14 Haziran 2020 Pazar

Devlet Adamı Deyince

Ziya Müezzinoğlu’nun vefatı haberini duyduğumda içimden bir şeyin koptuğunu hissettim.

1919 yılında Kayseri’de doğmuş, 1942 yılında Siyasal Bilgiler Okulu’ndan mezun olduktan sonra 1943 yılında Maliye Teftiş Kurulu’na girmiş, 1946 yılında Maliye Müfettişi olmuş, 1959-1960 yılları arasında  Hazine Genel Müdürlüğü,  1961 yılında Kurucu Meclis Üyeliği, 1962-1964 yılları arasında Devlet Plânlama Teşkilâtı Müsteşarlığı,  1964-1967 yılları arasında Bonn Büyükelçiliği görevlerinde bulunmuş, 1967’de ortak pazar nezdinde Büyükelçi unvanıyla Daimî Temsilciliğe getirilmiş, 22 Mayıs 1972 tarihinde Ferit Melen’in başbakanlığında kurulan partiler üstü hükümette Maliye Bakanlığı’na atanmıştı. Ben, yarışma sınavını kazanarak Ekim 1972’de Maliye Müfettiş Muavini olarak atandığımda Ziya Bey Maliye Bakanıydı. O zaman bize çok uzak görünürdü. Son derecede sert ve titiz bir kişiliği olduğunu, çok zor beğenen, kılı kırk yaran bir yönetici olduğunu duyardık. Genellikle çekinirdi bakanlıktaki yöneticiler Ziya Bey’den. Yanına çağırdığında sorduğu soruları yanıtlayamazlarsa sinirlenirmiş. Öyle duyardık. Yaklaşık 7 ay sonra bu kez Naim Talu başbakanlığında göreve gelen hükümetle birlikte görevinden ayrıldı. Sonrasında siyasete atılan Ziya Bey, 1975 yılında CHP’den Kayseri Senatörü olarak TBMM’ye girdi ve 1978 yılında bu kez Bülent Ecevit’in başbakanlığındaki hükümette Maliye Bakanı olarak görev aldı.

O dönemde tasarruf önlemleri uyguluyordu Türkiye. Kamu harcamaları mümkün olduğunca kısılmaya ve bütçe açığı denetlenmeye çalışılıyordu. Herkese örnek olması için de en sıkı biçimde başbakanlık ve maliye bakanlığında uygulanıyordu önlemler. O zaman Ulus’ta olan bakanlık binasına gelirken bazı sabahlar Ziya Bey de makam arabasıyla gelirdi. Mercedes marka makam arabasını sattırmış, siyah bir Renault 12’ye binmeye başlamıştı. Bunun ne kadar önemli bir sembol olduğunu sonraları anladım.

1978 yılında Balıkesir ve ilçelerinde teftiş turnesine gitmiştim. O sıralarda adıma gönderilmiş, üzeri mühürlü bir sarı zarf  geldi. Bakanlık makamına Gönen Vergi Dairesi Müdürü hakkında bir ihbar mektubu gelmiş, Ziya Bey teftiş kuruluna yazarak yollamış, başkanlık da Balıkesir’de bulunduğum için bana göndermişti. Ziya bey ihbar mektubunu teftiş kuruluna yollarken mektubun üzerine “Teftiş Kurulu Başkanlığı’na, Bu mektupta yer alan konuların bir maliye müfettişi tarafından tetkik ve tahkik edilerek gereğinin yapılmasını rica ederim” diye yazmış ve imzalamıştı. İhbar mektubunda imzası olan kişiler müdürün kendilerine haksız yere vergi çıkardığını ve ceza uyguladığını anlatıyorlardı. Balıkesir’deki teftişe ara vererek Gönen’e gittim. Gittiğimi kimseye söylemedim. Bir otele yerleştim. Ertesi gün spor bir kıyafet giyerek sokağa çıktım, dükkanları gezerek, derneklere uğrayarak, esnafla konuşarak, ilçenin önde gelen kişilerini bularak vergi dairesi müdürü hakkında bilgi topladım. Genel kanı müdürün sert bir kişi olduğu ama dürüstlüğü konusunda hiçbir kuşku olmadığı şeklindeydi. Sonra ihbarda bulunanların adlarını sordum esnafa. Aldığım bilgiye göre bu kişiler CHP Gönen ilçe teşkilatındandı. Ertesi gün vergi dairesine gittim, sayım yaptım ve zaman geçirmeden işlemleri teftişe başladım. Bir yandan da müdürün, ihbar mektubunda adı geçen kişilere nasıl bir uygulama yaptığını inceledim. Bu teftiş ve incelemeler üç haftaya yakın sürdü. Teftiş sonuçları vergi dairesinin işlemlerinin düzgün olduğunu, inceleme sonuçları da yapılan bütün vergi işlemlerinin doğru olduğunu ortaya koyuyordu. Yine aynı çevrelerde yaptığım tespitlere göre mektubu yazan kişiler vergi dairesi müdürünün görevden alınmasını ve yerine partili bir memurun getirilmesini istiyorlardı. Tahminimce Ziya Bey’e parti teşkilatından böyle bir talep gelmiş ve o da konuyu inceletmek istemişti. Balıkesir’e döndüm ve raporumu yazdım. Raporda teftiş ve incelemeyi anlatarak vergi dairesinde işlemlerin düzgün olduğunu vurguladım. Şimdi nasıldır bilmiyorum ama o dönemlerde maliye müfettişleri teftiş ettikleri yöneticiler hakkında tezkiye (sicil notu karnesi) verirlerdi ve bu tezkiyeler, kişilerin  terfilerinde en önemli belge olarak kabul edilirdi. Vergi dairesi müdürüne olumlu bir de tezkiye verdim. Bunları teftiş kurulu başkanlığına yolladım ve normal teftişime devam ettim. Teftiş dönemi bitip de Ankara’ya döndükten birkaç gün sonra teftiş kurulu başkanı beni aradı ve “Bakan Bey seni görmek istiyor, hemen gel” dedi. Hemen başkanlığa gittim. Giderken aklımda Gönen meselesi vardı. ‘Muhtemelen bakan böyle bir rapor yazdığım için çok kızmıştır bana. Müdürü görevden almamı bekliyordu herhalde. Ama ben düzgün çalışan bir insanı hangi gerekçeyle olursa olsun görevden almam’ diye söyleniyordum kendi kendime. Ve neden öyle rapor yazdığımı sorarsa aynı şeyleri söylemeye kararlıydım. Teftiş kurulu başkanı da bilmiyordu bakanın beni niye çağırdığını. Başkan önde, ben arkada bakanın odasına girdik. Ziya Bey masasının başında oturuyor, önündeki imza kartonundaki yazıları okuyor, imzalıyor ya da beğenmediklerine çarpı çekiyordu. Birkaç dakika böyle geçtikten sonra başını kaldırıp bize baktı. Başkan “Sayın Bakanım arkadaşımız Maliye Müfettişi Mahfi Eğilmez, kendisi…” derken Ziya Bey ayağa kalktı, ceketini ilikledi, yanımıza geldi, başkanın ve benim elimi sıktı. Sonra bana döndü ve “Gönen Raporunuzu ve müdür hakkındaki tezkiyenizi okudum. Bir insanın liyakat sahibi ve dürüst olması devlet makamları için en önemli şeydir. Devlet bir siyasi parti değildir. Müdürü böylesine objektif değerlendirdiğiniz için sizi kutluyorum. Bir maliye müfettişi konuya böyle objektif bakmalıdır” dedi. Ben kekeleyerek teşekkür ettim. O anda yolda gelirken düşündüklerim aklıma geldi, kıpkırmızı oldum. İzin alıp çıktık.

Ziya Bey’in söylediği ‘asıl olan liyakat ve dürüstlüktür’ sözleri hiç unutmadığım bir devlet dersi oldu. Devlet adamı dendiğinde gözümün önünde canlanan kişilerden birisiydi Ziya Bey. Başımız sağ olsun.

114 yorum:

  1. Bir maliye çalışanı olarak ve üzülerek şunu söylemek isterim ki üstat, o köprünün altında çok sular geçti.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Kazanıp kazanıp mülakatta eleniyorum. Ne Günahımız var bilmiyorum ki

      Sil
    2. Allah rahmet eylesin.Mekanı cennet olsun...

      Sil
    3. Ama o ve onun gibiler eski Türkiye kiler yeni Türkiye de yaşıyoruz.Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun eski Türkiye'nin başı sağolsun

      Sil
  2. Adalet ve hakkaniyet için emek gerektiğine de güzel bir örnek olmuş.Rahmetli bakan ve sizin samimi emeğiniz adaleti sağlamış.

    YanıtlayınSil
  3. Oğuzhan Doğar14 Haziran 2020 20:09

    Başınız sağolsun. Böyle güzel bir anıyı bizlerle paylaştınız. Keşke tüm devlet adamları böyle "liyakatli ve dürüst" olsa.. O zaman belki yalnız Türkiye değil, dünya da farklı bir yer olurdu.

    YanıtlayınSil
  4. Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun inşallah
    Srlam ve saygılar

    YanıtlayınSil
  5. Allah rahmet etsin hocam, başınız sağolsun

    YanıtlayınSil
  6. Gerçekten güzel bir yazı olmuş. O zamanki tezkiyeler yerine şuan 'tanitma belgeleri' var. Yönetmelikte yeri şu şekilde:

    Tanıtma belgeleri

    MADDE 67 – (1) Tanıtma belgeleri, işlemleri teftiş edilen memurların mesleki bilgileri hakkındaki görüş ve düşünceleri belirtmek amacıyla ve üç örnek olarak düzenlenir.

    (2) Memurların terfii, cezalandırılması ve nakilleri ile ilgili işlemlerde önemle göz önünde tutulmaları bakımından, bunlarda yer alacak bilgilerin kesin kanaate dayanması gerekir.
    ...

    YanıtlayınSil
  7. Allah rahmet eylesin.
    Eminim devlette sizin gibi dürüstlüğü savunan ve vatandaşa saygı gösteren bürokrat hala çok var. Yeter ki Ziya bey gibi devleti bilen ve vatandaşın vergisine ve hakkına sahip çıkan siyasetçiler olsun.

    YanıtlayınSil
  8. insanın bir ahh ahh çektiren hatıralar.Güzel hatıralar.

    YanıtlayınSil
  9. HAMZA YERLİKAYA AKLIMA GELDİ,ÜLKEMİZİN İÇİNDE BULUNDUĞU DURUMU EN İYİ AÇIKLAYAN NOKTA.

    YanıtlayınSil
  10. Ben Maliye Teftiş Kuruluna girdiğimde de kendileri Maliye Bakanı idi. Makam odasına çıkdığımızda koca Başkanın Ziya Beyin yanında küçücük kaldığını görmüş ve şaşırmıştım. Ürkütücü ve etkileyici bakışları beni de korkutmuştu.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Evet gerçekten ürkütücüydü. Sonra birçok toplantıda birlikte oldum. Son derecede sevecen bir insan olduğunu gördüm ve çok şaşırdım.

      Sil
  11. Ne yazık ki artık sizin gibi denetçiler, çalışanı takdir edecek siyasi figürler kalmadı Mahfi bey. Etraf "yes man" lerle doldu.

    YanıtlayınSil
  12. Allah rahmet eylesin. Hocam ben yaşı genç sayılabilecek bir kişiyim. Size şunu sormak isterim. Şimdiden affedersiniz. "Devletin malı deniz, yemeyen keriz." gibi hastalıklı bir düşünce/fikir Türkiye Cumhuriyet'inde ilk ne zaman ortaya çıkmıştır? Bir bilginiz var mı?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Türkiye Cumhuriyeti'nden çok önce çıktı bu eğilim. Prof. Ahmet Mumcu'nun Osöanlı'da Rüşvet kitabı bu konuda müthiş bir rehberdir.

      Sil
    2. Türk tarih yazınının önemli isimlerinden Katip Çelebi dahi aynı problemlerin mağduru olmuş hocam. Terfi edeceği makamın 3000 akçeye başka birine satıldığı, bu olayın sebep olduğu teessürle düsturü'l amel'i yazdığı rivayet edilir.

      Sil
    3. Osmanlı çok karışık toplumları yönetmeye çalışan merkezi bir devlet idi.
      Yönetemezdi. Makamları ona buna, özellikle yerli zenginlere para ile satardı.
      Bazı paşalar bile para ile paşa ünvanı almıştı.

      Sil
  13. Hocam saygılar... Bir bakanla sonraları bürokrat olan iki insan arasındaki küçük bir ilişkiden yola çıkarak ne çok şey anlatmışsınız... Kaleminize sağlık... Maliyecileri sadece vefatlar üzerinden yazmasanız... Arasına güzel örnek anılarınızı da yazsanız... Biz faal maliyeciler en azından feyz alırız hocam...

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim. Light Günlük kitabımda maliyeyi ve maliyecileri uzun uzun anlatmıştım.

      Sil
    2. Görevini bilen liyakatla yerine getirenin rehberi hatıralar değil bilim ve mevzuattir

      Sil
  14. Özel bir şirketin kendi özel yatırım projesinde İnşaat Mühendisi olarak çalışıyordum.

    Patron iyi niyetiyle parasını ortaya koymuş. Ve yatırım yapıyor. Teknik sorumluluğumuzu yerimize getirmemiz için bize güvenmiş ve görev vermiş. Bize olan güveninin hakkını vermek lazım.
    Bizim görevimiz inşaat taşeron firmalarını takip etmemizdi.

    Bir çok taşeron firmasının yapmadığı işlerden para almaya çalıştıklarını tespit ettim.
    Masa başından kalkmayan arkadaşlar imzala gitsin.. Sen mi kurtaracaksın dünyayı diyordu...Ama ben karakterimden hiç taviz vermedim.

    Milyonlarca liralık mükerrer girilmiş kalemleri ispatlarıyla ortaya çıkarıyordum. Haksız kazançlarını engelliyordum. Malzemelerden kısarak usulsüz yapmaya çalıştıkları imalatları engelliyordum.

    Senin bir detayı farketmediğini hissetsinler...Hiç afları yok. Anında orayı bozuk yapıp geçerler...

    Hayallerini süsleyen o evi almamk için bütün hayatının birikimlerini ortaya koymuş ya da 10 yıl kredi çekmiş insanlara hakettiği kaliteyi vermemiz lazımdı.

    Tabii ki piyasada işini dürüstlükle yapan çok inşaat taşeron firması vardır. Onları tenzih ederim.

    Ama nedense bana hep bu türden olanlar denk geldi !


    Bir gün proje müdürü kulağıma eğildi ve şöyle dedi: "Bu usülsüz hakediş paralarını ortaya çıkaracağına taşeronlardan avanta iste yahu" dedi ve güldü.

    İşte olayın özeti budur !

    Sonuç:
    Toplumun kalkınması bireysel karakter yapısının kalkınmasıyla mümkündür.
    Her ülkede işini düzgün yapmayan insanlar vardır. Ama bir ülkede işini iyi yapanlar çoğunluktaysa bu o ülkeyi kalkındırmaya yetecektir.


    Değerli büyüğümüz Ziya Müezzinoğlu'na Allahtan Rahmet diliyorum. Nur içinde yatsın.


    YanıtlayınSil
  15. Kaleminize sağlık hocam. Ders aldım okurken ve öğrendim. Allah rahmet eylesin.

    YanıtlayınSil
  16. Hocam her daim gece yatarken , acaba bu gün yetim hakkı yedim mi diye kafamı yastığa koydum.Allah bana hakketmediğim hiç bir lokmayı yedirmeyi nasip etmesin.Çok güzel bir yazı olmuş.Sayın Bakanımıza da Allahtan rahmet diliyorum. Devlet adamı olmak budur işte.

    YanıtlayınSil
  17. Hocam ben de kısa bir süre (18 ay kadar) mühendis olarak devlet memurluğu yaptım, çalıştığım donemde benim elimde olmayan sebeplerden dolayı hiç bir görev yapmayıp maaş aldığım aylar oldu ve bu beni vicdanen çok rahatsız etti, çok defa memuriyeti bırakmayı bile düşündüm, vicdanınız varsa bazı şeyler size ağır gelebiliyor, bir de her devlet dairesinde ve her memurun odasında Fuzuli'nin Şikayetname adlı eserinin istiklal marşı gibi asılı olması gerektiğini düşünüyorum

    YanıtlayınSil
  18. Başınız sağ olsun.
    Rahmetli adının hakkını vererek devlet adamlığı konusunu kısa ve net bir şekilde aydınlatmış, Allah rahmet eylesin.

    YanıtlayınSil
  19. "O iyi ınsanlar güzel atlarına binip gittiler, demirin tuncuna kaldık" der. rahmetli Yaşar Kemal. Iyi ınsanlardan iyi yöneticilerden biriydi.. Ruhu şaad olsun

    YanıtlayınSil
  20. “Devlet bir siyasi parti değildir.“

    Allah rahmet eylesin.

    YanıtlayınSil
  21. Sayın Hocam,
    Evvela, başınız sağolsun, yürekten dilerim.

    Çok kısa bir süre önce (çokça da geç kalmış olarak) blogunuzu okumaya başladım. Geç kalmışlığımın verdiği pişmanlığı kısa bir süreliğine bir kenara bırakacak olursak yazılarınızı; karmaşık duygularla, öğrenme hevesiyle ve kendimi geliştirmeye bir ilave yapmak amacıyla okuyorum. Çok da faydasını görüyorum. Üniversitedeki öğrenim hayatımızda bir tane öğretim görevlimiz de çıkıp demedi ki: "Bakın böyle bir üstadınız var, kendisini takip edin ve faydalanın."
    Sözü fazla uzatmayacağım. Emekleriniz için, hemen her kesime anlayabileceği dilden ekonomi anlattığınız için, üslubunuzun naifliği için, ve özellikle yol gösterebilecek iken göstermeyenlerden olmadığınız için çok teşekkür ederim.

    (Kendime sözüm: Bir daha bu kadar geç kalmamak için elimden geleni yapacağım.)

    YanıtlayınSil
  22. Hocam Hamza Yerlikaya olayı aklıma şunu getirdi; benim yaşım 31, ancak küçükken gazetelerde "XXXX yönetim kuruluna emekli paşa XXXX getirildi" diye başlıklar okuduğumu çok iyi hatırlıyorum. Çocuk aklımla "emekli asker ne anlar XXX işinden" diye düşündüğümü de iyi hatırlıyorum.

    Sanırım bu durum sadece bu iktidar dönemine has değil, maalesef ülkemizde ahlak sorunu var. Sağ-sol, AK-KARA sorunu değil gibi duruyor. Üzüntüm o ki iktidar değişse bile yeni iktidar, koltuğuna iyice yerleşince, mevcut yaşadığımız sıkıntıları bu sefer yeni iktidar tarafından yaşayacağız gibi.

    Bu dönemin sorunu olmadığı da Fuzuli'nin "Selam verdik rüşvet değildir diye almadılar" dizesinden belli.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Bu, emekli paşaların dikte ettirdiği bir şey değildi.
      General dediğiniz de bahsettiğiniz dönemlerde, değiştirilmesi imkansız süreler ve görevler içinde "liyakat gözetilerek" yükselirdi.
      TSK yi o kadar hafife almayın.
      Üniforma giydiklerini unutun ve çok büyük bir şirket gibi düşünün: lojistik, ulaşım, İK,Her türlü eğt. faaliyeti,inşaat vs nın organizasyon kıordinesi.
      Rantabilite konusuna girmiyorum.
      Şirketler,yönetim kurullarında gerek genel bilgi ve birikim ve gerekse prestij amaçlı bir emekli general olsun isterdi.
      Subay, çok iyi eğitim alırdı.
      OYAK in geldiği nokta bile bunun kanıtıdır; CEO noktasına çok sonra gidilmiştir.
      Kısacası, ben güreşçi bir emekli generalin banka yönetimine getirildiğini duymadım!
      Evet, geçmişte askerin ülke yönetimine müdahale ederdi ve bu demokratik bir ülke için çok rahatsız ediciydi.
      Şükür, bu durum artık yok ve ülkede demokrasinin tadına sindire sindire varıyoruz.
      Fikret DOĞANŞAR

      Sil
    2. Selam Emre bey,

      Türkiye'nin en değerli insan kaynakları kamu bürokrasisinden yetişmedir. Günümüzde bile hala değişmemiştir.

      TSK'yı siz çok hafife almayın, Nato ile ilgili pek çok internet güvenlik uygulamasını da TSK subayları yapmıştır. 7-8 yıl önceki dönemde subaylıktan ayrılan bir arkadaşım Nasdaq Borsasının verilerinin güvenli şekilde tüm üye borsa, kurum, banka, yatırımcı vs kanallara dağıtım projesini yönetti.

      Hamza Yerlikaya'yı kimse hafife almıyor, ancak o makama niçin getirildiği belli olan bir şahıs. Onun ile on binlerce askerin, askeri malzemenin, maliyetini, lojistiğini, eğitimini üstlenen generalleri aynı kefeye koyamazsınız.

      Dünya genelinde kabul gören vakadır, emekli askerlerin büyük firmaların yönetim kurullarına, üst düzey danışmanlıklarına getirilmeleri.

      Sizin yazdığınız tip insanlar yeni yeni eğitimsiz insanlar arasında türediler, çok iyi bir örneğin çok kötü bir özelliği ile çok kötü başka bir örneğin en iyi özelliğini kıyaslayıp ikisinin eş olduğunu savunmak. Belli bir eğitim seviyesinin üstündeki insanlar böyle kıyaslamaları kabul etmezler, mevcut iktidara oy veren eğitimsiz ve kalitesiz kitleye yönelik bir kıyaslamadır bunlar.

      Sil
    3. Bu ancak bir çocuk aklının dusunebilecegi birsey zaten.

      Yetiskin aklinizla paşalarin ne anlayacagini dusunduyseniz bir pasanin askeriye de ne yaptigini ve ne egitim aldigini bilmiyorsunuz demektir.

      Sil
  23. hocam, naçizane olarak global ekonominin beyin ölümünün gerçekleştiğini düşünüyorum. ekonomiyi insan anatomisi gibi düşünürsek bir an için hocam; merkez bankaları sürekli para basıyor ancak kapitalist sistem son 30-35 yılda o kadar çok finansallaştı ki ve reel piyasalarla finansal piyasalar derinleşmesindeki marj o derece finansal piyasalar fazında açılmış durumdaki artık para yani kan üretim mecrasına yani beyne gitmek yerine çıktığı yere yani kalbe dönüyor ve oradan da yine ciğerlere mideye vs diğer bazı organlara gidiyor kan akışları ama kesinlikle beyne ulaşmıyor artık. doğal olarak da global ekonominin maalesef beyin ölümü gerçekleşmiş ve adeta bitkisel hayata girmiştir. bu konudaki düşüncelerinizi merak ediyorum sayın hocam?. iyi günler dilerim.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Selam Anonim Kardeş, beyin ölmüşse kalp nasıl çalışıyor?

      Sil
    2. siz isterseniz bitkisel hayat nedir onu bir google amcaya sorun öğrenin de ondan sonra bana bu soruyu sorun derim. ama çok küçük bir ipucu vereyim yine de !. beyin öldüğünde kan akışı devam ediyor beyin oksijen kullanmıyor ama diğer organlarımız kan dolaşımı devam ettiği için oksijen almaya devam ediyor haliyle hasta beyin olarak ölse dahi bir müddet daha felçli gibi ve şuursuz olarak nefes almaya devam eder. gerisini de artık siz öğreniniz. beyin ölünce kalbin pompaladığı kana ihtiyacı kalmaz ve kan diğer organları beslemeye devam eder tıpkı 2009 yılından bu yana kapitalizmde merkez bankalarının yani kalbin daha çok çalışmak zorunda kalması gibi. sadece bitkisel hayatı uzatılıyor kapitalizmin.

      Sil
  24. hocam dünyanın 21. yy daki temel sorunlarından birisi de devlet adamı değil sadece siyaset adamının yetişiyor olmasıdır. 20.yy da m.k.ATATÜRK gibi Churchill gibi gandhi gibi stalin gibi Ecevit gibi ismet İnönü gibi Eisenhower gibi devlet adamları yetişmişken şimdi Erdoğan gibi trump gibi putin gibi macron gibi siyasetçilere mahkum edildi dünya. zaten bu isimlerin genellikle de küresel hanedanlarca yetiştirildiği ve finanse edildiği dünyada devlet adamı çıkmaması da normaldir. eskiden felsefe ile sanatla iktisat ile uğraşanlar stratejiyle ilgilenenler devlet başkanları olurken özellikle 21.yy ile birlikte trump gibi macron gibi belirli küresel finans elitlerinin devasa şirketlerinde çalışmış şahısla ya da Erdoğan gibi sözde dini kimlikli ülkesini devlet gibi değil bir holding gibi yönetme kafasındaki şahıslar veya putin gibi salt ulus milliyetçiği üzerine siyasasını fasit daire üzerine kurmuş istihbarat kökenli şahıslar oportünist karakterli bireyler sözde devlet adamları haline getirilerek adeta devşirilmişlerdir. bu durumda da dünya sürekli önünü göremez geleceğe yönelik geniş kitlelerin değil küresel azınlık ve elitlerinin projeksiyon tuttuğu bir gezegen haline getirilmiştir.asıl sorun ekonomi değil temel sorun bence budur. ne dersiniz hocam bu hususta?. saygılar...

    YanıtlayınSil
  25. Gerçekten üzgünüm, mekanı cennet olsun, başımız sağ olsun, hatırası önünde saygı ve sevgi ile eğiliyorum. Açıkladığınız anekdot ilginç bir olayı da çağrıştırdı. 1978 yılında başlangıç ekibinde yer aldığım Arab Türk Bankasının resmi açılışını yapmıştı ve orada çok önemli bir olguyu vurgulamıştı. O zaman geçerli olan 17 sayılı Karar hükümlerinden muaf olarak özel bir statü verilmiş, yabancı sermayeli bankanın döviz pozisyonu tutması ve yabancı kaynaklarını her türlü kısıtlamadan muaf olarak serbestçe kullanımına müsaade edilmişti. O kararı imzalayan ve uygulamanın önünü açan bir devlet adamı olmanın sorumluluğunu ve gururunu taşıyordu. O töreni hiç unutamam, hem Hazine hem de bankacılık camiasına da hatırlatmak istedim, saygı ve sevgilerimle,

    YanıtlayınSil
  26. Hocam harika bir yazı. Kaleminize sağlık.

    YanıtlayınSil
  27. "Ziya Bey ayağa kalktı, ceketini ilikledi.." bu güzel anı için teşekkürler..

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Evet kendisine bağlı memurların karşısında ceketini ilikledi.
      Benzer bir durumu Bülent Ecevit'le aynı yılda yaşadım. O da ayağa kalktı, ceketini ilikledi ve gelip elimi sıktı, teşekkür etti. Bu anıyı da ileride yazarım.

      Sil
  28. Hocam gözlerim doldu okurken. Kaleminize sağlık.

    YanıtlayınSil
  29. Ne güzel. Sayı ve istatistiklerden daralan içim bir anda hafifledi. Arada böyle güzel hatıralarınızı paylaşarak bize umut aşılamaya devam ederseniz çok sevinirim. Saygılar,

    YanıtlayınSil
  30. Bu ülkede 29 yıl devlet memurluğu yaptım. 17 yılı kontrol muhendisligi.
    Bugünlerde ülkenin imkanlarının nasıl tüketildiğini görerek çok üzülüyorum.
    Zıya bey gibi dürüst ve ahlaklı, partili olup, devleti parti devleti yapmayan insanlara çok ihtiyacımız var.
    Mahfi hocam sizede teşekkürler.

    YanıtlayınSil
  31. Sayın Eğilmez, sizinle aynı yaş da da sayılırız. Güzel bir anı olmuş. Teşekkürler. Ziya bey gibi, Devlet Adamı geçmiş yıllarda çok sayıda vardı. Bizlere örnek olurlardı. Saygı duyardık onlara. Kişilikleri kuvvetli idi. Özlem duyuyoruz, onlara. Bizim zamanımızda bir Devlet adabı ve adamlığı vardı. Öğretmenlerimiz, Üniversite Öğretim görevlileri, saygın ve kültürlü kişilerdi. Devlet Adamlığı; Asalet, karakter, kişilik ,tarafsızlık, adalet, dürüst, bilgi, deneyim ister. Kamu çıkarlarını, kişisel menfaatlerden üstün tutanlar, örnek kişiler vardı. Sayın Ziya Müezzinnoğlu da bu kişilerden birisidir. Altın gibi değerli insanlardır. Bu anınızı anlatmakla geçmiş de güzel insanların varlığını da anlatış oldunuz. Başınız sağolsun.

    YanıtlayınSil
  32. Mahfi Hocam artık devir çocuk okutma dönemi değil devir minder devri keşke üniversiteye gitmeseydikte güreş tutsaydık

    YanıtlayınSil
  33. Ziya Müezzinoğlu'na Allah'tan rahmet ailesine ve Milletimize başsağlığı diliyorum.
    Oldukça çalışkan, üretken ve vatansever bir kişiyi kaybettik.
    Kendisinin 2015 yılında 73 yaşındayken yazdığı, Tarihçi Kitabevinden çıkan "İKİ TÜRKİYE- anılar" kitabını kütüphanemden indirdim.
    Kitabın son bölümü "Özlediğim Türkiye" başlığını taşıyor.
    Sn. Müezzinoğlu şöyle diyor:
    "Şimdi yeniden ileriye, aydınlığa, çağdaş uygarlığa koşan Türkiye'yi özlüyorum.
    - Özgür ve bağımsız insanı özlüyorum.
    - Çoğulcu demokrasiyi özlüyorum.
    - Güvence altına alınmış temel hak ve özgürlükler özlediğim Türkiye'nin temel taşları arasındadır.
    - Kuvvetler ayrımını, halkın çoğunluğunun iradesini temsil eden bir Meclis özlüyorum.
    - Bağımsız yargı erkini özlüyorum.
    - Hukuk devletini ve yargıç güvencesini özlüyorum."
    Ve anı kitabını şöyle bitiriyor:
    "Ülke sorunlarıyla daha bilinçli ilgilenmeye başlama yaşımın üniversite mezuniyeti ve 1942 yılında Maliye Bakanlığı'nda göreve başlama tarihi olduğunu kabul edersek, bu anı kitabının tamamlandığı 2015 yılının başına kadar 73 yılı geride bırakmış oluyorum. Bürokrat ve politikacı olarak, son yıllarda aktif bir seyirci olarak ve sürecini yaşamış biri olarak bu anı kitabımı, en azından "özlediğim Türkiye gerçekleşmedi, ama umutluyum, gerçekleşme yolunda" diye sonlandırmak isterim..."
    Mekanı cennet olsun.

    YanıtlayınSil
  34. Eskiden ne dolu ne birikimli namus abidesi yöneticilerimiz varmış. Sayı ve hürmetle saygıyla anıyoruz

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Hepsi böyle değildi kuşkusuz ama böyle dürüst ve temiz olanların sayısı da az değildi.

      Sil
  35. Hocam bir iktisatçıdan ziyade, edebiyatçı gibi yazıyorsunuz. Hissettiğiniz duyguyu, okurlarınıza da yaşatıyorsunuz. Çok teşekkür ederim. Ayrıca başınız sağ olsun, güzelliklerle anılacak Ziya Müezzinoğlu gibi insanlarımızın, devlet adamlarımızın sayısının artması dileğiyle..

    YanıtlayınSil
  36. Hocam 2001 krizinin hemen öncesi kısa vadeli avans uygulanmış mıydı?

    YanıtlayınSil
  37. Devlet Adamlığı konusunda rahmetli Bülent Ecevit'in 1953 yılında Ulus Gazetesinde yazdığı bir makaleden alıntı.

    http://ecevityazilari.org/items/show/1410


    13-VII-1955

    "GÜNÜN Işığında,Devlet adamında şahsiyet duruluğu "

    Devlet idaresi sorumluluğunu yüklenecek insanlarda kişiliğin, değişen rüzgârlara göre değişmiyecek bir halde bulunması beklenir. Bir halkın kendini idare edenlere güvenebilmesi, idarecilerin yalnız idare ve çalışış tarzındaki değil, biraz da karakter ve davranışındaki istikrara bağlıdır.

    Bir halkın bir insana inanabilmesi için, her şeyden, eserlerini, çalışmasının verimini bile görmeden önce, o insanı tanıyabilmesi gereklidir.

    Bir halk, devlet adamı diye karşısında yalnız, günün havasına göre biri çıkartılıp bir başkası takılan, kimi güleç kimi asık, kimi alaycı kimi ciddî, kimi nazik kimi haşin birtakım maskeler görürse, o halk elbette kendini idare edenleri tanımaya, içinde onlara karşı bir güven uyandırmaya fırsat bulamaz.

    Devlet idaresi bir sahne oyunu, halk bir tiyatro seyircisi, devlet adamı da, oynamakta olduğu oyunun icaplarına göre yüzündeki ifadeyi, sesindeki tonu, kullandığı dili değiştiren bir aktör değildir.

    Bir devlet adamındaki âni karakter ve davranış değişmelerine özür olarak şartlardaki değişmelerin gösterilmesi, bir aczin ifadesinden başka bir şey olamaz. Bir memleketin idare edilebilmesi, ayakta durabilmesi için, şartlara göre değişecek kadar zayıf değil, şartlara rağmen değişmiyecek, şartları bile değiştirebilecek kadar kuvvetli devlet adamlarına ihtiyaç vardır.

    Bir memleket ancak, kendine belirli bir yön seçerek ilerleyebilir. Daha gündelik hayatta kendi davranışını yönlendirememiş bir devlet adamındansa, memleketini öyle belirli bir yönde sevk ve idare edebilmesi herhalde beklenemez.

    Başta böyle devlet adamlarının bulunması, hele partiler arasında normal siyasî münasebetler kurulmasını büsbütün güçleştirse gerektir.

    Bir gün siyasî rakiplerine en efendice sözlerle hitabeden bir devlet adamı, ertesi gün gene o rakiplerine halk huzurunda, parlâmento kürsüsünde yahut bir hükümet tebliğinde hakaret ve küfür ederse; bir gün bir muhalifinin elini, yüzünde en geniş bir tebessümle ve saygıdan yerlere eğilerek sıkıp da ertesi gün o muhalifini halk ve dünya huzurunda, söz misali, «vatan haini» diye suçlandırsa, vatandaşın içinde ona karşı, bir devlet adamı için beslenmesi doğru olmayan duygular uyanmaya başlar.

    Eğer vatandaş bir devlet adamı için, acaba bu sabah yatağından nasıl kalktı, diye düşünmeğe başlamışsa, o devlet adamının dinlenmeye çekilme vakti gelmiş, hiç değilse, buna yetecek kadar «sıhhî sebep» birikmiş demektir."


    Bülend ECEVİT

    ***
    İnsan olmak kolaydır, "Adam olmak" zordur.
    Vatan ve toplum yararına çalışan tüm Devlet Adamlarını saygıyla anıyorum.
    FFA

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler paylaşım için.

      Sil
    2. Rica ederim. Sizi makaleniz üzerine “Devlet Adamlığı” ile ilgili internetten araştırma yaparken rahmetli Bülent Ecevit’in gazeteci olarak 1953 yılında Ulus Gazetesinde yazdığı makaleyi gördüm. Sizi makaleniz ile uyuşacağını düşündüğüm için paylaştım. Makaleleriniz ile bizleri doğru bilgilerle aydınlattığınız için teşekkür ederim. FFA

      Sil
  38. Sevgili Mahfi Hocam,
    E-mailime gelen bültenlerinizi okuyor sizi olabildiğince takip etmeye çalışıyorum. Tarafsız ve bilgilendirici yazılarınız sayesinde her gün yeni şeyler öğreniyoruz. Bu yazınızı okuyunca size bu satırları yazmak istedim.'Asıl olan liyakat ve dürüstlüktür’ sözünü herkesin bir gün anlayabilmesi ve uygulayabilmesi dileğiyle, ellerinizden öpüyorum sevgili hocam.
    Sevgi ve Saygılarımla
    Murat Erdör

    YanıtlayınSil
  39. Sayın Eğilmez, Ben insanlık ERDEMLERİNİ bir bütün olarak düşünüyorum. Bir insan eğer gerçekten dürüst ise bütün Erdemleri taşır. Bazı konularda Erdemli, diğer konularda Erdemsiz olamaz. Son yıllarda populistliğin artmasıyla Erdemlerde yıpranma, aşınma oldu. Bu durum sadece Ülkemizde değil, diğer Ülkelerde de aynı şekilde oluştu. Ancak Ülkemizde ve gelişmemiş Ülkelerde bu yıpranma, aşınma daha fazla oldu, maalesef durum daha da kötüye gidiyor. Ben Erdemsizliğin dibe vuracağını, Halkımızın artık yeter diyene kadar kötüleşeceğini, ondan sonra düzelmeye geçeceğini, bunun da 2 nesil kadar süreceğini düşünüyorum, acaba yanılıyormuyum?

    YanıtlayınSil
  40. ali deniz yetkin16 Haziran 2020 14:58

    Allah Rahmet eylesin. Tüm Türkiye'nin başı sağolsun...

    YanıtlayınSil
  41. Değerli okul arkadaşım,başımız sağolsun. Çok değerli bir devlet adamını, mülkiye'den ağabeyimizi ve Maliye'den Bakanımızı kaybetmenin üzüntüsü içindeyim. Bakanlığı döneminde ve sonraları sözünü ettiğiniz özelliklerine ben de bizzat şahit oldum.Allah rahmet eylesin.

    YanıtlayınSil
  42. Hocam bu hikayenizi bir seminerinizde dinlemiştim. Sanırım sonrada o zamanın başbakanı Bülent Ecevit'e gittiğinizi onun da aynı şekilde sizi karşıladığı ve takdirlerini belirttiğini anlatmıştınız.Devlet adamlığı yönünden maalesef müthiş değer kaybettik..

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Evet, aynı yıl bir başka ihbarla ilgili soruşturmamda aşağı yukarı aynı olayı Bülent Ecevit'le yaşadım. Onu da ileride yazarım artık.

      Sil
  43. konuyla alakasız olacak ama ;

    -Tamamen sanal paralar tanımlayıp buna göre bir reel kur formülü yazınız, formül değişkenlerine kendinizce sayısal değerler veriniz. Örnek olarak aldığınız paranın hangi durumda nasıl ve ne kadar değerlendiğini veya değer kaybettiğini gösteriniz. Bu hareketin bir nedenini ve bir sonucunu yazınız.

    bu konuda yardım edebilecek var mı?

    YanıtlayınSil
  44. Devlet adamı sözü Türkler arasında, idarecilik vasıfları ile güven uyandıran insanlara verilir. Uzun dönemli yaşayan diğer milletler gibi Türklerin bu konuda kadim bir tarihi vardır.

    Ziya Bey gibi devlet adamları da devletin çekirdeğidir.

    Türkiye'mizde insanlarımızın isim veremediği, yaşanan sıkıntıya buradan giriş yapalım.

    Osmanlı'dan itibaren devletin 3 gruba ayıralım.
    1-Yönetimde karar alıcı olan Sultan
    2-Kararları uygulayan ve devleti idare eden bürokratlar (devlet adamları)
    3-Servetin kaynağı olan halk.

    Bürokrasi önemlidir. Halkın servetini alır, devletin Sultan tarafından belirlenen amaçları için kullanır, yatırım yapar, yatırım kararlarının fizibilitesini yapar, benim eskiden dahil olduğum askerlerdir, askeriyeyi düzenleyenlerdir, bütçeleri yapan hazinecilerdir, tüm bunların kayıtlarını tutarlar, ilmiye sınıflarıdır, öğretmenlerdir... Kısaca devlet dediğiniz ne varsa, bürokrasi kadrosudur.

    Bu insanlar eğitimlidirler. Halk kesiminden daha yüksek bir eğitim seviyesine sahip olurlar. Yaptıkları işlerin gerektirdiği yetenekler halk içinde (özel firmalarda) vakit geçirerek elde edilecek yetenekler değildir.

    Osmanlı döneminde bu insanlar çocukken ailelerinden alınır, eğitimini bizzat bürokratlar yapar, devlet yapar. Temel eğitimlerini aldıktan sonra hepsi ayrı ayrı uzmanlık alanı gerektiren işlerde tecrübe kazanmaları için bürokratik hayatın içine atılırlar.

    Misal, hemşehrim Mimar Sinan, Kayseri'li Yahudi bir ailenin çocuğu iken yeniçeri bürokrasisi içine girmiş, okuma yazmayı yeniçeri ocağında öğrenmiş, askeri binalar konusunda uzmanlaşmış, bürokrasi kademeleri içinde yükselmiş, yaptığı işler "Sultan" makamı tarafından takdire kadar ulaşmış ve mimarbaşı olmuştur.

    Bürokrasinin bir başka özelliği de, kendi kendini yenilemesidir. Yani kendi yerine geçecek insanları kendileri yetiştirirler. Mahfi bey müşteşarlıktan ayrıldığında, bir sadrazamın kellesi alındığında, askeri bir komutan şehit olduğunda yerlerine benzeri yeteneklere sahip(bazen çok daha iyileri) başka bürokratlar geçer.

    Bizde bana göre bürokrasi geleneği Çandarlı ailesi ile başladı.

    Biz Kurtuluş savaşından sonra güçlü bir devlet kurduk. Devleti kuranlar da bürokrasimiz idi. Dikkat ederseniz, Cumhuriyetin tüm kademelerinde çalışan insanlar(bürokrat ve devlet adamları) Osmanlıdan gelenlerdi. Çoğu ilin valisi, geçmişinde ülke boyutunda yerleri yönetmiş insanlardı. Halkın servetinin usulüne uygun olarak nasıl idare edilmesi gerektiğini bilen insanlardı.

    Cumhuriyet rejimi ile Sultan kademesini, TBMM ile değiştirdik. Böylece halkın servetinin daha kontrollü, denetlenebilir, şeffaf şekilde en tepeden yönetimini istedik. Çok isabetli bir tercih yaptık.

    Kurtuluş savaşı sonrasında halk kitlesi ise küçük Anadolu vilayeti olarak devam etti.

    Bu sistem içinde, teoride Sultan kim olursa olsun, halk kimi seçer ise seçsin işler yolunda gider. Seri olarak yeteneksiz sultanların gelmesinin olasılığı seri olarak yeteneksiz Cumhurbaşkanı gelmesi olasılığından çok yüksektir.

    YanıtlayınSil
  45. Yukarda yazdığımız önbilgiye dayanarak şunu diyebiliriz.

    Türk Bürokrasi yapısı Türk devletinin gücünün çekirdeğidir. Bu çekirdek bozulduğunda Türk devleti bozulur, zaman ile yıkılır.

    Peki yıkılan bir Türk devletini nasıl kurarsınız? Kurmak için yine, eski devletten kalan bürokratları kullanmanız gereklidir.

    Tıpkı Osmanlı Sultanlığının eski bürokratlarını kullanan Türkiye Cumhuriyeti, Bulgaristan, Macaristan, Mısır veya Yunanistan gibi yapmanız gerekir ki devletiniz yaşasın.

    Irak, Suriye, Arabistan ülkeleri Osmanlı Sultanlığının bürokrat kaynağından iyi bir pay çekememiştir.

    Eğer ortalıkta kaliteli bürokrasi kalmamış ise yeni devlet kuramazsınız, halkın o topraktan temizlenmesi zamanı gelir. Başka devletlerin bürokrasisi kendi devletine yeni kaynak üretmek için topraklarınızda işlem yapar.

    ---

    Son 50 yılda, bizim bürokrasimizin içine çok hızlı çoğalan virüsler girdi. Günümüzde en bilineni FETÖ adı ile alınan liyakat yoksunluğunu, bilgi sızdırılmasını, kendine yakın insanları devlete sokan yapı.

    Bürokrat olanlar iyi bilir, ellerinde öyle bir güç vardır ki, yasalar, kurumsal yapı ve genel kabul gören değerler ile kısıtlanmadığı zaman Sultanları devirir, Meclisleri ortadan kaldırır, Başbakanları astırır, Orduları isyan ettirir, kendi halkını biner biner öldürür.

    Yakın bir misal olarak FETÖ'nün siyaseti dizayn ederek bu gücü kullandığını hepimiz biliyoruz. Başbakanları, önce seçtirtmiş, sonra yerinde tutarak bir nevi ülke yöneticisini tayin etmiştir. Halka açık kaynaklara baktığımızda bürokrasiye yerleşmeleri kabaca 50 yıl kadar zamanlarını almış.

    Bürokrasinin kendini yeniden üretebilmesi yeteneği ile yuvalanmasını sürdürür. Osmanlı Sultanlığından bildiğimiz tarihi gerçekliğe göre, hiç bir "Sultan" ne kadar kelle alırsa alsın, bürokrasi yapısındaki hoşlanmadığı sorunu temizleyememiştir. Eğer bir gün "birisi" ben bu işi temizledim diyorsa yanılıyordur.

    Bürokrasi içindeki sorunu ancak, kanun, yasa, denetleyici kurum, kontrol mekanizmaları ile, günümüz dünyasında daha büyük kurumsal yapılar ile ortak çalışma ile, yine sadece bürokrasi ile çözersiniz, aksi bir çözüm yolu yoktur. (Kelle almak hiç bir zaman bu işin çözümü olmadı, olmayacak.)

    Bu tarz bürokrasiye yerleşmiş yapılar için "Sultan"ın kim olduğu, "Cumhurbaşkanının" hangi halk kesimini temsil ettiği önemli değildir. Onlar için önemli olan "Sultan"ın mührü basacağı fermanı kendilerinin hazırlamasıdır. Eğer Cumhurbaşkanına birisini, imzalaması için 3 ayrı kararname gidiyor, ve bu 3ü de kendileri tarafından hazırlanmışsa hiç bir sorun yoktur. O "Sultan"ın iktidarı uzun olur.

    Cumhuriyet rejiminin bize kazandırdığı TBMM ve şeffaf Cumhurbaşkanlığı karar alma merci değişmiş ise, bunun ismi ya Osmanlı Cumhuriyeti dir, ya da Türkiye Sultanlığıdır. Türkiye Cumhuriyeti değildir.

    Not: Askeri Lisede öğrenci iken, çok severek bir kaç kere idmanına katılma şansı yakaladığım, idmanına girmenin aramızda şeref sayıldığı, her idmanında beni minderin bir ucundan öbürüne, mide sancıları ve karın ağrıları ile uçuran, ayaklarım ile kafamın yerini saniyenin 3te 1inde değiştiren Hamza Yerlikaya bankacılıktaki yeni görevine uçmuş.

    Ne diyem? Şampiyon, acemi güreşçiyi nasıl minderden uçurdu ise, bir şampiyon bürokrat da acemi siyasetçiyi uçurmuş. Hamza için idmandaki acemi güreşçi ne kadar önemsiz ise, o şampiyon bürokrat için de Hamza o kadar önemsiz.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Güzel bir yorum, devlet adamını yetiştiren sistem çok önemli.
      Weber den güzel bir yalın dille anlatım gördüm.
      Milletimizi oluşturan insanlar, devlet içindeki bireylerden çok fazla yetenek bekliyorlar.
      Halbuki, istedikleri sistem içinde çözülebilecek şeyler.

      Hamza Yerlikaya yorumu iyi olmuş, Hamza'yı da bir sistem oraya getirdi.
      Hamza'nın liyakatsizlik dışındaki hiç bir özelliği önemli değil.

      Sil
    2. bu halk kim kendisine en çok benziyorsa onu daha fazla destekler. erdoğanın karakteri oportünistik yapısıyla genel türk toplumu yapısı büyük ölçüde uyumludur. bu yüzden de en uzun süre iktidarda kalan siyasetçi oldu Erdoğan ve maalesef kalmaya da devam edecektir. erdoğanı almanyada fransada japonyada ingilterede Hollanda da siyaset yaptırın değil 18 yıl 18 gün bile ayakta kalamaz. anlayan anladı yani tencere yuvarlandı ve bence cumhuriyet tarihinde ilk defa kapağını buldu. ATATÜRK de asla bu halkın lideri olmadı olamazdı da zaten. çünkü ATATÜRK beyin olarak bu halktan en az 200 yıl ileriydi de ondan. ATATÜRK ve o tip bir devlet adamı İngiltere almanya Hollanda fransa gibi ülkelerde değer görürdü.

      Sil
  46. Yaklaşık 10 yıl önce halen çalıştığım firmam adına yapılacak olan bir imalat için fiyat teklifi almıştık. Üretici firma birim başına 7250 TL istedi, bu durum içime sinmedi ve aynı iş için 425 TL'ye fiyat teklifi aldım. Yaklaşık 600 adetlik bir üretim olacaktı. İlk üretici firma ile yıllardır çalışıyorduk ama benim onlara karşı hissiyatım olumlu değildi ki bu olay bunu iyiden iyiye açığa çıkarmıştı. 7250 TL talep eden firma beni patrona şikayet etmekle tehdit etti. Hala düşünürüm patronuma ne demeyi düşünüyordu. 'Personeliniz firmanızı kazıklamama engel oluyor lütfen işten kovun' mu diyecekti?

    YanıtlayınSil
  47. DEVLET ADAMLIĞI;
    Halkın vergileri ile maaşını alan Devlet Adamlarında aranılan özellikler ; Kültür, eğitim, dürüstlük , kamu menfaatlerini ve mallarını korumak, gözetmek, yönetmek, iyi şahsiyet sahibi olmak, gelirine uygun yaşam biçimini seçmek, gösterişden kaçınmak, ailesinin ve çocuklarının hal ve gidişlerini izlemektir. Devlet Adamlığı zor bir iştir. Toplumun çoğunluğu tarafından böyle insanlar destek görmelidir, korunmalıdır. Sonuç da Devlet’in işleyişi de korunacaktır. Saygın Devletler içinde yer alacaktır.

    YanıtlayınSil
  48. Mahfi hocam dikkat ettim,
    Twitter da ne zaman birileri sizin bir kaç kitabınızı paylaşsa
    hemen altında ellerinizi ovuşturan bir ikon ekliyorsunuz.

    Az önce yine yapmışsınız, aklıma hemen "Oooh, yağlı müşteri" repliği geliyor :)

    Şaka bir yana emekleriniz için teşekkürler.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Biliyorsunuz o sadece teşekkür için konan bir ikon.

      Sil
  49. Mahfi hocam, geçmişe dönüp bir kariyer planın yapsaydınız ne yapardınız.

    YanıtlayınSil
  50. O güzel insanlar, o güzel atlara binip gittiler. Demirin tuncuna, insanın picine kaldık. Bugün kamu görevine torpilsiz girmek belli alanlar dışında nerdeyse imkansız. İmkansız. Hal böyle olunca da, savcısı hakimi sayıştayı müfettişi denetmeni napsın? İliklerine kadar korkuyorlar iliklerine... Ama halk arasında da hava civaya , bizim kimseye eyvallahımız yoktur demeye devam :) Ne diyeyim üstte Yaşar Kemal özetlemiş işte...

    YanıtlayınSil
  51. Sayın Eğilmez,devlette 40 yıl çalışmış bir bakanlık müfettişinin oğlu ve kamuda halen uzman olarak çalışan birisi olarak söylemek isterim ki artık öyle liyakatlı müfettişler kalmadı kalmış olsa bile parmak ile sayılacak kadar azdır inanın.

    YanıtlayınSil
  52. Türkiye ile Rusya'nın çok benzer yanları vardır.

    Rusya'yı incelemek çok kayda değerdir.
    Emperyal bir devletten daha milli, otokrat bir devlete dönüştüler.
    Şu anda Rus devlet adamlarının çoğu eski emperyal gelenekten yetişmiş insanlardır.
    Yeni otokratik rejim altında ciddi bir insan kaynağı oluşturamıyorlar.

    Osmanlı sonrası biz de yeni devleti kurduğumuzda Osmanlı dan ciddi bir insan kaynağı almış, tıpkı günümüz Rusya'sı gibi askeri alanda kendimizi geliştirmeye çalışmış, Batı'dan bağımsız bir ekonomik yapı kurmaya gayret etmiştik.

    80 yılın sonunda, biz otokrat bir yönetime geçtik. Son 10 yıl otokrasinin kendini kökleştirme çabalarına şahit oluyoruz. Eskinin kurumları tıpkı Rusya'daki gibi bir daha gelmemek üzere gidiyorlar. Keza insan kaynağı da.

    Benim gibi insanlar, ikinci başkanın döneminin bu toprakların insanları için çok aşırı zor olacağını düşünüyorlar. Rusya'yı da Putin sonrasında göreceğiz. 2 lider de yerlerine kimin geleceğini açıkça belirtmediler. Belki ömürlerinin son devrelerinde belli ederler, o zamanlara kadar da çok vakit var gibi.

    Askeriye bu geçiş aşamalarında önemlidir. Bazı askeri şımarıklıklar yapılır. Rejimlerin kendi politikaları için, küçük kazanılabilir zaferler isterler. Rusya için Suriye ve Ukrayna, Kafkaslar gibi. Bunlar kaybedilmeyecek savaşlar.

    Cumhuriyeti kurduğumuzda, az kişi bilir, Atatürk'te ordumuzu Bulgaristan içinde Sofya'ya doğru yürütmüştü. Bulgar yönetimi telaşa kapıldığında, Cumhurbaşkanımız Mustafa Kemal, Türkiye'nin istediklerini aldıktan sonra, paşamıza haber vereyim belli ki manevra yaparken sınırı farketmeden Bulgaristan'a girmişler, demişti.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Onlar özellikle bizimkisi hala siyasi kurnazlıklar yaparak dünyadaki büyük adamların isteği ve bilgisi dahilinde hala orada. Onlar kim ki kendilerinden sonraki adayı açıklayacaklar :) Fazla büyütmeyin...

      Sil
  53. Hocam başınız sağ olsun. iktisatçı olarak her zaman neyi ne zaman ve ne şekilde söyleyeceğinizi takip ettik. Sizde tecrübelerinizi paylaşmaktan asla imtina etmediniz. Şimdi yukarıda ki hikayenizi okuyunca önümüzde ki yıllarda edebi bir eserin hazırlığı yaptığınızı düşündüm umarım yanılmamışımdır. İyi bir iktisatçının iyi bir roman yazarı olacağını görmek sizi sevenleri çok mutlu edecektir.

    YanıtlayınSil
  54. Üstat, duyduğumuz ve az da olsa gördüğümüz maliye artık yok oluyor. Sadece diğerlerinden daha iyiyiz.

    YanıtlayınSil
  55. Küçücük bir beldede görev yapan kamu yöneticileri dahi lüks, pahalı yabancı makam araçlarına bindiği sürece, savurganlığın, adam kayırmanın, ahlaksızlığın, adaletsizliğinöadaletsizliğin, ayyuka çıktığı bir dönemde yalnızca geçmişteki namuslu insanların uygulamaları ile avunuyoruz, ne kadar acı...

    YanıtlayınSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...