31 Aralık 2014 Çarşamba

2015 Tahminleri

2015’de İzlenecek Ekonomi Politikasına İlişkin Tahminlerim
Hükümetin ve Merkez Bankasının 2015 yılında nasıl bir ekonomi politikası izleyeceğine ilişkin tahminlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Önceki yazımda yaptığım gibi ekonomi politikasını 4 ana başlıkta toplayarak konuya yaklaşacağımı belirteyim: Maliye politikası, para ve kur politikası, makro ihtiyati politikalar, yapısal reform politikaları. Eldeki verilere göre yaptığım bu tahminlerimin dayanağı olan varsayımlarımı sıralayayım: Petrol fiyatları düşük seyredeceğini, Fed’in ikinci yarıya kadar faiz artırmayacağı gibi artıracağına ilişkin mesaj da vermeyeceğini, genel seçimlerin ekonomi politikası uygulamasını hareketsizlik biçiminde etkileyeceğini, jeopolitik sorunların mevcut durumdan daha kötüye gitmeyeceğini varsayıyorum.

Maliye politikası
2014 yılında uygulanan nötr maliye politikasının 2015 yılında yeterli olmayacağı açıkça görülebiliyor. Bunun nedeni 2015 yılında büyümenin yüzde 3’ler düzeyinde kalmaya devam edeceğine ilişkin beklentimizdir. Bu durumda vergi gelirlerinde, kendiliğinden, 2014’e göre önemli bir artış olmayacak, buna karşılık faiz dışı bütçe giderleri artmaya devam edecek. Bir seferlik gelirlerin artık limitine yaklaşıldığı dikkate alınırsa 2015 yılında nötr maliye politikasının yeterli olmayacağını söyleyebiliriz. Ne var ki bu konuda seçimden önce önlem alınmasını beklemek hayalperestlik olur. Seçim öncesinde her yıl yapılan emlak vergisi oran artışı gibi düzenlemelerle yetinileceğini, seçimden sonra sağlık giderleri başta olmak üzere kamu harcamalarında kısıntıya gidilmesinin yanı sıra başta ÖTV olmak üzere vergilerde artışın gündeme geleceğini tahmin ediyorum.  

Para ve Kur Politikası
2014 yılına çok büyük bir faiz artışıyla giren Merkez Bankasının yılın ilk yarısında petrol fiyatlarındaki düşüşün getirdiği rahatlık ve enflasyonda baz etkisiyle yaşanacak düşüşlere dayanarak faiz indirimine gitmesini bekliyorum. Bence Merkez Bankası ile hükümet arasındaki buzları eriten gelişme bu mesele üzerinde anlaşmaya varmış olmalarıdır. Bu yolla Merkez Bankası, seçim öncesinde hükümete önemli bir avantaj sağlamış olacaktır. İlk 4 ay sonunda Merkez Bankasının politika faizini yüzde 8,25’den yüzde 6,5 - 7 aralığına indireceğini tahmin ediyorum. Ondan sonraki gelişmeler büyük ölçüde Fed’in faizle ilgili söylem ve kararlarına bağlı olarak gelişecektir. Umarım Merkez Bankası faiz indirdikten sonra yeniden artırmak zorunda kalmaz. Çünkü bunu yapması faizi indirmesi kadar kolay olmayacaktır.

Makro ihtiyati Politikalar
2015 yılının seçim yılı olması nedeniyle makro ihtiyati politikaların bir miktar gevşetilmesini bekliyorum. Daha önce yazdığım bir yazıda oy oranlarıyla büyüme arasındaki ilişkiyi ortaya koymuştum. Bu çerçevede büyümeyi teşvik amacıyla Merkez Bankasının faiz indirimlerine paralel olarak kredilerde 2014’e göre artış yaşanmasını ve bunun da inşaat sektörünün öncülüğünde ekonomiyi canlandırmasını bekliyorum. 

Yapısal Reform Politikaları
Hükümet, 2015 yılından başlayarak uygulanacak bir dizi düzenlemeyi ‘yapısal dönüşüm programı’ adı altında açıkladı ve bölüm bölüm yürürlüğe sokmaya başladı. Bunlar benim anladığım anlamda yapısal reformlar değil. O nedenle bu uygulamalarda alınan yola bakarak bir şey söylemem mümkün değil. Ben yapısal reform alanında 2012 yılında yürürlüğe giren teşvik paketi uygulamasından alınan sonuçlara, bütçede bir seferlik gelirlere dayalı düzeltmelerin yerini alacak gelirleri hedefleyecek düzenlemelere, tasarruflar konusunda tasarruf mevduatında artış hızının durumuna bakmaya devam edeceğim. 2015 yılında da bu alanlarda yapısal reform olarak nitelendirilebilecek bir değişim olmayacağını tahmin ediyorum.  

2015 Yılı Göstergelerine İlişkin Tahminlerim
Önce 2014 tahminlerimi yazayım ve neyi ne kadar tutturdum onu belirteyim. Ben 2014 yılı büyüklükleri için 2013 yılının Aralık ayında ilk tahminimi yayınladım. Sonra da iki kez revizyon yaptım. Bunları aşağıdaki tabloda sunuyorum. Tabloda son sütun eldeki son verilere göre gerçekleşme tahminlerini gösteriyor.

2014  
Aralık 2013
2014 (1.Revizyon)
Şubat 2014
2014 (2. Revizyon)
Mayıs 2014
Gerçekleşme Tahminleri
Büyüme
3,0
1,5
3,0
3,0 – 3,2
TÜFE (yılsonu)
7,3
8,5
8,5
8,7 – 9,0
İşsizlik
10,2
10,5
10,5
10,3 – 10,7
Bütçe Açığı
2,5
0,5
2,5
0,8 – 1,3
Cari Açık
7,5
6,0
5,7
5,5 – 5,8
USD Kuru
2,30
2,50
2,25
2,30 – 2,32

Tabloda yeşille boyalı olanlar gerçekleşme tahminlerine en yakın tahminlerimi gösteriyor. Büyüme tahminim (1. Revizyon hariç) başarılı sayılabilir. TÜFE’de 1 ve 2. Revizyonlarım fena olmamış. İşsizlik tahminin bayağı iyiymiş. Bütçe açığı tahminim başarılı değil. Cari açık tahmininde ancak 2. Revizyonda gerçekleşmeye yakın bir yere gelebilmişim. Dolar kuru tahminim oldukça değişiklik sergilemiş. Bunda Merkez Bankası’nın faiz konusundaki yaklaşımı da oldukça etkili olmuş görünüyor. Dolar kurunda ilk tahminim en tutarlısıymış.

Şimdi gelelim 2015 tahminlerime. Tahminlerimi sunmadan önce varsayımlarımı söylemem gerekli. Bu tahminleri yaparken dış siyaset ve jeopolitik durumun bugünkü haliyle süreceğini, petrol fiyatının ortalama 70 USD / Varil düzeyinde istikrar kazanacağını, Fed’in yılın ilk yarısında faizle ilgili bir karar almayacağını, ikinci yarıda karar alsa da uygulamaya 2015 yılında başlamayacağını varsaydım.

2015 yılı tahminlerimi (ME) aşağıdaki tabloda, resmi tahminler (OVP), IMF Tahminleri ve Dünya Bankası (DB) tahminleriyle birlikte sunuyorum. 

OVP
IMF
DB
ME
Büyüme
4,0
3,0
3,5
3,0
TÜFE (yılsonu)
6,3
7,1
6,7
7,0
İşsizlik
9,5
10,4
11,0
Bütçe Açığı
1,1
1,5
Cari Açık
5,4
6,0
4,5
5,5
USD Kuru
2,29
2,40

Değerli izleyici ve yorumcularımın yeni yılını kutlar, sağlık, mutluluk ve başarılarla dolu geçmesini dilerim.

62 yorum:

  1. Mahfi hocam sizce 2015 çeyreği için en uygun yatırım için hangi enstrümana ağırlık verilmeli?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tek bir yatrım aracına bsğlanmayı hiçbir zamsn önermiyorum.

      Sil
  2. Mahfi hocam sizce 2015 ilk çeyreği için en uygun yatırım için hangi enstrümana ağırlık verilmeli?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sepet yapın. İçinde USD, TL ve hisse senedi olsun. Biraz da altın olabilir.

      Sil
  3. Hocam öncelikle iyi dilekleriniz ve aydınlatıcı tahminleriniz için teşekkürler. Benim merak ettiğim konu işsizlik tahminini neye göre yaptığınız? Benim aklıma yalnızca kayıtdışı çalışan yabancı işçi sayısının artma ihtimali geldi işsizlik artışına sebep olarak. Bi de belki üniversiteden yeni mezun olacak diplomalı işsiz sayısının her geçen yıl artması olabilir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. hocam, öncelikle her açıdan iyi bir 2015 yılı geçirmenizi diliyorum. hocam, ben 2015 yılı makro iktisadi bakımından türkiye için sizin kadar pozitif düşünmüyorum. nedenleri: 1- 2015 yılında ilk çeyrek sonrasında abd de fed'in parasal sıkılaşmaları artırarak faiz artırımlarına gitmesini bekliyorum. bizim gibi kırılganlıkları fazla olan ve sıcak para akışlarına çok bağımlı ekonomilerden yoğun olabilecek sermaye kaçışları bekliyorum. 2- iç talebin ekonominin tek motoru olduğunu bildiğimize göre ve hane halkları gelir/borç rasyosunun da negatifleştiği konjonktürdeyiz son yıllarda!. dolayısıyla iç talepte en iyi olasılıkla yatay seyir olması kuvvetle muhtemeldir hatta; hükümetin, televizyon ve buzdolabı vb gibi dayanıklı tüketim mallarına bile vergiler getirmeyi planladığını düşünürsek iç talepte gerileme bile bekliyorum.. 3-özel sektörün önümüzdeki 1 - 1,5 yıl içerisinde yerine getirmesi gereken dış finansal yükülümlülükleri bulunuyor. ve merkezin döviz varlık stoku, bence bu yükümlülüklerin yarısını bile karşılayacak rezervde bulunmuyor. başta dolar olmak üzere 2015 yılında dövize talebin sert biçimde artması beklenebilir kanaatindeyim. dolayısıyla cari dengesizliğimizi de hesaba katarsak kurların yukarı yönde sert çıkış yapması da yüksek bir olasılık olarak karşımızda duruyor. 3- türk ekonomisinde enflasyon ve faiz ikilisinin üzerindeki kur etkilerinin oldukça yüksek olduğunu biliyoruz ve bu nedenlede enflasyon hedeflerinin tutması bana göre mucize olur ki; buna paralel faiz tarafında da sert yukarı yönlü baskılar olması kaçınılmaz olabilir.. 4- kümülatif borç stokunda büyük artışlar olduğundan borçların başka borçlarla çevrilmesi çok zor ve iç tasarruf kapasitelerimizde % 11-12 gibi aşırı derecede düşük durumdadır. bu makro ve mikro iktisadi zeminde yatırım azalışları yüksek ihtimaldir. 5- gelişmekte olan piyasalara yönelik beklentilerin giderek bozulmaya başladığı bir döneme girdik ki bu da 2015 hatta sonraki yılların da giderek daralma eğiliminin güçleneceği bir konjonktürel tabana işaret ediyor!. 6- iktisadi aktivasyonlarımızdaki sert yavaşlama nedeniyle cari açığımızda azalma görülmekle beraber cari denge ile arsında net negatif fazda korelasyon bulunan ve büyük bir finansal paradoksa da neden olan kamu bütçe dengesinin giderek bozulma riskini de asla göz ardı edemeyiz hocam!. ben naçizane olarak 2015 türk ekonomisinde genel iktisadi büyüme ivmesinin asla % 3 olamayacağını % 2 nin altında kalarak % 1,6 - %1,9 aralığında olabileceğini enflasyonun net şekilde çift haneli rakamlarda salınacağını ve faiz bandının da çift haneli rakamlarda bulunacağını kredi tabanlarının daralacağını ve tüm bunlara paralel olarak da cari açığın azalma eğilimini sürdüreceğini, işsizliğin büyük artış göstereceğini ki o işsizler ordusunun maalesef üyelerindenim hocam!, enflasyonun talep kökenli olmaktan çıkmaya ve hızla maliyet kaynaklı yapıya bürüneceğini ve bir nevi ilerleyen süreçte stagflasyon risklerinin artacağını tahmin ediyorum..

      Sil
    2. Sanki Uğur Civelek adını gizleyerek bu yorumu yapmış..ama çok etkilendim ve çoğu görüşe de katılıyorum..Sanırım bu analizler akp iktidarının devam edeceği varsayımı altında yapılmış..Doğu Perinçek 2015 de toplam ödenmesi gereken dış borcun 250 milyar doların üstünde olduğunu ve bunun ödenemeyeceğini söylüyor..Mahfi Hocam bu konuya bir açıklık getirirse sevinirim

      Sil
    3. Varsayımlarımız farklı olunca vardığımız sonuç da farklı oluyor. Normaldir.
      (1) Ben Fed'in 2015 boyunca faiz artırmayacağını, artış için sinyal verse de fiilen artışa 2016'da başlayacağını
      düşünüyorum.
      (2) İç talepte önemli bir değişme olmayacağını tahmin ediyoruım. O nedenle büyüme tahminim yüzde 3.
      (3) Kur artışı büyük ölçüde Fed kararına bağlı. Benim varsayımım Fed'in faizi bu yuıl artırmayacağı.
      (4) Kümülatif borç stokunda artış yok azalma var. Hazine IIIÇ dış borç sayılarını açıkladı. Gerileme var.
      (5) Aynı kanıdayım.
      (6) Aynı kanıda değilim.

      Sil
    4. Türkiye'nin 2015'de vadesi gelen dış borç yükü 170 milyar dolar. Buna 50 milyar dolar da cari açığı eklersek bulunması gereken dış finansman miktarı 220 milyar dolar olarak karşımıza çıkar. Türkiye bu miktarı 2014'de buldu. 2015'de de bulabilir. Yeter ki siyasette, dış politikada saçmalık yapmasın.

      Sil
    5. hocam, 2014 öncesi gibi küresel likidite bolluğu olmayacak!. dolayısıyla biz bu kadar büyük miktarda döviz likiditesini bana göre tek şekilde bulabilir: net şekilde çok daha yüksek reel faizler vermek!!!.. bu durumda da iktisadi olarak hızla ya stagflasyona gidecek ya da kademeli biçimde devalüasyona maruz kalarak durgunluğa doğru yelken açacaktır. kısacası, son 12 yıl hatta son 32 yıldır uygulanan borçlanmaya dayalı iktisadi büyüme trendinin devam etmesi bence çok zor görünüyor hocam. saygılar.....

      Sil
  4. Mahfi Bey günaydın.

    Malum 2014 yılının en iyi çıkış yapan sanatçısı "petrol" :)

    Düşündüğümde bu işten kazançlı çıkan bir aktörde AB olmadı mı? Petrol fiyatları 110 usd civarında seyretseydi, sizinde öngördüğünüz şekilde euro/dolar paritesinin 1,33 lerden 1,10-1,15 bandına inmesiyle Euro bölgesi için enerji maliyetlerinin daha da artması demek olacaktı. Şu durumda Euronun değer kaybetmesiyle ihracatı için ciddi bir avantaj sağlamış olacak, aynı zamanda enerji maliyetlerinin azalması rekabet üstünlüğünü perçinlemiş olacak. Bu durum Avrupa Merkez Bankasının parasal genişleme kararını nasıl etkiler? Sizin tahminleriniz ne yönde olurdu? Artık sadece dolur kuru tahmini yeterli olmuyor ülkemiz için, euro tahmini de en az dolar kadar önemli.

    2015 yılınızı kutlarım, umarım ülkemiz için de başarılı bir yıl olur.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Doğrudur petrol fiyatının ucuzlaması en çok Avrupa'ya yarayacak. Ama bunun için iç talepte bir canlanma olması da lazım. Herşeyden önce geleceğe ilişkin beklentilerin düzelmesi gerekiyor. Aksi takdirde karamsar beklentiler insanların harcamayı kısıp tasarruf etmesine yol açıyor.
      AMB bence genişleme yolunda devam edecek ancak bu genişlemenin kamu kağıtlarını da kapsama alması düşüncesi yürürlükten kalktı gibi görünüyor.

      Sil
  5. Hocam, ürün portföyü ve kapasite arttırımı için yeni makine yatırımına ihtiyacımız var. Sizce 2015 yılında bu yatırımı yapmak mantıklı mı? Malum endişelerimiz var...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu dediğiniz aslında zorunlu bir yatırım. Bence bunun zamanı olmaz..

      Sil
  6. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  7. merhabalar hocam, yapısal reformlar çok önemli olmasına rağmen yıllardır erteleyip duruyoruz. aslında dışarıya bağlı olmadan büyüyebilmenin yolu yasısal reformların gerçekleşmiş olmasından geçiyor. 2015 de yapılacak olan şeçimlerden dolayı ben de sizin gibi yapısal reformların yine uygulanmayacağını düşünüyorum. saygılar hocam

    YanıtlaSil
  8. Fakirlik daha da artacak zenginler daha da zengin olucak

    YanıtlaSil
  9. Hocam, ben de sadece büyüme ile ilgili bir tahmin yapmak istiyorum, %3.4 civarı. O da cari açığın %5 civarında gelişmesi durumunda. Sizin de yeni yılınız sağlıklı, mutlu ve huzurlu geçsin umarım. Tüm Türkiye'ye mutlu yıllar...

    YanıtlaSil
  10. hocam müsadenizle şunu sormak istiyorum: daraltıcı maliye politikası uygulayarak vergilerin artırılması kişilerin harcanabilir gelirini azalttığı için milli geliri azaltıcı yönde etki yapar denilmekte.fakat şunu sormak istiyorum;vergilerin artırılmasıyla kişilerin harcanabilir geliri azaltılsa da vergiler kamunun asli gelir kaynağı olduğundan bu sefer de kamunun harcamaları artmaz mı?yani bir tarafın geliri azalırken öbür tarafın geliri artmaktadır.acaba vergilerin artırılması milli geliri azaltır derken kamunun harcamalarının değişmemesi varsayımı altında mı böyle bir analize ulaşılıyor?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet. Ekonomide bu tür analizler hep ceteris paribus (diğer koşullar aynı kalmak kaydıyla) varsayımı altında yapılır biliyorsunuz.

      Sil
    2. Iyi seneler mahfi bey. 2015 te faizler 6.5 _7 İnebilir demişsiniz. sene başinda olma ihtimali var mi bu indirimin? konut kredisi çekmeyi düşünüyoruz çünkü. Teşekkürler

      Sil
  11. 2014'te %3-3,2 büyüme gelebilmesi için 2014 son çeyrek büyümesinin %4 gelmesi gerekiyor. Ekim'de sanayi üretimi %4,5 arttı ancak Kasım'da ihracat reel olarak geriledi. Aralık'ta reel gerileme olmayabilir ama artış hızı düşük kalacaktır. sanayi üretimi ile ihracat arasındaki korelasyon oldukça güçlü sayılır. bir de tarımsal üretimdeki gerileme 2014 son çeyrekte de devam edecek. sizce 2014 son çeyrekte %4 büyüme yakalayabilir miyiz?
    dikkat ederseniz 2014'te cari açıktaki düşüş tamamen tasarruflara yansıdı. seneye de büyük ihtimalle cari açık düşecek ve tasarruflar artacaktır. birçok iktisatçının "petrol düşerse tüketime yansıması olumlu olur" tezini ciddi anlamda tartışmalıyız. cari açıktaki düşüş tamamıyla tasarruflara yansıyabilir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gerçekleşme tahmini olarak verdiğim oranlar benim tahminlerim değil. Bunlar hükümet dahil çeşitli kurumların yaptığı tahminlerin ortalaması. Son çeyrek için yüzde 4 bana da yüksek görünüyor.
      Eğer petrol düşüşü tasarrufların artmasını sağlarsa ve eğer enflasyon düşüşü nedeniyle faizler de düşerse bu demektir ki o tasarruflar yatırımlara ve tüketim kredilerine kayacak ve dolayısıyla tüketim talebi de aratacaktır.

      Sil
  12. Sevgili Mahfi Hocam yeni yazınız için ellerinize sağlık, bir mühendis olarak anlayamadığım konular var Şöyleki; 2015 yılında ülkemize döviz girişi sıkıntılı, bunu aşmak için faizlerin yükselmesi aksi durumda dolar kurunun ne olacağı sorunu, para girişi sıkıntısı ile kredi olayının zora girmesi vede büyümenin istenilen seviyelerde olamayacağı (borsa(-)), seçim nedeni ile faizlerin inmesi fakat doların zıplaması senaryoları çok uçuk bir durum mudur? Ben pozisyonlarımı bu senaryolara göre almayı düşünüyorum. Hürmet ve saygılarımla . Murtineer

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bunların heprsi olası senaryolar. Bu senaryoların gerçeğe dönüşmesini en fazla etkileyecek konu ise Fed'in tavrı olacak. Eğer Fed faiz artışını 2016'ya bırakırsa o zaman faizler düşse de yabancı kaynak gelmeye devam eder. Öyle olunca da dolar çok prim yapmayabilir. Benim yılsonu için 2,40'lık dolar kuru tahminimin altında da bu yatıyor. Tabi bütün bunları Türkiye'nin kendi başına yanlış işler yapmayacağı varsayımı altında söylüyorum.

      Sil
    2. hocam iyi akşamlar. çok iyimsersiniz bence!. fakat iktisadi olarak almış olduğum eğitimimin ve kendi çapımdaki analizlerimin sonucunda dolar kurunun 2015 sonunda minimum 2, 45 - 2,55 aralığında salınmasının yüksek olasılık olduğunu düşünüyorum. dış finansal yükümlülüklerimiz büyük ve özellikle de reel iktisat tabanımızın büyük bölümünün döviz açık pozisyonunun çok fazla olduğunu biliyoruz!.. sadece bu faktör dahi ciddi bir kırılganlık göstergesidir. genel bir portre çıkarırsam; hane halkları iktisadında da büyük çaplı bozulmalar mevcut görünüyor.mesela 1994 ve 2001 krizlerini hane halklarının borç seviyesinin çok düşük olması nedeniyle kısa sürede normalleşmeye çevirebildik. fakat bugün itibariyle cumhuriyet tarihinin en borçlu dönemini yaşıyoruz. kamu da hele hele özel sektör de ve hane halkları da borç yığını içinde kaybolmak üzere!. 1999 yılında başlayan fakat 2002 sonrasında adeta kamçılanan düşük kur - yüksek reel faiz modeli içeride sanayiciyi, tarımı bitirdi. yani adeta üreticiyi cezalandırdık. rantı bilhassa da konut ve arsa gibi katma değeri düşük ve dış piyasalarda rekabet gücümüze hiçbir katkısı olmayan, sürekli tüketimi özendiren ve çok dar bir zümreye kaynak aktarmaya yarayan avm, rezidans gibi beton yığınlarına aşırı sermaye yığılımları yapılmasına sürekli çanak tutuldu. genel olarak cari açığımızı büyüme hızı sürekli iktisadi büyüme ivmemizin net biçimde üzerinde seyretti. yani: ihtiyacımızın da üzerinde borçlandık!. artık bence bedel ödememizin zamanı geldi!. dış dünyanın tasarruflarını harcayarak yani geleceğimizi de iktisaden ipotek altına sokarak sadece anı yaşadık.

      Sil
  13. Hocam,

    Bir aile büyüğümüz 1941 doğumlu, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunu, 1980'lerin ikinci yarısında bankacılık mesleğinden emekli oldu. Ömrünün son demlerini yaşıyor.

    Bizlere, kendilerinin ilk gençlik ve gençlik dönemlerinde, lise ve üniversiteye girişlerde öğrenci seçme sisteminin farklı olduğunu ve verilen eğitimin de günümüzdekiyle pek benzerlik göstermediğini söylemişti.

    Sürekli kızdığı konu, teknolojinin o kadar ilerlemesine rağmen, analitik düşünme yeteneğinin niçin şimdiki kuşaklarda kendi dönemlerindeki kadar geliştirilemediği üzerine:

    'Bizim dönemimizde lise mezuniyet diploması almadan evvel önemli bir sınav yapılırdı, -bakalorya sınavı-. Ancak bu önemli sınavı geçebilirseniz liseden mezun olma hakkını elde edebilirdiniz. Ve hatta dönemimizde, lisedeki eğitim kalitesi o kadar iyiydi ki, lise mezunu olunca örneğin donanımlı bir sınıf öğretmeni olarak Türkiye'nin çeşitli bölgelerine hemen atanabiliyordunuz, (ilkokul/sınıf) öğretmenlik mesleğini üniversiteye geçiş yapmadan icra etmeye başlayabiliyordunuz.

    Üniversite için ise, şimdiki gibi ÖSYM, ÖSYS, LYS, DGS, KPSS vb. türler yoktu. Bunların hepsinin temeli 1970'lerin başında ve ikinci yarısında atıldı. 1950 ve 60'larda Türkiye'deki üniversite sayısı çok azdı. Üniversite eğitimi almak isteyenler için tek merkezden yönetilen bir sınav sistemi yoktu. Fakülteler kendi sınavlarını hazırlayıp, Mayıs-Haziran ve Ağustos-Eylül olmak üzere klasik, yani yazılı -test değil- sınav sorularını hazırlar, başvuru yapmış adayları bu sınava tabii tutar, sonuç başarılı ise liseden gelen bakalorya derecesini de değerlendirmeye alır, en sonunda fakülteye öğrenci olarak kabul edip/etmemeye karar verirlerdi. Örneğin, biz o zamanlar -Yüksek Mühendis Mektebi- veya -Teknik Üniversite- derdik, şimdi tam adı -İstanbul Teknik Üniversitesi- oldu, bu üniversitenin fakülteleri kendi sınavlarını kendileri hazırlar ve öğrencileri her sene kendileri seçerlerdi. Mesela aynı şey Ankara'daki Siyasal Bilgiler Fakültesi için de geçerli, yani o meşhur -Mekteb-i Mülkiye- veya benim mezun olduğum İstanbul Üniversitesi de öyle.

    Ne zaman ki ilk önce ÖSYM, eski adıyla ÜSYM, sonra da 1980'lerde YÖK kuruldu, işte o andan itibaren bu ülkenin akademik eğitim sistemini temelden sarstılar. 2015 itibariyle bunun sancılarını yaşamaya devam ediyoruz.

    Bizim dönemimizde adayların üniversiteye girişleri her ne kadar fakültelerin bağımsız inisiyatiflerinde de olsa, sınavlarda torpil denen şey yoktu. Torpil yapıp bazı öğrencileri kayırmak kimsenin aklına gelmezdi, veya rağbet görmezdi. Kayırma olmuşsa bile bunun çok az düzeyde kaldığını tahmin ediyorum ama yine de ihtimal vermiyorum. O zamanlar, eğitime, hele hele akademik eğitime toplum nezdinde o kadar saygı duyarlardaki, ahlaki davranmak, moral değerleri kırıp dökmemek, kuralları kendi yararına bükmemek akademik camiada çok çok önemli yer tutardı. Eğitimciler yüz kızarıklığının ne demek olduğunu iyi bilirler, iş etiğine öyle önem verirlerdi.'

    Mahfi Hocam, ne oldu da günümüz eğitim sisteminden şikayet etmeye başladık? Kırılma noktalarını hala saptayamadık mı?

    Mesela siz,

    (...)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Atatürk'ün tevhid-i tedrisat kanununu terkedince eğitim de bu hale geldi.

      Sil
  14. (...)

    Siz de bu topraklarda eğitim gördünüz, yetiştiniz ve şimdi 'Kendime Yazılar' diye bir sitede öğrendiklerinizi bizlerle paylaşıyorsunuz.

    Demek ki bu ülkenin eğitim sistemi bir zamanlar iyiymiş ki sizin gibi bir ağaç yetiştirmiş, şimdi de sizin beyninizden çıkan elmaları bizler yiyoruz.

    Bir zamanlar bir şeyler iyiymiş, kaliteliymiş demek ki... İktisatla beraber aynısını, mühendislik, tıp vb.'leri içinde söyleyebiliyoruz...

    Yine aynı ülkede yetişmiş sizler niçin hayıflanmaya başladı?

    1940-50-60'lar Türkiye'si eğitim sistemi ile 1980-90-2000-10'lar Türkiye'si eğitim sistemi arasında uçurum kadar fark gerçekten var mı?

    Liseye giriş sınavlarını, üniversiteye giriş sınavlarını, eskiden olduğu gibi, klasik (yazılı) sınav şeklinde yapma imkanımız artık yok mu?

    Nüfus artmaya devam ediyor.

    Üniversite sayısı haddinden fazla.

    İstihdam alanları yaratamıyoruz, işsizliğin %11'e dayanması bunun en açık göstergesi. Hatta üniversite sayısının fazla oluşu, bir nevi, 'işsizleri saklama merkezleri' olarak da ifade ediliyor! En az 2, en fazla 6 yıl, nesillerin çok büyük kısmı bir nevi 'gizli işsiz' olarak bu üniversite kampüslerinde eğitim aldıklarını zannediyorlar. Gerçek hayata dönünce, bıçağın ne kadar keskin olduğunu acı çeke çeke öğreniyorlar! Nesilleri doğrudan suçlayamıyoruz, çünkü en başta aileleri kendi gençliklerinde yaşayamadıkları imkanları çocuklarının yaşaması için üzerlerine titreyip üniversite okumalarını teşvik ediyorlar! Ama ne yazık ki evlatlarının birer 'beyaz yakalı köle'ye dönüşeceklerini akıllarına getirmek istemiyorlar!

    Siyasi olarak o kadar kutuplaşıyoruz ki, herkes kendi cephesine adam almaya çalışıyor. Eğitim, hukuk, adil eylem, etik... Bunları gözümüz görmüyor, kör olduk...

    'Test yolu ile öğrenci seçme' sistemini terk edip 'Klasik (yazılı) yol ile öğrenci seçme' sistemine geçiş yapmak mümkün mü? Siyasi olarak bu kadar kutuplaşmışken, torpil vakalarında artış olmaz mı? (-Test- te bile kayırma var, konuyu uzatmayalım!)

    Hem lise için, hem üniversite için Türkiye'de milyonların her sene sınavlara girdiğini düşünürsek, 'test sistemi'ni terk etmek o kadar mantıklı gözükmüyor. Fakat bizler, dışarıdan izleyenler olarak yeni sınav sistemlerinin varlığından haberdar olmayabilriz. Belki de, klasik (yazılı) sınav sistemi üzerine inşa edilmiş yeni sistemler vardır, ama bizler henüz keşfetmemişizdir. Finlandiya veya Güney Kore sınav sistemlerinde olduğu gibi.

    Sorularımı daha çok 'sınav sistemleri' üzerine kurduğumun farkındayım hocam. Fakat 'çalışmayı değerlendirmek' fiilinin işlemesi için sınav yapmak zorundayız.

    Eğitim sistemizi kökünden yenilemek niyetindeysek, 'sınav sistemleri'ni güncellemek listenin ilk sıralarında olmalı.

    Sizin de dediğiniz gibi:

    'Bütün dünyada faiz denen şeyi kaldırsak herşey bambaşka olabilir miydi Mahfi Bey?'

    'Sınavları kaldırıp okulları cennete çevirmek gibi diyorsunuz yani.'

    Tecrübelerinizi ve cevaplarınızı bekliyorum.

    Saygılarımla,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. iktidar değişmeden eğitim sistemi değişmez..bunlar herkesi imam yapıp, sorgulamayan bir kafa yaratarak toplumu uyutmayı hedefliyor

      Sil
  15. hocam benim sorum genel olarak maliye politikası ile alakalı olacaktı;ekonomi politikası kitabınızda da belirttiğiniz üzere genişletici maliye politikası aracı olarak vergilerin düşürülmesi kişilerin eskisine nispeten kullanılabilir gelirlerini artıracağı için daha fazla harcama yapmasını sağlar ve milli geliri artırır.burada aklıma takılan vergilerin düşürülmesiyle hanehalkının eline eskisine göre daha fazla gelir geçerken şimdi vergilerin düşürülmesiyle bu sefer devletin eline daha az vergi geliri geçecektir ve buda devletin eskisine göre daha az harcama yapmasına sebep olmaz mı?yani ilk durumda ki genişletici politikanın etkisi gitmiş olmaz mı?

    2)kitabınız da yaptığınız analiz de vergiler düşerse milli gelirin artacağını belirtiyorsunuz.fakat vergilerin düşmesiyle kamunun asli geliri olan vergiler azalacağından kamunun harcamalarının azalacağını analinize katmamışsınız. bura da ki analiniz de kamunun harcamalarının değişmeyeceğini varsayarak eğer vergiler düşerse nasıl bir etki yaratacağımı gösterdiniz?yani vergiler azalırken ceteris paribus yani diğer hiç bir şey değişmemek şartıyla milli gelir artar şeklinde mi anlamalıyım?burayı gözden kaçırıyorum acaba?saygılarımla

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. (1) Olmaz çünkü devlet o durumda o harcamaları yapabilmek için borçlanma yoluna gider.
      (2) Evet yukarıda benzer bir soruya cevap verirken de söylediğim gibi bu analizler ceteris paribus varsayımına dayanır.

      Sil
  16. Mahfi Bey,

    Sizce önümüzdeki yıllarda yepyeni bir Bretton Woods ihtimali var mı?

    Yoksa gelecek yıllar teknoloji devi şirketlerin öncülüğünde market manipülasyonları ve merkez bankalarının tiyatro oyunları ile mi geçip gidecek?

    Artık eskisi gibi, bir sistem kuralım da en az 70 yıl sürsün. İlerde çatırdamaya başlarsa o zaman düşünürüz, gibi bir algı geçerli değilmiş gibi bir hava var dünyada?

    Bırakalım 50 yılı, daha 5 ay sonra bile hem siyasi, hem iktisadi yönden nasıl bir dünyaya uyanacağımızı kestirmek neredeyse imkansız.

    Artık her ülke entegrasyon kelimesinin ne ifade ettiğini anlamış, ve dünya ekonomisine (tabii ki ticaretine) katılıp, pastadan dilim kapmak (ve bu dilimi büyütmek) için birbirleri ile kıyasıya yarışıyor.

    Bu sebeple, bırakalım yeni bir Bretton Woods u; hiçbir tür kural koyma, sistem kurma, kontrol mekanizması geliştirme vb.'lerinin pek işe yaramayacağı hissediliyor.

    Bretton Woods un saat gibi tik tak çalıştığı on yıllar boyunca, bu sistemi destekleyenler, veya desteklemeyip sadece ekonomik ilişkilerinin sekteye uğramaması için sistemin çemberi dışına çıkmamaya dikkat edenler, önümüzdeki yıllarda,

    Bana ne Woods'tan, yeni kurulacak sistemden! Benim büyüme stratejilerime halel getirecek bir işaret alırsam, yıkarım ortalığı.. 2050'li yıllara koşarken ne düzeninden, ne sisteminden bahsediyor bunlar! Her şey sürekli değişiyor, anlayamadılar mı hala!

    demeye başlayabilir mi?

    2003 ve 2008'de Bretton Woods II veya New Bretton Woods gibi isimlendirmelerle, 1944'teki versiyonu güncellmeye çalışır gibi yaptılar ama bu yeni çabalar eriyip gitti...

    Sizin görüşleriniz nedir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Her paradigma değişimi teorik bir altyapı değişimini getirir. Bu kez bu değişim henüz olmadı. Hala eski teorik altyapıyla yeni paradigmanın yarattığı krizi çözmeye çalışıyoruz. Öyle olunca da çözemiyoruz.

      Sil
    2. Peki şöyle diyebilir miyiz?

      1940'lardan 2015'lere kadar 'American Exceptionalism' dünyada baskın geliyordu. (İstisnalar kaideyi bozmaz.)

      2000'li yıllarda ise, kapitalizmin ne demek olduğunu, ülkelerin (aslında 'devletlerin' demek daha doğru) ve şirketlerin öğrenmeye başlaması ile 'Entrepreneurial Exceptionalism' dünyada baskın gelecek.

      Diyebilir miyiz?

      Kapitalizmin kendini konumlandıracağı bir 'karşı güç(ler)' artık neredeyse yok olduğundan, yeni terimlerin doğması yakındır.

      Fakat bir hususu hatırlatmak isterim Mahfi Bey:

      Fizikte, 'aynı kutuplar birbirini iter' ilkesi de vardır.

      Hayatın, sadece fizik yasaları ile yürüdüğünü iddia etmiyorum tabii ki.

      Kapitalizm zirveye çıkmak için kendisine 'karşı' olanları nasıl yok ettiyse,

      Hep zirvede kalmak için yeni 'karşı'lar yaratmaya ihtiyaç duyar.

      Tek başına zirvede kalması ilk önce fiziğe aykırıdır.

      Bu sözü hiç yazmak istemezdim ama,

      Önümüzdeki yıllarda çok kan dökülecek gibi!...

      Kanın dökülmesinden kastım, ideolojilerin birbiriyle çarpışması değil,

      Tam manası ile 'hayatta kalmak için kan dökmek'!...

      Cevabınızı bekliyorum.

      Saygılarımla.

      Sil
  17. Mutlu seneler hocam

    YanıtlaSil
  18. Hocam,öncelikle yeni yılınızı kutlarım.Umarım bu blog önümüzdeki yılda,hem ülkemizin, hemde küresel sistemin ekonomik sorunlarına ve çözümlerine ışık tutmaya devam eder.

    Epey zamandır takip ettiğim yazılarınızda ve yukarıdaki yazınızda olduğu gibi tasarruflar konusunda genelde bankacılık sistemindeki tasarruf mevduatlarının artış hızından bahsediyor ve genelde yatırımların finansmanı konusunda bankaları merkezine alan dolaylı finansman yoluna atıfta bunuyormuşsunuz gibi anlıyorum.Yani demek istediğim fon arz ve talebini direk olarak buluşturan sermaye piyasalarının, tasarrufları arttırma açısından önemine değinen bir yazınıza rastlamadım doğrusu.
    Herhalde ülkedeki siz dahil bütün iktisatçılara en önemli ekonomik sorunlarımız nelerdir diye sorsak muhtemelen ilk üç sıradan birinde tasarruflarımızın azlığı yer alırdı diye düşünüyorum.Şahsen bana gelip birisi sorsa ben sürdürülebilir büyüme için gerekli tasarrufların yetersizliği ve buna bağlı dış finansman gereksinimi derim.
    Tam da bu noktada genelde yazılarınızda değindiğiniz durum, özellikle hanehalkı tasarruflarının azlığı konusunda 2000ler öncesinde var olup da 2000er sonrasında gittikçe azalan hatta eksiye düşen reel faiz olgusu.Oldukça basit aslında herhangi bir makro iktisat kitabını karıştırsanız zaten karşınıza "tasarruflar faizin artan yönlü bir fonksiyonudur,yada tasarruflarla faiz oranları doğru orantılıdır" gibi tanımlamalar çıkar.Ama burda ülkemiz açısından ihmal edilen diğer seçeneğin firmaların finansman bulmada diğer seçeneği olan "özkaynak modelinin" ihmal edildiğini düşünüyor.Bizde tasarrufları yatırımlara kanalize eden mekanizma neredeyse tamamen bankacılık sistemi üzerinden gerçekleşiyor.Kanaatimce ülkemizdeki sermaye piyasalarını tekrardan ele alıp finansman bulma konusunda firmaları özkaynak modeline teşvik etmek;ilgili firmaların sermaye arttırımı ile çıklardıkları paylarını alan tasarruf sahiplerini korumak için de yılın dört çeyreği düzenli temettü ödenmesi yapılmasının kurallara bağlanmasının en doğru yol olucağını düşünüyorum.Böylece bankaları biraz kenara itip fon arz ve talep edeni direkt olarak buluşturmuş oluruz.
    Ve tasarrufları arttırmak için faizi çok yükseltmek gibi(enflasyonun %5'e inmediği varsayımı ile) fırsat maliyeti reel ekonominin daralması olan bir duruma katlanmak zorunda da kalmayız diye düşünüyorum.

    Umarım,tasarrufları arttırma hususunda bu doğrudan aktarım mekanizmasının Türkiye'de nasıl geliştirilebileceğine dair öneri ve yorumlarınıza yazılarınızda değinirsiniz hocam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim.
      Bu konuda yazmayı düşünüyorum.
      Ama sizin parantez içine aldığınız varsayımın değişmesi gerektiği kesindir. Yani enfkasyon yüzde 2-3 lere düşmeden faizle olayı çözmek mümkün görünmüyor. Tasarrufu artırmak için faizi artırsak bu kez yatırım düşüyor yapılan tasarrufun anlamı kalmıyor. İlk iş enflasyonu normal düzeyine çekmeye çalışmak olmalı.

      Sil
  19. 4.ceyrekte açıklanan rakamlar ve son derece dusuk kredi buyume hiziyla buyume bekklemek için TUIK sevdalisi olmak lazim::))

    YanıtlaSil
  20. Hocam mutlu ve huzurlu aynı zamanda sağlıklı bir 2015 diliyorum...
    Bir konuyu merak ettim. Şahsi fikrim olarak bu yıl ülkemizin siyaseten sarsılma ihtimalinin olacağını düşünüyorum, keşke toplumsal gerginliği ölçen enstürümanlarımız olsaydı (belki de vardır) ..Sanırım ekonomistler böyle bir ihtimale yer vermiyor...Sizin oluşabilecek bir siyasi (değişim-gerilim-sarsıntı vss.) dönüşüm sürecinde farklı bir senaryonuz varmı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayır be tahminlerimi mevcut durumun devamı senaryosuna göre yaptım. Bu dedikleriniz olursa tahminlerim zaten tutmaz.

      Sil
  21. Hocam dolar için 2.40 tahmini düşük değil mi? Olası MB faiz indirimi yada FED faiz artışı doları daha yüksek değerlere taşımaz mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 2,40'lık dolar tahminimin altında yatan varsayımı yazdım. Ben 2015'de Fed'den bir faiz artışı beklemiyorum. Olsa olsa 2016'da artıracağına ilişkin bir işarette bulunur diye düşünüyorum.

      Sil
  22. Hocam iyi aksamlar. ABD de %5 buyudu ve $ degerlenmeye devam edecek. Peki bu buyume kirilgan ulkeler uzernde baska nasil bir sonuc doguracaktir? elbette ABD'de pazari olan ulkelerin ihracati artacaktir bunu da goz onunde bulundurmak gerekir.

    YanıtlaSil
  23. Hocam ekonomistlerin çoğu Fed'in 2015'te faizleri arttırmasını bekliyor.. Siz artış olmayacağı varsayımını hangi verilere dayandırıyorsunuz?

    YanıtlaSil
  24. hocam ekonomiyle ilgili görüşünüzü okudum piyasa ekonomisinde tamamen serbest bırakırsak tekelleşme meydana geleceği için sosyal refah kaybı oluşuyor, devlet olaya fazla el atarsa vergilerle falan bu sefer de özel sektör fazla gelişemediği için yine sosyal refah kaybı ortaya çıkıyor. bunun orta yolu optimumu nedir hocam? denetimli piyasa sistemi mi?

    YanıtlaSil
  25. Hocam kimi yorumlar sizin asil yazinizdan daha uzun masallah. Hayir hepsi elle tutulur olsa tekrar tekrar okuyayim gercekten . Zaten sizde genelde bu yazilara ultra kisa cevap veriyosunuz cunku biliyosunuz o kadar uzun yazi bir soru degil esasen yorum icerir! Ben istiyorum ki herkesin yazisini okuyabileyim ama ne mümkün maalesef destan gibi . Buna bir sinirlama getirseniz nasil olur atiyorum 500 karakter gibi. Affiniza siginiyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hatalı düşünme tarzı, hatalı çözüm önerileri de getirir. Blogda sınırlama yok değil. Ama diyelim ki 500 karakterlik sınırlandırıldı. Destan yazmak isteyen yine yazar; parça parça.

      Sorun burada bu değil, sorun sizde de görüldüğü üzere, bunu sabrın tükenişi olarak adlandırıyorum, tahamülsüzlük, anlık yaşama tam internet hızında. Bu uzun cümleler hızımızı yok ediyor değil mi? Yok hayır varacağımız noktaya hızlı gitsek ne olacak?

      Keşke bu blogu okuyan herkez düşüncelerini paylaşsa, ister uzun ister kısa, düşüncelere pranga vurmayalım. İnanıyorum bu tecübe bir süre sonra zaten düşünceleri, soruları daha yalın halde ifade edebilme yeteneğini de kazandırır. Okuma, bir süre sonra ifade yeteneğini de kazandırır, bu blog gibi bilgi hazineleri analitik düşünme kabiliyeti de kazandırır. Ve en önemlisi yurdum insanının ne düşündüğü hakkında da eşşiz bilgi sahibi yapar.

      Siz de deneyimlerinizi paylaşın, göremediklerimizi gösterin, ama kalp kırmadan, yakmadan, yoketmeden.

      Saygılarımla

      Sil
    2. Ama şunu da belirtmek gerekir, eleştiri her zaman olmalı. Buna karşı değilim, sizin yazdıklarınız da bir eleştiridir. Ama "elle tutulur olsa" cümlesi doğru bir tespiti içermiyor. Ve benim yazdıklarım da size ve sizin gibi düşünenlere karşı bir eleştiri olduğunu da unutmayalım.

      Diyebiliriz ki, bazı soruları biraz çabalasak kendimiz de bulabiliriz. Ya da, sabredip Mahfi Bey'in bu blogtaki tüm yazılarını okuyup, yorumları, cevapları da okusak, aslında hemen hepsinin cevaplanmış olduğunu görmüş oluruz.

      Ama işte dedim ya, hazıra konma alışkanlığımız bizi yeni şeyler keşfetme yolculuğundan alıkoyduğu için, birçok fırsatları kaçırıyoruz, herşeyde olduğu gibi.

      Sil
    3. Cevap:

      Hayatı olabildiğince 'kısaltmaya' çalışıyorlar; siz de bu tuzağa seve seve düşmek istiyorsunuz sevgili Adsız!

      Evde veya tarihi bir lokantada, bir yemeğin lezzetli olması için meşakkatli bir süreç, üzerinde emek sarfedilmesi gerekir. Ancak bu işlem gerçekleştikten sonra o yemeğin tadından birşey anlarsınız.

      Tabii siz de dahil olmak üzere çoğunluğunuz -fast food- tarzı; çabuk yemeye, kısa zamanda yemeye, kısa yazılar okumaya, kısa YouTube videoları izlemeye, kısa mesafeli yolculuklara çıkmaya, sayfa sayısı az olan kitaplar okumaya alıştığınız için, burada yazılan yorumları da -armut piş, ağzıma düş- misali, bırakın 500 karakter, twitter da olduğu gibi 140 karakterle sınırlı olmasını bile istersiniz!

      Üslubumu sert tuttuğumun farkındayım. Ama en başta Mahfi Hocamın ne demek istediğimi çok iyi anladığını tahmin ediyorum.

      Kendisi hoca olduğu için yukarıda verdiğim eleştiriyi çoğumuzdan daha iyi anlayacaktır! Çünkü özellikle yeni nesil öğrencilerin (yukarıdaki yorumu yazan 'Adsız' kişinin öğrenci olup/olmamasını dikkate almadan, genel manada söylüyorum), en az 2 yaprak A4 kağıda dişe dokunur bir metin yazmaktan gitgide aciz hale getirildiklerini en iyi gözlemleyenlerden biri de Mahfi Hocanın kendisidir! Ve bu duruma kahroluyordur!

      Saygılarımla...

      Sil
  26. Hocam iyi günler. Ben Amerika'daki büyüme rakamları sonucunda 2015 yılında ülkemizdeki faizler için ne düşündüğünüzü merak ediyorum. Teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eğer ABD büyümesi (ve işsizlik ve diğer göstergeleri) böyle giderse Fed faizi artırabilir. O zaman bizde kurlar yükselir ve biz faiz artırmak zorunda kalabiliriz. Ama bunlara ek olarak şimdi artık bir de petrol fiyatlarındaki düşüşün yarattığı olumlu etki var. O nedenle artış ilk düşündüğümüze göre yüksek olmayabilir.

      Sil
  27. Hocam merhaba, yanılıyorsam kusuruma bakmayın ancak IMF 2015 yılı işsizliği 10.4 olarak beklemiyor mu ?
    Kaynak: "STAFF REPORT FOR THE 2014 ARTICLE IV CONSULTATION, Sayfa 28 deki tablo"

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayır yanılmıyorsunuz, ben bir önceki tahmini yazmışım, düzelttim, teşekkür ederim.

      Sil
  28. hocam, 2015 yılı için türk ekonomisinin ortalama büyüme ivmesinin % 1,6 - %1,9 aralığında salınabileceğini düşünüyorum. kamu bütçe açığının yükseleceğini ve buna karşın negatif fazlı korelatif ilişkiden dolayı da cari dengedeki destabilitel durumun son yıllara nazaran biraz daha iyi olabileceğini ki( iktisadi aktivasyonların sert biçimde yavaşlamasından ötürü) olabileceğini tahmin ediyorum. işsizliğin net şekilde artacağını ve özellikle de rusya gibi hammadde zengini ekonomilerde petrol fiyatları kaynaklı başlayan yavaşlamalar nedeniyle bu piyasalardan bize gelen talepte bu yıl net daralmalar olabilir ve bu ihracat pazarlarımızın daralarak kümülatif ticaret hacmimizi düşürebilecektir. ancak iç talepte de net daralma olasılığı yüksek olduğundan dolayı döviz gelirimiz azalırken giderimizin de azalacağı kanaatindeyim. ancak bu yıl yerine getirmemiz gereken çok yüksek hacimli dış finansal yükümlülükleri hesaba katarsak çok olumsuz bir döneme denk geldiğini düşünüyorum. kısacası 2015 te makro iktisadi hesaplarımızın yüksek düzeyde ve negatif yönde şaşacağı fikrindeyim. çin, hindistan vb gibi dış talep ağırlıklı büyüme yapısına sahip ülkelerin de bu süreçten olumsuz etkilenmelerini ve yavaşlama yaşamlarını büyük bir ihtimal dahilinde görmek mantıklı olacaktır diye düşünüyorum. fakat bu ekonomiler eğer dış talep azalışlarını iç talep artışları ile absorbe edebilirler ise ivme kayıpları nispeten düşebilir. haliyle ulusal para birimlerini biraz daha değerlendirmeleri gerekecektir. abd kriz öncesi büyüme büyüme ivmesini bu yıl yakalayabilir bence!. a.b Euro bölgesi deflasyonist baskıları birkaç yıl daha göğüslemek durumunda gibi! Japonya yene reel değer kayıpları yaşatabilirse nispeten toparlanabilir ancak kamu borç stokunu çevirmesi için biraz enflasyona ihtiyacı olduğu kesin gibi! kısacası 2015 yılı genel olarak küresel ekonominin ortalama bazda % 2 - %2,50 aralığında büyüme yaşayabileceği ve küresel iktisadi sistemin sorunlarının daha da ağırlaşacağı bir yıl olmasını bekliyorum maalesef!..

    YanıtlaSil
  29. bu arada yazımı tamamlayayım!. bu negatif iktisadi konjonktürde türk ekonomisi adına en olumlu faktör tasarruflarımızın artma eğilimine girmesini beklememdir. bundaki en büyük etkenlerinde şunlar olabileceği kanaatindeyim: 1- 2015 ilk çeyrek sonu itibariyle fed'in faiz artışlarına başlaması ve buna paralel olarak bizde de net faiz artışları yaşanmasıdır. ki: bizde faiz ile tasarruflar arsında yüksek paralellik vardır. faizler artarsa tasarruf reflekslerimizde güçleniyor!. 2- hane halkları ekonomisinde borçluluk hacmi yüksek olduğundan artık bu borçların çevrilmesi için gelirlerin borç düşürmek ve artık bir değer olarak kullanımının artmasını bekliyorum. 3- satın alma paritesi düşeceğinden dolayı da harcamalar daralacaktır. zaten son 12 yıldır 2009 hariç adeta tüketim yarışına girmiştik!. dolayısıyla tasarruf güdümüzü çok aç bıraktık!. artık onu doyurma zamanı geldi bence!. bu da iktisadın davranış ekonomisi tarafıdır!...

    YanıtlaSil
  30. Hocam merhaba
    Bugün bir programda 2015 yıl sonu dolar beklentinizi 2,40 olarak tekrar ettiniz.
    Ayrıca €/$ parite beklentinizi de 1,10 olarak ilettiniz.

    Bu durumda 2015 yıl sonu euro kur beklentinizi 2,64 olarak not edebilir miyiz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. benim tahminimce dolar kuru yıl sonunda 2,45 - 2, 55 tl aralığında Euro ise 2,90 - 3,05 aralığında salınabilir !.

      Sil
  31. kanaatimce; 2015 yılı gelişmekte olan ekonomilerin , küresel iktisadi büyümenin motoru olma özelliğini kaybetmeye başlayacakları bir yıl olacak!. hatta bu ekonomiler içerisinde kırılganlıkları fazla olan ekonomilerin ileriye dönük olarak abd ve özellikle de a.b Euro bölgesi ekonomisinin yaşadığı sıkıntıların benzerlerini ama reel iktisadi tabanlarında ama finans iktisadi tabanlarında yaşamalarının yüksek ihtimal olduğunu düşünüyorum. türk ekonomisi de bunu yaşama potansiyeli taşıyan gelişmekte olan ekonomiler arasında ilk beşte bence!..

    YanıtlaSil
  32. hocam, küresel para ve kur savaşlarının önümüzdeki süreçte artacağını daha doğrusu küresel güç merkezleri tarafından arttırılacağını ve bunun etkileriyle ileride tek bir dünya merkez bankası kurulmasının sağlanmasının amaçlandığını düşünüyorum... bu sizce de olası bir iktisadi senaryolardan birisi olabilir mi hocam?. saygılar...

    YanıtlaSil
  33. hocam, türkiyemizin iktisadi ve hatta sosyal ve siyasi olarak da önündeki en büyük ve temel tehlikeler: 1- iktisat kültürümüzün hiç olmaması 2- türk ekonomisinde acilen yapılması gereken başta reel ekonomik tabanda olmak üzere genel olarak köklü yapısal sorunlara derinden ve samimi yaklaşılamamasıdır!..

    YanıtlaSil
  34. 2015 yılı için doğru tutan hiç bir tahmininiz yok, tebrik ederim üstad. :)

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...