1 Haziran 2015 Pazartesi

Seçimden Sonra Ekonomi

Hafta sonu genel seçim var. Türkiye, tarihinin en ilginç seçimlerinden birisini yaşayacak. Bu seçim, yalnızca partilerden birisinin seçilmesi veya koalisyon çıkması ya da benzeri sonuçlar yaratacak bir seçim değil. Duruma göre bir partinin tek başına Anayasa değiştirip değiştiremeyeceği, Türkiye’yi başkanlık sistemine götürüp götürmeyeceğinin de seçimi olacak. İşin bu yönünü hukukçulara, siyasal bilimcilere bırakalım ve biz seçim sonrasında görülebilecek çeşitli alternatiflere göre ekonomide ve piyasalarda ortaya çıkabilecek olası sonuçlar üzerinde duralım. 

Önce anketlerden çıkan sonuçlara bakarak seçimden çıkabilecek başlıca alternatifleri özetleyelim:
(1)   Adalet ve Kalkınma Partisinin tek başına Anayasayı değiştirecek ve Başkanlık sistemine geçebilecek sayıda milletvekili çıkarması (mevcut anketlere göre olasılık dışı görünüyor.) 
(2)   Adalet ve Kalkınma Partisinin tek başına iktidar olacak ve Anayasa değişikliği ve Başkanlık sistemini referanduma götürecek sayıda milletvekili çıkarması (HDP’nin barajın altında kalmasıyla mümkün olabilecek bu durum mevcut anketlere göre çok güçlü bir olasılık gibi görünmüyor.)
(3)   Adalet ve Kalkınma Partisinin tek başına iktidar olması ve Başkanlık sistemini gündemden çıkararak Anayasa değişikliğini diğer partilerle uzlaşma yoluyla hayata geçirmesi (Mevcut anketlere göre olasılığı yüksek görünüyor.)
(4)   Hiçbir partinin tek başına hükümet kuracak sayıda milletvekili çıkaramaması ve Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından koalisyon veya azınlık hükümeti kurulması (Mevcut anketlere göre olasılığı yüksek görünüyor. Ancak seçim kampanyalarındaki açıklamaları ciddiye alırsak Adalet ve Kalkınma Partisi ile koalisyon yapmayı isteyen parti olmadığı anlaşılıyor. Bu durumda Adalet ve Kalkınma Partisinin kuracağı bir azınlık hükümetiyle erken seçime gidilmesi olasılığı söz konusu olabilir.)

Mevcut seçim anketlerinin bize sunduğu bu alternatiflere göre seçimden sonra Adalet ve Kalkınma Partisinin iktidarda kalmaya devam ettiği fakat eski gücünde olmadığı bir dönem bizi bekliyor.

Şimdi bir de ekonomik koşullara ve önümüzdeki dönemde bu koşulların nasıl gelişeceğine ilişkin tahminlere bakalım:
(1)   Sermaye hareketlerinin serbest kalması sonucu 2000 – 2009 arasında küresel kriz öncesinde yaşanan ve küresel kriz sonrasında da gelişmiş ekonomilerdeki parasal gevşeme politikalarıyla devam eden sermaye akımları bolluğunun sonuna yaklaşıyoruz. Gelecek dönemde, Fed’in faiz artırımının gündemde olduğu dikkate alınırsa, bu kadar bol ve ucuz yabancı kaynak bulmak mümkün görünmüyor.
(2)   Özelleştirmelerin artık büyük meblağlar getirecek bölümü bitmiş bulunuyor. Bu durumda önümüzdeki dönemde özelleştirmeler yoluyla kaynak yaratma imkânı olmayacak. Dolayısıyla kamu yatırımları için iç kaynak bulmakta da sıkıntılı bir döneme giriyoruz.
(3)   Cari açığı büyüterek ve inşaat sektörünü kullanarak büyüme modeliyle devam etmek eskisi kadar kolay değil. Çünkü artık finansman bulmak kolay görünmüyor.

Bu durumda büyümenin düşük, işsizliğin yüksek kalmaya devam edeceği, enflasyonun düşürülemediği bir dönem bizi bekliyor. 

Özetle söylemem gerekirse seçim sonrasında tek parti iktidarı da olsa koalisyon iktidarı da olsa ekonomide sıkıntıların giderek artacağı ve çözümlerin giderek zorlaşacağı bir döneme gireceğimizi tahmin ediyorum. 

82 yorum:

  1. memleketin kaderi 1923 ile kavgalı iki partiye kalmış... İnsan gerçekten üzülüyor....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayır be kardeşim, yanlış yazmışsın:

      "İnsan gerçekten hayret ediyor." olacaktı...

      https://twitter.com/cbabdullahgul/status/56016866145079296

      Sil
    2. Nasreddin hoca fıkrası gibi....1923 un hiç mi suçu yok

      Sil
  2. Hocam yazınız için teşekkürler, ekonomik sıkıntıların artacağı aşikar.
    Market, pazar fiyatları bu durumun habercisi. Güven endeksleri azalışta.
    Sistemsiz yapı o kadar çarpıcı ki her gelen lego gibi ülkeyi baştan yapılandırıyor.
    Koşulsuz kabullenme DNA'larımızda yok ama doğuştan beynimize çivilenmiş, çıkaramıyoruz

    YanıtlaSil
  3. Hocam,net olarak ifade etmeseler de Mhp,Akp'ye dışardan destek vererek azınlık hükümeti veya bir koalisyon hükümeti kurması durumunda sizin beklentilerinizde kalıcı bir değişim olur mu?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hiç bir değişiklik olmaz.

      Sil
    2. Hocam, hükümet seçeneklerinden biri de CHP+MHP koalisyonu olamaz mı? Azınlık hükümetinden daha iyidir... Ama tabii ki c.başkanı bu görevi muhalif partilere vermesi çok düşük ve iyimser bir ihtimal...

      Sil
    3. Bu olasılık mümkün görünmüyor.

      Sil
  4. kısa ve net. Teşekkürler :)

    YanıtlaSil
  5. Sn.Hocam,
    Peki bu durumda yonetime talip olmak akil kari midir? Belli ki bundan sonraki 2 belki 3yillik donem cok sikintili gececek ve kim dumende olursa olsun yipranacak. 2002de aci receteleri uygulayanlarin basina gelenler, kaptanin basina gelecek. Kenarda durup, 2yil sonraki erken secimde hukumete yurumek akillica bir strateji olmaz mi? Ulkenin ayni tarz-i siyaset ile 2yil idare edilmeye sabri var mi, 2yil sonra geriye tamir edilebilecek bir ulke kalacak mi ayri tartismalarin konusu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorumunuzdaki soru da yanıt da çok anlamlı. Ve benim size söyleyebileceğim tek şey şu olabilir: İyi bir tamirci için her zaman tamirat mümkündür. Ama iyi bir tamirciyi nereden bulacağız diye sorarsanız onu ben de bilmiyorum.

      Sil
    2. Sayın hocam bende yazılarınızı severek takip ediyorum. Sizce o tamirci Kemal Derviş olabilir mi??? Lütfen yorumunuza ihtiyacım var...

      Sil
    3. Hayır, olamaz!

      Geçmişte de olmadı!

      Yarın da olmayacak!

      Sil
    4. ZAYTUNG HABERI:
      Türkiye, Ekonomik Krize Kimin Yönetiminde Gireceğini Belirlemek İçin Sandığa Gidiyor

      Tarihinin 18. genel seçimine girmeye hazırlanan Türkiye, yaklaşan iktisadi felaket esnasında kimin kafasına yazar kasa fırlatıp; kimin alanlarda yuhalanacağının yanıtını sandıkta vermeye hazır. Kriz alametlerinin giderek belirginleşmesi sayesinde ilk kez ekonomik buhran esnasında hükümetin başında kimin olacağını belirleme şansına sahip olan seçmenler, bu tarihi fırsatı en iyi şekilde değerlendireceklerine emin.

      Halk ilk defa krizde söz sahibi olacak

      7 Haziran Genel Seçimleri’ne sayılı saatler kala, seçmenlerin ne için oy verecekleri de tamamen netlik kazanmış durumda. Siyasi partiler ‘Barajı geçer miyim, başkanlık sistemini getirebilir miyim, koalisyon kurar mıyım?’ gibi beklentilerle seçime girerken; vatandaşlar ise göz göre göre gelen ekonomik krizde kimin iş başında olacağını belirlemek için sandığa gidecek. Konuya ilişkin bugün bir açıklama yapan Ande-Ar Araştırma Şirketi Başkanı Ramazan Dilmen de “Halk da durumun farkında ve bunun için oy kullanacağının bilincinde. İlk defa da bir ekonomik krizde söz sahibi olduğu için de neredeyse memnun” sözleriyle tabloyu doğrulayarak, genel seçimler tarihinde bir ilk yaşandığını kaydetti.

      Tarihten farklı örnekler

      “Aslında geçmişe baktığımızda Türkiye’de seçimlerde hükümetin seçildiğini söylemek son derece güç” diyerek sözlerine başlayan Dilmen, bugüne dek yaşananlardan çeşitli örnekler verdi. Dilmen’e göre 1946’da ‘açık oy-gizli sayım’ kuralıyla yapılan ilk seçimlerde “Hangi partiye oy verirsek sandık başında bekleyen jandarma .ötümüzü kesmez?” sorusu yanıtlandı ve seçmen CHP’ye 395 milletvekili kazandırarak vücut bütünlüğünü korumayı başardı.

      1970’lerin çalkantılı ortamındaysa bu defa her ikisi de ülkeye çok şey kazandıracağını iddia ettiği halde pek de bir iş yapmayan liderler arasında “Şişman ve çoban olan mı yoksa zayıf ve şiir yazan mı?” seçimi gerçekleştirildi. 12 Eylül darbesinin ardından da Türkiye, “Hangi lider, ülkede demokrasi varmış gibi yapabilir?” sualine cevap vermek üzere sandıkların başına gitti. Dilmen, bu defa da sıranın ekonomik krize geldiğini vurguladı.

      Parti liderleri başlarına bela almaya hazır

      Bu durumun buz gibi farkında olan parti liderleri de, her şeye rağmen “Kriz geldiğinde hükümetin başına olan parti” olabilmek için canla başla mücadele ediyor. Kılıçdaroğlu, geçtiğimiz günlerde miting için bulunduğu Edirne’de yakın çevresine “Bize hiç nasip olmadı bugüne kadar, ama hayırlısıyla ilk defa başımıza iş almaya bu kadar yakınız” ifadelerini kullanırken, MHP kanadı ise 2001 krizinde de hükümette olduklarını hatırlatarak “tecrübe” vurgusu yaptı. AKP Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu ise özel durumunu hatırlatarak vatandaştan oy talep etti.

      “Valla boyum diğerlerine göre kısa, daha az enerjiyle fırlatılabilir o yazar kasa benim kafama” sözleriyle herkesi kendisine oy vermeye davet eden Davutoğlu’na yanıt veren HDP Eşbaşkanı Demirtaş ise “Kürt, Alevi, Ezidi demeden artık sesini duyurmak isteyen ‘biz de doya doya krize isyan etmek istiyoruz' diyen tüm Türkiye halklarını kucaklıyoruz’’ sözleriyle bu kutsal göreve talip olduklarını ifade etti... Haber yayına hazırlandığı sırada dört partinin de ülke ekonomik krize girerken en tepede olma mücadelesi son hızıyla sürüyor.

      Sil
  6. Yapılması gerekenler:
    1- yapısal ekonomik reformlar
    2- hukuki güvenlik
    3- yatırım ve arge teşviki
    4- siyasetten uzlaşmacı bir dil

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yapılamayacak olan ne varsa saymışsınız.
      Şaka bir yana ama çok doğru bir sıralama.

      Sil
    2. Yapılamayacak olan ne varsa saymışsınız.
      Şaka bir yana ama çok doğru bir sıralama.

      Sil
  7. Hocam sondan bir önceki paragrafta virgül yanlış yerde sanki.
    ...
    Bu durumda büyümenin düşük, işsizliğin yüksek kalmaya devam edeceği,
    ...
    şeklinde olmasının daha doğru olacağını düşünüyorum.

    Saygılarımla.

    YanıtlaSil
  8. verdiğiniz 2.alternatif şu anki en hükümet yanlısı anketlere göre bile mümkün görünmüyor. dolayısıyla bu alternatifi, alternatiflerden çıkarmanız iyi olabilir. partiler bir önceki 2014 yerel seçimindekine benzer oy alırsa, yani:
    AKP %43,4 CHP %25,6 MHP %17,6 HDP %9 oranları oluşursa,
    AKP 315 CHP 136 MHP 99 vekil çıkarıyor. uzun lafın kısası HDP baraj altında kalsa bile AKP anayasayı değiştirecek 330 vekile ulaşamıyor.
    3.alternatifin olasılığı da yüksek değil. hükümet sempatizanı Andy-Ar şirketinin AKP %41,9 CHP %25,8 MHP %16 HDP %10,7 rakamlarını baz alsak bile AKP yine 276 vekilin aşağısında kalıyor.
    diğer saptamalarınıza katılıyorum. çok değil 2007'de tüm bankacılar "özel sektör borcu çok düşük" şeklinde koro halinde bağırıyordu. 2008-09 krizinde "özel sektör borcu gelişmiş ülkelere göre çok düşük" diyorlardı. 2015'e geldiğimizde "özel sektör borcu düşük değil ama çok yüksek de değil" diyorlar. birkaç yıl sonra orta-yüksek arası ama reformlar yapılırsa yönetilebilir diyecekler. 2020'lere geldiğimizde ise artık çok geç olacak.

    YanıtlaSil
  9. sayın hocam,bir önceki yazınızdaki yorumumdan hareketle şunu demek istiyorum..çözüm olarak sizin sunmuş olduğunuz(kesinlikle yapılmalı olduğunu savunduğum) yapısal reformların koalisyon hükümetlerinde imkansıza yakın olduğu ve bu reformların ancak tek parti ile olabileceğini söylemek istedim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben o kadar emin değilim. AKP 13 yıl tek başına iktidarda kaldı ama yapısal reform yapmadı. Yapılan iki yapısal reform (bankacılık reformu ve bütçe reformu) güçlü ekonomiye geçiş programının getirdiği yapısal reformlardı. Ondan sonra yapısal reform diye sunulanların hiçbiri gerçek anlamda yapısal reform değil.

      Sil
    2. tek parti iktidarının "istikrar sembolü" olarak görülmesi sağ olsun CB sayesinde ortadan kalktı. bizim semt bakkalının oğlu bile "seneye merkez bankası başkanının görev süresi doluyormuş galiba abi. sen daha iyi bilirsin, yabancılar oraya bi yandaş yerleştirilir filan diyor. ülkeden para çıkar mı o zaman? Allah sonumuzu hayır etsin" diyor. CB'ın kendisi şu an bizzat istikrarsızlık kaynağı olarak görülüyor.

      Sil
  10. Değerli Hocam, yukarıda ifade ettiğiniz gibi ben de seçimlerden sonra iktisaden daha sıkıntılı bir döneme gireceğimizi öngörüyorum. Bunu tek başına bir iktidar veya koalisyon değiştiremez. Çünkü yıllardır biriken sorunlar ancak geniş katılımlı, tabana yayılmış, milli bir bilincin felsefi teoriğinde; üretim, verimlilik, tasarruf ve dayanışmaya dayalı pratikle çözümlenebilir. Milleti ancak yine milletin azim ve kararlılığı kurtarabilir. Ne zaman ki bu millet, demagojiye prim vermez ve doğruya ve adalete sahip çıkar, o zaman bazı şeyler düzelmeye başlar. Milletimizin büyük kısmında ne yazık ki ne erdem ne de liyakat bulunmaktadır. Bu niteliklere eğitim ile ulaşılabilinir ancak. Sözün özü, umarım öngörümde haksız çıkarım ama dibe vurmadan ve kendi yaptıklarımızın faturasını ödemeden, yeterli acıyı çekip olgunlaşmadan düze çıkamayız. Yine kendimize gelemezsek tarih sahnesinden siliniriz. Ben bu noktada umutsuz değilim, az da olsa erdemli, liyakatli ve milli aydınlarımız var,bir şekilde yeniden örgütlenmeyi başarabiliriz. Derin sevgi ve saygılarımla.

    YanıtlaSil
  11. AHHH... PROFESÖR, SİZİ KİMSE OKUMUYOR!

    29 Mayıs 2015

    Dünyanın en yetenekli düşünürlerinin pek çoğu, üniversite hocaları olabilir. Fakat maalesef bu hocaların çok büyük bir kısmı, günümüzdeki kamuoyu tartışmalarını ya da etkili politikaları şekillendirmiyor!

    Gerçekten de bilim insanları, görüşlerini popüler medyada yayınlamaya pek sıcak bakmıyor:
    "Düşüncelerimi kamuoyuyla paylaşmak için görüş yazmakla mı uğraşacağım? Bu bana aktivizm gibi geliyor."
    Bu sözler, Oxford Üniversitesi'nin evsahipliğinde düzenlenen konferansa katılan bir profesöre ait!

    Kamuoyu tartışmalarını ve politikaları şekillendirmede üniversite hocalarının bulunmayışı, son yıllarda (bilhassa "sosyal bilimler"de) hayli artmış durumda.

    Ünlü "American Political Science Review"de 1930'larda ve 1940'larda yayımlanan makalelerin %20'si, politika önerilerine odaklanmaktaydı. Son yapılan sayımda ise bu oran, %0,3 gibi son derece düşük bir rakama gerilemiş durumda.

    Bilim insanlarının kendi aralarında yaptıkları tartışmalar bile düzgün işliyor gibi görünmüyor! Hakem incelemesinden geçmiş makalelerin sayısı, yıllık olarak 1,5 milyon'a kadar ulaşmakta. Fakat bu makalelerin pek çoğu bilim camiasının kendi içinde dahi önemsenmiyor; beşeri bilimler alanında yayımlanan makalelerin %82'sine bir kez bile atıfta bulunulmamış. Sosyal bilimlerdeki hakem incelemesinden geçmiş makalelerin %32'sine ve doğa bilimlerindekilerin ise %27'sine hiç kimse atıfta bulunmuyor.

    Bilimsel bir makaleye atıfta bulunulması, onun sahiden okunduğu anlamına da gelmez. Bir tahmine göre bilimsel makalelerin sadece yüzde %20'si gerçekten okunmakta. Bizim tahminiz ise; hakemli bir dergide yayımlanan ortalama bir makaleyi, başından sonuna kadar okuyan kişi sayısı 10'u geçmiyor. Bu yüzden, hakemli yayınların çoğunun etkisi (bilim camiasının kendi içinde bile) yok denecek kadar az.

    Pek çok bilim insanı, kendi alanlarındaki bilgi birikimine katkı yapmayı ve uygulayıcıların karar alma süreçlerine etkide bulunmayı ister.

    Ancak uygulayıcılar, hakemli dergilerde yayımlanan makaleleri nadiren okurlar. "Nature", "Science" ya da "Lancet" gibi ünlü dergilerde yayımlanan hakem incelemesinden geçmiş bilimsel makaleleri düzenli olarak okuyan "deneyimli bir siyasetçi" ya da "iş insanı" olduğunu biz duymadık!

    Aslında bu durum hiç de şaşırtıcı değil!

    Akademi dışında kalan insanların, dergilerin çoğuna ulaşması hayli zor ve bu dergiler oldukça pahalı!

    Günümüzdeki açık-erişim hareketi (open-source) daha fazla başarılı olsa bile; makalelerde kullanılan anlaşılmaz jargon, uygulayıcıların (gazeteciler dahil) bunları okumasına ve anlamasına yine de engel olabiliyor!

    Artık pek çok hükümet lideri, popüler medyada kendileri ve politikaları hakkında yazılanlara ilişkin verilerin hazırlanmasını mutat hale getirdiler. Hindistan'da, eski başbakan İndira Gandhi de yapıyordu bunu. Kanada'daki bakanların bir çoğu benzer veriler konusunda ısrarcılar. Hatta Ortadoğu'daki hükümetler bile yeni sosyal medyada yürütülen tartışmaları gözlemlemeyi talep etmekteler.

    Dünya üzerindeki herhangi bir ülkedeki herhangi bir bakanın, kendi ilgi alanındaki bilimsel yayınların düzenli olarak takibini istediğini duymadık.

    Eğer akademisyenler karar alıcılara ve uygulayıcılara etkide bulunmak istiyorlarsa, (bilim insanlarının erişimine yardım etmek için medya firmaları tarafından bir çok yenilikçi iş modeli geliştirilmiş olmasına rağmen) şimdiye kadar gözardı ettikleri popüler medyayı dikkate almalılar.

    +++

    YanıtlaSil
  12. +++

    Etkin modellerden biri, dünyanın önde gelen kanaat liderlerinin görüşlerini 154 ülkeden 300 milyon okuru kapsayan 500'den fazla gazeteye dağıtan Project Syndicate (PS)'dir http://www.project-syndicate.org/

    Kâr amacı gütmeyen PS tarafından kabul edilen herhangi bir yorum/görüş, sayısı 12'ye kadar varan farklı dillere tercüme edilebilir ve akabinde dünya çapındaki dağıtım ağının tamamına gönderilir.

    Bilim insanları, popüler medyada yayın yapmanın önemini kabul etseler bile sistem, onların aleyhine işlemekte!

    Doçentliği (tenure) alabilmek için, bilim insanlarının etkili dergilerde mümkün olduğunca fazla sayıda hakemli makale yayımlaması gerekiyor. (Prestijli) Hakemli dergilerde yapılan yayınlar, akademideki kilit performans göstergesi olmayı sürdürüyor. Fakat bunların birileri tarafından okunup okunmadığı ise bütünüyle tâli bir mesele!

    Örneğin, su alanındaki en etkili dergilerden birini ele alalım:
    1,3 milyar nüfusa sahip olan Hindistan'da bu derginin sadece dört abonesi var! Üç yıl öncesine kadar ne su bakanı, ne de onun üç kademe altında bulunanlar bu derginin adını duymuştu. Bu tip bir dergide yapacağı yayın bir profesöre prestij sağlıyor fakat, bu yayının Hindistan gibi suyun son derece hayati bir mesele olduğu bir ülkedeki karar alıcılar üzerindeki etkisi sıfır!

    Belki de artık bilim insanlarının performansını yeniden değerlendirmenin zamanı gelmiştir. Doçentliği (tenure) kazanmak ve akademik yükselme için bilim insanlarının politika oluşturmaya dönük katkıları ve kamuoyundaki tartışmalara yönelik etkileri de değerlendirilmelidir.

    Basit ve kolayca anlaşılabilir nitelikteki bu yayınlar genellikle, gerçek dünya sorunlarını çözmeye yönelik araştırma sonuçlarının potansiyel uygulamasının ve pratikteki geçerliliğinin vitrinidirler.

    Kabul etmek gerekir ki etkide bulunmanın herhangi bir garantisi yoktur. Zaten karar alıcıların çoğunun kafasında, seçtikleri politik tercih konusunda makûl bir fikir mevcuttur.

    Bir politikanın, öncelikle bundan etkilenen kitleyi tatmin etmesi gerekir. Karar alıcıların çok azı, en optimal ekonomik, sosyal, çevresel, teknik ve politik çözümü bulmaya çalışır.

    Bilimsel kanıtlar bulmaya çalışanlar ise popüler medyada bilim insanlarınca yapılan yayınlardan daha fazla yararlanacaktır. Bu durum yavaş yavaş akademi içinde de farkedilmekte.

    Örneğin, Singapur Ulusal Üniversitesi (National University of Singapore) kendi öğretim üyelerini, görüş/yorum yazılarını (op-eds) kendi profil sayfalarında yayınlamaları konusunda teşvik etmekte. Bununla birlikte, asıl vurgu; halen sözde yüksek etkili dergilerde yapılan yayınlara yapılmakta.

    Evet değişim oluyor, ancak salyangoz hızıyla!

    __________

    http://t24.com.tr/haber/profesor-hic-kimse-sizi-okumuyor,298153

    "Asit K. Biswas" ve "Julian Kirchherr" tarafından "Prof, no one is reading you" başlığıyla 11.04.2015'te The Straits Times'da İngilizce yayımlanan yukarıdaki yazı, "Cem Yarar" tarafından Türkçe'ye çevrildi.

    Asit Biswas:
    Çevre ve su poltikaları konusunda önde gelen uzmanlardan biri ve Singapur Ulusal Üniversitesi Lee Kuan Yew Kamu Yönetimi Okulu'nda misafir öğretim üyesi.

    Julian Kirchherr:
    Oxford Üniversitesi, Çevre ve Coğrafya Okulu'nda doktora araştırmacısı. Kendisi daha önce McKinsey & Co'da Avrupa, Asya ve Ortadoğu'daki hükümetlere danışmanlık yaptı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bendeniz yazılarımı kendime yazıyorum. Okumak isteyenlere bloğum açıktır.

      Sil
  13. Sayın hocam peki bu inşaat sektörüne dayalı ekonomiyi nasıl değiştirebiliriz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yeni bir model geliştirmek gerekiyor. Teşvikleriyle, destekleriyle, ar-ge siyle. Yapılamaz bir şey değil. Ama zahmetli ve masraflı bir iş.

      Sil
  14. Hocam ak partinin eskisi kadar güclü olmasa da tek basina iktidar olabilecegi bir durumda döviz kuru ile ilgili bir tahmininiz var mı. Faizleri bu seviyede kabul edersek. Cevaplarsaniz çok memnun olurum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dolar yukarı gider. Ama ne kadar gider bilemem. Kim iktidar olursa olsun ve hangi oy oranıyla olursa olsun bu durum değişmeyecek. Arada inişler olabilir ama yön yukarıdır.

      Sil
  15. Mahfi Hocam 2015 1. çeyrek büyüme tahmininiz nedir? Bazı ekonomistler eksi bekliyor. Durum o kadar vahim mi?

    YanıtlaSil
  16. Ne söylerseniz söyleyin, ne yazarsanız yazın, isminizin başında hangi akademik kısaltmalar olursa olsun farketmez Mahfi Bey, şunu aklınızdan çıkarmayın:

    Yakarsa dünyayı garipler yakar!

    YanıtlaSil
  17. Türkiyenin bu tapon kadrolarla bir yere varması imkansız. Üç siyasi partivaeasında çok fark yok kalite anlamında. ÇARE AB

    YanıtlaSil
  18. Hocam eğer ak parti yeterli milletvekili çıkaramaz ise koalisyon yapacağı partiyi kim seçiyor partiler aralarında mı anlaşıyor örneğin toplam gereken sayı 100. akp'nin 70 çıktı chp 50 mhp 40 hdp 30. Bu durumda neye göre belirlenecek kimler koalisyon yapabilecek ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayır. Cumhurbaşkanı hükümeti kurma görevini en yüksek oy alan partinin başkanına veriyor o da koalisyon görüşmelerine başlıyor.
      Verdiğiniz örnekte AKP üç partiyle de koalisyon yapabilir. Eğer bu örnekteki HDP kabul ederse en rasyoneli o olur. Çünkü sayısı az olduğu için daha az bakanlığa razı olabilir. Tabii bunlar karşılıklı anlaşma ve uzlaşma meselesi. Belki de o az mv sayılı parti hiç bir şekilde koalisyona girmemeyi tercih edebilir. Bunlar görüşmelerle ortaya çıkar.

      Sil
    2. CB en yüksek oyu alan partinin genel başkanına hükümeti kurma görevi vermeyebilir. mesela Davutoğlu'nun yerine genel başkan düşündüğü kişiye verir görevi. diğer ifadeyle, Davutoğlu'na imzalaması için istifa mektubu gönderir.

      Sil
    3. Geleneklere göre görevi en yüksek oyu alan partinin genel başkanına vermesi gerekiyor. Ama derseniz ki gelenek mi kaldı ona bir şey diyemem.

      Sil
  19. 4,5 MİLYAR LİRALIK 3. KÖPRÜ;
    3 TAŞERON FİRMAYI İFLAS ETTİRDİ!

    "DOLAR KURUNDAKİ ARTIŞ" NEDENİYLE FİRMALARIN ÖDEMELERİNİ YAPAMADIKLARI AÇIKLANDI!

    1 Haziran 2015

    Üçüncü köprü projesinin yol, tünel ve hafriyat işlerini üstlenen üç taşeron firma dolardaki yükselişin getirdiği maliyet artışı nedeniyle zor duruma düştü. ESA İnşaat, İSDEM Yapı ve Saryapı İnşaat şirketleri borçlarını ödeyemeyince mahkemeler tedbir kararları aldı.

    Dinçer Gökçe’nin Hürriyet’te yer alan haberine göre, yapımı devam eden 3. köprü ve Kuzey Marmara Otoyolu projesi kapsamında yol, tünel ve hafriyat işleri yapan 3 ayrı taşeron firma iflas erteleme istedi. Taşeron firmaların mali yapılarındaki bozulmaya, dolar kurundaki yükseliş ve bunun sonucunda artan maliyetlerin sebep olduğu belirtiliyor. Üç ayrı mahkemede görülen dosyalarda firmaların talebi olan tedbir kararları verildi; kayyum atamaları yapıldı. Söz konusu firmalardan biri Kocaelispor’un eski başkanı İbrahim Saral’a ait.

    IC İçtaş-Astaldi ortaklığı ile yapılan 3. köprü projesi kapsamında birçok taşeron firma hafriyat, tünel ve yol işlerini üstlendi. Taşeron firmalardan üçü bozulan mali yapılarını düzeltemeyince mahkemeye başvurma yoluna gitti.

    KAYYUM ATANDI

    Geçtiğimiz günlerde iflas erteleme talebinde bulunan firmalardan biri ESA İnşaat Taahhüt Ticaret Limited Şti. oldu. 25 yıla yakın bir süreden beri tünel ve hafriyat işlerinde çalışan şirket 3. köprünün Anadolu ayağında Beykoz Poyrazköy’de hafriyat işleri yapıyor. Şirket bu bölgedeki çalışmasını önümüzdeki yıl tamamlamayı planlıyor. Ancak geçtiğimiz yılın sonundan itibaren yükselme eğilimine giren dolar kuru ESA İnşaat’ın mali dengesini bozdu. Borca batık duruma gelen şirket, hacizlere karşı korunmak ve faaliyetlerini sürdürebilmek için mahkemeden tedbir talebinde bulundu.

    İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesi’ne yapılan başvuruda, kurlardaki artışın şirketin mali yapısını bozduğuna işaret edildi. Dava başvuru dilekçesinde, ortaya çıkan ek finansman ihtiyacının da yüksek faizlerle karşılanmak durumunda kalındığına işaret edildi. Sunulan iyileştirme raporunu da inceleyen mahkeme geçtiğimiz 18 Mayıs’ta şirket hakkında tedbir kararı verdi; 2 kişiyi kayyum olarak atadı. Bu kararla, ESA alacaklılara karşı korumaya alınmış oldu. Ali Güngör’ün kurucusu olduğu ESA İnşaat bugüne kadar bir dizi büyük projede yer aldı. Şantiyelerinde bine yakın kişinin çalıştığı şirket en son Mecidiyeköy- Kağıthane Metrosu projesinin de bir bölümünü üstlendi.

    ÖDEME SIKINTISI

    ESA İnşaat’ın avukatı Ersin Sevindik, Hürriyet Dünyası’nın sorusu üzerine yaptığı açıklamada “Müvekkil firma leasing firmaları ile anlaşma sonucu iş makineleri kiraladı. Borç ödemesi döviz olarak yapılmaktaydı. Ancak kurda yaşanan problemler neticesinde ödeme tablosunda sıkıntı yaşadı. Firmanın mevcut işleri devam ediyor. Kurda yaşanan belirsizlik firmayı bu yola sevk etti” dedi.

    İflas erteleme talebi ile mahkemenin yolunu tutan bir diğer şirket ise İSDEM Yapı İnşaat Tur. Nak. San. Ve Tic. Ltd. Şti. oldu. 3. köprü projesi kapsamında Riva-Hüseyinli arasında otoyol işi yapan İSDEM Yapı geçtiğimiz yıl 37 milyon lira ciro elde etti. 2002’den beri faaliyette olan İsmail Demir’e ait İSDEM Yapı borca batık duruma gelince iflas erteleme talebinde bulundu. Gebze 5. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülen davada tedbir kararı geçtiğimiz 20 Nisan günü çıktı. Tedbir kararı ile birlikte şirket haciz baskısından kurtulmuş oldu. Mahkeme, tedbir kararı ile birlikte 2 kişilik denetim kayyumu atadı.

    SARAL'IN ŞİRKETİ İÇİN DE TEDBİR

    Eski Kocaelispor Kulübü başkanı İbrahim Saral’a ait Saryapı İnşaat Taahhüt ve Tic. Ldt. Şti. de iflas erteleme başvurusunu Kocaeli Asliye Ticaret Mahkemesi’ne yaptı.

    http://t24.com.tr/haber/45-milyar-liralik-3-kopru-3-taseron-firmayi-iflas-ettirdi,298434

    YanıtlaSil
  20. hocam ben emekliyim, chp gelirse iki ikramiye verecekmiş,onun vereceği ikramiyeyi enflasyon geri alır mı ? enflasyon tehlikesi yoksa Haydar Baş'a mı oy verelim? O,madenleri harekete geçirerek 5.000 tl asgari ücret verecekmiş..cehaletimi mazur görün, anayasa değişince ortalık niçin güllük gülüstanlık olacak acaba?.sokakta ya da kahvede kimsenin umrunda değil anayasa..siyasiler neden bu anayasayı değiştirme arzusundalar?.Anayasa değişince milli gelir,ihracat,istihdam,döviz rezervi artıp cari açık azalacak mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Anayasa değiştirme işi bence de son derecede gereksiz bir çaba. Dünyanın en iyi Anayasasını da yazsak uygulanmadıktan sonra hiç bir anlamı yok. Sorun bugünkü Anayasanın eksikliğinde değil sorun onun uygulanmamasında. O nedenle Anayasayı değil kafalarımızı değiştirmemiz lazım.
      İki ikramiyeyi enflasyonun geri almaması için zenginden alınacak fazla vergiyle finanse edilmesi gerekiyor. Bu konuda ayrıntı yok.

      Sil
  21. Hocam öncelikle yazilariniz için çok teşekkürler. Sorum biraz alakasiz olacak ama merkez bankasinin para politikasi araçlarindan faiz kolidoru gecelik faiz mi oluyor acaba ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim.
      Evet TCMB'nin gecelik borç alma (yüzde 7,25) ve borç verme (yüzde 10,75) faizleri arasındaki açıklığa faiz koridoru deniyor. Çünkü TCMB'nin gecelik fonlaması duruma göre bu iki oran arasında değişiyor.

      Sil
  22. Hocam öncelikle analitik düşünceyi hece hece kelimelerinize aktardığınız,bir mühendis olarak Ekonomi konularına ilgimi arttırdığınız için size en içten saygılarımı sunarım.
    7 Haziran sonrası olabilecek senaryolar içerisinde en muhtemeli -kişisel görüşüm-AKP'nin ister hükümette olsun, ister olmasın zayıflayacağı yönündedir.Demokrasinin zayıfladığı ülkemizde, toplum tarafından seçim sonucunda böyle bir mesaj verilmesi dış yatırımcılar açısından güven telkin edip,yatırım miktarını arttırmaz mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim.
      Çok doğru, aynı kanıdayım. Ancak dış yatırımcı bizde demokrasiyle ilgilenmez. Onu ilgilendiren istikrardır. İster demokrasi olsun isterse diktatörlük yeter ki değişmeyen sistem olsun. O, para kazanmaya bakar.

      Sil
    2. Hukuk yoksa parasına el konulabilir veya yatırım yaptığı şirketlere siyasi nedenlerle el konulabilir vergi cezası kesilebilir zarara uğratılabilir.
      Aklı başinda bir yatırımcı bu şartlarda gelip hukuğun olmadığı bir yere parasını bağlamaz.

      AKP'nin topluma verebileceği ne var diye kendime soruyorum; verebildiğim tek yanıt; hiçbirşey oluyor.
      Hukuksuzluk, tuhaf rantiye projeleri, gerilmiş bir toplum.

      Sil
  23. hocam merhaba benim birkaç sorum olacak müsaadenizle
    -ab de maastricht kriterlerini sağlayan ülke var mı
    -dünya petrol ticareti dolar yerine altınla yapılsa sonuç ne olur
    -paradan 6 sıfır atılmasının enflasyon vb göstergelere etkisi var mı yoksa sadece hesaplamayı mı kolaylaştırıyor
    çok teşekkür ederim cevabınız için hocam iyi çalışmalar .

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. - Luxemburg
      - Altin uretimi sinirli oldugu icin butun Altin petrol ureticilerinde toplaninca petrol almak icin ne kullanacaksiniz?
      - Hesaplamayi kolaylastiriyor.

      Sil
    2. petrol ticaretinde altın kullanılabilir. 2.Dünya savaşı yıllarında BIS, ülkeler arası ticarette clearing vazifesi yapıyordu. o yıllarda temel para birimi altın veya altın karşılığı olan dolardı. günümüzde petrolün altınla alınıp satılmamasının nedeni altının bu iş için uygun olmaması değil, ABD'nin buna yanaşmamasıdır. çünkü o zaman dolara olan talep düşer.

      Sil
    3. AB de Maastricht kriterlerini (3+1 kriter) sağlayan ülke var ama önemli ülkelerin hiçbiri sağlayamıyor.
      Niye para gibi kullanımı kolay bir meta varken işi zora sokup araya altın koyalım. O durumda petrol almak isteyen gidip önce altın alacak. Altın fiyatı artacak onun sonucunda petrol fiyatı artacak. Karmakarışık bir yöntem.
      Paradan 6 sıfır atılmasının asıl etkisi kafa karışıklıklarını gidermesi oldu. İlk anda tam tersine enflasyonu hafif artırıcı etkisi olsa da orta - uzun vadede o etki kayboldu.

      Sil
    4. Arap ülkeleri petrolü altınla satmaya başlayınca, Almanlar da Mercedes'i altın karşılığında Araplara satmaya başlar. diyelim ki S.Arabistan 100 birim altın karşılığındaki petrolü sattı, dış ülkelerden de 90 birim altına tekabül eden mal aldı. önce 100 birim altın S.Arabistan'a gidip, sonra 90 birim altın diğer ülkelere gitmeyecek. aradaki 10 birimlik altın, yani cari hesap bakiyesi S.Arabistan'a ödenecek. muhtemelen altın, fiziksel olarak da S.Arabistan'a gelmeyecek. Arapların Londra veya New York bankalarındaki altın hesaplarında duracak. bu bankalar da ellerindeki altını, altın talep eden ülkelere borç verecekler veya diğer dövizlerle swap edecekler. diğer ifadeyle altın tıpkı dolar gibi fiziksel olarak el değiştirmeden kısmi rezerv parası haline gelecek. böylece altının dolaşım hızı artacak, 10 birimlik fiziksel altınla 100 birimlik işlem yapılabilir hale gelecek.
      altın standardının uygulandığı yıllarda sistem yukarıda bahsettiğim gibi çalışıyordu. ancak ne olursa olsun bu durum kağıt dolara olan talebi düşürür ve ABD bunu istemez.

      Sil
  24. Hocam mrb, Tuik verilerine bakarken gözüme bir kac husus ilisti yorumlar misiniz?
    1) 2014 yili nisan ayi ihracat rakamlarina baktigimizda,
    Isvicre:73.751$ ile isvicre ihracat yaptigimiz ulkeler bakimindan alt siralarda,
    Almanya:1.256.250$ ile 1. Sirada yer alirken.
    2015 yili nisan ayi verilerine baktigimizda ise,
    Isvicre:1.236.596$ ile bu kez 1.oldugu
    Almanya:1.140.436 ile 2.sirada oldugunu goruyoruz.(diger kategorisi haric tutulunca)
    Bu durumun kaynagi nedir? Ben altin mucevher vb. Gittigi kanisindayim siz ne dersiniz.
    2. Ithalatta cin etkisinin giderek artacagini (2014 ve 2015 verilerine bakarak )onumuzdeki donemlerde daha belirgin hale gelecegini soyleyebilir miyiz.
    3. Kiymetli maden mucevherat ihracati su 2014 de 384.274$ iken su anda 1.773.719$ olmasi aslinda ihracatta bile lux urunlere yonlendigimiz seklinde yorumlanabilir mi? Ithalat kesmedi galiba bizi simdi de ihracatina basladik.
    Degerli yorumlariniz icin simdiden tsk.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. altın ihracatını mal değil de öncelikle sermaye hareketi olarak görün çünkü ihraç edilen altının büyük kısmı işlenmemiş külçe altındır, yani uluslara arası rezerv unsurudur, yani paradır.
      sonbahardan bu yana bütün piyasa allamesi "fed faiz artıracak altın filan ne varsa satın, dolar alın" dediği için halk Kasım'dan bu yana epey bir altın sattı. halkın sattığı altınlar da ülke içinde alıcı olmayınca ihraç edildi. ama altın ABD, Çin, parasını dolara peg eden Arap ülkelerinde pahalılaşmadığından, bizim gibi ülkelerin sattığı altını bunlar aldı ve fiyatlar dolar bazında yatay seyretti. ancak altının TL fiyatı dolar/TL kuruna bağlı olarak artınca bu durum halkın altın satmasını teşvik etti.

      Sil
  25. Hocam abd de işler kötüye gidince niye abd tahvililine talep artıryor ???

    teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Artmıyor düşüyor. Tahvilin fiyatı düşerse faizi artar. Şu aralar faizi arttığına göre herkes tahvilleri satıyor demektir.

      Sil
    2. abd'de işler kötüye gidince bir süre sonra tüm dünyada kötüye gitmeye başlar. işler kötüye gidince dolar başta olmak üzere rezerv para birimlerine ve altına talep artar. çünkü rezerv paralara sahip ülkeler "güvenli liman" olarak görülür. mesela Türkiye'den çıkan yabancı fon elindeki TL'yi dolara çevirerek ülkeden çıkar. daha sonra elindeki dolar boşta durmasın, az da olsa faiz kazandırsın diye ABD tahvili satın alır. birçok kişi böyle düşününce ABD tahvilinin faizi düşer.
      şu sıralar birçok zayıf veriye rağmen "ABD'de işler kötüye gidiyor" şeklinde bir fiyatlama yok. "işler çok parlak değil ama yılın ikinci yarısında düzelecek" fiyatlaması var. dolayısıyla ABD tahvillerine talep güçlü değil.

      Sil
  26. AK PARTİ HDP KOALİSYONU GÖZÜKÜYOR. AK PARTİ 39.6 OY 261 MİLLETVEKİLİ, HDP 11 CİVARI OY ALACAGA BENZİYOR. ANCAK. BU KOALİSYONDA BİLE 1 YIL İÇİNDE ERKEN SEÇİM GÖZÜKÜYOR. DR OSMAN EKMEKÇİ sekerdoktor@hotmail.com

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ekonominin çokça bozulacağı gelecek 1 yıl içinde herhangi bir (tek parti bile) hükümet olmak aptallık olur. Zannetmiyorum AKP HDP'den başkanlığı HDP'de AKP'den bir tür(belediyelerin güçlenmesi adı altında) özerklik almadan anlaşabilirler... Eğer pekte akıllı olmayan muhalefetin fantazisi gibi CHP MHP HDP koalisyonu olup AKP giderse gelecek seçimlerden itibaren bir 20 yıl daha AKP hükümet olur çünkü bir nesil AKP'den başka hükümet bilmiyor - 1995-2001 leri yaşayanlar ekonomik denge konusunda çok hassaslar; gençler büyük maddi zorluk çekmediler ama önümüzdeki dönem çekebilirler, sadece maddi zorluk değil dünyadaki kalite sıralamasında da ne durumda olduklarını acı bir şekilde hissedecekler (yani çok çalışsalar bile alt yapıları nedeniyle elde edecekleri refah sınırlı kalacak). Sanırım ilk önce eğitim şart diyecekler ama zamanla bunun da yeterli olmadığı zihinsel bir dönüşüm olması gerektiği görülecektir aksi halde tarihin tozlu raflarına yolculuk edeceğiz. Bu arada son baktığımda Çindeki bir bilgisayar mühendisi Türkiyedekinden daha fazla maaş alıyor, artık ucuz adamı sadece kalitesiz işlerde çalıştırıyorlar bizimkilere duyurulur...

      Sil
    2. Peki siz ne kadar pahalısınız?

      Umarız her parmağınızda elli marifet vardır da, sizi de kalitesiz işlerde çalışmaya mecbur bırakmazlar!

      Sil
    3. Dalga geçtiğinizin de farkında olarak pisa araştırmalarına bakmanızı ve çok üzücü olan bilmeyen ve bilmediğinide bilmeyen 15 yaş grubumuzu (bulabilirseniz dörde bölünmüş dağılım grafiğine bakın nerdeyiz) görün. Dunning kruger bu durumumuzu açıklıyor. Gerçeklerden ben sorumlu değilimki bana niye kızıyorsunuz. Bu arada beni de merak etmeyin çifte vatandaşlığım var yani mülteci olmam...

      Sil
    4. Problemin başladığı yer:
      Şu cevabın geleceğinden adım gibi emindim: "...çifte vatandaşlığım var yani mülteci olmam."

      Merak etmeyin, sizler gibi "Dunning kruger" sendromundan muzdarip değiliz!

      Ama sizler, ne yazık ki "Illusory superiority" sendromundan muzdaripsiniz!

      Ah şu "eğitimli korkaklar" ah!

      Zoru görünce kaçmaya yer ararlar;
      O "zoru" ortadan kaldırıp, refahı genele yaymak için ellerini taşın altına koymaya yanaşmazlar!

      Sizin de sonunuz yakın:
      Piramidin tabanı dediğiniz yer, yani "mülteciler" nüfusu azalmaya başladığında; "aşırı kalifiye üniversitelileri, çok profesyonel beyaz yakaları veya 5 pasaportluları" da headhuntlamaya başlayacaklar! Yalnız bu kez steril plazalardaki mülakatlarla değil; kırbaçla terbiye ettikten sonra, çeşitli tuzaklarla!

      Sil
    5. Kim olduğumu merak mı ettiniz?

      Yazayım:

      Bir beyaz yaLAkayım!

      Ve diğer beyaz yaLAkaların kafasına da 'gerçekleri' balyozla indirerek bir dip dalgası yaratmaya çalışıyorum!

      Sil
  27. hocam haftasonu cl finali var. sizce juventus mu, barcelona mu?

    YanıtlaSil
  28. Hocam dünkü sorumda sorduğum hususlari yorumlarken söyle demeliyiz o zaman,
    1. Türkiye irandan gaz aliyor.
    2. Bu gazin ücretini ödemek için altin mücevherat vb. Veriyor bu değerli madenleri gözden kacirmak icin isvicreye ihrac ediyor oradan irana gidiyor.
    3. Bu mücevherat bizim kayitlarimiza ihracat olarak isleniyor.
    Peki olay böyle ise biz ihracat rakamlarimizi yorumlarken bu mücevharat vb. Rakamlarin disinda tutmamiz daha rasyonel olmaz mi?

    YanıtlaSil
  29. Hocam sizden Allâh razı olsun. Çok yerinde yazılarınız ve tespitlerini var. Her soruya cevap vermeniz ise muazzam. Sizden öğrenecek daha çok şey var.

    Borcumuz yok diyorlar 2015 yılı bütçesinden sadece faiz giderleri için ayrılan 54 milyar TL neyin nesi o zaman.
    Bize kapalı spor salonu değil, fabrika lazım.
    Binlerce km duble yolun kenarına park değil, bacası tüten fabrika lazım.
    Benim cebimde para olduktan sonra pikniğimi evimin balkonunda da yaparım.
    Ağır sanayi hamleleri yapılması lazım.
    Araba üretemeden uçak üretebileceğimiz ne kadar gerçekçi.
    Ben çiftçilik yapan bir vatandaşım. Buğdayın kilosu 60 kuruşken samanın kilosunun 1 TL olduğunu gördük. Samanın içine buğday karıştırıp sattık. Bu utancımızı dile getirince de ne dediler. Saman buğdaydan pahalıya, buğday yerine saman ekin dediler.
    Ben buğdayımı eker bulgur pilavını pişirip pişirip yerim sen ne yapacaksın şehirdeki kardeşim.
    Ben bahçeme kabak , patlıcan eker yazın yaşını kışın kurusunu yerim. Sen ne yapacaksın memurum, öğretmenim.
    Ben, kapıdan dışarıya adım atar atmaz cebinden para çıkan şehirdeki kardeşlerime üzülüyorum.

    Ömer Hayyam boşuna dememiş

    Celladına aşık olmuşsa bir millet.
    İster ezan ister çan dinlet.
    İtiraz etmiyorsa sürü gibi illet.
    Müstehaktır ona her türlü zillet.

    Yüzde yüz zam yapan Milli Görüş iktidarını unutup yüzde 3 gibi nokta nokta zam yapanları savunanlar için bu ekonomik tablolar az bile



    YanıtlaSil
  30. Hocam özelleştirmeden para gelmez demişsiniz sahilleri satarsak gelir, ancak görünen devletin borç sorunu yok ki? eğer devlet para bulsun diye bakıyorsanız bu özel sektörün borcunu devlet (yani halk) ödesin demek olur ki bu ne etik ne de doğru; onu borcu alıp borcu veren düşünsün, her işte (bankaya yatırılan parada bile) bir risk var herbirimiz kendi riskiyle iş yapsın (madem kapitalizm diyoruz). Haa kriz olur işsizlik artar diyeceksiniz, 2-3 yıl yılda aile başı 10000 lira 1-2 milyon aileye yardım çok daha ucuza mal olur (genel anlamda çok daha insancıl etkileri olur). Ancak unutulmamalı ki genel anlamda şirketlere zaten bir şekilde tahsil edilemeyecek borç zaten fazla verilmiyor (yani iş makineni satar alırım deniyor) yani alınan kredinin şu an ödenmesinde sorun vardır ancak uzun vadede sorun büyük olmayabilir (para yurt dışından geliyor yani riski daha çok biz değil onlar alıyor ödenmemesi durumunda). Birde tabi dolar düşükken inanılmaz karlar/faydalar/telefonlar/tabletler... elde edip şimdi üretimsizlik yüzünden zarar edince ağlamak ne kadar etik bilmiyorum... Bu arada size katılıyorum gelecek 4 yıl hükümet olmak istemezdim...

    YanıtlaSil
  31. Size tüyo vereyim..HDP barajı aşacak ve dolayısıyla Ak partiyle ittifak edip, anayasayı değiştireceklerdir. Çünkü HDP'nin istediği anayasa metnini ancak Ak parti döneminde çıkarabilir böyle meydanlarda başkanlık istemiyoruz diyorlar bu doğru ama bir anayasaya karşı değiliz demiyorlar,,,dolayısıyla ak parti de HDP dışındaki partilerle anlaşmaz çünkü bir kişiyi yönetmek (apo), bir partiyi yönetmekten daha zor...sayın okuyucular bunu bugün unutmayacak bir yere bu söylediklerimi yazsınlar,,,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bence hdp akp ile anlaşmaz kurt siyaseti okadar saf mı senin gördüğün bu tabloyu özellikle ekonomik onlar görmüyor mu.hdp nin son seçimi olur zor kazanılan karizmayı böyle kolay. Sarsmazlar

      Sil
    2. Adsızın bahsettiklerinde doğruluk payı var.

      Diyelim ki; AKP ile HDP koalisyon kurdu. Ve hatta AKP özerklik verdi, ve bunun karşılığına da HDP başkanlık sisteminin yolunu onlara açtı.

      Peki bu ülkede yaşayan insanlar keriz mi?
      Olan biteni görmüyor mu?

      HDP bilmiyor mu zannediyorsunuz; eğer AKP ile koalisyon kurarlarsa ve hatta özerklik uğruna başkanlık yolunu açmanın en başta kendi kemikleşmiş seçmenine zarar vereceğini! 4-5-6-7 Ekim 2014'te yaşananlar, yaşanacakların yanında toz zerresi bile olamaz!

      Şöyle düşünün:
      CHP bir anda karar değiştiriyor, Kılıçdaroğlu istifa ediyor ve Abdullah Gül'ü genel başkan yapıyorlar!
      CHP'nin kemikleşmiş seçmen kitlesi ve CHP'yi sevmeyip de bu ülkedeki siyaseti takip eden bütün unsurlar keriz mi?
      Tabii ki toptan karşı çıkacaklar; omurgasızlık yüzünden!

      Bu sebeplerden ötürü:
      HDP, AKP ile koalisyonu kolay kolay kabul edemez!
      En başta HDP'nin kendi kemikleşmiş seçmeni kabul etmez!

      (NOT: HDP'li değilim. Nikaragua'da mülteci statüsünde yaşıyorum.)

      Sil
  32. SON CÜMLENİZİ SAKIN UNUTMAYIN. ÇOK KESİN YAZMIŞSINIZ

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Unutmam merak etmeyin. Unutsam da siz hatırlatırsınız eminim.

      Sil
    2. son cumle dogru olmasi icin Isa'ya yalvariyoruz. tsekkur hocam

      Sil
    3. Cümlenin sonu "tahmin ediyorum". Bu mu kesinlik?

      Sil
    4. Herkes kendi baktığı açıdan okuyor ne diyelim.

      Sil
  33. bir sorum olcak benim iktisat 3. öğrencisiyim sınav sorum: Koalisyon hükümeti neoliberal politikaları nasıl etkiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. soruya yardım edebilecek biri varmı

      Sil
  34. hocam ekonomik krizle finansal kriz aynı şeyi mi ifade ediyor ?

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...