16 Temmuz 2018 Pazartesi

Üretmeden Tüketme Tezi

Basit bir şekilde anlatırsak üretim açısından GSYH, ülkede bir yılda üretilen bütün nihai mal ve hizmetlerin piyasa fiyatlarının toplanmasıyla hesaplanır. Harcamalar açısından bakarsak bu hesaplama bir yılda yapılan bütün nihai tüketim, yatırım harcamaları, kamu kesimi harcamaları ve ihracat ithalat farkı toplanarak yapılır.[i] Bir ekonomide bir yıl içinde üretilen nihai mal ve hizmetlerin değeri o ekonomide aynı yıl içinde yapılan harcamaların toplamına eşittir.

GSYH, üretim yönünden hesaplandığında tarım, sanayi, inşaat ve hizmetler kesimlerinde yapılan üretilen nihai mal ve hizmetlerin değerleri üzerinden hesaplanır. Bu hesaplama fiyat hareketlerinden arındırılmamışsa bize fiziksel üretimde artış olup olmadığı hakkında bir fikir vermez. Fiziksel üretimde artış olup olmadığını anlamak için belirli bir yılın fiyat hareketlerinden arındırılmış GSYH’sini 100 olarak kabul edip sonraki yıllarda bunun üzerinde bir artış olup olmadığına bakmamız gerekir. 2009 yılını temel alıp (2009 = 100) kurulmuş bulunan GSYH zincirleme endeksindeki gelişmeye bakarsak 2009 yılında 100 birim üreten Türkiye ekonomisinin 2017 yılında 157,8 birim üretmiş olduğunu görürüz. Türkiye ekonomisinin yalnızca ekmek üreten bir ekonomi olduğunu varsayarsak bunun anlamı şudur: Türkiye 2009 yılında 100 adet ekmek üretirken 2017 yılında 157,8 adet ekmek üretmiş yani ekmek üretimini 8 yılda yüzde 57,8 artırmış demektir.

GSYH, harcamalar yönünden hesaplandığında (2009 = 100) 2009 yılında 100 birim tüketen hanehalkının 2017 yılında 155,7 birim tükettiğini görürüz. Buna göre hanehalkının tüketimi 8 yılda yüzde 55,7 oranında artmış oluyor. Hanehalkının yalnızca ekmek tükettiğini varsayarsak 2009 yılında 100 ekmek tüketen hanehalkı 2017 yılında 155,7 oranında ekmek tüketmiş dolayısıyla bu 8 yılda tüketimini yüzde 55,7 oranında artırmış demektir.[ii]

Meseleye üretim ve tüketim açısından birlikte baktığımızda Türkiye, tüketerek büyümüş gibi görünmekle birlikte bu tüketimi yapabilmek için üretimini de artırmış olduğu açıktır. Tüketim olmadan üretim, üretim olmadan yatırım olmaz. Bir ekonominin tüketmeden büyümesi ancak ve ancak ürettiği her şeyi dışarıya satmasıyla (ihraç etmesiyle) olabilir ki böyle bir şey imkânsızdır. O halde ekonomi bir yandan tüketecek, bir yandan dışarıya mal satacak, tükettiği ve dışarıya sattığı malları yerine koyabilmek için de üretecektir.

Türkiye’nin sorunu üretmemesi ya da üretmeden tüketmesi değildir. Türkiye’nin bu konudaki birinci sorunu; ürettiği malların içinde ithal girdilerin büyük yer tutmasıdır. Üretimde kullanılan ithal girdilerin ağırlığı nedeniyle kur yükseldikçe üretim pahalanmakta ve dolayısıyla enflasyon artmaktadır. Bu sorunu çözebilmek için ithal girdi miktarını azaltmak ve o girdileri burada dünya ile rekabet edebilecek biçimde üretmek gereklidir. Bunun bir yolu da teşvik sisteminin bu amaca yönelik biçimde kullanılmasıdır. İkinci sorun; Türkiye’nin üretiminin düşük teknolojili, markasız ürünlerde yoğunlaşmasıdır. Türkiye’nin ihracatında yüksek teknolojili ürünlerin payı yüzde 3,7’dir. Orta ve düşük teknolojili mallar ihracatı düşük döviz getirisi sağlamaktadır. Buna karşılık Türkiye’nin ithalatındaki yüksek teknolojili ürünlerin payı yüzde 14’dür. Bunlara yüksek miktarda döviz ödemektedir. Bu sorunu çözebilmenin en kestirme yolu bilime yönelmek ve AR-GE yatırımlarına ağırlık vererek üretimin niteliğini yükseltmektir.

Özetle söylemek gerekirse Türkiye açısından tasarrufun düşük, tüketimin yüksek olduğu tezi doğru olmakla birlikte üretmeden tüketmek tezi doğru değildir. Türkiye’nin sorunu üretmeden tüketmek değil, tasarruflarını artıramamak, üretimin dışa bağımlılığını azaltamamak ve üretimin niteliğini arttıramamaktır.



[i] GSYH üretim = Ap + Ip + Sp + o (Burada AP tarımsal üretimi, Ip sanayi üretimini, Sp hizmet kesimi üretimi ve o da diğer kalemleri gösteriyor.)
GSYH harcama = C + I + G + (X – M) (Burada C tüketim harcamalarını, I yatırım harcamalarını, G kamu harcamalarını, (X – M) net ihracatı gösteriyor.)
[ii] Burada önemli bir ayrıntıya dikkat etmek gerekir. GSYH büyümesi fiyat artışlarından arındırılarak yani reel olarak hesaplanmakla birlikte nüfus artışından arındırılmamaktadır. 2009 yılında Türkiye’nin nüfusu 72.561.312 idi. 2017 yılında nüfus 80.810.525’e ulaşmış bulunuyor. 2009 yılı nüfusuna 100 dersek (2009 = 100) 2017 yılında nüfus 111,4 çıkar. Demek ki bu 8 yılda nüfus da yüzde 11,4 oranında artmış. Demek ki tüketim artışının bir bölümü de buradan gelmiş.   


198 yorum:

  1. Hocam uretmeden tüketen ülkelere ornek olarak kimleri verebiliriz? Bu ülkelerin uretmeden tukettigini hangi oranlarina bakarak anlayabiliriz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hocanin yazisini daha dikkatli okuyun, sorunun cevabi aynen su cumleyle anlatilmis: "Bir ekonominin tüketmeden büyümesi ancak ve ancak ürettiği her şeyi dışarıya satmasıyla (ihraç etmesiyle) olabilir ki böyle bir şey imkânsızdır. O halde ekonomi bir yandan tüketecek, bir yandan dışarıya mal satacak, tükettiği ve dışarıya sattığı malları yerine koyabilmek için de üretecektir."

      Sil
    2. Katar ornek olabilir belki. Cunku dogalgaz disinda hicbir uretimleri yok, tabi ona uretim denirse cunku yeralti kaynagini cikarip satiyor, elbet bir gun bitecek ya da alicisi giderek azalacak. Onun disindaki hersey disaridan satin aliniyor.

      Sil
    3. Katar orneginiz cok dogru degil. Katar'da dogalgaz disi uretim de var. Sut ve sut urunleri, tarim, petrokimya, metal sanayii vb.

      Sil
  2. Hocam, bilindiği üzere esasen mevzuatımızda üretim ve istihdama yönelik birçok teşvik mekanizması bulunuyor. Fakat bunca teşviğe rağmen üretime yönelik yatırımı artırma konusundan başarılı olunmadığı görülüyor. Bunu nasıl izah edersiniz? Yoksa teşvikler esasen yeterli olup, siyasi risklerin gölgesinde kaldığı için mi etkili olamıyorlar?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşvik sistemimizin tamamen yanlış olduğunu, yanlış şeyleri teşvik ettiğimizi düşünüyorum. Bence teşvik seçilmiş ürünlere verilmeli, genel olmamalı, geçici süreli olmalı ve süre sonunda o ürünü dünya ile rekabete getirmeyi amaçlamalı.

      Sil
    2. Aslında taşvik yüksek teknoloji ürünleri için de verilmektedir. Üniversitelerde bu konularda çalışmalar yapılıyor. Ancak sonuca ulaşma kısmında problemler var. Sonuca ulaşmak çok yönlü bir iş olduğundan bu ortamın ülkede oluşması için zaman gerekir. Bir de eldeki imkanları doğru kullanan bireyler.

      Sil
    3. Sayın adsız,
      Bu konuda şöyle bir yazı okumuştum. Mahfi Hoca'nın söylediğinin biraz daha ayrıntılı hâli.
      http://www.paraanaliz.com/2018/yazarlar/cetin-unsalan/borc-vermek-yerine-ortak-olun-24118/

      Sil
    4. Teşviği geçtim devlet engel olmasa yeterli bence. Bu vergi düzeniyle bu kadar bürokrasiyle boğuşarak üretim yapmak kolay değil. Herşeyin önünde devlet engeli var.

      Sil
  3. Hocam merhaba!
    Bu konudan ayrı olarak:
    ABD ile ÇİN arasında başlayan ticaret savaşı hakkında ne düşünüyorsunuz?
    Hangi tarafın daha kısa/uzun vadede zararlı çıkacağını düşünüyorsunuz? Düşünüyorsanız neden öyle düşündüğünüzü açıklayabilir misiniz? Ya da genel olarak bu konu hakkındaki düşüncelerinizi bizimle paylaşarak bir yazı kaleme alabilir misiniz?
    Emeğinize sağlık. Saygılarımla..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu konuda bir yazım var. BU tür savaşların kazananı olmaz genellikle.

      Sil
  4. Hocam kaleminize saglık, boyle karmasik bir konu ancak bu kadar basit anlatılabilirdi. Tek bir yorumum var, Ar-Ge yonelimi arka tarafta kulturuyle, regulasyonuyla, egitimiyle oturmus bir altyapı gerektirir. Maalesef bizde durum bu konuda gelişmek şöyle dursun geriye yönelim şeklinde düşünüyorum

    YanıtlaSil
  5. umhuriyetin kurulduğu yıllarda ülkemizde tarım sektörü çok daha ön planda yer almakta idi. Zaman içerisinde sanayileşmeye gidilmesi ile birlikte tarım sektörünün ekonomi içerisinde aldığı pay da giderek azalmıştır. İlerleyen yıllarda sanayiye bağlı üretimin artması, ticaretin gelişmesine önemli oranda katkı sağlamış ve bunun sonucunda da hizmet sektörü giderek büyümüştür. Bugün ülkemiz ekonomisindeki sanayi, tarım ve hizmet sektörlerinin dağılımına baktığımızda, hizmet sektörünün en büyük payı aldığını görmekteyiz. Hizmet sektörünü tanımlamak gerekirse; en yalın haliyle tarım ve sanayi dışındaki tüm faaliyetlerden oluştuğunu söylemek mümkündür. Genel kamu hizmetleri, özel sektör hizmetleri, dinlenme ve eğlence hizmetleri ile kişisel hizmetleri de yine hizmet sektörü içerisinde görebiliriz. Yanı sıra mesleki hizmetler olarak nitelendirilen; gümrük müşavirliği, hukuk müşavirliği, mali müşavirlik, yazılım, emlakçılık, reklam, danışmanlık işleri ile, eğitim hizmetleri; posta, kurye ve telekomünikasyon hizmetlerini kapsayan haberleşme hizmetleri, taşımacılık ve depolama hizmetlerini içerisine alan lojistik sektörü, çevre hizmetleri, sigortacılık, bankacılık, mali hizmetler, müteahhitlik ve ilgili mühendislik hizmetleri, sosyal ve sağlıkla ilgili hizmetler, eğlence, kültür, spor hizmetleri, turizm ve seyahat ile ilgili hizmetler, yurt içi dağıtım ve distribütörlük hizmetleri, tüm mağazacılık ve perakende sektörleri, alışveriş merkezleri ve elbette turizm sektörü diye sıraladığımızda; hizmet sektörünün büyüklüğünü ve gücünü anlayabilmek çok daha kolay olabilmektedir.

    Hizmet sektörünün ülkemizdeki bu gelişmelerini bir taraftan takdir ile izlerken ve bununla övünürken, tarım alanındaki durağanlığımızı da elbette olumlu karşıladığımız söylenemez. Türkiye’de ekonomiye yön verenlerin ve stratejistlerin bu konudaki hedeflerine bağlı olarak tarımın daha fazla geliştirilmesi yerine hizmet sektörüne ağırlık verilmesi öngörülüyor ise elbette buna da saygı duymak zorundayız. Osmanlı döneminde tarıma dayalı bir ekonomi öngörülmekte ve bu yönde yatırımlar yapılmış olmasına rağmen, Cumhuriyetin ilk yıllarında sanayi alanında gelişme hedefinin doğal sonucu olarak hizmet sektörünü geliştirdiğini kabul etmek gerekiyor. Günümüz ekonomisinde dağılımlara baktığımızda tarımın %1.8, sanayinin %19.6, hizmet sektörünün ise %72.6 gibi bir paya sahip olduğunu görmekteyiz. 1950’li yıllarda bu üçlü tarım, sanayi ve hizmet olarak sıralanmakta idi. Bugün sektörlerin istihdam açısından dağılımında ise, tarım %25, sanayi %28, hizmet sektörü ise %47 gibi bir orana sahip olmaktadır. Her zaman dile getirdiğim katma değerli ürün üretme konusunda yeterli noktaya gelinemediği sürece, hizmet sektörünü geliştirmek ülkemiz için önemli bir kazanım olacaktır.

    Hizmet Sektörü ağırlıklı büyümek ve bu hizmetlerinde ağırlıklı olarak yurt içi hizmetler olarak baktığımızda ki , Turizm hariç hizmet gelirleri yurt içinden olduğuna göre aslında aracılık, sigortacılık, kamu hizmetleri, mühendislik, lojistik, müteahhitlik vb. işlerle ürettiğimiz söylemenemez çünkü fiziksel bir üretimden çok hizmet sektörü paranın dolaşım hızını artıran ve görünürde yada fiziksel olarak elle tutulur değilde turizm , reklam, eğlence, danışmanlık, mali müşavirlik, avukatlık gibi işlerle üretim olarak bakmak nekadar doğrudur sorgulamak gerek.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hizmet sektörü olmazsa bir çok alanda fiziksel üretim olmaz. Garsonu, komisi, resepsiyoncusu, aşçısı olmayan otele müşteri gelir mi?

      Sil
    2. Hocam fiziksel üretimde çok geri olduğumuzu söylüyorum. hizmetler sektörü diğer ekonomilerdeki seviyesi ile bizdeki seviyesi arasında ciddi fark var sorunda burda zaten. otelde fiziksel ürünler dediğimiz yiyecek olmasa içecek olmasa kağıt bilgisayar personelin elbisesi olmasa yada yatak yorgan temizlik malzemesi ozaman yine müşteri olmaz. otel personeli 100 kişidir ama tüketimi süreklidir. kısaca sürekli olan bu tüketimi biz karşılamalıyız bunu söylemeye çalışıyorum.

      Sil
    3. Hocam garsonu aşçısı olan otel üretiyor mu tüketiyor nu?

      Sil
  6. Hocam merhaba,
    Kaleminize saglik, bu kadar karmasik bir konu ancak bu kadar basit anlatilabilirdi. Bir yorumum olacak. Herkesin kısa vadeli karını arttırma derdinde oldugu bir donemdeyiz. Ustune ustluk, Ar-Ge ve katma degeri yuksek uretim ancak kulturel, hukuki ve öğretim sistemindeki gelişmelerle olabilirken bizde maalesef bu konularda ilerlemeyi bırakın bilakis gerileme olduğu kanaatindeyim. Sizin bu ortamda Ar-Ge ve yuksek katma degerli uretimi nasıl yapabilecegimiz hakkında degerli goruslerinizi okumak isterim. Tesekkurler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok doğru tespitler. Yapılması gereken şey teşvik sistemini bu yönde kullanmaktır. Ama bu siyasi bir yarar sağlamaz.

      Sil
    2. Hocam, haklsınız elbet ama denetimsiz ve yönetimde tekelci bir yapının siyasi kazanımı düşünmeden teşvik vermesini beklemek Godot'yu beklemekten anlamsız.

      Bununla beraber teşvik ve koruma bizde verimi çok nadir yakalar ve bu eski ve yeni Türkiye'nin değişmeyen gerçeklerindendir. Şöyle ki, ilk etapta teşvik/koruma sayesinde bir gelişme kaydedilir ve bu bir başarı olarak sunulur fakat benzer teşvikler altında farklı ülkelerin başarısına bakınca aslında ne kadar başarısız olduğumuzu görürüz. (Anne Krueger'ın IMF incelemelerinde bu konudaki eleştirileri, aslında oldukça gerçekçidir ve bir o kadar eski olmasına rağmen hala geçerliliğini koruması da acıdır.)

      Gerçekçi ve ölçülebilir bir hedef çerçevesinde; tabii hukuki alt yapının da olduğu bir sistemde Toyota modeli gibi bir sistemle (büyük sanayinin kobilere destek/ ön ayak olduğu daha yakın çalıştığı ve üniversite ile de ciddi ve ölçülebilir işbirliğinin sağlandığı bir model) başarı yakalanabilir.

      fakat ülkemizde telif hakları denince ekseri Müyap akla gelmekte ve yapılan bir ARGE çalışmasından gerçek anlamda bir telif geliri sağlanamamakta ve taklit hukuk sistemi içinde cezasız ya da iş işten geçtikten sonra cezalandırılmaktadır. Ülkemizin sayılır firmalarının ARGE departmanları mal kabul ve satınalma birimlerinin uzantısı gibi çalışır ve gerçek anlamda korunmaya dahi gereksinim duymazlar, öyle ki bazı çok saygın firmalarımızın ARGE birimlerine kolayca hatta bazen otoparktan direk geçiş sağlamış biri olarak Avrupa dan anlayış olarak ciddi oranda geri olduğumuza da inanıyorum.

      Teşvik elbette önemli ama teşbihte hata olmaz diyerek teşviğe can suyu dersek, başarı salt can suyuna değil; doğru toprak bitki kombinasyonundan, zararlılarla mücadeleye ve genel iklime kadar pek çok değişkene bağlı, ve biz uzun sürecek çetin bir kışın eşiğindeyiz maalesef.

      Sil
  7. mahfi bey televizyonlarda harika reklamlar izliyoruz akpnin. neden chp nin reklamları bu kadar güzel olmuyor. eve halkı olark merak ediyoruz. fikrinizi paylaşır mısınız...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İzlemediğim için karşılaştırma yapabilecek durumda değilim. Ama acaba zenginlik ve parayla ilgisi olabilir mi diye aklıma bir soru geliyor.

      Sil
    2. bir tane harika bir reklam hiç mi yapamazlar? acaba vizyon mu eksik..bilemedim. sizce.

      Sil
    3. Benim kişisel yorumum şu şekilde, ülkemiz öyle bir hale geldi ki CHP ile çalıştığı belli olan bir reklam ajansının daha kamudan, bnakalardan, kurumlardan, akpye yakın özel sermayeden reklam işi alması çok zordur. Ayrıca, CHP kaynakları ve yapısı gereği, 2 liralık işi 1 liraya yaptırmaya çabalarken AKP 1 liralık işi 3 liraya yaptırabildiği için reklam ajansları potansiyellerini o yönde kullanma taraftarı olabilirler.

      Sil
    4. CHP hangi işi doğru yapıyor? Yiğidi öldür, hakkını ver. Bence AKP bu işe uğraşıyor, o yüzden başarılı. CHP`de ne tutku var, ne hırs. MV`leri koltuğu kaptı ve sanki ülkeyi kurtarmışlar gibi rahat oturuyorlar.

      Sil
    5. Animasyon şeklinde haxırlanmış olan güzeldi...

      Sil
    6. Adsız17 Temmuz 2018 10:22,
      CHP hangi işi doğru yapıyor demişsin, diğeri hangi işi doğru yapıyor,
      benim de arkamda %50 üzerinde destek olursa benim yaptığımda insanlara çok iyi görünür, ayrıca kamu kaynakları kullanımı var ki çok fark ediyor.

      Sil
    7. adsız 17 temmuz 2018 10:22 akp bugüne kadar kendinden önceki chp dyp ap dsp ne yaptıysa hepsini satmaktan ve rant yaratmaktan başka hiçbir değer üretmedi. sata sata bitiremedi bir de toplam borç stokunu 4 kat büyüttü. sattıklarının yerine bir tane yenisi açmadı. bol bol avm rezidans konut ve yol-köprü yaptı. yani salt beton döktü. akp kadar rantçı ve üretim düşmanı bir siyasal anlayış gelmemişti bu ülkenin başına. üstelik de aldığı oyların en az yarısının sadakalarla olduğunu da biliyoruz. yani halkın bir kesimi maalesef günlük menfaatler uğruna ülkenin geleceğini bu kafalara vermiştir.

      Sil
  8. Hocam üretim derken ne üretiyoruz misal sanayide ürettiğimiz araçlar sadece işcilik yani bizim ürettiğimiz araç yok yada bildiğimiz birçok marka ürün yabancı menşeili firmaların gıda ürünlerinden içecek ve yiyecek hatta tükettiğimiz ve üretiyoruz dediğimiz temizlik ürünlerine kadar yabancı firmaların türkiyedeki üretimleri ve markaları sonuçta. sanayide üretilen ürünlerin nekadarı bizim markamız ve nekadarının parası bizde kalıyor sadece işcilik değil.

    Bilgi üretmeyen üniversiteler ve toplum olarak bilgiyi dahi dışardan satın alıyoruz şu prof şöyle demiş bu prof bunu yazmış bunun üzerine teoriler açıklamalar yapıyoruz ama bizim teorimiz varmı yada ürettiğimiz bilgi varmı diye sorarsak yok malesef. Tarımda ve Hayvancılıkta zaten yabancıların istediğini yapıyoruz hayvan yemi bile onların bize sattığı markalar gıdada tohumlar onların verdiği tohumlar, sanayide onların markaları, bilgide onların fikirleri onların bakış açısı ve dünyalarını okuyup konuşuyoruz.
    Sanki üretiyomuş gibi yapıyoruz yanlış mı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yanlış demeyeyim ama doğru değil. Eğer üretim yapmasak bu kadar otomotiv ihracatını, tekstil ihracatını nasıl yaparız?

      Sil
    2. Kendi üretimimiz kendi markamız ile yaparız zaten üretici işçiler biziz marka ve değer katamıyoruz sorun burada değil mi zaten.

      Sil
    3. İşçi biziz dediğiniz doğru ama kuru işgücüyle olmuyor bu iş. Know-how kimde? Eğitime öğretime önem vermeden bu iş olmaz.

      Sil
  9. Çok güzel anlatmışsınız sayın hocam da... "üretmeden tüketmek", "hiç üretmeden tüketmek" değil de sanki tükettiğimizin bir kısmını dışarıdan almış olduğumuz, ülke olarak üretimimizin, ülke olarak tüketimimizin altında kaldığı anlamında kullanılıyor sanki. Çok genel olarak da meğer ki dünya ekonomisi resesyondan çıksaydı feasible olabilecek altyapı yatırımlarına ve yine keza "araplara" satılabileceği varsayılan konutlara da yapılan yatırımın ne ölçüde karşılığının alınabileceği de problematik. Sn. Erinç Yeldan betona enerji harcaması dolayısıyla 551 milyar dolar "gömüldüğünü" söylemiş bir yazısında. Bu da tüketim oluyor haliyle. Sizin fikrini nedir?

    ilgili yazı:
    http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/954947/Betona_551_milyar_dolar.html

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Doğru demiş. Ben de onu diyorum. Üretimimiz var ama nitelik konusu karışık.

      Sil
    2. Hocam elinize kaleminize saglik, sizin bir ara NTV'de bahsettiğiniz Hollanda örneği vardı, üretim ve devlet desteği ile ilgili, bu da buna benzer sanki 😔

      Sil
  10. Doktor yazamaz Açık reçete işte. Teşekkürler hocam. Net bilgi yayalım. Bana göre tüm bu sorunların ortak sebebi, çözümün politik tercihler ile göz ardı edilmesidir.

    YanıtlaSil
  11. Gene çok önemli bir tespit tebrikler hocam

    YanıtlaSil
  12. TÜİK Hazine ve Maliye Bakanlığına bağlanmış ve bugün işsizlik rakamı 9,6 olarak açıklandı tek haneye düştü şıppadak diye gerçekten çok manidar demiyorum ama artık güveni tamamen kaybetti bence. Ortalık işsiz dolu hergün bana iş bul diyen birçok insan varken inanılacak gibi değil. yakında işsizlik % 5 açıklanırsa şaşırmam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. TÜİK tarafından hazırlanan ve Şubat 2014 dönemi itibarıyla
      Avrupa Birliğine tam uyumun sağlanmasına yönelik düzenlemelerle birlikte, referans haftası, iş arama süresi, yeni nüfus projeksiyonu ve yeni idari bölünüşlere göre güncellenen işgücü göstergelerinin mevsimsellikten arındırılmış ve arındırılmamış hali şöyle:
      2018 Ocak 10.8 9.9
      Şubat 10.6 9.9
      Mart 10.1 9.9
      Nisan 9.6 10.3
      yani trend zaten aşağıya doğruydu, ayrıca seçim döneminde genişlemeci politikalar neticesinde bu gayet normal.
      komplo teorileri bırakın biraz.

      Sil
    2. Evet artık trend böyle,enflasyonda hızla düşecek bam,bam,bam.

      Sil
    3. "istihdam seferberliği" ile yapılan teşvik sonucu olmuş olabilir bu. İşverene teşvik vergilerden ödeniyor. TUİK'in Nisan 2018 İşgücü İstatistikleri bülteninde "Önceki yılın aynı dönemi ile karşılaştırıldığında tarım sektörünün istihdam edilenler içindeki payı 0,6 puan, inşaat sektörünün payı 0,4 puan azalırken, sanayi sektörünün payı 0,4 puan, hizmet sektörünün payı 0,5 puan arttı." deniliyor. Sanayi sektöründe istihdam oranı artmış buna göre.

      http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=27695

      Korkarım ki bu durum tabiri caizse "gerçek istihdam" değil; işsizliğin "gizli işsizlik" haline getirilmesi. Şöyle bir haber de var mesela:

      https://www.evrensel.net/haber/357017/turk-traktorde-isci-kiyimi-basladi

      İstatistik doğru ancak içeriği hakiki olmayabilir.

      Sil
    4. Sozcu de Murat Muratoglu bunu cok guzel yazdi bugun.

      Sil
    5. Kişi başı düşen gelirimizdeki ciddi artışlarda hep bir gecede olmuştur, bu kabul edildiğine göre işsizlik rakamları da hızla düşebilir. Soru şu neden dünyada diğer ülkeler de bunu yapmıyor hatta şahsen biz mesela neden banka hesap cüzdanımızda olan rakamın soluna sıfırlar eklemiyoruz. Sakın bu salt kendini kandırmak olmasın. Mesele rakamların nihai hedef değil aslında hedefe doğru yol gösterici olması; yoksa pusulayı bozarak hedefe varılmaz ki.

      Sil
  13. Merhaba,

    Toplam üretim ve toplam tüketim üzerinden yaptığınız karşılaştırmanın üretimde yaratılan katma değer ve toplam tüketim yönünden karşılaştırma olarak tekrarlanmasını yararlı buluyorum. Üretim girdisi olarak değeriyle hesaplamaya katılan ara malın değerinin hesaptan eksiltilmesinin bir yolu varsa üretmeden tüketme tezini daha doğru tartışabiliriz diye düşünüyorum. Aktif toplam üretim kavramı yerine yaratılan toplam katma değer miktarının reel toplam üretim olacağı kanaatindeyim. Değerlendirmenizi dilerim.

    Selamlar
    Yücel Yılmaz

    YanıtlaSil
  14. Teknolojik gelişmenin var olabilmesi için;bir ürün veya üretim yönteminin, buluş (invention),yenilik(innovation) ve yayılma (diffusion) aşamalarından geçmesi gerekiyor.Bizde buluş ve yenilik kavramları herkesin bildiği nedenlerle olamadığından teknoloji transferi ön plana geçiyor.

    Yabancı pazarlara girmek için teknolojiyi transfer ederek büyüyen, gelişen ülkelere bakarsak örnek olarak Japonya verilebilir.
    Japonya’nın gelişmesindeki, ekonomik olarak büyümesindeki en önemli etken, farklı yerlerden satın aldığı teknolojiiyi, aynen kullanmayıp, kendi bilgi ve tecrübesini yansıtarak, yeniden, farklı bir teknoloji üretmesi ve bunun sonuçlarının garantisinden emin olduktan sonra da, farklı ülkelere transfer edebilmesi olmuştur.
    Günümüzde de hâlen baz alınan ve henüz yinelenmeyen bilinen ilk bilim ve teknoloji politikası, 1993-2003 dönemine aittir ve acilen revize edilmelidir..

    YanıtlaSil
  15. bilime yönelebilmesi için öncelikler hurafelerden ve kemalizmden kurtulması lazım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 14 yasina kadar ataturkcuydum chpliler yuzunden ataturku ve devrimlerini kafamda sildim.
      akp yuzunden de islami sildim.

      Sil
    2. Adsız16 Temmuz 2018 14:15,
      Yataktaki pireler için de yorganı yakma aşamasına gelmişsin.

      Sil

    3. Adsız17 Temmuz 2018 15:45
      yaktik bile ne ilaci var ne cozumu..Varsa da ben bilmiyorum; aksi halde ben de oyle olacaktim. Boylesi daha iyi

      Sil
  16. Hocam mesela bazi ulkelerde karavan aliskanliklari var kamplarida var hem de cok yaygin her mevsim. Bu karavan kulturu alim gucuyle dogru orantili diyebilir miyiz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Alım gücüyle değil yaşam anlayışıyla ilgili.

      Sil
    2. karavan karamel bu millete ters bizim adetlerimizde kervansaray var.
      osmanlida selcukluda karavan yoktu ama kervansaraylar vardi. Hemde yemek bedavaydi insanlar konaklardi.
      Bizde kervansaray kulturu var cadir kulturu var. Karavan kulturu yok.Bizde kervansaray konaklama misafirhane koy odasi kulturu var. karavan kutlruu yok.

      Ama ak parti isterse kervansaray molahaneler acabilir duble yollara nefis gider diye dusunuyorum

      prefabrik kervansaray fabrikasi kurulmali

      Sil
    3. karameli bilemem ama karavan bu millete ve bizim adetlerimize ters değil; bilakis göçebe geçmişimizde önemli yeri olan bir kavramdır.
      Karavan kelimesinin kökeni kervan olan, Farsçadan Türkçeye, Türkçeden de batı dillerine geçmiş bir kelimedir. Kervanlar, tıpkı kervansaraylar gibi eski kültürümüzün önemli bir parçasıdır.
      Kervanların konaklaması için kervansaraylar kültürümüzün bir parçasıysa o zaman kervanlar da bundan ayrı düşünülmemelidir der, geçmişe ışık tutan kelimeler ve kökenlerini de bilmekte yarar olduğunu hatırlatırım.

      Sil
    4. 1000 sene once gocmemis bir tane kavim, etnik yapi yok.

      Bu 'Turkler gocebedir Orta Asya'dan buraya gelmistir' lafinin ardinda 'Bu topraklar yunan topragidir, Hiristiyan topragidir, Turkler (Muslumanlar) buraya sonradan gelmistir' mesaji var. Ne Turk'ler Orta Asya'da yerden bitti ne Helen'ler Anadolu'da yetisti. Zaten herkes gocebe. Ama once insanlari etnik gruplar icinde siniflandirip sonra 'ait olduklari yere' gonderme ya da 'expat' haline getirme politikasinin alt yapisi bu soylemlerdir. Siz de bunu devam ettiriyorsunuz. 1000 sene onceki insanlarla bugun ki insanlarin hicbir soy bagi kalmamistir. Hayvanlar bulunduklari cografyaya adapte olurlar, 1000 yil once Orta Asya'daki 'turk' ile Anadolu'daki Turk'lerin tek ortak noktalari ayni turden olmalaridir. Baska bir benzerlik uydurup irkci, sovenist soylemler icad etmek sadece o topluma zarar verir.

      Sil
    5. Karavan sözünün kervandan geldiğini hatırlatmanın ırkçılık veya şovenizmle bir ilgisi yok. Bulway2255 bir bilgi paylaşmış, bir kelimenin etimolojik kökenine işaret etmiş, konuyu nereden "bu lafın ardında Anadolu Hristiyan toprağıdır mesajı var" noktasına getirsiniz anlamadım. Bu şekilde ezber ve sloganla bir yere varamazsınız.

      Bin yıl önceki insanlarla bugünkü insanların hiç bir soybağı kalmadığı söylemi biraz fazla iddialı olmuş. Bugün elimizde DNA testi gibi önemli bir araç var ve toplum genelinde gen haritaları çıkartılabiliyor. Hatta mitokondondriyal DNA üzerinden, hangi genin anneden, hangisinin babadan geldiği bile anlaşılabiliyor. Bu kapsamda Türkiye'de yapılan çalışmalar da, bizim genlerimizin komşu ve ilişkide olduğumuz halklarla önemli ölçüde karıştığını,ama bunun yine de sınırlı olduğunu ve özellikle Anadolu köylerinde Orta Asya ile neredeyse aynı olduğunu gösteriyor. İnsanlık DNA veya genlerle ilgili bir şey değil, ama elimizde bilimsel veri varken siyasi görüşümüze uymuyor diye "Orta Asya'daki Türk ile Anadolu'daki Türk arasında ortak nokta yok" demek bilimsel bir yaklaşım değil.

      Sil
  17. Özelleştirme ve kredileri bu tez de nereye koyacağız sayın hocam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Onlar finansman kısmı biz reel kısma bakıyoruz.

      Sil
  18. eskiden coplerden ekmek yerdi fakir fukara simdi ise koli koli erzaklar geliyor Bunu da buryaa yazmak lazim. Cunku sosyal tuketimde onemli bu super bisey super oldugu icin ak parti kazaniyor

    YanıtlaSil
  19. Hocam, bu işler zihniyet meselesi. 1992 yılında 3 aylığına kalmak üzere Hollanda'da bir tıp fakültesine gitmiştim. O dönemde yeni tıp teknolojileri, robotik cerrahi falan emekleme dönemindeydi. Benim o işlere çok meraklı olduğumu öğrenen bölüm başkanı yanıma bir rehber verip fakültenin en arka bölümündeki bir araştırma laboratuarına gönderdi. Adamlar tıp fakültesinde elektronik araştırma bölümü kurmuşlar, şakır şakır chip üretiyorlardı!!

    Ben geri döndükten 1 yıl sonra "sürekli yeni icatlar çıkardığım için" fakültede tutunamayıp istifa ettim. Bugün Hollanda'daki o tıp fakültesi Avrupa'nın teknolojik olarak en ileri tıp fakültesi, beni oraya gönderen fakülte ise fetö soruşturmaları ile didişip duruyor. Zihniyetimizi acilen çok ama çok köklü bir şekilde değiştirmezsek bu kısır döngü bitmez.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sizin gibi birini kaybetmek ne kadar üzücü. Ama maalesef giden hep sizin gibiler oluyor 😐

      Sil
  20. Sn. Eğilmez, Büyüme rakamları TÜİK tarafından açıklanıyor bildiğim kadarıyla. Tüm bu ekonomik istatistiklerde istenirse (enflasyon, büyüme, işsizlik vb...) manipülasyon yapmak mümkün müdür yoksa bu açıklanan rakamlar uluslarası bazı bağımsız kuruluşlar tarafından da kontrol ediliyor veya ayrı bir istatistikle teyit edilebiliyor mu?
    Teşekkürler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İstatistikler ulusal ya da uluslararası bağımsız kuruluşlarca denetlenmiyor.

      Sil
    2. TÜİK Web sayfası SSS Kısmından;
      Herkes resmi istatistik üretir mi?
      Resmi istatistikler Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı ve Resmi İstatistik Programı'nda belirtilen kurum ve kuruluşlar tarafından üretilir, dağıtılır ve yayımlanır.

      İstatistik sonuçları.....nasıl açıklanır?
      İstatistiki sonuçlar içeren araştırma faaliyetleri yürüten kişi, kurum veya kuruluşlar, araştırmalarının sonuçlarını basın ve yayın yoluyla kamuoyuna açıklamaları halinde, araştırmanın kapsam, örnekleme yöntemi ve örnek hacmi, veri derleme yöntemi ve uygulama zamanını araştırma sonuçlarıyla birlikte kamuoyuna açıklamakla yükümlüdür. Bu yükümlülüklere uymayan gerçek kişilerle özel hukuk tüzel kişilerinin organ ve temsilcilerine adli para cezası verilir.

      BUNA GÖRE DEVLET BELLİ KURALLAR DAHİLLİNDE İSTATİSTİK ÜRETMEYİP YAYINLAYANLARI CEZALANDIRABİLİR.

      SAYGILARIMLA

      ÇALIŞMALARINIZDA BAŞARILAR

      Sil
  21. Hocam üretim derken yabancı markaların hamallığını yapıyoruz yani işçiliğini. Markalı tüm ürünler yabancıların elinde markete girdiğinizde yarısı yabancı marka ürünler türkiyede üretilmesi parayı bizim kazandığımız anlamına gelmiyor sonuçta işçilik vergi prim giderleri var değerleri kendilerinin yine. Hatta bizim büyük holding dediklerimizde isim değiştirip aynı ürünü üretiyor yabancı ürünü değiştirip yenilemedikçede üretmeye devam ediyor. kısaca yenilik inovasyon katma değerli değil yapılanı yapmak sadece ismini değiştirmek bizimkisi. Bilgi üretemeyen toplumlar bilgi transfer etmeye yani ithal etmeye mecburdur bizde bunu yapıyoruz kanımca. Turizm sektöründe bile birçok yabancı otel işletmesinin ismini duyarız isim hakkını alırız yada kendileri işletir parayı kazanan onlardır biz ise işin amelelik kısmını yapıyoruz. Seyahat operatörleri turist getirir otelden fazla para kazanır sadece turist getirdiği için fakat tüm maliyeti oda yemek içecek sağlık aklınıza ne geliyorsa otel karşılar ve ucuz işçilikle personel istihdam eder. Taklitçi bile olamıyoruz söyleneni yapıyoruz. Bunlara üretim demek yerine işin hamallığı diyelim bence. Türkiyeye özgü lale bildiğimiz gibi hollanda ana vatanı oldu hollanda lalesi olarak satılıyor demekki biz sadece övünüyoruz dedelerimiz yaptı diye ama bizde bizde icraat yok.
    Biz üretmenin ne demek olduğunu öğrenmeliyiz bence hocam üretmek sadece yapılanı yapmak değil üzerine koymak değer katmak yenilemek değiştirmek daha kullanışlı hale getirmek isim vermek patent almak üretime destek olmak yani üretene saygı duymayı bilmeliyiz her konuda sadece bilgi üretene değil hafif tuğla( gaz beton) üretenede bulanada saygı duymalıyız. değişimi yakalamak değil değişimi biz yapmalıyız. eskiden semer üretilirdi ama şimdi en iyi semeri üretsende para etmez demekki zmanın şartlarına uygun üretip gelecek zamana görede AR-GE üretmeliyiz.

    YanıtlaSil
  22. Hocam karavan kulturu bizde niye yok tuketim gucumuz kudretimiz olmadigi icin mi?
    Avrupada Karavan neredeyse bir yasam bicimi, Uretimi de yaygin tuketi mi de yaygin bunun sebebi nedir sizce

    YanıtlaSil
  23. Kur enflasyon iliskisi direk degil; ne satip ne alabildiginiz kuru etkiler, 1000 kilo domates satip 1 iphone alinabiliyorsa ve dunyada cok domates var ama az iphone var ise, kur fiyatlari buna gore sekillenir.

    Ama kurun bu durumu yansitmasi zaman alabilir. Dogrudan yatirim, yabanci tahvil alimi ile cari acik kapanirsa yerli para basta cok degersiz olmayabilir. Ama ic dengeler, dangalakca konusan politikaci, vs. gibi etkilerle adam / para kacarsa kur gercek yerini bulur.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir de eger GDP'yi asan, karsiliksiz para basiliyorsa, mesela Zimbabwe'de Mugabe parayi basip askerlere vermistir, enflasyon ortaya cikar. Paranizin degeri dusunce kur bunu yansitmalidir - bu durumda paranin degersizligi hem enflasyonu, hem kuru etkiler. Dis kaynakli degil, direk ic dinamiklerle alakali bir durum. Turkiye'de de karsiliksiz para basildigi soyleniyor, yani borclanmayip direk para basilarak dagitilmasi durumu. O zaman enflasyon cikar ve yerli para cakilir, dolar cikar. Domates 1 lira iken 2 lira oluyorsa domates satip iphone alan vatandasin parasi bunu yansitmalidir.

      Sil
  24. "Petrol ve doğalgaz gibi para getirecek kaynakları bulunmayan ekonomiler için çıkış yolunun bilime dayanan eğitimden geçtiği çok açık." [Mahfi Eğilmez, Değişim Sürecinde Türkiye]

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mahfi bey adsız hesap ile kendi kendine yorum yapıp birde kitabının reklamını yapıyor... Çok zekice bir hareket vallahi.

      Sil
    2. Güzel tahmin ama yanlış. O kitabın burada reklama ihtiyacı yok zaten 2 ayda 9 baskı yaptı.

      Sil
    3. Dervişin fikri neyse zikri de odur demişler. 13:57'nin yaklaşımı da tam böyle olmuş. Kendisi kitap yazsa kimse okumayacağı için böyle reklamlara ihtiyaç duyacağı kesin. Bu nedenle herkesi kendi gibi zannediyor herhalde :)))

      Sil
    4. Kardeş sen git hangi kitabı almak istiyorsan onu al, seni tutan kim, burası reklam yapma yeri değil 😋

      Sil
  25. Hocam çok güzel demişsiniz yüksek teknoloji ürün üretmemiz gerek diye fakat halk teknolojiden korkuyor. Bakın şu kısacık videoyu izleyin anlayacaksınız halkın neden teknolojiden korktuğunu.

    https://www.youtube.com/watch?v=Fc1P-AEaEp8

    YanıtlaSil
  26. İşsizlik oranına çok fazla anlam yükleniyor. İstihdam oranı(istihdam edilenlerin çalışma yaşındaki nüfüsa oranı) ekonomimiz için daha anlamlı.
    TUİK'e göre nisan’da istihdam oranı %47,9 olmuş, önceki %51,7.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ulaş bey haklısınız üretime toplumun çoğunluğunu katmak önemli fakat biz önce çalışmaya istekli ve hazır olanlara iş bulalım sonra işgücüne katılımı yükseltecek çarelere kafa yorarız .

      Sil
  27. Venezuela'da yaşanan ekonomik krizden dolayı ortalama bir vatandaş 10 kg kilo vermiş. Sizce Türkiye'de benzer bir durum yaşar mıyız önümüzdeki dönemde?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Venezüella'ya benzer bir krizi yaşamak hiçbir ülke için kolay değil.

      Sil
    2. Ekonomiyi bir İETT şoförü yönetse bile mi?

      Sil
    3. Başkan Madura'ya yaramış Venezüella krizi, semirmiş, kilo almış, yüzüne kan gelmiş.

      Sil
    4. En gerçek küçülme böyle bir şey olsa gerek! :)

      Sil
    5. Olay tamimiyle bakış açısıyla ilgili. Venezüella obezite ve aşırı kiloya karşı savaş açmış ve çok başarılı olmuşta olabilir. Dış güçler bu başarıyı fazlasıyla kıskanıyordur ondan böyle algı operasyonu yaparak sanki kriz varmış gibi gösteriyor olabilir. (Almanya özellikle çok kıskanç bir ülkedir en çok da onlar kıskanmıştır)

      Sil
  28. Hocam Güney Kore dünyada eğitimin ve bilimin en iyi olduğu ülkelerden biri. Ayrıca işçi başına düşen endüstriyel robot sayısı en yüksek ülke. Buna rağmen işgücü verimliliği oecd ortalamasından ve pek çok Avrupa ülkesinden düşük. Sizce sebebi nedir bunun?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu konuda elimde veri yok. Verileri görmeden yorum yapmak istemem.

      Sil
  29. selamlar,
    2009 baz yılıyla 2017 karşılaştırmalarınızdaki nüfus artışını da etken olarak almanız ve bu ince detaycı düşünce yapınız size olan saygımı bir o kadar daha pekiştiriyor. Bunu son kitabınızda da çok net bir şekilde hissediyor ve keyifle okuyorum. Öyle görünüyor ki bir iktisat mezunu olarak tüm kitaplarınızı okumam gerekecek. Bir ömür fikirleriniz ve tecrübelerinizden yararlanmak dileğiyle ... teşekkürler.

    YanıtlaSil
  30. Dahilde işleme rejiminin ara mal ithalatını teşvik edecek şekilde yerli ara mal üreticileri aleyhine kontrolsüz uygulanması konusu hiç konuşulmuyor. Türkiye'de ihracatın içindeki ithal girdi oranını arttıran en önemli konu yanlış uygulanan dahilde işleme rejimidir. Bir aramal Türkiye'de üretiliyorsa dahilde işleme rejimine konu olmamalıdır. Bu konuyu gündeme getirin lütfen.

    YanıtlaSil
  31. Hocam yarın ekonominin başına gelseniz ilk yapacağınız şey ne olurdu?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ekonominin başından ayrılmak. Çünkü oraya gelsem de yetkim olmayacağını biliyorum.

      Sil
    2. Aman hocam kimseye kopya vermeyelim.

      Sil
    3. Amiyane tabirle;
      Kapak olmuş!

      Sil
    4. Vegas tarzı dev bir kumarhaneler şehri yatırımı yapılması gereken ilk iş olurdu.

      Sil
  32. Bizde kilo veren olmaz,millet zaten etle değil ekmek,makarna besleniyor.

    YanıtlaSil
  33. Hocam Kaleminize sağlık çok aydınlatıcı bir yazı olmuş.. İhracat ve ithalat kalemlerine bakıldığı zaman gram değeri yüksek olan ürünler ithal edip ucuz olan ürünleri satıyoruz..
    Bilimsel bir yöntemle ve sistematik olarak bir değişim yaşamadan bu durumdan evrilme şansımız yok.. Kaldı ki mevcut durum kendi içerisinde de bir tüccar grubu oluşturmuş durumda.. Cari açık büyüyor ve borç stoğu artıyor ancak hala kesesini dolduranlar da yok değil..

    Nasıl yapacağız bu mevcut eğitim sistemiyle artık meftaya imam hatipler güzel dua okurlar...


    YanıtlaSil
  34. Tarım Endüstrisi çıkış yolu.
    Köprüden önce son çıkış.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Millet araba üretir, bizim millet hala tarım da tarım.
      Reis in dediği gibi bizim uçak, tank, otomobil üretmemiz lazım.

      Sil
    2. Tarımı yabana atmayın. Yiyeceğini üretemeyen bineceğini üretemez.

      Sil
    3. Abd,Almanya, İngiltere,Hollanda..

      Sil
    4. Dunyanin en buyuk tarim urunleri ihracatcisi hangi ulke??

      Tarim artik modern yapiliyor, modern!. Yukaridaki sorunun cevabi olan ulkede ciftciler meteorolojik tahminleri icin uydu kullaniyor...

      Biz hala teknolojiyi sadece araba cep telefonu saniyoruz...

      Sil
  35. Ekonomimiz güçleniyor ve bağımsızlığına kavuşuyor.

    Bakın Fitch kredi notunu düşürdü, önceden olsa, dolar hızla tepki verirdi ertesi gün, şimdi aynı seviyede duruyor.

    Artık Türkiye'nin gücünü yabancılar da anlamaya başladılar.
    Bir süre sonra bizle uğraşmayı da bırakacaklar, bir de içimizdekiler bunu anlasalar çok daha iyi olur. Hala hükümetimize, yeni Türkiye'ye güvenmeyen insanımız var.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yılbaşında Dolar 3,78 idi şimdi 4,83. Faiz 12 idi şimdi 21. Yabancı getiriyor parayı alıyor faizi gidiyor. Biz de ne kadar güçlü olduğumuzu anlatıp duruyoruz.

      Sil
    2. O yardımı, bu yardımı, o parası, şu parası diye bunlara dağıtılan paralar kesilmeden anlamıyacaklar. Neyse, az kaldı....

      Sil
    3. Daha iyi değil mi hocam,
      Yıl başında 3.78 e doları almışız, şimdi 4.83 e yabancıya çıkmak isterse veriyoruz.
      %12 den tahvilimizi ucuza satmışız adama, şimdi faizi alıp çıksa beter bir zarar yazacak, çıkamıyor kolay kolay.
      Bizim anadolu kaplanlarının zaten faiz ile işi olmaz, hiç biri faiz ile iş yapmaz çünkü tarih boyunca hiç bir banka türk kobisine uygun faiz ile kredi vermedi.
      Şimdi batarsa büyük firmalar var, onlar batar ama kobiler yerinde hatta o büyük firmanın yerine geçecek kobiler çıkar.

      Sil
    4. Bankalar dolara kaç faiz veriyor biliyor musunuz? % 6 veren var. Adam dolar getiriyor bankaya koyuyor abd deki faizin 2.5 katını alıyor sonra dolarını çekip gidiyor. Kura bakmıyor bile.

      Sil
    5. Hangi banka hocam, ben baktım bulamadım. %6 harika bir oran.

      Sil
    6. @ 22:32 Bu yatıracağın döviz mikarıyla ilgili,pazarlığa tabi.

      Sil
    7. Isbankasi eurobondlari yude 6 da degil 10 veriyor...

      Ekonomimizin guclu yanlarini yazasaniz da benim gibi bir cahil de ogrense...

      Sil
    8. Hocam kura bakan sürekli biziz herhalde, başka kimse ilgilenmiyor

      Sil
  36. Mahfi Bey Yazılarınızı ilgi ile takip ediyorum.Fakat Hiç küresel Finans elitlerden bahsetmiyorsunuz çok merak ediyorum. Türkiyen'in Cari Açığı,Merkez Bankası,Faizler,Kırılgan 5 li,Zeytin Dosyası,68 Kuşağı vs..Venezuella niye battı yı bile işlediniz :) Yanlış anlamayın Muhtemelen Dünya görüşlerimiz farklı olmasına rağmen size büyük bir sevgi ve saygım var..Sadece Ekonomiden bahsetmiyorken neden Ülkemizi Kısakaca alan Küresel Finans Elitlerden hiç dem vurmuyorsunuz..Mesela Türkiyede Kredi ve Kredi Kartı ödemelerinden dolayı icra takibi dosyalarından niye bahsetmiyorsunuz.. Borçlu bir toplum yaratılıp konsolide edilmesi ile ilgili şeker dosyası gibi bir çalışma niye yapmıyorsunuz.. 18 yaşında üniversiteye giden bir öğrencinin öğrenim kredi adı altında daha yeni hayata adım atarken borç sistemine entegre edilmesinden bahsedebilirsiniz mesela..Kısaca Borca dayalı para sisteminden bdps den sizin bahsetmeniz ses getirebilir.Takipçileriniz vasıtası ile farklı bir bilinç oluşabilir. Devletin tepesindekilerin yarınlarımızı sattığı ve borçlandığı günümüzde adeta ben borçluysam millet de borçlu olsun,Borçtan kafasını kaldıramasın,Hayata adapte olamasın,Hatta aldığı kredileri ödeyemesin mantığı içinde bir mekanizma gelişiyor.. Ben dahil çevremde bu durumda olan insanların sayısı günden güne artmakta..2000 li yıllardan önce kredi ve kredi kartları bu kadar yaygın değilken devlet milleti konsolide etmekte ve zapt etmekte zorlanıyordu.. Son 15 yılda Borçlandırma Ekonomisi mekanizması adeta toplumu esir almış durumdadır.Bu sürdürülemez modeli Türkiye ye dayatanların Türkiye üzerinde gelecek planı olan küresel finans elitler dediğimiz(rothschild ve rockefeller gibi derin yapılar) olduğunu düşünüyorum. Gerçekten Uzun vadede sizinde zaman zaman belittiğiniz gibi çok zor bir dönem bizi ve çocuklarımız bekliyor. Sizden Ricam Bu borca dayalı para sistemi(bdps) ve kredi ve kredi kartları ile varlık yönetim şirketleri üzerinden toplumun nasıl başınını kaldıramaz ve hareket edemez noktaya getirildiği konusunda insanları bilgilendirmenizdir.(Size akıl vermek haddime değil sadece bir serzeniş ve beklenti olarak algılarsınız umarım) Hürmetlerimi sunarım Üstadım..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir kaç kez yazdım bunları aslında. Bir kez daha yazayım.

      Sil
    2. Rothschild ailesinden biri bir gün şöyle bir laf etmiş: "ülkeye başbakan seçilsem ve piyasadaki malların fiyatlarını kontrol etsem bütün iktisatçılar ayaklanır. ama paranın fiyatını yani faizi kontrol edince hiçbiri ses çıkarmıyor çünkü onlar da herkes gibi kredi müşterisi ve para biriktirmeden her şeye sahip olmak istiyor"

      Sil
    3. Hocam çok sevindim böyle bir konuyu gündeme alacağınız ve vesile olduğum için.. Bu sistem gençler üzerine kurulu yani daha yeni hayatın farkına varanlar üzerine bina edilmiş.nacizane bahset mek zorunda hissediyorum kendimi..
      Hikaye şöyle başlıyor.. 18 yaşını dolduran gençleri üniversitede yakalıyor bu sistem önce... Öğrenim kredisi ile başlıyor herşey.. Ardından üni credit card yani bildiğimiz kredi kartını düşük limit ile verip gençlere temiz bir kredi sicili oluşturuyorlar..okul bitince öğrenim kredisini ödemek isteyen genç kardeşimiz iş arıyor ve ilk bordrosu ile temiz kredi sicilinin verdiği güvenle nihayet bankadan ilk kredisi ile tanışıyor. Böylece binlerce genç kardeşimiz sisteme eklemlenmiş oluyor. Sonra ne mi oluyor genç kardeşimiz gençliğin verdiği gaz ile ihtiyaçları artıyor. Ve banka sicilinin temizliği devam ettiğinden bütün bankalara kredi kartı başvurusu yapıyor. Büyük çoğunluğu onaylanan bu kredi kartları gencimizin eline geçiyor banka kredi taksitini kredi kartlarından çektiği nakit avansla ödüyor.öyle böyle bu süreç bir süre devam ediyor..gencimizin asgari ücretle çalışmasına rağmen elinde artık onlarca kredi kartı ve devam eden kredi borcu bulunmaktadır. Yani sistem bu gence gelirinden kat ve kat borçlanma imkanı verdiği için bir müddet sonra kaçınılmaz gerçek zuhur eder ve bu kardeşimiz kredi ve kredi kartlarını döndüremez ödeyemez yani genç yaşta müflis duruma gelmiştir.(bence getirilmiştir) hikaye devam ediyor tabi üst üste 3 ay ödeyemediği bu borçlar yüzünden bankalar icra işlemlerini başlattığı için genç kardeşimizin çalıştığı işyerine maaşının 1\4 ününün kesilmesi için yazılar gittiğinden işveren genç kardeşimizin işten çıkarmıştır. Yani genç kardeşimiz sistemin istediği kıvama gelmiş ve artık hem işsiz hem borçlu hem de banka sicili bozuk bir vatandaştır. İşte bu hikayenin sonu ...Buyrun cenaze namazına.. Tabi binlerce benzer hikaye var ben burada bekar bir gencin sisteme dahil oluş hikayesine değindim ki ben benzer şeyler yaşadım çevremde de çokça benzer hikayelere şahidim. Tabi burada bu genç kardeşimizin evli ve çocuklu olabileceği ihtimalini de düşündüğümüzde bugün haberlere konu olan bir çok istenmeyen hadiselerin kaynağını az çok tahmin edersiniz.. Umarım yarınlar bu günleri aratmaz. Allah bu milletin akıbetini hayreylesin ne diyelim.

      Sil
    4. evet maalesef ülkemiz 2001 sonrasında tamamen küreselci proje akp eliyle sürekli borçlandırılarak finansal kaldıracı yüksek hale getirildi. eskiden sadece kamu tarafının kaldıracı yüksekti; şimdi ise neredeyse tüm ekonomide yüksek finansal kaldıraçlı hale geldik ve bu da yüksek kırılganlık yaratıyor. bunun nedeni salt borçlanma ekonomisi politikalarıdır. para politikan yanlış, maliye politikalarımız özellikle vergilendirme sistemi yüzünden yanlış ve iktisat politikamız yanlış. bu kadar yanlıştan da bir doğru çıkmaz. özellikle rothschild hanedanlığının akp ye e erdoğana desteğini biliyoruz. bu hanedanlık devasa mali gücüyle 2002 den beridir yüz milyarlarca doları akıttı türkiyeye!. zaten akp nin başta eğitim olmak üzere şu anki sözde kabinesine bakın uygulamaların ingilterenin kolonilerindeki sömürge valilerine uygulattığını görürsünüz. giderek sermaye devleti haline getiriliyoruz. kimse farkında değil.

      Sil
  37. Her kendi urettigimi kendim tuketmiyorum ya da hepsini ben tuketmiyorum. A ulkesi olarak X malini uretiyorum, B ulkesine satiyorum, B ulkesi de Y malıni bana satiyor. Hangisi daha kritik, daha stratejik, daha pahali ürünse onu ureten ulkenin dis ticareti kuvvetli digerininki kirilgan.
    Ama Çin bunu bozuyor sanki Hocam. Ivir zivir'la basladi tabir-i caizse simdi bambaska bir noktada. Nasil başardi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Düşük ücret, siyasal istikrar, batı sermaye ve teknolojisi. Hepsinin başında eğitim sistemini değiştirerek.

      Sil
    2. Hocam, tanıdığım birçok kişi eğer imkanı varsa çocuğunu yurt dışına göndermeyi planlıyor eğitim için, muhtemel de dönmesini istemeyerek, gittiği yerde kalacak genç neslin bir kısmı 🙁

      Sil
  38. Hocam son zamanlarda markete girince acaba pigme marketine mi geldim diyorum. Neredeyse her üründe gramaj ayarlaması var. 45 gramlık gofret 36 gram, 200 ml süt 180 ml, 500 gr. deterjan 400 gr. say say bitmez. Bunların paketine zam yapmayıp gramajı düşürünce enflasyonu da düşük göstermiş mi oluyorlar gerçekten? Enflasyon kg veya litre başına fiyat olarak mı yoksa paket başına fiyat baz alınarak mı hesaplanıyor?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Zamları ve enflasyonu gizlemenin yolu. Bazı mallar enflasyon sepetine kg olarak bazıları adet olarak giyor. Adet olarak girenlerin fiyatında artış olmamış gramaj düşmüşse fiyat artmamış görünüyor ve enflasyon etkilenmiyor.

      Sil
    2. İlan edilen enflasyona yansıtılmasa da iktisatta shrinkflation olarak geçer ve tabii ki hayat pahalılığını artırır

      Sil
  39. Selam hocam, siz bizim sorunlarımızı ekonomi perspektifinden bakarak yazıyorsunuz,
    yorumcuları okuyorum, eksikliğini hissettikleri şeyler benim 40 yıllık hayatımda, hem dedelerimin hem babalarımız hep eksikliğini hissettikleri şey.

    Ben 10-12 yaşında iken Kayseri de esnaf ve sanayici akrabalarım hep derdi:

    - 1 kamyon mal Avrupaya gönderiyoruz, 1 kilo demir ile adam daha çok para kazanıyor,
    - Okullardan işleri bilen, meslek mezunları yetişmiyor (meslek lisesi),
    - Hükümetler tarım piyasasını düzenlemiyor,
    - Siyasiler ortak bir gelişim programı üzerinde uzlaşamıyor,
    - Siyasetçi kahvehane siyaseti yapıyor (milletin hoşuna giden ama hiç bir işe yaramayan),
    - Nevşehir, Ürgüp, Göreme, Avanos'a turist geliyor, tesislerde işi bilen adam yok, madem para kazanacağız, turizmi bilen eleman yetiştiren okullar açılsın, esnafa ve öğrencilere ders versin (turizmde kalite artışı),
    - Patatesi niğde'de 10 kuruşa üretiyor, kamyon, şöför, mazot, yol, hal masrafı istanbul'daki adam 3 liraya yiyemiyor, bu malları tren ile taşısalar (ulaştırma altyapısı eksikliği),
    - Belediye başkanı seçiliyor ilk icraat kaldırım taşları değiştirme, yola boşuna ucuz asfalt döktürme (kaynakların inşaat gibi alanlarda boşa harcanması),
    - Devlet işçi alıyor, adam gözümün önünde 3 saat sigara, çay içip diğer işçiler ile konuşuyor bir saat iş yapıyor (devlette personel denetimi ve verimsiz çalışma),
    - Bizim bölgeye müdür atanıyor devlet kurumuna, tam bize alıştı, derdimizi anladı derken siyasetçi ile anlaşamıyor müdürü sürüyorlar (siyasetçinin liyakatsiz ve keyfi kadrolaşması),
    - Okullar boyuna memur kafalı adam yetiştiriyor, fikri açık çocuk yetişmiyor (piza testinde patlayan, okuduğunu anlamayan, düşünce ufku gelişip alternatif fikir üretemeyen toplum fertleri),
    - Bütün apartmanlar ithal kömür ile ısınıyor, devlet güneş ısıtmasına destek verse de apartmanlar uygun fiyata sıcak su sağlasa (yerli ve uygun fiyatlı enerji üretim isteği),
    ve böyle sürer gider hocam,


    Ben bunları ne kitaplardan okudum, ne akademisyenleri dinleyerek öğrendim, Türkiye hayatının içinde Kayseri'de 3 - 4 sokak içinde konuşulanlardan 15 yaşıma kadar duyduklarımdan şimdi aklıma gelenler.

    Sizin yazılarınızda da bunların hepsi var.

    Bunları bilmek ve çözümlerini bulmak için yüksek tahsil ve ciddi büyük bir yeteneğe ihtiyaç yok, sadece bir işi iyi bilmek, o işi kaliteli şekilde yapmak Türkiye şartlarında tüm sorunları görmenize yeter ve artar. İşinizi iyi yapınca zaten siz kendiniz çok iyi bir gösterge oluyorsunuz, başkasının bir şey göstermesine gerek yok.

    Türkiye'nin sorunları yeni değil, ben 30 yıl önce bunları duydum, babam 50 yıl önce duyuyormuş, şimdi benim çocuklar duyacaklar, sanki her şey yeni sorunlar gibi. Yok öyle bir şey, hepsi bu ülkenin yıllardır biriken, artık çözülmeyeceği anlaşılan, ve çözülebilme ihtimali olmayan sorunları.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dediğini gibi sorunlar hep benzer bizden önce oldu bizden sonra da olacak diyorsunuz peki hükmetlerin görevleri nelerdir? Bu sorunları iyileştirmek.Hocamızın yazılarını takip ediyorsanız zaten çözüm yollarını az çok okumuşsunuzdur. Iktisat bir bilimdir her ekonomide farklı etkiler gösterir ,ülkeler kendi soruların,sorumluluklarını bilmeli buna göre hareket etmelidir.

      Sil
  40. Üretim nedir ve nasıl yapılır.
    Niteliksel üretim mi Niceliksel üretim mi.
    Bizler satın aldığımız hizmetlerin niteliğinden memnun değiliz hizmet satın almıyoruz demiyoruz fakat satın aldığımız hizmetten süresinden sunumundan geri dönüşünden memnun olmadığımızda nitelikli bir hizmet satın almış olmuyoruz mecburi satın aldığımız kamu hizmetleri gibi.
    Beklenti ayrıcalıklı olmak değil, hizmetin hızı süresi işimizi kolaylaştırması bunları bekliyoruz. Sigorta firmasından hizmet satın alırsınız memnun kalmazsanız, otelde yemek satın alırsınız yemekten memnun kalmazsanız, yazılım programı alıp işimizi kolaylaştırmasını bekleyip memnun kalmazsanız ozaman tatminsizlik değil hizmetin niteliğindeki yetersizlik kaynaklı sorunun çözümüde üreten tarafından değiştirilmeli karşılanmalı hizmete sunulmalıdır.
    Üretiyoruz fakat üretimimizde aradığımız nitelik olmadığı için biz tüketmek istemediğimiz ürünü başkasına satamayız.

    YanıtlaSil
  41. Türkiye'nin üretimiyle Dünya'da söz sahibi olabilmesi için yüksek satış rakamlarına ulaşacak ürünler üretmesi gerekir. Bu da sadece inovasyonla gerçekleşemez. Gelişmiş ülkelerde üretilen örneğin F-35'ler gibi yüksek teknolojili ürünler için parça üretmek başarı sayılıyor. Oysa Türkiye'nin benzersiz, eşsiz sayılabilecek, olmazsa olmaz gereksemeleri karşılayacak ürünleri üretmesi gerekir. Bunlar tüketim malları değildir, stratejik mallardır. Türkiye için stratejik sayılabilecek ürünler, Türkiye'nin kendi iç gereksinimlerinden ileri gelirse, para kazanmak dışında değerler ifade edecektir. Ağır sanayi hamlesini kesintiye uğratmış, bilgi birikimini genele yayamamış, 'merkez-taşra' ilişkileri bozuk ülkelerde üstün nitelikli ürünleri üretecek ne altyapı kurulabilir, ne de bunları tüketecek tüketiciler bulunabilir. Yurtdışından teknoloji-bilgi transferi yoluyla yapılan işler de kısıtlı bir kesimin elinde kalır ve katma değer üretemez. Nükleer vb. teknolojiler politikacıların elinde oyuncak olabilir. Bence üretimin sadece parasal değil, genel yararı üzerinde durmak ve bilgi birikimine dayalı sektörlerin siyasal olarak da güçlenmesini sağlamak gerekir. Bence Türkiye teknoloji üreten ülkelerden biri olacak bilgi birikimine sahip olabilir. Ancak anahtar sözcük 'inovasyon' değil, gelişim'dir. Uygarlığımıza bir katkı sağlanacaksa, bu gerçek gelişimin ne olduğu ile ilgili gelişim öğretisi üzerinde düşünmekle olacaktır.

    YanıtlaSil
  42. Hocam iyi günler.
    Seçim sonrası kur,piyasa hakkında bir yazınızın olmayışı dikkatini çeekti.Hükümet seçim sonrası güven artacağı için iyileşme beklerken daha da körüklenme oldu sizin bu konuda ki düşüncrleriniz nelerdir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Beklediklerim oldu. Seçim öncesinde bir kaç yazı yazmıştım orada yazdıklarım gerçek oldu.

      Sil
  43. Mahfi hocam,
    ohal bu hafta bitiyor peki batik şirketler iflas aciklayip patır patır döküldüğünde ne olacak? Onlara kredi veren bankalar ne olacak? ya da iflas aciklamayi bekleyen sirket sayisi cok mu abartildi aslinda hicte beklenen kotu senaryo olmayacak mi?

    birde murat muratoglu turkiyenin gelecegi icin endonezya (ulkeyi yanlis hatirliyorsam duzeltin) ya bakin ekonomiler benzer demis. Sizce turkiye endonezya mi olacak: ekonomik acidan??

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ohal bitmiyor, yasa ile devamlı hale geliyor.

      Sil
  44. Ekonomimiz güçleniyor ve bağımsızlığına kavuşuyor.

    Artık Türkiye'nin gücünü yabancılar da anlamaya başladılar.

    Batı bizi kıskanıyor.

    Bilmem kaç yılında bilmem ne anlaşmasının süresi doluyor.

    Dış mihraklar ve lobileri anonim ortaklığı üzerimize oynuyor.

    Vb...
    Hamaset yüklü masalların bize bir katkısı var mıdır?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kendimizi kandırmanın her zaman bir yolu vardır.

      Sil
  45. Hocam, her ürettiğimizi satmıyoruz ki. Mesela "domates tarlada kaldi" gibi haberlere sıklıkla rastliyoruz. Ya da tüketici satin almadigi icin son kullanma tarihi gecen urunler vardir raflarda. Bu ve benzeri durumlarda uretimle tuketim esit olmaz. Aradaki fark görmezden gelecek kadar az oldugu icin mi eşittirler diyoruz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Her satın alınan mal da tüketilmez. Atılan ekmeklere bakarsak bunu görebiliriz.

      Sil
    2. Atilan ekmek diyince aklima su geldi hocam..bu kadar ekmek atıldığına gore ihtiyaçtan daha cok uretiliyor..ama bu fazla miktar üretilmese de bu sefer kim bilir kac tane firin kapanir, kac kisi issiz kalir..bu tip seyler bana danisikli dövüşmuş gibi geliyor..

      Sil
    3. Böyle atılan ve dökülen malları hep yazarlar, ama bakılması gereken % kaçı atıldı ve döküldü meselesidir.
      Bazı ürünler için %10 normal olabilir, bazıları için %1 bile çok fazla olabilir.
      Bunlar hızlı tüketim malları, bir süre içinde tüketilip bitmesi gerekir, o süre dışında tüketilir ise zararı daha fazla olur.
      Bunlar dönüşüme alınabilir veya doğal yollar ile yok olması beklenebilir. Gıda malları, organik mallar oldukları için doğada hemen ayrışırlar, çevreye zararları yoktur.

      Sil
  46. Sayın Mahfi Hocam,çok güzel özetlemişsiniz.bu kadar basit bir şeyi neden hala anlamamakta ve uygulamamakta ısrar ediyorlar yoksa dış güçlerin bir oyunu (!) mu güzelim ülkemiz üzerinde?Ey Amerika ya da ey İsrail desek bi kafa tutsak (!) oyun bozulur mu? Hocam biz serada sebze üretiyoruz. Beş yıl önce 50 tl olan böcek ilacı şimdi 200 tl ve domatesin hale giden fiyatı beş yıldır 2 ila 4 lira arasında. Hiç artmadı. Keşke bu zirai ilaçlara bir teşvik gelse de kendimiz üretebilsek...
    hocam , evdeki durulama sularını bahçeye kanalize ettim bahçedeki ağaç ve çiçekler geri dönüşüm yoluyla sulanıyor. Pazara giderken evden poşet götürüyorum. Bir poşet eskiyen dek kullanıyorum. Eskiden ninelerimiz kork yama yapardı eskiyen elbiselerin sağlam kalan kumaşlarından bilir misiniz? Aynını ben de yapıyorum ve çocuklarıma öğretiyorum tasarruf ve geri dönüşüm yapmayı. Küçülen kıyafetleri ihtiyaç sahiplerine kavuşturuyorum.hiç bir eşya eskimeyen yenisini almıyorum. Damacan su içmiyorum. Musluktan akan suyu da içemeyeceksem yaşamayayım diyorum . Öldürmez ya...Hazlarımı hızla giderme derdinde
    değilim.bunları gören akrabalarım benden utanıyor sen nasıl öğretmensin diye...kendi çapımda hem aile hem ülke ekonomisine katkı sunmak istiyorum.amerikan kültürüne hizmet etmemek için cococola ve türevlerini içmiyorum . Marşal yardımları maalesef bu ülkede tüketim çılgınlığını başlattı. İşte tam da bunun karşısında durmak istiyorum...neyse hocam çok uzattım ama dertli deli olurmuş... yazmasam da kafayı yiyeceğim...
    Saygılarımla....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Boşuna Amerika'yı suçlamayın. Bu ülkeyi yönetenleri suçlayın. Kimse kimseye zorla bir şey yaptırmadı.

      Sil
    2. Bireysel çabalarınızı kutluyorum.

      Sil
  47. Türkiye'de üretilen bir çok hammadde satışıda dovizle mesela bor ve turevleri, çinko , kurşun, aliminyum v.s

    YanıtlaSil
  48. Hocam çin gibi yüksek tasarruflarımız olsun yatırımlarimizi bu tasarruflarımızla finanse edelim diyorsunuz. Ancak bu kadar yüksek enflasyona tasarruf dayanmıyor. Eriyip gidiyor hepsi:) sizce öncelik teşvik mi yoksa enflasyonu düşürmek mi olmalı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Nimet tasarruflarını korumak için döviz tutuyor, enflasyon işçi ve orta gelir insanı eritiyor.

      Sil
    2. Yuksek enflasyon yuksek faiz yuksek risk buyuk yatirimcilar icin de önemlidir. Ama kimi daha çok etkiliyodur dersen tabiki işci ve orta gelir gurubu

      Sil
  49. Ben özel bir şirkette kambiyo departmanın da çalışıyorum. Hocam söylediklerinize ek olarak şunları aktarmak istiyorum: ham madde teşvikle, makine teşvikle alınıyor işçi alımında teşvik veriliyor. Zaten Ekonomiye böyle destek vermek insanın kendi ayağına sıkmasına benzer. Teşvik sisteminin değişmesi bu soruna çözüm getireceğini zannetmiyorum. Çünkü gerekli tedbirlerin alınmadığı ve doğru dürüst denetim sistemi olmadığı takdirde bu düzen böyle gidecek kanaatindeyim.

    YanıtlaSil
  50. Dünya Bankası verilerine göre Hindistan, Fransa'yı geride bırakarak dünyanın en büyük altıncı ekonomisi oldu.

    Güney Asya ekonomisi, 2.597 trilyon dolarlık ekonomisiyle 2.582 trilyon dolarlık Fransa'yı geride bıraktı.

    Uluslararası Para Fonu (IMF) tahminlerine göre Hindistan, 2022 yılı itibariyle dünyanın en büyük dördüncü ekonomisi olacak.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O bunu geride bırakacak, şu ülke uçup gidecek, vs vs var mı bize bir faydası?

      Sil
    2. oh ne güzel, 3-4 yıl sonra Fransa yerine hindistan bizim güneyimizdeki teröristlere destek verir, anlamına geliyor.

      Ekonomi açısından doğu dan yükselen her ülke türkiye için en büyük tehdittir. Türkiye ürün üretiminde maliyet olarak Avrupa ile rekabet edebilir ama Doğu ülkeleri ile asla rekabet edemez, ezilir gider.

      Eğer bugün doğu ülkeleri batının ekonomik gücünü alıyorlar ise, batı yıkıldığı anda Türkiye onlar için hedef olur, anında Türk ekonomisini de emerler, onların ucuz nüfus ve kalabalığı ile türkiye baş edemez.

      O kadar kalabalık ülkelere siyasi olarak yaptırım bile yapılamaz, kendi vatandaşları için hiç bir gücü dinlemez ezerler.

      O yüzden Türkiyenin doğu yerine batı ile hızlıca ittifak yapması ve güç birleştirmesi lazım. Bunun içinde batı standartlarına hızlıca yetişmesi lazım. Böylece batıya entegre olan dünya nüfusu doğu ülkeleri ile rekabet edebilir seviyeye gelir.

      Sil
  51. "Türkiye’nin sorunu üretmemesi ya da üretmeden tüketmesi değildir. Türkiye’nin bu konudaki birinci sorunu; ürettiği malların içinde ithal girdilerin büyük yer tutmasıdır. Üretimde kullanılan ithal girdilerin ağırlığı nedeniyle kur yükseldikçe üretim pahalanmakta ve dolayısıyla enflasyon artmaktadır. Bu sorunu çözebilmek için ithal girdi miktarını azaltmak ve o girdileri burada dünya ile rekabet edebilecek biçimde üretmek gereklidir."can alıcı nokta bu hocam tebrikler yine sade ve mükemmel anlaşılabilir.Bence birazda yerli mal kullanımı ve teşviki üzerinde kafa yormak gerek ve ürettiğimiz malı dışarıda değer haline getirmek marka oluşturmak örneğin bizim niye bir samsung umuz yok gerekirse bu işi yapanlara bu seviyeye ulaşmaları için devlet desteği vermeli ama ama tekrar ama doğru biçimde, doğru kişilere, doğru kullanılmak üzere yine başa döndük eğitim,eğitim ve yine eğitim ve bu eğitim sonunda doğruyu öğrenmek,doğru olmak,doğru yaşamak ve doğru tercihlerle hiçbir şekilde kimsenin doğruluğunun tartışılmadığı bir ortam oluşturmak...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet eğitim önemli. Ama bu çok genel bir laf. Bence eğitimin süresi kadar ve hatta ondan daha önemlisi eğitimin niteliği. Yani insanlara ne öğrettiğiniz. Bir insana 20 yıl boyunca çağdışı fikirlerle eğitim verişseniz elde edeceğiniz insan daha radikalleşmiş ve daha fanatik bir kişi olacaktır. Eğitimin fikir ve vicdanları hür kılacak şekilde olması süresinden daha önemlidir. Atatürk yine bunu da en veciz şekilde ifade etmiş "Cumhuriyet fikri hür vicdanı hür nesiller ister" Biz ise zihni köreltilmiş, düşünme becerileri iğdiş edilmiş, bilimden ve akıldan uzak nesiller yetiştirmek yolunda ilerliyoruz. Bu eğitimin sonu da bugüne kadar olduğu gibi hüsran olacaktır.

      Sil
  52. Turkiye endonezya ekonomisine benzeyecek tezine ne dersiniz? Bir karsilastirma yapar misiniz hocam?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Her ne kadar din ortaklığı olsa da gelenek farkları var.

      Sil
  53. Hocam faizler arttıkça yatırımlar düşer diye bir motto var, artan döviz kurunu frenlemek için yapılan faiz artışları sizce üretimi de düşürebilir mi veya üretimin artmasını engeller mi? Artan tüketim harcamaları, azalan arz ve ithal girdi fiyatlarının artmasını birleştirirsek önümüzdeki süreçte enflasyon oranının yüzde 15 ten çok daha fazla artmasını bekleyebilir miyiz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şirketler borçsuz büyüymezler. Şirketin 5 lirası var ve sadece 3 lirasını kullanıyorsa orası bir bakkal filandır..Şirketler mevcut kaynaklarını maksimum kullanarak rekabet ederler, ek yatırımı borç ile yaparlar ve gelecekteki karlarından finansman sağlarlar.. Bu yüzden milyar doalrlık şirketler kredi yapılandırma için kıvranıyor. Boçların faizi artınca borçlanmaktan yani yeni yatırımdan imtina ederler ve yeni istihdam sağlayamadıkları için işsizliğin artmasına da sebep olurlar.. Yeni atırım yapılmadığı için büyümeye negatif etki olur.. Tabi ekonomistler benden çok daha düzgün anlatacaklardır konuyu :)

      Sil
  54. Merkez Bankasının ve Tüikin Hazine ve Maliye bakanlığına bağlanması hem merkez bankası bağımsızlığını hem de tüik açısından istatistiki verilerin tarafsızlığını doğruluğunu olumsuz yönde etkilemez mi hocam? Neden bile bile lades yapılır anlamış değilim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. MB bundan önce de Hazine bağlı olduğu Bakan ile ilgiliydi. Yani bir şey değişmiyor. TÜİK, Kalkınma Bakanlığı ile ilgiliydi şimdi Hazine ve Maliye Bakanlığıyla ilgilendirildi. O da çok önemli değil.

      Sil
  55. hocam, dolar yıl sonu ne olur?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bilsem hemen gereğini yaparım.

      Sil
    2. Hocam, kim ne kadar ittirse de aylıkta Bollinger bandına girecek. Bunun nedeni ne olur bilmem ama dolar 4,50-60 bandında birkaç ay geçirmeden yukarı gidemez. Bunu ne ABD, ne MB değiştirebilir. Bu, teknik analiz'in temel kuralı. Ona göre gereğini yapabilirsiniz.

      Sil
    3. Hocam, ben yukarıdaki yorumu yazan kişi olarak bugünkü hareketleri gördükten sonra artık daha da dolarla ilgili yorum yapmak istemiyorum. Yanılmışım, bundan sonrası saldım çayıra, mevlam kayıra. Lütfen yukarıdaki yorumumu hiç kimse dikkate almasın...

      Sil
    4. Doları tutabilene aşk olsun 😩

      Sil
  56. Hocam yukaridaki konuyla ilgisi yok ama daha onceki yazinizla ilgili gec kalmis bir sorum olacak: MB'nin en son faiz kararından once borc verme faiziyle gosterge faizi arasindaki 3 puandan fazla farktan bahsederken bu durumu bankalarin ucuza borclanarak yuksek faiz getirili tahvil almalarına yani kamunun zararina yol acacagi seklinde yorumlamissiniz.
    Hocam gerçekte de boyle mi oldu? Bankalar o donem kredi vermeyi bırakıp tahvil mi aldilar?

    YanıtlaSil
  57. Sayın Hocam, öncelikle elinize sağlık.
    Bu başlık altında yazmış olduğunuz konu ile doğrudan ilgili geliştirdiğim Rasyonel İskontaya Dayalı Kredi Modelini (RİDAK) Nisan ayında çok değerli görüşleriniz için size yollamıştım. Bugün işlediğiniz bu konuyu görünce tekar sorma ihtiyacı duydum: Acaba değerlendirme yapabildiniz mi? İlginiz için şimdiden teşekkür ederim...

    YanıtlaSil
  58. Hocam yabanci bankalar bizim MB'ndan borclanabiliyorlar yani. Hic bilmiyordum, cok teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yok hayır borçlanamıyorlar ama araya bir Türk bankası koyarak bu işi gelir paylaşımlı yapmaları zor değil.

      Sil
  59. Hocam saygılarımla bazı sorular:

    1. Neden yatırımcı, OSB’deki fabrika ve arsalar için milyonlarca lira satın alma/kiralama bedeli ödemek zorundadır? Neden üretim yapılan yer için rant oluşturulmasına göz yumulur?
    2. Neden Türkiye’de üretilemeyen bir
    malzeme için alınacak tezgaha leasing altında milyonlarca lira faiz ödenmek zorunda kalınır? Üretmeyin cari açık artsın mı denmek istenir?
    3. Türkiye’de üretimi yapılan bir malzeme için neden milyonlarca lira Avrupa’ya test parası ödenir? Ürünü küresel pazara sunabilecek yeterlilikte test ve akreditasyon işlemleri neden yerel hale getiril(e)mez?
    4. Akreditasyon için neden firmalar Avrupa’ya yönlendirilir? Bir belge için milyonlarca ödeyen sanayici tezgah almak ve üretmek yerine neden Avrupalı akreditasyon firmalarına oluk oluk para akıtır?
    5. Kamu ihalelerinde ve kamunun kullandığı malzemelerde neden Türk üretime koruma sağlanmaz? (%15’lik korumanın nasıl sıfırlandığını anlatırım ama hikaye uzun)
    6. Sanayici neden üniversite ve devlet elindeki bilgi ve test imkanlarını ücret ödeyerek kullanır?
    7. Kosgeb desteklediği projede etkin denetim yerine neden teminat mektubu alarak sanayiciyi bankaların kucağına atar?
    8. Neden sanayici geliştirdiği projenin desteklenmesi için bir bürokrat/siyasetçi tavassutu aramak zorundadır?
    9. Neden sanayi üretimi yapanların müteahhitlerden alacakları denetime alınmaz ve müteahhitlerin üretici/taşeronları ezmesine göz yumulur?
    10. Kamu kurumlarına referans olan uluslararası standartlar ile yerli üreticinin önünün kesilmesine neden seyirci kalınır?
    11. Yabancı firmaların temsilcileri eliyle yapılan piyasa düzenlemesi ile ilgili neden kamu kurumu denetim yapmaz?
    12. Mesela sanayi bakanlığında kaç sanayici görev yapar? Sanayiciler KPSS sınavına girmek zorunda mıdır? Sanayi odası başkanlarının kaçı arsa rantından zengin olmuş ve bulundukları makamı sadece siyasetçi üzerinde güç sağlamak için kullanmaktadır?
    13. Sanayi Bakanı ya da bu makama talip olan muhalefet parti yetkilileri bunları söyleyen adamları dinlemeye tenezzül etmekte midir?
    14. Bu ülkenin çocukları, gençleri nasıl iş bulacak?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 1. Yatırım veya herhangi başka bir yer bir iş için tahsis edilmiş ve orada o işi yapma zorunluluğu konulmuşsa ister istemez rant oluşuyor. OSB kurmayıp serbest bırakılsa bu kez şehrin ortasına fabrika kurmaya kalkabilirlerç
      2. Buna yanıtım yok.
      3. Belki bizdeki testler ua kabul edilmiyordur.
      4. Bunu da bilmiyorum.
      5. Ben % 15 lik koruma var diye biliyordum.
      6. Dünya uygulamasına bakmak lazım.
      7. Bu ayrı bir hata.
      8. Bu kısmı rezalet.
      9. 8 gibi
      10. 8 gibi
      11. Uygulamayı bilmiyorum.
      12. Bilmiyorum.
      13. Dinlemiyorlar mı?
      14. Maalesef kötü eğitim alıyor ve iş bulmakta zorlanıyorlar.

      Benim de size bir sorum var: Sanayi burjuvazisi bizde niçin gelişmemiş de esnaf burjuvazisi olarak kalmıştır? Niçin bu soruları dernekleri, örgütleri aracılığıyla hükümete sormaz?

      Sil
    2. bu ükenin inisiyatifi küresel sermaye elitlerinde olduğu için bu sorunlar çözülmüyor.

      Sil
  60. Sayın Mahvi bey, lutfen yazmaya devam ediniz, her yazılan doğru olamaz aynı meyan yanlış. Oran önemlidir ve dogru aģırliklıdır bunu zaman gösteriyor. Tesekkürler.

    Tüm gelişmiş ulkeler bir dönem devletin sektörel hedef ve tesfik yöntemiyle oluyor. Sen bölgesel tesvik verdigin zaman adam kocaeli fab. Ilaveten bir baraka ile çankırı ya sözde tesis kuruyor, tum isciler orda sigortali uretim varsa da aynı üretim degişen yok.

    Oysa uretilmeyen yapilmayan ya da yapılanin daha nitelimli nicelikli yapilmasınin saglanması organize edilse ve biraz sabır sergilense bu ulkede guzel şeyler cıkar kimsede buna engel olamaz. Iyi ticari rekabet eden urunler herzaman kazanır.

    Biz çalıskaniz bosta kalmaktan boş konusur olmuşuz.

    Birde devlet ile hukumet ayrımini yapabilsek harkulade olacaģiz..

    Marifet iltifata tabidir, tekrar tesekkürler..

    Saygilarimla.

    YanıtlaSil
  61. Hocam Türkiyede biliyorsunuz para ve maliye politikaları ayrı ayrı ve genelde birbirine destek yerine çelişkili olarak uygulanıyor. Benzer kafa karışıklılığı abdde de var diyebilir miyiz. Tahvil programını sona erdirdikten itibaren artan faiz oranlarıyla beraber daraltıcı para politikalarının yanında , Trumpın genişletici maliye politikalarından sonra dolar endeksinin düşüş yaşaması. Katılır mısınız?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eğer dediğini uygularsa haklı çıkarsınız.

      Sil
  62. Hocam kitap yazarlarına verilen ücret baskı sayısına göre mi değerlendiriliyor ? , aydınlatırsanız sevinirim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Her yazarın sözleşmesi ayrı olabilir. Genellikle satıştan elde edilen kazancın belirli bir yüzdesi yazara telif olarak ödeniyor. Benimki % 10 orana dayanıyor.

      Sil
    2. çok düşük, bütün zahmetini sen çek,ancak kazanan dağımcı,,,
      bu nasıl zihniyet

      Sil
    3. Kapitalist sistem 'kitapları' da sarmış. Yüzde 10 çok komik bir rakam. Üreten sizsiniz, kazanan başkaları.

      Sil
    4. Tam olarak öyle değil. Bana ödenen kitabın kapağındaki fiyatın yüzde 10'u. Oysa yayınevi bunu kitapçılara neredeyse yarı fiyatına veriyor. Parasını hemen alamıyor. Hatta bazen uzun zaman alamıyor. Yani işin içine girdiğinizde görüyorsunuz ki herkes haklı. Benim paramı yayınevi tam söylediği zamanda ödüyor. Daha önce bir başka yayıneviyle çalıştım uzun aralarla ödeniyordu param. Son dönemlerde hiç alamaz oldum sonunda battılar zaten. Yani bu işlerden para kazanmak için girerseniz öyle göründüğü gibi değil işler. Ancak kitaplarınız yüzbinlerce satar hale gelirse o zaman işler değişiyor. Benim yazdığım alanda da öyle yüzbinler satmak mümkün değil.

      Sil
  63. Arge yatırımlarından önce tüketilen malın hammadesinin ithalatının durması gerekli.En basit örneğiyle gübrenin hammaddesi yemin hammaddesi ve daha niceleri.Dikkat edin hammadde fabrikalarının çoğunluğunda hakim ortak yabancılar.Bizim yatırımcı rüzgara göre gider rüzgarın sonrasını görmez.Şimdi moda olan, sanayici için res ve ges ler.Biraz parası olan ve dayısı sayesinde teşviği alacaklar içinse hayvancılık.Tüm bu sektörlerde asıl hammadde ya yabancıların elinde yada ithal.Taşın altına elini sokacak olan büyük şirketlerin kısa vadede kar beklentisinden vazgeçip sosyal sorumluluk bilinciyle hareket edip yatırım yapmayacaklarınıda göz önüne alırsak,kimi sektörletde devletçilik ilkesine dönülmesi kaçınılmaz görünmektedir.

    YanıtlaSil
  64. 1999 yılında uluslararası kuruluşların yayımladığı ekonomik raporlara göre, 1998 yılında dünyanın toplam nüfusu 5.8 milyar kişidir. Türkiye yüzölçümüne göre dünyada 33. Nüfus itibarıyla da dünyanın 15. En büyük ülkesidir.
    1997’de dünya GSMH’si ( toplam mal ve hizmet üretimi ) 29.9 trilyon dolardır. Bu miktarın 7.7 trilyon doları ABD’ye, 4.8 trilyonu Japonya’ya, 2.3 trilyonu Almanya’ya, 1.5 trilyonu Fransa’ya, 1.2’şer trilyon doları da İngiltere ve İtalya’ya aittir. Demek ki, Dünya GSMH’sının %62.2’si sadece en zengin 6 ülkeye aittir.
    Türkiye, 1998 yılında 205.8 milyar dolarlık GSMH ile dünyada 22. Satınalma Gücü Paritesine ( SGP=kabaca Türkiye’de alınan 1 torba dolusu gıda maddesinin New York’daki değeri ) göre ise 415 milyar dolarlık GSMH ile dünyanın 16. Büyük ekonomik gücüdür.
    Dünyada Fert Başına Gelir ( FBG ) açısından Gelir Grupları;
    Düşük gelirli ülkeler 785 dolardan az ( 2.1 milyar kişi )
    Düşük orta gelirliler 786-3125 dolar arası ( 2.9 milyar kişi )
    Yüksek orta gelirliler 3126-9655 dolar arası ( 571 milyon kişi )
    Yüksek gelirliler 9656 dolardan yukarı ( 926 milyon kişi, dünya nüfusunun sadece %16 ‘sı )
    1998 yılında Türkiye 3247 dolarlık FBG ile nihayet Yüksek Orta Gelirli Ülkeler Grubuna terfi etmiştir. Türkiye normal FBG sıralamasında dünyada 48, SGP’ye göre 6486 dolarlık FBG ile de 43. Sıradadır. Dünyada ortalama FBG 5829 dolar iken, SGP’ye göre FBG ortalaması ise 6330 dolardır. Bu durumda Türkiye, FBG açısından normal iken, SGP’ye göre FBG ortalaması ise 6330 dolardır. Türkiye, FBG açısından normal sıralamada dünya ortalamasının oldukça altında ise de, SGP’ye göre dünya ortalamasının biraz üstündedir.
    Yine 1998’de Tüketici Fiyatlarına (TÜFE) göre yıllık enflasyon açısından Türkiye, Türkmenistan ve Romanya’dan sonra dünyada en yüksek enflasyona sahip üçüncü ülkedir.
    Türkiye dünya DYS yatırımının sadece %0.15’ini (binde 1.5’ini) alabilmekte olup, Türkiye iktisadi potansiyeline göre dünyada en az DYS çeken ülkelerden biridir.
    Dünyada 1996 yılında her 1000 kişiye düşen;
    Gazete sayısı 98 iken, Türkiye’de 44,
    Televizyon sayısı 211 iken, Türkiye’de 309,
    Telefon sayısı 133 iken, Türkiye’de 224,
    Bilgisayar sayısı 50 iken, Türkiye’de 14 tür.
    Dünyada şehirleşme oranı %40’dan %46’ya, Türkiye’de ise %44’den %72’ye çıkmıştır.
    5 yaşından küçük çocuklarda ölüm oranları dünyada binde, 132’den 73’e, Türkiye’de 133’den 47’ye inmiş.
    1995 yılında 15 yaşından büyük okur-yazar olmayanların dünya ortalaması kadınlarda %38 ve Erkeklerde %21 iken, Türkiyede sırasıyla %28 ve %8’dir.
    1996 yılında dünya’da ortalama hayat süresi erkeklerde 65, kadınlarda69 yıl iken, Türkiye’de erkeklerde 66, kadınlarda 71’dir. 1998^de Türkiye’de ortalama ömür 69 yıldır.
    1998 yılı itibariyle Türkiye’de 26.9 milyar dolarlık ihracatı ile, dünya mal ihracatında 33. ( Aldığı pay binde 4 ) mal ithalatında 45.9 milyar dolarla 25. ( payı binde 5 ) ve hizmetler sektörü ihracatında 30 milyar dolarlık geliri ile ( turizm gelirleri, işçi dövizleri, bankacılık, taşımacılık, ve dış müteahhitlik gelirleri gibi ) 17. ( payı %1.9 ) sıradadır.
    1998 yılında Türkye iç ve dış rekabet potansiyeli ortalaması açısından dünyada 33. Sıradadır. Yine 1998 yılı itibariyle, Türkiye iç ekonomik performansı açısından 38. , Globalleşme açısından 31. , hükümet etkinliği açısından 38. , finansman açısından 26. , altyapı yeterliliği açısından 39. , yönetim etkinliği açısından 31. , bilim ve teknoloji yönünden 35. , insan kaynağı bakımından 39. Sıradadır.
    Hayat standardının en önemli göstergesi FBG olmakla beraber, bu konuda diğer sosyal ve kültürel göstergelere de başvurulmaktadır. Dünyada 1996 yılında her 1000 kişiye düşen gazete ve bilgisayar bakımından Türkiye dünya ortalamasının gerisinde, televizyon ve telefon sayıları yönünden dünya ortalamasının üzerindedir. Şehirleşme, çocuk ölümleri oranları ve okur yazar olmayanlar oranları yönünden de dünya ortalamasının üzerinde görülmektedir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @05:51 20 yıl geridende olsa dünyayı takip etmeniz güzel.

      Sil
  65. Elinize kaleminize sağlık hocam sizi okurken sürekli yeni bir şeyler öğrenmek ekonomi alanında düşünmek gerçekten çok keyifli iktisat mezunu bir bankacı olarak alanımdan kopmamaya çalışıyorum saygılar...

    YanıtlaSil
  66. hocam fon akımlarından pay almak bir çözüm müdür?

    YanıtlaSil
  67. Hocam, butce acigini nasil degerlendirmek lazim? Butce gelir ve giderleri TL uzerinden oldugu icin acigin onemi yok, nasilsa kendi paramiz düşüncesi dogru mudur? (Para basmak anlamina geliyor sanirim bu. Boyle bir durumda para basmak enflasyon olusturmaz tahmin ediyorum, cunku zaten bir acigi kapatmak icin basilacak, fazladan basilan bir para olmayacak. Enflasyon olusacaksa para basiminin oncesinde zaten olusmus olacak.)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eğer bir defalık açık vermişseniz dediğiniz doğru. Ama sürekli açık veren bir ekonomiyse söz konusu olan bu sürekli para basımı enflasyonu sürekli artırır.

      Sil
    2. Hocam para bankalar tarafından kredi verilerek mi yaratılır yoksa kısmi rezerv bankacılığı sistemi ile mi yaratılır ?

      Sil
    3. Hocam saygılar. Paranın %10'u Merkez bankası tarafından kalan kısmı ise bankalarca yaratılmaktadır. Bankalarca yaratılan bu paranın nasıl yaratıldığı ile aşağıdaki açıklamalardan hangisi doğrudur ?
      a) Kısmi rezerv sistemi
      b) Bankaların müşterilerine kredi kullandırmasıyla

      Sil
    4. Yukaridaki soruya istinaden hocam: Diyelim ki para basiyorum ve piyasada da talep artiyor. Firmalar daha cok uretim yapiyor, maliyetleri artiyor, onlara da para lazim ama nasilsa para basiyorum, firmalarin da korkacak bir seyi yok. Bu sartlar icinde enflasyonun anlami olmadığı icin sorun da degil. Çünkü fiyat sembolik bir kavram, bir etiket.
      Ama firmalar üretirken yerli kaynak kullanmıyorlar sadece, maliyetlerinin onemli bir kismini petrol urunleri gibi bizde olmayan girdiler olusturuyor, veya ornegin yabanci markalarin bu ortamda turkiyedeki maliyetleri yükselecegi icin turkiyeden marka sahibine transfer edilecek usd de artacak. Dolayisiyla buna benzer bir cok sebepten dolayi döviz talebi artacak, kur yükselecek, dovizin yeterli gelmedigi noktada ekonomi duracak. O zaman benim butun derdimin ozeti dövizdir diyebilir miyiz hocam?
      Eger fantastik bir dunyada disa kapali bir ulke hayal edersek basilan paranin bir onemi kalmiyor. Bu noktada 2. bir sorum olacak, eger kendi icinde dönen bir ekonomide basilan paranin onemi kalmıyorsa mesela Eski Roma'da veya eski dunyada fakir/zengin ayrımınin olma sebebi teknik olarak basili bir kagit para olmamasi; esyaya, mala, değerli madene dayali bir "para" sistemi olmasiydi diyebilir miyiz?

      Sil
    5. Sayın Adsız 16:52 1.paragrafınızda üzerinde çok değerlendirme yapmadan bir karara varmışsınız, fiyatın sembolik bir kavram olduğu hususunda.

      Ayrıca firmaların neden korkusu olmasın? Bu talep halkın zenginleşmesinden kaynaklı değil, devletin para basmasıyla oluşan bir talep. Parayı kesince ne olacak? Yükselen enflasyon karşısında faizler artınca ne olacak? Güçlü dayanağı olmayan talep nedeniyle yapılan yatırımlar talep kesildiğinde ne olacak?

      Enflasyonun anlamının olmadığı hususunda ve fiyatın sadece bir etiket olduğu hususunda aceleye getirdiğiniz düşünceleriniz var.

      Sil
    6. Para iki şekilde yaratılır: (1) MB para basar ve dolanıma çıkarır. (2) Bankalar mevduat toplayıp zorunlu karşılık ayırdıktan sonra kredi vererek kaydi para yaratırlar.Kısmi rezerv sistemi adıyla tanımlanan sistemin bankalarca kaydi para yaratılmasından farkı yoktur.

      Sil
  68. Hocam merhaba,
    Firmalar bütçelerinden ARGE'ye pay ayırmak istemiyorlar çünkü dönüşünün olacağından emin değiller.
    Yani harcanan parayı biraz boşa giden kaynak gibi görüyorlar.
    Acaba şöyle bir model geçerli olabilir mi; özel sektörde TÜBİTAK benzeri firmalar kurulsa, ana işleri sadece ARGE faaliyetleri olsa ve devlet bu firmaları teşvik etse. Kaydedilen gelişmelerin patentlerini alarak bunları 3. kişilere satsa ve bunların üetiminden de pay alarak kendine uzun dönemli gelir elde etse. Bu şekilde ARGE faaliyetlerini birleştirerek ve sorumluluğu daha az kuruma vererek yönetebileceğimizi düşünüyorum. Bunu biraz futboldaki Altınordu modeline benzetebiliriz. Bu takım altyapıya önem vererek futbolcu yetiştiriyor ve bunları diğer takımlara ihraç ederek gelir kaydediyor ve ayrıca sonraki yapılan transferlerde de yetiştirme parası alıyor.
    Acaba böyle bir yöntem daha etkili olmaz mı?
    Teşekkürler,
    Hasan

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok güzel bir öneri umarım birileri okur ve düşünür.

      Sil
    2. Böyle bir çalışma en az 10 senede meyve vermeye başlıyor. Maalesef bu süre bizimkiler için çok uzun, kimse bu kadar beklemek istemiyor. Sonra da hocam, sizin 5 sene önce dediğiniz ekonomik reformu konuşsak mı acaba diye düşünüyorlar. Hala düşünüyorlar.

      Sil
  69. Hocam ekonomimiz bir simülasyon modeline mi evriliyor?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ekonomi bizim elimize değil, bunu söyleyebilirim. Dışarıdan esen rüzgâr hangi yöndeyse ona göre etkileniyoruz.

      Sil
  70. hocam, yeni kabine tam da ceolar kurulu gibi olmuş en tepede ise baş ceo var. ne de olsa artık şirket gibi bir ülkeyiz. her şeyimiz küresel sermayenin elinde!. hatta ingilterenin kolonilerinde kurduğu sömürge valilik sistemine bakınız aynı yapılanmayı orada görürsünüz. şirketlerde üst düzey yöneticilik yapmış bireyler sömürgelere ya vali ya da vali yardımcıları olarak ya da sömürge bakanı olarak atanmıştır. aynı model de şu anda burada uygulanmaya başlamıştır. yani artık bizde sermaye devleti haline geliyoruz hocam. londradaki bir avuç para baronunun devleti ya da devletçiği oluyoruz. bununla ne kadar övünsek azdır herhalde. ne de olsa bunu halk da istedi.ülkeye dokunun ama paramıza dokunmayın dedi halk..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne diyordu Condeleezza Rice adlı eski ABD Dışişleri Bakanı: “Ortadoğu’da 22 ülkenin sınırları ve rejimleri değişecek, bu ülkelerin arasında Türkiye de vardır”.

      BOP kafalı zihniyet bunu istedi küresel sermayenin emrinde olacan borç isteyecen faiz ödeyecen anadolu insanını borca esir edecen açlığa muhtaç edecen küçük lokma yapıp yutacan.
      Bop Prejesi bu uygulanıyor ve senaryosu yazılalı çok oldu şuan uygulama devam ediyor.

      Sil
    2. çok doğru düşündüğünüz kanaatindeyim. ama bunu ülkenin en az %55-60 ı hala göremiyor ya da günlük menfaatler için görmezden gelip dilsiz şeytanı oynuyor. benim için bu ülke artık 24 haziran sonrası Britanya hanedanı ve küresel sermayenin baş patronu olan rothschild hanedanlığının mandasıdır.. the end!. ama bunu halk çok demokratik biçimde istedi.

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...