleri ve 60 milyar doları da cari açık olmak üzere) toplam 220 milyar dolar (ya da GSYH’nın yüzde 25’i) olarak hesaplanıyor. Bu hesapta iyileşebilecek tek kalem cari açık. Yani 2014 yılında büyümeyle birlikte cari açık ta düşerse dış finansman ihtiyacında gerileme olabilir. Yeni tahminler cari açığın 45 – 50 milyar dolara kadar (GSYH’nın yüzde 6’sı) gerileyebileceği beklentisini işaret ediyor. Bu durumda dış finansman ihtiyacı GSYH’nın yüzde 24’üne gerileyebilir. 1 puanlık gerilemenin maddi değerinden çok dış dünyaya vereceği mesaj önemli. 

Sonuç ve Değerlendirme
Küresel sistemin, özellikle de gelişmiş ekonomilerin, kriz yaşadığı bir ortamda Türkiye ekonomisi, 2009 yılında ciddi bir düşüş yaşadıysa da hızla toparlandı. 2010 yılından 2013 yılının Mayıs ayı sonlarına kadar benzeri yükselen piyasa ekonomileri gibi krize fazlaca girmeksizin yoluna devam edebileceği biçiminde bir görünüm sergiledi. Bu görünüm, Fed’in tahvil alımlarını azaltacağı yönündeki açıklaması ve ardından gelen Gezi olaylarıyla birlikte yavaş yavaş bozulmaya başladı. Asıl bozulma yılın son ayında Fed’in tahvil alımında indirime gitme kararını açıklaması ve hemen ardından gelen 17 Aralık yolsuzluk soruşturmalarıyla ortaya çıkmaya başladı.

Türkiye’nin son on yılda, 2001 krizi sonrası zorunlu olarak yaptığı bankacılık reformu dışında hiçbir ciddi yapısal reform yapmadığı gerçeğiyle karşı karşıyayız. Oysa söz konusu on yıl, bütçenin toparlanması ve siyasal istikrarın varlığı nedeniyle geçmişte hiç olmadığı kadar uygun bir reform ortamı yaratmıştı. Üstelik AB ile müzakerelerin varlığı bu reformların yapılacağı yolunda büyük bir iyimserlik ve destek havası yaratmıştı. Bugün, yapılmış bulunan bazı düzenlemelerin bile geri alınması aşamasında bulunuyoruz. O nedenle yapısal reformlar konusunda 2001 sonrasındaki durumdan daha kötü bir noktada olduğumuzu söylemek abartı sayılmamalı. Türkiye’nin yapısal reformlar konusunda tarihi bir fırsatı kaçırdığını söyleyebiliriz.

2014 yılında özetle Türkiye’de şöyle bir ekonomik tablo görme olasılığımız oldukça yüksek görünüyor:
Düşük büyüme – yüksek işsizlik oranı
Yüksek kur – yüksek enflasyon
Düşen cari açık – yükselen ama denetimde kalmaya devam eden bütçe açığı



Not: Bu yazıda geçen cds primi, kırılgan beşli, yapısal reform gibi deyimler bu blogdaki Ekonomi Sözlüğü’nde yer alıyor. Ayrıca bu konularla ilgili blog yazılarıma “bu blogda ara” kutucuğuna aranacak kelime yazılmak suretiyle ulaşılabilir. 

82 yorum:

  1. Çok aydınlatıcı, içinde boğulmadan okunabilecek güzel bir yazı olmuş. Teşekkürler hocam. Sayenizde ekonomiyi gerektiği gibi okumayı öğreniyoruz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler hocam. Eksik olmayınız.

      Sil
  2. Sabah işe başlamadan anlaşılır sade bir dille yazılmış güzel bir yazı okumak çok keyifli teşekkür ederim hocam.Ekonomi sayfalarindan yazılarından hoşlanmayan birinin gün gelecek böyle yazilardan zevk alarak okuması tat alması güzel bir duygu ellerinize saglık hocam.

    YanıtlaSil
  3. yine mükemmel bir yazı olmuş, çok açıklayıcı elinize sağlık hocam.

    YanıtlaSil
  4. Ellerinize sağlık bu güzel yazılarınız için.

    Benim yazılarınızdan anladığım ekonomi de bir karamsarlık bir kötü gidişat var sizce bunu nasıl aşabiliriz nasıl politikalar izlemek gerekir teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim.
      Konu ekonomik olmaktan çok siyasi ne yazık ki. O nedenle aşılması da siyasete bağlı. Ne var ki o alanda pek umut yok. Demokrasiden yargı bağımsızlığına, eğitimden hoşgörüye kadar her alanda geri giderken ekonomiyi faile ya da kurla düzeltmek mümkün görünmüyor.

      Sil
    2. elinize sağlık . şimdi anladığım kadarıyla en büyük risk olarak siyaseti görüyorsunuz eğer öyleyse geçmiş seçimlere baktığım zaman akp sadece büyümenin en kötü olduğu dönemde oy aranında düşüş gördüğünü düşünürsek(2009 belediyede %38 ile) şu anda okadar bir büyümede düşüş olmadı çevreme baktığımdada bir önceki seçimden daha düşük alacağı izlenimi almamaktayım sizce seçimden sonra akp nin oyları 2009 dan yüksek olursa ekonomik bakış algısında iyileşme olurmu

      Sil
    3. elinize sağlık . ekonomi anlamında yaptığınız yorumlara sonuna kadar katılıyorum. Ancak yaptığınız siyasi analizde siyasi olarak çok sıkıntı olduğunu ve çözümlenemeyeceğini söylüyosunuz . baktığım zaman akp 2002 seçimlerinden bu yana sadece 2009 seçimlerinde oy düşüşüne maruz kalmış (oradada ekonomik küçülmenin en fazla etkilediği dönem ) şu an okadar bir küçülme görülmüyor etrrafıma baktığımda da seçimlerde düşük oy almıyacak gibi görünüyor. Ama sizin algınızda siyaset yıkılmış yok olumuş gibi görünüyor. Sizin gibi ekonomik elit kesimimizde aynı şekilde görünüyor. sizce seçimlerden akp yüksek oy oranları alırsa mali disiplin devam ederse , (yapısal reformların yapılacağına bende inanmıyorum) türkiye tekrar rayına girer ve ekonomide ki siz elitlerin algısı değişirmi

      Sil
    4. Merhabalar, hızlanan dış borçlanmanın ekonomimizde görmezden gelinemez bir risk yarattığını anlıyorum. Kısa vadede geri ödenmesi gereken $130Milyar dolar civarında rakamlar tellaffuz ediliyor. İhracat büyümemiz bu riski azaltacak hızda değil. Öngördüğünüz ekonomik tablo sanıyorum karar vericiler, ekonomi bürokratları, iş dünyası dahil tüm kesimler tarafından kabul görüyordur. Bu olumsuz tablonun şiddeti ne kadar sarsıcı olabilir ve siyasi olarak ne kadar yönetilebilir? Reform fırsatlarını kaçırdığımız tespitiniz ile "teyet" mucizesi bekleyemeyeceğimize göre, kısa vadede sonuç üretebilecek siyasi radikal kararlar mı gerekiyor, bunlar sizce hangi araçlar olabilir? Faiz politikasındaki siyasi eğilim değerlendirildiğinde, umutsuzluğunuza katılmaktan başka bir çıkarım göremiyorum. Sizce iktidar veya siyasi/bürakratik mekanizma içerisinde öngörülen tabloya yönelik bir fikir birliği var mıdır? Bu mekanizma içerisinde kısa vadede çözüm beklemek için bir umudumuz var mıdır? Çok teşekkürler.

      Sil
  5. hocam cari açık arttığı halde merkez rezervleri nasıl artıyor azalması lazım değil midir.saygılar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Böyle bir şart yok. Merkezin rezervleri ROK uygulaması nedeniyle artıyor. Yani bankalar dışarıdan döviz borçlanıyor ellerindeki TL'yi serbest kullanabilmek için TL yerine dövizi zorunlu karşılık olarak veriyorlar. Sonuçta MB'nin rezervi artarken bankaların da TL kredi açma imkanı artıyor.

      Sil
    2. Hocam dediğinizi anladım peki şöyle bir şey olabilir mi ? Örneğin banka yurtdışımdan 100.000$ borçlandı diyelim bu parayı Türk lirası zorunlu karşılıkları için değilde direk bu yurtdışından borçlandığı 100.000$ I merkez bankasına yatırarak tl elde etmesi mümkün değil midir ?

      Sil
  6. hocam sizin asaf ve deniz hocalarla yaptığınız yanlış öngörüleri hatırlıyorum da yine yanıltılacağını söylüyorum Türk ekonomisi kitaba sığmaz

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yanlış hatırlıyorsunuz. 2001 krizi öncesinde öteki iki hoca kriz çıkmaz demiş ti ve o tahmin hepimize mal edilmişti, oysa ben kriz çıkmaz dememiştim. 2008'de de kriz olacağını tahmin etmiştim. Neyse o bir yana da kitaba sığmayan bir ekonomi ya ahlak dışıdır ya da kayıt dışı. Ve o iyi bir şey değildir. Ahlak veya kayıt dışılık gün gelir bedel öder.

      Sil
    2. aslında iş birazda moral yönü olan bir şey sizin gibi ekonomistlerin biraz daha olumlu yaklaşması gerekir diye düşünüyorum.sizin vergici yönünüz de iyidir Türkiye ekonomisi kayıt dışıyla yürüyor özellikle de tarım ve inşaat sizi saygılarımı sunarım.iyi günler

      Sil
    3. Hocamızın misyonunun inanmadığı yanlış bilgiler vererek gerek gündemi gerekse bizleri yanılsatmak olduğunu düşünmüyorum, ki genel olarak buradaki takipçilerinde bu anlayış içinde olduğunu sanmıyorum. Ekonomik gerçekleri göstergeler ve sayısal ispatları ile sunarak bu kadar kıymetli bilgileri halkın anlayacağı dile indirgeyen ve bilinçlendirmeye çalışan bir kişiye, "böyle şeyler anlatma kötüye gidiyorsada söyleme, onun yerine moral ver" demek, cahillik erdemdir demekten öteye geçmiyor. Bunu aşmamız, kendimizi tanıyarak daha sağlıklı adımlar atmamız ve Mahfi Eğilmez gibi hocalarımıza sahip çıkmamız gerektiği bugün gelinen durumdan açıktır.

      Saygılarımla,
      Berk Kibarer

      Sil
    4. nereden biliyorsun tarım ın kayıt dışı olduğunu? tarım kayıt dışı diye bir şey yok. her şey kayıt altındadır aksi halde destek alamıyorsun zaten çiftçi desteklerle geçinmektedir nasıl kayıt dışı olacak. ha sen ayşe teyzenin kenarda köşede 3-5 biber domates satmasını kayıt dışı diyorsan tamam.

      Sil
  7. Hocam şöyle ufacık bir yazı var sizinle paylaşmak istedim: http://burakbuyukdemir.com/soylesem-tesiri-yok-sussam-gonul-razi-degil

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Güzel analiz, emeğinize sağlık.

      Sil
  8. Hocam tahminlerinize gore buyume yavas cari acik dususte.dis finansman acigi yuksek ama hafif dususte.lakin siyasi sebeplerden dolayi likit sermaye girisi azalacak.bunlardan yola cikarak borc stogunun yukselmesini bekleyebilir miyiz?Bir de yazinizda faiz artiririmi beklediginizi sezdim.Son zamanlarda garanti fener gibi sirketlerin tahvil ihraci yapmasi da buna ornek midir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Borç stokunda artıl olması muhtemel görünüyor.
      Ben faiz artışı beklemiyorum ama bu kur gidişi zorunlu olarak oraya itiyor MB'nı.

      Sil
  9. Hocam yazınız için öncelikle teşekkür ederim. Benim bir sorum olacaktı. Bildigim kadarıyla tasarruf orani düşük olan bir ülkeyiz ve yatırımlarımızı artırabilmek için yabancı sermayeye ihtiyaç duyuyoruz. Merak ettiğim nokta cari açık - büyümede neden sonuç ilişkisi. Cari açığımız düştüğü için mi büyümemiz geriliyor yoksa büyüme düştüğü için mi cari açık geriliyor?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İkisi de birbirinin içinde. Cari açığı artırmadan büyüyemiyoruz. Çünkü büyüme yani üretim artışı için ara malı sermaye malı hammadde ithal etmemiz lazım. Bu cari açığı artırıyor.

      Sil
  10. Ustad,

    Kıymetli yazınız için teşekkür ederim.

    Dışarısı için iyi olacak gibi gözüken 2014 yılı, ülkemiz için mevcut siyasi riskin bundan sonraki seyrine bağlı olarak daha da kötüye veya kötünün iyisine sahne olacakmış gibi görünüyor.
    Şu anda benim için ilk senaryo daha ağır basıyor, ne yazık ki.
    Bu da beni daha da karamsarlığa sürüklüyor. Eksi büyüme ve aşırı kur artışları sonucu yüksek enflasyon. Yani stagfilasyon (umarım doğru hatırlıyorum).
    Sizin böyle bir risk ne kadar bir olasılık verirdiniz merak ettim.

    İyi bir hafta sonu diliyorum.

    çok selamlar
    Cafer Demir

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler.
      Bence böyle bir risk olasılığı yüzde 30'dan aşağı değil. Eğer eksi büyümenin yerine çok düşük büyümeyi koyarsanız olasılık yüzde 80'e yükselir.

      Sil
  11. Ekonominin genel görünümüyle ilgili çok güzel bir özet hazırlamışsınız. Elinize sağlık.
    Türkiye'de banka dışı özel kesimin borç/GSYH oranı hızla artıyor. 2002 sonunda %26 olan bu oran bugün itibarıyla %80'in üzerinde. "borç artışı nereye kadar gider?" sorusuna ağız birliği edilmişcesine "dışarıdan para geldiği sürece devam eder" deniyor. Ancak ABD gibi rezerv paraya sahip ve cari açık finansman sorunu yaşamayan bir ekonomide bile borçla büyüme bir yere kadar gitti. 2008-09 krizinin en önemli sebeplerinden biri hane halklarının ve finans dışı firmaların aşırı borçluluğuydu. krizle birlikte "deleveraging" başladı ve halen devam ediyor. (kriz öncesi %172 düzeyinde olan borçluluk 2013'te %155'e inmiş durumda)
    Benim sorum; Türkiye'de banka dışı kesimin borç/GSYH oranı açısından kritik bir seviye var mıdır? ABD'de bu oran en fazla %172 olmuştu. ABD'de kredi vadelerinin Türkiye'deki kredi vadelerinden çok daha uzun olduğunu da not edelim. Sizin "kritik borçluluk oranı" tahmininiz var mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler.
      Bence asıl kritik olan bir yıl içinde ödenmesi gereken borç miktarı. Bunun miktarı da 160 milyar dolar. Buna 50 - 60 milyar doları bulacağı tahmin edilen cari açık için gerekli finansmanı da eklersek dış finansman ihtiyacı 104'de 210 - 220 milyar dolara çıkıyor. Bunu bulmak kolay değil. Hele böyle siyasal bir kaos yaratmışken.

      Sil
  12. Hocam selam,

    yazınız gayet güzel bir özet olmuş. Fakat sizinde bildiğiniz gibi bu ülke yıllardır "corruption" ile başbaşa yaşamaktadır. Hatta bunu yurtdışında beraber çalıştığımız şirket ve ülkeler dahi bilmektedir. Belki 1950 de başlayan bu "çürüme" dalgasıyla beraber ülkede asla tam bir reform yapılamamış yapılmaya imkan da kalmamıştır. Şimdi 2014 te istenen tüm teknolojik,ekonomik atılımları bir gün bir yıl hatta 10 yılda bile yapamazsınız. 50-60 yıldır peki bu ülke ağır aksak nasıl devam etti derseniz, başka ülkelerin politika ve planlarına göre giriş yapan kaynağı belirsiz paralar ile sistem bu çarkı çevirebildi. Kah bu para bazen USA den kah Rusyadan bazen suudlardan vb...
    Şu an toparlanmak için yine kaynağı belirsiz bir sıcak para gerekiyor belli, ama bununda bir bedeli var tabiki.
    Umalım ki bu bedeller güzel ülkemizi bir "sin city" e dönüştürmesin...

    saygılar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler.
      Doğru bir analiz, ekleyecek fazlaca bir şey yok.

      Sil
  13. hocam yazınız için teşekkürler
    Kırılgan beşli , Şili, Macaristan ve Polonya’nın eklenmesiyle kırılgan sekizli oldu.

    YanıtlaSil
  14. Hocam merhaba,
    yazınız zihin açıcı, müthiş çok teşekkürler.
    Son 10 yıllık süreç bahsettiğiniz gibi , ülke ve dünya konjöktürü nedeniyle ; ülkemiz için büyük fırsatlar içeriyordu. Bu kaçan fırsatı büyük ihtimalle ilerki yıllarda çok daha fazla dile getireceğiz.
    Sanırım en genel ifade ile Ülke ve toptan düşünce yapımız olarak bu fırsatı değerlendirmeye hazır değildik maalesef.
    bilimsel konulardaki değerlendirmelerimizi bile siyaseti ve siyasi tavrımızı merkez alarak yaptığımız sürecede sanırım hiçbirzaman hazır olamayacağız.

    selamlar, saygılar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler.
      Evet gerçek bu. Bir toplum bilimden uzaklaştıkça demokrasi,den, hoşgörüden, düşünce özgürlüğünden, bağımsız düşünceden kopuyor ve bu tür bataklıklara dalması kaçınılmaz oluyor.

      Sil
  15. 2014 tahminlerinizde USD bazında GSYH 835 milyar dolar olarak yer alıyor. dolar kurunun mevcut gidişatında bu tahmininiz çok iyimser değil mi?
    2013'te nominal GSYH 1,90 ortalama kur ile 1.558 milyar TL (820 milyar USD * 1,90 TL/USD = 1558 milyar TL)
    2014 reel büyüme tahmininiz %3, 2014 enflasyon tahmininiz %7,3 o halde nominal GSYH'deki artış %10,3
    2014 nominal GSYH = 1558 X 1+(%10,3) = 1718 milyar TL
    2014 ortalama kur tahmininiz 2,225
    USD bazında GSYH = 772 milyar USD

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Biliyorsunuz GSYH USD'ye çevrilirken dolar kuru olarak ortalama kur alınıyor. Benim yılsonu kur tahminim 2,30. Ben bu tahmini yaparken asıl sıçramanın yılsonunda olacağını, ortalama kurun 2,10 dolaylarında kalacağını tahmin etmiştim. Biraz daha bekleyip tahminlerimi bu yeni duruma göre revize edeceğim.

      Sil
  16. Hep tasarruf oranlarının azlığından bahsediliyor. Katılım bankalarının artması tasarrufların daha etkin kullanımını sağlamaz mı hocam ? çünkü faiz baskısı düşürebilir diye düşünüyorum. Faiz baskısı azalırsa yani paranın kârı stabil kalırsa tasarruf ve yatırımlar daha etkin olmaz mı??

    Saygılar hocam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Nasıl olsun ki? İnsanlar kullanımını başkasına verecekleri tasarrufu niçin yapsınlar? Sonuçta katılım bankalarının katılım payı, kar marjı, kira bedeli adıyla verdikleri şey faizden farklı mı?

      Sil
  17. Hocam yazınız için teşekkürler

    Dolar kurunun bu derece artması hükümet için iyi oluyor zannımca bu kadar olay dönerken çıkıp diyecekler biz cari açığı düşürdük bize düşen de alkışlamak olacak ne güzel düşürdüler diye ama mesele bu değil bunun nasıl finanse edildiği olmamalı mı ?. Senin MB senin müdahalelerinden dolayı faizi zamanında artıramadı bile bazılar buna lobi der bazıları fobi herneyse. Tamam bu süre içinde cari açık düştü ama kalıcı bir düşüş değil ki sen yapılması gereken reformları yapmazken cari açığı kur artışıyla düşürmüşsün ne fayda! ayrıca cari açığın kur dolayısıyla düşmesi ülkenin aleyhine olması gerektiğini düşünüyorum. Biz ki ihracatımızı bile ithalatımızla karşıladığmız için kur artacak ithalat azalacak üretim azalacak işsizlik artacak böyle devam edecek. Sizin bu konudaki görüşleriniz nedir? Şimdiden teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kur yükselmesinin yararları kadar zararları da var. Diyelim ki kur yıl ortalaması olarak 2,30 oldu. Bu durumda bizim 2013'de 823 milyar dolar olarak beklediğimiz GSYH 2014'de 795 milyar dolara düşer. Dış borçlarımız (dolar üzerinden olduğu için) GSYH'ya oranı artar. Kişi başına gelirimiz düşer.
      2014 zor bir yıl.

      Sil
  18. Mahfi bey çok teşekkürler yazınız için.
    Size yakışan çok açık ve net bir yazı.
    Sizden bilimadamı kimliğinize ters yazılar yazmanızı bekliyenlere lütfen kulak asmayınız.
    Bu ülkenin hiç olmadığı kadar gerçeklere ve sizin gibi tarafsız ,dürüst ve çalışkan insanlara ihtiyacı var.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. Elden geldiğince, aklım erdiğince bu çizgiyi korumaya uğraşıyorum.

      Sil
  19. Saygılar Hocam,

    Yukarıda ülkemizin yapısal reformları gerçekleştirmede tarihi bir fırsatı kaçırdığını ifade ettiniz. Reel sektörde özellikle ihraç ettiğimiz emek yoğun mal ve hizmet profilini değiştiremediğimiz için asıl tarihi fırsatı burada kaçırdığımız tezine ilişkin düşünceleriniz nelerdir. Malumuzunuz teknoloji yoğun ve yüksek katma değerli bir üretim yapısına geçmediğimiz sürece ihracat yoluyla elde etmemiz gereken finansman ihtiyacını mali sektörden gelecek volatil ve konjunktura göre hareket eden sıcak para ile karşılamaya çalışıyoruz. Bu da bizi kriz durumlarında açık pozisyonda kalmamıza neden oluyor. Elbette bir Çin'in veya Güney Kore'nin başardığını kısa vadede başarmak mümkün görünmüyor. Ayrıca bu alanda insan kaynağının da yetersiz olduğu bir ülkeyiz. Bu alanda gerekli atılım yapılmadığı sürece kaderi hep bu FED'in varlık alımı artırma/azaltma kararlarına bağlı bir ekonomimiz mi olacak?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu söylediğiniz yani reel sektörde ihraç edilen emek yoğun mal ve hizmet profilini değiştirme meselesi de yapısal reform tanımı içine giren bir konu. Bunu başarabilmek için ar-ge yi artırmak ama onu da yapabilmek için konulara bilimsel yaklaşımlar yapmak gerekiyor. PİSA ölçümlerinde uzakdoğulular bilim değerlenmelerinde en üst sıralarda yer alırken Türkiye çok gerilerde bulunuyor. Niçin? Çünkü bizdeki eğitim bilimsel değil. Analitik düşünceye dayalı değil. Öyle olunca bilimsel bakış, yaratıcılık gelişmiyor. AR-GE gelişmiyor ve yapısal refoırmlar da becerilemiyor.

      Sil
    2. Hocam Merhaba. 2003-2013 yılları arasında SGP'ye göre dolar TL kurunu hesaplamam gerekir? Bu konuda ilgili yazınızı okudum fakat bu soruyu yinede çözemedim.bu konuda yardımcı olursanız çok sevinirim.Teşekkürler.

      Sil
    3. Bu konuda çeşitli ölçüleri kullanarak yapılmış bazı yıllara ait hesaplar var ama açıkçası böyle bir seri var mı bilmiyorum.

      Sil
  20. Sayın Hocam;

    "2014 Beklentileri" yazınıza bir senaryo atmış, olabilirliğini sormuştum ve siz olabileceğini belirtmiştiniz. Üzerine bu yazı gelince taşlar iyice yerine oturdu. Görüşlerinizi paylaştığınız için çok teşekkür ederim. Saygılarımla..

    YanıtlaSil
  21. Hocam, önümüzdeki 6 ay için benim öngördüğüm bir senaryo var :
    Önce DOLAR/TL 2.50 olur - faizler % 20 ye çıkar - borsa 40 bine iner. Birkaç inşaat şirketi iflas eder - projeler TOKİ' ye devrolur.
    Sonra Türk halkı vergileriyle zararı öder. - Müteahitler kurtulur - İMF den borç alınır - sıcak para geri döner.
    Sanki bu senaryonun başka versiyonunu 2001 de yaşamıştık ...
    yani it ürür kervan yürür
    Sizce bu senaryonun gerçekleşme olasılığı yüzde kaçtır ve sebebini de bir cümlede olsa açıklarsanız çok sevinirim.
    iyi çalışmalar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok kötümser bir senaryo. Umarım gerçekleşme olasılığı yoktur. Çünkü bu senaryo zenginin kaybetmesine yol açarsa da asıl kaybeden her zaman dar gelirli olur biliyorsunuz. Ne var ki bu kadar uzlaşma kültüründen uzaklaşmış, bu kadar hoşgörüsüz bir toplumda bu olasılıklar hiç olmayacak şeyler de değil.

      Sil
  22. Hocam merhaba fed in tahvil alimini azaltmasi piyasalarda nasil sonuclar doguruyor aciklayabilir misiniz

    YanıtlaSil
  23. Hocam merhaba fed in tahvil alimini azaltmasi veya arttirmasi dunyada ve ulkemizde nasil yorumlanabilir sonuclari nelerdir bilgi verebilir misiniz

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bunu bu blogda bir kaç kez yazdım.

      Sil
  24. Hocam enflasyon hakkinda birsey sormak istiyorum.cesitli muhalif gazetelerde ve internette enflasyonda sepeti degistirerek hile yapildigi iddaalarina rastgeldim.Simdi para teorisine gore m.v=p.y den basilan para enflasyon milli gelir ve dolasim hizi iliskisini anliyoruz.milli gelir biliniyor emisyon biliniyor dolasim hizi biliniyor ise enflasyon ortaya cikar.Eger enflasyonda buyuk capli hile yapilsaydi milli gelir artisindan ortaya cikmaz miydi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dolanım hızı ötekilerden hesaplandığı için mv=pq denkleminin bir totolojiden ibaret olduğunu öne süren iktisatçılar çoğunlukta. Dolayısıyla bu denklem sadece işin teorik yönünü anlatmakta işe yarıyor.
      Enflasyon hesaplamasında hile yapıldığını öne sürenler örneğin gıda ve alkolsüz içeceklerin sepettek ağırlığının azaltıldığını, fiyatı hızlı artan mal ve hizmetlerin ağırlıklarının düşürülfdğünü, mevsimsel etkilerin giderilmesi amacıyla ortaya çıkan bezı yeni düzenlemelerin enflasyon etkisini azaltmaya yönelik olduğunu öne sürüyorlar. Haklı oldukları yönler var.

      Sil
  25. Sevgili hocam yazınız için cok aydınlatıcı oldu emeğinize sağlık.
    Bir sorum olacak; Merkez Bankası ne kadarlik bir $ satımında bulunup kurun ateşini söndurmesi gerekir ya da bu şu an için gerekli midir? Ayrıca satış politikası sürdürülebilir bir politika midir, sınırı nedir?
    Saygılarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler.
      MB, doların ateşini söndüremez. İstediği kadar satış yapsın risklerin bu kadar büyüdüğü bir ekonomide bırakın yabancıları yerliler bile dolar talep etmeye başlar.
      Dövize müdahale güncel ve gelip geçici bazı olayların etkilerini bastırmakta işe yarar, ondan ötesi anlamsız bir müdahale olur. Bir sürahi suyla yanan bir binayı söndürme çabası gibidir. Zaten bizim MB'nin dövize müdahalede milyarlarca dolar sattığı halde hiçbir sonuç alamaması bunu bize net olarak gösteriyor.

      Sil
  26. Hocam hazine adlı kitabınızda bir yer kafama takıldı; ''hazine borçlanmasının genelde iki amacı olduğu söylenilir.bunlardan ilki ödemeler ödemeler dengesinin finansmanı ikinciside belirli projelerin yürütülmesi için gerekli olan dış kaynağın sağlanmasıdır '' diye belirtiyorsunuz .
    1) hocam yani şunu anlasam yanılırmıyım ;Türkiye belirli proje gerçekleştirirken bu projede kullanmak istediği malları Türkiye üretmiyorsa dışardan almak zorunda kalacak ve bunun içinde borçlanmak durumunda kalacak yani borçlanmanın bir sebebi cari açığını finanse etmektir diyebilirmiyiz ?
    2) hocam kitabınızda borçlanmanın bir amacınında belirli projelerin yürütülmesi için gerekli olan dış kaynağın sağlanmasıdır diyorsunuz .hocam belirli projeleri gerçekleştirmek için dışardan borçlandığımızda bu paranın bir kısmını merkez bankası vasıtasıyla tl ye çevirerek içerde proje için kullanıyoruz bir kısmınıda proje için dışardan mal ve hizmet getirtmek için mi kullanıyoruz desem yanılırmıyım ? Yoksa proje için borçlanılan paranın hepsini içeride tl ye çevrilip kullanılacağına hepsi dışardan mal ve hizmet alımında mı kullanılacaktır ?burasını açıklarsanız sevinirim hocam ben yanlış mı düşünüyorum bilmiyorum ama içerde proje gerçekleşirken gerek işçilerin parası olsun gereksede proje için alınacak bazı mallar türkiye içinden alınacağına göre bularında ödemesi tl ile olacağına göre dışardan alınan borcun bir kısmı içerde kullanılmak üzere tl ye çevrilebilir diye düşünüyorum yanlışım varsa düzeltirseniz sevinirim .
    3) hocam 2 ile bağlantılı olarak dışardan borçlanma yaptığımızda bu borçlanılan paranın bir kısmı proje için kullanılmak üzere merkez bankası tarafından tl ye çevrildiğinde piyasada tl olarak para arzı artmış olmuyor mu? Bu enflasyonist bir baskı oluşturmaz mı ? Yoksa merkez bankası bankalara döviz satarak piyasaya fazladan çıkmış olan tl yi çekme yoluna gidiyor mu? Açıklarsanız çok memun olurum

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. (1) Cari açığın finansmanı daha çok ilk amaca yani ödemeler dengesi açığının finansmanına yöneliktir. Projelere yönelik borçlanma ise daha çok bütçe amaçlıdır.
      (2) Evet aynen öyle. Bir kısmı TL ihtiyacı için bir kısmı da dışarıdan dövizle mal almak için kullanılıyor.
      (3) TCMB bu yolla piyasaya verdiği parayı APİ yoluyla geri çekebilir ve enflasyonist baskıyı azaltabilir.

      Sil
  27. Merhaba . Ekonomi bilgimi artırmak istiyorum . O yüzden sizin kolay ekonomi adlı kitabı aldim okuyorum simdi . Bu kitaptan sonra hangi kitaplari sirasyla okumami onerirsiniz ? Onerdiklerinizi alıp okuyacağım. Teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu blogdaki yazılarım ve kitaplarım bölümünde kitaplarım için önerdiğim okunma sıraları var. Oraya bakarsanız kendinize en uygun olan sırayı kendiniz seçebilirsiniz.

      Sil
  28. Selamlar sayin hocam. Konuyla ilgisiz ama alakali konuya yazmama ragmen konu eski oldugu icin cevap alamadim ve buraya yazmak zorunda kaldim. Birkac gun once bulabildigim butun ekonomi kitaplarinizi siparis ettim fakat 'Kolay Ekonomi' kitabinizi hicbiryerde bulamadim. Ilk olarakda ondan baslamayi planliyordum. Nasil bulacagim konusunda bana yardimci olabilir misiniz ? Son olarakta mulakatlara hazirlanan biri olarak okumam gereken sirayi soyler misiniz ? Bunlar disinda ozellikle mulakat icin tavsiye edeceginiz kitaplar var mi ? ( Yukarida bahsi gecenler disinda ). Saygilar. Selametle...
    Tolga SARICAN

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Buna cevap vermiştim ama bir daha yazayım. Kolay Ekonomi tükenmiş durumda. Yeniden basılıyor, bir süre sonra kitapçılara çıkacak. Kitaplarımın okunma sırası için bu blogdaki yazılar ve kitaplar bölümünde önerilerim var. Mülakat için kitaptan çok günlük olayları izlemenizi öneririm.

      Sil
  29. Merhabalar Mahfi Hocam;

    Öncelikle ekonomimizin genel seyri hakkında düşüncelerimi ifade ederken değerli üstadımın görüş, öneri ve eleştirilerini öğrenebilirsem çok memnun kalacağım.

    (S-I)+(T-G)=X-M eşitliğinden tasarruf -yatırım ilişkisi kopukluğu göze çarpıyor. Tasarrufların artması için; mevduata verilen faiz oranlarının artması ve milli gelirimizin de artması gerekiyor. Ancak enflasyondan dolayı yüksek pozitif reel faizlerin düşüşü ve risk ortamı elde nakit tutmanın daha rasyonel bir seçim olacağını gösteriyor. Yatırımların artması için ise; faiz oranlarının düşmesi ve beklentilerin olumlu olması gerekir ki şuan her iki koşulda da sıkıntılar var. Bütçeye değinirsek; Harcamaların gelirleri genellikle karşılayamamasından ötürü bütçe açığı vermemiz kaçınılmaz hale gelmiş. Faiz dışı fazla vermemiz borçlarımızın sürdürülebilirliğini olumlu etkilese bile, bütçe açığını finanse edebilmemiz için iç borçlanma tercihi enflasyondan dolayı zorlaşmakta, dış borçlanmada ise borç stokunu arttırarak bütçe açığını arttırmaktadır. Vergi tercihi ise dolaylı vergilerde kullanılması fiyat artışına, dolaysız vergilerde kullanılması gelir azalışına neden olarak tasarrufları ve tüketimi olumsuz etkilemektedir. İhracat ve ithalat verilerine değinirsek, İhracat; Fed kararları ve siyasi tansiyon nedenli artan döviz kuru yurtiçi mal ve hizmetleri yurtdışına kıyasla ucuz hale getirmesi sonucu ihracata olumlu yanı olsa bile net etkiyi görebilmemiz için biraz daha zamana ihtiyaç var. İthalat; Artan döviz kuru mal ve hizmetlerin özellikle enerji maliyetlerinde artışa neden olarak ithalatın daha yüksek görünmesine neden olmaktadır. Özetle (S-I)+(T-G)=X-M eşitliğinde tasarruf açığı, bütçe açığı ve nihayetinde cari açık sorunuyla karşı karşıyayız. Bu sorunları çözebilmek ve makroekonomik istikrarı temin için yapısal reformlar ve siyasi istikrar şart oldu diye düşünüyorum.

    Saygılarımla Hocam...



    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu yazdıklarınıza ekleyecek pek bir şey yok açıkçası. Bir tek şey eklemek belki mümkün: Yapısal reformları yapmak artık o kadar kolay değil. Çünkü artık iklim de uygun değil. Çünkü yapısal reformlar başlangıçta sıkıntı yaratır. O nedenle bunları ekonominin iyi ve güçlü olduğu dönemde yapmak gerekir.

      Sil
  30. HOCAM GİZLİ BİR HAYRANINIZIM YAZILARINIZI BEĞENEREK OKUYORUM. KONU DIŞI BİR ŞEY SORMAK İSTİYORUM YÖNLENDİRİRSENİZ VEYA CEVAPLARSANIZ ÇOK SEVİNİRİM. BU BIST ENDEKS HESAPLAMALARINA KAFAYI TAKTIM BAYA ARAŞTIRDIM AMA NET OLARAK BU ENDEKSLERİN NASIL HESAPLANDIĞI VE ETKENLERİNİN NELER OLDUĞUNU NET AÇIKLAYAN BİR KAYNAK BULAMADIM. ENDEKSLERE MERAK SARMAMIN SEBEBİ İSE HER GÜN GAZETELERDE VE HABERLERDE GÖRÜYORUZ BU ENDEKSLER NASIL HESAPLANIR MERAK ETTİM.

    AYRICA HOCAM BU BORSA DÜŞÜNCE OK KÖTÜ GİBİ LANSE EDİYOLAR AMA BAKTIM Kİ BORSANIN 3 TE İKİSİ YABANCILARIN ELİNDE KAYBETSELER NE OLACAK Kİ. BİR DİĞER MESELE İSE BORSANIN DÜŞMESİNİ MİLLİ SERVET GİBİ GÖREN BAZI DEVLET ADAMLARI VAR. ORTADA KAĞITLAR DOLANIYOR BU BENCE MİLLİ SERVET DEĞİL Kİ. BİR FABRİKA FAALİYETİNİ DURDURMUŞ DEĞİL VEYA FABRİKA YANMIŞ DEĞİL...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Borsa hiçbir zaman kötü bir şey değil. Kötü olan körü körüne ve bilmeden girip kısa sürede köşeyi dönme düşüncesi. Hayal kırıklıkları öyle doğuyor.
      BIST endeksleri konusunda gerçekten de doyurucu bir kaynak yok ne yazık ki.

      Sil
    2. hocam 2 sorum var
      1-) cari açık farklı kaynaklarda farklı miktarlarda gösterilmesinin sebebi nedir?
      2-) son on yılda artan ihracat ve cari açığı şöyle yorumlamak mantıklı mı?
      üretimi yapılacak ürünün hammede ve enerji fiyatları toplamı ürünün fiyatından fazla olduğu için satıştan zarar yapıyor bundan dolayı ihracat artarken ithalat yapılan enerji ve hammeden dolayı cari açık artıyor tam tersi olsaydı cari açık düşerdi ki ilki gibi düşünmek komik çünkü kimse zararına satış yapmaz ;diğer taraftan ithalat yapılan teknoloji ürünleri vs 10 yılda artan cari açığı mantıklı biçimde açıklar mı?
      teşekkürler

      Sil
    3. (1) Cari açığa asıl olarak TCMB'nin ödemeler dengesi yayınlarından bakmak gerekir. Son iki yılda altın ihracat ve ithalatında aşırı değişiklikler olduğu için bugünlerde altın dahil altın hariç şeklinde ele alınıyor fark oradan doğruyor aslı TCMB ödemeler dengesinde.
      (2) Cari açığın en önemli bölümü enerji ithalatından kaynaklanıyor. Petrol ve doğalgaz fiyatları arttıkça cari açık da yükseliyor. Eğer Türkiye enerji ithal eden bir ülke olmasaydı cari açığı 60 milyar dolar değil 5 - 6 milyar dolarla sınırlı kalırdı.

      Sil
  31. Hocam, öncelikle elinize kaleminize sağlık. Benim merak ettiğim şu. ÖTVde meydana gelen artışın enflasyona ve kurda meydana gelen artışların enflasyondaki etkisini nasıl sayısallaştırıyorsunuz. Teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler.
      ÖTV de gelen zamların hangi mallara geldiğini, bu malların TÜFE'deki ağırlıklarının ne olduğunu ve bunları ne kadar artıracağını hesaplayınca ortaya bir tahmin çıkıyor.

      Sil
  32. Sayın Hocam faydalı ve aydınlatıcı yazılarınız için çok teşekkürler... Bence ülkemizdeki en önemli sorun; toplum içi ideolojik ve siyasi ayrışmanın çok keskin bir hal almasıdır. Bu da olaylar ve durumlar karşısında tepki ve değerlendirmelerimizin ilkesel ve objektif olmasına engel olmaktadır. Bizi bilimsellikten uzaklaştırmaktadır.Bunun en güzel yansıması da meclis ve komisyonlardaki oylamalarda görülmektedir. Vekiller önerinin veya projenin ne getireceği ne götüreceğinin yerine, öneriyi bizim takım mı yaptı karşı takım mı diye bakmakta ve buna göre oy kullanmaktadır.Toplum içinde de var olan ve fanatiklik boyutunda yaşanan bu ayrışma, olay ve durum değerlendirmelerinde kendini göstermektedir.Bu ideolojik kamplaşmanın oyuncuları için bir biz vardır bir de karşı taraf. Böyle bir toplumda esas mağdur gerçekten objektif olmaya genel ilkeler doğrultusunda düşünmeye çalışanlardır.Çünkü onlar iki taraf için de karşı taraftır.Bir olayda bir tarafla ayrışırken başka bir olayda diğer tarafla ayrışabilirler.Eğer gerçekten gelişmek istiyorsak önümüzdeki en büyük set olan bu toplumsal ve siyasi sorun yıkılmalıdır.

    YanıtlaSil
  33. Hocam sizce 10binliraya sahip bir hanehalkı bunu hangi yatırım aracıyla degerlendirmelidir?

    Saygılarımla

    YanıtlaSil
  34. Çok sade anlaşılabilir bir yazı olmuş elinize sağlık .... :)

    YanıtlaSil
  35. Teknik ve anlaşılması bir hayli zor bir konu ancak bu kadar yalın ve anlaşılabilir hale getirilebilir ELLERİNİZE SAĞLIK... :)

    YanıtlaSil
  36. teşekkürler hocamm kaleminize sağlık..

    YanıtlaSil
  37. Hocam yazılarınızda kısaltma kullandığınızda (CDS primleri gibi ) bir defaya mahsus açıklamasını da yazabilir misiniz? Teşekkürler.

    YanıtlaSil
  38. Saygılar Hocam.
    Dünyada petrol fiyatlarında çok ciddi bir azalış yaşanırken ülkemizde neden çok sınırlı miktarda azalıyor. bunun sebepleri neler olabilir?

    YanıtlaSil
  39. Yıl 24.10.2016 oldu hocam tahminleriniz tutuyor yeri geldikçe söylediğiniz yapısal reformlardan hala kaçınılıyor ve gereksiz şekilde uzatılan ohal dönemi ve insanları meydana çağırmalar ve büyük şehirlerde bu süre zarfında yiyecek içecek ulaşımın ücretsiz olması boşa giden para korkutulan dış yatırımcı ve piyasayı etkileyen kötü bir zaman olarak geride kaldı ve yapısal reformlar hala çok uzakta gibi görünüyor döviz ve işsizlik gittikçe artıyor çözümler hep geçici .

    YanıtlaSil
  40. hocam maliye son sınıfım rica etsem tez konusu önerebilir misiniz ? şimdiden teşekkür ederim

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...