9 Şubat 2014 Pazar

Dış Borç Dengesi Yeniden Kuruluyor

Borç verilebilir fonlar piyasasını iki ayrı piyasa olarak düşünmek gerekir: İlki iç piyasa bir başka deyişle yurtiçi borç verilebilir fonlar piyasası, ikincisi, dış piyasa bir başka ifadeyle yabancı kaynak kullanımı piyasası. Her ülkenin yurtiçi borç verilebilir fonlar piyasası kendi özel durumunu ifade eder. Ama yabancı kaynak kullanımı piyasası çok daha genel bir durumu gösterir. Çeşitli ülkelerdeki tasarruf fazlalarını daha yüksek faiz öneren ülkelere yönlendiren ve bu yolla müşterilerine daha yüksek faiz getirisi sağlayan kuruluşlar vardır. Bu kuruluşlar risk ve getiri dengesi kurarak ellerindeki fonları çeşitli gelişme yolundaki ülkelere yatırırlar. Riskin az, getirinin yüksek olduğu ülkelere yönlendirilen kaynak miktarı doğal olarak daha fazladır. Yabancı yatırımcıların en fazla dikkat ettiği riskler; siyasal riskler, kur riski, dış borç riski olarak sıralanabilir.

Türkiye ekonomisinin dış kaynak ihtiyacı açısından piyasaya baktığımızda 22 Mayıs 2013’de Fed’in tahvil alımını azaltma kararı öncesinde denge şöyle oluşuyordu. 


Türkiye’ye yönelik Dış Borç Arzı (DBA) eğrisi ile Türkiye’nin dış piyasaya yönelik Dış Borç Talebi (DBT) eğrisinin kesiştiği 1 numaralı noktada 0f1 faiz oranından 0m1 kadar dış borç veriliyor ve alınıyordu.  

Fed’in 22 Mayıs 2013’de tahvil alımı programında azaltmaya gideceğini açıklamasından sonra gelişmiş ekonomilerden gelişme yolundaki ekonomilere giden fon akımlarında azalma başladı. Bunun, gelişmiş ülkelerde faizlerin ileride artacağı beklentisinin güçlenmesi, gelişme yolundaki ekonomilerde siyasal risklerde artışlar, kur değişiklikleri gibi çeşitli nedenleri var. Gelişme yolundaki ülkeler artan risklerini dengeleyerek yabancı kaynak çekebilmek için faizlerini artırmak zorunda kaldılar. 

Bu sayılanlara ek olarak Türkiye’de ek siyasal risk artışları yaşandı. Gezi olayları, Suriye ve Mısır konusunda gelişmiş ülkelerin görüşlerine ters düşen yaklaşımlar, yolsuzluk iddiaları, yargı bağımsızlığını zedeleyen düzenlemeler, Merkez Bankası’nın faiz artırımında geç kalması Türkiye’deki ek risk artışlarının başlıca örnekleri olarak sıralanabilir. Risk artışlarının sonuçlarını da kurlardaki, CDS primlerindeki hızlı yükselişten ve borsadaki düşüşten izlemek mümkün.

Bütün bu gelişmelerin sonucunda görünüm değişti. Bu gelişmeleri bir şekil yardımıyla anlatmaya çalışayım.


22 Mayıs 2013’de Fed’in tahvil alımını azaltma kararı öncesinde Türkiye’ye yönelik Dış Borç Arzı (DBA1) eğrisi ile Türkiye’nin dışarıya yönelik Dış Borç Talebi (DBT) eğrisinin kesiştiği 1 numaralı noktada 0f1 faiz oranından 0m1 kadar dış borç veriliyor ve alınıyordu. Fed’in bu kararı ve sonrasında yaşanan yukarıda özetlediğim çeşitli gelişmeler sonucunda Türkiye’ye yönelik Dış Borç Arzı (DBA1) eğrisi, arzda yaşanan azalmayı gösterecek biçimde, sola kaydı ve (DBA2) konumuna geçti. Türkiye’nin dış borç talebinde bir azalma söz konusu olmamıştı. Bu durumda arz yetersiz kalmaya başladı. Merkez Bankası faizi artırarak bankaları daha yüksek faize itmediği ve dışarıya güvence vermediği için denge geçici olarak 2 numaralı noktada oluştu. Bu noktada faiz 0f1 ve dış borç olarak alınıp verilen miktar 0m2 idi. Bu miktar Türkiye’nin dış kaynak ihtiyacını karşılamıyordu. Dış kaynak girişindeki düşüş, diğer risklerdeki artışla birleşince TL’nin değer kaybetmesi hızlanmaya başladı.

28 Ocak 2014’de Merkez Bankası faizi artırmakla yükselen risklere karşı daha yüksek bedel ödeneceğini açıklamış oldu. Bu faiz artırımından sonra faiz düzeyinin 0f1’den 0f2’ye çıkmasıyla dış borç olarak alınan miktar da 0m2’den 0m3’e arttı. Bu durumda yeni denge noktası 3 numaralı denge noktası oldu. 3 numaralı denge noktasında daha yüksek faiz ödeniyor, 1 numaralı dengeye göre daha düşük, 2 numaralı dengeye göre daha yüksek miktarda dış borç alınabiliyor.

Dış borç arzında bu değişmeler olurken Türkiye’nin dış borç talebinde bir değişiklik olmadığı için karşımızda şu kritik soru duruyor: Dış borç arzı daraldığına göre Türkiye, dış borç talebini nasıl karşılayacak? Bu sorunun yanıtı üç boyutlu: (1) Dış borç talebini düşürecek, (2) Riskleri azaltacak, (3) Daha yüksek faiz ödeyecek. Ya da bunların hepsini bir arada hayata geçirecek.

Bu seçenekleri değerlendirelim: (1) Vadesi gelen borçlarını ödemezlik etmeyeceğine göre,  Türkiye’nin dış borç talebini düşürmesi demek cari açığını ciddi biçimde düşürmesi demek. Bu da büyümenin düşmesi anlamına geliyor. Bir yılda üç seçim yaşayacak olan bir siyasal iktidar bunu göze alabilir mi? Zor görünüyor. Ancak çaresizlik halinde bu durum kabul edilebilir. (2) Türkiye’nin riskleri azaltması mümkün mü? Şu ana kadar sergilenen yaklaşım bunun çok kolay olmadığını gösteriyor. Riskler ekonominin dışına taşmış ve siyasal risklere dönüşmüş durumda. Siyasal riskleri azaltacak bir yumuşama belirtisi henüz ortada görünmüyor. Bunlara dış basının giderek artan olumsuz yorumları da eklenmiş durumda. Türkiye’nin görünümü, dışarıda giderek olumsuz bir hal alıyor. (3) Daha yüksek faize geçmek mümkün mü? Hükümetin faizi artırmaya karşı olumsuz tavrı açık şekilde biliniyor. Merkez Bankası’nın son faiz artırım kararının gecikmeyle alınmasının bir nedeni de bu olumsuz tavır. Buna karşılık ki ilk iki seçenek devreye giremezse dış kaynak çekmek zorunda olan ekonomide kaçınılmaz olarak faizlerin artacağı bir evreye giriyoruz demektir.

2014 yılı Türkiye için çok zor bir yıl olacak. Her atılması planlanan adımdan önce kırk katır mı kırk satır mı sorusunun yanıtını arayacağız. S&P’nin reyting notundaki ‘durağan görünümü’ ‘negatif görünüm’e çevirmiş olması da dış kaynakları yönlendirenler açısından risk algılamasını artıran bir unsur oldu. Öteki reyting kuruluşlarının (Moody’s ve Fitch) reyting notları, S&P’nin notunun üzerinde (yatırım eşiği noktasında) olduğu için onların bu tür bir değişiklik yapmaları çok daha bozucu bir etki yaratabilir. Ne yazık ki gidişimiz o yöndedir.

2005 – 2008 arasında, ekonomi yolunda gider görünürken girişmediğimiz yapısal reformlar bugün başımızın belası olarak karşımızda duruyor.   



35 yorum:

  1. hocam yabancının almış olduğu bizim devlet tahvilleri ödemeler bilançosunda hangi kalem altında yer alır? dolaylı yatırımlar altında mıdır? ve yine hocam borsadan yabancıların hisse senetleri alması ödemeler bilançosunda nerede yer alır. saygılar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yabancıların satın aldığı Devlet Tahvilleri, Ödemeler Dengesinde (ödemeler bilançosu sözü doğru değil çünkü bu bilanço değil, onun için ödemeler dengesi deyimini kullanın) Sermeye ve Finans Hesapları dengesi içindeki Finans Hesapları / Portföy Yatırımları / Yükümlülükler / Borç Senetleri / Genel Hükümet başlığı altında yer alır.
      Yabancıların borsadan satın aldığı hisse senetleri ise Ödemeler Dengesinde Sermeye ve Finans Hesapları dengesi içindeki Finans Hesapları / Portföy Yatırımları / Yükümlülükler / Hisse Senetleri başlığı altında yer alır.

      Sil
    2. hocam peki gsyih hesaplanırken =c+ı+g+x-m denklemındekı yatırımlarda dogrudan yatırımlar ve portfoy yatırımları mı yer alır yoksa sadece dogrudan yatırımlar mı yer alır

      Sil
  2. Hocam mükemmel bir yazıyla selamladınız bizi bugün çok teşekkür ederim.
    sonuçta var olan durumda 220 milyar dolarlık bir giriş olmalı piyasaya ki, ancak işlerimizi döndürebilelim. Ama görünüşe bakıldığında bunu gerçekleştirmek için var olan faiz seviyeleri yeterli değil. Aslında kelimelerin anlatamadığı onca şeyi bir grafik ne de güzel anlatabiliyor.
    Peki hocam; bu kadar ülkelerin birbirleriyle etkileşiminin üst noktada olduğu seviyede, Amerika'da her ekonomik bir veri açıklandığında etkilerinin ilk ülkemiz gibi gelişen piyasalarda göstermesi, bir neden sonuç ilişkisi mi yoksa bir tesadüf mü ? Dünyanın ekonomik, siyasal vb. alanlarında koruyucu jandarmalığına soyunan ABD'nin bir verisine göre burada ezilip büzülüyor olmamız ne kadar doğru ? bunu öğrenmek istiyorum aslında. Ekonomik anlamda kendi icraatlarımızla büyümek gelişebilmek hayal mi ?
    Teşekkür ederim güzel yazınız için. Mutlu pazarlar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler. Pazar günü için ağır bir yazı. Aslında pazar günleri farklı şeyler yazmak istiyorum ama konjonktür izin vermiyor çoğu kez.
      220 milyar doların bir bölümünün bulunması o kadar sorunlu değil. Örneğin bankaların sendikasyon kredileri var. Bu borçları veren yabancı bankalar bu bankalarla sürekli karşılıklı iş yaptıkları için bu kredileri yenilerler. Üstelik faiz de yükselmiş durumda. Bunlar doğrudan dövizle borç verdiği için kur riski de onların değil alan bankanın sırtında. Dolayısıyla onlarda büyük sorun olmaz. Reel kesimdeki satıcı kredileri de aynı durumda. Adam malını satabilmek için kredi veriyor. Bunu dövizle verdiği için sorun onda değil alan bizim şirkette. Bunlar yenilenir. Ama tahvil, hisse senedi, mevduat gibi girişler dövizden TL'ye dönülerek yapıldığı için kolay değil. Çünkü bu borcu veren yabancı kur riskini üstlenmiş oluyor. Bu ortamda bu çok kolay değil.
      Küresel sistem sermaye hareketlerini sonuna kadar serbest bırakınca bütün ülkeler bileşik kaplar gibi oldu. ABD, tek başına bu sistemin dörtte birini oluşturuyor ve dolar da küresel sistemin parası olarak işlem görüyor (euro henüz o düzeye çıkamadı) Bu durumda sistemin ABD'deki gelişmelerden etkilenmemesi mümkün değil. ABD ekonomisi kötüye giderse ürettiği malın çoğunu buraya satan Çin de kötüye gidebiliyor, ABD li yatırımcıların paralarını çekmeleriyle Hindistan da Türkiye de kötüye gidebiliyor.
      Kendi dışımızdaki olaylardan etkilenmeden yaşamak mümkün değil bu küresel sistemde. Ama bunu en aza indirmek mümkün. Onun da yolu (artık gına gelmiştir size de çünkü bana geldi) yapısal reformları yapıp ekonomiyi güçlendirmekten geçiyor.

      Sil
  3. hocam fed parasal hedefleme mi kullanıyor yoksa bizim gibi faiz hedeflemesi mi? saygılar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bizim MB enflasyon hedeflemesi yapıyor. Fed'in böyle net bir hedefi yok işsizlikle büyüme ve enflasyon ilişkisine birlikte bakıp ona göre karar alıyor.

      Sil
  4. Hocam merhabalar. 4. bir seçenek var. 3. seçenekteki faiz artırımına gidilip büyümedeki sert düşüşü, işsizliği, ihracattaki azalışı; kısaca ekonomideki her olumsuzluğu Merkez Bankası'na bağlamak. Yeni günah keçisi Erdem Başçı olabilir. Bunun not düşüşleri getireceği aşikar; ama gelen yabancıya 'dur' demekle kalmaz, buradakine de 'e gideyim ben artık' dedirtir.

    Nakavt olmaya yakın bir boksörün düşündüğü tek şey yenilmemektir hocam. Burnu kırılsa da, gözü çıksa da 'kazanma hırsı' her şeyin üstünde olacaktir. En sonunda da sağlam bir organı kalmayınca çürüyecektir. Tabi içinde bizi de zehirleyerek.

    Son raunda çıkan bir boksör Merkez Bankası'nı düşünür mü hocam?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir oyuna girmişseniz oradaki oyuncak olmamanız gerekir.

      Sil
  5. 2008 Ekim'de ABD de patlayan ve "housing bubble" , "junk paper" gibi terimlerle anlatılmak istenen finansal krize ABD finans çevrelerinin ve FED'in bulduğu çözüm bir tür parasal genişleme olan "quantitative easing" programları idi.

    QE1 : Kasım 2008 de başladı Mart 2010 da bitti. Tutar : 2.1 trilyon dolar
    QE2 : Kasım 2010 da başladı Haziran 2011 de bitti . Tutar : 0.6 trilyon dolar.
    QE3 : Eylül 2012 de başladı Eylül 2014 de bitecek (tahmini) . Tutar : 0.8 trilyon dolar.

    Yani QE1 , QE2, QE3 programları sırasında FED piyasaya yaklaşık olarak 4 trilyon dolar verdi.
    Bu miktarın bir kısmı bizim gibi gelişmekte olan ülkelere ucuz , çok ucuz para olarak adeta gökten yağdı.
    Hesabı çok zor olmasa gerek ama bu süreçde Türkiye'ye giren paranın da 100 milyar dolar civarında olması tahmin edilebilir.

    Gelelim işin ilginç kısmına.
    Kriz bittikten sonra ve işler normale döndükten sonra , ister misiniz bir tartışma başlasın.

    Gelişmekte olan ülkelere yağan bu çok ucuz dolarla , bu ülkeler bu süreçte ne yaptılar ?

    Kimi belki "ihracatı arttırmanın çaresine baktım" diyecek.
    Kimi belki "eğitim sorununu kökten çözmeye baktım" diyecek.
    Kimi belki "tarımsal reformları yaptım" diyecek.

    Oysa Türkiye ne yaptı ?
    İNŞAAT.
    Sadece İNŞAAT.

    Oysa bu parayla eğitim sorunu veya sağlık sorunu kökten çözülemez miydi ?
    Hayır.
    Sadece İNŞAAT.

    Son 10 yılın 2 temel özelliği, siyasi istikrar (!) ve ucuz yabancı sermaye idi.
    Bu 2 unsuru doğru kullanarak Türkiye, sosyal kalkınma açısından bir Norveç olamasa da Norveç olma yoluna girebilirdi.
    Ama olmadı.
    Yazık oldu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet siz benim soyutlayarak yapısal reform dediğim şeyi somuta getirmişsiniz. Aynen böyle oldu ne yazık ki. Kısa yoldan ve sanal olarak büyümeyi yapıyı sağlamlaştırarak büyümeye tercih ettik.

      Sil
  6. Hocam yazınızdaki ikinci grafikle ilgili kafama takılan bir husus var. verilere baktığımızda yazınızda bahsedilen (2) numaralı noktada herhangi bir denge oluşmamış gibi gözüküyor. denge doğrudan (3) numaralı noktada oluşmuş. 22 Mayıs haftasında 3 ay vadeli mevduatın faizi %6,3 imiş. FED kararından sonra TCMB'nin faizleri 75 baz puan artırdığı 24 Temmuz haftasına kadar mevduat faizi piyasa şartlarına bağlı olarak %7,8'e çıkmış. 21 Ağustos'taki 50 baz puan artıştan önce de %8,5'e yükselmiş. yani TCMB piyasayı takip etmiş. faizler TCMB faiz artırdığı için değil piyasa şartlarına bağlı olarak yükselmiş gibi. ve bu dönemde TL mevduat faizleri 2 puanın üzerinde artmasına rağmen TL dolar karşısında %7 değer kaybetmiş.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet haklısınız ben de 2 numaralı dengeyi o nedenle geçici denge hali olarak tanımladım.

      Sil
  7. Hocam Türkiye'nin bu dönemde gerek siyasal risklerinden gereksede ekonomik risklerinden dolayı eskisi kadar yani kabaca 55milyar$ kadar cari açık veremeyeceği savunuluyor . Bunun gerekçesini şu şekilde izah etsem yanılırmıyım ; gerek dışarda ki faizlerin yükselmesi gereksede içeride döviz arzının azalmasından dolayı kurların yükselmesi maliyetleri artırmıştır.ekonomi yeni bir yerde ve maliyeti yüksek bir yerde dengeye geldiğinden bu maliyet artışını bireylerin sineye çekmesi zor olduğundan bu gerekçeyle cari açık azalacaktır diye düşünüyorum eksik varsa düzeltirseniz sevinirim
    2) yani hocam eskisi kadar cari açık verilemez denmesinin sebebi ; biz bankaya tl yi yatırırız fakat banka bana gelen sermaye akımı durdu diye ithalatı gerçekleştirmez diye düşünmemeliyiz değil mi ? Sonuçta banka döviz talebini karşılayamıyorsa esnek kur sisteminde olduğumuzdan kuru yükseltir bu durumda da maliyete katlanamıyorsa kendisi vazgeçer ithalattan diyebilirmiyz ? Yani kısaca banka böyle bir şey diyemez değil mi
    3)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 1. Doğru söylüyorsunuz ama cari açığın yüzde doksanı petrol ve doğal fazdan oluşuyorsa cari açığın fazla da düşme şansı yoktur.
      2. Banka bunu demez sadece kur yükselir ve yükseldikçe siz ithalatı azaltırsınız.

      Sil
  8. Hocam piyasada çok fazla tazin olması biraz kafaları karıştırıyor .şimdi hocam repo faizi, gecelik borç alma verme faizi , likidite penceresi benim bildiğim kadarıyla bunlar banka ile merkez bankası arasında gerçekleşen işlemlere uygulanan faizler yani bir yabancı parasını buraya getirdiğinde bu faizlerden yararlanmaz diye biliyorum . Merkez bankasının faiz artırımıyla gerek kredi faizlerinde gereksede mevduat faizlerinde artışlar bekleniyor ve birde faizlerin birlikte hareket etmesinden dolayı gösterge faiz de artışlar bekleniyor .
    Hocam bı faiz artırımı yabancı yatırımcıyı çekebilmek açısından olumlu olduğu ileri sürülüyor yani hocam benim anladığım yabancı merkez bankasının son faiz artırımıyla eskisinden daha fazla mevduat faizi alacak ve tahvil faizi biraz daha yüksek olacak .yabancı yatırımcının mevduat faizinin ve tahvil faizinin artacağından mı ülkemize hücüm etmesi bekleniyor ? Burasını açarsanız çok sevinirim
    Yani merkez bankasının faiz artırımı hangi faizleri etkiliyorda yabancılar bunun için bize fon getirecekler ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu blogda faizle ilgili ve etkisiyle ilgili yazılar var. Bu Blogda Arama kutusuna faiz yazarsanız hepsini görebilirsiniz.

      Sil
  9. sayın hocam sanırım gozunuzden kactı . gsyih hesaplanırken =c+ı+g+x-m denklemındekı yatırımlarda dogrudan yatırımlar ve portfoy yatırımları mı yer alır yoksa sadece dogrudan yatırımlar mı yer alır.saygılar hocam

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. GSYH hesaplanırken yatırım grubunda yapılan harcamalar dikkate alınır. Potföy yatırımı o anlamda yatırım sayılmaz.

      Sil
  10. Tek kelimeyle harikasınız. Sizin yazılarınızı içtenlikle takip ediyorum. Bilip de yazmayan kalemler utansın. Saygılarımla
    Ali Göksu

    YanıtlaSil
  11. Sn. Egilmez

    Grafiklerle desteklenerek yapmis oldugunuz aciklamalar gayet net ve anlasilir. Ben Turkiye ekonomisinin ve finans piyasalarinin disa acikligini dusunerek nacizane bir bakis acisi daha getirmek isterim musadenizle. Zor olacagini simdien kabul ederek, diger gelismekte olan ulke ekonomilerini de risk boyutu ile bu grafiklerde ucuncu bir boyut olarak eklemek sizce nasil olurdu?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok iyi olurdu ama zorlukları var.

      Sil
  12. Hocam Türkiye'nin bu dönemde gerek siyasal risklerinden gereksede ekonomik risklerinden dolayı eskisi kadar yani kabaca 55milyar$ kadar cari açık veremeyeceği savunuluyor . Bunun gerekçesini şu şekilde izah etsem yanılırmıyım ; gerek dışarda ki faizlerin yükselmesi gereksede içeride döviz arzının azalmasından dolayı kurların yükselmesi maliyetleri artırmıştır.ekonomi yeni bir yerde ve maliyeti yüksek bir yerde dengeye geldiğinden bu maliyet artışını bireylerin sineye çekmesi zor olduğundan bu gerekçeyle cari açık azalacaktır diye düşünüyorum eksik varsa düzeltirseniz sevinirim
    2) yani hocam eskisi kadar cari açık verilemez denmesinin sebebi ; biz bankaya tl yi yatırırız fakat banka bana gelen sermaye akımı durdu diye ithalatı gerçekleştirmez diye düşünmemeliyiz değil mi ? Sonuçta banka döviz talebini karşılayamıyorsa esnek kur sisteminde olduğumuzdan kuru yükseltir bu durumda da maliyete katlanamıyorsa kendisi vazgeçer ithalattan diyebilirmiyz ? Yani kısaca banka böyle bir şey diyemez değil mi

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. (1) Türkiye'nin eskisi kadar cari açık veremeyeceği doğru. Ama yine de yüksek cari açık verecek. Çünkü açığın önemli bir bölümü petrol, doğal gaz gibi enerji ithalatından kaynaklanıyor. Bunları almadan ne üretim yapmamız ne de ısınmak gibi ulaşım gibi işleri yapmamız mümkün. Dolayısıyla en azından bunları alacağız ve yine önemli miktarda cari açık vereceğiz.
      (2) Kur yükselir ve o yüksek kurdan döviz talep edenler talep ettiği dövizi bulur. 1979'da döviz bulunmamasının nedeni sabit kur yönteminin varlığıydı. Yani kur yükselemediği için kimse ucuz fiyattan döviz satmak istemiyor, arayanlar da bulamıyordu. Ardından devalüasyon yapılınca olay çözüldü.

      Sil
  13. Merhaba hocam yazınız için teşekkürler. Pazar günü için zor bir yazı olmuş, Son 4 senedir bizde kuraklık yoktu hatırımda kalan Avrupa ve özellikle Almanya da kuraklığın zirve yaptığı yıllar oldu. Bu sene böyle devam ederse Türkiye'de kuraklık olur Avrupa'da ve Amerika'da yağışlar mevsim normalleri üzerinde! Sıcak para da yağışları takip ediyor gibi :) İyi hasat alamaması giderleri artan çiftçiyi zorlar + enflasyonda yükselişe sebep olabilir. bütün kötü senaryolar üst üste geliyor 2014 bizi üzecek haydi hayırlısı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Doğru saptamalar. Ne yazık ki tarımdan da bir darbe geliyor.

      Sil
  14. Çok güzel bir yazı olmuş teşekkürler Hocam ,
    Fed’ in tahvil alımı programında azaltmaya gideceğini açıklamasından sonra gelişme yolunda ki ekonomiler de fonlar niye çıkış yapıyor ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler.
      Beklenti ABD'de faizlerin artması yönünde. Bu durumda ABD'de artık reel faiz yükselecek demektir. Gelişen ülkelerde paralarını tutan fonlar risklerdeki artışı da dikkate alıp oralardan çıkıyor ve ABD'ye geri dönüyorlar.

      Sil
  15. Hocam bir konu hakkında bilginize başvurmak istiyorum hocam denklem gereği tasarruf - yatırımlar = cari açığa eşit . Örneğin 50.000 tl tasarrufumuz 100.000 tl de yatırımımız olsun 50.000 tl cari açığımız olur diyoruz. Yani hocam 100.000 tl yatırımımızın 50.000 lik kısmını kendi tasarruflarımızla yapmışız geri kalan kısmınıda yabancıların tasarrufunu kullanmışız . Şimdi hocam bu yabancılardan kullandığımız miktar olan 50.000 tl ye cari açık deniyor fakat şu kısmı anlamadım ; yabancılardan bulduğumuz 50.000 tl yi dışardan mal ve hizmet almak için kullanmayıpta Türkiye'de üretilen mal ve hizmetleri almada kullanırsak cari açık bunun neresinde oluyor ?izah ederseniz sevinirim .

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Türkiye'de üretilen her 100 TL'lik malın yaklaşık 60 TL'si ithal girdiden oluşuyor. İşte o ithal ettiklerimiz cari açık. Malı dışardan da alsak içerden de alsak içinde yabancı mal var.

      Sil
  16. Hocam yazınızdan anladığım kadarıyla piyasada ki her faiz yada her fiyat denge noktası değil sizinde grafiğinizde öncelikle 2 nolu yerde geçici bir denge oluşmuş ondan sonra dış borç talebi değişmediğinden gelen talepleri karşılayabilmek için paranın fiyatı olan faiz yavaş yavaş yukarı çıkmış ve bir miktar arzda bir artış bir miktarda talepteki bir azalmadan sonra faizler yeni bir noktada kendine bir denge noktası bulmuş, bu söylediklerimde yanılma payı varsa düzeltirseniz sevinirim
    2) hocam ayrıca başka hocalar gibi arz azalır ve daha üst noktada dengeye ulaşır demek yerine işin mantığınıda anlatarak önce geçici dengeyi daha sonra da neden yukarı çıktığını anlatmışsınız işin mantığı kafamda daha iyi oturdu teşekkür ederim
    Son olarak bu geçici denge noktaları aslında her piyasada oluşur değil mi ? Örnek olarak elmayı verirsek denge fiyatı 2 lira dengemiktarıda 10.000 ton olsun bir sebeble elmaya olan talep artarsa satıcı öncelikle 2 liradan talepleri karşılamaya çalışacak baktı ki talep fazlası var o da fiyatı yükseltecek ve yeni bir noktada denge oluşacak .

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. (1) Yanılma payı yok. 2 numaralı denge aslında bir denge noktası bile değil, geçici bir duraklama noktası.
      (2) Teşekkürler. Evet geçici denge noktaları her piyasada oluşur ama çoğunlukla bunlar o kadar kısa sürelidir ki fark bile edilemeyebilir.

      Sil
  17. Hocam merhaba, uzun zamandır yazılarınız beğenerek takip ediyorum.
    Bu yazınızda da çok güzel açıklamışsınız mevcut durumu.
    Hocam benim sizden bir ricam olacak. Ben şu an iktisat yüksek lisans öğrencisiyim ve tez aşamasında bulunmaktayım. Çalıştığım sektör ise bankacılık (denetim). "2008 Küresel Finans Krizi ve Türk Bankacılık Sektörüne Etkileri" konusunu seçme düşüncesindeyim hocam. Sizce bu konu çok mu geneldir? Daha özele mi indirgemek gerekir hocam? Finansal Krizler alanında çalışmayı çok istiyorum ve bunu kendi çalışma alanım olan Bankacılık sektörü ile ilişkilendirmek istiyorum hocam. Sizin tavsiyeleriniz benim için çok önemli hocam. Cevap verirseniz çok müteşekkir kalacağım size.

    Saygılarımla

    Enver Mor

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bence konu çok iyi. Bu sorunuzla ilgili e-mail ile sorduğunuza e-maille yanıt verdim .Başarılar.

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...