7 Kasım 2019 Perşembe

Krizden Çıkışın Anahtarı

Para Politikası Yetmiyor
2008 yılında ABD finans sisteminde başladığı kabul edilen küresel krizde ABD ekonomisi başta olmak üzere gelişmiş ekonomiler (Euro Bölgesi, İngiltere ve Japonya) niceliksel gevşeme (quantitative easing) adı altında genişletici (gevşek) para politikası uygulamasına giriştiler. Genişletici para politikası bir yandan Merkez Bankası’nın bankaları fonlamada uyguladığı faiz oranlarının düşürülmesi bir yandan da piyasadaki orta – uzun vadeli tahvilerin Merkez Bankası tarafından satın alınarak karşılığında para verilmesi yoluyla uygulandı.   

Aşağıdaki iki grafikten soldaki ABD Merkez Bankasının (Fed) bankaları fonlarken uyguladığı faiz oranındaki (Fed’s Fund Rate) değişimi, sağdaki ise Fed’in piyasadaki tahvilleri satın alıp karşılığında piyasaya para vermesi sonucu bilançosunun aktifindeki artışı gösteriyor.


Soldaki grafikte Fed’in, küresel kriz öncesinde yüzde 5 ile 5,50 arasında olan fonlama faizini krizle birlikte hızla indirerek yüzde 0 ile 0,50 arasına çektiği ve 2016’ya kadar o düzeyde tuttuğu, sağdaki grafikte ise Fed’in parasal genişleme sonucu bilançosunu 900 milyar dolar dolayından başlayarak 2015’e doğru 4,5 trilyon düzeyine kadar yükselttiği görülüyor. Yine aynı grafiklerden Fed’in 2015 sonrasında ekonominin toparlandığına ikna olarak önce parasal büyümeyi durdurduğu sonra da faizi yükseltmeye başladığı izlenebiliyor. Buna parasal sıkılaştırma programı deniyor.

2018 yılının son çeyreğinde küresel sistemin krizden çıkış yoluna girdiği konusunda kuşkular oluşmaya başladı. Gelen veriler Çin ve bazı diğer Uzakdoğu ülkelerinin yanı sıra Avrupa’nın da sıkıntılı bir ekonomik sürece doğru gittiği, İngiltere’nin Avrupa Birliğinden ayrılmasının (Brexit) her iki tarafı da olumsuz etkileyeceği gerçeğinin görülmesi gibi nedenlerle resesyon tehlikesinin ortaya çıktığı görüldü. Bunun üzerine Fed de 2019 yılı başından itibaren parasal sıkılaştırmadan vazgeçerek önce yükselttiği fonlama faizini düşürmeye başladı sonra da bilanço küçültme operasyonu durdurdu. İlerleyen aylarda Fed, bilanço küçültmeyi durdurmanın da ötesine geçerek yeniden bilanço büyütmeye yöneldi. Bu gelişmeleri de yukarıdaki grafiklerin son bölümlerinden izlemek mümkün.

Küresel kriz sonrasında benzer bir parasal genişleme politikasını uygulayan İngiltere Merkez Bankası (BOE), biraz gecikmeyle uygulayan Avrupa Merkez Bankası (ECB) ve en geç bu yola giren Japonya Merkez Bankası (BOJ), 2020 yılından başlayarak parasal sıkılaştırmaya girmeyi planlarken bu görüşlerini değiştirdiler ve düşük faiz ve parasal genişleme programına devam etme kararı aldılar.
  
Para Politikasının Tercih Edilme Nedeni   
Maliye politikası, vergi politikası, harcamalar politikası, borçlanma politikası, teşvik politikası, destekleme politikası, dış ticaret politikası gibi alt politikalardan oluşuyor. Para politikasından en büyük farkı bu alt politikaların hepsinin siyasal karar alınmasını gerektirmesi. Para politikasının en bilinen alt politikası olan faiz politikasında ya da para arzını artırmaya yönelik önlemlerde siyasal karar alınmasına gerek olmaksızın Merkez Bankası karar alıyor ve uyguluyor. Sorumluluk da Merkez Bankasına ait oluyor. Oysa maliye politikasında örneğin vergi oranları artırılacaksa ya da kamu harcamaları azaltılacaksa bunları yapmak için siyasal karar gerekiyor ve dolayısıyla sorumluluk hükümete ait oluyor.  

1929 yılında girilen Büyük Depresyondan çıkışta asıl olarak maliye politikası araçları kullanılmıştı. Vergi indirimleri, kamu harcamaları artışları gibi alt politika araçlarıyla 6 – 7 yılda krizden çıkış mümkün olmuştu. Buna karşılık 2008 yılında başlayan küresel krizde Japonya dışındaki gelişmiş ülkeler maliye politikasını bir kenara bıraktılar. Japonya da sonraları ağırlığı para politikasına vererek maliye politikasını arka sıraya attı. Para politikasının maliye politikasına tercih edilmesinin altında yatan temel neden siyasetçileri sorumluluktan kurtarmasıydı. Faizle oynamanın ya da para arzını denetlemenin getireceği oy kaybı vergi oranlarını yükseltmenin getireceği oy kaybı karşısında ihmal edilebilir düzeydedir. 

1929 Kriziyle 2008 Krizinin Karşılaştırılması
1929 kriziyle 2008 krizi arasında benzerlik kurmak iki nedenle doğru olmaz: (1) 1929’da küreselleşme söz konusu değildi. Kriz kapitalist dünyanın kriziydi. Kapitalist dünyanın karşısında bir de sosyalist dünya vardı ve kriz orayı kapsamıyordu. Bir başka deyişle kriz küresel değildi. Oysa 2008’de küresel bir sistem egemendi. Sistem bütün ülkeleri kapsadığı için kriz de küresel oldu. (2) 1929 krizi ortaya çıktığında sermaye hareketleri serbest değildi, kambiyo denetimi vardı, isteyen istediği yere para yollayamıyor, istediği yabancı parayı alamıyordu. 2008 küresel krizi çıktığında sermaye hareketleri serbestti, paralar kolayca birbirine dönüşebiliyordu (konvertibilite), kambiyo denetimi kalkmıştı.   
1929 krizinde maliye politikası uygulamak doğru bir karardı. O dönemin koşullarında para politikasının etkin olması mümkün değildi. 2008 krizinde de para politikası uygulamak doğru bir karardı. Yanlış olan para politikasının yanında maliye politikası önlemlerinin de yardıma çağırılmamasıydı. Gelişmiş ülkelerde enflasyon çok düşük düzeylerdeydi (yüzde 0 ile 2 arasındaydı.) Böyle bir ortamda para politikasının yanında vergi alt politikası ve harcanmalar alt politikası desteği almamak hataydı. Para politikası, küresel krizin üstesinden tek başına gelemedi. Küresel krize girileli 11 yıl oldu bugün hala resesyon riskinden konuşuyoruz. O nedenle de geldiğimiz bu aşamada artık maliye politikasının devreye girmesi isteniyor.

Maliye Politikası Göreve Davet Ediliyor
İşin doğrusu her iki politikayı da aynı yönde kullanmak ve hızlı sonuç almaktır. Eğer ekonomide durgunluk varsa ve eğer enflasyon yüksek değilse o zaman genişletici para politikası ve faiz indirimine ek olarak vergi oranlarında indirimler ve kamu harcamalarında artışlara gidilmesi yoluyla ekonomiyi canlandırmak en doğru yoldur. Küresel krizde uygulanan para politikası bankaları hedef alıyordu. Ne var ki reel kesim ve kişiler borç alıp yeni işlere girmeye hevesli olmadıkları için Merkez Bankası’nın dağıttığı paralar ya bankalarda kaldı ya da daha yüksek faiz veren ülkelere gitti ve oralarda enflasyon ve canlılık yarattı. Oysa genişletici bir maliye politikası uygulaması, uygulandığı yerdeki kişi ve kurumların gelirini artıracağı için talebin de yükselmesine ve dolayısıyla ekonominin canlanmasına yol açacaktı.   

Bugün gelişmiş ülkeler para politikasının yanına maliye politikasının eklenmesini vergilerde gevşemeye gidilmesini, kamu harcamalarının artırılması gerektiğini tartışmaya başladılar.

Türkiye’nin Durumu
Türkiye de diğer ülkeler gibi küresel krizden etkilendi. 2009 yılında ekonomik küçülme yaşadı. Ardından bir toparlanma geldi. Ne var ki bu toparlanma da uzun sürmedi ve inişli çıkışlı bir ekonomik gidiş yaşanmaya başladı. 2018 yılında başlayan küçülme süreci 2019 yılının ilk iki çeyreğinde de devam etti ve Türkiye yüksek enflasyonla küçülmenin bir arada yaşandığı slumpflasyon olgusuyla karşılaştı. Bu durum, gelişmiş ülkelerde görülen resesyon olgusundan farklıydı çünkü oralarda yüksek enflasyon yoktu.

Türkiye, içine girdiği bu durumdan çıkabilmek için çelişkili bir ekonomi politikası uygulamaya yöneldi: Bir yandan enflasyonu düşürmek için (yarı) sıkı bir para politikası (enflasyon hedeflemesi) uygularken bir yandan da düşen büyümeyi yeniden canlandırabilmek için gevşek maliye politikası uygulamasına girişti. Sonuç da politikaların çelişmesi gibi çelişkili oldu. Cari açık düştü, bütçe açığı arttı, enflasyon düştü, büyüme de düştü. Özetle ekonomi canlılığını, yatırımcı da yatırım iştahını kaybetti. 2019 yılında enflasyonda başlayan ve geniş ölçüde baz etkisine dayalı düşüşün ardından para politikasının gevşetilmesine de geçildi ve tek hedef ekonomiyi büyütmek oldu. Ne var ki enflasyonun hala dünya ortalamasının çok üzerinde olduğu bir ekonomide bu genişletici politika uygulaması oldukça riskli bir uygulama.  

Anahtar: Beklentileri Değiştirmek
Ekonomi politikasının para ve maliye politikasından farklı bir üçüncü alt politikası daha var: Beklenti politikası.

Bir ekonomide özellikle hem yüksek enflasyon hem de durgunluk (ya da küçülme) söz konusuysa hem enflasyonu düşürmek hem de büyümeyi yükseltmek gerekecek demektir. Bu birbiriyle çelişen iki hedefe birlikte ulaşabilmenin tek yolu beklentileri olumlu yönde değiştirmekten geçer.

İnsanların gelecek hakkında olumsuz beklentiler içinde olmaları yatırım yapmalarını, çalışmalarını, üretmelerini gelecekle ilgili her türlü kararlarını olumsuz etkiler. Bu beklentileri olumlu hale getirmeden birbiriyle çelişen makroekonomik hedefleri birlikte çözmek mümkün değildir. Japonya bunun tipik örneğidir. 30 yıldır durgunluk yaşayan Japonya maliye politikasını da para politikasını gevşetmiş olmasına karşın olumlu sonuç alamadı. Çünkü insanların geleceğe ilişkin olumsuz beklentileri değişmedi.

Beklentileri olumlu hale getirebilmenin yolu insanlara gelecekte neler olacağını, bütün ayrıntılarıyla anlatan programlar açıklamaktan geçiyor. Bu programlarda belirli bir hedef yılı konulması ve oradan bugüne doğru geri gelinerek her yıl, her ay, hatta her hafta neler yapılacağının ayrıntılı olarak belirtilmesi şart görünüyor. Hatta bu bile yeterli değil programın inandırıcı olabilmesi için edilen eylemlerin bazılarının program yürürlüğe girmeden önce başlatılması gerekiyor.  

123 yorum:

  1. Yanıtlar
    1. Hocam supersınız ya

      Sil
    2. Hocam,U tube'dan dinlediğim bazı İngilizce kanallar 2020
      ve devamını Dünya açısından tufan olarak değerlendiriyorlar.
      Özellikle de altına yatırım yapmamız yönünde tavsiyelerde bulunuyorlar.
      Ben ise konuya ihtiyatlı yaklaşıyorum.
      Acaba altın spekülatörleri yüksek fiyattan satış yapabilmek için böyle yayınlar yapıyorlar ?
      Saygılarımla..

      Sil
    3. Hocam çok net bir yazı olmuş. Sanırım uygulama alanında tek eksik hükümetin güvenilirliği...

      Sil
    4. Ekonomik krizin en büyük sebeplerinden biri de şudur:
      1-Şirketlerin çoğu dolandırıcı.
      2-Bu dolandırıcı firmalar birbirlerinin alacağını vermiyorlar.
      3-Alacağını alamayan alt firmalar da maaşlı çalışanlarının maaşlarını vermeyerek garibanı dolandırıyor.
      Sonuç: Piyasada para dönmüyor. Kısır döngü ortaya çıkıyor.

      Çözüm:
      1-Devlete bağlılık yemini etmiş kişiler yeni zenginler olarak ortaya çıkmalı.
      Bu kişilerin devlete bağlı olduğu sır olmalı.
      2-Bu ana firmaların seçeceği taşeron firmalarda dürüst firmalar olmalı. Dolandırıcı olduğu sezilen alt taşeron firmalar piyasadan dışlanıp iş verilmemeli.
      3-Bu ana firmalar devlete gönülden bağlı olacağı için ekonomik kriz zamanlarında bile yatırımlara devam edecek ve eleman çıkarmayacaktır. Böylelikle krizlerin derinleşmesi engellenmiş olacak.


      Sil
    5. Selam Ömer bey,

      Yazdıklarınız güzel ve eksikliği hissedilen konular.
      1,2,3 sebeplerinin temelinden hukuki boşluklar ve Türk Ticaret Kanunu'nun yetersizlikleri ile yetersiz uygulanması var.

      Çözüm önerileriniz için, büyük devletlerde derin devlet dediğimiz bir teşkilat bulunur, Rusya, ABD, İngiltere bu yapılara sahiptir. Türkiye Cumhuriyetinde böyle bir yapı hiç bir zaman olmadı. Olması için yeterli insan kaynağı bulunmuyordu. İnsan kaynağı bulunmamasından daha kötüsü, böyle bir yapının oluşumunu sağlayabilecek insanları yetiştirebilecek kurumlar düzenli olarak yok edildiler. Her yok oluşun ardından yapılan seçimlerde aziz ve necip milletimiz yok edenlere destek oldular. O şartlar altında da bürokrasi bu tarz işlere giremezdi. Eğer bir derin devlet Türkiye de olsaydı FETÖ devlete sızamaz, elebaşları bir vesile ile ortadan kaldırılırlardı.

      Türkiye'de istihbarat ve güçlü bir istihbarat var idi. CIA ve Mossad'a rağmen Öcalanı takip edebilmişlerdir, Rus liderleri kendi evlerinde dinleyebilmişlerdir (Rus Jirnovskinin evinde Öcalan'ın dinlenmesi gibi), yurt dışı operasyonlar yapabilmişlerdir (Afganistan, PKK içindeki Türk Ajanları, Batı dünyasında önemli yerlere sızanlar vs). Bu insanların hepsi kozmik odaya girildikten sonra öldürüldüler. Kozmik odasına girilen bir devlette bahsettiğiniz tarzda insanlar ortaya çıkmaz. Aziz ve Necip milletimiz yine sevgisini ve teveccühünü devletin yatak odasına girenlerden yana kullanmıştır. Bunun üzerine aksi bir faaliyet yapılamaz, yapılması düşünülemez.

      Şu anda Osmanlının son dönemindeki gibi, holdingleşmiş cemaatler devlet içindedir. Personel sayıları diyanet haricinde askeriye ve eğitim bakanlığı dahil 250 bin ile 320 bin arasındadır. Bunlar ismi çok duyulan cemaatlerin müritleridirler, ast-üst ilişkisi yerine cemaat liderinin emrini dinlerler.

      TÜrkiye'de ileride çıkacak olan sorun laik ve anti-laik insanlarımız arasındaki çatışma değil, cemaatlerin kendi aralarındaki çıkar ilişkilerinden olacaktır. Bu çatışmaları önlemek için şu anda Türk karar alıcılar, kurumları cemaatlere bölüştürmek yerine her kurumda her cemaate yer vermektedirler. Ancak, cemaatler de kendi içlerinde bölündüklerinde birbirleri ile kanlı-bıçaklı oldukları için ciddi sorun olacaktır.

      Günümüzde, devlet imkanları her cemaat için yeterli olduğu, batan cemaat holdingleri bir şekilde devlet bankalarının kaynakları ile finanse edildiği için ortada bir kavga yoktur. Öküz ölürse ortaklık biter, o zaman kim kime girer bilemem. Polis askere mi girer, asker askere mi girer, polis polise mi girer bilinmez, yaşayıp göreceğiz.

      İstanbul BB, görünüşte CHP ye geçmiştir, ancak, cemaat yapılanması yüksek sayıda olduğu için B.Belediye Başkanı bir şey yapamamaktadır, elinde yetkisi de yoktur, olmayacaktır da, bir şekilde ortak değerlerde denge bulmaya çalışmaktadır. Kendisi de bilmektedir ki sert davranır ise ertesi gün tüm Metrobüs ve İETT teşkilatı işi bırakır, çöp toplayanlar işi yavaşlatır, atsan atılmazlar, satsan satılmazlar. İş o merhaleye gelmiştir.

      Sil
  2. Elinize sağlık
    Son paragraf ta yazılanı hangi ülkeler yaptı veya yapıyor
    Kimler ne için uğraş sada adalet üzere olmayan hiçbir sistem sonsuza kadar yaşayamaz eninde sonunda kaybetecek bir sistem saygılar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet haklısınız ben de beklenti değişikliğiyle sadece ekonomideki beklentileri değil adalet, eğitim gibi alanlardaki beklenti değişikliğini de kastediyorum zaten.
      Beklenti değişikliğini Türkiye 2001 krizi sonrasında uyguladığı programla yaptı ve sonuç aldı. Ne var ki adalet ve eğitimde yanlış işler yapıldığı için yarım kaldı ve terse döndü.

      Sil

    2. Ne yazık ki küresel sistem adalet vadetmiyor,sadece kölelik vadediyor.
      Modern kölelik...
      Mevcut para sistemleri ve iktidarların din bezirgânlığı da bu kölelik sisteminin en güçlü silahları.
      Eğer aklımızı başımıza almazsak bu kölelik bitmez,bitmeyecek...

      Peki çıkış yok mu?
      Tabi ki var.
      İnsanlık tarih boyunca aklını kullanarak çok büyük sorunlarını ve çıkmazlarını çözmüştür.
      Yine çözecektir.
      Yeter ki aklının hapsedilmesine izin vermesin.
      Dünyanın ve insanlığın geleceği için,her aklın ve fikrin değerli olabileceği unutulmasın...

      4.BÖLÜM

      “...Çok partili sistemler,toplumların iyileşmesini sağlayacağı yerde,sömürgecilere bağlı kalmanın en iyi araçlarından biri olarak kullanılmışlardır.20.yüzyılda dünyayı yönlendiren ülkelerin,yani sömürgecilerin çıkarlarına uygun hareket etmeyen devletlerin yönetim kadroları askeri darbelerle ya da ayaklanmalarla değiştirilmiştir.Batılı devletlerin zenginlik ve güçlerinin sömürgecilik,sanayi sistemi,bilim anlayışı ve uzun vadeli siyasi projeler gibi unsurlardan kaynaklandığını sömürülenler hiç anlamamışlardır.Sömürülenler,zenginlik ve gücün nasıl üretildiği üzerinde yeterince çalışmamışlardır.Sömürülen ülkelerin akademisyenleri sömürenlerin tarihlerini yazamadıklarından,onların gücü nasıl ürettiklerini kavrayamamışlardır.Sıralanan nedenler birlikte düşünüldüğünde,Batı-dışı devletlerin neden fakir ve zayıf kaldıkları daha açık hale gelmektedir...”

      _________________



      “...İnsan,varoluşunu sürdürmek için temel ihtiyaçlarını karşılamak ve her türden sorunu çözmek için OLAĞANÜSTÜ BAŞARILAR TARİHİNE sahiptir.Küresel dönemdeki sorunları çözebilmek için insanın,aile,kabile,kavim,inanç,toplum,medeniyet bağlamlarında gelişen zihniyeti bırakıp İNSANLIK TEMELLİ BİR ZİHNİYETE geçmesi gerekmektedir...”

      Sil
  3. Hocam artık kriz geçti bunu da yazsaydınız

    YanıtlaSil
  4. 1-) 1929 krizinin Küresel Kriz olmadığı önermesine katılmıyorum. Kriz büyük ölçüde ABD'de gerçekleşmiş olsa da, ABD o zaman Avrupa'nın finansörü, Asya'nın ticaret ortağıydı. Marshall yardımları kesilince Almanya ve Avrupa da ABD ile birlikte krize girdi. Birleşik Krallık zaten krizdeydi. Japonya da bu krizden ciddi bir şekilde etkilendi. ABD, Birleşik Krallık, Japonya, Almanya, Avrupa'nın diğer ülkeleri ve de bunların kolonileri krizden oldukça ciddi bir şekilde etkilendi. Bu ülkeler Dünya'nın büyük bir çoğunluğunu da koloniler aracılığıyla kontrol ettiği için kriz Dünya'nın büyük bir bölümüne oldukça şiddetli bir şekilde etki etti, ve bu niteliğiyle bence büyük bir Küresel Krizdi.

    2-) 1929 krizinden çıkış 6-7 yıl içerisinde gerçekleşti önermesi de birçok ekonomist tarafından kabul edilmeyecek bir önerme, şahsen ben de katılmıyorum. 1937 yılında hâlâ büyük sıkıntılar mevcuttu, krizden çıkış ancak Dünya Savaşı neticesinde artan üretim ile mümkün oldu.

    3-) Yine 1929 krizinde Maliye Politikası uygulamanın doğru bir karar olduğunu düşünmüyorum. Depresyonun çok uzun sürmesinin temel nedenlerinden birisi o an doğru gelen, ama sonradan yanlış olduğu anlaşılan bazı (Kemer Sıkma vb.) mali politikalardı. Para Politikasının uygulanamama sebebi de esasen basitti, o zaman Altın Standardı vardı ve FED mevcut parasal sistemi yok etmeden parasal genişleme yapamazdı, aksine o dönemde sistemi korumak için kriz zamanınında parasal sıkılaşmaya gitmek (faiz arttırımı) zorunda kaldılar. Bu krizden çıkışı sağlayan etkenlerin başında yeni ABD Başkanı'nın Altın Standardından çıkması ve Doların değerini düşürmesi Mali Politikalardan çok daha fazla etkili oldu.


    4-) Beklenti yönetimi FED başta olmak üzere Merkez Bankaları'nın temel aracı olmaya başladı. Şahsen 'beklentilere' çok fazla değer atandığını düşünüyorum. Bence konuya yanlış noktadan yaklaşılıyor. Beklentileri yüksek tutmak adına piyasaya sürekli 'olumlu' mesajlar vermek çok da işe yaramadı. Deflasyonist krizler psikoloji/beklenti/hayvan ruhundan ziyade ekonominin temellerindeki sıkıntılardan kaynaklanıyor. Benim görüşüme göre uzun yıllar boyunca gelecek hakkında yapılan iyimser tahminler özellikle finansal varlıkların, emtiaların yüksek fiyatlardan alınmasına sebep oluyor. Krizler insanların beklentileri 'kötüleştiğinde' değil, iyimser beklentilerin gerçeklikle bağdaşmaması sonucu düşen nakit akışları, iyimser beklentilerin sebep olduğu yüksek borçlanmanın gelirleri baskılaması, nihayetinde gelir-gider dengesinde oluşan dengesizlik, borçların servis edilmesi için gerekli yüksek likidite ile patlak veriyor. 'Yüksek tutulan beklentiler' gerçekle bağdaşmadığında harcamalarda yaşanan büyük düşüş herkesin gelirini düşürüyor, bu süreçte özellikle borçla yatırım yapan kişi, şirket, finansal kurumlar ciddi sıkıntıya giriyor, ödeme aczine düşenlerin oranı arttıkça ekonomide aşağı yönlü sert bir düşüş gerçekleşiyor. Bu süreçte de kredi ile oluşturulan servetler/gelirler yok olarak herkesin fakirleşmesine, gelirlerinin azalmasına sebep oluyor.

    Bu sebeple beklentileri 'olumlu' yöne çevirmek yerine, beklentileri gerçekçi bir düzleme oturtmak gerektiğine inanıyorum. Şayet 'gerçekçi beklentiler' arzu edilen seviyede değilse birey/şirket/hükümetler gerçekliği (üretim ve üretkenliği) üst seviyeye çıkarmak için gerekli aksiyonları almalıdır. Kredi ile, beklentileri 'yöneterek' yapılacak iyileşme topluma Exctasy vermeye benziyor. Toplum belirli bir süre hapın etkisiyle mutluluktan havalara uçabilir, ancak bu etki geçicidir, bu şekilde ekonomiyi sağlıklı bir şekilde yürütmek mümkün değil, tıpkı Exctasy örneğinde olduğu gibi vücudun/ekonominin kaldırabileceği bir sınır vardır, bu sınır aşılırsa vücut/ekonomi yok olur.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Güzel yazmışsınız ama yazıyı tam olarak okumadığınız, bazı bölümleri atladığınız gibi bir izlenimim var. Mesela 1929 krizinin küresel olmadığı ile Sosyalist dünya ilişkisini gözden kaçırmışsınız. Sonra beklentilerin lafla değil ciddi bir program eşliğinde yapılması ve hatta uygulamaya da başladıktan sonra beklenti yönetimine girilmesi gerektiğini anlattığım yerleri sanki tam olarak okumamışsınız gibi görünüyor.

      Sil
    2. Yücel Güler7 Kasım 2019 10:50

      Mahfi Bey, yazıyı tam olarak okudum ama bazı bölümleri atladığım izleniminiz doğru. Sovyetler bu krizden direkt olarak ekonomik anlamda etkilenmedi ama rakiplerinde yaşanan köklü değişimlerin sebep olduğu Dünya Savaşı nihayetinde Sovyetlerin yıkımına sebep olan olaylar zincirini başlattı diye düşünüyorum. (Rusya bugün hâlâ ikinci Dünya Savaşında kaybettiği çoğunluğu erkek nüfusun olumsuz etkilerini inefektif ekonomisinde yaşıyor) Bu sebeple şahsen onları da bu krizin etki alanı içerisine almak gerektiği fikrindeyim.

      Beklenti noktasında yazınıza katılıyorum, sanırım yazıyı fazla uzatmamak adına çok detaya girmek istemediniz, ben sadece 'beklenti' hususunu biraz açmak istedim.

      Özellikle benim gibi ekonomist olmayan insanlara bilgi birikiminizden istifade etme şansı tanıdığınız yazılarınız için teşekkür ederim.

      Sil
    3. Haklısınız beklentiler, ayrıca bir bu kadar yazılmayı hak edecek kadar önemli bir konu. Bazen bu konuları geçmişte yazdığımı da düşünerek kısa geçiyorum.
      Paylaşım için teşekkür ederim, sevgiler.

      Sil
    4. Ekonominin temeli insan nefsine dayandigi surece beklenti zemini ve hirsla daha fazlasina yonelik iyimserlik egiliminin kacinilmaz oldugunu dusunuyorum, yaniliyor muyum? Beklenti politikasi aslinda insanin kendi beklentilerini manipule etmekten ibaret olmuyor mu? Tum bu sistemi aslinda ozunde birbirinin ayni nefsler yurutmuyor mu? Donup dolasip ayni hirslarla sistemin sismesi ve sonmesi seklindeki donguden o yuzden cikamiyoruz bence.. bu seferki de bir savasla sonecek diye dusunuyorum..

      Sil
    5. Selam Yücel bey,

      Çok güzel noktaları vurgulamışsınız. 2 blog önce yorum olarak Euro'nun sorunlarını yazmıştım.

      Mahfi Beyin güzel ifade ettiği gibi, Euro bölgesi aşırı siyasi davranarak maliye politikalarına ve yapısal reformlara girişmedi. Politik kazançları üstün tuttu, Kuzey AB ülkelerinin özellikle Almanyanın ihracat fazlası, politikacıları rehavete sürükledi. Verimsiz ülkelere karşı verilen ihracat fazlaları, güney ülkelerine politik rüşvet olarak aktarıldı, altyapı, enerji maliyetleri gibi konular ıskalandı. Yüksek kredi notuna sahip AB ülkelerinin kredibiliteleri, malesef finans kapital e dolaylı yollar ile garantili faiz getirisi sağlamak amacıyla kullanıldı.

      ABD, biraz daha ABye göre, yapısal reformlara eğilebildi, ABD neredeyse tam bir kapitalist devlet olmanın getirdiği bir dezavantaj ile daha derin ve reel sektörü düzenleyebilecek reformlara girişemedi. Neoliberalizmin bir cilvesi olarak, kontrol altına alınmaktan çekinen finans kapital Çin'i kendisi için bir liman olarak kullandı.

      Bu konular fil gibi kimin neresinden tuttuğuna bağlı olarak farklı açıklanan konular, ortak bir noktada buluşulmaması gereken konular. Emeğinize sağlık ve paylaşımıza teşekkürler.

      Sil
  5. Sevgili hocam, ellerinize sağlık. Japonya örneğinden hareketle, sadece bir ülkenin, günümüz global politik ekonomik ortamında bahsettiğiniz şekilde plan yapıp, uygulaması ne kadar mümkün/gerçekçi olabilir? Aslında ulus olarak Japon’lar bahsettiğiniz detayda çalışmaya son derece alışık/yatkınlar. Ve muhtemelen de yapmışlardır. Sorun tüketim ve büyüme odaklı kapitalist sistemin aslında mevcut paradigmalarının sınırlarına geldiğini ya da sistemin politik mülahazalarla yapılan müdahaleler ile etkin ve verimli işlemediğini gösteriyor olabilir mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bazen mevcut sorunları yaratan kişilerin dünyanın en geçerli çözümünü sunması bile ikna edici olamıyor.

      Sil
  6. Elinize sağlık sayın hocam.
    Bir ara yapısal reformlardan çokca bahsediyordunuz, ne oldu o iş dersiniz. .?
    Peki bu yapısal reformlar olmadan, sadece iyimser gelecek beklentileri ile bu işler düzelirmi yada ne kadar düzelir sizce?
    Şahsi fikrim yapısal reformlardan zaten bu iktidar olduğu sürece artık umudum yok, gelecek beklentileri iyimsere çevrilmesinin ise (manipüle edilmiş, kimsenin itibar etmediği/inanmadığı verilerle) çok güç olduğunu düşünmekteyim.
    Kendi fikrimce yapılanlar, günü/ayı kotaran, iktidar süresini (erken seçim) biraz daha uzatmaya yönelik, acı sonuçları biraz daha öteleyici, gittiği yere kadar düşüncesiyle yapılan gecici ağrı kesiciler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yapısal reformlar kayboldu. Ya da benim anladığım yapısal reformlarla başkalarının anladıkları aynı şeyler değil.

      Sil
  7. Günaydın hocam, elinize sağlık.
    İnsanların gelecek hakkındaki olumsuz düşünceleri uzun yıllar daha devam edecek gibi görünüyor. Çünkü GÜVEN yok, kayboldu gitti. Diğer önemli husus; yalan bulamadıkları zaman doğruyu söylüyorlardı ama şimdi söyleyecekleri "DOĞRU" da kalmadaığı için sürekli yalan yalan yalan. Sağlıklar diliyorum.

    YanıtlaSil
  8. Erdoğan 13 Kasım'da abd ye gidiyor. en ufak bir güzel haber kırıntısını bile risk azaltmak adına kullanmaya çalışan finansal piyasanın bu durumu ne kadar büyük bir kırılganlığın olduğunu gösteriyor. hemen 5.76 üzerinde olan dolar 5.74 e gerilemeye başladı. 13 kasımda trumpın elini sıkar ve gladyo medyası yayınlar dolar 5.70 in altına geriletilir. yine trump bize birşeyler satar kar elde eder abd ekonomisi kazanır bizim ekonomi kaybetmeye devam eder. ama dolar geriletilir böylece. ekonomimizde herşey güllük gülistanlık haline getirilmiş olur.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dolarin gerilemesi hic iyi bisey degil. Hep yazdim ve yazacagim
      Dolar, Ekim 2018den beri 6.30 altina indirilmeyecekti.
      Aha da ihracat tikandi su aralar atacak barutu kalmadi. Ya dunyada avrupada ekonomi ucacak ya da dolar ucacak ihracat yapmasi icin.

      Sil
  9. Hocam Merhaba, konu ancak bu kadar açık anlatılır. Teşekkürler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hocam merhaba,elinize sağlık yapısal reformlardan sıkça bahsediyoruz.Yapısal reformlar tam olarak nedir ? Devlete ve vatandaşa düşen görev nedir ?

      Sil
  10. ab ekonomisinin sorunlarından birisi özellikle iktisadi olarak taşıdığı ciddi boyuttaki heterojenliktir. almanya fransa Hollanda ve kuzey ekonomileri cari fazla verirken kıtanın kalan kesimi cari açık ve tasarruf açıkları vermektedir. kaldı ki saydığım ülkeler cari ve tasarruf fazlası vermekle beraber bütçe açıkları vermektedirler. eğer bütçe fazlaları olsaydı ya da nötr bütçe dengeleri olsaydı kalan ekonomilere desteklerini artırabilirlerdi. bu bir sorundur. bir başka sorunsa hem Avrupa merkez bankasının oluşu hem de her ülkenin ayrı kendi merkez bankasının olmasıdır. bu durum para politikalarının etkinliğini azaltmaktadır. çünkü makro iktisadi parametreler bakımından ciddi farklılıklar mevcuttur. her ülke farklı maliye politikaları uygulamaktadır. ortak maliye politikası kurumsallığı yoktur. demografik olarak dahi ciddi farklılıklar vardır. almanya Hollanda gibi ülkelerin yaş ortalaması yüksekken Slovakya gibi balkan ülkelerinde olsun bazı doğu Avrupa ülkelerinde olsun yaş ortalaması nispeten daha düşüktür. bu da tüketim ve talepte ciddi farklılıklar yaratmaktadır. avrupada daha çok dinsel anlamda bir homojenlik vardır ancak ekonomik ve demografik ve hatta iktisat alt yapıları ve üst kurumları bazında heterojen yapısallık vardır. bu yüzden ab ekonomisinin giderek yavaşlayıp resesyona girmesi kaçınılmazdır. abd nin de cari açık dış ticaret açığı bütçe açığı gibi sorunları bulunuuyor. abd nin özellikle 1980 sonrası çok uluslu işletmelerinin kendi pazarından çıkıp küreselleşme sevdasıyla çin ve g.d.asya ülkelerine gitmesi hem makro hem de mikro iktisadi bazda zayıflama yaşamasına neden olmuştur. zaten trump ın da temel amacı bu abd şirketlerinin yeniden iktisadi aktivasyonlarını yeniden abd pazarına kaydırmalarını sağlamaktır gerekirse devlet sopasını göstererek!. Japonya 1992 bankacılık sistemindeki sıkıntılarla beraber resesyona girmişti. bunu aşmak için defalarca devasa boyutta genişleyici maliye politikaları uygulamıştır. para politikasını genleştiren bank of japan arkasına hükümetlerin de maliye politikalarını destekleyici olarak almıştır. ancak gerek özel sektörün gerekse de hane halklarının güvenlerini kaybeden bankacılık sistemi üzerinden kredi tabanı hızla daralmıştır. zaten çok da güçlü olmayan tüketim kültü iyice zayıflamış ciddi bir tasarruf trendi doğmuştur. işsizlik artışını kamu merkezli fazla istihdamla düşük tutmayı başaran Japonya, ayını zamanda kamu merkezli büyümeye çalışmış ama bu sadece milli gelirinin 2,5 katına çıkan kamu borç stoku olarak kendisine dönmüştür. büyük bir kısır döngünün içine girmiştir Japonya ekonomisi. tabi bunda çinin büyük yükselişi ve yenin global piyasalarda fazla değerlenmesinin de etkileri vardır. rekabet gücünde azalmalar yaşamıştır Japonlar. hala da dış talebe bağlı büyümeye bağımlıdır. tasarruflarının yüksek olması iç borcunu çevirmesini kolaylaştırıyor tabi çok düşük faiz oranı da bunda etkindir. ama eğer ileride küresel çapta faizler artarsa ki bu risk yüksektir; japonyada kamu hızla irtifa kaybedip iflasa sürüklenebilir.

    YanıtlaSil
  11. çin ekonomisinin temel sorunları gölge bankacılık ve iç talebin hala zayıf olmasıdır. gölge bankacılık çinde finansal kaldıraçların fazla yükselmesine neden olarak kırılganlık yaratabilir. zira bu tip banka olmadığı halde banka gibi hareket eden kurumlar asimetrik bilgi paylaşımında bulunmazlar. ciddi bir sermaye stokunu heba ederek sistemik sıkıntı yaratabilirler. çin son yıllarda iç talebini canlandırıp büyüme tabanını genişletmek isteyerek doğru strateji uyguluyor kanaatimce. çünkü yaklaşan küresel deurgunlaşma dış ticaretinde ciddi daralma oluşturabilir ve bu yüzden de iç talep hacmini artırırsa büyüme ivmesinin fazla düşmesini engelleyebilir zaten iç piyasada ciddi bir tasarruf hacmi oluşmuştur. bu tasarruf hacminin biraz düşürülmesi ve tüketimde ve talepte mobilizasyonlaşması çini dünyadan pozitif fazda ayrıştırabilir. ama uzun yıllar düşük tüketim-yüksek üretim-yüksek tasarruflar denkleminde oluşturulmuş iktisadi yapısallığın dönüştürülmesi kolay olmayacaktır. tüketim kültü için çinin hala daha zamana ihtiyacı var diye düşünüyorum. ve kısacası küresel çapta ekonominin büyük yapısal sorunlarının bulunduğunu ve uzun zaman sonra bunda gelişmiş ekonomilerin de dahili olduğunu düşünüyorum. eskiden gelişmekte olan ülkelerde kısa aralıklarla krizler yaşanır ama gelişmiş ekonomiler çok daha sağlam yapısallığa sahip olduklarından müdahale eder ve ödemeler dengesini kurar ticaret dengelerini kurar ve sistemi tekrar işler hale getirirlerdi. fakat artık özellikle 2008 krizi bizlere göstermiştir ki; gelişmiş ekonomiler de artık gelişmekte olanlar kadar kırılganlaşmaktadır. zaten abd gibi bir ekonominin cari açık bütçe açığı gibi yani ikiz açık veriyor olması bile bunun güçlü göstergelerinden birisidir. ne dersiniz mahfi hocam yanılıyor muyum?. bu hususta düşünceniz nelerdir?. saygılar.

    YanıtlaSil
  12. Elinize ve emeğinize sağlık hocam. Uzun zamanıdır takip ediyorum. Sayenizde dünyayı ve ekonomiyi daha iyi anlamaya başladım. Teşekkürler.

    YanıtlaSil
  13. Beklentileri değiştirmenin tek yolu mevcut primitif yönetim zihniyetini, bu mümkün olmadığına göre de bu zihniyete sahip olanları değiştirmek...

    YanıtlaSil
  14. Ustun zekalilar okulu kapatildi ekonomik gerekcelerden oturu ve halkin da destegiyle(cunku halk iyi olan seyi istemez kotu olan ne varsa onu ister)bu husuda ne soyleceksiniz

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Doğru söze ne diyeyim.

      Sil
    2. :)
      Benim okul, cihan harplerinin bitiremediği Kuleli Askeri Lisesi'de sizlere ömür.

      Sil
    3. Kocaelinde birde bir baska yerde ustun zekalilar okulunu AKP kapatti.

      Sil
  15. Hocam sizi ve sizin gibi değerli ve en önemlisi objektif insanları ekranlarda görmek istiyoruz. Elinize sağlık, çok güzel bir yazı...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben ekrana çıkmamakta kararlıyım. Zaten ekran sahiplerinin bizi ekrana çıkartmak isteyeceklerini de sanmıyorum.

      Sil
    2. Hocamız, ekranlara çıkıyordu da kovdular.

      Bizim kendi jargonumuzda merkep dediğimiz kişiler vardır, bunlar, bazı siyasetçilerin dolaylı çantacılarıdır (kendi etraflarına attıkları caka ile güya devletin adamlarıdır). Neyse, Mahfi beyi kovan kanalın ismini şimdi unuttum, o kanalın sözde sahibi bir cemaatin çantacısıdır.

      Bu tarz ortamların emanetçileri(yazık, adamlara çantacı dedik, ortamlarda iş adamıyım diye gezip, banka hesaplarında yüzlerce milyon TL bulundururlar, ancak kuruşuna dokunamazlar) cemaat ve siyasetçi için uygun olan lafları eden insanları ekrana koyarlar.

      Sil
  16. Sayın Eğilmez, dünya ekonomilerinin geçirdiği krizlerin tarihsel gelişimi ve analizlerini anlaşılır bir şekilde yazmışsınız, teşekkürler. Her şeyde olduğu gibi ekonomide de olaylar bir birbirlerinden bağımsız ve ani olarak ortaya çıkmazlar. Ekonomik krizler de ön belirtiler verirler, hastalıklar gibi. Eğer doğru teşhis ve tedavi uygulanmaz ise hastalık ağırlaşır ve yoğun bakıma kadar gider.
    Ben Ülkemizdeki 2008 krizinde "Kriz bizi TEĞET geçti" diyerek yanlış beklenti yarattık. Bence bu büyük bir hataydı, öngörüsüzlüktü. Krizi hafife almak, başımızı kuma gömmek idi. Eğer o zaman ekonomik krizi ciddiye alıp, "Kriz bizi TEĞET geçti" demeyip "Krizin bizi daha az etkilemesi için ....... tedbirlerini alıyoruz" deseydik, başımızı kuma gömmeseydik, daha gerçekçi olurduk ve halkımızın canı biraz yansa da, gerekli tedbirlerin en azından bazılarını alabilirdik diye düşünüyorum. Maalesef İktidar sadece günü kurtarmak için "Kriz bizi TEĞET geçti" diyerek önemli fırsatları kaçırmış oldu diye düşünüyorum. Acaba yanılıyor muyum?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yanılmıyorsunuz. O zaman yapısal reformlara girseydik bugün bambaşka bir yerdeydik.

      Sil
  17. hocam beklentilerden kastınız anladığım kadarıyla davranışsal iktisada yani bir nevi nöroiktisat olgusuna giriyor. bu konuda etkili olunabilmesi için bence ekonomide çok daha şeffaf olunmalıdır. ne dersiniz hocam?. ama tabi ileriye dönük beklentiler daha da kötüleşebilir. zira pek çok parametreyle oynanıyor. gerçekler açıklanırsa şeffaflık olursa beklentileri manipüle etmek çok daha zorlaşır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Onlara ek olarak daha iyi bir yargı sistemi, daha iyi bir demokrasi daha yüksek özgürlükler daha bilim ağırlıklı eğitim.

      Sil
  18. Albayrak bu yılı pozitif büyümeyle kapatacağız demiş. eh nasıl ki bir sonraki ayın enflasyonunu tüike bildirip bunu ilan diyorsa bu yılı da pozitif büyüme göstermek adına tüike mesajını vermiş. sabit yatırımlar negatif en önemli motor sektörde daralma var utanmadan hala pozitif büyümeden bahsedilebiliyor. ya gerçekten artık ülkede hiçbir konuda ahlak ilke şeffaflık bırakılmadı. herşey ters yüz edildi. imkanım olsa şu adi toplumun içinde bir dakika bile durmayacağım. kahretsin ki imkanım yok. imkanlarımızı da iç ettiler!.

    YanıtlaSil
  19. TÜRKİYE'DE 'ÖZGÜRLÜK' VE 'DEMOKRASİ'NİN ÖNEMİ ANLAŞILMADIKÇA;

    EKONOMİK KRİZDEN ÇIKMA İMKÂNI YOKTUR!

    YanıtlaSil
  20. Sangay beslisine girmeli miyiz?
    Turkiye reisublikasi olarak

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şangay İşbirliği Örgütü bizi almıyor.

      Sil
    2. 5liye girmek için Natodan ayrılmak gerekir.
      Yetmez, ordu içinde Rusya'ya güven veren generallerin olması gerekir.

      Sil
  21. Mahfi bey, siz de "laf dinlemiyorsunuz" yahu!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet benim özelliğim laf dinlememektir doğru tespit.

      Sil
    2. Mahfi hoca, laf dinlemez, bilimi dinler ;-)

      Sil
  22. Fatih Kömürcüoğlu7 Kasım 2019 14:33

    Türkiye'deki krizin bir sebebi de 2002-2010 arası para bolluğu ile beraber talebin öne çekilmesidir. Hanehalkı borçlanarak harcamalarını öne çekti. Şimdi günlük rutin harcamaların yanında bir de geçmiş borçlar ödeniyor. Dış talep de zayıf olunca büyüme performansımız nüfus artış hızımıza kalıyor. Suriyeli mültecilerin bu anlamda ekonomik canlılığa kayda değer bir katkı sağladığı yadsınamaz bir gerçek. Her ne kadar TÜİK onların harcamalarını milli gelire dahil edip nüfustan saymasa bile.

    YanıtlaSil
  23. Yapıcı reformlar ile kalkınmak yerine milletin cebine ipotek koyarak büyümeyi düşünürsen böyle olur işte bu arada yazılarınız için teşekkürler emeğinize sağlık hocam

    YanıtlaSil
  24. Bu dediklerinizin yapilabilmesi saglikli zemin gerektirir, dolayisiyla ben imkansiz goruyorum.. bence aslinda siz de bunun farkindasiniz, reform yapabilmeleri imkansiz cunku..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız ama umutları diri tutmak gerek.

      Sil
    2. O da dogru, haklisiniz..

      Sil
  25. Ekonomik kriz mesele değil dünyadaki olumlu rüzgârı arkana alırsan seni de sürükler çıkarsın.

    Asıl toplumsal olarak bu psikolojik krizden nasıl çıkacağız?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu psikolojik krizden Türk insanı çıkamaz.

      Bu krizi Türk insanının başına örenler bu işlerin uzmanları.

      Ancak, Türk insanı yakın geçmişinde kendisi için çabalayan insanların hakkı için, kendi geleceği için, kendi iradesini çalan insanlara karşı olduğu iradesini birazcık olsa gösterebilirse, bu krizden çıkışı bilen insanları kendi içinde bulur, Türk insanına yol gösterebilecek insanlar çalışmak için motive olurlar.

      Şu anda kimse Türkiye'de bir şeyler yapmak istemiyor, kimsenin içinden gelmiyor, çoğu Türkiye'yi izlemeyi bile bıraktı, herkes kendi derdinde.

      Sil
    2. Hocam önce İstanbul, ardından Antalya da siyanürlü aile intiharı, ekonomik nedenler mi ağır bastı sizce? Ekonomik kriz psikolojk krize mi dönüştü?!

      Sil
  26. Karmaşık ekonomik konuları sizden daha yalın bir dille anlatan başka biri yok, tebrikler. Keşke sorumluluk almaya davet edilse iz ne geldiyse başımıza liyakatsızlıktan geldi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim.
      Yetki olmadan sorumluluk almanın hiçbir anlamı yok.

      Sil
  27. Hocam iki devletli cozum sizce nasil?
    müzakereler yoluyla hasım fırkalar olarak pazarlık edelim , halkça medenice boşanalım , insanca
    2 devlete ayrılalım. 1 - Osmanlı İslam Devleti. 2- Atatürkçü Demokratik Cumhuriyet Devleti. Hepimiz huzura ferahlığa kavuşuruz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ah kardesim daha muhafazakar kesim Osmanli duzeni ne demek bilmiyor, Cumhuriyet doneminde yasadiklari izdirabin cozumunu nostaljik bir Osmanliya donus gibi algiliyor, gercekten o duzene gecseler once kendileri yandim Allah diyecek, ama bunun farkinda degiller.. cunku sahi Osmanli gercekten neydi nasildi diye sormuyor ve okumuyorlar..hadi bir tuyo: SADECE İSLAMİ PERSPEKTIFTEN bakarak Prof.Halil İnalcik'in Devlet-i Aliyye'sini bir okusunlar, gercek bir mu'min sok gecirir!.. cok uzucudur ama gene de okumak lazim.. koskoca bir devlet bosuna cokmez, sadece bu bile sorgulamak icin yeterli.. ama hayallere siginmak kolay geliyor.. o yuzden de tekrar cokuyorlar, bizi de batiriyorlar:(

      Sil
    2. Sayın Adsız 7 Kasım 2019 20:49

      Ben 61 yaşındayım, babam Cumhuriyet ilanından önce doğmuştu, dedelerimden biri ben doğmadan önce ölmüş ama diğeri Cumhuriyet'in kuruluş dönemi ve sonrası da dahil olmak üzere bu ülkede oldukça uzun bir süre son derece muhafazakâr bir hayat yaşadı ve öldü. Babam da oldukça muhafazakâr bir insandı, Cumhuriyet döneminde 1 kez hacca bir kez umreye gitti, ömrü boyunca tüm dini vecibelerini yerine getirdi ve 20 yıl önce öldü.

      Bu girişten sonra şunu belirtmek isterim, hiçbirinden çoğunluğu Cumhuriyet döneminde geçen ömürleri boyunca muhafazakâr oldukları için herhangi bir ızdırap yaşadıkları ile ilgili tek kelime duymadım, ben de onlarla paylaştığım süreçte ızdırap içinde bir dönemlerine şahit olmadım. Herhalde siz bir takım ızdıraplar yaşamışsınız ya da en azından şahit olmuşsunuz ki böyle bir cümle kurma gereği duymuşsunuz. Bu örnekleri bizimle de paylaşırsanız seviniriz.

      Sil
    3. Girmesi güzel bir konu değil, aşırı politik bir konu, ancak Türk muhafazakarlarının! siyaseti etkileme ve dolayısı ile ekonomiyi ve ekonomik kurumları etkileme güçleri çok yüksek olduğu için girmek gerekiyor.

      Türk muhafazakarı dediğimizde, türk muhafazakarlarını yöneten insanlar ile yönetilen aziz ve necip türk insanını ayırmak gerekir. Türk muhafazakarını genellikle Osmanlıyı ve diğer tüm İslam devletlerini yıkan cemaat ruhu yönetir. Cemaat demek siyasal islam demektir. Bunlar türk insanının dini bilgisizliğini kullanıp, din adına Türk insanının kaynaklarını ve siyasi iradesini kullanırlar.

      Eğri oturup, doğru konuşursak, bu cemaat liderlerinin tamamı benim gibi ateisttir.

      Türk insanı ise, (okumadıkları için) inandıkları dinin, eski arap putperest inanış ve ritüellerinin tek tanrı inancında paketlenmiş hali olduğunu bilemezler. O sebeple cemaat liderlerine inanırlar.

      Cemaat liderleri de bu kitleyi, yönlendirir, diyanete nüfuzları ile şekillendirir, gerek liberal görünüşlü, gerek eğitimli görünüşlü satın alınmış entellektüeller ile yön verirler.
      Günün sonunda da devleti batırırlar.

      Cumhuriyeti kuranların tekke ve zaviyeleri kapatmalarının sebebi budur. Muhafazakar Türk insanı cemaate yol vermesin, cemaat devlete sızmasın, günün sonunda Devlet batmasın diyedir. (Benim karşı olduğum şekilde) cumhuriyeti kuranlar diyaneti de bu maksat ile kurmuşlardır (bence diyanet hiç kurulmamalı, din eğitimi milli mekteplerdeki temiz cumhuriyet öğretmenlerine bırakılmalıydı).

      Ezanın Türkçe okutulması da, Kuran'ın ilk kez Türkçeye çevrilmesi de bu sebepledir. Bizim muhafazakar millet dini okuyunca anlasın, cemaatlere prim verecek muhafazakarlar ortaya çıkmasın diyedir.

      Eğer, (isimlerini vermeyim) cemaat liderlerinin Atatürk hakkında konuşmalarını dinlerseniz, etmedikleri hakaret yoktur, sebebi, cemaatlerin menfaatlerini ortadan kaldırmasıdır. Türkiye deki cemaat liderleri yine Atamızın ismini anmadan, satır arasında hakaret ederler, ancak bunları AB de yaşayan ayakları ve liderleri her türlü hakareti açıkça söylerler.

      Günümüzde türk ekonomisinin kaynakları dolaylı olarak bu yapılara aktarıldığı için, ekonomi bloğunda bunları yazmaktan çekinmiyorum.

      Bu cemaatlerin menfaatlerine azıcık dokununca, Fetö örneğindeki gibi, hemen darbe dahil her şeyi yaparlar. Şimdi Fetö den daha tehlikeli şekilde devlete girdiler. Yukarda yazmıştım, sayıları diyanet hariç, 250 bin ile 320 bin kişidir devlet içinde.

      Sizlerin parası ile beslenirler, para alamazlar ise işleri aksatmak ile tehdit ederler.

      Biz bunlar ile Osmanlı döneminde baş edemedik, Abbasi ve Emeviler (özellikle Emeviler) de baş edemedi. Memlüklülerin yıkımına sebep oldular. Orta doğu daki tüm milletlerin kaynaklarının batı dünyasına aktarılmasını sağladılar. Çin Uygur bölgesinde ise Uygur halkının iradesini ellerinden alıp, paraları bitince de Çinlilerin sömürgesi haline geldiler. Afganistanı yazmak bile istemiyorum, nükleer sahibi 200 milyonluk Pakistan'ı cüce haline getirdiler.

      Türkiye de nasibini alacaktır, çünkü biz Cumhuriyeti kurarken, kurucu kadrolar tüm yetki ve güç ile, yeniden kurulan devlette başarmışlardı. Öyle bir ortamda mücadele mümkündür. Ancak, günümüz reel politik alanında, CHP den bile bir adayın, cemaatlerin onayı olmadan iş yapması mümkün değildir.

      Benim şahsi görüşüm, Tayyip Bey, (her ne kadar onun döneminde cemaatler devlete daha hızlı girmiş ise de, öncesinde kapıyı açan siyasetçiler vardır), bu cemaatleri bir şekilde kullanabilme yeteneğine sahip (iyi bir şey diye yazmıyorum bunu), ancak, Tayyip Beyden sonraki başkan nasıl olur bilemeyiz, benim gibi insanlar bu konuda Tayyip bey den değil, bi sonraki başkan dan çok korkmaktadır.

      Sil
    4. Tarikat-cemaatlerle ilgili güzel tespitler yapmışsınız Şahabettin bey, teşekkürler. Ben bir konuda sizin gibi düşünmüyorum, bence bu konuya sürekli girmeli, detayları ile her yerde yazmalı, bunlar ifşa edilmelidir. Burasının uygun bir ortam olup olmadığını ise bilemiyorum, sonuçta Mahfi Hoca'nın kendisine yazılar yazdığı bir blog, içeriğine müdahale hakkımız olmadığı için biz göndeririz, o uygun görürse yayınlar, uygun bulmazsa kendisi okur, içinde bilmediği bir şey görürse de bir yerlere not eder. Zaten bilgi paylaşımının amacı bu değil mi?

      Yazınızda bir noktayı açmak isterim: Emeviler konusu. Emeviler, günümüz islâm pratiğinin kurucularıdır. Bu konuda İslâm peygamberinden kat be kat etkili olmuşlardır. Kur'an, bir Emevi olan halife Osman döneminde derlenip son halini almıştır. Tüm hadisler Emeviler döneminde toplanıp derlenmiştir. İbn İshak-İbn Hişam gibi öncül İslâm tarihçileri Emeviler döneminde eserlerini vermişlerdir v.s. Emevilerle ilgili islâm dışı (özellikle Hıristiyan) kaynaklara baktığınızda onlardan genel bir övgüyle bahsedildiğini görürsünüz. Halbuki gerçekte nasıl kıyıcı bir devlet oldukları, kendi kontrolleri altındaki bölgelerdeki halklara nasıl zulüm yaptıkları, varlıklarını nasıl sadece cihat ve ganimet üzerine kurdukları açıktır. Bir örnek vermek gerekirse, cizye ödememek için islâma geçenlerin sayısı artınca "haraç" vergisi koymuşlardır mesela :) Haraç denince haksız yere insanlardan toplanan para anlaşılır ama onun islâmi bir vergi türü olduğunu pek kimse bilmez. Bugün de siyasal islâmcı hareketler yönetimde aynen Emevileri örnek alırlar, Yaşanan çağa biraz da olsa uydurulmuş haliyle tabi ki.

      Bir önemli konu da İhvan hareketi, ya da bilinen adıyla "müslüman kardeşler" örgütüdür. Bu örgüt sıradan bir siyasal islâmcı örgüt olarak bilinir ve ılımlı bir hareketken radikalleştiğinden şikâyet edilir ama 1928 yılında Hasan El Benna'ya İngilizler tarafından kurdurulan bu örgütün temel kuruluş amacı; Atatürk devrimlerinin ortadoğu'nun diğer ülkelerine yayılmasını engellemek, mümkünse Türkiye'de de bunları yok etmek ya da yozlaştırmaktır. Bugün de tüm gayretleri bu ana hedefleri doğrultusunda devam etmektedir.

      Bunları yazmamın nedeni, günümüz muhafazakârlarının neyi muhafaza etmeye çalıştıklarını öğrenmelerini sağlamaya az da olsa katkıda bulunabilmek. Ben -sizden biraz daha farklı olarak- bir sonraki "başkan" konusunda iyimserim. 1919-2019 Tez-Antitez döneminin kapandığını düşünüyorum. Bu zihniyetin Türkiye'de iktidara gelmesi gerekiyordu ve geldi. Bundan sonrası ise sentez doğrultusunda gelişeceğinden muhtemelen yakın gelecekte ülkenin başında bir "başkan" değil "Cumhurbaşkanı" bulunacak...

      Sil
    5. Selam Mahdut bey,
      Size ek olarak şunu diyebilirim ki Emeviler, sadece Kuran değil, İncil içinde ciddi çalışmalar yaptılar.

      Türkiye deki cemaatler, finans kaynaklarını korumak için AB ve bazı batı ülkelerini üs yaptılar, tabi oradan da destek aldılar.

      Benim bildiğim bir şahıs, Türkiye de Yunus Emre ismini kullanırdı, bu yakalandı sonra kaçtı! Adam Vatikan'da üst düzey yönetici, iki alanda yüksek lisansı var biri Cambridge Üniversitesinden Matematik alanında, bilim felsefesi alanında doktora sahibi. Sözde müslüman olup, beş parasız Türkiye'ye gelmiş. 3 dili anadili gibi konuşur, kırık bir Türkçesi vardı ama kelimelere ve islam dini literatürünü yüksek islam enstitüsü mezunu seviyesinde bilirdi. Önce Kayseri Konya bölgesinde Süleymancıların içinde tutundu, bir Türk hanım ile evlendi. Sonra Fetö içine girdi, Fetö de epey aktif olmuştu. Tohumlarını attı, 98-99 gibi yakalandı, sonra kaçırdılar adamı yurtdışına. Bunun babası İngiliz kraliçesinin eski güvenlikçilerinden çıktı.

      Rusya da en az 3 köy bilirim, İslamın bir kaç mezhebine göre ajan yetiştirir ki bu adamların Türkiye ayakları Diyanet içindedir. Ruslar onlar sayesinde Türkiyede rahat hareket ederler.

      Benim gibi ateist yetişen adamların muhafazakarlığı, muhafazakarlar gibi anlaması imkansızdır, bize göre güç devşirmede kullanılacak bir araçtır muhafazakarlık, o kadar.

      Sil
  28. Sayın Hocam, Yazı mükemmel. Özetle Liyakat bu ülkeyi son yıllarda değil, çok çok önceden terketmişti.Siz deyin 50 yıl ben deyim 60 yıl.

    YanıtlaSil
  29. Hocam,
    Okur kitlenizi analiz ediyor musunuz?
    Mesala benim gördüğüm;
    1-büyük kısmı bilgiye aç, daha doğrusu objektif ve güvenilir analiz okumaya aç. Çok katılımcı değiller.
    2-bir kısmı da paylaştığınız bilginin ötesinde meraklı, bunu da sorularına üşenmeden verdiğiniz cevaplarda karşılıyor.
    3-aktif paylaşımcı bir kesimde var ki onlardan hem siz hem de diğer okurlar faydalanıyor.
    4- dezenformasyoncular var, bazen bunları anlama çabasına giriyorum. Gercekten ilgimi çekiyorlar. Bazılarını çözdüm de bazılarını da anlamaya sosyolog olmak gerek.

    Siz ne dersiniz? Bunca yılda bir okuyucu/takipçi profiliniz hakkında görüşünüz nedir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Güzel bir analiz. Ben de aşağı yukarı aynı sonuçlara varıyorum. Ve ilk üç gruptakiler çok fazla ağırlıklı olduğundan 4. gruptakileri görmezden geliyorum.

      Sil
  30. hocam 1929 buhranında neden maliye politikası daha etkili oldu kısaca açıklayabilir misiniz

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Selam,

      Maliye politikası öncesinde para politikaları denendi, bankaların kredi vermeleri istendi, ithalat gümrük vergileri artırıldı vs pek çok kolay görünen işlem yapıldı. Para sahiplerinin hiç birisi bu yasalara uygun şekilde piyasalara para aktarmak istemedi.

      Devlet dışı piyasa sistemi içinde sonuç alınamayınca mecburen, devlet ve hükümet elini taşın altına koyup, gerçek güvenceyi vermek yoluna gitti.

      Sil
    2. 1929 YILI YANİ O KONJONKTÜRDE EKONOMİDE KAMU PAYININ YÜKSEK OLMASI HENÜZ BUGÜNKÜ KADAR LİBERALLEŞME OLMAMASI NEDENİYLE ÖZEL SEKTÖR TABANI DAHA DARDI. O YÜZDEN KAMUNUN MALİYE POLİTİKALARI ETKİN OLMUŞTUR. BİR DE TABİ O DÖNEM KAPİTALİZMİN TAŞIYICI KOLONU OLAN ORTA DİREK DEDİĞİMİZ İKTİSAT TABANI VARDI VE MALİYE POLİTİKALARI ETKİLİ OLDU.DEVLETİN ELİNDE ÜRETİM ARAÇLARI VARSA BUNLARA YATIRIMLARI ARTIRIP HEM ÜRETİMİ HEM İSTİHDAMI ARTIRARAK İKTİSADİ AKTİ,VASYONLARI YÜKSELTİR VE ÇARKLAR DÖNMEYE BAŞLAR. KALDI Kİ YÜCE ATATÜRK DE 1930 VE SONRASINDA DEVLETÇİLİK AĞIRLIKLI İKTİSADİ YAKLAŞIMLARDA BULUNMUŞTUR. ANCAK İÇİNDE BULUNDUĞUMUZ KONJONKTÜRDE ARTIK MALİYE POLİTİKALARINI BİLHASSA BİZİM GİBİ AŞIRI ÖZELLEŞTİRMEYE GİDEREK DEVLETİ EKONOMİDEN SOYUTLAMIŞ ÜLKELERDE MALİYE POLİTİKALARINI İŞE YARAMASI ZORLAŞMIŞTIR. ÇÜNKÜ ÖZEL SEKTÖR VE HANE HALKLARINA BAĞIMLILIK ÇOK YÜKSELMİŞTİR. TÜRKİYE GEÇMİŞ YILLARDA KAMU AĞIRLIKLI BÜYÜMELER YAŞADI. YÜKSEK İSTİHDAM SAĞLADI. ARTIK İSTİHDAM DOSTU OLMAYAN BÜYÜME YAPISI ORTAYA ÇIKTI ÇÜNKÜ ÇOK FAZLA VE GEREKSİZ ÖZELLEŞTİRMELERLE EKONOMİDE CİDDİ TIKANIKLIK VE HAREKET EDEBİLME SINIRI YARATTILAR.

      Sil
  31. Güzel yazı, güzel yorumlar, doğru duruş.
    İlaç gibi geliyor.
    Teşekkürler.

    YanıtlaSil
  32. Kerem İNANIR8 Kasım 2019 09:07

    Hocam ellerinize sağlık, özellikle son paragraf resmen hislerimizi tercüman olmuş, sevgiler :)

    YanıtlaSil
  33. Fatih Kömürcüoğlu8 Kasım 2019 10:50

    İktidar krizden çıkışın yolunu bulmuş. Aşağıdaki yasal düzenlemeyi yapacaklarmış. Ekonomi ile ilgili yorum yapsak bir de üstüne dolar veya altından bir miktar para kazansak bütçeye ufak bir katkı da Hocamızdan ve bizlerden alacaklar anlaşılan. KRİZ FALAN YOK NEREDEN ÇIKARIYORSUNUZ. THERE IS NO SPOON.

    “ekonominin genel yapısı, milli para, finansal göstergelere ilişkin olarak, bunların fiyat, değer veya seviyeleri üzerinde önemli ölçüde etki doğurabilecek yalan, yanlış ve yanıltıcı bilgi veren, söylenti çıkaran, bu suretle menfaat elde edenlerin, 6 aydan iki yıla kadar hapis ve 5 bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılması”

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gerçek mi?

      Sil
    2. Adamlar yasa koymayı bile bilmiyor.

      1. Ekonominin genel yapısı, milli para, finansal göstergelere ilişkin olarak, bunların fiyat, değer veya seviyeleri üzerinde önemli ölçüde etki doğurabilecek yalan, yanlış ve yanıltıcı bilgi veren, söylenti çıkaran...


      bu tanıma uyan bir yorumcu ya da uzman yeryüzüne daha gelmedi.

      2. bu suretle menfaat elde edenlerin,

      Türkiye deki hiç bir ekonomisti ve piyasa uzmanını kapsamıyor.

      Bu yasa olsa olsa kendi hisse senetlerinin fiyatlarını değiştirmek isteyen insider ların yanlış bilgi vermesi ile oluşur, onun yasası var zaten, onlar da yerli paranın değerini değiştirebilecek bir nefes gücüne sahip değiller.

      Sil
    3. Bu yasa niye çıkmış anlamadım,
      yasa kapsamına kimse giremiyor.

      Bu yasa bahanesi ile çok davalar açılabilir, hepsi hakimden döner.

      Asaf Savaş hoca bir kere bize "Konuşarak kriz çıksaydı, biz zamanında çok konuştuk, konuşmak ile çıkmıyor" demişti.

      TL nin değerini söz ile önemli ölçüde değiştirebilecek ekonomist daha doğmadı, ki üstüne üstlük menfaat elde etmesi lazım bundan ki böyle bir uzman Türkiye'de yok.

      Damat bu tanıma tek uyan kişi görebildiğim kadarı ile, eğer reiz damatı içeri almak istiyorsa bilemem, yasa çıkınca öğreniriz.

      Sil
    4. Bazen yasalar sadece eleştirileri durdurmak amacıyla çıkarılır. Bu gelişmiş toplumlarda olmaz ama az gelişmişlerde sıklıkla olur. Özellikle eleştiriden ders çıkarmak yerine korku söz konusuysa bu yola gidilir.

      Sil
  34. Merhaba hocam. Sizin senaryonuza göre, krizden çıkmak için yapılacak bir çok iş var. Ama sadece para politikası ile krizi engellemeye çalışıyorlar. Bu durumun suçlusu da siyasal iktidarlar. Bu senaryo aklıma yatmıyor. Bir metaforla anlatmak gerekirse üstümüze son hızla bir tren geliyor. Sola ya sağa kaçıp kurtulmak mümkünken, ileri doğru koşup trenden kurtulmaya çalışıyoruz. Benim aklıma yatan diğer senaryo ise. Kapitale (para ile yapılan) dayalı üretim biçimi kapitalizm yerini bilgiye dayalı üretim biçimine bıraktığı için. Yani yeni bir üretim biçimine geçtiğimiz için kapitalizmin çöküş krizine çözüm bulamıyorlar. Feodal üretim biçiminden , Kapitale dayalı üretim biçimine geçerken. Feodalitenin çözüm bulamadığı gibi. Ya da başka bir örnekle. Toplam 1000 işçinin yükleme nakliye bölümünde çalıştığı 5 ayrı mobilya fabrikasından birisi yükleme için üretilen forklift aracı alıyor. Fabrikada çalışan 200 işçiden 160 'ı nı işten çıkarıyor. Maliyetleri düştüğü için ürünlerini daha ucuz satmaya başlıyor. Diğer fabrikalar da bunu görünce forklift almaya karar veriyor. İşçilerin içine düştükleri kriz, kapitalizmin krizine benziyor. İşlerini kaybetmemek için üretecekleri hiç bir çözümün işe yaramayacağını görebiliyoruz. Geri benim metafora dönersek. Tren çok dar bir tünelde üstümüze geldiği için, sağa sola kaçamıyoruz. Var gücümüzle ileri doğru (para politikası) koşuyoruz. Şimdi benim komplo teorime göre. Kapitalist sistemde gücü elinde tutanlar sistemin yıkılacağını görüyorlar. Gelen yeni sistemde de gücün kendilerinde kalması için yapmaları gerek işler için zaman kazanmaları gerekiyor. Bunun için kapitalizmi trenin önünde var gücüyle koşturuyorlar. Bence para politikası dışında hiçbir çözüm aranmamasının nedeni bu. Ya da özellikle kriz çıkartmak ve sistemi çökertmek istiyorlar, ama bu hiç mantıklı değil.

    YanıtlaSil
  35. Hocam tekrar yazıyorum siz Maliye bakanı olsaydınız ülkenin ekonomisini nasıl yönetirdiniz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de tekrar yanıtlıyorum: Bugün yönetim koşulları çerçevesinde benim maliye bakanı olmam mümkün değil velev ki olsaydım ülke ekonomisini yönetme yetkisi verilmeyeceği için yönetemezdim.

      Sil
    2. Güvercin8 Kasım 2019 20:01
      Ulkedeki mevcut kosullar Mahfi beyin ustesinden gelemecegi kadar cercefilli ve buyuk. Sorun Mahfi beyin Maliye/ekonomi/hazine artk ekonomiyle ilgili hangi bakanliksa bakan olmasi ile ilgili degil.
      Sorun sistemsizlik sorunu sorun yapinin bozuk olmasi hatta durduk yerde bozukluk cikarmasi sorunu.
      Zaten Mahfi beyde surekli bu husu uzerinde duruyor.

      Sil
    3. Hocanın ekonomiyi yönetmesi için başkan olması lazım.

      Sil
    4. O da mümkün değil çünkü ben başkanlık rejimine karşıyım.

      Sil
  36. Hocam emeğinize sağlık yine çok güzel bir yazı olmuş. Velev ki bugün dediklerinizi uygulamaya başladılar, beklentilerdeki olumlu yönde değişim şu anki durumda epeyce bir zaman alacağa benziyor. Zira insanların güven kaybı bu sefer devletten çok ekonominin politika yapıcılarına ve uygulayıcılara karşı oldu, günlük yaşamda bile bir kişi güvenimizi kaybederse kazanması bir hayli güç oluyor. Benim şahsi kanaatimdir, sizin dediklerinize ek olarak ekonomi kadrosu da baştan aşağı değişmek durumunda. Aksi halde bu beklentileri olumlu hale getirmek bir hayli zor olacağa benziyor.

    YanıtlaSil
  37. Hocam kitap fuarına saat kaçta geleceksiniz? Programımı size göre yapacağım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 15.15'de Marmara Salonunda söyleşim var. Orada olacağım. Öncesinde erken gelebilirsem Remzi Kitabevi standında olacağım. Sonrasında da imza salonunda imza var.

      Sil
  38. Kriz başlamadı daha global kriz 2020 de ve durduramayacaklar.

    YanıtlaSil
  39. Hocam her kriz bir fırsat doğurur mu kriz ülkemizin ders çıkaracağı fırsat olabilir mi sizin düşüncenizi merak ediyorum. Şimdiden teşekkür ederim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Her kriz bazılarını batırır ama bazılarına fırsat yaratır. Eğer bayanlar arasında değilseniz fırsat yakalayabilirsiniz.

      Sil
    2. Bayanlar arasında değilseniz derken hocam bu cümleden nasıl çıkarım yapmalıyım bu konuyla alakalı araştırmalar yapıyorum.

      Sil
    3. Batanlar yerine yanlışlıkla bayanlar yazmışım. Klavyede iki harf yan yana olunca yanlışlık olmuş. Doğrusu şöyle olacak:
      "Her kriz bazılarını batırır ama bazılarına fırsat yaratır. Eğer batanlar arasında değilseniz fırsat yakalayabilirsiniz."

      Sil
    4. 20.24 bu düzeltmeden sizin Q klavye kullandığınız ortaya çıkıyor (Sherlock'a selam :))

      Sil
    5. Çok teşekkür ederim zaman ayırdığınız için hocam

      Sil
  40. Hocam Marmara Üniversitesi iktisat 2. Sınıf öğrencisiyim diğer iibf mezunlarından ayrılmak için işletme ile çap yapmayı düşünüyorum öneririr misiniz?

    YanıtlaSil
  41. Merhaba hocam,
    Biraz uzun yazacağım ama lütfen 10 dk zaman ayırın. Değerlendirmeniz benim için kıymetli!

    Ben bir bankasının mali tahlil bölümünde çalışıyorum. İşim gereği hemen her gün farklı şirketlerin bilançolarını inceliyor ve analizini yapıyorum. Bu şirketlerin ağırlığı da yıllık cirosu asgari 100 milyon TL olan şirketler. Ancak ne var ki yöneticiler genellikle şirketi kuran aileler ve şirketlerde karar alma yetkisine sahip profesyonel finans-muhasebe yöneticileri yok.

    İncelediğim hemen her şirketin temel sorunu yüksek kaldıraçla ticaret yapılması. Ülkede likiditenin bol olduğu dönemde bankalar, aralarındaki rekabet sebebiyle firmalara kredi vermek için sıraya giriyor. Firmalar ise Türkiye’nin tasarruf yetersizliği çeken bir ülke olduğunu ve bu likidite bolluğunun geçici olduğunu göz ardı ederek, yüksek büyüme ve pazar payını artırma amacıyla mali borçlarını artırıyorlar. Ardından finansman giderleri artıyor ve karlılık düşüyor. Kar düştüğü için özkaynak gelişimi, aktif hacmindeki gelişim karşısında yetersiz kalıyor ve bilanço üzerindeki borç yükü giderek artarak kısır döngüye giriyor. Nihayet likidite bolluğunun sonuna gelindiğinde, firmalar işletme sermayesi finansmanını sağlamak için bankalardan yeterli fonu bulamıyor ve ödemelerini gerçekleştiremiyor. Zaten bir bankanın bir firma limitini kısması veya kapatması, diğer bankalar tarafından da fark edildiği için hepsini aynı hamleyi yapmaya itiyor ve firmanın ipi çekilmiş oluyor. Yüksek cirolu bir firma batınca beraberinde ticaret yaptığı birçok şirketi de zora sokuyor ve zincirleme şekilde diğer şirketler de batıyor.

    Bu sebeple ben krizlerin ortaya çıkış sebebinin mikro (firma) bazlı olduğunu ve sorunların da genel makro ekonomik politikalardan ziyade mikro temelli adımlarla daha köklü şekilde çözülebileceğine inanıyorum. Şöyle ki hükümetler, şirketlerin büyüme hedeflerini ülkenin büyüme hedefi ile uyumlu tutmalı ve finansal oranları her yıl vergi daireleri tarafından denetlenmelidir. Misal sektörlere göre likidite, finansman ve karlılık hedef rasyoları verilmeli ve bu hedefi tutturamayanlara caydırıcı vergi cezaları verilmelidir. Bu yöntemle muhakkak şirketlerin büyüme hızları düşecektir ancak nihayetinde karşımızda mali yapısı güçlü bir iş dünyası olur.

    Bugüne kadar ABD ve AB’de faaliyet gösteren çok sayıda şirketin de bilançosunu inceleme şansı buldum ve daha uygun kredi koşullarına sahip olmalarına rağmen hemen hepsinin yüksek özkaynak oranları ile faaliyet gösterdiğini ve temkinli şekilde ticaret yaptıklarına şahit oldum.

    Sonuç olarak bizi batıran şeyin hırs olduğunu düşünüyorum. Döviz faizleri TL’ye göre düşük olduğu için gereksiz yere döviz borçlanan ve hiç alakası olmadığı halde kolay yoldan parayı bulmak için inşaat sektörüne atılan yılların sanayicilerinden hiç bahsetmiyorum bile 

    Uzun yazdığım için özür diliyorum. İyi çalışmalar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Adsız 02.49 değerlendirmeniz çok kıymetli.Bende yakın zamanda bir aile şirketinde çalışyordum. Şirket sahibi olan karar alıcılar, göze hoş gelen farazi büyüme planlarını dikkate aslında alıyorlar. Sonuç borcu nasıl azaltıp bir daha kredi çekerime dönüyor.

      Sil
    2. Benim düşüncem şu şekildedir; öncelikle güzel analiz için teşekkür ederim. Örneğin öngörülemeyen bir kriz oldu (aslında birileri öngörmüştür de toplumun geneli öngöremedi diyelim) baya bir firma rasyoları(oranları) tutturamadı diyelim. Hükümet ya da vergi daireleri cezaları kesmeye başladı diyelim, çok sesler çıkacak hem krizdeyiz üzerine vergi cezası ödüyoruz diyecekler. Hükümet eli mahkum af getirecek. Aflar çıkacak sürekli imar barışında diğer vergi borçlarında olduğu gibi. Çıkarmazsa eğer, büyük bir adım atmış olacak. Ama çok zor.

      Demem o ki, fikir teorik olarak çok güzel olmakla birlikte ülkemizde pratikte çok kolay uygulanacak değildir.

      Ülkemizde yasalar bireylere, kurumlara göre değişmektedir. Denetleme sıkıntısı vardır. En güzel yasaları dahi getirseniz (en güzel yasa ne demek onu da bilmiyorum) uygulanmadıkça pratik bir faydası olmayacaktır.

      Bugün 10 Kasım. Atatürk eleştirilir, tartışılır. Ama getirdiği tepeden inme yeniliklerle çok büyük işler yaptığı çok açıktır.
      Bugün çok basit bir reformu uygulamak bile çok kolay değildir.Yukarıda bazı nedenlerini anlatmaya çalıştım. O, o koşullarda çok fazla reformla o kadar hızlı yol almış ki insan gerçekten hayret ediyor. Haa olumsuz yanları var mıdır , vardır. Ama yaptıkları o kadar büyüktür ki.

      Sil
    3. Paylaşımlar için teşekkürler

      Sil
    4. Bilmeniz gerekiyordu...o nedenle yazdım.D.Cün.Yıllardır benim peşimde, evimin önüne bir kaç defa geldi, görüşmedim,konuşmadım, kendisini hiç sevmediğimi defalarca sayfamda yazdım...Ruh hastası, ahlaksız , sapık...Beni nerden, nasıl tanıdığını bile bilmiyorum...Beni Allah koruyor, böyle pslik insanlardan...sizde dikkat edin, benim yüzümden zarar görmenizi istemem.Sözlerimle sizi çok kırdığımın farkındayım...Kriz çok büyüktü ,sağlığımı bozacak kadar.

      Sil
    5. Merhaba, dün gece 02.40'da yazıyı paylaşan kişi olarak, yorumlayan arkadaşlara çok teşekkür ederim. Hükümetlerin popülist politikalar sebebiyle vergi affı çıkarabileceği konusunda hakkınız var. Burası Türkiye, büyük ihtimalle dediğiniz olur. Ancak önerdiğim sistem krize girmemek için atılması gereken bir adım. Özkaynağı yüksek firmalar, arz-talep şokları karşısında kolayca yıkılmazlar. Aşırı likit şekilde şirket yönetmenin de düşük karlılığa sebep olduğunun farkındayım. Ancak yüksek likidite yalnızca firmanın karlılığını etkilerken, yüksek kaldıraç zincirleme şekilde tüm toplumu etkiliyor.

      Bahsetmek istediğim bir diğer husus da şu. Bugün ülkede tüm iş adamları “ticaret ve sanayi odaları” adı altında örgütlenebiliyor ve hükümet üzerinde baskı grubu oluşturabiliyor. Ne var ki çiftçimiz yalnız kalmış durumda. Kooperatiften söz açılınca hemen insanlarda “komünizm” korkusu uyanıyor. Bence alakası yok. Çiftçiler için üretim kooperatifleri oluşturulması ve tarımsal üretimin devlet denetiminde olması, ülkeyi bir yandan tarımsal arz şoku riskinden koruyacak, diğer yandan ise çiftçileri kalkındıracağı için köyden kente göçü azaltma, genç işsizlerin çiftçiliğe yönelmesi vb. zincirleme şekilde birçok sosyal faydayı da beraberinde getirecektir. Ayrıca enflasyona ve işsizliğe ciddi olumlu katkı sağlayacağını düşünüyorum.

      Elbette söylediklerimin uygulanması zor, farkındayım. Hayalperestçe görünebilir. Ancak hayal kurmadan, fikir üretmeden ve popülist politikalardan vazgeçmeden, hali hazırdaki para ve maliye politikaları ile bugünden bir adım öteye gidebileceğimizi düşünmüyorum. Bize gerçekten reform gerek. Çok konuştuğumun farkındayım. Ancak bu ülkeyi seven sade bir vatandaş olarak en azından fikir üretmeye çalışmanın da boynumuzun borcu olduğunu düşünüyorum.

      Sil
  42. Hocam ülkemizdeki kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının bütçeleri , kamu kesimi dediğimiz kısmın içerisinde mi yer almaktadır? Eğer öyleyse hangi başlık altında yer almaktadır. Çözümü internetten bulamadım.

    YanıtlaSil
  43. Mahfi bey, komiklik olsun diye sormuyorum.

    Duymuşsunuzdur, "ekonomik kriz" ve benzeri ifadeleri de içerecek beyanlarda bulunan kimselere hapis, para cezası gibi yaptırımlar uygulanacağı iddiası ortaya atıldı. Kanun tasarısı üzerinde çalışıldığı iddiası bile dolaşıyor.

    Sizce, böyle bir kanun çıkar mı?

    Eğer çıkarsa, siz, ne yapmayı düşünüyorsunuz? Altınbaş Üniversitesi'ndeki konuşma programlarınızı iptal mi edeceksiniz? Yurt genelinde yaptığınız konuşma turlarınızı artık sonlandıracak mısınız?

    Yoksa, kanunu hiçe sayarak, bildiğiniz yolda ilerlemeye devam mı edeceksiniz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben yaşadıkça birçok şeyi görmezden gelmeyi öğrendim. Aksi taktirde bu ülkenin saçmalıkları insanı bunalıma sürükler.

      Sil
  44. Beklentiler derken Sayın Ali Babacan bey kadro hareketi olmayı amaçladıklarını ifade ediyor. Bu çerçevede hem fikirlerine değer verilen bir ekonomist hemde eski Hazine Müsteşarı olmanız sebebiyle sizinle bir temas kuruldumu acaba (çok özel bir soru ise cevaplamak sizin takdirinizdir)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu sorunuzla ilgili olarak bir kez daha vurgulamam gerekir: Benimle temas kuran ve siyasette görev almamı önerenlere (hangi görüşte olursa olsun) hiçbir şekilde siyasete girmeyeceğimi aynı netlik ve açıklıkla söylüyorum.

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...