28 Mayıs 2014 Çarşamba

Ekonomi Siyasetten Soyutlanabilir mi?

Önce siyaset deyimiyle neyi kastettiğime açıklık getirmem ve ideolojiyle farkını ortaya koymam gerekiyor. Aksi takdirde siyaset ile ideolojiyi birbirine karıştırmaktan kurtulamayız.  

Siyaset, devlet işlerini düzenleme ve yürütme sanatıyla ilgili görüş ve anlayışlara verilen ad. Siyaset kelimesi Arapçadaki at bakıcısı (seyis) kelimesinden, batı dillerinde kullanıldığı biçimi olan politika kelimesi ise Yunanca kent veya devlet anlamına gelen polis sözcüğünden türetilmiş bulunuyor.  

İdeoloji, siyasal ya da toplumsal bir doktrin oluşturan, bir hükümetin, bir siyasal partinin ya da bir toplumsal sınıfın davranışlarına yön veren siyasal, hukuksal, ekonomik, felsefi, ahlaki ve estetik düşünceler bütünü olarak tanımlanıyor. Kapitalizm veya sosyalizm dediğimizde ideolojiyi kastediyoruz.

Günlük kullanım anlamındaki siyaset genellikle belirli bir ideolojinin devlet yönetimine yansımış halidir. Ne var ki bunun her yönüyle mutlaka o ideolojinin öngördüğü biçimde olması gerekmiyor. Kapitalizmi model olarak benimseyen bir toplumda günlük siyasette alınan bazı kararların sosyalist unsurlar içermesi mümkündür. Kapitalist modelle yönetilen İngiltere ve Fransa’da İkinci dünya savaşından sonra yaşanan kamulaştırmalar bunun tipik örneğidir. Günümüzde sosyalist ideolojiyi benimsemiş olan Çin’de fiyatların oluşumunun piyasada gerçekleşmesi bir başka örnektir.

Bu aşamada başlıktaki sorumuza bir daha dönüp bakarsak soruyu ikiye ayırarak yeniden sormamız gerekir: Ekonomi ideolojiden soyutlanabilir mi? Ekonomi günlük siyasetten soyutlanabilir mi?

Ekonomi bilimi ilk kez Adam Smith’in yazdıklarıyla ortaya çıktığında ahlak felsefesinin bir parçası olarak kabul ediliyordu. Keynes’in klasik iktisatçılar diye sınıflandırdığı iktisatçılar (başlıcaları Adam Smith, Robert Malthus, David Ricardo, John Stuart Mill) döneminde ekonomi bilimi siyaset biliminin bir parçası olarak kabul edilir olmuştu. O dönemde bu bilime ekonomi denmiyor siyasal ekonomi (political economy) deniyordu. Zaman içinde ekonomi, siyasetten soyutlanma yönünde önemli adımlar atarak isim değiştirdi ve daha bilimsel bir isim olan economics adını aldı. Siyasetten soyutlanmaya başlamıştı ama bu, ideolojiden soyutlanmakla eş anlama gelmiyor. Günümüzde economics, kapitalist ekonomi sisteminin benimsendiği ülkelerin iktisatçıları tarafından kullanılan bir adlandırma. Marksist iktisatçılar hala yaygın olarak siyasal ekonomi (political economy) adlandırmasını kullanıyorlar. İşin özü şu, ekonomi, hangi sistem içinde ele alınıyorsa o sistemin ideolojisine göre biçimleniyor. Bu çerçeveden bakarsak kapitalizmin ayrı bir ekonomisi var, sosyalizmin ayrı. Buradan şu sonucu çıkarıyorum: Ekonomi, ideolojiden soyutlanamaz. Ne kadar matematiksel modellemelere geçse ne kadar objektif olsa da içinde çalıştığı sistemin ideolojisinden soyutlanamaz. Kapitalist ekonomi ayrıdır, sosyalist ekonomi ayrıdır. İkisi arasındaki temel ayrım da üretim mallarının mülkiyetinin kime ait olacağı meselesinden kaynaklanır. Kapitalizmde üretim araçlarının mülkiyeti özel kesimdedir, sosyalizmde ise kamu kesiminde. Bu ikisinin tam ortasında yani üretim araçlarının mülkiyetinin her iki kesim arasında paylaşıldığı yerde ise karma ekonomi denilen sistem bulunur. Aslında dünyadaki bütün ekonomiler karma ekonomi sistemine sahiptir ama üretim araçlarının mülkiyeti açısından kimileri kapitalizme çok daha yakınken kimileri de sosyalizme yakındır. Bu yapı, ekonominin içinde bulunduğu sisteme yani ideolojiye göre biçimlenmesine ve dolayısıyla o ideolojiden etkilenmesine yol açar. Yani ekonomi, ideolojiden soyutlanamaz.   

Ekonomi, ideolojiden soyutlanamaz ama acaba siyasetten soyutlanabilir mi? Ekonominin siyasetten soyutlanması yolunda atılmış pek çok adım var. Bunların en başında birçok ülkede merkez bankalarına tanınan bağımsızlık geliyor. Merkez bankalarının bağımsızlığı demek ekonomi politikasının en temel araçlarından olan para politikasının (yani faiz politikası, açık piyasa işlemleri, zorunlu karşılıklar) siyaset dışında yönetilmesi demektir. Merkez bankalarına bağımsızlık verme düşüncesinin doğuş nedeni; devleti yönetenlerin başı sıkıştığında diledikleri kadar para basarak işleri içinden çıkılmaz hale getirmesini önleme düşüncesidir. Benzer biçimde doğal tekellerin yönetiminin bağımsız kuruluşlara devredilmesi, bütçeyi disipline etmek için mali kural konulması da aynı mantıktan yola çıkıyor. Belki bunlardan daha ileri bir adım anayasal ekonomi ya da kurallara bağlanmış ekonomi yaklaşımıdır. Bütün bu adımlar ekonomiyi, günlük siyasetten soyutlama çabasının parçalarıdır. Bunlardan bir sonuç alınmış mıdır sorusuna verilecek yanıt “kısmen” şeklindedir. Gelişmiş batılı ülkelerde bunlardan sonuç alınmış görünüyor. Örneğin bu ülkelerde siyasal iktidar merkez bankasının belirleyeceği faize ya da enflasyonla mücadele politikasına karışmıyor. Bu yönde bir mesaj bile vermiyor. Bağımsız kurullara yapılan atamalar gerçekten de liyâkat esası gözetilerek yapılıyor.

Kapitalist dünyadaki gelişme; para politikası uygulamasının, doğal tekellere (enerji, tütün gibi alanlar) ilişkin fiyatların belirlenmesinin, bankacılık kesiminin denetim ve düzenlenmesinin siyasetten soyutlanması yönünde gidiyor. Bunun yolu olarak da bu görevleri yapan kurumların siyasetten bağımsız ya da özerk olarak oluşturulması sağlanıyor.  

Bizdeki kuralların, içinde yaşadığımız gelişmiş kapitalist ülke kurallarından görünüşte pek farkı yok. Merkez Bankasının bağımsızlığı yasal teminat altında görünüyor. Bankacılık veya doğal tekeller konusunda düzenleme ve denetleme yapan kurumların mevzuatı gelişmiş ülkelerdekinden farklı görünmüyor. Ne var ki siyasal iktidar, merkez bankasının faiz artırımına, indirimine ya da bu konuda hareketsiz kalmasına sürekli tepki veriyor, süreleri dolmadan bağımsız kurulların yönetimlerini değiştiriyor. Merkez Bankası’nın bağımsızlığına ilişkin yasayı çıkaran da bağımsızlığa katlanamayan da aynı hükümet. Bütün bunlar günlük siyasetin ekonomiye karışımını kanıtlayan göstergeler.

Bizdeki en ciddi sorun yasaya yazdığımız şeyleri inanarak değil mecbur kaldığımız için yazmış olmamızdan kaynaklanıyor. Öyle olunca da uygulamada onlar yasada yazıldığı şekliyle kalıyor. Eğer bir zamanlar tartışılıp da son anda vazgeçilen mali kural yaşama geçirilmiş olsaydı aynı durumla karşılaşacaktık muhtemelen. 

53 yorum:

  1. Siyaset sadece ekonomiye değil her şeye karışıyor hocam. Maalesef..

    YanıtlaSil
  2. bizde meri ve muteber olan soyutlama değil bütünleşme ve iç içe geçmedir..en bariz örnek ihale sistemidir..bir diğeri başbakanın onayı olmadan kimsenin gökdelen dikememesi..ekonomi siyaset bütünleşmesinin doğal sonuçlarından birisi de katılım bankacılığı olsa gerek..payı artıyormuş..asılına bakarsanız soytarılık maskaralık..başka bir değil

    YanıtlaSil
  3. Başbakan iyi sonuçları sadece kendisine (nadiren, bakanları da paydaş kabul edebiliyor) mal ederken; kötüler için ise AB, paralel yapı ve MB vb. kimisi gerçekten varolan, kimisi de kendisinin zihninde yaratılmış ve/veya canavarlaştırılmış yerleri adres gösteriyor. Türk insanı da cehalet ve son zamanlarda arttığını düşündüğüm ahlaksızlığın etkisiyle bu yaratılan mitlere çoğunlukla inanma eğilimde, Allah sonumuzu hayretsin noktasına geliyoruz ve tıkanıp kalıyoruz bu günlerde...

    YanıtlaSil
  4. Bizde iş ahlakı sıfır maalesef hocam, en büyük sorunumuz ise tüm alanlardaki sistemsizliğimiz özellikle devlet kurumlarındaki, siyasiler de ise vatan sevgisi eksik maalesef.

    Hasan Hüseyin GÜNGÖR

    YanıtlaSil
  5. Hocam yazınız için teşekkürler, gene karışık konuları en basit hali ile yalınlaştırarak anlatmışsınız. Başbakan için de ''son derece kaprisli yol arkadaşları, bürokratlar, muhalefet, müttefik devlet başkanları... Kaprislerine katlanmak zorunda kalıyor görüşüne katılırmısınız. :) (Bu yorumuma ilham bloğunuzdaki kapris konulu yazınızdır teşekkürler.)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim.
      Yakından tanımadığım için bilemiyorum. Ama bilsem de farketmez. Ben kişilerle değil sistemle uğraşmanın doğru olduğuna inanıyorum.
      Kapris göndermesi çok hoş :)

      Sil
  6. Ekonominin siyasetin kendinden tamamen bağımsız olamayacağı gibi bir gerçek çıkıyor yazıdan. Yasalar ve Avrupa normları bu yasaları içselleştirmemiş bir siyasal iradenin arkasında sadece kağıt parçası olarak kalıyor. Haklılık payı da yok değil, keza şu somut küresel gerçeği hiç bir şey değiştirmiyor; siyasal anlamda görece özgür olan toplumlarda ekonomi de piyasa koşullarını kolektif bir şekilde düzenleyip doğru bir şekilde yön verebiliyor. Burada belki istisnai tek durum Orta Doğu toplumları olabilir.

    YanıtlaSil
  7. Hocam aklimizdaki sorulari daha biz sormadan mükemmel cevapladiniz her zamanki gibi elinize,emeğimize sağlık hocam affiniza siginarak aklimdaki bir soruyu size sormak istiyorum basbakanin TCMB hakkında son aciklamalarinda onlar gerekeni yapmazsa biz yapar faizi indiririz dedi sizce kast ettiği yol mali sikilastirmamiydi faize müdahale için yoksa ...Saygilarimla

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim.
      Bu sözle neyi kastettiğini anlamadım. Kamu bankalarını mı kullanacak bilmiyorum.

      Sil
    2. Teşekkürler Hocam Saygilarimla.Yeni yazilarinizi sabirsizlikla bekliyoruz

      Sil
  8. Hocam, muhtemel bir krizde veya kötü bir ekonomik bir tablo sonrasında aslında hedef tahtasına oturtulacak kurum yada sorumlu tutulacak biri olmalı ama hükümet dışında ? Bu bağlamda konuları ele alırsak aslında bu müdahaleler daha anlamlı olur.

    YanıtlaSil
  9. Sn. Eğilmez

    Almanya'da uzun tartışmalardan sonra federal hükümete borçlanma tavanı getirildi. Zira memleket bir siyasi 2-3 kere seçilsin diye kurulmadığına göre bu tür kısıtlamalar gerekli herhalde. Almanca ilişimi. Saygılar. http://de.wikipedia.org/wiki/Schuldenbremse_%28Deutschland%29

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Almanlar maliye politikasına bile sınırlama getirirken biz para politikasındaki bağımsızlığı tartışıyoruz.

      Sil
  10. Hocam yazılarınızı ilgiyle takip ediyoruz. Yazınızda isimlerini verdiğiniz klasik iktisatçılar aklıma 2007 yılında KPSS sınavında sorulan bir iktisat sorusunu getirdi. "Aşağıdakilerden hangisi klasik iktisatçılardan değildir?" şeklindeki bir soru Karl Marx'ı da klasik iktisatçılar kategorisinde değerlendiriyordu. Size göre Karl Marx klasik midir? Teşekkürler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Karl Marx klasik iktisatçılar arasında değildir.

      Sil
  11. Merhaba Hocam.
    Güzel yazınız için teşekkür ederim. Yazdıklarınızla ilgili düşünmeye ve bunları sizinle paylaşma fırsatı verdiğiniz için ayrıca teşekkür ederim.
    Zeynel Hocanın İktisada Giriş kitabında her ekonominin karşı karşıya kaldığı sorunların çözümüne yönelik görüşler başlığında yelpazenin iki farklı ucu gibi birbirine zıt değimiyle Kapatalizmin ve Sosyalizmin özellikleri anlatılır. Anlatılanlardan sonuç olarak ekonomiye müdahale edilsinmi edilmesinmi sorunu çıkar. Çoğu ülke bu sorunun içinden çıkamadığı için olacak ki karma ekonomiyi tercih etmişlerdir. Buraya kadar herşey normal sorun ülkemizdeki duruma baktığımızda ortaya çıkıyor. Sorunumuz devlet ekonomiye müdahale etmelimi etmemelimi değil, sorun siyasetin ne yapmak istedikleri hakkında bir fikir sahibi olmamasıdır. Bir tarafta sürekli ve herşey hakkında konuşan hükümet diğer tarafta ...? Son günlerde ise konumuz faiz. Bir tarafta Başbakan ve konusuyla alakası olmayan bazı Bakanlar: ''faiz inmeli'', aynı tarafta Maliye Bakanı: ''Merkez Bankasının uyguladığı politika enflasyonu düşürecek'' ya diğer taraf...?
    Son olarak ve üzülerek yasamanın ve yürütmenin yürütmede birleşmesi monarşi ise yasama yürütme yargı ekonomi medya... erklerinin yürütmede pardon Başbakanda toplanması ne oluyor? sorusunu sormak istiyorum.
    Umarım iyi günler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim.
      Çok hoş bir yorum. Sonuç çok çarpıcı.

      Sil
  12. Bana göre siyasetin (devletin) tek işi ekonomik kalkınmadır. başka ne olabilir ki ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Demokrasiyi ileri götürmek mesela siyasetin işi değil midir?

      Sil
  13. Mahfi Hocam, her zamanki gibi yine en anlamlı ve akıllı bulduğum yorum sizinki oldu. Herhalde yapısal reformlara olan acil ihtiyacımıza ve bunları her şeyden önce halkımızın veya devletimizin talep etmesine yönelik vurgularınızın değeri anlaşılır. Çok vakit kaybediyoruz. Yakında içini dolduracak incir çekirdeği de kalmayacak sanırım.

    YanıtlaSil
  14. mahfi bey abd de ve avrupada faiz %1 diye söyleniyor biz de de neden olmasın deniyor... bu konuda nasıl düşünmemiz gerek. saygılar...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Doğru. Avrupa ve ABD'de enflasyon yüzde 0,5 - yüzde 1,5 bizde 9,38. Bizde de enflasyon oralara düşerse faiz de düşer. Ayrıca oralarda tasarruf ihtiyacı yüzde 10 bizde yüzde 22. Tasarrufu artırmanın yolu da reel pozitif faiz vermek.

      Sil
  15. sanırım yeni ekonomik düzen tasarruf yapmadan yaşamayı borçlanmayı hedef alıyor borçlan 10 sene ev al borçlan tatile git borçlan araba al bunlar için ne olması lazım faizin düşmesi lazım ve bunu sağlayabilmek için nasılsa para pompalayacak biri çıkıyor fed güya parayı kısacam dedi sonra kendi dediğine kendisi inanmadı şimdide ecb parasal genişlemeye gidecek deniyor yani kısacası bu ekonomik sistem sonsuza kadar devam edecek sanki saygılar hocam

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu yeni ekonomik düzen değil. Kriz düzeni. Sanırım krizden çıkılınca bunlar devam etmeyecek tam tersine döneceğiz.

      Sil
  16. hocam kusura bakmayın bir sorum olacak bunu da bilmiyorsan yuh sana diyenlerde olabilir ama ben yinede sormak istiyorum . . .yüksek faiz oranının faydaları ve zararları nelerdir? zararı faydasından çok mudur ya da tam tersi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yüksek faiz zararlıdır. Çünkü yatırımcıyı yatırımdan uzak tutar. Adam yüksek faiz alacağına yatırım yapıp risk almaktan vaz geçer. Ne var ki tasarruflar düşükse faizin yükselmesi kaçınılmazdır. Kimse faizi isteyerek yükseltmez.

      Sil
  17. Üstadim peki sizce turkiyede vergi denetimi ozerklesir mi / özerkleşmeli mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben vergi yönetiminin değil ama denetiminin bırakın özerkleşmeyi bağımsız olmasından yanayım. Bu konuda yazdım da konuştum da. Çünkü vergi denetiminin yönetimle hiçbir ilgisi yok. Karışımı asla olmamalı.

      Sil
    2. Hocam eski Maliye Müfettişi olarak bu konu açılmışken şunu sormak istiyorum: Vergi Müfettişlerinin kesmiş oldukları cezalar ve tarh ettikleri vergiler, bildiğiniz üzere Merkez Komisyon tarafından %99'a kadar affedile biliniyor, zaten rakamlara bakıldığında da kesilen cezaların ve kesilen matrahların %90 lar düzeyinde vazgeçildi görülmekte.
      Bu durumda Vergi müfettişi, yapıtığı görevin itibarsızlaştığını düşünmeyecek midir?
      Hazırlamış olduğunuz rapor sonucu bir ceza ve bir matrah çıkartıyorsunuz ardından Merkez Komisyona giden bu rapordaki ceza ve matrah %90 lar düzeyinde iptal edilebiliyor, durum çok düşündürücü değil midir?. Sizce doğru bir uygulama mıdır?
      Sn. Şükrü Kızılot'a bu durumu sorduğumda kısmen görüşüme katıldığını yani bu durumun işin itibarının azalmasına yol açacağını ancak diğer açıdan bakarsak çürük raporlar olduğunda devletin ne koparırsam mantığıyla pazarlığa oturduğunu söylemişti. Aslında söylediği mantıklı geliyor bu açıdan bakarsak.
      Sonuç olarak vergi gelirlerinin düşük olduğundan sürekli şikayet ettiğimiz ülkemizde Merkez Komisyon'un bu yetkisi hakkındaki görüşünüz nedir Üstad, belirtirseniz memnun olurum.
      İyi günler, iyi çalışmalar.

      Sil
    3. Ben bu tür indirimlerin tahsilatı hızlandırmak açısından doğru olacağını ama indirimin yüzde 30 dan fazla olmaması gerektiğini düşünüyorum.

      Sil
  18. Hocam Affınıza sığınarak bir konuda sizden bir ricam olacak. Miktar teorisi hakkında bir yazı yazarsanız gerçekten çok memnun kalacağım. Birçok kitaptan okudum fakat öğrenmek yerine iyice kafam karıştı. Her kaynak farklı aktarmaya çalışmış.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teknik bir konu olduğu için burada fazla kimsenin ilgisini çekmeyebilir. Benim Makroekonomi kitabımda 164 - 184 sayfalar arası bu konuya ayrılmış ve bütün detayıyla ele alınmıştı.

      Sil
  19. Hocam yazılarınızı yakindan takip ediyorum.universiteden beri desem daha doğru olur.sadece su yorumda bulunacam.suanki siyaseti daha iyi anlayabilmemiz için yapilan gokdelenelre avmlere plansiz kentlesmeye bakmamiz yeterli olacaktir diye düşünüyorum..bu saydiklarimi ekonomik güç olarak gören ,gelismislik sayan düşünce yapısı yarin merkez bankasina istifa et gel siyaset yap derse hic sasirmamamiz gerekiyor. Takipçilerinizin yorumlarını da okumaya calistim çoğu hakli fakat sunu unutmayalim avrupa birliginine neden hala giremedigimizi ozerk bagimisiz kuruluslara yapılan baskidan anlayabiliriz.
    Bilgi birikiminize dusuncelerinize ve şahsıniza saygılarımı sunuyorum .

    YanıtlaSil
  20. Hocam sizde sıklıkla dile getiriyorsunuz Türkiye'nin tasarruf açığı olduğundan en azından 1-2 puan gibi reel faiz olacak şekilde ekonomik birimleri tasarruf yapılması teşvik edilmeye çalışılıyor ve ayrıca belirli bir yatırım oranını tutturabilmek adına dışarının tasarruflarını çekebilmek için onlara yüksek getiriler sunmak adına diğeri ülkelerden biraz daha farklı olarak yüksek getiri vermemiz gerekiyor. Ben bu noktada şunu sormak istiyorum belki olmaz ama başbakanın dediği gibi 4-5 puan gibi birden bir faiz indirimi olsa eskisi gibi 55-60 milyar$ cari açığı finanse edebilirmiyiz ?
    2) hocam örneğin serbest kur sistemini benimsemiş bir ülkede kurların sürekli yükselmesi ve yüksekler de kalması o ülkenin cari açığını finanse edemediğinin bir göstergesidir diyebilşrmiyiz ? (Örneğin Türkiye'de şu an ki koşullarda kurun 2,30 ile 2,40 arasında dalgalanması Türkiye'nin cari açığını finanse etmekte güçlük yaşadığını gösterir mi ?)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. (1) Eğer TCMB faizi ilk çıkardığı düzey olan % 4,5'e indirirse ve eğer bankalar da buna uyup aynı düzeye indirirse cari açığı finanse edecek döviz bulamayız. Ne var ki bankalar kendi ihtiyaçlarını bildiği için TCMB 5 puan indirse bile onlar bugünkü düzeyden pek indirmezler. Hatırlarsanız TCMB nin politika faizi % 4,5 ilen bankaların faizi yine bugünkü düzeylerdeydi.
      (2) Evet kurlardaki yükseliş bunun bir göstergesidir. Dış finansman ihtiyacı yükseldikçe kurlar da yükseliyor. Cari açık ve onun da bir parçası olduğu toplam dış finansman ihtiyacının yüksekliği faizin yüksek olmasına yola açıyor. Aksi takdirde yabancı kaynak gelmiyor.

      Sil
  21. Sayın hocam bizim millet olarak yaşam tarzımız ARABESK bir tarzdır. Buna ARABESK ideoloji diyebilir miyiz bilmiyorum. Ancak kural tanımamanın, efelenmenin önemsendiği, nezaket ve saygının, kendini geliştirmenin, kültür düzeyini arttırmanın küçümsendiği, hatta alay edildiği bir ortamda yaşıyoruz. Bu ARABESK yaşam tarzının sadece ekonomiye değil, hukuka, sağlığa, eğitime, politikaya yansıması gayet doğal. ARABESK tarzdan kurtulmamız ancak kültüre ve sanata yatırım yapmakla, uzunca bir sürede olabilir diye düşünüyorum

    YanıtlaSil
  22. Hocam,
    Sizden bir ricam var. İlerleyen yazılarınızda İsviçre Ekonomisiyle, Türkiye Ekonomisini kıyaslar mısınız?

    YanıtlaSil
  23. Doğkan Aygün30 Mayıs 2014 02:53

    Hocam sizinde sürekli belirttiğiniz gibi tasarrufların GSyh ya oranı %13 Lerde fakat yatırımların ise % 20 Lerde aradaki bu %7 lik kısımın cari açığımızı oluşturduğunu belirtiyorsunuz . Ben bu noktada şunu sormak istiyorum ; tasarrufların oranı %13 derken bu tutar Bank'larda ki sadece tl mevduatlarını mı kapsıyor yoksa tl mevduatlarda beraber yabancı para üzerinden yapılan mevduatları da mı kapsıyor ?
    2) örneğin bir iş adamı faiz farkından yararlanmak üzere dışardan örneğin;1 milyon $ borçlandığını ve bu tutarında Türkiye'de bir bankaya döviz Tevrat hesabı açtırarak yatırdığını düşünürsek şimdi tasarruf oranı hesaplanırken bu 1milyon$ hesaba katılır mı? Yani dışardan borç alıp bunu döviz üzerinden mevduat hesabı açtırarak bankaya yatırması Türkiye'nin tasarruf oranını artırmış olur mu? Yoksa bu para sonuçta ileri de geri ödeneceğinden bir etki yaratmaz mı? Tam olarak açıklığa kavuşturamadım yardımcı olursanız sevinirim
    3)hocam ayrıca ilerleyen yazılarınızda Türkiye'de bu tasarrufların nasıl ölçüldüğü konusunda bizleri aydınlatırsanız çok seviniriz

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. (1) iç tasarruflar hesaplanırken Türkiye'de yerleşik kişilerin bankalarda yaptığı TL veya döviz cinsi mevduatları toplanıyor
      (2) Başkasından borç olarak da alınmış olsa bankada yatan para mevduat olarak kabul ediliyor. Bütün paralar sonuçta geri ödenecek ve aynı etkiyi yaratacak.
      (3) Bakarız.

      Sil
  24. Ekonomi siyasetten soyutlanabilir (mi ?).
    1.Siyasetçi, reel politik olmazsa
    2.Politikacı yalancı ve/veya gerçeklerin üstünü örten cinsinden olmazsa
    3.Ekonomi anlayışı, bu ülkede hiçbir insan aç yatmamalı, hakça paylaşım olmalı anlayışında olmazsa
    Ekonomi(ci) ve siyaset(ci) birbirinden soyutlanamaz.

    Seçim anlayışıyla idare edilen bir ülkede, seçmene ekmek arası köfte dağıtan bir parti %7.5 oy alabiliyorsa, ülkenin siyasi ve ekonomik gelişmesi ve dahi ideolojisi için ne söylenebilir ? İdeoloji olarak etkenin zekasımı tartışılmalı ? Edilgenin zekasımı tartışılmalı ? Fırsatlardan istifade eden ideoloji aklınmı yoksa zekanın bir ürünümü?

    Gelişmek istiyorsak siyaset(et)i ekonmi(kemik)den ayırmadan düşünebilmeyiz. Düşünemezsek birileri bizden pirzolalık çıkarmaya devam edecek.

    Hayvanların zeki, insanların zeki ve/veya akıllı olması fıtratında varsa, demokrasilerde genel ekseriyet hangi fıtrat üzereyse o ideolojiyi, ekonomiyi, siyaset ve politikayı belirleyici oluyor. " Öğretmenler yeni nesil sizin eseriniz olacaktır" ATATÜRK, sözü boş ve anlamsız değil.

    T.Cumhuriyet Merkez bankası a.ş. çok ortaklı(yerli ve yabancı) bir şirket ve ayrıca kar payı dağıtan bir şirket ayrıca ulusal ortaklığın menfaatinin hükumet eliyle görüldüğü bir şirketin, bağımsız olduğu hiçbir şart ve ahvalde düşünülemez.

    Globalist güçlü sermayelerin, birilerinin eliyle merkez a.ş. yi maniple etmek istiyor olmaları, kapitalist ideoloji için doğru ve ahlaki olabilir ama. O nun aklıyla(faiz meselesi) ve onuruyla(dev yatırımlar için borçlandırılması) oynanarak bağımlı(veya iğdiş) hale getirilmesi çalışmaları, ne kadar ne olabilir ?

    Teşekkür eder, saygılar sunarım.

    YanıtlaSil
  25. Sayın Aygün,

    GSYH yönünden tasarruf oranımız şu şekilde de hesaplanabiliyor. Tüketim tutarının GSYH içindeki payını bulunuz. Bu oranı yüzden çıkarttığınızda tasarruf oranımızı bulmuş olursunuz.

    Tabi GSYH hesaplarında ödemeler dengesindeki gelir dengesi tutarı dikkate alınmıyor. Bu tutarı GSYH tutarıyla topladığınızda takribi GSMH ulaşmış olursunuz. Aynı yöntemi bu defa GSMH göre hesaplarsınız. Yani Tüketim tutarının GSMH göre oranını bulursunuz. Çıkan oranı, 100 den çıkarttığınızda tasarruf oranını elde etmiş olursunuz.

    Bu denklemi detaylı incelediğimizde tasarruf oranını sonuç kısmında azaltanın, arttıranın net ihracat olduğunu görebiliriz. Onun öncesinde elbetteki yatırımlarımızın (tabi ki net ihracatı arttırıcı yatırımların) kalitesi önemli, onun öncesinde tasarruflarımızı yatırımlar gibi verimli harcamamız önemli, yani tasarruflarımızı verimli yatırımlara yönlendirebilmemiz önemli, eh tabi ki eğitim, doğru sektörlerde uzmanlaşma gibi birçok konu daha var.

    YanıtlaSil
  26. Şu son günlere bakıyorum da, ne kadar gereksiz ve çok temel kavramları sanki hiç konuşulmamış, yepyeniymiş gibi konuşuyoruz. Biz, ileri mi gidiyor oluyoruz şimdi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sormayın. Sanki faizi ilk biz keşfetmişiz gibi enflasyon mu faizin nedenidir yoksa faiz mi enflasyonun nedenidir gibi tartışmalarla günlerimiz geçip gidiyor. Aslında faizin yüzde 3'e indirilmesini savunup sonucunu göstermek için bu indirimi desteklemek geliyor içimden ama bu, her seferinde bilimsel namus süzgecine takılıp kalıyor.

      Sil
  27. Hocam bir ülkenin tasarrufların keynezin o ünlü harcamalar denklemine göre hesaplamaya çalışırsak GSyh dan tüketim harcamalarını çıkardığımızda tasarruflara ulaşıyoruz. Benim sormak istediğim bu şekilde bulunan tasarruf tutarı ile yerleşik kişilerin bankalarda bulunan tasarruf tutarına eşit midir ? Yoksa eşit değilmidir?
    2) yanlış mı düşünüyorum bilmiyorum ama tasarruf gelirin harcanmayan kısmı olduğuna göre bir ülkenin geliri üretimle elde edilmektedir.üretimle elde edilen gelirde tüketim harcamalarından çıkarılınca ülkenin tasarruf tutarını bulmuş olduğumuzu düşünüyorum Benim bu noktada kafamı karıştıran kısım örneğin ülkede yerleşik bir kişi başka bir ülkeden ödünç bir fon alarak bu aldığı fonu ülkenin üretimini artıracak alana değilde faizden yararlanmak üzere bankaya yatırırsa şimdi bizim tasarruflarımız artmış mı oluyor ?
    3) örneğin ;basit bir varsayımsal örnekten şunu sormak istiyorum; Y(100)=C(30)+I(90)+(X-M)(-20) sene sonunda bu durumda olan bir ekonominin tasarrufları Y-C =70 lira olmaktadır. O sene içinde bankalrın tasarruf miktarı 70 lira kadar artmasını bekleriz peki şu olamaz mı; içerde ki faiz farkından yararlanmak yada başka sebeplerle parasını Türkiye'ye getirip yada dışardan borç almak üzere bu parayı bankalara mevduata yatırırlarsa tasarruf tutarı 70 liradan fazla gözükecektir . Böyle bir durumda bankalarda biriken mevduat tutarını mı tasarruf olarak ele alacağız yoksa keynezin harcamalar denkleminde ki milli gelirden tüketim harcamalarını çıkararak mı tasarrruf tutarını bulmuş olacağız ? Aydınlatırsanız sevinirim

    YanıtlaSil
  28. (1) Eşit değildir çünkü tasarrufların bir bölümü bankada değil yastık altındadır.
    (2) Evet ama bir yandan da eskiden alınan borçlar ödenince tasarruflar azalmış olduğu için bunlar birbirini götürüyor.
    (3) Bankalarda biriken tasarruf miktarını alacağız.

    YanıtlaSil
  29. Hocam yazılarınızı okuyorum hükümeti eleştiren yazılarınızı da okudum. Her konuda rahatça eleştiriyorsunuz hakkınızdır. Ancak sizin ülkedeki muhalefetle ilgili düşünceleriniz neler ona dair hiç bir şey yok ve bu çok garip acaba muhalefetin mükemmel işleyişinden eleştirecek bir nokta mı bulamıyorsunuz? Sizin muhalefete dair hiçbir görüşünüz yok mu?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Muhalefet uygulamayı yönetmiyor ki eleştiri konusu olsun. Uygulamayı hükümet yaptığı için doğal olarak onu eleştireceğiz. Muhalefet para politikası ya da maliye politikası uygulasa onu da eleştirirdim. Muhalefet iktidar olur da politika uygulamaya başlarsa yanlış ve eksik gördüğüm uygulamalarını eleştiririm.

      Sil
    2. Uygulamayı yönetmek için uygulama üretmek gerekmez mi? Üretmediğin, var olmayan birşeyi nasıl yönetebilirsin? Eğer iktidarın politikaları iyi değilse politikaları daha iyi olan birisini başa getirmemiz gerekir. Peki bu kim? Tabi ki yanlış olan şeyler eleştirilmelidir ancak bu yanlışa alternatif üretmeyen kesim aslında en büyük sorun aksi halde herkes eleştirecek bir şeyler bulacaktır ve böyle asla daha hızlı yol alamayız. Tazı kaplumbağa yakalarken koşmasına gerek yok tavşan olmak lazım.

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...