20 Haziran 2020 Cumartesi

Geleceğin Dünyası Üzerine Düşünceler

Geçmişin Dünyası
Devletlerin ortaya çıkışı sanki birkaç yüzyıllık bir olaymış gibi görünse de aslında binlerce yıl geriye gidiyor. Neolitik devrimle birlikte göçebelikten çıkıp toprağa yerleşen insanlar, önce köylerde yaşayan kabileler biçiminde örgütlendiler. Her kabilenin bir şefi, bazılarının şefe danışmanlık yapan yaşlılar meclisi vardı. Sonra o kabilelerin bazılarının bir araya gelmesiyle köyler ortaya çıktı. Zamanla köyler kent devletlerine, kabile şefleri krallara dönüştü. Kentler savaşla ya da anlaşmayla bir araya gelerek daha büyük devletleri oluşturdular. Bu devletlerde kral en tepede yer alıyordu. Kralın, genellikle soylulardan oluşan bir danışma meclisi vardı. Buna karşılık örneğin Avrupa’da orta çağda krallar çok da güçlü değillerdi. Toprak sahibi soylular arasında kraldan daha güçlü olanlar vardı. İngiltere’de daha 1215 yılında bu güçlü soylular, kral yurtsuz John’a yetkilerini sınırlayan Magna Carta Libertatum’u imzalatmışlardı.    

Orta çağa egemen olan feodal ekonomik yapının temel üretim birimi geniş topraklara yayılı bir yerleşim ve üretim alanı olan, feodal beylere ait malikâne adı verilen topraklardı. Bu topraklarda sistemin ana üretici gücü olan ve serf denen köylüler üretim yaparlar, ürettiklerinden kendilerinin yaşamı için gereken miktarı aldıktan sonra geriye kalanı beye verirlerdi. Serflerin malikâneyi terk etmesi söz konusu değildi. Her feodal beylik kendine yeter bir ekonomiden ibaret olduğu için bir anlamda dışa kapalı bir ekonomik sistem söz konusuydu. Dışa kapalılık gelişmenin de önünü tıkayan bir durum yaratmıştı. Dışa kapalı sistem, artı ürünün ticaret yoluyla değişimini sınırladığından pazar ekonomisi ve rekabetin yeterince gelişmesi de mümkün olamamıştı.

Coğrafi keşifler ve uluslararası ticaretin, sömürgeciliğin ve giderek ticaret kapitalizminin (merkantilizm) yayılması feodalitenin yavaş yavaş tasfiyesine yol açtı. Bu gelişim Fransız Devrimiyle devam etti. Sanayi devrimi ticaret kapitalizminden sanayi kapitalizmine geçişe altyapı yarattı. 19’uncu yüzyılın ortalarında hız kazanan bu gelişme, giderek dünyayı mal ve hizmet ticareti açısından ortak pazar haline getirdi. Sanayi kapitalizmini, finans kapitalizmi izledi. Finans kapitalizmi gelişirken yavaş yavaş çok uluslu şirketler ortaya çıktı ve egemen devletlerle ekonomik gücü paylaşmaya başladılar.

20’nci yüzyılın sonlarına doğru başlayan küreselleşme macerasına girilirken bütün dünyanın tek bir üst yönetim altında bir araya gelmesi gibi bir düşünceden yola çıkılmıştı. Avrupa Birliği böyle bir bütünleşmenin en başarılı örneği olarak sunuluyor ve savunuluyordu. Ne var ki işler planlandığı gibi gelişmedi. Küresel kriz, Avrupa Birliği’ne ağır darbe vurdu. İngiltere birlikten koptu. Bazı başka ülkeler de birlikten ayrılmayı ciddi olarak tartışmaya başladılar. Daha da önemlisi, mesela Yunanistan krizinde olduğu gibi, ülkenin birlik üyesi olmaması hâlinde krizden daha kolay çıkabileceği düşüncesi fazlasıyla taraftar bulur oldu.  

Geleceğin Dünyası
2008 yılında başlayan ve Covid – 19 virüsüyle doruk noktasına çıkan küresel kriz, tek bir piyasa olacakmış, hatta neredeyse tek devlete dönüşecekmiş gibi bir görünüm içinde bulunan küresel sisteme ağır bir darbe vurdu. Bugün bırakın devletlerin yan yana gelmesini insanlar bile yan yana gelemez durumdalar.

Bugünkü durumdan ileriye doğru baktığımızda geleceğin dünyasıyla ilgili iki görüş bulunuyor karşımızda. İlki, bütün duraklamalara, engellere karşın küreselleşmenin gelişerek devam edeceğini savunanların görüşü, ikincisi küreselleşmenin bundan böyle eskisi gibi gelişemeyeceği görüşü.

Ben ikinci görüşteyim. Bir başka ifadeyle üretim, bölüşüm ve paylaşım ilişkilerinin bir yenilenme geçireceğini düşünüyorum. Aslında bunun bir yenilenme olup olmayacağı da tartışmalı. Bir başka deyişle yenilenme gibi görünen bu gelişim, bir çeşit eskiye dönüş şeklinde ortaya çıkacak gibi görünüyor. Covid – 19 kriziyle birlikte tarım ve hayvancılık kesiminin yeniden öne çıkmaya başlamasının kent devletleri modeline dönüşe destek sağlayacağını tahmin ediyorum. Ticarette son yıllarda yükselen korumacılık eğilimlerinin de bu gidişi destekleyeceği kanısını taşıyorum. 

Geleceğin dünyasında egemen devlet kavramının yerini yavaş yavaş egemen şirketlere bırakacağı görüşündeyim. Günümüz dünyasında hegemon devlet[i] konumunda ABD yer alıyor. ABD’nin bu pozisyonuna karşı iki farklı meydan okuma var. İlk meydan okuma Çin’den geliyor. Çin, bir yandan eğitime verdiği destekle çok yüksek bir aşamaya çıkardığı yaratıcılığı, bir yandan da ucuz emeği kullanarak ciddi bir rekabete dönüştürüyor. İkinci meydan okuma çok uluslu şirketlerden geliyor. Çok uluslu şirketler öylesine büyüyor ve öylesine gelir yaratabiliyorlar ki küresel sistemdeki çoğu devletten daha varlıklı konuma yükseliyorlar. Bu, onlara büyük güç ve imkân sağlıyor ve küresel ekonomide ve hatta sosyal konularda giderek artan biçimde söz sahibi hale gelmelerine yol açıyor.  

Geleceğe ilişkin bu tahminim doğru çıkarsa bugün fazla etkili görünmeyen kripto paraların gelecekte sistemin temel ödeme aracı haline geleceğini beklemek doğal sonuç olur.   





[i]  İçinde bulunulan dönemde uluslararası siyasal ve ekonomik ilişkilerde egemenliği elinde tutan ve bu ilişkileri etkileme gücüne sahip olan devletlere hegemon devlet adı veriliyor. 19’uncu yüzyılda İngiltere hegemon devlet konumundaydı. 20’nci yüzyılın ikinci çeyreği ile son çeyreği arasında ABD ve SSCB bu konumu paylaşmışlardı. 20’nci yüzyılın son çeyreğinde SSCB’nin dağılması ve küreselleşmenin ortaya çıkmasıyla ABD tek başına bu konuma gelmiş durumdadır. Bugün ABD’nin bu konumunu paylaşacak konumdaki tek güç Çin’dir.

113 yorum:

  1. Kendi öz kaynaklarımıza yapabilecegimiz ve diger ulkelere gore avantajimizin oldugu tarım, hayvancılık, madencilik, turizm, yazılım gibi sektörlere ağırlık vermeliyiz. Sadece bu sektorleri iyileştirip geliştirerek her birinde dünya çapında ilk siralarda olabiliriz.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Hocam , peki bu klasik dış ticaret teorilerine dönüş olmaz mı ? Mutlak olarak veya karşılaştırmalı üstünlüğü olan mal ve hizmetlere geri dönmek gibi

      Sil
    2. Saydığın sektörlerde güçlü Çok uluslu şirketler yerel yasaları hazırlatarak,lehlerine kullanarak piyasada hakim rollere geçtiler.Tarımda mecburi tohumla ilaç,finans ve pazarlamayı engelleme gibi monopoleşirken;kendi oyları ile seçtikleri temsilciler bunlara alet oluyor. astirastombili

      Sil
    3. Turkiye hayvancılığa pek uygun bir ülke değil. Bu insanlara okulda öğretilen fakat yüzde 100 yalan olan bir dogma. Tarımda ise ülkenin avantajları var ama kuzey meridyendeki bazı ülkeler Rusya veya Ukrayna mesela bazı ürünlerde Türkiye den çok daha avantajlı.

      Sil
    4. Selam,

      Türkiye, işçi veriminin düşük olduğu bir ülke. İşçi verimi, artan sermaye ile artıyor. Türkiye'nin ortamı sermaye üretimi için yeterli gelmiyor, dış sermaye ihtiyacı vardır.

      Turizm, tarım, yazılım, madencilik Türkiyenin kendi iç sermayesi ile verimli rekabet edebileceği sektörler değiller. Yüksek ihracat yapan sektörlerde bile servet üretimi gerçekleşmiyor. Misal, yüksek ihracat yapılan sektörlerde dünya markalarının olmaması ile verilebilir.

      50lerin Türkiye'si ile kıyaslama yapılırsa, ne kadar çok traktör ülkeye girmiş ise, tarım üretimi o kadar artmıştır. Karşılığı teknolojiye ödenen bedeldir.

      Türkiye, teknoloji, sermaye, iş gücü uyumunu kaybetti. Yüksek büyüme zamanlarında devletin istatistiklerine yansıyan bir durum bu.

      Türkiye, dış sermaye + dış teknoloji + ucuz işgücünün birleştiği sektörlerde yüksek ihracat yapar.

      Avrupa'ya coğrafi olarak yakın olmanın avantajı milli geliri ve kişi başına geliri yükselten bir unsurdur.

      Bir başka unsur, batı ile askeri işbirliği sebebi ile Türkiye'nin sınırlarını harita üzerinde koruyabilmesidir (Terör mücadelesinde PKK nın bile ne kadar yıpratıcı olduğu göz önüne alınırsa, Nato üyesi olmayan Türkiye'nin bir devlet ile karşı karşıya gelmesi, ülke bütünlüğünü bitirecek etkidedir).

      Mevcut durumun devamı ile Türkiye ekonomik büyüklüğü günümüz cari fiyatları ile 600 ile 660 Milyar dolar seviyesinde dengelenir. Kişi başına düşen gelir ile de sanırım 6 bin ile 7 bin dolar civarındadır. Son 5 yıldır yaşanan süreç ekonomik denge noktasına yakınsamadır. Düşüş, Covid olaylarından bağımsız olarak devam edecektir.

      Bahsettiğiniz sektörlerde dünya çapında ilk sıralara girmek, siyasi iktidardan bağımsız olarak, önümüzdeki 25-30 yıl içinde olmayacaktır.

      Sil
    5. Bu saydıklarınız bence mevcut durumun tanımlaması gibi, Türkiye yi lig atlatmak için gerekli olan hak, hukuk, adalet.

      Devlet zengin olmak yolu olmaktan çıkmalı, devleti ele geçirenin herşeye sahip olduğu ortama birde başta genellikle devlet desteği ile zengin olanların zamanla ülkeyi/pazarı bölüşmeleri; tekel piyasalar, bazılarının çok kolay haksız para kazanmasını sağlıyor. Bu ekonomik yapı hem maddi kaynakların çarçur edilmesine, hem de yeni fikir ve işlerin önünde en büyuk engel.

      Bu düzen çok aşırı dibe vurmadığı sürece hiçbir değişim rüzgarı bu statükonun uzun yıllardır tahkimatlanmış gücünü kıramaz, yaşam alanı bulamaz. Bu konu ister toplumsal yapıda isterse bir şirketin içindeki ilişkilerde aynı şekilde vücut buluyor. Gücü ele geçiren gelişim yerine derhal statükoyu korumak için enerjisinin çoğunu harcıyor.

      Sil
  2. Mahfi hocam ileride Merkez Bankalarının da dijital para basması muhtemel. Daha ilerisinde baya muhtemel.

    Sevgiler

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. İleride merkez bankası kalacak mı orası karışık.

      Sil
    2. Bence ilk aşamada merkez banaları ve devletler kendi kripto parasını çıkaracak. Buna kripto dünyasında stable coin denir. yani sabit değeri vardır ve şu anki kağıt paradan farkı yoktur. devletlerin basacağı kripto paralar , para işlevi hariç hiçbir işlevi olmayan paradır. Sınırsız basılabileceği için ha kağıt para basmışsın ha kripto aynı şey. Ama kripto paralar belli bir merkeze bağlı değildir ve hiçbir ülke basamaz. bu nedenle devletlerin basacağı kripto paralar ile şu anda piyasada bulunan kripto paraları karıştırmayın. İsmi aynı olsa da çok farklı kategorideler. Bitcoin sınırlıdır ve devletler basamaz altın gibidir. Bu nedenle değerlidir.

      Sil
    3. Sermayesinde önemsiz payı varken,siyaseten gücüyle Merkezbankı aile holding iştiraki gibi yönetilmekte,İtibar kaybına uğradı.

      Sil
  3. Merhaba Hocam yazınızı okuyunca aklıma Alvin Toffler'in Üçüncü Dalga kitabı geldi. Gerçekten yeni bir evreye giriyor olabilir miyiz? Alvin Toffler ekonominin (ya da üretimin) evlerde döneceğini öngörüyordu. 1980 de yapay zeka ve robotlar yapılan üretimi tam öngörememiş bence. Sanki üretim işinden insanlar büyük çoğunlukla çekilecek. (Bilgi üretimi hariç. ) Yapay zeka ve robotlara bırakacak. Bu noktada komplo teorilerinin verdiği örnek geliyor aklıma. Sanayi devrimi öncesi ulaşım ve işgücü olarak kullanılan binek hayvanları, sanayi devrimi sonrası motor gücüyle yer değiştirince ihtiyaç kalmadığı için sayısal olarak azaldı. İnsanlar içinde aynı durum söz konusu olacak deniyor. ABD’deki Georgia eyaletinin Elbert kasabasında, “Yeni Dünya Düzeni İçin 10 Emir”in yer aldığı ve “Dünya nüfusunun 500 milyona indirilmesi” gerektiğinin belirtildiği “Georgia Rehber Taşı Anıtı bu konudaki ilginç bir örnek. Ama aklıma tam oturmuyor. Ekonomi demek insan demek. İnsansız bir ekonominin hiç bir anlamı yok.
    Öte yandan Güney Afrika'da ki altın madeninde çalışan insanların yaşamını izlemiştim. Oturdukları evlerde tuvalet bile yok. Oturdukları mahalleye konulan seyyar tuvaletleri kullanıyorlar. Kanalizasyon olmadığı için yaşanılan yerde kokudan durulamadığını söylüyordu muhabir. Orada yaşayan insanlar üretim yapıyorlar. Ancak tüketim için (Yeme içme gibi en en temel ihtiyaçlar dışında.) hiç maddi kaynakları yok. Şu soru geliyor aklıma. Eğer oradaki altın madeni hala üç beş kişinin elinde olursa ve de üretimi robotlara yaptırırsa maden sahibi oradaki insanları ne yapar? Anlayacağınız kafam çok karışıyor. İnsan yoksa altının hepsi senin olsa ne işe yarar? Altını robotlar çıkarırsa insana niye ihtiyacın var? İçinden çıkamadığım iki soru.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. İlginç tespitler ve sorular, paylaştığınız için teşekkürler.

      Sil
    2. Çok da kötümser olunmaması gerektiği düşüncesindeyim. Çocukluğumda izlediğim spiderman çizgi filminde kötü kalpli diktatör dr.doom robotların çalıştığı insanların ise dinlenip eğlendiği bir sistem yaratmıştı. Diktatörlük olmadığını varsayarsak gayet ideal bir sistem gibi. Çok etkilenmiştim.

      Sil
    3. rica etsem belgeselin ismini yazar mısınız ? şimdiden teşekkürler :)

      Sil
  4. Mahfi bey, güzel bir yazı olmuş, teşekkür ederim.
    Gücü elinde bulunduran toplumlar elbette güçsüz kalanlar üzerinde baskısını oluşturarak kendi hükümranlıklarını ilerletme gâyesi taşıyorlar. Halböyleyken tek dünya devleti şeklinde bir örgütlenme uzun vadede gerçekleştirilmeye çalışılsa bile, geri kalmış ülkelerin, gelişmiş ülkelere septik bir bakış açısıyla yaklaşmasından ötürü gerçekleşmeyecek bir hayâl gibi duruyor.Pek tabii ki dünyada ne zaman ne olacağı kestirilemiyor. Covid-19 süreci buna çok iyi bir örnek.
    Biraz ütopik olacak ama ben önümüzdeki 100 yıl için, dünya dışında kolonileşmelerin başlayacağını, koloni kuran devletlerin, nitelikli insanlardan oluşan grupları oraya taşıyacağını ve bunun sonucunda,
    geride kalanların ise adeta suyu sıkılıp posası kalmış portakallar gibi kokuşacağı kanaatindeyim.
    İnsanlık her ne kadar birlikte yaşamayı öğrenmiş olsa da, tembellik edeni ve kendini geliştirmeyeni,
    kendileri gibi insanlarla başbaşa bırakıp kaçmak üzerine evrilecek gibi.
    Sevgiler.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız, teşekkürler paylaştığınız için.

      Sil
    2. Atakan Bey, sizin söylediğiniz ütopyanın filmini 2013 yılında çektiler. Filmin adı Elysium (Türkçesini Yeni Cennet diye tercüme etmişler).

      Sil
  5. Sayın Eğilmez, geleceğin dünyasının şekillenmesi, geçmişten kopuk olamayacaktır. Geçmişte dünyanın şekillenmesinde büyük etkenlerden biri de Din ve Din adamlarıydı. Geleceğin dünyasında da bu etkenlerin rol oynayacağını düşünüyorum. Bu etkenler uzak doğu hariç dünyanın diğer bölgelerinde hala önemli rol oynamaktadırlar, Din ve Din adamlarının etkisinin daha 8 veya 10 nesil süreceğini düşünüyorum. Din ve Din adamlarının etkisinden kurtulabilen Ülkeler ve şirketler bence daha süratle gelişecekler, bu etkilerden kurtulamayan Ülkeler ve şirketler daha çok içe kapanacaklar, birlikler beraberlikler oluşturmaya çalışacaklardır. Dünyanın geleceği bir süre böyle kutuplu ve içe kapanık bir gelişim gösterecektir. Din ve Din adamlarının etkisi ileride çok azalacaktır ancak önce aşırı kutuplaşmalara sebep olacaktır.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Yüzde 100 katılıyorum. Ne yazık ki ilerledikçe bağnazlık, gelişme yolundaki ülkeleri çok daha fazla etkileyecek gibi görünüyor.

      Sil
    2. Din ve din adamlarının etkisi arkadaşın dediği gibi 8. 10 nesil sürer daha sonra azalır görüşünün geçmişi gözlemlediğim etkisinde kalarak söylenmiş bir öngörü. Oysa bugünü gözlemledipinde ikahiyarcıkarın durumu dahası imamhatiplerde deist yetişmesi, sosyal medya özgürlük alanı baskı altında olmadan yazılanları gençler takip ediyor yönlerini bekirliyorlar. KISACA hayatta en hakiki murşit ilimdir ilkesi hızlı şekilde hayat buluyor kanaatindeyim.

      Sil
    3. Günümüzde yaşanan neredeyse tüm rezilliklerin etkeni olan ortadoğu kökenli din(ler)in bırakın 8-10 nesli, 1-2 nesile bile dayanabileceğini sanmıyorum. Aslında 3 din zannedilen ama temelde tek dinin varyasyonları olan bu ilkel yapı, bilgi paylaşımının artması ile çok hızlı şekilde çöküyor. Bu yapının sürdürülebilmesinin tek yolu interneti ve gelecekte onun yerini alması muhtemel yapı ya da yapıları yok etmek, bilgi paylaşımını bir şekilde engellemek. Nitekim halklarını kontrol altında tutabilmek için bu ilkel yapıyı kullanmak dışında başka bir yol bilmeyen yetersiz, çağ dışı yöneticilerin internete ne kadar düşman olduklarını, nasıl umarsızca ondan kurtulabilme arzusu ile yanıp tutuştuklarını tüm dünyada gözlemleyebiliyoruz.

      Bunların kısa sürede yok olacakları kesin de yerlerini özgür düşüncenin, inançsız bir yaşamın alabileceğini ben de hiç sanmıyorum. İnsanlar, özellikle de gençler bu dinlerin ilkelliğini görüyor olsalar da inançsız yaşamaya hazır değiller ne yazık ki. Bence geleceğin dünyasında rol oynayacak inanç sistemi deizim ağırlıklı, teknoloji soslu, görece daha hümanist ve o dönemde mevcut bilgi paylaşım olanaklarını kendisini etkin şekilde kitlelere kabul ettirebilmek için kullanma kapasitesine sahip bir sistem olacak ve günümüzde geçerli tüm dinler tahminimizden de kısa sürede ortadan kalkacak. Yeni inanç sisteminde söz sahibi olacak "din insanları" bir takım teknoloji guruları olacak, dinin tüm kontrol mekanizmalarını kullanırlarken din kelimesini hiç ağızlarına almayacaklar. Muhtemelen bu sistemde de varyasyonlar ve o varyasyonları kontrol eden farklı yapılar bulunacak. Yeni din(ler)in mensupları ise aslında dinsiz olduklarını zannederek yeni din(ler)in gurularına gönüllü köleliğe devam edecekler.

      Sil
    4. Toplum faydası ve şirket kârlılığı birçok sektörde birbiriyle çatıştığı sürece insanlar devletlerden yakınsa bile, yasa yapma yetkisini her ne kadar yozlaşmış olduğunu düşünse de kendi seçtiğini sandığı hükümetlere verme eğiliminde olacaktır bence. İleride daha imtiyazlı şirketler muhakkak göreceğiz ama bu uzayın fethi ile ve öncü birkaç şirketin tekelinde mümkün olabilir. Lobicilik devam edecektir ama fazlasını hiçbir sermaye sahibinin de isteyeceğini düşünmüyorum. Erk sahibi olmak eskisi kadar arzu edilen bir şey olmayacaktır bence. Güzel yazınız için teşekkürler

      Sil
    5. Boşa ümitlenmeyin. Din denilen olgu ne 1-2 ne de 8-10 nesil sonra etkisini yitirecek. Dünya durdukça dinler de var olacak ve etkisini sürdürecek.
      Mahdut Mesuliyetlinin sandığının aksine söz konusu yapı interneti yok etmek amacında değil. Bunu birçok din adamının ve tarikatın interneti ve sosyal medyayı ne kadar etkin bir şekilde kullandığından anlamak mümkün. Ülkemizde bazı din adamlarının sosyal medyada milyonlarca takipçisi var ve her gün birden çok paylaşım yapıyor, bilgilerini takipçilerine ve dolayısıyla kitlelere yayıyorlar.
      Bu durum yeni bir husus da değil. Sözünü ettiğim din adamlarının internet dahi yokken 30-40 yıl öncekinin sohbetlerinin, vaazlarının çoğunun görüntülü ve sesli kayıtları var. Adamlar her şeyi kayıt altına alıyor, bunları geleceğe taşıyor ve aktarıyorlar.

      Sil
    6. Islamiyet bu kafayla giderse biter.
      Cunku bilisim devrimi var internet var. Nasil Hristiyanlik dinini matbaa degistirdiyse. Bu da oyle bir sey.
      Kaldiki islamin egemen oldugu yerlerde temel bir cok haktan yoksun yiginlar var.

      Gencler bunalmis durumda islamiyetten ve onun baskici anlayisindan. Gencler gencliklerini yasamak istiyor islam izin vermiyor. Islam hep yasakliyor. Islamda ask yok islamda sevgi yok islamda hos goreu yok islamda ozgurluk yok islamda ne var kelle kesme var

      Sil
    7. Türkiye, kendine özgü koşulları içinde İslami devrimini yapmıştır. Eskiye dönüşü olmayacak bir yönetim değişimi gerçekleşmiştir.

      Adı henüz konulmasa da, İslami Rejimin üst yönetim şekli, organizasyonu 80lerin Irak yönetimine benzer iken, orta ve alt kademelerdeki yönetim şekli İran İslam Rejiminin organizasyon yapısına yakınsamaktadır. Benzeri kurumsal yapılar oluşturulmaktadır. Çevresindeki ülkelere benzemeyen kendine özgün bir yönetim yapısı oluşmuştur.

      Türkiye'nin gelişimini, ekonomisini dünyadan ayırıp, bu şekilde değerlendirmek gerekmektedir. Avrupa Parlamentosunun Türkiye üzerindeki tavsiye kararları, önümüzdeki dönem ilişkileri şekillendiren temelleri Avrupa Konseyi ve AB üyesi devletlere sunmuştur.

      Türk devlet yönetimi de bu durumu bildiği için ülke rotasını dikkat ederseniz, 5 yıldır AB tarafına asla yöneltme zahmetine girmemiştir. AB de görev yapan Türk bürokrasisinin de kalitesine eskisi gibi dikkat edilmemektir. Halka açık tüm kaynaklarda bulunan bu unsurların üzerine, Türk yönetimi halkına Rusya ve Çin'i hedef göstermekte, uluslar arası iş birlikleri, parasal destekler vs somut konulara da yansıyan bir devlet politikası oluşturulmuştur.

      Sil
  6. Şirketlerin hegomanyası çok tehlikeli görüyorum. Sonuçta kapitalizm olduğu yerde insan hak ve özgürlükleri ikinci plandadır. Şirketler çok güçlenirse Devlet dediğimiz organizasyonu çok etkiler, kişisel çıkarlar sistemi bozar. Bugün nasıl siyasi çıkarlar için Devlet ve vatandaşın vergileri kullanılıyorsa, bu seferde siyasi çıkar ve şirketlerin çıkarları için aynı durum oluşur. Vatandaş yöneticilerini seçebilir fakat şirketlerin yöneticilerini seçemez. Sendikalaşma ve işçiyi destekleyecek kurum/kuruluş ve toplulukları zayıflatır.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Evet kötü bir gelişme olacak ama gidiş bu yöndedir.

      Sil
  7. Hocam, stabil coin arkasinda seffaf bir defter, dlt, distributed ledger technology var. Hangi para boyle seffaf olabilir bu devirde? Devletler korkar bu isten, yedirmez. Yani sovereignty demek, kagidima guvenin demek. Cengiz han ilk kagit parayi basmis diye duymustum,bir yuzunde "ordu" yaziyormus, diger yuzunde "yassa".. gerisi tevatur degil midir?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Devletler ayakta kalabilirlerse dediğiniz gibi olur. Ben gelecekte devletlerin bu güç ve büyüklükle ayakta kalamayacağını düşünüyorum.

      Sil
    2. Devletler çoktan kontrolü kaybetti, 50 yıldır yaptıkları tebalarını küçük bir kapitalist gruba borçlandırıp bu işlem sırasında oluşan vergilerden sefa sürmek. Çoktan paranın çok büyük kısmı vergi cennetlerine park etmiş durumda. Bir de kripto para devlet paralarını bitirirse devletler borçlu, robotlar yüzünden üretime de katılamayan (katılsa bile iş rekabeti sebebiyle düşük alım gücüne sahip) tebaları ile ne yapacaklar bakalım.

      Sil
  8. Hocam Dünya'da en beğendiğiniz ekonomi hangisi ?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Kuzey ülkelerinin (İsveç, Norveç, Finlandiya, Danimarka, Estonya, Letonya, Litvanya, kısmen Almanya) ekonomileri

      Sil
  9. Gelecek; bir döngünün başlangıcı ile başlar ve bu da muhtemelen avcı toplayıcı dan buğdaya ordan kripto uzar....gibi.

    YanıtlayınSil
  10. Müthiş bir analiz ve sentez olmuş Sayın Hocam. Gündem ve ekonomi bu kadar güzel anlatılabilirdi. Çok şey öğrendik, var olun.

    Son cümleniz de, beni bir kripto para yatırımcısı olarak heyecanlandırdı. Çok mutlu oldum.

    YanıtlayınSil
  11. hocam,Samuel P.Huntington`un demokrasin tanımına baktığmızda demokrasini 3 dalgaya ayrıyor,covid-19 sonra yeni bir dünyanin oluşacagını düşünürsek 4 cu dalganin başladığını söyleye biliriz bence.

    YanıtlayınSil
  12. Sn. Hocam; Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının Türkiye devleti için bastığı TL kapsamında Türkiye Hazinesi Bankadan belli bir senyoraj geliri almakta. Buna göre Rezerv para olan ve Amerika Merkez Bankası FED'in dünya için bastığı ABD $'ı için de ekonomik büyüklüğümüz ölçüsünde Hazinemizin FED den de bir senyoraj geliri talep etmesi gerekir mi?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Bizde senyoraj gelirini hazine dışındaki yerler alıyor.

      Sil
  13. Mahfi bey, açık açık yazıyorum, lütfen darılmayınız:

    "Neoliberalizmin Bilmem Kaçıncı Çöküşü" yazınızı, bu yazınızdan daha gerçekçi buldum:

    http://www.mahfiegilmez.com/2020/04/neoliberalizmin-bilmem-kacnc-cokusu.html?m=1

    Umarım kızmamışsınızdır?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. 'Liberal'ler sosyalist oldu, neoliberal'ler de komünist olur mu¿ diye düşünüyorum

      Sil
    2. Asıl sosyalistler liberal oldu bence, büyük bölümü yaşayışlarından savundukları görüşlere kadar liberaller ama kendilerine solcu diyorlar...Mahfi hocam ne der bu hususta acaba?

      Sil
    3. Mahfi beyi bir yönüyle eleştiriyorum. Kendisi "Alfred Marshall"a çok fazla saygı duyuyor. Ama "Alfred Marshall", günümüzdeki neo-liberal ve neo-muhafazakârların fikir babasıdır. Alfred Marshall, siyaset (politics) ve ekonominin (economics) birbirinden ayrı tutulması gerektiği fikrini öne sürerek; neo-liberal ve neo-muhafazakârların amaçlarına zemin teşkil etmektedir.

      Mahfi bey niye hâlâ "Alfred Marshall"ı öve öve bitiremiyor, çok merak ediyorum...

      Sil
    4. Mahfi bey kendi instagram hesabında, ABD Dışişleri Bakanlığı adına çalıştığına dair kartının fotoğrafını çekip yayınlamıştı.

      Yani kendisi liberal olduğunu inkar etmiyor.

      Sil
    5. O resme bir daha bakarsanız o kartun TC Hükümetini temsilen IMF toplantısına giriş kartı olduğunu görürsünüz. İngilizce biliyorsanız tabii.

      Sil
    6. Ama liberalsiniz Mahfi bey, bunu hiç inkar etmediniz.

      Sil
    7. Ben Marx'ı da överim ama bu benim Marksist olduğumu göstermez.

      Sil
    8. Liberal olduğumu inkâr etmedim çünkü liberal görüşte değilim. Liberal görüşün benimsediğim yanları vardır ama benimsemediğim pek çok yanı da var. Açıkçası benim görüşlerim birçok görüşün bir ortalamasıdır. Onun için kendime liberalim, neoliberalim, sosyalistim, sosyal demokratım, Keynesyenim vb gibi etiketler yapıştırmayı hiç sevmem. Benim üç kırmızı çizgim var: 1. Tutuculuğa karşıyım. 2. Bilim ve rasyonalizm her şeyin önünde gelir. 3. Atatürkçüyüm.

      Sil
  14. Hocam her cümleniz birbirinden değerli gerçekten "Çin bir yandan eğitime verdiği destekle çok yüksek bir aşamaya çıkardığı yaratıcılığı, bir yandan da ucuz emeği kullanarak ciddi bir rekabete dönüştürüyor." Bizim ülkemiz için bu güzel tespitiniz içlerinden en öne çıkıyor diye düşünüyorum şöyle ki adalet, hak,hukuk ve özgürlük ortamı içerisinde fikri hür vicdanı hür bireyler yetiştirmeye gerçekten özen gösterebilirsek akademik kadrolar başta olmak uzere liyakat olmazsa olmazımiz olabilirse gerek kadim devlet kültürümüz gerek jeopolitik konumumuz itibariyle yeni düzende tekrar dünyaya yön veren bir millet olabiliriz. Tabi ki sizin gibi hem ekonomi alanında otorite olabilmiş hem de kendisini toplum bilimlerinde de geliştirebilmis çok yönlü
    insan kaynaklarımızdan aktif yararlanma şartıyla bunlar hızlıca uygulamaya konulabilir kanısındayım.
    Sevgiler ve saygılar

    YanıtlayınSil
  15. Hocam, güzel yazınız için çok teşekkür ederim. Yine okurken çöm keyif aldığım yazılarınızdan birisi olmuş...

    Lakin aklıma takılan büyük bir soru var. Bazen iktisat biliminin ve uğraşı alanının sadece sonuçlarla boğuşmaktan ibaret olduğu düşüncesi zihnimde beliriyor. Sözgelimi eğer toplum geneli olarak mükemmel yazılımcılara sahip olsaydık, yapay zekanın dilinden anlasaydık, ya da biyomühendislik alanında zirve yapmış olsaydık çok daha fazla katma değer üretmiş olmaz mıydık? dolayısıyla faiz şu olursa kur bu olur, ya da bizle kim swap yapacak diye düşünüp durur muyduk? Bir başka deyişle, zenginliğin asıl kaynağı fen, teknoloji ve inovasyonsa, bütün bunlar sağlandığında bir iktisat bilimcisi ne yapacaktır? Kendisine gerek kalacak mıdır? Optimal üretim ve bölüşüm değerlerini bile bir iktisatçıdan daha net bir şekilde hesaplayabilen bir yapay zekanın varlığı demek bir iktisatçının sonu demek değil midir?

    Görüşlerinizi merak etmekteyim. Tekrardan çok teşekkür ederim.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Sayın Anonim (14:51),

      Aklınızda böyle büyük bir sorunun dolaşması (ne yazık ki!) normal.

      Onyıllar boyunca "büyüme (growth)" kavramı, ulaşılması gereken yegâne amaç olarak insanlara, şirketlere, devlet yöneticilerine pompalandı. Sosyalist eğilimli, İslamcı eğilimli, Budist eğilimli (ve diğer -izm'ler) bir kültür iklimine sahip olsa bile; ülkelerin ekonomilerinin temel amacının "büyüme (growth)" olduğu adeta şart koşuldu.

      Dikkat ederseniz, dünya genelinde pek çok iktisatçı hem hayatı gözlemlerken hem de kendi akademik kuramları üzerine düşünürken; "büyüme (growth)" kavramını önkabul ederek harekete başlıyor. Bütün sosyal bilimlerde olduğu gibi iktisat biliminde de; hayatta yaşanan olayları analiz ederken tutunduğunuz bakış açıları geniş bir yer kaplar. Öyle bir an gelir ki; "büyüme (growth)" kavramı (ve uygulaması), adeta bilimsel bir kritere, standarda dönüşür.

      Bu kavramın 180 derece zıddı olmasa da, ciddiyetle eleştiren bir başka kavram daha var: Degrowth. Büyümeyi bir kült hâline getirmeyi reddeden ama aynı zamanda küçülmeyi de savunmayan, geçmişe nostalji şeklinde özlem duymayan bir kavram. Degrowth'un temel uyarısı, "tüketim kültürü"nün zaman içinde elimine edilmesi. Bunun için hem uluasaşırı şirketlerin aşırı kâr amaçlı büyümekten vazgeçmesi gerekiyor, hem de insanları aşırı tüketmeye teşvik etmek için reklamların pompalanmaması, kredi kullanımının özendirilmemesi gibi davranış kalıplarımızı değiştirmemiz gerekiyor. "Degrowth" akımının daha başka pek çok uyarı (ve yöntemleri) var ama ilk uyarısı "tüketim kültürü"nü tedrici olarak bitirmek.

      Konu hakkında güncel bir kitabı dikkatinize sunuyorum:

      Kitap: Küçülme: Yeni Bir Çağ İçin Kavram Dağarcığı
      Yazanlar: Giacomo D’Alisa, Federico Demaria, Giorgos Kallis
      Çevirenler: Ayşe Ceren Sarı, Berk Öktem, Burag Gürden, Yaprak Kurtsal
      Yayınevi: Metis Yayınları

      Kitabın ana adresi:
      https://www.metiskitap.com/catalog/book/36712

      Sil
    2. Sayın anonim 18:17;
      İfade etmiş olduğunuz görüşler ve konu ile ilgili aydınlatıcı kaynak paylaşımlarınız için size çok teşekkür ederim. Kıymetli tavsiyelerinizi dikkate alarak paylaştığınız kaynakları okuyacağım. Çok selamlar...

      Sil
    3. Sayın anonim 18:17;

      Kıymetli tavsiyeleriniz için çok teşekkür ediyorum.

      Sil
  16. mahfi bey çok merak ettiğim bir soru var bizde iş gücüne katılım oldukça az ama buna rağmen işsizlik çok yüksek bu işsizlik sorunu hiç değişmiyor %10 civarlarından aşağıya düşmüyor bu nasıl çözülebilir ? bir ülkenin temel olarak %10 işsizlik ile yoluna devam etmesi bana aşırı saçma geliyor.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Üretime girersek işsizlik de çözülür. Ama tüketim ekonomisi olmaya devam dersek daha da büyür.

      Sil
    2. Hocamız, kilit politikayı belirtmişler.

      Türkiye, bazı teknik ve siyasi kolaylıkları sebebi ile tüketim toplumu olmayı ekonomi politikası olarak kabul etti. Bu yıldan sonra dönüşümü zordur, maliyeti yüksektir. Türk toplumu o maliyeti, mevcut borç yükü ile de kaldıramayacaktır.

      Sil
  17. Değerli hocam, Yuval Noah Harari "Tarih insanın Tanrı’yı icat etmesiyle başladı ve Tanrı’ya dönüşmesiyle son bulacak." şeklinde bir söyleme sahip. Serdar Kuzuloğlu bu saygın akademisyen ile bir söyleşi gerçekleştirmişti. Türkçe altyazılı bölümleri dileyenler bu sitenin linkinden izleyeblir müsadenizle paylaşmak isterim. https://www.dunyahalleri.com/yuval-noah-harari-ile-insanlik-gelecegi-ustune-soylesi/

    Saygılar.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. İnsanlar görünen ve görünmeyen putlara taparlar. Günümüz tanrısı görünmeyen put, tamamen icat.

      Harari'en önce Hallac-ı Mansur "En'el Hak (Ben Hak'ım)" demişti. Adamı kestiler. Harari bu yüzyılda yaşadığı için daha şanslı. H. Mansurdan daha evvelinde bu konulara girenler de var.

      Bir de Voltaire akıllı adam "Tanrının olmadığını hizmetçime söylemeyin, beni keser" anlamında bir sözü söylemişti. Türkiye gibi ortamlarda çok dile getirmemek lazım.

      Askerde, hamile kadın ve bebeklerin naaşlarını topladığımız ortamlarda bulundum. Birinde bir yavrucak, böğüre böğüre elimizde can vermişti. Bunaldığım bir an, namazında niyazında bir subay arkadaşa, senin yukardakine bir dua etsen de şu bebeklerin canlarını acıtmadan alsa, her şeye gücü yetiyor buna niye yetmiyor diye sitem etmiştim. Herifoğlu bir şey diyemedi.

      İroni tarafı, tanrı ile konuşmadığı en iyi bilen kişi o inançların peygamberlerinin kendileridir. İşin yalan kısmı en güvenilen kişiden başlar. Doğruya değil, yalana inanma oradan başlar. Doğruluğa iman ettiğini söyleyenlerin yalancıları baş tacı yapması en hayret edilen noktadır.

      Sil
    2. Sorunuzun cevabı var Şahabeddin bey. Ankarada iseniz görüşebiliriz. Saygılarımla..

      Sil
  18. Hocam ben böyle bir devlette yaşamaktan utanıyorum. Niye bu kadar menfaatçi bu millet utanıyorum. Dürüst iş yapamıyorsunuz önünüz kesiliyor. Bu ne ya bu ne. İğrençler

    YanıtlayınSil
  19. Güzel yorumlamış, fakat kapitalizm bir yolunu bulur ve "izm" lerle devam eder gibi görünüyor (sosyalizm hatta komünizm bile olur❗)

    YanıtlayınSil
  20. Hocam dünyada bir süredir sermâyeden bağımsız protesto yapılmadığı görüşüne katılıyor musunuz? Örneğin "black lives matter..."

    YanıtlayınSil
  21. Hocam kripto paralara yatırım yapar mıydınız? Gelecek bence de orada

    YanıtlayınSil
  22. Hocam merhabalar
    Geleceğin ekonomisinde devletin rolünün daha fazla ön plana çıkacağını söyleyenler mevcut. bkz: (https://agora77.wordpress.com/2020/06/17/koronavirus-sonrasi-ekonomi-politikalari/) Siz ise çokuluslu şirketlerin daha fazla ön planda olacağını düşünüyorsunuz. Şuandaki popülist politikacılar ve para politikalarındaki tıkanıklık devleti ön plana çıkarır mı?

    YanıtlayınSil
  23. Covid-19 gösterdi ki;
    -ne kadar zengin olursan ol
    -sağlık sistemin ne kadar güçlü olursa olsun
    -ne kadar büyük ordulara ve gelişmiş silahlara sahip olursan ol,
    Nükleer silahtan bile büyük bir tehdit var artık. Savunmaya geçmek bile yıllar alabilecek yeni virüsler üretip tüm sistemleri bir anda yıkabilirler.
    Eskiden olsa bilim kurgu -dünyanın sonu -felaket senaryosu -komplo teorisi denirdi.
    Şimdi ise "sağlık teknolojisi(hızlı tanı, tedavi, ilaç ve aşı yapmaya imkan sağlayan gelişmiş yapay zeka destekli robotik sistemler)" konusunda geri kalan ülke "Tanrı Loki"nin oyuncağı olur.
    Sağlık teknolojisi ve tarım gecikme kabul etmez iki sektördür tüm eforun yüzde 50si sadece bu yöne kaymalıdır. Bu konuda ülkelerin strateji planları olmalıdır.

    Dünya Sağlık örgütü kötü bir sınav vermiştir, daha etkin ve gelişmiş bir yapıya kavuşmalıdır.

    Geleceği kurtarmak dünün ötesinde ders almaktan geçer.
    KAYNAKLARIN ETKİN KULLANIMI ortaokuldan YL ye kadar zorunlu ders olmalı, yoksa asla "kaldırım sök, kaldırım döşe..." döngüsünden kurtulamaz bir adım öteye götürecek bilime kaynak bulamayız.

    Neyse bu kadar yeter, içim daralıyor düşündükçe...!

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Dünya Sağlık örgütünu yipratmayalim.

      Sil
    2. Sayın Anonim 03.05, Yıpratmalık bir durum yok. Eksikliği ortadadır bunu gidermek mecburidir. Dünya sağlığı için bu şart.

      Sil
  24. Bartu Soral bir twit atmış, sizi eleştiriyor: Kent devletleri ne demekmiş? Küreselciler, ulus devletleri parçalamanın yeni formülünü, yeni söylemini bulmuş.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Ne diyeyim bilemedim. Türk toplumunun en yaygın hastalığı başkalarını kendi düşünceleriyle tanımlayıp yargılamak.

      Sil
    2. Boşverin hocam bir şey demeyin, biz sizi doğru anlıyoruz ya oda yeter. Onlarda bir gün öğrenirler: Mahfi hocanın söylemleri; Eğilmez, bükülmez, sağa sola çekilmez!

      Sil
    3. Hocam tanidigim bildigim fikirlerine her firsatta itibar ettigim ama isimlerini vermek istemedigim cok farkli siyasi soylem gorusten olan ancak gercegi gedigine oturtmayi da bilen bagimsiz analitik dusunen tarih bilgisi iyi olan ne kadar insan varsa sizinle ayni soylemde. Koy-kent devletleri daha mikro daha bagimsiz daha merkeze bagimli olmayan yonetim organizmalardandan bahsediyorlar.
      Yani yalniz degilsiniz...Cunku sizin iddianiz ve ya ongorunuz acik konusalim ciddi bir durum iddia. Tartsilmasi irdelenmesi gereken bir durum. isin benim acimdan ilginc olani ise dinledigim takip ettigim tarih bilen dunya gormus akademik alt yapisi bagimsiz dusunebilen olan kisilerin ortak gelecek ongorusuyle bulusuyorsunuz. Ve yine soyluyorum bu kisilerle bir araya gelseniz o kadar ayri dusuceginiz cok konu olacagina da inanairim ama bu ongoru ne hikmetse ortak.

      Sil
  25. Küreselleşmeyi ortaya çıkaran faktör de esasında küresel şirketler değil midir? Bu şirketler bundan sonraki süreçte devletlerden daha aktif rol oynayacaksa bu küreselleşmenin de aynı ivmeyle devam edeceği anlamına gelir. Kripto paralar da bu anti-ulusal küreselciliğin bir aracı olarak düşünülebilir. Benim düşüncem de bu şirketlerin bundan sonra dünyada çok daha fazla etkin rol oynayacağı yönünde. Bu durumda devletlere ise sosyal devlet olma rolü kalıyor, aksi takdirde devletin varlık nedeni kalmamış olacak. Uluslararası ticaretin kurallarının yeknesaklaştırılması yani küreselleştirilmesi çalışmalarına ilgili hukuk birimleri tarafından hızla devam edilirken ve ekonomik ilişkiler her yerde her geçen gün daha çok küresel olmaktayken tüm bu yorumların ne denli gerçeği yansıttığı görülebilir. Hayatın her alanının her geçen gün dijitalleşmesi de yine bu kapsamda düşünülebilir. Dijitalleştirme, yani tektipleştirme, küreselleştirme için olabilecek en iyi yol, en efektif araçtır. COVID-19 süreci bu yolu daha da açtı. Devletler ise akıllı davranıp üretim ve bölüşüm ekonomik faaliyerlerinin daha adil olması için aracı rolü oynamazlarsa dediğim gibi varlık nedenleri ortadan kalkacak ...

    YanıtlayınSil
  26. hem feodal yapıya dönüş hem de küresel şirketlerin daha da güçlenmesi çelişkili değil mi?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Tam tersine devletler küçülürken şirketler büyüyecek.

      Sil
  27. Hocam gecen yil ekonomi dalinda nobel odulu alan yazar, gelecekte kuresel sermaya sirketleri ve onlarin sahip oldugu kent devletleri konusu dogrultusunda bu odule layik gorulmustu diye hatirliyorum, sanirim yavas yavas bu yone dogru kaymalar olmaya baslayacaktir diye dusunuyorum.

    YanıtlayınSil
  28. Hocam merhaba,

    Küreselleşmenim eski kudretinde devam etmeme ihtimalinin gerçekleşmesi halinde kripto paraların sistemin temel ödeme aracı olacağını ifade etmişsiniz.

    Peki altının temel ödeme değeri olma ihtimali söz konusu olabilir mi?

    Saygılar

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Olmaz, çünkü pratik değil.

      Sil
    2. Altın, pratik olmadığı gibi, altının üretim hızı, daha ciddi ekonomik sorunlar oluşturur. Teknolojik gelişime paralel yeni ürünlerin fiyatlandırılmaları, arz/talep denklemlerinde yerlerini rahat almalarını sınırlı üretilebilen para birimleri engeller.

      Kripto paralar günümüz koşullarında sınırlı üretilen paralardır, benim gibi düşünen insanlar için buğday tanesinden para üretmek ile benzeri işleve sahiptirler.

      Kripto paralar mevcut hali ile, para transferlerinin herkes tarafından şeffaf şekilde takibi amacıyla kullanılabilir (evet bitcoin de anonim transfer vardır, meşru hiç bir otorite onu para birimi olarak kabul etmemektedir, seçenek olmaktan çıkmaktadır).

      Geleceğin kripto parasının üretim koşulları meşru şekilde belirlendikten sonra, transfer kayıtlarını da içine alabilmesinin getireceği hukuki sorunları da çözmesi ile yaygınlaşması beklenir.

      Sil
  29. Sonuç kısmı ve bitiş çok şaşırtıcı olmuş hocam.

    YanıtlayınSil
  30. Doğru, tespitleriniz çok işlevsel. Geleceğimizi planlarken mutlaka yararlanmamız lazım. Teşekkür ederim, saygılar.

    YanıtlayınSil
  31. Çin'in yükselişi ve Türkiye'nin Çin'e seyirci kalması... Dünyadaki göçmen sayılarına bakıldığında yukarılarda yer aldığımız bir tabloda ve işsizlik oranlarının da bu pandemiyle beraber tavan yapmasını lehimize çevirebilecek bir yapı acilen oluşturmak zorundayız...

    YanıtlayınSil
  32. Ilerleyen zamanlarda herşeyin dijitallesecegi kağıt paranın kalmayacağı sistamatik robotların gelisecegi konusunda herkes hemfikirdir. Ancak nesil itibariyle uzaktaki kuşakların buna tanık olabileceği aşikardır. En azından türkiye için okuma yazma bilmeyen debit karta bile henüz sahip olmayan milyonlarca insan var. Dekorasyon olarak bir çok firma inovasyon sonucunda değişime maruz kalsada sistem eşgalini değiştirmez kripto paralarin her yere hakim olduğunu varsayarsak fon ihtiyacini faiziyle karşılayacak aracı kurumlarda varlığını koruyabilecek

    YanıtlayınSil
  33. Yine beyin jimnastiği yaptıracak, harika yazınız için teşekkürler hocam.Korona virüsün, daha adil paylaşım sistemlerinin gelişmesine, çevreye duyarlılığın artmasına, daha özgür bir dünyanın temellerinin atılmasına vs katkı sağlayacağını düşünürken ve umut ederken; bunun gerçekleşme ihtimalinin giderek azaldığını düşünmeye başladığım anlarda bu yazınızı yayımladınız. Geleceğin dünyasında belirttiğiniz seçeneklerden hangisi gerçekleşecek olursa olsun, bu geçişin büyük bir sıcak savaş yaşanmadan (3.dünya savaşı da olabilir)gerçekleşme ihtimali var mı sizce?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. 1 ve 2. dünya savaşından farklı olarak birçok ülkenin elinde nükleer silah var. O nedenle 3. dünya savaşı olasılığı düşük. Çünkü öyle bir savaş dünyanın sonunu getirebilir.

      Sil
    2. Selam, her iki dünya savaşında bloklar oluşmuştu, kabaca güç dengeleri vardı. Şu anda dünya da iki taraflı kapışabilecek güç dengesi yoktur.

      Kitabı sonundan okursam, çok kişinin kafasını kurcalayan, Çin+Rusya uzun dönemli bir savaşa giremez, girerlerse kazanamazlar.
      Ne teknolojileri, ne insan kaynakları ne de ekonomik güçleri yetmez.

      Dünya savaşı olacak kadar büyük bir çatışma olmaz :)

      Sil
  34. genclerin takıldığı ve ülkenin durumundan çokça şikayet ettigi bir forumda..Atatürk 1960-1970li yıllara kadar yaşasaydı bugün nasıl bir türkiye olurdu şeklinde bir konu açılmıştı,dikkatimi çekti işte bugünkü yönetim ve zihniyet olmazdı,ab ye üyeydik,gelişmekte olan değil gelişmis bir ülke olurduk şeklinde bircok yorum okudum,hepsi de haklıydı ancak genclere dedimki esas mesele eger Atatürk bugün sizin gibi,sizin yaşlarınızda,arkası olmayan bir genç olsaydı neler yapardı?ülkenin kurtuluşunu nerde görürdü esas bunu düşünün..sizin yapmanız gereken şey yazılı olarakta var zaten,"türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmak!"siyasete girin,demokratik hertür kakkınızı kullanın..toplanmak,pankart açıp gösteri yapmak mesela,kullanın bunu..demokratik hakkınız bu.gelecekte güzel günler görecegiz,güneşli günler..ben buna inanıyorum,sizde inanın

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Eğitimli Türk insanına hep verdiğim tavsiyeyi vermişsiniz.

      Eğitimli Türk insanının tek yapması gereken, bir siyasi partiye girip oturmasıdır. Sadece oturması, basit bir kaç fikir beyan edip, kafasına uygun insanları parti içinde desteklemesi bile kafidir. Çünkü siyasi koltuğa oturmakla, o yeri eğitimsiz başka kimselerin işgal etmesini engellerler.

      20 yıl boyunca herkese bunu tavsiye ederdim, çevrem geniş olmadığı için pek işe yaramadı, hangi siyasi parti diyenlere de ilk cevabım, beğenmeseler bile iktidar partisi olmuştur. En çok iktidarın kaliteli insanlara ihtiyaçları vardır.

      Sil
  35. Hocam Merhaba; Ekonomi veya Finans meslekleri ile alakam yok ancak merakım var diye bir dönem başlamıştım yazılarınızı okumaya daha sonra yoğunluktan dolayı okuyamadım. Bugün itibariyle başladım. Dün Dr. Hakan ÖZEROL hocamın bir videosunu izledim ve sizden bahsetti. Normalde Mahfi EĞİLMEZ hocadan randevu alamazsın ücretsiz ve istediğin zaman ulaşabileceğin bloguna gir ve OKU diye telkinde bulundu biz gençlere iyi bulunmuş ve bugün %4,5 büyümenin nasıl olduğunu, geniş işsizliği ve para basmanın sonuçlarını öğrendim. Teşekkürler hocam.

    YanıtlayınSil
  36. Hocam,

    Baba gibisiniz.

    YanıtlayınSil
  37. Bretton Woods Sistemi çıkar maksatlı kurulunca ömrü kısa oldu... Aynı hatalara Covid-19 benzeri evrim programları umarım engel olur.Gerçeğin gizlenmesinin imkansız olduğu bir çağ.

    YanıtlayınSil
  38. Bir eğitimci olarak ta ben kendi gelecek öngörülerimi paylaşmak istiyorum hocam:
    Covid-19 krizi sırasıyla dünyada 3 furyaya sebep oldu ve olacak.
    1-sağlık furyası
    2-üretim furyası
    3-eğitim furyası
    Özetlemek gerekirse Covid-19 süreciyle bütün devletler sağlık hizmetlerine ağırlık verdi onu güçlendirmeye çalıştı ve bazıları daha başarılı, bazıları ise daha başarısız oldu.
    Şimdi ise Globalleşme rüyasının kabusa dönüşmesiyle, yeni yeni sesini duyduğumuz kendi kendine yetme (öz-yeterlilik) yani ulusal üretim furyasının başlangıcındayız ve ülkeler kendi içlerine kapanmaya başlıyor.
    En son aşama olan eğitim furyası ise bir aydınlanma (tabiri caizse Rönesans gibi bir sürece dahi vesile olabilir) sürecine gireceğiz. Çünkü fark edilecek ki eğitimin içeriği ve kalitesi geliştirilmeden (daha çağdaş, disiplinler arası, bilime dayalı bir eğitim) ne sağlık sektörü istenilen verimliliğe getirilebiliyor ne de tam anlamıyla kendi kendine yetebilen bir üretim modeli kurulabiliyor. Dolayısıyla ben daha mesleğin başında olan 6 yıllık bir akademisyen olarak eğitimin geleceğini hiç olmadığı kadar parlak görmeğe başladım...
    Temenni ediyorum ki haklıyımdır.
    Saygılarımla.

    YanıtlayınSil
  39. Hocam merhaba. Gelecekte egemen yapı devlet değil de çok uluslu güçlü şirketler olursa sosyal politikalarda ciddi sorunlar doğurmaz mı? Şirketler yoğun kar amacı güdeceklerinden "sosyal devlet" anlayışı zaten söz konusu olmayacak; çünkü devlet artık egemen olmayacak. Covid gibi küresel bir salgında çok ciddi bir sınav veren sosyal politikaları mumla aramaz mıyız? Saygılar.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Doğrudur. Ben de o gidişin iyi bir şey olacağını yazmadım zaten.

      Sil
  40. Merhaba hocam yazıda birkaç tane kelime fazlası var.
    "Kralın, genellikle soylulardan en oluşan bir danışma meclisi vardı. "
    Bu cümledeki "en"
    "Orta çağa egemen olan feodal ekonomik yapının temel üretim birimi geniş topraklara yayılı bir yerleşim ve üretim alanı olan, feodal beylere ait malikâne adı verilen ait topraklardı."
    Buradaki en sonda kullanılan "ait"
    Bir de hocam yazınızı kapitalizmin , feodalite gibi yok olmayacağını düşünerek yazmışsınız. Ancak kapitalizm de üretim para ile yapılıyordu. Uzaktan da olsa üretimin bilgi ile yapılacağı görülüyor. Eğer üretim için para aradan çıkarsa bu yeni bir ekonomik sistem getirmez mi? Yani kapitalizmin sonu yeni bir izmin başlangıcı olmaz mı?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Düzeltmeleri yaptım teşekkür ederim.
      Büyük sistem dönüşümleri yaşanacağı kesin ama bu kapitalizmin aradan çıkmasına yol açar mı bilmek mümkün değil.

      Sil
  41. Mahfi hocam gelecege uretim mi yoksa tuketim mi daha zarar verecek? Gelecek bu kadar cok tuketimi kaldırabilecek mi merak etmekteyim.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Teknolojinin geldiği seviyeye bakınca, üretim ayağı problem teşkil edecek gibi görünmüyor.

      Bildiğiniz üzere, korona, insanların tüketim davranışlarını büyük ölçüde etkiledi. Korona, bir tür, katalizör işlevi gördü; tüketim alışkanlıklarımızı azaltmaya sevk etti. Burada asıl mesele, insanlar artık eskisi gibi yüksek oranlarda tüketim yapMAmaya başladığında, bu durum; şirketlerin plânlarına nasıl yansıyacak ve istihdamın gidişatı ne olacak?

      "Kâr" kavramına yüklenen anlamlar, "istihdam" ve "işsizlik" kavramlarına yüklenen anlamlar değişecek gibi görünüyor.

      Sil
  42. Merhaba hocam, buraya yorum bırakıyorum ama görmezseniz diye bir defaya mahsus sonraki yazınızda da aynı şeyleri yorum olarak gönderebilirim, bunun için şimdiden özür diliyorum.

    Hocam ben veri analisti olmak istiyorum, genelde iktisattan da veri analisti olunabileceği yönünde görüşler var ama çoğunluk istatistik vb. Sayısal bölümlerden okumanın daha iyi olacağını söylüyor. Yazılım öğrenmek konusunda bir endişem yok, yapabilirim ancak analitik vb. bağlamda iktisat okurken eksiklerimi giderebilir miyim sizce? Bir fikriniz varsa ve paylaşırsanız çok sevinirim hocam.

    Bu arada ekonomiye olan ilgim sizle başladı desem yalan olmaz hocam, blogunuzla bana yeni dünyalar gösterdiniz. Bir de kitaplarınızın babamda zaten olduğunu gördüm, çok şaşırmakla birlikte hemen çaldım onları. Bu yaz sınava girdikten sonra okuyacağım. Her şey için tekrardan teşekkürler hocam.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Veri toplama yöntemlerini kabaca kalitatif ve kantitatif diye ikiye ayırırsak, sizin elinizde iş için gerekli altyapının yüzde ellisi vardır.

      Hele, Python konusunda akademik kitap yazacak kadar ileri seviyede nobel ödüllü iktisatçılar var iken, analitik konularda kendinizi eksik hissetmeniz için bir sebep bulunmuyor. Her eksik hissettiğiniz konu ile ilgili en temel bilgileri veren kaynaklardan başlayıp, ulaşmak istediğiniz seviyeye siz karar verebilirsiniz.

      Data Analyst, Data Scientist ve Data Engineer konularından sadece Data Engineer ilk aşamalarda sayısal altyapısı olan insanların hızlı iş bulduğu alanlardır. Kabaca bir yıllık sistemli bir çalışma süreci sonunda iktisat kökenli insanlar da Data Engineer işlerine kabul edilmeye başlarlar.

      Sil
    2. Bu uzun ve güzel cevabınız için çok teşekkür ederim. Cevabınız bana umut verdi. Umarım sıkı çalışarak hayal ettiğim yere gelebilirim. Sizin de mutlu olmanız dilekleriyle, iyi günler diliyorum.

      Sil
  43. Mahfi hocam

    Size 23 saniyelik bir video gönderiyorum. Yorumunuz nedir, lütfen yazar mısınız?

    (Link virüslü değil)

    https://www.youtube.com/watch?v=kCAAx4pf1Yk

    YanıtlayınSil
  44. Yazınız için çok teşekkür ederim Mahfi hocam,

    Uluslar arası güç dengelerini düşünürken devletlere bağlı istihbarat örgütlerinin gücünü göz ardı etmemek gerek. Dünya üzerinde hiç bir global firmanın böyle kaynağı bulunmamaktadır. Aksine, global dev firmalar, istihbarat ağı ile korunmuş devletlerin himayesinde varlıklarını sürdürmektedirler. Hangi ölçek içinde bulunur ise bulunsunlar, global firmaların kaynaklarını devşirmek, heba etmek, başka kuruma aktarmak, yönetim birimlerini, paydaş firmaları manipüle etmek, dışarı gizli bilgi çıkarmak kolaydır.

    Firma - Devlet karşılaştırmasında bir de Merkez Bankası ve Bankacılık sistemi ile firmaların kredilerinin bankacılık sistemiyle yaratılması, global firmaların dünya çapında geçen devletsiz para birimi icat etmeleri gereklidir.

    Devletlerin, vatandaşlarına hukuki olarak bir şekilde meşru kabul edilmiş vaatleri bulunuyor. Firmaların, insan kitlelerine sunabilecekleri meşru vaatleri çalışanlarına verdikleri ile kısıtlıdır. O çalışanların eğitimleri, büyürken bulundukları kaliteli sosyo-kültürel ortam, ev-iş arasında giderken güvenlikleri devlet kaynakları ile yapılmaktadır. Sosyal imkanlar itibarı ile, firmaların geniş halk kitlelerine meşru şekilde kabul ettirilerek sunabilecekleri bir vaat yoktur. Aksine, firmalar geniş halk kitlelerini bir arada tutan kanunları, bir şekilde lobi, sorunlu siyasi ilişkiler kurmaya çalışarak, yasaları manipüle etmeye çalışarak değiştirme, kaynak dağılımı adaletsizliği yaratmaya çabalamaktadırlar.

    Bu vesile ile babalar gününüzü kutlar, nice babalar gününde milyonlarca babaya fikirlerinizi ulaştırmanızı dilerim.

    YanıtlayınSil
  45. Tarihsel süreç içinde dünya ekonomisi adlı kitabınızda yukarıdaki konuların bir çoğuna yer yer değinmiş ve detaylandınmışsınız. Emeğinize sağlık teşekkürler.

    YanıtlayınSil
  46. 3 kırmızı çizginizin önünde saygıyla eğiliyorum hocam..

    YanıtlayınSil
  47. Sayın Hocam kripto paraların güçleneceği görüşünüze pek katılmıyorum. Sebebi de para basmanın bir egemenlik yada güç temsili olarak yapılması. Bir yerde kimin borusunun öttüğüyle alakalı bir durum. Oysa günümüzde kripto paralar elinde bilgisayar olan herkes tarafından basılabiliyor. Bu noktada bana kalırsa ancak devletlerin ve belki de çok güçlü şirketlerin bastığı elektronik paralar güçlü olabilir fakat bitcoin gibi bir regülatörü olmayan paraya hele de globalleşmenin yavaşladığı bir dönemde kimsenin itibar edeceğini sanmıyorum.

    YanıtlayınSil
  48. Merhaba Hocam, Bu durumda milliyetçilik ideolojisininde ortadan kalması gerekiyor değil mi?

    YanıtlayınSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...