5 Şubat 2015 Perşembe

Faiz: Neden mi Sonuç mu?

Enflasyon ve Çeşitleri
Fiyatlar genel düzeyinin sürekli artış halinde olmasına enflasyon diyoruz. İki önemli unsur var bu tanımda: Fiyatlar genel düzeyi ve süreklilik. Demek ki tanıma göre ilk olarak birkaç mal veya hizmetin fiyatının artması enflasyon olarak kabul edilmiyor. Enflasyondan söz edebilmek için mal ve hizmetlerden oluşan bir sepetin fiyatının artması gerekiyor. İkinci olarak da bu sepetin fiyatının sürekli artış içinde olması gerekiyor. Sepeti oluşturan mal ve hizmetlerin fiyatı bir kez artmışsa buna enflasyon değil fiyat artışı diyoruz.

Enflasyon niçin ortaya çıkar? Bu soruya verilen yanıtları iki grupta toplamak mümkün: (1) Talep, arzdan fazlaysa enflasyon oluşur. Yani mal ve hizmetlere yönelik tüketim talebi bu mal ve hizmetlerin üretilip arzedilen miktarından fazlaysa o zaman enflasyon olur. Buna talep enflasyonu diyoruz. (2) Üretimi gerçekleştirmek için kullanılan üretim faktörlerine yapılan ödemelerin (emek, kira, faiz, kar payı) veya üretimde kullanılan girdilere yapılan ödemelerin (örneğin enerji giderleri, hammadde giderleri vb) miktarı artarsa bu artışlar fiyatlara yansır ve enflasyon oluşur. Buna da arz enflasyonu ya da maliyet enflasyonu diyoruz.

Neden ve Sonuç İlişkisi
Eski bir tartışmadır: Yüksek enflasyon mu faizin yükselmesine yol açar yoksa yüksek faiz mi enflasyonu yükseltir? İki tarafı da savunanlar var. İktisatçı olmayanların çoğu yüksek faizin enflasyonu yükselttiği görüşüne daha çok eğilim gösterirler.

Enflasyonla faiz arasındaki ilişkiyi tam olarak yerli yerine oturtabilmek için her şeyden önce hangi tür enflasyonla karşı karşıya olduğumuzu anlamamız gerekir.

Monetarist iktisatçılar, Friedman’ın ünlü “enflasyon her zaman ve her yerde parasal bir olgudur” sözünden yola çıkarak enflasyonu para arzındaki artışın yarattığını öne sürerler. Para arzının artması demek talebin de artması demektir. Talep artarsa fiyatlar yükselir ve enflasyon oluşur.

Arz yönlü iktisatçılar, enflasyonun daha çok yüksek vergiler, sıkılaştırılmış denetimler gibi etkiler sonucunda yükselen maliyetler nedeniyle maliyet enflasyonu kökenli olduğunu öne sürerler. 

Oysa enflasyon her iki etkiden de izler taşır. Yani bir ülkedeki enflasyon hem talep hem de maliyet kökenli unsurlar taşıyabilir.

Talep Enflasyonu Söz Konusuysa
Eğer talep enflasyonuyla karşı karşıyaysak yani arzdan fazla talep varsa ya da üretilen mal ve hizmet miktarından daha fazlası talep ediliyorsa fiyatlar yükselecek ve enflasyona neden olacak demektir. Bunu önlemenin yolu faizleri artırarak talebi düşürmek ve insanları tüketim yerine tasarrufa yönlendirmektir.

Aşağıdaki şekilde bunu gösteriyorum (FtED: Faiz talep Enflasyonu Doğrusu.)


Talep enflasyonu söz konusuysa şekilde görüldüğü gibi faiz ile enflasyon arasında ters yönlü bir ilişki vardır. Faiz düşerse enflasyon artar yani enflasyon artarsa düşürmek için faizi artırmak gerekir. 

Maliyet Enflasyonu Söz Konusuysa
Eğer maliyet enflasyonuyla karşı karşıyaysak yani üretim unsurları ve girdilerinin fiyatları talep dışı nedenlerle artıyorsa (örneğin ücretler sendika baskılarıyla yükseliyor ya da enerji maliyetleri petrol ve doğalgaz fiyatlarının uluslar arası alanda artması nedeniyle yükseliyor ve bunlar da enflasyona neden oluyorsa) o zaman faizi arttırdığımızda enflasyon da artar. Çünkü faiz de bir maliyet unsudur (finansman maliyeti) ve buradaki artış enflasyonun daha da artmasına yol açabilir.

Aşağıdaki şekilde bunu gösteriyorum (FmED: Faiz maliyet Enflasyonu Doğrusu.)


Maliyet enflasyonu söz konusuysa şekilde görüldüğü gibi faiz ile enflasyon arasında doğru yönlü bir ilişki vardır. Faiz artarsa enflasyon artar ya da bir başka ifadeyle enflasyon artarsa düşürmek için faizi düşürmek gerekebilir.   

Hem talep hem de maliyet enflasyonu varsa
Eğer ekonomide talep enflasyonu söz konusuysa işimiz nispeten kolay demektir. O zaman faizleri artırmak suretiyle tüketimi yani talebi düşürme yoluna gideriz ve bu yolla da enflasyonu frenleyebiliriz. 

Eğer ekonomide sadece maliyet enflasyonu söz konusuysa işimiz yine kolay demektir. Faizlerde indirime giderek maliyetler üzerinde oluşan baskıyı biraz hafifletir ve enflasyonda düşüş sağlayabiliriz. Kuşkusuz bu hamlenin sonuç verebilmesi için diğer üretim girdilerinin fiyatlarındaki artışta bir durulma sağlanmış olması gerekir. 

Asıl sorun şudur: Hem talep enflasyonu hem de maliyet enflasyonu bir arada yaşanıyorsa ne yapmak gerekir?  

Burada yapılması gereken şey enflasyonun ne kadarının talep ne kadarının maliyet kaynaklı olduğunu ayırt ederek işe başlamaktır. Eğer etkiler yarı yarıya ise o zaman faiz aracını kullanmak fazla işe yaramayacak demektir. Böyle bir durumda faizi artırarak talep enflasyonu düşürmenin getirisi muhtemelen maliyet enflasyonunu artırarak ortaya çıkacak kayıpla giderilmiş olacak ve faiz boşuna yükseltilmiş olacaktır. Ya da tersine maliyet enflasyonunu düşürmek için yapılan faiz indirimi talep enflasyonunu azdıracağı için etkiler birbirini nötralize edecek sonuçta faiz düşerken enflasyon aynı düzeyde kalmaya devam edecektir.  

Aşağıdaki şekilde talep ve maliyet enflasyonunun bir arada yaşandığı bir ekonomideki enflasyon ve faiz dengesini gösteriyorum.


Talep ve maliyet enflasyonunun birlikte yaşandığı bir ekonomideki durumun başlangıçta yüzde 6 faiz oranı ve yüzde 5 enflasyon oranını temsil eden A noktasında olduğunu varsayalım. Diyelim ki ekonomi yönetimi faizi artırarak enflasyonu düşürmeye karar vermiş ve faizi yüzde 8’e çıkarmış olsun. Bu durumda talep yönlü enflasyonda yüzde 5’ten yüzde 4’e gerileme olurken maliyet yönlü enflasyonda yüzde 5’ten yüzde 6’ya yükselme olacak ve her ikisinin karmasından oluşan toplam enflasyon oranı değişmeden kalacaktır. Faiz artırımı, enflasyonu düşürücü yönde bir etki yapmayacak, ekonomi daha yüksek bir faiz oranında aynı enflasyon oranı üzerinde yeni bir denge noktasına ulaşmış olacaktır (B noktası.)

Eğer ekonomide yukarıda değindiğim gibi maliyet ve talep enflasyonu birbirine yakın ağırlıkta ise bu durumda faiz politikası işlevsiz kalacak yani bir işe yaramayacak demektir.

Faiz politikasını enflasyona karşı kullanırken ekonomideki talep ve maliyet enflasyonlarını ve bunların dengedeki ağırlıklarını iyi belirlemek gerekir. Aksi takdirde beklenmedik sonuçlar karşımıza çıkabilir.

Türkiye’de Durum
Türkiye’de 2014 yılında yıllık ortalama manşet enflasyon (TÜFE ile ölçülen enflasyon) yüzde 8,9 oldu (yılsonu enflasyonu yüzde 8,17 olmakla birlikte bu hesaplarda yıllık ortalama enflasyona bakılır.) Bu enflasyonun kökeni nedir? Talep enflasyonu mu yoksa arz enflasyonu mu yoksa her ikisin de bulunduğu bir karma enflasyon mu söz konusu? Bu soruya yanıt verebilmek için önce talebi etkileyen unsurlara bakalım.

Talep enflasyonu var mı?
İlk sorumuz para arzında talepte artış yaratabilecek bir yükselme oldu mu sorusu olacaktır. Para arzını çeşitli şekillerde ölçüyoruz. Geniş para arzına (M3) baktığımızda 2013 yılsonuna göre yüzde 14 dolayında bir artış olduğunu görüyoruz. Büyümenin yüzde 4 beklendiği bir yıl için yüzde 14 dolayındaki bir para arzı artışının makul karşılanması zordur. Para arzındaki bu 10 puanlık artışın talepte bir artışa neden olup olmadığını inceleyebilmek için talep cephesine bakalım. Öte yandan para arzındaki artış oranı aşağı yukarı kurdaki artışla örtüşüyor.      

Talepte bir artış olup olmadığını yanıtlayabilmek için ilk olarak tüketicilerin eğilimlerini izlediğimiz anketlere bakmamız gerekiyor. Bu anketlere baktığımızda talebin arttığını gösteren bir değişim göremiyoruz. Örneğin tüketici güven endeksi 2013 sonunda 75 iken 2014 sonunda 67’ye gerilemiş görünüyor. İkinci bir gösterge olarak hanehalklarının nihai tüketim harcamalarının GSYH içindeki payına bakıyoruz. 2013 yılında GSYH’nın yüzde 71,2’si hanehalklarının nihai tüketim harcamalarından oluşurken 2014 yılında bu oran yüzde 70,5’e gerilemiş görünüyor. Demek ki 2014’de talepte artış olmamış, tam tersine düşüş yaşanmış. Bunlara ek olarak Kalkınma Bakanlığı’nın Ekonomik Gelişmeler başlıklı raporlarında ve TCMB’nin Enfasyon Raporlarında iç talepte 2014 yılında elle tutulur bir kıpırdanma olduğunu gösteren bir saptamaya rastlayamadık.  

O halde 2014’de yaşanan enflasyonun, Para arzındaki artışa karşın, talep kökenli olduğunu söylemek mümkün görünmüyor.

Arz enflasyonu söz konusu mu?
Gelelim işin arz (maliyet) yönüne. Buradaki sorumuz şu olacak: 2014’de maliyetlerde artışa neden olan bir gelişme oldu mu? Yani üretim faktörlerinin gelirleri (ücretler, kiralar, faizler ve karlar) arttı mı? Üretimde kullanılan girdilerin fiyatları yükseldi mi? Kurlar arttı mı? Bu soruların yanıtları bizi Türkiye’de yaşanan enflasyonun arz enflasyonu olup olmadığına götürecek bizi. Bunlara tek tek bakalım. Ücretlerin, ortalama olarak, enflasyon kadar artış gösterdiğini ve bu şekilde enflasyona katkı yaptığını genel olarak söyleyebiliriz. Ne var ki ücretler geçmiş enflasyona göre artırıldığı için gelecek enflasyonu artırıcı yönde katkı yapabilmesi için geçmiş enflasyonun üzerinde artmış olması gerekiyor. Ücretlerde bu tür istisnalar olsa da genel olarak ortalama ücretlerin geçmiş enflasyona göre ayarlandığı için ücretlerin enflasyona katkısının sınırlı kaldığını düşünüyorum. Kurlardaki artış için sepet kura (½ USD + ½ Euro) bakıyoruz. 2013 yılı sepet kurun ortalaması 2,31 iken 2014 yılında 2,55 olmuş. Yani yüzde 10’un üzerinde artış sergilemiş. Faizlerdeki artış da aynen kurdaki artış gibi yüzde 10’un biraz üzerinde gerçekleşmiş.

Şimdi de bu giderlerin toplam firma maliyetlerindeki ağırlıklarına bakalım. Aşağıdaki tablo Yüncüler ve Öğünç’ün, Firma Maliyet Yapısı ve Maliyet Kaynaklı Enflasyon Baskıları, TCMB Çalışma Tebliği No: 15/3 adlı çalışmalarından alınmıştır. Bu tablonun hazırlanmasında yazarlar, 20’den fazla işçi çalıştıran firmaları hesaba katmıştır. Hesaba aldıkları firma sayısı 38.997’dir. Hesaplamayı, 2006 – 2011 yılları ortalamasını esas alarak yapmışlardır.)

Maliyet Kalemleri
Giderlerin Ağırlığı (%)
Personel giderleri
23,6
Hammadde giderleri
41,5
Elektrik giderleri
2,0
Yakıt ve akaryakıt giderleri
3,6
Kira (bina + makine, teçhizat kiraları)
3,1
Finansman giderleri (faizler, komisyonlar vd)
3,6
Faaliyetle ilgili diğer giderler
15,2
Diğer
7,4
Toplam
100,0

Görüleceği üzere Türkiye’de tarım dışında (sanayi, hizmet ve inşaat sektörleri) yer alan firmalarda maliyetlerin ağırlığı hammadde ve personel giderlerinde toplanmaktadır. Demek ki fiyat artışlarında en etkili iki kalem hammadde (yani girdi) fiyatları ve üretim faktörlerinden emeğin fiyatı olan ücretlerdir. 2014 yılında ücretlerdeki artışın enflasyon düzeyinde olduğunu, buna karşılık hammadde fiyatlarındaki artışın kurlardaki artış da dikkate alındığında en az yüzde 10 dolayında olduğunu hesaplıyoruz. Elektrik giderleri, yakıt ve akaryakıt giderleri kalemlerini de hammadde gibi kurla yakın ilişkili kalemler olarak düşünmek gerekir.  

Finansman giderlerinin toplam maliyetler içindeki payı sadece yüzde 3,6’dır. Bunun tamamı faiz değildir. Yaklaşık 0,5 puanı diğer giderler olduğu düşünülmektedir. Demek ki faizin toplam maliyetlerdeki payı yüzde 3’ten ibarettir. 

Kur ile faiz ilişkisi
Türkiye gibi yüksek dış finansman ihtiyacı olan ekonomilerde yabancı paraların yerli para ile olan ilişkisi büyük ölçüde faiz - risk dengesiyle belirleniyor. Eğer bu tür bir ekonomide riskler yüksekse (yani örneğin cari açık yüksek, dış finansman ihtiyacı yüksek, siyasal belirsizlikler söz konusu, mali disiplinde sorunlar varsa) o zaman yabancı para çekebilmek için faizlerin yüksek tutulması gereği vardır. Aksi takdirde dış finansman girişi azalır ve kurlar yükselir. Kurlar yükselince riskler yükselir, dış finansman kaynaklarının gelmesi azalacağı gibi içeridekiler de dışarı çıkmaya başlar. Kurların yükselmesi yukarıda ayrıntısıyla değindiğim gibi enflasyonun yükselmesine yol açar. Dalgalı kur rejimi uygulayan açık bir ekonomide paranın iç değeriyle dış değeri birlikte hareket eder. Yani enflasyon oluşmuşsa paranın dış değeri de düşer ya da paranın dış değeri düşmüşse enflasyona yol açar. Bu durumda tek çözüm faizi yükselterek dış finansman için yeniden çekim alanı yaratmaya çalışmaktır. Böylece yabancı kaynaklar içeri çekilmiş ve kurlar düşürülmüş, enflasyon da denetim altına alınmış olur.  

Sonuç
Buraya kadar yaptığımız açıklamalardan çıkardığımız ilk sonuç 2014 yılında Türkiye’de yaşanan enflasyonun ağırlıklı olarak yüksek kur ve yüksek petrol fiyatlarının yarattığı maliyet artışlarından kaynaklandığı sonucudur. İkinci olarak faiz giderlerinin, toplam maliyetler içindeki payının düşüklüğüne bakarak tek başına enflasyona neden olmasının mümkün olmadığını net bir biçimde söyleyebiliyoruz. Vardığımız bu ikinci sonuç, ‘yüksek faizin enflasyona neden olduğu’ biçimindeki tezin yalnızca bir şehir efsanesinden ibaret olduğunu ortaya koyuyor. Bu iki bulguyu birleştirerek ulaştığımız üçüncü sonuç; TCMB’nin, 2014 başında faizi artırarak kuru denetim altına almasının 2014 yılının bu enflasyon oranıyla bitmesini sağladığı şeklindedir. Bir başka ifadeyle eğer TCMB, yılın ilk ayında politika faizini yüzde 4,5’dan yüzde 10’a çıkarmasaydı 2014’ü büyük olasılıkla çok daha yüksek bir enflasyon oranıyla bitirecektik. Tabloda yer alan hammaddelerin çoğunun, elektriğin bir bölümünün, yakıt ve akaryakıtın neredeyse tamamının ithal malı olduğunu ve kurla fiyatlandığını dikkate aldığımızda gördüğümüz budur.

İster beğenelim ister beğenmeyelim ekonomi bir bilimdir. Ve her bilim gibi objektif bir takım dayanakları vardır. Bilimden biraz daha uzak olan bu objektifliği subjektif isteklere göre biçimlendirmeye çalışan ekonomi politikasıdır. Onun için ekonomi, bilim olarak tanımlanırken ekonomi politikası, bilimle sanatın karışımı olarak tanımlanıyor. Bana sorarsanız ekonomi bilimini oluşturan bilim ve sanat ikilisinin yanına siyaseti de katmak gerekiyor. Bugün yaşadığımız sorunların sorumlusu ekonomi bilimi değildir. Sorun, ekonomi bilimi, siyaset ve sanatın bir araya gelmesiyle oluşturulan ekonomi politikasında, ağırlığın ekonomi bilimi yerine siyaset ve sanata verilmesinden kaynaklanıyor. 



147 yorum:

  1. Hocam yüreğimize ve emeğinize sağlık bu kadar güzel anlatırdı ancak açık ve net, bunu birde bizim yöneticilerimize anlatsanız ne iyi olur. teşekkürler.

    YanıtlaSil
  2. Usulcu yaklasim, konunun ozunu halk diline indirgeyerek aktarma, akli kullanma ve tabii neden sonuc iliskisi... tabi en onemlisi hicbir siyasi kaygi gutmeme yani objektiflik... siz ideal olani ortaya koyun ve gerisini merak etmeyin. Alicisi yani bizler buyuk bir istahla faydalaniyoruz yazilarinizdan. Akliniza saglik...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler. Ben de sizler için yazıyorum bu yazıları zaten.

      Sil
  3. hocam yazi icin tesekkürler öncelikle. TCMB'nin faizi arttirmasi yabanci parayi ulkemize cektigi icin kuru dusuruyor. Kurun düsmesi enflasyonu nasil dusuruyor aciklayabilir misiniz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tabii. Biz çoğu malı (sadece tüketim malı değil, hammadde, petrol, doğalgaz, ara malı ve sermaye malı) ithal ettiğimiz için kur yükseldikçe daha çok TL ödüyoruz ve dolayısıyla maliyetlerimiz artıyor. O zaman da zarar etmemek için ister istemez ithal ettiklerimizle ürettiğimiz malların iç satış fiyatlarını artırıyoruz. Bu da enflasyon yaratıyor.

      Sil
  4. Çok güzel açıklamışsınız hocam, elinize yüreğinize sağlık..

    YanıtlaSil
  5. Mukemmel bir yazi. Bu yaziyi bence danismanlari cumhurbaskanina sunsun

    YanıtlaSil
  6. Hocam mükemmel bir yazı kaleme almışsınız. Çok teşekkür ederim paylaşımınız için.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. sayın hocam siz bence tayyip beyi iktisattan mezun eden eden hocayı bulun ve nasıl ,neden mezun ettiğini sorun bence.çünki asıl sorun bu hocalarda

      Sil
  7. Hocam yine çok kapsamlı çok iyi analiz yapılarak emek harcanmıs bir bilimsel yazı olmus.Teşekkürler.Akademisyen olarak katlamalı harç sistemi hakkında düşünceleriniz nelerdir? Biz sizi her daim anlıyoruz darısı anlamayanlara.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler.
      Eğitim sisteminin hatalarını ve eksiklerini çözmekle uğraşmak gerek. Katlamalı harç bu işi çözemez.

      Sil
  8. Sayin Hocam,
    Bence 'Stokta kalan daireleri satmaya cabalama' tiyatrosu oynaniyor.
    Saygilar,
    Evren

    YanıtlaSil
  9. Çok güzel bir yazı olmuş Mahfi Bey. Elinize sağlık. Türkiye'deki enfasyon, üretim yani maliyet enflasyonudur. Üretttiğimiz ürünün hammaddesi de ithaldir, üretirken kullandığımız enerji de ithaldir. Hal böyle iken, kurdaki artış üretim maliyetini doğrudan arttırır ve enflasyon hortlar. Faiz azaltılırsa kur fırlıyor. Duruma bu şekilde analitik yaklaşıp dikkatli davranmak gerek.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. üretimde tamamen yerli üretime geçilmeli...

      Sil
  10. hocam Türkiye yapısal sorunları çözmediği sürece ister talep enflasyonu ister maliyet enflasyonu olsun faizi diğer ülkelere görece yüksek tutmak zorundadır. talep enflasyonunda zaten faizi yüksek yapmak gerekir demişsiniz maliyet enflasyonunda ise faizi aşağı çekersek çoğu ithal malı alamayacağımız için enflasyon yine artmakta olur bunun için faizi yine yukarı çekmek gerekmektedir. yapısal reformlar yapmadığımız sürece tek silahımız faizdir.

    YanıtlaSil
  11. Sayın Eğilmez, sormayı bile düşünmediğimiz soruların dahi cevaplarını vermişsiniz. Çok teşekkürler.

    Konu dışı olacak ama tarihçi boyutumuzu da hatırlamak adına ilginizi çekeceğine inandığım bir linki sizinle paylaşmak istiyorum:

    http://www.bugunbugece.com/oku-bak/haber/binlerce-yil-once-nasil-konusuyorlardi

    Saygılar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler.
      Ayrıca link için de teşekkür ederim. Hoş bir deneme.

      Sil
  12. Azminize hayranım.

    YanıtlaSil
  13. Teskkurler hocam,

    Yazinizdan anladigim kadariyla turkiyedeki maliyet (arz) enflasyonundan dolayi faizleri indirerek enflasyonu azaltabiliriz. Grafiktede bunu gosterdiniz. Bu hukumet kanadinin soylemi.

    Diger bir noktada faizi azaltirsak kur artisindan dolayi maliyetler artacagi icin maliyet enflasyonu azalacaktir.

    Sayet 2. Bahsettigim kismi daha dogruysa ilk bahsettigim durum her zaman gecerli olmamis mi oluyor?

    Saygilar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hocam sorum gecerli ama 2. kisimda "maliyet enflasyonu artacaktir" yazcaktim. Yanlis yazmisim.

      Sil
    2. Faizi düşürerek maliyet enflasyonuna yapacağımız olumlu katkı tablodan görüleceği gibi yüzde 5'in altında bir faiz yükünü ilgilendiriyor. Buna karşılık bu eylem kurları yukarı iteceği için tablodaki kura dayalı yüzde 30 - 50 arasındaki yükü ilgilendiriyor. Dolayısıyla faizi indirerek sağlayacağımız avantaj 5 ise dezavantaj (ortalama) 40. Bu durumda enflasyondaki düşüşten öte faizi indirmek aleyhte sonuç veriyor.

      Sil
    3. Hocam gerçekten güzel bir analiz,elinize sağlık

      Sil
  14. yazı sigortacılar sitesindekinin revize edilmiş hali, bir yerden hatırlıyorum demiştim :) tcmb.nin de rte.nin söylemlerine tezat bir araştırma hazırlatması ilginç :)
    bahsettiğiniz araştırmayı okudum, gerçekten direkt finansman maliyetinin bu kadar düşük çıkması enteresan. üstelik de diyor ki ; 'finansman yapısının yaklaşık 3 te 4 ünün kısa vadeli olması finansman maliyetlerini faiz oynaklığı ve kredi standartlarındaki değişimlere karşı hassas kılmaktadır.'

    ama atlanan kısım, endirekt finansman, faiz giderleri.. finansman ve enerji gideri, tüm kalemlerde default olarak mevcut ya da içkin.. böyle bir maliyet analizi bence çok daha önemli çünkü, seyahat gideri, hammadde gideri, personel gider (maaş alan da mortgage ödüyor,direkt faiz ya da diğer türlü aldığımız her malda mevcut ) enerji giderleri, ne kadar da piyasa koşulları dense de, petrolün sadece usd ile alınıp satılması ve fed faizlerinin petrol maliyetlerini ayrıca etkilemesi de, enflasyonu ya da maliyetleri globala hale getriyor, çünkü petrol 1920lerden beri global ve en önemli mal.

    bir de, talep enflasyonu, teoride var ama pratikte neredeyse yoktur. hayatımda çok az malda talep patlamasına nazaran fiyat artışı ve bunun da enflasyon yaptığını gördüm, okudum. çok çok arızi sebeplerle olabilir.
    monetarist görüş de çok demode.. misal bugün herkesin elinde 2 kat para tl olsa, enflasyon 2 kat artmaz, bu kadar ithal lüks tüketim seven varken döviz artar. veya, bu kadar borç varken geri ödeme yapılır vs... insanlar, mallar bu kadar farklıyken, eski teoriler, sadece başlangıç olabilir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sayın CB'nin söylemleriyle uyumlu bilimsel literatür varsa bizimle paylaşır mısınız?

      Sil
    2. Siz verin insanlara iki kat parayı bakın enflasyon artıyor mu artmıyor mu?
      CB'nin dediği gibi faizin enflasyon yarattığı yolunda bilimsel literatür ben bilmiyorum. Esasen öyle bir olay da bilmiyorum. Zaten olay yoksa bilimsel literatür de olmaz. (Demirel'in sözlerine benzedi.)

      Sil
    3. bilimsel yayın olmasının imkanı var mı? hangi üniversite, hangi hoca yardım edecek de böyle bir tez yazılabilecek?
      ülkenin değil, bütün dünyanın keynes ve sonrası ingiliz ve diğer batı ekolünü zorla bilimsel eğitim diye okuduğundan bihabersiniz sanırım?

      Sil
    4. mahfi bey sizin bilimsel dediğiniz sistemin dünyayı ve insanları getirdiği yer ortada. fed başkanı bile abd'de son 100 yılın en kötü gelir dengesizliğinin yaşandığını itiraf etti. zenginler daha zenginleşti. fakirler ekmeğe muhtaç hale geldi.. dünyanın en zenginlerinin varlığı bazı ülkelerin milli gelirinden daha fazla.. sizin bilimsel kabul ettiğiniz şeyler, türev ürünlerin hacmini 700 trilyon dolara çıkardı. türkiye de bireyler ve şirketler yılda 100 milyar tl den fazla faiz ödüyorlar..bilimsel bir sistemse neden adalet sağlanmıyor. neden Türkiye'de merkez bankası bilimsel yöntemler kullandığı halde hiçbir zaman enflasyon hedefini tutturamıyor. neden mb ocak ayında bile yıl sonu hedefini revize etmek zorunda kalıyor. siz bilimsel falan değilsiniz. batı dan öğrendiklerinizi tekrar edip duruyorsunuz.. neden enflasyonu düşüremiyorsunuz. sadece son 1-2 yılda cb merkez bankasına müdahele etti. ama ondan önce bile mb yıllarca enflasyon hedefini tutturamadı. ne zaman Türkiye'de faizler düştü. enflasyon da düştü. bence şurada hata yapıyorsunuz. enflasyon faizi etkiler mi, evet etkiler. faiz isteyenler bu durumda daha fazla faiz talep eder. ama piyasa mantığı içinde maktığınızda faiz nedeni ile maliyetleri artan şirketler ürünlerini daha pahalıya satarlar.. siz %50 özkaynak, %50 kredi ile çalışsanız bu durumda ödeyecekleri faiz giderini kim ödeyecek..şirket %100 özkaynak ile 100 tl e mal ettiği ürünü 110 tle satıp kar eder. ancak tamamı ya da bir kısmı dış kaynak ile finanse edilse faiz maliyeti ne olacak? şirket zararına mı çalışacak. yoksa her yıl kredi faizini fiyatlara yansıtıp enflasyon mu oluşturacak... çok hayali teorik iddiaları kabul ediyorsunuz ama tamamen reel somut verileri kabul etmiyorsunuz. batı da yarın böyle bir iddia ortaya çıksa siz de hemen ''evet doğruymuş bu bilimselmiş diyeceksiniz''

      bir diğer konu da neden enflasyonun düşmesi gerekiyor. eğer sermayenin getiri oranı enflasyonun üzerinde ise bu daha önemli bir göstergedir. iktisatı sadece 1 değişkene bağlı olarak açıklayamazsınız. sadece işsizlik düşsün de ne olursa olsun denemez. sadece enflasyon düşsün ya da 2-3 seviyesinde olsun denemez. ben de size soruyorum. enflasyonun %2 seviyesinde olmasının faydalı olacağına dair görüşün bilimsel açıklaması nedir? bence hiç bir bilimselliği yok. bu piyasada oluşan ortalama bir rakam..peki neden iktisatçılar az da olsa enflasyon oluşması gerektiğini iddia ediyor. bunun bilimsel açıklaması nedir? bence bireyler aldıkları faizli krediyi daha fazla olarak ödemek zorunda eğer enflasyon artmazsa bireyler aldıkları kredinin faizini ödeyemezler. örneğin her vatandaş-şirket %15 faizle kredi çekse ve o yıl enflasyon 0 ise bu kişiler aldıkları krediyi ödeyemezler. çünkü kaynaklar sınırlıdır. o ekonomi %15 büyümelidir. iç piyasada ise bu mümkün değildir. ancak bu ülkenin dışından kaynak sağlarlar ya da bireyler varlıklarını satar ise bu borç ödenebilir.. neden Türkiye'de para emisyonu sürekli artıyor..??

      sizin gibi bilimsel kişiler daha faizin meşruiyetini bile ispatlayamıyorsunuz.. faizin paranın kirası olduğu gibi akla ve hukuka uymayan içi boş bir iddia üretiyorsunuz.. tüketilen hiç bir mal kiralamaya konu olamaz. vesselam...

      Sil
  15. Hocam,
    Sizce cumhurbaskani neden faiz ve enflasyon neden sonuc iliskisi konusunda acikca ekonomi bilimiyle celisen yorumlar getirebiliyor? Bu farkli yorum getirilebilecek bir konu mu, yoksa genel gecer bir kabul mu?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bunu bir kaç yerde yazdım. Türk insanı analitik düşünmeye göre eğitilmiş olmadığı için konuların çoğunu ters görüyor. Ya da işine geldiği gibi görme eğiliminde oluyor.

      Sil
  16. 'Sorun, ekonomi bilimi, siyaset ve sanatın bir araya gelmesiyle oluşturulan ekonomi politikasında, ağırlığın ekonomi bilimi yerine siyaset ve sanata verilmesinden kaynaklanıyor.'

    Ekonomiyi kayırmışsınız. Bu da iktisatçı olmanızdan ötürü olabilir. Ve umarım 'teknokrasi'ye eğilimli bir mizacınız yoktur?

    Çözüm hiçbirisini, tekil tekil KAYIRMAMAKTIR!

    Formül şu olmalıdır:

    Ekonomi bilimi (x , / , + , -) Siyaset = Sanat

    'Ekonomi'de insan denen varlığı görmezden geldiğimiz müddetçe hep kaybedeceğiz!

    Matematik (Formal bilim): 2 x 2 = 4

    Ekonomi (Beşeri bilim): 'Para'yı insan icat etti! Bir kağıt ve maden parçası hayatımızı nasıl etkiliyor; her saniye şahit oluyoruz!

    Basit örnek:
    Bankaya tasarruf sahibi 100 lira yatırır. (Fractional Reserve Banking)
    Bir başka kullanıcı gelir o paradan 70 lirayı bankadan çeker.
    Böylece piyasada dolaşan paranın miktarı 170 lira olarak gözükür; tam manâsı ile bir illüzyona inanırız çünkü 'ekonomi bilimi' inanmamızı şart koşar!

    Hâlbuki: bankada sadece 100 lira var! Ve biz bu illüzyonu yutmaya gönüllü olarak devam ederiz!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. mahfi hoca bence tam anlamıyla bir teknokrat eğilimli.. yazılarından anlamış olmalıydınız.
      mülkiye eğitimi ve hazine vs geçmişi dolayısıyla default olması gereken bu.
      ama ne olursa olsun mahfi hocayı okumak ve onunla fikir paylaşmak yararlıdır. çünki en azından karşısındakini dinlemesini biliyor ve görüşlerini direkt olarak söylüyor her zaman.

      Sil
    2. Ekonomiyi kayırmam doğal. Bunu bir kaç kez yazdım. İngilizcedeki Economic Policy bizde Ekonomi Politikası olarak karşılanıyor. Çünkü bizde politics ile policy'nin karşılığı ortak olarak politika. Oysa ekonomi politikasındaki politikanın siyasetle değil stratejiyle (policy) ilgisi var. Mesele budur.

      Sil
    3. Bu arkadaşın bahsettiği Kısmi Rezerv Sistemi (Fractional Reserve Banking) benim de kafamı kurcalıyor...
      Bankacılık sisteminde sanırım 1970'den beri uygulanan bu kurala göre; bankalar, topladıkları mevduatın sadece 10'da 1'ini rezerv olarak tutup, geri kalan 10'da 9'unu başka müşterilerine faiz karşılığı kredi olarak vermektedir. Bu şekilde mudilerinin mevduatıyla paradan para üretmektedir.
      Bir iki istisna dışında hemen her ülkede geçerli sanırım ama bu sistem çökmeye mahkum gibi.
      Neden mi? Açıklayayım: aslında mevduat sahiplerinin hepsinin birden bankaya mevduatını çekmeye koşmadığı sürece ve kredi kullananların da düzenli ödeme yaptığı sürece sistem tıkır tıkır işliyor. Ama ülkede herhangi bir sebeple bir kriz çıktığında, mevduat sahiplerinin bir kısmı bankalara koşup mevduatını çekmek istediğinde, bankalar bu sebeple mi zor duruma düşüyor ve batıyor acaba? Kısmi rezervden dolayı bankada gerçekte bulunmayan para...
      Bankaların kendilerine ait olmayan parayı KISMİ REZERV ile borca dayalı çoğaltarak kullanması, tefecilik gibi bir şey değil mi? Bu yüzden her ülkenin en çok kar eden kurumları hep bankalar? Belki 1'e 2 oranında olsa böyle düşünmezdim. Ama 1'e 10 oranı çok fazla. Bu sebeple ortada dolaşan sanal para, gerçekte basılmış paranın 10 katı... Bu konuyu da bir ara açıklarsanız çok sevinirim. Bir de bu konu hk daha önce izlediğim bir videonun bağlantısını vereyim, belki daha önce izlemişsinizdir ama ... --> MONEY AS DEBT (borç olarak para) https://www.youtube.com/watch?v=UDd4BrmLunw

      Sil
    4. Ne mutlu ki bir kişinin daha kafasında soru işareti yaratmayı başardık!

      Bir gün sizi de devrimci yapacağız Berna Hanım!

      Umarız soru sormaya devam eder ve 'kapitalizm'in yarattığı diğer illüzyonları da öğrenmek için daha derin araştırmalara yönelirsiniz!

      Bu temenniyi sadece şahsınıza yönelik yazdığım anlaşılabilir; temenni meraklı olan herkes için geçerli!

      Saygılarımızla...

      Sil
    5. Detaylı özeti şu sayfanın bütününü okuyarak hatırlayabilirsiniz:

      http://www.mahfiegilmez.com/2015/01/yunanistan-turkiye-ve-tsipras.html

      Sayfadan bir bölüm:

      ...
      Yunanistan’da “küresel ekonomik kriz” sebebi ile depremlerin yaşanması; “Güney Kıbrıs Rum Yönetimi”ni de doğrudan etkiledi!
      GÜNEY KIBRIS RUM YÖNETİMİ’NDE YAŞAYAN VATANDAŞLARIN BANKA HESAPLARINDA VAR OLAN MEVDUATLARIN BELİRSİZ SÜRELİĞİNE DONDURULDUĞU HABERİ HÜKÜMET TARAFINDAN DUYURULUNCA;
      BANKALARA AKIN OLMASIN DİYE, KAPILAR ZİNCİRLERLE BAĞLANDI!
      GÜNLER İÇİNDE PİYASADA FİYATLARIN FAHİŞ SEVİYEYE YÜKSELMESİ İLE PATLAMA NOKTASINA GELEN “SIRADAN VATANDAŞLARIN”, KALAN SON PARALARINI DA KURTARMAK İÇİN;
      BU BANKA ŞUBELERİNİN CAM/ÇERÇEVELERİNİ İNDİREREK İÇERİ GİRDİKLERİNİ,
      HESAP ODALARINI,
      VE
      ATM KABİNLERİNİ BALYOZLA PARÇALAYARAK PARALARINI KURTARDIKLARINI KAÇIMIZ BİLİYOR!
      ...

      Sil
    6. Eğer bu kaydi para sistemi olmazsa o zaman o yaratılan sanal para kadar para basmak gerekirdi. Bir ihtiyaç var ki o para yaratılıyor. Bunu kaldırırsanız o zaman o ihtiyaç kadar MB'nin para basması gerekir. Bugün bizde dolaşımdaki para tutarı 75 - 80 milyar TL dolayında. GSYH'mız ise 1,7 trilyon TL. Buna karşılık kullanılan kredi 1,2 trilyon TL. 75 milyar TL ile bu işleri çevirmek mümkün olmayacağına göre demek ki onun on katı daha para basıp piyasaya sürmemiz gerekecek.
      Konu kredilerin doğru yerlere ve yeterli teminatla verilip verilmediğinin iyi denetlenmesi.
      Buradan devrim çıkmaz.

      Sil
    7. cevaplarınız için çok teşekkür ederim. Sayfanızda yorum yazan kişilerin entellektüel seviyesi yüksek, bu anlamda blog çok başarılı ve etkin. Adsız arkadaşım, ben hocama katılıyorum, bundan devrim çıkmaz. Ama bankalar batabilir... Hem konut hem de ihtiyaç kredilerinin insanları gaza getirip fütursuzca dağıtıldığını görüyorum. Üstelik bu kredilerden nemalanan garanti şirketleri bile türemiş, türev ürünler adında... Sistem insanların sürekli kredi kullanmasıyla ayakta durabiliyor. Ama durgunluk anında çöker. Naçizane düşüncem bu.











      Sil
    8. Yaratılan kaydi para ihtiyacını basit şekilde de açıklayabiliriz. Bir çay ocağını düşünün. Haftada 1000 adet çay satıyor olsun, marka karşılığında. Şimdi bu çayocağının 1000 adet markaya mı ihtiyacı olur, yoksa en fazla 200 adet markayla bu işi çevirir mi? 200 marka yeterli olur değil mi? Neden fazladan 800 markaya para ayırsın? İster kaydi olsun, ister banknot hepsinin satın alma gücü aynıdır. Tüm parayı cebimizde, evimizde, yolda taşımaya gerek yok. Banka bir ihtiyaç, kaydi para bir ihtiyaç.

      Bana kalsa, hesap işletim ve kredi kart ücretlerini minumum seviyeye getiririm ki, insanlar vadesiz hesaplarında korkmadan para bırakabilsinler. Aslında bir fırsat daha var. O da 2016 yılında yeni nesil eft pos yazarkasalar devreye girecek. Hepsi temassız kartla işler durumda olsa, en ufak harcamalar için bile nakite ihtiyaç kalmayabilir. Ama insanlar bankada para bırakmaya korkuyorlar, bir yıl için 160 TL hesap işletim ücreti, kredi kartı için en az 60 TL yeterli neden oluyor. Kredi kartı sakıncalı görüyorsanız bankamatik kartlarını kullanırsınız. Yani paranız varsa harcarsınız. Ama paranızı rahatlıkla vadesiz hesabınızda bırakabilirsiniz.

      Sil
  17. Konut sektörünü ayakta tutma çabası ve ucuz insan gücü olması için doların yüksek olması asgari ücretin dolar bazında ucuzlaması amacıyla faize saldırılıyor düşüncesindeyim...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İyi de bu saldırı sonucunda gösterge faizi yüzde 6,8'den yüzde 8'e yükseldi. Yani ters tepiyor.

      Sil
  18. Dünya üzerindeki para birimlerinin dolaşımdaki miktarını tarihsel olarak görebileceğimiz bir kaynak var mıdır hocam? Hepsi olmasa bile USD, EUR, GBP, CHF, TRY, AUD 'yi nereden bulabiliriz?

    YanıtlaSil
  19. Sorunuzun cevabı zaten yazıda güzelce anlatılmış. Bir daha okuyun lütfen. Önemli olan maliyetlerin içeriğidir.

    YanıtlaSil
  20. Ekonomiye yeni ilgi duymaya başlamış biri olarak yazılarınızdan ve kitaplarınızdan çok şey öğrendim,hepsi için tek tek teşekkürler

    YanıtlaSil
  21. Hocam 1 Mayıs 2014'teki yazınızın devamı olmuş :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, sürekli bunları yazmaktan hoşnut değilim ama yanlışın yer etmesini de önlemek lazım.

      Sil
  22. Hocam ben bir sey duydum ne kadar dogru size sorayim dedim. Bir ulkede gini katsayisi bazinda gelir dagilimi nedenli duzgunse gelir ucurumu ne denli az ise o ulkede fiyatlar daha istikrarli oluyormus, Fiyat istikrari daha kalici ve enflasyon da geliri yemeyen bir bicimde olusuyormus soyleki mesela bir ulke dusunun Enflasyon orani %2.5 Maaslar %8 artsa bile gelir dagilimi duzgunlugunden dagilimi bozuk bir ulkeye gore enflasyona yansimasi az oluyormus hatta hic olmuyormus. Gelir dagilimi duzgunlugunden dolayi maaslar artiyor ama genel ucret duzeyi gelir dagilimi duzgunlungunden dolayi genel enflasyona etkisi az oluyormus. Bu ne kadar dogru sizce...?

    2. Sorum Danimarka ne yapiyor? 3 hafta icinde 4.kez faiz indirimi bu karar ne anlama geliyor bunun danimarkaya ve bolge ekonomilerine etkisi ne olur ?...

    3 Hocam bu rekor eksi dusuk faizlerle sonumuz nereye varacak? 2. Dunya harbi sonrasi denilen 50lerde bile bu kadar dusuk faizler yoktu- Sizce bu isin sonu nereye varir yeni bir balona meydan verir mi? Yoksa devletler hukumetler ve batmis bankalari goren bankalar akillanmadi mi hala geri donusu olmayacak kisilere ev kredi verme durumu var mi dunyada ?

    4.son olarak su yorumuma katilir misini 2015 itibariyle ben dunyada krizin yavas yavas cikacagini dunyanin ve basta avrupanin buyume patikasina girecegini dusunuyorum az da olsa tunelin ucunda isik var gibi

    5. Bu enflasyon hiziyla sizce onumuzdeki donemlerde turk lirasi yine sifirlanir mi

    saygilarimla

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. (1) Bunda doğruluk payı var. Araştırmalar bunu gösteriyor. Kuzey ülkelerinde Gini katsayısı oldukça iyidir ve fiyat istikrarı söz konusudur.
      (2) Danimarka parasını Euro'ya peg etmişti. Eurodaki dalgalanmalar Kronun değer kazanmasına yol açınca ve Danimarka bununla başa çıkamayınca sistemi terketti ve parası değerlendi. Aşağı yukarı İsviçre'nin yaptığına benzer bir adım atarak kendisini Euro etkisinin dışına çıkardı.
      (3) Gelişmiş ekonomilerde faizlerin bu kadar düşmesi likidite tuzağı içinde olduklarını gösteriyor. Oradan çıkış çok kolay değildir.
      (4) Bu dediğinizden çok emin değilim.
      (5) Enflasyon hızıyla değil ama faiz enflasyon ilişkisinbi yanlış kurmaktan dolayı sıkıntı çıkabilir.

      Sil
    2. (2) Yazdığınız sebepler yüzünden Kronun değeri arttı. Bunun Danimarka'ya etkisi şu olur: Danimarka'nın ihracatı azalır.. Bölge ülkelerine etkisi ise: Bölge ülkeleri, pahalılaşan Danimarka'dan değil, parası daha az değerli ülkelerden alışveriş yapar. Buradan çıkan sonuç, bir ülkenin para biriminin aşırı değer kaybetmesi iyi değildir ama aşırı değer kazanması da zararlıdır...

      Sil
  23. Tek kelimeyle muhtesem bir yazi hocam. Burada anahtar cumle benim icin : "İktisatçı olmayanların çoğu yüksek faizin enflasyonu yükselttiği görüşüne daha çok eğilim gösterirler". Bu Marmara iktisat mezunu oldugunu iddia edip de diplomasi dogrulanmamis birisini animsatti bana. Ata sozu der ki : şecaat arz ederken merd-i kıpti sirkatin söyler.

    YanıtlaSil
  24. Hocam vergi artisini sirket maaliyetlerinde gostermemissiniz. Ortalama olarak faiz kadar enflasyon etkisi oldugunu dusunuyorum.
    katilirmiainiz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Faiz kadarsa çok da önemli değil demektir. Vergi, diğer kalemlerin içinde.

      Sil
  25. harika bir yazı elinize sağlık bilalin bile anlayabileceği bir sadelikte yazılmış

    YanıtlaSil
  26. Merhaba Mahfi Bey,
    Son zamanlarda kaliteli ve cesur ekonomi kose yazilarina sizin disinizda pek rastlayamiyoruz. Bir onerim olacakti. Linkedin'de yerli yabanci bircok kisinin yazilari yayimlaniyor ve kullanicilar ilgi alanlarina gore bunlari takip edebiliyorlar. Sizin de linkedin profili acarak yazilarinizi bu kanaldan yayimlayabilirseniz cok daha genis kitlelere ulasarak ekonominin bilimsel yonunu daha fazla insana ulastirabilirsiniz
    Bir gun gorusup sohbet edebilmek dilegiyle.
    iyi gunler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler.
      Şimdilik burasıyla yetiniyorum.

      Sil
  27. Hocam sizin ekonomi yönetiminin başında olmanızı çok isterdim. Saygı ve sevgilerimizle, elinize, emeğinize sağlık. Öyle güzel yazıyorsunuz ki her satırınızın altını çiziyoruz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim.
      Ben Hazine Müsteşarıyken hükümet, verdiği sözleri (SSK refiormu, vergi reformu vb gibi) yerine getirmedi için istifa etmiştim. Bana karşı hükümetin sevgisi saygısı çok üst düzeydeydi. Beni hiç kırmadılar, üzmediler. Ama verilen sözler yerine getirilemiyordu. O durumda benim o makamda durmamın bir anlamı olmadığını düşündüm ve istifa ettim.
      Onun için benim oralarda olmamın imkanı yok. Ne siyasetçi ister beni ne de ben isterim o makamları. Ben burada mutluyum ve daha yararlı oluyorum.

      Sil
  28. Sayin Hocam; teori ve pratigi bir araya getiren geometriyi de icine alan harika bir yazi olmus. Acaba sizi hangi siyasetci takip ediyor merak ediyorum. Soyledikleriniz yerine ulasiyor mu bilmiyorum . ayrica randevu icin mail attim ilginize sunarim
    Tesekkurler.

    YanıtlaSil
  29. Hocam elinize sağlık.
    Ben Endüstri Mühendisi'yim. Okulda almış oldıuğumuz ekonomi derslerinden ötürü az çok bu konulara ilgim var.
    Anlatımınız gayet açık ve net olmuş.
    Anladıklarımı aşağıda özetledim.
    Umarım doğru anlamışımdır. (Genel olarak, konu üzerinde zaten bilgim vardı ama :) )

    Sonuç: Enflasyon 2 çeşittir. Talep ve Maliyet Enflasyonu
    Faizin enflasyonu ne şekilde etkilediği hakkında yorum yapmak ne çeşit enflasyondan bahsettiğinize bağlıdır.
    Ülkemizde gerçekleşen enflasyon maliyet enflasyonudur.
    Çünkü son para arzına göre, talepte artış olmamıştır.
    Tüketici güven endeksi, hanehalkı giderlerinin GSYİ ye oranı düşmüştür çünkü.
    Mevzu bahis olan maliyet enflasyonu ise, düşük fazi enflasyonu artırır.
    Yani faizlerin inmesi enflasyonu artıracaktır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler.
      Çok güzel bir özet. Bir tek ekleme yapabilirim. Son iki satırdan önce bir satır daha ekleyerek: 'Kurlardaki artış maliyet artışının temel nedenidir.' cümlesi konursa tam olur.

      Sil
  30. Hocam emeğinize sağlık...Ben bir mühendis olarak lisans hayatında ekonomi bilimini hiç okumamış ve bunun sonucunda ekonomiye oldukça uzak biriydim.Sizin sayesinde ekonomi bilgimi oldukça yükselttim.Umarım yazılarınız devam eder.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler. Elden geldiğince devam edeceğim.

      Sil
  31. Sayın Eğilmez, genellikle kabul gördüğü üzere, ülkemizde enflasyonun en önemli sebebi maliyet artışı, yani hammadde fiyatlarındaki artış, yani ithal malzemelerindeki artış, yani döviz kurlarına dayalı artış. Acaba hükümet tarafından döviz kurlarına dayalı olup maliyeti arttırıcı yani enflasyonu arttırıcı malzemelerin fiyatlarının daha uygun seviyelere indirilmesi için, gümrük vergileri, katma değer vergileri, ilave vergilerin biraz düşürülmesi çalışması yapılıyor mu? Veya Kar Amacı Gütmeyen sivil dernekler tarafından, hangi malzemelerin , gümrük, katma değer, ilave vergilerinin ne kadar indirilmesi sonucunda maliyet enflasyonunun ne kadar ineceği çalışması yapılıyor mu? Hükümetin kendiliğinden vergileri düşürerek gelirini azaltması zaten beklenemez, ancak bu çalışma her ay yapılarak yayınlanırsa, enflasyonun düşürülmesi için Hükümet üzerinde az da olsa baskı yapılabilir diye düşünüyorum. Acaba olmayacak duaya amin mi diyorum? Tabi ki bu vergi indirimi, pırlanta, lüks araçlar gibi maliyet enflasyonuna etkisi olmayacak malzemeleri kapsamamalı. Ayrıca bilhassa İstanbul'da ve bazı diğer şehirlerimizde bazı yerlerdeki bina fiyatlarının artmasının ana sebebi olarak oradaki arsa fiyatlarının artması gösteriliyor. Acaba bu arsa fiyatlarının artmaması için bitişik binaların üzerinde olduğu arsaların değeri baz alınarak fiyat belirlemesi yapılabilir mi? Bir süre önce İstanbul Fikirtepe'de Kentsel Dönüşüm projesinde bir kurnaz vatandaş, çevresindeki bütün binaların kamulaştırılmasına karşın, kendi binasının değerlenerek yüksek fiyattan kamulaştırılması için direnmişti. Sonra bir şekilde kamulaştırıldı. Böyle durumlar ve yerleşim yerleri arasında kalmış arsalar için, fiyatlarının aşırı değerlenmesini önlemek, dolayısıyla buraya yapılacak binaların fiyat artışını önlemek için tedbirler alınabilir mi? Ben bu durumu şöyle görüyorum; Bir çok belediye umumi tuvaletlerin kullanımını ihaleye çıkarıyor, en yüksek fiyatı verene ihale ediyor, bunun ceremesini ise halk çekiyor. Hükümet ve Belediyeleri biraz zorlamanın gerekli olduğunu düşünüyorum. Halk baskısı gerekli diye düşünüyorum, acaba yanlış mıyım?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Emin olun faizlerle ilgili demeçlerden vazgeçilse bu dediğinizden daha etkili sonuçlara ulaşılır. Ayrıca vergi düşürülünce bütçe açığı büyüyor. Bir de vergi düşürülse bile bu demeçlere devam ettiğimiz sürece beklenen sonuçları almak mümkün olmayabilir.

      Sil
    2. Arsa fiyatlarının belirlenmesinden konut üretimine fiyatlamada getirilecek düzenlemeler yapılacak son satışta alıcının fırsat algısını ve değerlemedeki eğilimi düzeltmediği sürece söylediğiniz etkinin önüne geçilemez. Kamulaştırmada az ödeme ancak o arsanın ilk sahibini mağdur eder, mütahit ucuza kapattım deyip yine aynı fırsat algısıyla satış yapar. Bu manipülasyonu durdurmanın tek yolu ikame başka yerlerin de aynı faydayı sağladığını ve planlamanın her şeyi istanbula yığmanın yanlış olduğunu anlatmaktır. Bayındır bir ülkeden, sosyal adaletten medeni insanlardan bahsediyorsak İstanbul saplantısından kurtulmalıyız bence.

      Sil
  32. Hocam bu mükemmel yazınızı daha önce de okumuştum...
    Burada "Hem talep hem de maliyet enflasyonu varsa
    Eğer ekonomide talep enflasyonu söz konusuysa işimiz nispeten kolay demektir. O zaman faizleri artırmak suretiyle tüketimi yani talebi düşürme yoluna gideriz ve bu yolla da enflasyonu frenleyebiliriz. " cümlesinde sanırım sadece talep enflasyonu varsa diye başlaması gerekiyordu yanlışlık olmuş değil mi?
    İkinci olarak evet analizde bu durumda faizi indirmek enflasyonu düşürmeye etki etmeyecek ama yine de bir indirim yapılsa talep enflasyonu da ( mevcutta )olmadığı için enflasyona çok + etki yapmaz ve en azından ekonomide genel bir canlanmaya yol açmaz mı? Yoksa hemen talep enflasyonu mu oluşur?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında o ilk cümle ara başlık olduğu için siyah puntoyla yazılması gerekirken normal yazılmış ve karışıklık yaratmış. Sizin yorumunuzdan sonra düzelttim. Teşekkür ederim.
      Bugün içinde bulunduğumuz durumda faiz indirimi talep enflasyonuna pek yol açacak gibi görünmüyor. Ama faiz indirimi yabancıların çıkmasına yol açabilir. O zaman kurlar yükselir ve biz yine faiz artırmak zorunda kalabiliriz.

      Sil
  33. Bu konuda daha fazla tartışmaya gerek kalmadı heralde...Daha basit anlatılamazdı.

    YanıtlaSil
  34. hocam merhaba
    talep -maliyet enflasyonlarindan hangisi neden hangisi sonuctur merak ettim simdi, kisaca cevaplarsaniz sevinirim.

    iyi calismalar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu ikisi birlikte oluşsa bile nedenleri farklıdır. Talep enflasyonu daha çok malın az paranın fazla olmasından kaynaklanır. Para bolsa değeri düşer, mal kıtsa değeri artar. Bizde 2013'de etkiliydi. Sonra kredi kartlarına vb kısıtlamalar getirilince para bolluğu azalmış oldu ve talep enflasyonu etkisi düştü.
      Bizde asıl olay kurlardaki artışın tetiklediği maliyet enflasyonudur.

      Sil
  35. Türkiye' de birde demir-çelik, çimento, kimyevi gübre, otomotiv gibi ana mal gruplarında üreticilerin aralarında anlaşarak fiyat belirleme geleneği var, rekabet kurumu da göstermelik soruşturmalar ile bu duruma çanak tutuyor. Önce bu tip mallarda başlayan fiyat artışları, beklentileri etkiliyor ve birçok mal ve hizmeti de içine alarak genele yayılıyor. 2013 yılı başındaki kur hareketi ardından yapılan zamları incelersek bu çok açık görünüyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu sadece Türkiye'ye özgü bir olay değil. Oligopol piyasasının egemen olduğu her yerde bu tür anlaşmalar olabiliyor.

      Sil
  36. Hocam teşekkürller.hocam neden tek silah faiz.bunun başka yolları yokmu.'Tek Silah Faiz mi' başlıklı bir yazı yazarsaniz çok aydınlatıcı olur. Teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Elbette var ama faizi ve kuru yanlış kurguladığınız anda bütün öteki silahlar işe yaramaz hale geliyor.

      Sil
  37. Bugün her cuma olduğu gibi konuk olduğunuz programı izledim, yazınızın özeti şeklinde olan söylemleriniz vardı. Keşke daha fazla insan izlese bu programı diye içimden geçirdim, herkes izlemeli ki siyasilerin bazı söylemlerinin ne kadar yersiz ve düşünmeden uzak olduklarını anlayabilsinler, daha da önemlisi böyle ciddi ve ülkenin can damarı olan bir konuda bu kadar sığ düşünenler diğer ülke meselelerinde ne kadar yanlış kararlar alıyorlardır diye bir akıl yürütseler. Belki o zaman bazı şeyler farklı olabilir... Saygılar Hocam

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler, biz elden geleni yapmaya devam edelim.

      Sil
  38. Hocam, şuraya not edelim de bir kenarda dursun.

    Cahilliğime veriyorum: Erdem Başçı'nın mühendis kökenli olduğunu yeni öğrendim!

    (Vikipedi'den kopyala/yapıştır yapılmıştır.)

    Erdem Başçı (d. 1966, Ankara), Türk ekonomist, bürokrat.

    TED Ankara Koleji'nde 1983 yılında, ODTÜ Elektrik ve Elektronik Mühendisliği bölümünden 1987 yılında mezun olmuştur.

    Bilkent Üniversitesi'nde İşletme Yüksek Lisans Programı'nı 1989 yılında bitirmiştir.

    Bilkent Üniversitesi'nden İktisat dalında (1990) ile ABD'deki Johns Hopkins Üniversitesi’nden İktisat dalında (1993) Yüksek Lisans derecelerini aldıktan sonra, Bilkent Üniversitesi'nden İktisat Doktoru (1995) unvanını almıştır.

    1995-2003 yılları arasında Bilkent Üniversitesi İktisat Bölümünde öğretim üyesi olarak çalışmıştır.

    1999 yılında Doçent unvanını almıştır. Araştırma yaptığı ve ders verdiği konular; "Para İktisadı", "Finansal İktisat", "Makro İktisat Kuramı" ve "Matematiksel İktisat"tır. İngiltere'deki York Üniversitesi'nde 1999 yılında misafir öğretim üyesi olarak dersler vermiş ve uluslararası kongrelerde çok sayıda tebliğ sunmuştur.

    9 Ekim 2003 tarihinde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkan Yardımcılığına atanan Başçı, 10 Ekim 2008 tarihinde aynı göreve yeniden atanmıştır. 2006 tarihinde Cumhurbaşkanlığı tarafından Merkez Bankası Başkanlığına atama kararnamesi veto edildiği öne sürülmüş, 14 Nisan 2011 tarihi itabariyle Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) başkanlığına atanmıştır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. odtü ve ingiltere okullarından geçmişse kafidir. metalurji müghendisi de olsa farketmez.

      Sil
    2. Oldukça parlak bir kariyer. Zaten bilgili biri olduğu da belli. Rahat bıraksalar veya doğru dürüst bir ekonomi politikası izlense, enflasyonu %5 lere rahat getirir.

      Sil
    3. Erdem Başçı'nın kariyeriyle ilgili hiç bir sorun yok. Bilgisi de üst düzeyde.

      Sil
  39. tesekkürler hocam . siz bu konu hakkında birkac yazı daha yazmıştınız. ekonomi danışmanları bu konuda arastırma yapmıyor mu anlamadım gercekten

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Araştırma tarafsız yapılırsa bir anlam taşır.

      Sil
  40. Rekor eksi dusuk faizler ekonomilere ne gibi etkisi olur bu konuda bizi aydinlatir misiniz

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu durumda ekonomi likidite tuzağına giriyor ve kimse harcama yapmamaya başlıyor. Ekonomi küçülmeye ve deflasyona gidiyor.

      Sil
  41. Mahfi Öğretmenim, sizi çok seviyoruz...

    YanıtlaSil
  42. Hocam; haberiniz yoksa şimdi öğrendiniz. Sizden bu yaşananların tahlilini içeren bir yazı bekliyoruz:

    "TMSF; Merkez Bankası'nın yönetim kurulunu değiştirmek için olaya el attı."

    "Merkez Bankası uzun süredir üzerine gelen şutlara karşı güçlendiğini farketti; 7 Haziran genel seçimlerine girip vatandaştan oy alıp iktidara yürümeye karar verdi."

    Eee.. ne olacak şimdi Mahfi Hocam? Nasıl yorumlamalıyız bu yaşananları?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim de kafam karışık. Bazen mini krizlerle doları yükseltmeye çalıştıklarını düşünüyorum. Sonra bu komplo teorisi diye vazgeçiyorum .

      Sil
  43. Hocam sizi de çağırıyorlar, katılacak mısınız?

    "Türkiye Cumhuriyet Merkez Partisi"

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Siyaseti kastediyorsanız benim siyasetle işim olmaz.

      Sil
  44. EKONOMİ BAKANI ZEYBEKÇİ'DEN DURMUŞ YILMAZ'A SORULU CEVAP:

    "KEYNES'İN KİTAPLARINI HÂLÂ YAKMAMIŞLAR MI?"

    Bakanlıkta basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Zeybekci, "Eski Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz'ın açıklamalarını nasıl değerlediriyorsunuz" sorusuna, "Durmuş Yılmaz açıklamalarında, maalesef 'düşük faiz, ekonomik büyümenin yegane sebebi olsaydı bugün Avrupa'da, Japonya'da veya bazı ülkelerde bunun karşılığı hızlı bir şekilde alınırdı' demek, 5-6 tane faktörü olan bir probleme, 3-4 bilinmeyenli bir denkleme tek bilinmeyenle yaklaşmak demektir." yanıtını verdi.

    Japonya'nın, Amerika'nın ve AB'nin dinamikleriyle Türkiye'nin dinamiklerinin son derece farklı olduğunu ifade eden Zeybekci, şunları kaydetti:

    "Bugün AB ortalamasındaki işgücüne katılım oranları çok yüksektir. Bizde henüz daha 51'ler seviyesine geldi. Nüfus artış hızımız artı işgücüne katılım oranını da üzerine eklediğimiz zaman Türkiye, yüzde 5'in altındaki hiçbir büyümeyi bir başarı olarak görmemesi gereken bir ülke.

    Japon ekonomisindeki ve AB'deki yüzde 1-2'lik büyümelerin büyük başarılar sayıldığı, ABD'de yüzde 3'lük büyümenin dünya çapında inanılmaz bir performans sayıldığı bir ortamda Türkiye'nin aynı şekilde kıyaslanması son derece yanlıştır."

    Avrupa Merkez Bankasının Euro'nun değerini düşürmek için faizleri indirdiğini anlatan Zeybekci, bu sayede dünya piyasalarındaki rekabet gücünü ve ihracatı artırmayı hedeflediklerini vurguladı.

    "(Faiz düştüğü zaman büyüme artmaz) yaklaşımı, son derece yanlış olur." ifadesini kullanan Zeybekci, "Önceki Merkez Bankası Başkanı 'O zaman Keynes'in kitaplarını yakmak lazım' diyor. Ben ona şöyle soracağım, O hala Keynes'te mi kalmış, hala yakmamış mı o kitapları? Sonuçta ayrılığımızın en büyük sebepleri ortaya çıkmış oluyor. Onlar hala Keynes'te kaldıysa, Keynes'in teorilerinde kaldılarsa, 'vah vah' diyorum ben memleketin haline" diye konuştu.

    TCMB ESKİ BAŞKANI DURMUŞ YILMAZ NE DEMİŞTİ?

    Durmuş Yılmaz, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın eleştirilerine "Düşük faiz tek başına yeterli olsaydı bu ülkeler durgunluk sorununu çözmüş olurlardı. 350-400 yıllık bir ekonomi politik bilimsel literatür var. Bu doğru değilse Smith’in Keynes’in ve diğerlerinin kitaplarını bir alana yığalım ve yakalım" şeklinde yanıt vermişti.

    http://www.cnbce.com/haberler/ekonomi/zeybekci-o-kitaplari-hala-yakmamis-mi

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kitap yakmak iyi bir şey değildir. Gün gelir o kitaplarda yazılanlar lazım olur.

      Sil
  45. Hocam siz de artık yavaş yavaş pılınızı pırtınızı toplayıp, 64 yaşından sonra, Halikarnas Balıkçısı'nın o ünlü mekânına taşınmaya başlasanız iyi edersiniz!

    Lütfen " http://www.mahfiegilmez.com " adlı bomboş siteyi acilen kapatınız!

    Ve " http://www.mahfiegilmez.com/p/yazlar-kitaplar.html " adresindeki kitapları; üniversitenizin kampüs girişinde, güvenlik görevlilerinden rica edeceğiniz bir bardak benzinle yakınız, bu eylemi yaparken lütfen videoya çekip twitter adresinizde yayınlayınız, sonra twitter adresinizi de kapatınız; böylece rahatlayınız, rahatlatınız ve derhâl İstanbul'u terkedip güney sahillerine göç ediniz!

    Bunları yapacak mısınız?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Halikarnas Balıkçısının öykülerini severim ama Bodrum'da yaşama düşüncesinde değilim. Bodrum'a hayatımda sadece 3 kez gittim. Çok da ilgilimi çektiğini söyleyemem.

      Sil
    2. Pilisini pirtisini toplamasi gerekenler baskasi aslinda, ilk etapta 7 Haziran'da gidecek bazilari, birisi de azledilmis olarak daha sonra.

      Sil
  46. Hocam, siz belki de bu bir komplo teorisi, o nedenle pek rağbet etmiyorum diye yaklaşabilirsiniz. Ama bilim insanı şüpheciliği (bilim sınırları dahilinde) asla elden bırakmamalıdır diye de hatırlatırım:

    Özellikle son 2 yıldır Türkiye ekonomisini ayakta tutan gücün, dışarıdan içeriye türlü yollarla sokulan 'kaynağı belli olmayan sıcak para akışı' olduğu söyleniyor!

    Belki çok uçuk bulacaksınız ama:

    Çeşitli yolcu ve kargo uçaklarının bagaj, depo bölümlerine özenle saklanmış ve hava alanlarında 'anlaşmalı' personellerin ses çıkarmaması ile bu 'sıcak para'ların Türkiye'ye sokulduğu söylentileri hızla yayılıyor!

    Aynı şekilde 'bazı' tür tır, kamyon gibi ağır yük taşıyan araçlar için de aynı şey söylenmekte!

    Siz, bir bilim insanı ve iktisatçı gözüyle bu tür haberleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Böyle olayların yaşanması ihtimali hiç mi yok?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. bence bu mümkün ve gerekli, artarak da sürmeli. ama giderken o şekilde gidememesine çalışmalıyız.

      Sil
    2. Paranın sahipleri bu kadar riskli yollarla sürekli para getirebilir mi bilmiyorum. Ben dediğiniz gibi komplo teorilerine itibar etmemeye devam edeyim.

      Sil
  47. Hocam ben faizi düşürerek enflasyonu düşüreceğimize tamamen karşıyım. ister talep enflasyonu olsun ister maliyet enflasyonu olsun.
    bu bizim eskiden cari açığı kapatmak icin yaptığımız devalüasyonları aklıma getirir. cari acığı kapatmak icin devalüe yaparız, ama tarım ağırlıklı ülke olduğumuzdan dolayı artan ihracata karşılık, arzı artıramamak daha fazla cari açığa neden olurdu..
    biz 2003 den sonra genelde dış fazla veren bir ülkeyiz. yeni tükettiğimizden(cari açıktan),daha fazla borclanmışız(sermaye hesabı)
    cumhurbaskanmız dün acklmaya yaptı faizi düşürürsen yatırmcı kredi cekebilir, yatrım yapabilir, üretim yapabilir, istihdam artar,enflasyon azalr. evet haklı ama bu bizim gibi dısa bağımlı bi ülke icin gecerli değil malesef.
    kısa süreli semaye faize göre gelmezki sadece enflasyona görede gelir. faizle enflasyonu karşlaştırır. elde edeceği rant'a bakar. sen faizleri düsürürsen enflasyon misliyle artar. ani kesilmelerin olması kurun belki 3 düzeylere gelmesine hemde dış dengede daha fazla olumsuzluğa neden olacak.
    ihracat/ithalat oranı bile %65.1 iken yani 100 liralık alısverişin 65.1 lirasını ihracatmzla karşlayıp geri kalanını borçlanyosak. biz talep te de üretimde de dısa bağımlıyız demektir. ve herşeyden önce kontrol altna almamz gerekn şey dolar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Katılıyorum. Ama doları nasıl kontrol edeceğiz. Bizim elimizde olanlar var olmayanlar var. Belki sizin dediğinizi yapıp elimizde olanları yapıp gerisine karışmamak lazım. Onun için de sakin kalıp yanlış demeçler vermeyip riski artırmamak ve bu yolla doların daha da fazla artmasını önlemek lazım.

      Sil
    2. Biz 15 senedir zaten yanlş politak uygulamyormuyuz hocam..
      şuan fed bile bırakn faiz indirimini, faizi yükseltmemek için sabırla bekliyor. 2017'de faizin normal seviyesi inebiliceğini açıklıyorlar.
      ama nedense 2004 dolaylarnda kendi ulasal parasına en yüksek faizi uygulayan ülke suan faizi düşürün diyor. her düşürün dediğinde dolar tarihi zirvesini yakalyor ama nedense bu söylemlere devam ediliyor.
      bizim 2002 senesiyle ne farkımız var sizce hocam.
      popilist politikaları bir kenara bırakmak lazım.
      -imf'ye borcumuz bitti evet ama nasıl bitti.. dış borcla bitti
      - 2010 yılında avrupanın en büyük büyüme oranını yapıyorusn. dünyanın ise 2. en büyük oranı ama bunu üretken olmayan yatırımla, tüketinle yapıyosun 2010 yılında ihracat/ithalat oranı bile 61.3 yada cari acık/gsyh -6.2
      -bana katlrmısınız bilmem ama 2002 senesinden sonrs en büyük hatalardan biri dıs borc yerine, ic borca gecilmesi; ic tasarruarın olmaması belkide müslüman bir ülke olmamz nedeniyle gelen yabancı sermaye hem faizden hem döviz kurundan vurgun yapıp gitmesi oldu..
      bizim ise o yıllardan sonra alttan alttan tüketime alştırılmamız oldu üretken yatırınlarla büyümek yerine, tüketerek büyümek oldu. zaten bir ülkede huc bir sey yapmasan nüfus artışı kadar büyüme kendiliğinden gerceklesir.
      yada özelleştirme adı altnda elde edilen paralar bu zamana kadar hep ülkenin refah icinde olduğunu gösterdi ama artk özelleştireck bisey kalmadı. borc bulabildiğimiz sürece sorun yok ya bulamassak nolacak.
      cok tuhaf birseydirki 2000 yılında kkısa vadeli borclar/rezervler oranı 1.13 idi belki krizin en büyk payı buydu rezervlerle bile borcumuzu karslayamıyodum. ama 2010 yılında dünyanın 2. en büyük büyümesini yakalan ülke, güclü türkiyenin, merkez bankasındaki rezervlerindeki artışın göz kamaştrdıgı türkiyemin 2013 yılında kısa vadeli borc stoku/rezerv oranı 1.13 yabi hic bir farkı yok.
      Yani bu gidişattan iyi bir beklentim zaten yok. bu politikalarla ümidimde yok.
      Allah sonumuzu hayır etsin.

      Sil
  48. Hocam, Dolar 2,50 TL'yi görmeden TCMB piyasaya döviz vermez.

    O seviyeye gelince TCMB piyasaya döviz verse de; Dolar 2,4915'e geriler 20 dakika sonra bu kez 2,52'ye yükselir!

    TCMB sizce ne yapar?

    Kendimi denizin ortasında fırtınavari lodosa yakalanmış bir Pendik-Bandırma yolcusu gibi hissediyorum; peki siz nasıl etkileniyorsunuz hocam bu fırtınadan? Kurlardaki bu dalgalanma sizi nasıl etkiliyor? Benim emekli maaşım var o şimdilik yetiyor da, ülkenin gidişatı uykularımı kaçırıyor mu diyorsunuz kendi kendinize?

    Yukarıda yazdığım TCMB'nin olası hamle örneği sizce de makul mu?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aynen dediğiniz gibi olur.
      Sizi olduğu gibi hepimizi etkiliyor onun için de dönüp dönüp aynı konuları yazıyorum.

      Sil
  49. erdoğan ile başçının danışıklı dövüşü nereye kadar sürer hocam

    YanıtlaSil
  50. Hocam piyasa en iyi öğretmendir. Öğrenmek istemeyene bile dersini verir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Doğru da kurunun yanında yaş da yanar.

      Sil
  51. hocam reisi cumhur en çok neyden çekiniyor yüksek faizin kendi deyimiyle enflasyona neden olmasından mı yoksa yüksek faizin yatırımları azaltıp büyümeyi düşürmesinden mi? birincisi mi ikincisi mi hocam?

    YanıtlaSil
  52. Hocam Türkiyede özel sektör ve kamunun 600 milyar dış borcu oldugu söyleniyor, Merkez Bankası faiz indirimine gittiginde spekülatif amaçlı ülkemize gelen sıcak parada geri çekilecek ve dolar arz ve talebi farklı bi noktada kurulacagından kur dahada artacak ve borculu durumdaki özel sektör bu durumdan olumsuz etkilenecek. merak ettigim nokta şu ki Merkez Bankası faiz indirimine gittiginde Ülkemiz bir dolar kriziyle karşı karşıya kalır mı ? Ayrıca faizler düştügünde insanlar paralarını tüketime yönlendirecek bu enflasyonu indirmede ne kadar başarılı olabilr ? Saygılarımı sunarım Hocam

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yanlış söyleniyor. Türkiye'nin toplam dış borç stoku 396 milyar dolar.
      Sorun stokta değil. Sorun ödeme takviminde. Türkiye'nin bir yıl içinde ödemesi gereken 170 milyar dolar vadesi gelecek dış borcu var. 50 milyar dolar da cari açığın finansmanı için lazım. Eder 220 milyar dolar. Bu büyük bir tutar. Onun için sorumsuzca açıklamalar yaparak bu finansmanı tehlikeye düşürürsek işimiz çok zorlaşır.

      Sil
  53. Hocam ABD nin son 4 yılda yaklaşık 3.5 trilyon dolar civarında parasal genişlemeye gittiği söyleniyor. Peki sizce Abd de sürekli parasal genişleme devam etmesine rağmen neden enflasyon artmıyor? Abd likidite tuzağında mı yoksa piyasaya arz edilen para çoğunlukla büyük sermayedarların eline geçip yabancı ülkelere spekülatif amaçlı gittiği için ve Abd sınırlarında kalmadığı için mi Abd ekonomisinde enflasyon artmıyor?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Parasal genişlemeyi geçen Ekim ayında bitirdi biliyorsunuz. Eğer o bastığı paralar ABD'de piyasaya çıkmış olsa enflasyon olurdu tabii ama çıkmıyor. Önemli bir bölümü faizin yüksek olduğu ülkelere yatırım olarak gidiyor. Kalanı da bankalarda bulunuyor. Krediye dönüşüp kullanılan miktarı çok değil. Çünkü enflasyon yüzde 1,6, faizin de sıfır dolayında olduğu bir ekonomide insanlar para harcamıyor, bekliyor. Bu blogda Likidite Tuzağı başlıklı yazıma bakabilirsiniz.

      Sil
  54. Hocam ancak bu kadar guzel anlatilabilir!Cok Tesekkurler iyi ki varsiniz,Saygılar ve Sevgiler

    YanıtlaSil
  55. Bilimden ve matematikten uzak, vaaz dinleyerek bilgi edinen herkesin okuması gerekiyor. Artık bu işlerin usulunce yapılması gerektiğini herkes görmeli. Yoksa korkarım ki sonumuz harap ve enkazı kaldırmak yine bu uyarıları yapan sizlerin omzuna kalacak. Ellerinize sağlık Hocam.

    YanıtlaSil
  56. 1980 larda ellerindeki teknolojik üstünlük sayesinde üretim kabiliyetleri çok artan gelişmiş ülkelerdeki sermaye, bir taraftan kendi ülkelerinde işçilik maliyetlerine yönelik reformlara giderken, diğer taraftan hem pazarı genişletmek hem de daha ucuza üretmek için küreselleşme sürecini başlattılar. Bu süreç başlangıçta karlılığı dolayısıyla verimliliği hızla artırdı, bu artış katlamalı olarak varlık fiyatları artışını getirdi. Bu süreç hem üretim teknolojisinin genele yayılmasına sebep oldu, hem de borçlanma imkanı bulunan bu yeni pazarlardaki tüketiciye bu potansiyeli kullandırdı. Almanya Avrupa birliği içinde kendi mallarını satmak için € yu bu zamana kadar avantaj olarak nasıl kullandıysa (mark kullanıyor olsaydı, ihracat fazlası markı dışarıya gönderemediği an, mark değerlenecek ve dış ticareti dengeye gelecekti), küreselleşme de benzer etkiyi sermaye hareketleri ile sağladı. Bu tanımlamaya, eksiklerim olsa da genelde birçok insanın katıldığını düşünüyorum.
    Bu sürecin sürdürülebilirliği olmadığı ortada, bu süreç bu zamana kadar birçok insanın gelecekte elde edeceklerini düşünerek tüketim yapmasına izin verirken, diğerleri için büyük kazanımlar getirdi. Geçmişte verimlilik artış ivmesi ile artan varlık fiyatları yüzünden başı dertte olan başta Japonya olmak üzere bütün gelişmiş ülkelerin yanına bizim gibi gelişmekte olan ülkeler de eklendi.
    Bence hükümetin pozisyonunu tanımlar iken böyle bir genel çerçeveyi de hesaba katmalıyız. Sermaye artan riskler yüzünden artık eskisi kadar gelişmekte olan ülkelere rağbet etmeyecek, hatta geri çekilecektir. Bu durumda varlığının, ekonomik başarıya bağlı olduğunu düşünen hükümetin seçimlere kadar, geçici olarak piyasayı rahatlatmak için faizi kullanmaya çalışması doğal görünüyor. Benim merak ettiğim ise ilk defa (şimdilik) bir düşman yaratmadan seçime gidecek olan AKP' nin,faizi düşürdüğünde oluşacak kur yükselmesinin yaratacağı çok daha hızlı algı bozulmasına karşı bir önleminin olup olmadığı, bir yerden gelecek dolarların olup olmadığı.

    YanıtlaSil
  57. Daha önce yapilan hicbir yanlısı hatalı politikaların sorumlulugunu üstüne almayan;kandirildim paralel yapi darbeciler komplocular sucular bucular diye topu hep başkalarına atan sn.erdoğan yakin zamana kadar patlak verecek olan ekonomik krizdede sorumluluk almayacak tabiki de MB yi suçlayacak şimdiden bunun altyapısı algı süreci oluşturuyor.tamamen danışıklı dövüş.faizin sonuç olduğunu oda biliyor. Boyle devlet millet idaresi olursa daha cok bedeller ödenir

    YanıtlaSil
  58. Sayin Egilmez yurt disinda bir finans akademisyeni olarak uzun zamandir Turk ekonomisini takip edebilecegim bir yer ariyordum, sonunda buldum. Birgun eger ben de bir boyle bir web sitesi hazirlarsam aynen sizi taklit edecegim....bildiginiz gibi taklitler asillarini yuceltir.
    Faiz-enlfasyon-kur ilskisinde, soyle dusunuyorum. TCMB faiz oranini dusururse bu kisa vadede kuru yukseltir ve enflasyonu arttirir. Ayrica sicak para ulkeden cikma yoluna girebilir, buraya kadar dogru. Fakat bu olaylar her seferinde matematiksel bir dogru gibi yurumez. Ve uluslararasi gelismeler sonuca etki eder. Su anda Turkiye'de enflasyon patlamasi olmasi mucize gibi birsey olur. Cunku butun dunya eflasyon riski ile kivraniyor. Petrol fiyatlari ve diger madenlerin fiyatlari dusuyor. Ayrica merkez bankasinda doviz cikislarinia karsi milyarlarca dolar var. Ustelik para cikip, nereye gidecek, hicbir yerde faiz yok zaten.
    Yani kisacasi ben Turkiye faizi biraz dusurme riskini goze alabilir diyorum. Eger kisa vadeli soklari atlatirsa, uzun vadede dusik reel faiz ekonomiye fayda saglar, ve de dusuk kur ihracatimizi arttirir. Yani CB biraz da haksizlik yapiliyor,, riskli ama cok mantiksiz degil soyledikleri.

    Saygilar,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çetin Bey, bir akademisyen olarak bu fikrinizi destekleyici başka tespitlerinizi de bizimle paylaşmanız gerekir. Anladığım kadarıyla faizin neden mi, sonuç mu tartışmasından ziyade, bazı risklerin göze alınmasından bahsediyorsunuz. Şu an herkesin aklı karışık. Mahfi Bey bile bir ara bir komplo teorisinden bahsetti tabi hemen sonra biz yine de itibar etmeyelim dedi:)

      Çok hassas dengeler var. Sadece bir veriye odaklanmak, bir fikirde dayanak bulmak sorun yaratabiliyor. Bazen düşünüyorum öyle bir oran olmalı ki, tüm ekonomik oranları, etkilerini içinde barındırsın. Ve biz bu orana bakarak ne durumdayız anlayabilelim. Bunu uluslararası yatırım pozisyonunda görebiliriz sanırım. 1 usd varlıklar artışına karşın, ne kadarlık yükümlülüklerimiz artıyor? Bizim bu konuda seyrimiz 1 usd varlık artışına karşın 2,5 usd ila 3 usd arasında yükümlülük artışı şeklinde. Refahımız artıyor, ihracatımız artıyor ama bu oran değişmiyor. Bire karşılık iki olmuyor bile. Ana çatı, ana hedef bu oranı aşağıya indirmek olmalı. Daha doğrusu negatiften pozitife yol alış şeklinde olmalı. Çünkü bu hedef, bu oran, bu katsayı hepsini kapsıyor. Cari açığı, kurun seviyesini, kabiliyetimizi, borçlarımızı, enflasyonu (dolaylı da olsa). Bu çatı altında sadece tüm kayıp, kazançları hesaplayabilirsiniz.

      Sil
    2. Çetin Bey merhaba,

      Sınırlı bir bilgiyle sormak istediğim husus: yazınızda belirttiğiniz "döviz çıkışlarına karşı milyarlarca dolar rezerv" hususu.

      Faizin düşürülmesi ile birlikte (tabi ki küresel gelişmeler de etkili ama bizimki gibi dışa karşı bu kadar bağımlı bir ekonomide iç dengesizlikler anında kuru yükseltecektir düşüncesindeyim) olası döviz çıkışlarına karşı yükselme ihtimali olan dövizin yükseliş seyrini kırmak için döviz satışı yapılacağı aşikar.

      Peki benim sorum şu olacak özetle;

      milyarlarca dolar rezerv dediğiniz toplam 130 bio. USD döviz rezervinin yalnızca %30 ununun net rezerv (yarısının bankaların zorunlu rezervleri) olduğu değerlendirildiğinde: ekonomide faizin düşmesi ile birlikte daralma ve güvensizlik ortamına paralel yıllık 170 bio USD dış borcumuz için kaynağı nasıl yaratacağız?

      Mahfi Hocam mümkünse yorumumun yanlış olup olmadığını da değerlendirebilmeniz mümkün müdür?

      Saygılarımla,

      Sil
  59. Hocam merhaba,

    Oncelikle aydinlatici yazilarinizi buyuk bir keyifle takip ettigimi ve size kolay anlasilabilir objektif yaklasimlariniz icin tesekkur ettigimi belirtmek isterim. Hocam, benim bir sorum olacak. Turkiye gibi ara mali ithalatina dayali ekonomilerde doviz kuru arttikca beraberinde artan girdi maliyetleri sebebi ile arz yonlu enflasyon olusuyor diyoruz, lakin bu durum ara mali ithalati yapan ve uretiminin buyuk cogunlugunu ihrac eden sirketler icin olumlu bir ortam da yaratabiliyor; bu sirketler artan doviz kuru ile(ozellikle Euro kuru) uluslararasi piyasalarda daha rekabetci hale gelip ihracatlarini artirabiliyorlar. Elbette artan doviz kuru ile bu firmalarin bazi girdi maliyetleri de artiyor (yakit giderleri vs) ancak sonucta dovizdeki artis ile birlikte olusan gelirlerdeki artis girdilerdeki artistan fazla oldugundan ihracat rakamlari artiyor, yani bu durumun cari aciga olumlu katkisi oluyor (2014 yili gibi mesela). Simdi benim sorum sudur hocam; enflasyon hedeflemesi yapilan ve serbest doviz kuru uygulanan bir ekonomide artan doviz kurunun ihracati artirici ve ulkenin kanayan yarasi olan cari aciga ilac oldugu bir ortamda dovizdeki artisin ic piyasadaki olumsuz etkilerini minimize edecek ne yapilabilir? Yani bizim gibi ihracatini artirmak zorunda olan bir ulkede doviz kurundaki artis hep korkulan bir unsur gibi algilanip buna gore onlemler aliniyor, ama bu da sonrasinda ihracat rakamlarini asagi cekiyor. O halde ne yapmaliyiz ki hem iceride enflasyon hedeflemesi yaparken hem de ihracati destekleyen bir sistem olmasi icin? Ilk bakista bunun bazi yollalarinin ara mali ithalati yapip nihai islenmis urunu ic piyasada satan ureticeleri artan girdi maliyetlerine karsi vergisel yollardan desteklemek ve boylece olusacak enflasyonu engellemek gibi gozukebilir ama sizin bu konuyla ilgili kapsamli bir gorusunuz olabilir mi acaba? Turkiye'nin yakin gecmisine baktigimizda dovizdeki artis her zaman siyasi kriz donemlerinde olmus, ancak soyle de bir gercek var ki ihracati artirmak istiyorsak doviz kuru yuksek olmali (en azindan rekabetci bir seviyede olmali), ama bu konu hukumetler tarafindan hep gozardi ediliyor ve bir korku unsuru olarak ele aliniyor. Oysa dunyanin en zengin ulkelerinden biri olan Isvicre'nin dahi yakin zamana kadar ihracatini desteklemek icin kendi para biriminin degerlenmesini belli bi seviyede tuttugunu ogrenmis olduk. Bu konudaki goruslerinizi bizlerle paylasirsaniz cok seviniriz,
    Cok tesekkur ederim
    Umut Boz

    YanıtlaSil
  60. Dünya neden Dolarin kurallarina göre oynamak zorunda? Iste cok enteresan üc tablo http://www.bloomberg.com/infographics/2014-07-16/u-s-dollar-sustains-global-dominance.html
    Dünyada ülkelerin milli reservlerinin %61i Dolardan olusuyor ve Dünyadaki uluslararasi borclarin %52 Dolar üzerinden. Böyle etkili bir para birimine karsi Türkiyenin tek kozu var: O da yüksek faiz! Sagolsun, Ekonomiden anlamayan ve TCMB kafa tutan bir Reisi Cumhur, hem gösterge faizini %6,8den %8,5e cikmasina hem de dolarin 2 hafta önce 2,35TLden 2,50 TLye cikmasi neden oldu? Burada birileri hem Faiz hem de Dolar lobisine hizmet ediyor. Bunu secmenin gözünün icine baka baka Faiz ve Dolar lobisini elestirirken yapiyor! Ya bunu bilincli yapiyor yada bilincsiz, bilincli yapiyorsa Türkiye Cumhuriyetine büyük zarar veriyor bu kisi, bilincsiz yaptigina inanmiyorm cünkü!

    YanıtlaSil
  61. Çok güzel bir yazı elinize sağlık.

    YanıtlaSil
  62. Hocam elinize sağlık. Aklıma takılan bir şey var cevaplarsanız sevinirim. Talep enflasyonu olduğunda faizler arttırılarak tüketiciler tasarrufa yönlendiriliyor evet fakat altıntaki faiz oranı- enflasyon arasındaki ilişkiyi gösteren tabloya baktığımızda faiz artınca enflasyonun düştüğünü görüyoruz. Bu da fiyat düşüşünü ve tekrar talep artışını veraberinde getirmez mi? Teşekkürler saygılar.

    YanıtlaSil
  63. Hocam elinize sağlık. Aklıma takılan bir şey var cevaplarsanız sevinirim. Talep enflasyonu olduğunda faizler arttırılarak tüketiciler tasarrufa yönlendiriliyor evet fakat altındaki faiz oranı- enflasyon arasındaki ilişkiyi gösteren tabloya baktığımızda faiz artınca enflasyonun düştüğünü görüyoruz. Bu da fiyat düşüşünü ve tekrar talep artışını beraberinde getirmez mi? Teşekkürler saygılar.

    YanıtlaSil
  64. Hocam Rusyaya karşı yapılan Operasyonda Dolardaki zoraki değerlenme ve Gulf sömürgeleri ve Suud eyaleti destekli petrol
    baskısı daha ne kadar sürdürülebilir ? Siyaset bu boyutlara çıktığınde serbest piyasa ekonomisi ve ekonomi teorileri ne kadar gerçekçi kalıyor , orta vadeli planlar ne ölçüde revize olmalıdır saygılar.

    YanıtlaSil
  65. Daha önce yapilan hicbir yanlısı hatalı politikaların sorumlulugunu üstüne almayan;kandirildim paralel yapi darbeciler komplocular sucular bucular diye topu hep başkalarına atan sn.erdoğan yakin zamana kadar patlak verecek olan ekonomik krizdede sorumluluk almayacak tabiki de MB yi suçlayacak şimdiden bunun altyapısı algı süreci oluşturuyor.tamamen danışıklı dövüş.faizin sonuç olduğunu oda biliyor. Boyle devlet millet idaresi olursa daha cok bedeller ödenir

    YanıtlaSil
  66. İyi akşamlar hocam. Bir sorum olacaktı. Faiz oranlarının %10 değişimi karşısında kurunda %10 değiştiğini söylediniz. Peki hocam hangi faiz oranını kullandınız acaba? Gösterge faiz oranındaki değişim %20. İlginiz için şimdiden teşekkürler hocam.

    YanıtlaSil
  67. http://www.bloomberght.com/multimedia/video/56396

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...