20 Ekim 2020 Salı

Sadrazam Şehit Ali Paşa'yı Bilir misiniz?

Osmanlı tarihiyle hayli ilgilenmiş olmama karşın açıkçası Sadrazam Şehit Ali Paşa hakkında pek bir şey bilmezdim. Ta ki Servet Taşdelen bir yerlerde onunla ilgili bir şeyler yazıncaya kadar. Onun yazdıklarını okuyunca araştırmaya karar verdim. Araştırdıkça altından neler çıktı neler.

Sadrazam Damat Şehit Ali Paşa (ya da Silâhtar Ali Paşa), III. Ahmed’in saltanatında 3 yıl 8 ay sadrazamlık yapmış olan bir devlet adamı. 1709 yılında III. Ahmed’in kızı Fatma Sultan’la nişanlandıktan sonra ikinci vezir rütbesine gelmiş, 27 Nisan 1713’de sadrazamlığa getirilmiş. Osmanlı İmparatorluğu 1699 yılında imzalanan Karlofça Barış Antlaşmasıyla Mora yarımadasını Venediklilere terk etmek zorunda kalmıştı. Venedikliler antlaşma hükümlerini çiğneyerek Karadağ’da çıkan isyanda isyancıların yanında yer aldılar. Bununla da kalmayıp İstanbul ile Mısır arasında sefer yapan Osmanlı ticaret ve hac gemilerine saldırmaya başladılar. Bunun üzerine Osmanlı İmparatorluğu 8 Aralık 1714'te Venedik'e savaş ilan etti. 1715 yazında Sadrazam Şehit Ali Paşa komutasındaki Türk ordusu Venediklilerin elinde olan Mora Yarımadası'na doğru ilerledi ve altı hafta içinde Karlofça Antlaşmasıyla kaybedilen Mora Yarımadasını tümüyle geri aldı. Osmanlı topraklarına katıldığı halde Girit’te Venediklilerin elinde kalan Suda ve Spina Longa kalelerini de ele geçirdi. Böylece Girit tümüyle Osmanlı topraklarına katılmış oldu.

Bu büyük başarılardan sonra Sadrazam Şehit Ali Paşa, ordunun başında Avusturya'ya doğru yürümeye başladı. Ali Paşa, Prens Eugen komutasındaki Avusturya ordusuyla girişilen Petrovardin savaşı sırasında askerlerine cesaret vermek için ön saflarda çarpışırken alnından vurularak öldü. Şehit Ali Paşa olarak anılmasının nedeni budur. Sonrasında Osmanlı ordusu savaşı kaybetti, paşanın cenazesi Belgrad’a getirilip kendisi için yaptırılan türbeye gömüldü.

Şehit Ali Paşa, kısa süren sadrazamlığı sırasında bu önemli savaşların yanında bazı önemli sosyal olaylara da imzasını atmış. İlmiye sınıfında yaptığı düzenlemeyle medreselerde (günümüzün üniversitesi gibi düşünülmeli) çocuk yaşta müderrislik unvanı (günümüzün profesörlüğü gibi düşünülmeli) verilmesini yasaklamış. Mısır’a köle olarak getirilen Habeşlilerin hadım edilmesi uygulamasını kaldırmış, zeamet müessesinde ilerici düzenlemeler yapmış.

Sadrazam Şehit Ali Paşa şiirle ve astronomi başta olmak üzere bilimle ilgilenir, kitap toplarmış. Kitaplara o kadar değer verirmiş ki yurtdışına kitap satılmasını yasaklamış. Fihristi 4 cilt defter tutan kitaplarını kendi kurdurduğu kütüphaneye vakfettikten sonra Avusturya seferine gitmiş. Bu seferde şehit oluşu üzerine Şeyhülislam Ebu İshak İsmail Efendi, paşanın kitaplarından felsefe, astronomi, şiir ve tarihe ait olanlarının vakfedilmesinin dinen caiz olmayacağına dair fetva vermiş ve bu kitapların elden çıkmasına neden olmuş.    

Osmanlı’nın çöküşü bilimden, sorgulamaktan, felsefeden, sanatın her türünden dolayısıyla yaratıcılıktan kopmasıyla başladı. Biat kültürü, bunların önündeki en önemli engeldi. Osmanlı bunu aşamadı. O nedenle önce aydınlanmayı, sonra sanayi devrimini, demokrasiyi ıskaladı ve kaçınılmaz olanı yaşadı. Cumhuriyetin ilk kuşakları bunu tersine çevirmeye çok çabaladılar. Ne var ki biat kültürünü aşmak o kadar kolay değil. Onun için eğitimde bir türlü bilime, sorgulamaya, dayalı bir çıkış sergileyemiyoruz, onun için 21’inci yüzyılla ve gelecekle değil, önceki yüzyıllarla, geçmişle uğraşıp duruyoruz.

84 yorum:

  1. -Neden uçmuyor İnci?

    -Uçar bir gün..

    (Uçurtmayı Vurmasınlar filminden)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Konu ile alakasını yazar mısınız bunun? Veya bu diyaloğun neden burada paylaşılacak bir önemde olduğunu? Ya da bunun altında yatan "derinliği" açabilir misin?

      Sil
    2. Çok aşırı bir derinlik yok aslında. Umudu anlatan bir diyalog. Bilimin ve aydınlanmanın önemini kavrayarak, ülke olarak çok daha iyi yerlere "bir gün" geleceğimize dair umudumu anlatmak istedim.

      Sil
    3. Güzeldi (:

      Sil
  2. Zamanın ruhuna aykırı davranmanın kaçınılmaz sonucu. Bir önceki çağın bakış açısıyla gününü yorumlaya ve dünyaya hükmetmeye çalışmanın acı bedeli. Tarihsellik böyle bir şey işte.

    YanıtlayınSil
  3. Bilindiği üzere III Ahmet 1703 tarihinde tahta geçmiş, 1730 tarihinde Patrona Halil isyanıyla hal edilmiştir. 1718 - 1730 yılları arasında Lale devri yaşanmış, 1727 tarihinde ilk Türk matbaası İbrahim Müteferrika tarafından kurulmuştur. 1730 tarihinde de Patrona Halil isyanı bu değişim ortamını silip yok etmiştir. Din etkisi gelişmemizin önüne engel teşkil etmiştir.

    YanıtlayınSil
  4. Hocam, memleketimde önemli bir şirkette finansman departmanında, ödemeler yetkilisi olarak çalışıyorum. 2011 yılında Askeri Liseden son sınıfta şu an FETO diye addedilen yapı tarafından okulumdan, Türk Silahlı Kuvvetleri'nden atıldım. O tarihe kadar yukarı ve büyük bir takıntıyla giden kendimi geliştirme ivmem gördüklerim ve yaşadıklarımla baş aşağı son sürat gitmeye başladı. O dönemler benim okuduğum lisede geçilmesi en zor ders FELSEFE ve İNGİLİZCEYDİ. 300 kişilik devrenin yarısı ikmale kalırdı. O beş senede yaklaşık 250 adet kitap okudum. İngilizce öğrendim. Yabancı kaynakları okudum falan filan. Ve bana, bize öyle eziyetler ettiler ki büyük bir tutkuyla ilerlediğim yolu cehenneme çevirdiler ve amaçsız bıraktılar. Ben, ailemi bile o dönem yaşadığım şeye inandıramadım. Anadolu'nun sıradan bir şehrinde yaşayan, sıradan, hayatın bu anlattığım kısmıyla alakası olmayan bir ailede büyürken ben bu ikilemin arasında bir noktada ezildim. Çünkü değişmiştim, bambaşka bir insana dönüşmüştüm, ailemin konuyla ilgili en ufak bir fikri yoktu, çokta doğaldı bu. Bunu yaşadığımda 16 - 17 yaşlarındaydım. Bu olaylardan sonra antidepresanlar ve psikolojik destekler eşliğinde bir şekilde İstanbul'da Marmara Üniversitesinde Finansla ilgili bir bölüme yerleştim. Okulum tam bir hayal kırıklığıydı. Sivil hayata adapte olamadım,
    okul beni tatmin etmedi, içimdeki o ateş sönmüştü, gidip bende öğrenmedim. Tek istisnam iktisattı. sizin sayenizde. Her gün yazılarınızı okudum, dem vurduğunuz konuları araştırdım öğrendim, konunun üstüne gittim. Ekonomiyi niçin bilmem gerektiğinden bahsedip durdunuz bana göre. Bunun için size çok teşekkür ederim iyi ki varsınız benim ve bizim gibi insanlara dokunabildiğiniz için. Benim için en azından içimde söndürülmeye yüz tutmuş öğrenme ateşini tekrar harladınız. Var olun!

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Ben de Kuleli mezunuyum.

      Finans konusunda, Salih Neftçi ve kitaplarını incelemenizi isterim. Tavsiye etmemin sebebi, matematik ve mühendislik ile finans üzerine gitmesi. Yurtdışındaki Finans alanında büyük potansiyel var. Yurtdışında Finans alanında iş yapmak isteyen bir Türk için en ideal iki dal, mühendisliği ve matematiği. Ücret seviyeniz gittiğiniz ülke genel seviyesinin 5-6 kat üzeri olur. Üstü size kalmış.

      Kozmik odaya girildikten sonra ordudan ayrılan eski ordu kökenliler Avustralya, İngiltere, Amerika, Kanada, Japonya taraflarında çalışıyorlar. Sivil hayata adapte olmak ile zaman kaybetmeyin, kendi gelişiminize odaklanın. Bizim ülkenin fetösü, bilmem nesi, bilmem nesinin bilmem nesi hiç bitmez.

      Yaş, eski asker için önemini kaybeder, disiplin yaşın ve fiziğin götürüsünü fazlasıyla getirir. 45 yaşında 3 çocuk ile ülkeden ayrılıp, yeni hayat kuran insanlar oldu. American Express gibi bir devin yapay zeka ekibini bile kozmik odadan sonra bizim ordudan atılan/ayrılan sahada çalışan tecrübeli bir kişi temellendirdi.

      Bir başka ordu subayımız, bir ülkedeki borsa altyapısının güvenlik protokollerini oluşturdu, üst düzey yönetiminde görevli.

      Asker kafası farklı çalışır. Benim evim dağ yolu gibi bir yerde. Arka bahçeme geyikler gelir. Covid ilk çıktığında, evdekilere et/yemek bulamazsam diye geceleri Mart soğuğunda gittim dağda geyikleri saydım. Yavrusu olmayan, yaşı gelmiş geyikleri tesbit ettim, belki lazım olur diye. Bunu hangi sivil düşünür?

      Psikolojik yıkım yüksektir, bilirim. Ben de psikolojim bozulduğunda Türkiye'den ayrılıp Nepal, Katmantu'ya gitmiştim. Sonra Himalaya taraflarına gittim. Biraz konserve, kazma, kürek, çadır alıp dağa (everest) tırmanmaya başladım. Herkes çıksın diye güzel bir yol yapmışlar, sıkıldım, kaybolmak, insanlardan uzak tenha bir yer bulmak için başka yerlere kilometlerce yürüdüm, gittim. Kimsenin olmadığı iki kaya arasını kazdım, mağara yaptım. Kitap yok, elektrikli alet yok, yemek, su yok, en güzeli insan yok, ses yok. Kendime geldiğimde kente dönmüştüm, 2.5 ay kalmışım. Hayatı çok ciddiye almaya gerek yok, olduğu kadar.

      Finans yanına Python a başlayın, uluslar arası sertifikalarını alın. Bu işler için üniversiteye gerek de yok, kendinizi ispat etmeniz yeterli.

      Öğrenme ateşi ise son nefese kadar devam etmeli. Öğrenmiyorsan bitmişsindir diye düşünmeli.

      qGqU(@8k3'Cx:X*m

      Sil
    2. Salih Neftçi'yi bugün bile hatırlayanların olduğunu öğrenmek şaşırttı doğrusu.

      Gazetelerin "okunabilir nitelikte!" olduğu yıllarda Salih bey, Vatan Gazetesi'nde yazardı. Özellikle 2004-5 yıllarındaki yazıları çok önemliydi.

      Mahfi bey, Salih bey hakkında bizlerden daha çok şey biliyordur herhâlde?

      Sil
    3. Mücadele bize kalsın, terk eden zaten kansızdır. Hiç bir ilerlemeyi hak etmeyen dinci zihniyetten bir farkı yok.

      Sil
    4. Salih Neftçi'nin bendeniz Hazine'de Müsteşarken yazdığı yazı:
      https://www.hurriyet.com.tr/mahfi-egilmezin-isi-zor-39265060
      Bu da yine Neftçi'nin benim müsteşarlıktan istifamın ardından yazdığı yazı:
      https://www.hurriyet.com.tr/azalan-kredibilite-39277431

      Sil
    5. Anonim 19:26,Kayserililer bunu düşünür.

      Sil
    6. Mahfi hocam Selam ve Saygilar . Neftci bey " Nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, Sayın Eğilmez, doğru yöntemi izliyor.

      Çünkü nasılsa bir gün aynı yönteme gelinecek" seklinde bitirmis.

      O gun ne zaman gelecek hocam? 🤔

      Sil
  5. Mahdut Mesuliyetli: "Ortada biat edilecek kimse olmazsa" şeklinde özetlemeye çalıştığım zaten bu söylediğinizdi. Belirttiğiniz tüm ilkel yapıların ve bunların yarattığı kerameti kendinden menkul "biat edilecek kişiler"in kökünü kurutup bunları çıktıkları o karanlık deliğe gömecek bir sistem kurulmalı ve çağdaş, bilimsel, aklıcı bir eğitim sistemi ile kendine güvenen bireyler yetiştirilmelidir. Bu iş öyle sanıldığı kadar da zor değildir, niyet edilsin, en geç 10 yılda hallolur.

    Bakalım Mahdut bey, Mahfi bey'in yukarıdaki yazısından sonra aynı şeyi mi söyleyecek, yoksa fikrini değiştirecek mi?

    "Biat kültürü" Türkiye'de 2020'de bile hâlâ var ve 10 yılda hâllolur gibi de gözükmüyor pek...

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Mahfi hoca'nın yazısında fikrimin değişmesine neden olacak hangi bölüm var anlayamadım. Benim birkaç yazı önce yaptığım bu yorumda sanırım "niyet edilirse" kısmını atlamışsınız. Değil 2020, 2220 yılına bile gelsek niyet edilmediği sürece bundan kurtulamayacağımız açık. Cumhuriyetle birlikte niyet edildi ve çok önemli yol alındı ama çok partili hayata geçişle birlikte sağ popülist partilerin hakimiyeti ve bunların biat kültürünün üç temel öğesi tarikat-cemaat-aşiret üçlüsünü oy deposu olarak görüp istedikleri gibi at oynatmalarına izin vermeleriyle gidiş tersine çevrildi.

      Tekrar söylüyorum, niyet edilirse günümüzdeki teknolojik olanaklarla ve kurtulmaya hazır gençlik altyapısı ile 10 yıl gibi bir sürede biat kültürü bu topraklardan atılabilir...

      Sil
    2. Biat kültürünün kaybolması için gelir dağılımı eşitsizliğinin sürekli azaltılması gerekir,peki bunun için toplumsal çıkarları şahsi çıkarlarının önüne koyacak siyasetçi ve sermayedar var olabilir mi ?

      Sil
  6. 1/2

    Paşa'nın şanssızlığı Prens Eugene ile çatışması.

    Prens Eugene, 1683 Viyana Bozgununda 20 yaşında iken orduya katıldı. Erkek kardeşini de Türkler ile yapılan bir savaşta kaybetmişti. Viyana kuşatmasını duyunca Paris'i terkedip, Viyana'ya kuşatma esnasında geldi. Viyana kuşatmasında kendini gösterdi. 22 yaşında General oldu. Sonraki 3 yıl, Transilvanya ve Sırbistan içlerine kadar seferler düzenledi.

    1687 yılında Mohaç Savaşının kazanılmasını sağladı. Kanuni'nin kazandığı Mohaç savaşının intikamını aynı yerde almış oldu.

    Sırbistan ve Kuzey Bulgaristan'a kadar çete birlikleri kurdurdu, sonraki 10 yıl boyunca Osmanlının kendilerine tehdit olmasını engelledi. Batıdaki Almanya ve Fransa civarını savaşlar ile toparladı. Mareşal ünvanı aldı.

    35 yaşında iken tüm yetkiler ile orduları yönetebilme yetkisini aldı.

    Bu Türkler için de bir kırılma anı idi, daha önce savunma ve gerilla taktikleri, yöresel güçler ile Osmanlılara karşı mücadele verirken, yönetimi alır almaz taaruz ederek Osmanlıya saldırdı.

    1697 de Sadrazam Elmas Mehmet Paşa'nın kuvvetlerine saldırıp, Sadrazam'ı savaş meydanında şehit etti. 2000 asker kaybetti, karşılığında Osmanlı çok değerli 20 - 25 bin süvarisini kaybetti.

    Descartes mühendislik eğitimi ekolünün devamı niteliğinde askeri disiplin, teçhizat üretme, kurmay eğitimlerine ağırlık vermesinin meyvesini 1697 yılında, Sadrazam'ı dahi şehit ederek almış oldu. Bu savaş sonrası elde ettiği toprakların gelirleri ile sanat, mühendis, bilim adamlarının yetişmelerine katkıda bulundu. Geniş sanat eserleri kolleksiyonu yaptı.

    1715-1716 Damat Şehit Ali Paşa komutasındaki 200 bin kişilik Osmanlı ordusunu 80 -90 bin kişilik ordusu ile karşıladı.

    Sadrazamın kalabalık ordusunu kendi istediği bölgeye çekmek için küçük gruplar ile taktik saldırılar yaptırdı. Osmanlı ordusunun kendini güvende hissedeceği kaleyi almasını engelledi.

    %!,cw<u5Stv[q-&4

    YanıtlayınSil
  7. 2/2

    5 Ağustos gecesi sabaha doğru 70 bin kişi ile Yeniçerilerin en iyi bildikleri savunma taktiğini uygulamalarına izin verecek şekilde saldırdı. Saldırının ilk saatlerinde 5 bin asker kaybetti. Yeniçeriye savaş kazandı hissini verdirdi, Yeniçerinin ilerlemesi ve Osmanlı ordusunun orta kısmında boşluklar oluşmasını bekledi.

    Boşluklar oluşunca, emrindeki süvarileri çok hızlı şekilde Osmanlı ordusunun açılan boşluklarından, Osmanlının tam ortasına doğru saldırttı. Bu yeniçeri ve Osmanlı heyetinin bekleyemediği bir tarz olmuştu. Yeniçeri Damat Şehit Ali Paşa ile arasına giren düşmanı görünce şaşırdı, emir komuta zinciri kırılmıştı. Osmanlı askeri kurmay heyetinden haber alamayınca kafası karıştı, düşman Yeniçeriye göre Osmanlının komuta merkezinden geliyordu.

    Yeniçeriler, Eugene'nin açtığı aksi yöndeki boşluktan Belgrad yönüne doğru kaçmaya başladı. Bozgunu farkeden Sadrazam, Yeniçerilere biz merkezin ayakta olduğunu gösterebilmek için atıldı. Sadrazamın bulunduğu mevkiden bakınca; bozguna uğrayan 150 bin yeniçeriyi kovalayan yalnızca 15 bin kadar süvari askeri vardı.

    Sadrazam aldığı yaralara dayanamadı, şehit düştü.

    Prens Eugene'nin savaş sahasında şehit ettiği 2. Osmanlı Sadrazamı oldu.

    Eugene vakit kaybetmeden Osmanlının ilerdeki olası seferleri için lojistik hazırlık yapmasını engelleyecek hamleler yaptı, gıda ve tedarik kaynaklarını ortadan kaldırdı.

    1717 yılında durumun vehametini bilen Osmanlı daha güçlü ve tecrübeli 150-200 bin kişilik ordu ile Sadrazam Hacı Halil Paşa komutasında sefer yaptı.

    Eugene'nin bir yıl önceki yaptıkları meyvesini vermiş, Osmanlı ordusu önceki seneye göre daha güçlü olmasına rağmen tedarik kaynakları gittiği için hastalıklar, özellikle dizanteri ile boğuşmaya başlamıştı.

    Eugene osmanlıyı istediği alçak düzlük bir alanda savaşa zorladı. Bir kaç gün oyalama saldırıları yaparak uygun anı bekledi. 16 Ağustos gecesi yoğun sis oluştuğu için saldırıya karar verdi. 40 bin kişi ile 4-5 kat büyük Osmanlı ordusuna saldırdılar. Sis altındaki Osmanlı ordusu düşmanı çözemedi, Eugene nin kontrol ettiği yönde bozguna uğrayarak çekildi, ağır kayıplar verildi. Belgrad düştü.

    Osmanlı toplayabileceği en üst sayıda askeri iki yıl üst üste toplamış, en üst düzey kurmaylar ve teknoloji ile saldırmıştı. Toparlayamayacağı kadar çok asker, kale ve lojistik imkanları kaybetmişti. Bundan sonra hiç bir savaşı kazanamayacağını anladı.

    X_`V-8.SRr2HM;78

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim ayrıntılı paylaşım için.

      Sil
    2. Çok değerli bilgiler, teşekkürler...

      Sil
    3. Adam bizim 3 Sadrazamı madara etmiş, ikisini savaş meydanında öldürmüş.
      Boşuna çökmemiş Osmanlı, az zamanda sağlam darbe yemişler anlayana.
      Devletin başının savaş alanında ölmesi ne demek? Vay be!

      Sil
    4. Şahabettin bey Önceden isminizle yazardınız. Yurt disinda oldugunuzu ifade etmenize ragmen yazdiklarinizin sonuna krioto kod yazarak yazdiklarinizinda araya kaynamasini istemiyorsunuz. Bunun sebebi nedir merak ettim dogrusu. Sizin yorumlariniz kiymetli okumaya baslarken anlasiliyor zaten.

      Sil
    5. Selam 2334,

      Ben gmail hesabı ile girip yazıyordum, sadece burada yazardım o hesap ile, şifresi de ara ara kurcalanırdı, hesaba artık erişemiyorum.

      Bir kaç tanıdık eski harp okulu mezunu arkadaş hangimizin, ne zaman yazdığını anlamak için sosyal medyada bu tarz kodları kullanıyoruz.

      Önemli olan faydalı bilginin paylaşımı, kimliklerin önemi yok.

      *sS>\mkrMh94g.yd

      Sil
    6. Son kısmındaki bilgi doğru değil. 1739'da Osmanlı Belgrad'ı tekrar aldı. Hiçbir savaşı kazanamayacağını anlamış olsaydı Belgrad'ı ve daha sonraki birkaç savaşı kazanmış olmazdı. Verdiğiniz bilgiler için teşekkürler

      Sil
  8. Mahfi hocam maliye bölümü istatistik derslerinde faydalı olacağını düşündüğünüz ve istatistiği daha iyi öğrenebilmek için önerebileceğiniz anlaşılır kaynak bir kitap var mı?

    YanıtlayınSil
  9. Deyerli hocam dr Abdullah Cevdet bey rahmetli haklı olma ihtimali varmi
    Bizler ya duvarı yok sayıyoruz
    Yada görmezden geliyoruz
    Gerçeklere çarpınca bur neden oldu diyoruz
    Neyi farklı farklı yapiyoruzki farklı bir sonuç bekliyoruz

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Gözümüz bozuk, görmüyoruz ama doktora gidip gözlük alacağımıza ısrarla hocaya gidip okuyup üfleterek gözümüzün açılmasını bekliyoruz. Açılmıyor tabii ve duvarı görmediğimiz için çarpıyoruz. Bilimin yerine inancı koyduğunuz anda duvara çarparsınız.

      Sil
    2. Selam 1845,

      Abdullah Cevdet de benim gibi Kuleli mezunu. Abdullah Cevdet döneminin Osmanlı halkına ve devlet adamlarına göre ileri görüşlü, aydınlıkçı, toplumu batı standardına taşımak isteyen bir düşünce insanı olmasına rağmen gittiği yol yanlıştı.

      Abdullah Cevdet, Batı ile doğu arasında bir köprü olmak düşüncesindedir. Kendi çağının oryantalist kültürü etkisiyle ilerici bir islamcı idi. Kahire kökenli, aydınlıkçı, yenilikçi islamcılarının etkisinde kalması bunu gösteriyor.

      Bu toprakların kesin çözümü ise, Yunanlılar ve Batılıların yaptığı gibi, dini tamamen hayat alanı içinden çıkarmaktan, dini eski mitolojik hikayeler ve tarihi kültür seviyesine düşürmekten geçer. İslam ile gelişme bir arada olamaz. Gelişim için İslam'ı reddetmek gerekir, halka bilgi ve yasalar ile İslam reddini aktarmak, bir daha ortaya çıkmamasını sağlamak gerekir.

      Yunan için Zeus ne ise, Allah da o olmalıdır. Eski destan metinleri ne ise Kuran o olmalıdır. Herkül ne ise Muhammed de o olmalıdır.

      Bu olmadığı sürece gelişim asla olmaz. Milyonlarca müslüman insan açlık, fakirlik, düşük gelir ve gelişmemişliğin getirdiği savaşlar ile boş yere heba olur gider.

      Batı ülkelerinin günümüzde politik olarak İslam'a anlayış göstermesi, müslümanları cesaretlendiren bir unsurdur. Halbuki Batı ülkeleri kaynaklarını sömürdükleri, yönetimlerini sağladıkları insan yığınlarının huzursuz olup, sömürdükleri maddi kaynağın azalmaması için müslümanlara politik bir hoşgörü göstermektedir. Müslümanları bu sebeple sürekli dışarda tutmaktadırlar. Kendi ülkelerinin içinde ise, demografik yaşamını etkilemeyecek ölçüde İslam'ı kontrollü tutmaktadırlar.

      Bir gün, eğer bir Batı ülkesindeki müslüman nüfus sayısı artar ise, nasıl o sosyal olgu ile mücadele edecekleri belirlenmiştir.

      k*(!s*ES882wk!(:

      Sil
    3. Burada anlamadığım; bir kısım güç devirmiş kişilerin güçlerini pekiştirmek için İslam'ı yanlış ve çıkar amaçlı kullandığı bilindiği halde o kişilerin ifade ve yaşamlarını İslam'a mal Edip fırsattan istifade İslam'a saldırmaları. Eyy ahali İslam'da özgürlük vardır. Adalet vardır, kul hakkindan kaçınmak vardır, ehliyet (liyakat) sahibi kişilerin kamu yönetimini(bürokrasi) üstlenmesi vardır. Emanete sahip çıkmak vardır, israf yoktur, zulüm yoktur, Beytulmal (kamu malı) kutsaldır. Asla daha doğmamış gelecek neslin hakkına (tüyü bitmemiş yetimin hakkı) dokunmamak vardır. Doğaya çevreye insanlığa saygı vardır. Irkçılık yoktur. Şimdi bunlar sadece bir kısmı. Sorarım size birileri bunların zerresine dahi sahip değilken nasıl İslami temsil ediyormuş gibi karşılık bulurlar. Ve başkaları da işine geldiği gibi onları İslam'ın temsilcisi olan eder. İslamiyette irade vardır. Herkes iradesiyle karar verip ondan sorumludur. Sözle değil yaşamla vardır. Şimdi din tacirleri ile dindarları ve dini aynı kefeye koymak din tacirlerinin işine Gelir.
      Din tacirlerinin kusur ve hatalarını din'e maletmeyiniz. O zaman din tacirlerinden farkımız kalmaz. Anti din taciri olmuş olursunuz. aDaL@

      Sil
    4. Sn 23:51

      Bahsettiğiniz tipte bir islamın dünyanın hiçbir islam ülkesinde bulunmadığına, hepsinde genel uygulamanın bizde bugün yaşananlara benzediğine ve tarihte de tüm islami uygulamaların bundan farklı olmadığına bakarsak sakın siz islamı yanlış biliyor olmayasınız?

      Sil
    5. Selam 2351,

      İslam güç devşirmek için kurulmuş bir dindir.

      Hz Muhammed, kızlarını (iki kızı) Ebu Leheb'in oğulları ile evlendirdi. Ebu Leheb'in oğulları kızları boşadı, istemedi, evlerine gönderdi. İki aile arasında küslük oldu, bu olay üzerine Kuran'da Ebu Leheb'in elleri kurusun diyen Tebbet suresi geldi.

      Ebu Cehil ile Hz Muhammed çok tartışmalar yaptılar. Ebu Cehil, din ile arapları tek bayrak altında birleştirmenin getireceği gücü farketti, yöntem konusunda anlaşamadılar.

      Yine Mekke'de, bir kişi peygamberi tartışmalarında çok bunalttı. Hemen ardından Kalem suresi geldi. Kalem Suresinde o adama nesebi bozuk/belirsiz denilir. Bizim dilimizde buna OÇ de denir. Hiç koca yaratıcı kendi yarattığı kuluna nesebi bozuk der mi? Nesebinin ne olduğunu bilmez mi? Sonrasında o adamın da nesli devam etti.

      Sizin yazdığınız insani değerler her din ve sosyal grupta ortak olan özelliklerdir. Tek bir dine özgü konular değil, yazdıklarınız topluluk olmanın gerektirdiği en minimum özelliklerdir. Aksi durumda ortada hiç bir toplum olmazdı.

      Şimdi bunları tutup bir din uzmanına soralım dersiniz. Sorun. O din uzmanı sizin inandıklarınızı sizi telkin edecek şekilde size anlatacaktır. Oh be doğru biliyorum, yanlış değilim diye mutlu ve huzurlu olacaksınız. Ama hiç düşünmeyeceksiniz, yahu koskoca yaratıcı, beni ve bütün evreni yaratan güç, niye benim anlayamadığım kitabı gönderdi de araya birini koyduruyor?

      Bir de hiç sormayacaksınız, yahu ben niye Mahfi Eğilmez ve diğer insanların yazdıklarını bol bol okuyorum da, koskoca yaradanın kitabının kapağını bile açmıyorum diye. Halbuki tersi olmalı. Niye? Hiç düşündünüz mü?

      ,Dcg.[jtA2j:}&L$

      Sil
    6. Sn 23.51 e katılıyorum. İslama aykırı uygulamalar islama maledilmemelidir. Örneğin Türkiye Cumhuriyeti teoride laik bir devlet olmasına rağmen uygulamada laikliğe aykırı durumlar yaşanmaktadır. Bu durumları laikliğin bir sonucu olarak görmek mantıklı olmaz.

      Sil
    7. Real islam bu degil

      Sil
    8. Abdullah Cevdet'e 2054'te çatarken tabi bir bilimsel gerçekliği atladım. Bunu ifade etmek lazım.
      Orta Doğu bölgesi arkeolojik kazıları, Mekke tarihi araştırmaları, Kabe yaşı ile ilgili yapılan araştırmalar, din hikayelerinin geçmiş toplumlardan İslam'ı oluşturan topluma aktarılması gibi bilimsel konular o dönem başlamış, diğer inançlar gibi bu inancın da insan yapımı olduğu 100 yıl öncesine kadar bilimsel olarak bilinmiyordu.

      Bazı önsavlar, hipotezler vardı, ama bilimsel bir gerçeklik haline gelmemişti. Bugün bilimsel olarak bu toplum yazılan her dini metnin ve kutsal kitabın insan yazımı olduğunu biliyor. Bunları bildikten sonra mitolojik hikayelerin peşinden gitmenin bir anlamı kalmıyor.

      Buna rağmen burayı okuyan ve dünya da yaşayan insanların yüzde 85 kadarı bir şekilde mitolojik hikayelere inanıyor.

      Bizlere düşen, bulgularımızı paylaşmaktır. İnsanlık 25-30 yıl daha tanrıyı insan yarattı noktasına gelmeyecek. O yüzden Tanrı bizi yarattı diyen insanlara hoşgörü gösterip geçmek geriyor bir yerde de. Ancak, günümüz karmaşık üretim ilişkisi ve devlet yönetiminde onlara inançlarını uygulayacak yetkiyi vermemek, inançlarını diğer insanların kaynakları ile yaymalarını engellemek gerekiyor. O tarz dini toplumlar, kaybettiler, kaybedecekler, kaybetmeye de mahkumlar, toplumumuzu bu tehlikeden uzak tutmak her şekilde bizlerin görevidir.

      ;=Cb;y6xMMFN5W^)

      Sil
    9. Bu iktidarın tüm uygulamaları islama uygundur. Sorun, bu ülkede yaşayan ve kendini müslüman zannedenlerin islamın zerresinden haberlerinin olmaması ya da gerçeği bildikleri halde çarpıtıp islamı şirin göstermeye çalışmalarıdır.

      Birincilerin durumu hoş görülemezse de bir dereceye kadar anlaşılabilir ama ikinciler resmen kötü niyetlidirler, bu dinin sağladığı sömürü düzeninin bitmesinden o kadar korkmaktadırlar ki can havliyle orada burada dayanaksız, boş savunmalar yapmaya çalışır dururlar.

      Bunların temel özelliği; daha sonra nesh edildiğini, yani hükmünün kaldırılıp yerine yeni hükümler getirildiğini çok iyi bildikleri üç-beş insancılımsı Mekki ayeti dayanak gösterip islamın ne kadar yüksek ahlaklı, insancıl, sevecen bir din olduğunu anlatıp durmaktır. Medine döneminde bunların yerine getirilen ve köleliği, cariyeliği, ganimeti, hileyi, tuzak kurmayı hak gören, müslüman olmayanları dost edinmemeyi, ya vergiye bağlamayı ya da öldürmeyi, tüm dünya müslüman oluncaya kadar savaşmayı, hırsızlık yapanın, hırsızlığın niteliğine dahi bakmadan çaprazlama elini ayağını kesmeyi emreden, kadını aşağılayan, ikinci sınıf bile görmeyen, çok eşliliğe izin veren, birden fazla eş alamayanlara ellerinin altındaki cariyelerle idare etmelerini öğütleyen, çocukların cinsel istismarına kadar gidebilecek anlamlar taşıyan, bilime tamamen ters yüzlerce ayeti gözlerden gizlerler, kimse duymasın isterler. Hadislerden hiç bahsetmiyorum bile zira işlerine gelmeyen hadislerin uydurma olduğunu savunmak başka bir özellikleridir. Çok sıkışırlarsa "apaçık" olduğu kuran'da belirtilmiş olmasına rağmen kimi işlerine gelmeyen ayetleri de eğip bükerek bambaşka anlamlar yüklemeye çalışırlar.

      Kendilerine tavsiyem, nefeslerini boşuna tüketmemeleridir zira günümüzde insanlar ayetleri konularına göre bile internette aratarak bulabiliyor, kendi dillerinde okuyup anlayabiliyorlar. Yani o eski "güzel" sömürü döneminin sonu gelmek üzere. Bu nedenle ya kendilerini emekli edip köşelerine çekilsinler, ya da yeni ve en azından dünyaya az çok katkısı olabilecek bir iş bulsunlar...


      Sil
    10. Türkler hiç bir zaman dindar olmadı. Dindar olanlar Avrupalılardır. Avrupalılar kendilerini 300 yıl boyunca tamamen dine adamışlardır. Kendini bir şeye tamamen adamak Avrupalı işidir. Bu kendini dine adama, 300 yılın sonunda çatallaşarak, kendini hukuka adama, kendini sanata adama, kendini bilime adamaya evrilmiştir. Avrupalılar halen dindardır. Kendilerini felsefeye, sanata, bilime, hukuka adamışlardır. Dinleri de bilimdir. Türklerde hiç bir zaman bu şekilde bir dindarlık olmadı. Çünkü esasında Türkler şamandır ve her zamanda Batılılardan daha mesafelilerdir. Batılılar önlerine verileni akıllarında döndürüp dolaştırıp, içselleştirerek sentezlerler; biz ise mesafeli yaklaşıp, uzaktan bakıp analiz ederiz. (Belki Türklerdeki, Batılılara benzeyen en yakın ve tek gerçek dindarlaşma örneği tasavvuf olarak gösterilebilir.) Bu nedenle Türkler dindarlaşarak sekülerleşemezler. Türklerin şu anda yapabileceği en iyi şey diğer bireyselci olmayan başarılı kolektif kültürleri örnek almak olabilir. Örneğin Güney Kore. Bu da ancak, kendimizi çağın gereksinimlerine ne kadar adamamız lazım sorusunun cevabını, ortaklaşa vererek olabilir. Batılılar bunu kendiliğinden yapar, herhangi bir soru sormalarına gerek yoktur. Biz onların yaptığı gibi yapamayız, kültürümüz farklı çünkü. Bizde hep bir mesafe vardır arada. Bu kötü bir şey değildir; Kültür farkıdır. Türkiyede dindar adamın dine hep bir mesafelidir. Namazına gider ama kendini adayarak değil, gerekli olduğu için gider. Ama bu içinde bulunduğumuz çağda bu şekilde gelişme olmaz. Geri kalınır. Dünyanın dini şu an için bilimdir, Türkler, şu çağda esas gerekli olan bilimdir demedikleri taktirde bu coğrafya üzerinde bir süre sonra barınamayacak duruma gelebilirler.

      Sil
  10. Sustum sustum sustum...
    Tüm ülke sustu.
    Bilmeyenler konuştu.
    Bilenler sustu....

    YanıtlayınSil
  11. Sayın Mahfi hocam,

    2015 yılında Viyana ziyaretimde gördüğüm, parlamento ile kütüphane arasındaki geniş meydanda bulunun iki at üstü heykelinden biri Savoylu Prens Eugen’e aitti. Heykelin etrafına döşenen sekiz savaş isminden yanılmıyorsam 4 tanesi Osmanlı’ya karşı kazanılmış savaşlardı. Petrovaradin ve felaket savaş Zenta da bunlara dahildi.

    Aynı şekilde can veren bir sadrazamımız da Slanmaken 1691 savaşında ordu başında şehit düşen Köprülü Fazıl Mustafa Paşa idi. Bu dönem savaşlarına ait çeşitli eserler Viyana dışındaki askeri müzede koca bir katta sergileniyor. Zenta’da şehit düşen Elmas Mehmet Paşa’nın mührü dahil.

    Anlattıklarınıza ve katıldığım ana fikre bir ek olarak buraya yazmak istedim.

    Saygılarımla

    YanıtlayınSil
  12. Mahfi Eğilmez'e uyarı:

    "Dünya çok çile çekiyor. Kötülerin şiddeti yüzünden değil, iyilerin sessiz kalması yüzünden."

    Napoleon Bonaparte
    1769-1821

    YanıtlayınSil
  13. Hz isanın abrasları, âmâ olanları iyileştirmesi,Lazarusu diriltmesi verilmiş mucizeler olarak bilinir.
    Dini inancın istismarı cinci,tılsımcı,tarikatçı, şıh şeyh avanesi için kolay kazanç kapısı haline geldi,
    öteden beri oy deposu olarak görülen cemeatler siyasi ikbal peşinde olanlar tarafından müsamaha ile palazlandırıldı, doğru olanı öğrenemeyen yanlışa mahkum olur, akademik kesimin bilimle haşır neşir olmak yerine siyasi hırgür ile vakit geçirmesi ise ayrı felaket.



    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Hz. İsa'nın bu söylediklerinizden daha fazla mucizesi var. Mesela ölüleri diriltebilecek kadar büyük güçleri olmasına rağmen, kralın kendisini aradığını duyunca çöle kaçacak kadar korkması ve taa ki kralın öldüğünü duyana kadar çöllerde perişan olması büyük bir mucizedir. Bunu İncil söylüyor. Eğer inanç gereği -İncil değiştirildi- diyerek buna inanmayacak olursanız size uygun başka bir mucize var.

      Denizleri ikiye yarabilecek kadar, fırlattığı bastonu ejderha yapabilecek kadar, kudret sahibi Hz.Musa da Firavun'un uyduruk askerlerinden kaçacak kadar korkmuştur. Sanırım bu mucizeye itiraz etmezsiniz çünkü bunu da Kuran söylüyor. Ama yine de bu mucizeyle yetinmezseniz benzer bir mucize daha var.

      Bir gecede Mescid-i nebeviden Mescid-i Aksa'ya (binlerce km) yolu uçarak gidip gelebilen, Mihraç adı verilen yere kadar yükselebilen, Ay'ı ikiye bölebilecek kadar kudretli Hz. Muhammed de bir zamanlar müşriklerden kaçarak bir mağaraya sığınmıştı, onu da orada bir örümcek kurtardı.

      Dini istismarcılardan şikayet etmeyin. Bilim yerine sizin gibi mucizelere inananlar var olduğu sürece, en yufka yürekli insanın bile istismarcı olası gelir.

      Sil
    2. Anonim 20:21

      Peygamberlik müessesesi, ortadoğuda ilk uyanık ilk eblehle karşılaştığında başlamıştır derler :) Daha sonra boyut giderek büyümüş.

      Bu arada Miraç merdiven demektir, yani Miraç mucizesi göğün birinci katına merdivenle çıkarak gerçekleştirilmiştir. Daha sonra diğer katlara ulaşmak için kullanılan yüksek teknolojili araçların arasında refref ismili ışıklar saçan bir uçan halı da mevcuttur. Her yıl miraç kandilinde huşu içinde, gözyaşları dökerek kutladığımız mucizevi olay budur.

      İnanç, sen nelere kadirsin...

      Sil
    3. Şimdiye kadar hep uydurma şer'i hükümleri eleştirip doğru, mantıklı kararlar alınması yönünde yapılması gerekenler tartışılırken -ki hocanın bu yazısı şehitlik mertebesine ulaştığı düşünülen bir devlet adamının icraatını anlatıyor- insanların huşu içinde dökülen gözyaşlarını alaycı bir yaklaşımla dile getirmenin, bence amaca hizmet eden bir yanı olmadığı gibi bundan uzaklaştıran bir tarafı olduğunu düşünüyorum.
      Hocam Allah uzun ömürler versin size...
      Daha çok yazınızı okuyabilelim inşallah...

      Sil
    4. 2. dünya savaşı sonrası kurulan düzende; galip ülkeler kendi ülke sistemlerinde dini dışladı.

      2. dünya savaşı sonrasında, din, emperyalist istekleri yaymak için kullanılan bir araçtır. Bugün hangi ülkede hangi dinci, hangi dine dayanan lider var ise ya batı ülkesi ajanıdır, ya onların kuklasıdır.

      Din kelimesini kullanan bir siyasi parti direk emperyalist paylaşımda o ülkenin sömürülmesini isteyen batı devletinin maşasıdır.

      Yeryüzünde istisnası yoktur.

      Doğuda 2. dünya savaşını kazanan Çin, din konusunda çok katıdır. Bugün Doğu Türkistanlılara yaptığı eziyetlerin sebebi de, Batı emperyalizminin Çin sistemi içine içerden sızmasını engellemek içindir.

      Özelde, İslam kelimesini devlet yönetiminde kullanan her kim var ise, direk batı emperyalistidir. En ufak şüphe yoktur.

      Eğer bir ordu kurmayları abdest alıp namaz kılıyor ise, o ülkenin ordusu emperyalizm tarafından ele geçmiş demektir.

      Eğer bir ülkede inançlarına göre cami ve kiliselerin sayısı artıyor ise, o ülke sömürgeleşmiştir, kendisi sömürge olduğunu farketmemektedir.

      Emperyal yönetimin pazarlanması için demokrasi kelimesi çarpıtılıp, gelenekselci-dinci topluluğun iktidara getirilmesi için her türlü imkan seferber edilir. Basın, kamu yayınları, kamu otoritesi, dini kurumlar üzerinden toplum mühendisliği çalışması yapılır. İnsanlara düşünme ve çıkış fırsatı verilmez.

      Devlet yönetiminden mutlu olan dindar insanlar isyan etmezler, yönetim devamlılığı sağlanır, ülke kaynakları hiç bir denetim mekanizması olmadan sürekli olarak dış dünyaya aktarılır.

      O ülkeyi kimse kurtaramaz. Yeni dünya düzeni budur. Bunların dışında o ülke emperyal efendisinin istediği hareketi yapmaz ise, askeri darbe, askeri harekat ile hizaya getirilir, iç düzeni yeniden dizayn edilir.

      Din budur.

      zEb`KMr#G93],txg

      Sil
    5. Islam baris muhabbet ve hosgoru dinidir.
      Islamin gayesi baristir muhabbettir insanlar arasinda sevgi ve saygidir.
      Bu vesile ile islamiyet hosgoru esenlik dindir.

      Sil
    6. Sn Anonim 13:39

      Miraç kandili önümüzdeki yılın Mart ayında idrak edilecek. O gün geldiğinde bu yazdıklarımı hatırlarsanız belki sizin huşunuz, benim de sevabım artar...

      Sil
  14. SSCB bilime tapardı ama battı insanlar kuru ekmeğe muhtaç kaldılar,Çünkü Osmanlı ile fikren kardeştiler,tepede yönetici bir azınlık devleti ele geçirmiş saçma sapan politiklalar uyguluyor itiraz edersen Sibirya veya Yemen,ABD'de ise devlet kutsal değil devlet saçmalamıyorsa medya bağımsız olduğu için kral çıplak,üstüne yönetim 8 yılı doldurunca ne kadar iyi olursa olsun görevden alınıyor...

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Bilime tapardı dediğiniz SSCB'nin kuru ekmeğe muhtaç kalıp batmasında evrim karşıtı bir takım tarım politikalarının "gerçek Darwinizm budur" diye sunulup uygulanmasının ne kadar etkili olduğunu biliyor muydunuz? Trofim Lisenko'yu bir araştırın isterseniz.

      Devletin kutsal olmadığı fikrinize katılıyorum ama SSCB bilime taptığı için batmadı, pek çok konuda pseudo-science diyebileceğimiz bilim karşıtı politikalar uyguladığı için battı. Aslında faşist bir rejim olan SSCB'nin; komünizm'in başarısız bir örneği gibi dünyaya sunulması da tarihin garip bir cilvesi olsa gerek...

      Sil
    2. Mahdut bey, SSCB'yi, salt Stalinizm'e indirgeyenler var.

      Sizin bu konudaki düşünceleriniz nedir, kısaca yazar mısınız? (SSCB övücülüğü ve yericiliği tuzağına düşmeyeceğinizi bildiğim için sordum size.)

      Sil
    3. Stalin’in neredeyse tek adam olarak yönetimde kaldığı süreye ve SSCB üzerindeki büyük etkisine bakınca gerçekçi bir yaklaşım bence de. Gerçi Stalinizm, Lenin’in oluşturduğu parti alt yapısı üzerinde güçlenmiştir, bunu da unutmamak lazım. Troçki her ikisini de oldukça ağır eleştirir...

      Sil
  15. Bilimsel bilgiye itibarımız az hocam bizim, biz gündelik bilgi seviyoruz.Oysa gündelik bilgi tembel bilgisidir oturduğun yerden yaptığın gözlem ile elde edersin. Çakma bilimsel bilgidir. Kısa vadede doğru gibi gelir,yanlış olduğu ortaya çıkınca iş işten geçmiş olur. Arka arkaya gelen 2 olay arasında neden sonuç ilişkisi var diye düşünmeye dayanır.Soyut düşünceye ulaşamamış insanın miyop paradigmasıdır. TV de görmüştüm Karadenizli bir balıkçı eliyle dağları göstermiş dağlara kar yağınca denizden balık çıkar demişti. İşte bu klasik bir gündelik bilgidir. Gel bu balıkçıya bilinçli avlanmayı temiz denizi anlat. Kar yağdı balık çıktı avla sat seneye Allah kerim.

    YanıtlayınSil
  16. Hocam harika tespit teşekkürler.
    Araf Suresi 179 un mealini paylaşmak istedim.

     "Andolsun biz, cinlerden ve insanlardan birçoğunu cehennem için yaratmış olduk. Bunların kalpleri vardır ama onlarla kavrayamazlar; gözleri vardır ama onlarla göremezler; kulakları vardır ama onlarla işitemezler. Onlar hayvanlar gibidir, hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır."
    Sağlıklı Günler

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Bu suredeki insani mantık hatası şuradadır.

      "...insanlardan bir çoğunu cehennem için yarattık...", bu sözü bir insan söyleyebilir.

      Kutsal yaratıcı olsa böyle bir ifade kendi yarattıklarına kullanmaz. Hadi zorlayalım ve kullandı diyelim o zaman da, "...cehennemi insanlar için yarattık..." tarzında bir cümle kurardı.

      İkinci mantık hatası da, kalp ile kavramak insanın söyleyeceği bir özelliktir. Kuranın yazıldığı söylenen 6.yy ile 7.yy arasında insanlar kalp ile hisler arasında bağlantı kurardı. Hislerin kalpten geldiğine inanırdı. Beyin fonksiyonları bilinmezdi. Tanrı olsaydı yazan, kavramayı beyine atfederdi, kalbe değil. O zamanlardaki yanlış bilginin dilimize yerleşmesi ile biz halen kalp ile duygu arasında bağlantı kurarız.

      Bir diğer mantık hatası da Kutsal yaratıcının, hayvan ile insanı karşılaştırıp, insanı hayvan seviyesine çekmesidir. Bir yaratıcı yarattığı farklı iki varlığı böyle kıyaslamaz. Hayvan - İnsan kıyasında hayvanı aşağılamak insani bir özelliktir.

      Sağlıklı günler dilerim.

      q4*N(rpr+G5f38Jg

      Sil
    2. Üstteki yorumuma ek olarak, 6 yy insan eğitim ve disiplininde pozitif yönlendirme, ödüllendirme ile yöneltme teknikleri bilinmezdi. Bilinmedikleri için Kutsal Kitaplar, cezalandırma üzerine eğitim ve disiplin anlayışını gösterirler. Yine o cezalardan bahsedilmesi insani bir durumdur.

      Kutsa! kitapta, biz yaptık, biz ettik tarzı ifadeler vardır.
      Ben yaptım demez. Bunun bir sebebi arap edebiyatı, diğer sebebi de o dönem arapların putperest geleneğinden gelen ortak konular için konuya tüm putları ihaleye sokan biz çoğulu kullanılmasıdır.

      İfadeyi kuvvetlendirmek için, tüm tanrılar olarak biz böyle yaptık, biz böyle karar verdik,
      siz kim oluyorsunuz da uymazsınız, şeklinde bir mantık ile yazılmıştır. O dil yukardaki söz konusu kutsal! kitaba da aynen geçmiştir. "Biz Cehennemi yarattık", "biz gökleri yarattık" diye ifadeler çıkar.

      Benim gibi insanlar bunu açık açık yazıyorlar, kolay yazıyoruz, çünkü biz her türlü ince detayını inceledik bu işin.

      Bakın, önceki cümlede, ben de tekil şahıs ile başladım, arkamda büyük bir insan kümesi var gibi cümleyi sonlandırdım.

      Kutsal bir metni yüce yaratıcı yazmış olsa, merak etmeyin sizin ve benim çok kolay kavrayacağım şekilde yazardı. Lam cim ile lafları eveleyip gevelemezdi.

      Bir de 1915te yazdığım gibi bir cümleden 2-3 tane mantık hatası çıkmazdı.

      Hacı-hoca-cemaat tayfası çıkar der; bin yıl geçti bir tane mantık hatası bulamadılar diye. Bunları hep duyarız, duyacağız. Çünkü hitap ettikleri karşılarındaki kitle hayatlarında bırakın kutsal kitaplarını hayatlarında bir kaç tane kitabı sorgulayıp okumamıştır.


      M-P?7;Pk&9EZt`f?

      Sil
  17. Kerem İNANIR20 Ekim 2020 22:26

    Hep eskiye bakmak, sorgulama yapmadan bilim - ilimle uğraşmadan boş islerle oyalanmak. Hep aynı film, 1 adım ileri 10 adım geri :((
    Teşekkürler hocam güzel yazınız için, sevgi ve saygılarımla 🤗

    YanıtlayınSil
  18. Diyelim ki o yüzyıllar bilim ve teknoloji yönünden "cahiliye" zamanları imiş ve yönetenler de adeta gelişmelerden korkmuşlar. Günümüze geldiğimizde ise çoğu sorunun teolojik yollarla çözülebileceğini empoze eden bir eğitim sistemimiz var , kanıtı ise din eksenli okulların çokluğu... Sonuç: Bilimden halâ korkuyoruz... Matematik ,mantık ve bilim olmazsa demokrasi de olmaz, nitekim olmuyor... Teşekkürler Mahfi bey....

    YanıtlayınSil
  19. "Bir iş insanı grubuna şunu sordum. Meclis’te 600 milletvekili var. Bunun partiler üstü bir biçimde yüzde 10’unu kenara koyun. Mutlaka her partide nitelikli insan vardır. Geri kalan 540’ından herhangi birine şirketinizde müdürlük verir misiniz? Ortak yanıt ‘hayır’dı." Çetin Ünsalan (paraanaliz.com) bu ifade bize yeterli Zararına ekonomi yazısından alıntıdır.

    YanıtlayınSil
  20. Yazınızı ve Merhum Salih Neftçi'nin Sizin için yazdıklarını okudum. Zaten size hem bilgi hem karakter olarak güvendiğim için Kendime yazılar dahil yazılarınızı okuyor ve bilgileniyorum. Çok teşekkür ederim. Benim merak ettiğim konu niye sosyal medyada illegal kuruluşlarda olduğu gibi çoğu kişi kendi ismini kullanmaz. Bu konuda da yazarsanız faydalanabiliriz.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Türkiye'de kendi ismini kullanarak yazanlardan bir kısmı:

      Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı, öldürüldü.
      Uğur Mumcu, öldürüldü.
      Bahriye Üçok, öldürüldü.
      Hrant Dink, öldürüldü.
      Prof. Dr. Cavit Orhan Tütengil, öldürüldü.
      Ord. Prof. Dr. Bedri Karafakioğlu, öldürüldü.

      Bedrettin Cömert, Çetin Emeç, Savcı Doğan Öz, Cevat Yurdakul, Eşref Bitlis, Kemal Türkler, Ümit Kaftancıoğlu, Prof. Dr. Muammer Aksoy, Adnan Kahveci, Musa Anter, Onat Kutlar, İlhan Erdost, Abdi İpekçi, Nihat Erim, Tuğgeneral Bahtiyar Aydın, Eşref Bitlis, Cem Ersever, Jandarma Bölge Komutanı Albay Kazım Çillioğlu, Mardin Jandarma Alay Komutanı Rıdvan Özden, İl Emniyet Müdürü Gaffar Okkan, Necip Hablemitoğlu ve daha niceleri öldürüldü.

      GKB İlker Başbuğ açıkladı, kozmik oda hadisesi sonrasında 850 den fazla vatan evladı katledildi.

      Cemil Meriç der ki: "Düşüncenin kuduz köpek gibi kovalandığı bir ülkede, düşünen adam nasıl çıkar?"

      Meriç, eksik yazdı, düşünenin öldürüldüğü yazması gerekirdi. Sizin de yazdığınız gibi, Türkiye'de düşünmek illegaldir!

      a3#sZZJ2KQ~>9+)j

      Sil
  21. Sokak röportajında bir soru soruluyor.

    Türkiye Cumhuriyetinin ilk Cumhurbaşkanı kimdir.

    Cevaplar.
    Recep Tayyip Erdoğan
    Turgut Özal
    Adnan Menderes
    Celal bayarmıydı
    Bilmiyorum abi
    Aklımdaydı ama şimdi unuttum.

    Düşünün artık Mustafa Kemal Atatürk okullarda anlatıyor sözde.

    Kısaca analiz etmeyi araştırmayı bilime yönelmeyi geçtim sokakta millet bilgiden yoksun bilgisiz kısaca arapçası CAHİL.
    Aklımdaydı

    YanıtlayınSil
  22. "Cumhuriyetin ilk kuşakları bunu tersine çevirmeye çok çabaladılar" demişsiniz ancak üzerinde iyice düşünürseniz, osmanlı saltanatına son verdiler ancak kendi saltanatını dikte ettiklerini görürsünüz. Cumhuriyet sadece isimden ibaret kalmış, bütün muhalifler tasfiye edilmiş, sadece gazim sen çok yaşa denilmiştir.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Klasik DP propagandasının İslamcı eliyle işte böyle 70 yıldan fazladır devam etmesi. Keşke biraz çok yönlü olsanız.
      Bir şeyler keşfettik zannediyorsunuz. Muhalif denilenler saltanat yanlısı olduklarından olsa gerek sayın Abdül. Siyasi intihar diyorum ben buna. Demokratik hakların demokrasiyi yok etmek için suistimal edilmesi. AKP demokrasiyi demokrasi eliyle öldüren tarihi bir örnek.

      Sil
  23. Bu yorum yazar tarafından kaldırıldı.

    YanıtlayınSil
  24. Mahfi bey anlamaya çalışıyorum:

    "Örümcek ağı teorisi" nedir?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. https://prezi.com/cur0sxmwvy5u/spider-web-theory/

      Buradaki gösterimler yardımcı olacaktır.

      ^F;H&~^)n2Z^}4y)

      Sil
  25. Mahfi bey

    İktisat tarihinde, uluslararası ticaretin başlangıç dönemi ve başlatıcı kişisi olarak Marco Polo mu kabul ediliyor? Daha öncesi var mı?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. https://www.researchgate.net/publication/330578352_ULUSLARARASI_TICARET_VE_URETIMIN_TARIHSEL_GELISIMI_VE_BU_BAGLAMDA_TURKIYE%27NIN_POLITIK_EKONOMI_ANALIZI

      Bu makalede aşağı yukarı sizin belirttiğiniz tarihlere kadar götürüyorlar.

      https://www.econlib.org/library/Columns/Irwintrade.html

      Bu linkteki makalede de temel kavramları tarihsel olarak ana hatları ile anlatıyor.

      #.a7a+G:v?]QQ[v$

      Sil
  26. Yukarıda bir arkadaş "Öğrenme ateşi ise son nefese kadar devam etmeli. Öğrenmiyorsan bitmişsindir diye düşünmeli" şeklinde yazmış. Ben de öyle düşündüğüm için Mahfi hocamızın yazılarını düzenli takip ediyorum.

    Yaşım 65 olmasına ve iktisatı öğrenerek bir kazanç etme olasılığım pek olmadığı halde, her şeyi öğrenme dürtüm ve ülkemizin durumunu daha iyi kavramak adına okuyorum.

    Ancak, enseyi karartmayın söylemine karşın bu ülkeye aidiyet duygumu bugün tümüyle kaybettim.

    Amacım kendi durumumla ilgili ajitasyon yaparak insanları irrite etmek değil. Yazacaklarım buradaki konuyla da ilgili değil. Yine de yazma isteğimi bastıramadım.

    65 yaşında ağır KOAH hastası biriyim. Ağır hasta olduğum için geceleri oksijen takviyesiyle uyuyabiliyorum. Doktorlara göre sadece uyurken değil gündüzleri de oksijen takviyesi almam gerekiyor. Yüksek tansiyon hastasıyım ve KOAH ilaçlarının yanı sıra yıllardır tansiyon ilaçları kullanıyorum.

    Üç buçuk yıl önce yapılan PET tetkiklerinde akciğer kanseri olduğum teşhisi konuldu. Klinik durumumun ameliyat edilmeye uygun olmadığı gerekçesiyle sadece radyoterapi yapıldı. Yine klinik durumumun el vermemesi ve tespit edilen kitleye ulaşılmasının çok zor olması gerekçesiyle biyopsi yapılamadığı için kanserin türü tanımlanamadı. Bu tanımlama olmadığı için SGK pek çok tetkik ve tedavi giderlerini karşılamadı ve tedavime ait giderlerin yüzde 90 ını kendi sınırlı emekli bütçemden karşıladım.

    Yakın zamanda kendi paramla yaptırdığım tetkiklerde tedavi edilen eski kitlenin tekrar faaliyete geçtiği ve şüpheli metastazlar olduğu ortaya çıktı. Özelde yaptırdığım tüm tetkiklerin sonuçları da Enabız'da gözüküyor

    Ben bunlarla uğraşırken grip aşısını kendi paramla bile olsa yaptırmak istiyordum. Ancak bunun mümkün olmadığı ve ancak Sağlık Bakanlığının uygun göreceği kişilere yapılacağı medyada yer aldı. Enabız uygulamasına baktığımda benim Covid-19 risk grubunda olmadığım bilgisi görünüyor. Amacım kendi rahatsızlıklarımla sizleri irrite etmek değil. Bunca kronik rahatsızlığa rağmen risk grubunda değilsem kimler risk grubundadır merak ediyorum. Sanırım bu grip aşısı her gün Covid-19 testi yaptırma imkanına sahip sırtı kalınlara yapılabilecek.

    Böylesi bir durumda benim bu ülkeye bir aidiyet duygusu içinde olmam ve gerekli reformlar yapılırsa düzeleceğini ummam mümkün mü?

    Kimsenin benim durumuna üzülmesini samimiyetle istemiyorum. Bununla beraber, ben böylesi bir yönetim altında olmamız nedeniyle bu ülkenin aydınlık insanları ve çocuklarının geleceği için çok üzülüyorum.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Öncelikle geçmiş olsun, şifalar dilerim.

      Cümleyi alıntıladığınız arkadaşımız da akciğerlerinden rahatsız, bir çatışma sonunda ciğerlerinden rahatsızlandı.

      Kozmik odaya girildikten sonra, 2014 yılında Muharebe Arama Kurtarma Alay Komutanlığımız lağv edilerek dağıtıldı. Çoğu subay ülke dışına aileleri ile çıktı, onlar arasından. Bir ülkenin ordusunun sinir sistemi kapatıldı, insanlar uyudu. Olaylara izin veren bu millet için yapacak bir şey yok. Ne kaybettiklerini bile bilmiyorlar. Bence bilmelerine de gerek yok. Kendi kendilerine ne yaparlarsa yapsınlar. Yolları açık olsun demek en iyisi. Onları kimse umursamıyor, ancak kötü bir durumda insan çocuk ve bebelere üzülüyor. Masum ve günahsızlar bu tarz hataların bedelini ödüyor. İnsanı üzen ve çabaya sokan bu malesef.

      Elden bir şey gelmez, kendimize bakmak lazım. Bir arkadaş tekerlekli sandalyede, İstanbul'da evinden yardımsız çıkamazdı, olaylar üzerine İsviçre'ye gitti. 5 yıl önce gittiğinde Fransızcası hiç yoktu, şimdi çalıştığı alanda Fransızca ders veriyor.

      İstanbul'da iki sokak ötesine gidemeyen kişi, şimdi Avrupa'da istediğim yere gidiyorum diyor. Çocukları ile çim sahada futbol oynamaya çalışıyor.

      Çıkmadık candan ümit kesilmez. Tekrar geçmiş olsun.

      (,UL%f$76qpy-k6C

      Sil
    2. sn 00.51
      İsviçre'deki arkadaşınızın başardıkları takdire şayan.
      Yurtdışında yaşamak zordur. Kendisine şu mesajı iletmenizi rica ederim: à chaque jour sa peine, son pain et son plaisir....

      Sil
    3. Sizin gibi insanların yaşaması gerekir

      Sil
  27. Hocam,Türkiye Ekonomisinin büyüme oranlarına inanıyor musunuz,ekonomi 2016 darbe girişiminden beri hiç büyümüyor ve TÜİK bunu Yunanistan'ın yaptığı gibi istatistik oyunlarıyla gizliyor olabilir mi?

    YanıtlayınSil
  28. Hocam yeni trend gümüş konusunda ne düşünüyorsunuz, bir duayen olarak

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Gumus al piyasalar gumusun gucunu gorecek

      Sil
  29. Mahfi bey tamamıyla bilim sınırları içinde kalarak soruyorum:

    TCMB 1 haftalık repo faizini arttırdığında, bankaların verdiği kredilerin faiz oranı da artıyor. Böylece şirketler, bankalardan kredi çektidiğinde yüksek faiz ödemek zorunda kalıyorlar.

    TCMB 1 haftalık repo faizini düşürdüğünde (ve sabit tuttuğunda), bu kez, Dolar/TL kuru yükseliyor. Şirketlerimizin çoğu hammadde ithal ettiği için, bu kez, yüksek döviz kuru üzerinden ödeme yapmak zorunda kalıyorlar.

    Yani her iki durumda da, asgari düzeyde de olsa memnuniyet verici bir sonuç ortaya çıkmıyor.

    Ben iktisat eğitimi almadığım için mi anlayamıyorum acaba? Ben analiz yapmaya çalışırken yanlış mı yapıyorum?

    Siz nasıl izah ediyorsunuz?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Neyi anlayamıyorsun kazan kazan dönemi bitti artık,kaybet kaybet dönemi başladı,tabii azdan azdan az çokdan çok gidecek.

      Sil
    2. Faiz düştü, TL değer kaybetti, Türk varlıkları ucuzladı, döviz borçlu Türk şirketlerini yabancı sermaye aldı, doğrudan yatırım girdi. Kısa dönemde ekonomiyi toparlamaya yetecek kaynak gelmiş olur.

      Bu bir olasılık tabi.

      İster faizi indirsin ister çıkarsın, arkasında planlı bir ekonomi politikası olması lazım.
      Hükümetin mali politika ile ister faiz inişini isterse de faiz yükseltimini desteklemesi lazım.

      Hükümet öyle bir plan içinde değil. O zaman inmesi veya çıkması kısa vadeli para politikası uygulaması olarak etkisini gösteriyor, reel sektöre istendiği şekilde bir yansıması olmuyor.

      Para politikası, kurumlar; mali politika, hükümet; taraflarınca yapılır. İşin bir de bürokrasi ayağı var. Faiz iner, faiz çıkar bunların ekonomik etkilerinin hükümetin alacağı olası kararlara göre bir modelinin olması lazım. Böyle bir model yok. Bakanın modelin ne olduğundan haberi yok, eğer rüşvet olarak dağıttığı makamlara güreşçi gibileri topladıysa, o ortamdan iş çıkmaz.

      Model ortaya konulduktan sonra, işin bir de plan kısmı var. Ne kadar sürede hangi hedefler elde edilecek. Ortada bir hedef de yok. Hep karavana hedef atışı yapan bir bakan var. Model plana bağlandı, hedeflere doğru gidiliyor, tamam derken bir de muhalefet var. Oldu ki plan ortasında iktidar değişir ise muhalefetin planı uygulama isteği nedir, modele eleştirileri nelerdir, model de değiştirmek istedikleri nelerdir? gibi soruların cevapları da yok.

      Tanrı kavramı, her türlü çıkmazın itelendiği çok işe yarar bir kavram. Sn CB (Sn ifadesi lafın gelişi) işleri Allah'a havale etti. Allah, kendisini tanıdığımız bildiğimiz kadarı ile bu işler ile pek ilgilenmiyor. Ordan da destek çıkmayınca, izahı olmayan bir durum var.

      İzah olmayınca mizah yapalım diyoruz, mizah yazanı da Silivri paklıyor.

      wQ`k!^_4s8P4:_2(

      Sil
  30. Hoxam merhaba. Döviz kurlarının aşırı arttığı dönemde sanayici için ihracat cazip oluyor ve kaynaklar daha çok ihracata tahsis ediliyor. Bu durumda iç piyasa zor duruma düşüyor. Kurun değer kaybettiği bu tür durumlarda ne gibi politikalar izlenebilir? Saygılar.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Hic bir politika izlenemez...
      Bu durumda sanayici icin ic alici ile dis alici rekabet halindedir.Dis alici daha iyi fiyat verdiginden ic alici ise geliri dustugunden talep distan yana olur.
      Turkiyenin suan izledigi politika fakirlesme politikasidir. Yani ic alici fakirlesirken dis alici Turkiye hukmunde zengindir.

      Sil
    2. devam; iste bu ahvalde Turkiyenin cari dengesi fazla verene kadar ve fakirlesme fukaralasma bitene kadar bu diyalektik surec devam-i arz edecektir. Cari fazla verdiginde piyasa dovize doyacak sonra ic alicilar kiymetlenen TL ile sanayicinin disariya sattigi mal ve hizmeti alimina talip olabilecektir. Bu surecin ne zaman hangi tarihte olusacagini kestirmek guc. Bilinen bu surecin suan yerli ic alicilar aleyhine oldugu yonunde.

      Sil
  31. Bence Türkiye'de biat kültürü yok "AŞIRI ÇIKAR" kültürü var
    Bir kolunu kırmaya gör..en canciğer sandigın- on dakika önce önemli bir işini gördüğün insan..sen "off" olduğun için= senin ile işi bittiği için DÖNECEKTİR(geçmiş olsun bile DEMİYECEK'tir)..
    Bakınız Uğur Mumcu: "Dönekler" kitabı..
    Kurtuluş savaşında insanımızın okuma-yazma oranı %2-3 idi lâkin dönek değildi..vatanı harp alanında satmayı düşünmediler= DÖNMEDİLER..
    Mustafa KEMÂL 'düzenli askeri ordu'yu kurdu fakat 'düzenli ekonomik sistem'i= 'düzenli ekonomik ordu'yu kurmayı tamamlayamadı..82 yıldır ağır patinajlar o yüzden..
    Bu sayfayı okumamız bu yüzden..
    Ta'hâ sûresi 114. âyet: "İLMİMİ ARTTIR de"..
    Pandemi döneminde sokağa çıkma yasaklarında bahçeye sırık salata ekmeyi youtub*'tan öğrendim..ilmimiz kıt NEYAZIK ki.
    Sıhhâtli nice günlere..

    YanıtlayınSil
  32. Kusun beyler kusun kininizi nefretinizi! Bizden başka bir millet var mıdır acaba tarihine böyle düşman olan? bu toplumsal bir ruh hastalığı, biri Atatürk'e düşman öteki Osmanlı'ya... Birbirimize olan kinimiz akıl yolunu kapamış, adına ister emperyalizm deyin ister egemen güçler kin ve nefretten beslenirler cahilimiz de okumuşumuz da onları hiç aç bırakmıyorlar maşallah.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. ebu kerem, o öyle değil bi kerem.
      bu işin aslı kerem:
      yorumunu yakalarsam...

      Sil
  33. bahsettiğiniz "damat ali paşa" mı?
    reel bakarsak, öjen karşısında, beyhude yere,
    elindeki rezervi eritmiş.
    .

    mahfi hocam, hep hafi cümleler kuruyorsunuz.

    YanıtlayınSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...