Ekonomik Büyümenin İşleyiş Mekanizması

Ekonomik büyüme, bir ekonomide GSYH’nin yani bir açıdan toplam fiziksel üretim miktarının, bir açıdan enflasyondan arındırılmış harcama toplamının, bir açıdan da toplam gelirlerin bir dönemden sonrakine artması demektir.

Ekonomik büyümeyi açıklayan birçok ekonomik büyüme teorisi vardır. Buna karşılık işin özünü teknik çerçeve dışına çıkarak aşağıdaki gibi bir şemayla anlatabiliriz:

Gelir iki şekilde kullanılır: Tüketim ve tasarruf. Şimdi gelirin bu iki kullanım şekline göre yukarıdaki şemada neler olup bittiğine bir bakalım.

Ekonomide toplam gelirin bir bölümü tüketime harcanır. Birilerinin tüketim için talep yaratması demek bir başkalarının bu talebe yanıt vermek için üretime geçmesi yani mal ve hizmet arz etmesine yol açar. Eğer mevcut üretim talebi karşılayamıyorsa o zaman üretimi artırmak için yeni yatırımlar devreye girer, yatırımlar tamamlanınca üretim artar ve ekonomi büyür. Yeni yatırımlar yeni üretim birimlerinin devreye girmesine ve sonuçta istihdam artışına yol açar. İstihdam artışı, yeni işe girenlerin gelir elde etmesi demek olduğu için döngü yeniden başlar. Sonuç olarak tüketim, genellikle sanıldığı gibi israf değil üretim artışına ve büyümeye yol açmış olur.

Ekonomide toplam gelirin bir bölümü de tasarruf edilir. Geliri düşük olanlar tasarruf etmek bir yana negatif tasarrufta bulunur yani gelirinden fazla harcama yaptığı için borçlanırlar. Buna karşılık toplumun tamamını ele alırsak pozitif tasarruf yapanların birikimleriyle ekonomide tasarruflar oluşur. Tasarruflar iki şekilde değerlendirilir. Bir kısım tasarruf TL ile bir kısım tasarruf da döviz ve altın olarak tutulur. Alınan döviz ve altın bankaya yatırılmışsa bunlar krediye dönüşür. Kredilerin de tüketim ve yatırıma dönüşmeleri sonucunda tasarruflar ekonomik büyümeye katkıda bulunmuş olurlar. Eğer bu döviz ve altınlar yastık altında tutuluyorsa ekonomiye hiçbir yararı olmaz. Bu değerler ekonomik faaliyetten çekilmiş değerler olarak kalır.

Tasarrufların (TL, döviz veya altın olarak) bankaya mevduat olarak yatırıldığını ve bankanın da bu tutarları kendisinden kredi olarak talep edenlere kullandırdığını düşünelim. Bu krediler iki şekilde olabilir: Tüketim amaçlı kredi ve yatırım amaçlı kredi. Kredi tüketim amaçlı alınmış ve kullanılmışsa o zaman talep artışına o da üretim artışı ve büyümeye yol açar. Kredi yatırım amaçlı alınıp kullanılmışsa o zaman yeni üretim birimleri devreye girecek, istihdam ve fiziksel üretim artacak ve büyümeyle sonuçlanacak demektir. Burada da istihdam artışı yeni kişilerin işe alınması ve gelir elde ederek tüketim ve tasarrufa katkıda bulunmasına yol açacak ve olumlu döngü yeniden başlayacaktır.










Yorumlar

  1. Üstad Keynesyen yaklaşımla nüfus da olumlu katkı sağlar büyüme üzerine (Maltus bunu beğenmedi :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Evet nüfus arttıkça talep artıyor ve o yolla büyümeyi etkiliyor. Ama eğer artan nüfus verimli katkı yapamıyorsa GSYH artsa da kişi başına gelir düşüyor.

      Sil
    2. Saygılar üstadım

      Sil
    3. Yani kısacası Suriye mülteciler Türkiye ekonomisine katkı sağladı, istihdam ve büyüme olarak. Birde kişi başına düşer gelirin hesaplanmasında Suriyeliler toplam kişi sayısına sanırım dahil edilmiyor sanırım doğru mudur?

      Sil
    4. Nüfus artışı eğer artan nüfus verimli donanımlı ve katma değer yaratabilen nüfus değil ise GSYH totalde artar ancak yaşam kalitesi,alım gücü ve gelir düzeyi düşük bir çoğunluk nüfus oluşur.

      Aslında şu örneğe benzetiyorum nüfus artışına bel bağlayan ve bağlamayan ülkeleri;
      Şöyle düşünün bir fabrika düşük teknoloji ve geleneksel üretim ile pahada ağır ancak kar marjı düşük ürün üretiyor. Yaptığı iş hacmini 2 ye katıyor ama kar marjı düşük olduğundan devasa üretim boyutlarına rağmen kazanç düşük.Totalde gelir artıyor ancak yapılan ve yüklenilen operasyonların yanında bir hiç. Ürün üzerinde herhangi bir katma değer yaratamadığı için de fiyatlarda çok fazla kazancı katlama şansı yok. (Nüfusu çok ancak eğitimsiz ve katma değer yaratmakta zorluk çeken ülkeler)

      Diğeri ise pahada hafif ancak know how ve yüksek teknloji içeren ürün üretiyor üretimde full otomasyona yakın ve katma değer yaratıyor. Ürettiği ürünlerin niceliğinden çok niteliği üzerinde kafa yorup onun üzerinden katma değeri arttırmaya çalışıyor ve kazancı da haliyle kaldıraçlı oluyor. (Nüfusu az ancak eğitimli ve nitelikli popülasyona sahip olan ülkeler)

      Sil

  2. Mahfi Bey, rakamların sözden farkı sallama yeteneğinin olmamasıdır. Onun için herkesin doğru geçmiş analizi ve gerçekleşmesi yüksek geleceği gösterirler. Ama, rakamları doğru yerlere yerleştirmek önemli. Onun için GSMH hesaplanırken, borçlanma ve tasarruf hesaplarının nasıl kullanıldığı önemli. Üretim ve ucretlendirmenin makro değer olarak GSMH ya etkisi 2 kat iken. Borçlanma, turizm ve tasarruf harcamasının etkisi 3 katdır. Turizmi bir tarafa bırakırsak. Kredi ve tasarruf harcamalarının gittiği kanal önemli. Ileriye dönük bir yatirimsa mesele yok. Ama, ihtiyaç ve günlük tüketime yonelikse. Bunun GSMH icinde balon etkisi olacaktır. Kullanılan para, ya geçmişteki emeğin karşılığı. Ya da gelecekteki gelirin rehin edilmesidir. Bu paranın, ilerde GSMH içine girmesinin önü kapanmıştır. Onun için daha real bir hesaplama yoluna gidilmesinde fayda var. Zaten sonuçlar sizin daha önceki bloglarinizda görünmekte. Bknz: Devlet in IÇ & DIŞ, Özel Sektörün DIŞ borcu ve Hane Halkı Borçlanması rakamları. Bu rakamlar şu ana kadar oluşan GSMH nin içinde. Ya gelecek!!!

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız buradaki mesele işin reel yönü parasal yönünü ortaya koyduğumuzda resim biraz değişiyor.

      Sil
  3. Şuan olan büyümenin olumlu yanlarını neden göremiyoruz?
    Elinize Sağlık

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim.
      Büyümenin olumlu yanını görmememizin temel nedeni büyümenin daha çok inşaat, finans kesimi, otomotiv gibi alanlardan kaynaklanması. Eğer bunlarla bir işimiz yoksa bize yansıması fazla olmuyor. Örneğin bir araba bayisinin geliri artıyor ama ücretli çalışanda etki olmuyor (hatta satınalma gücü düşüyor.) Onun için de toplumun büyük kesimi büyümeden nemalanamıyor.

      Sil
  4. Türkiye ekonomisinin tüketim ağırlıklı ve bu tüketimi sağlayacak yeterlilikte gelir artışı düzeyi ve tasarrufu olmadığı için de kredi ağırlıklı ve kredilerin ciddi bölümünün de tüketim kaynaklı olduğunu biliyoruz. İstihdamın artmaması da önemli göstergelerden birisidir.

    YanıtlayınSil
  5. özaldan başlayarak,son 18yılımızdaki zihniyetle doruklara çıkan üretim ayrıştırılmış,ziraat tarım ve hayvancılık başta birçok üretim alanı yok edilmiş şark kurnazlığı yapmaya çalışılarak ithalatla yabancı ürünlerle talep karşılanmaya çalışılarak güya fazla oluşturulmaya çalışılmış ama evdeki hesap çarşıya uymamış ülkemiz yerle yeksan edilmiştir,heralanda çökertilmiştir diye düşünür Adem evladı bütün olan bitenleri gördükten sonra doğal olarak

    YanıtlayınSil
  6. Mahfi Bey, şemada tüketimin ikiye ayrılması gerekmez mi? İthal veya yerli mal/hizmet tüketimi olarak. ithal tüketimin şemada tekrar gelir olarak dönmesi pek mümkün değil. Ekonominin nispeten iyi gittiği dönemlerde dahi harcamaların ağırlıklı olarak inşaat sektörüne olması yanında herkes son model araç ve telefon harcaması yapmaya başladı. Tavsiyeniz olan reformların yanında tüketim kültürü/algısının da değiştirilmeye yönelik gayret gösterilmesi gerekir diye düşünüyorum.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Evet bu dediğinizi yapabiliriz. O zaman da ithalatı yapanlar hizmet geliri elde ettiği için o kanaldan bir gelir kazanımı devreye girer.
      Bu algıyı değiştirmek çok zor. Bu, bütün gelişme yolundaki ekonomilerde yaşanan bir gösteriş tüketimi sendromu.

      Sil
  7. Mahfi Bey, ekonomik büyümeden toplumun her kesiminin eşit fayda sağlayabilmesi için ne yapılabilir ? Ayrıca girişimciler diğer birimlere göre istihdamı arttırabilir mi ?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Büyümeden toplumun her kesimine eşit fayda sağlamak pek kolay değil ama üretimde kullanılan girdiler içinde yerli üretim miktarını artırabilirsek o zaman burada istihdam artışı sağlayarak daha yaygın bir fayda sağlayabiliriz diye düşünüyorum.

      Sil
    2. Sn Adem,

      Yasalar ve düzenlemeler ile toplum geneline eşit fayda dağılımı yapılır.

      1. İşe alımda; toplumun yüzde 50 si olan kadınların iş gücünden kaynak alımını artırmak için, 50 ve üzeri çalışan sayısı olan firmaların her yeni personel alımlarında kadın - erkek oranını %50 yapmak.

      2. Belediyelerin temizlik, çöp toplama, park bahçe vs tüm işleri için taşeron firmalar ile anlaşmak yerine bireyler ile anlaşması, %60 belediyenin kendi bölge halkı olmak üzere geri kalan yüzde 40 çalışan kişinin %10 güneydoğu, %5 Suriye den gelme vs gibi tüm bölgelerin doğum oranlarına göre iş alımları yapması.

      3. Belediye, kamu ve büyük özel kuruluşlarının tüm alımlarının en az %50 kadarının küçük ve orta boy işletmelerden tedarik edilmesi, tedarik eden kurum şube ve genel müdürlüğünün olduğu bölgeden alımların en az yüzde 40 nın yapılması. (Misal, Hakkari Telekom müdürlüğü için hizmet alırken Hakkari işletmelerinden alımların en az yüzde 40 ının yapılması)

      4. Vergi toplama, sosyal yardım esaslarının dünya gelir dağılımı düzgün ülkeleri gibi yapılması.

      5. Banka kredilerinin nüfus doğum oranlarına göre şehirlerin halklarına kredi skorundan sonra kriter olarak sağlanması.

      6. Tüm işe alım, sosyal yardım, belediye yardımları ve iş alımlarında fiziki engelli, hasta vb ihtiyaç durumundaki insanlara bölge nüfus oranlarına göre pay verilmesi.

      7. İnsan kaynağı, personel tedariği, belediye kamu devlet ve özel kurumlara taşeron sistemi ile insan ile hizmet üreten firmalar ile personel üzerine yaptıkları sözleşmelerin ilgili personel ile paylaşılması, ödenen ücretin en az yüzde 80 inin personele aktarılması.

      8. Asgari ücret seviyesinin artırılması, asgari ücret ile çalışan sayısına ülke çalışan sayının en fazla yüzde 5 - yüzde 10 arasında tutulacak şekilde şartlarının zorlaştırılması, orta gelir maaşının asgari ücrete yakınsamasının engellenmesi. Asgari ücret sepetinin sosyal ihtiyaçları karşılayacak kadar artırılması.

      9. Çalışma saatinin haftalık 40 saate indirilmesi, 40 saat üstü çalışmaların yeni işçi ile temin edilmesi.

      10. Düşük gelir seviyesinin, orta gelir seviyesinin durumlarına göre kredi borçlarının silinmesi.

      11. Bireysel iflas hukunun düzenlenip insanların zor duruma düştüklerinde birikimleri evleri ve sosyal seviyelerinin zedelenmesinin engellenmesi.

      12. İşsizlik, Sağlık, Emeklilik vs Sigorta sisteminin geliştirilmesi.

      Bunlar Türkiyede yapılmayan , çoğu yurtdışı ülkede yapılan uygulamalar. Aklıma dar zamanda işçi ile ilgili olan bunlar geldi.Umarım bir miktar faydalı olur.

      Not: bunlar türkiyede üzerinde sosyal mutabakat sağlanması zor konular. Toplumun bilgi seviyesi, türk entellektüellerinin bu konulardaki birikimlerinin olmaması yasaların, düzenlemelerin nasıl yapılması gerektiğinin tecrübe edilememesi, pratik hayata uygulanamaması sonucunu çıkarıyor.

      15-16 yaşında askeri öğrenci ve 20 li yaşlardaki profesyonel askerlik hayatımda, bir gün türk askerinin üst makamlarına erişirsem, Türk kadınlarının da eğitim ve sosyal baskı ortamından ayrılmaları için zorunlu askerlik uygulamasını kadınlara da yaptırmak için çaba vermeyi düşünürdüm. Hayatımızda binlerce genç elimizden geçiyor, üzülürdük, 20 li yaşlardaki gençler olgunlaşma süreçlerinde malesef 13-14 yaşında kalmışlar, anneleri yanlış yetiştirmiş. O gençlere bakınca annelerini, annelerinin nasıl eğitemediklerini görürdük. Yazdım, üzülüyoruz, insanlar bakan olmuş, milyarlarca TL lik şirketlerin sahipleri olmuşlar, konuşuyorsun, zora girince sesleri inceliyor, tizleşiyor, nereye nasıl konuşacağını şaşırıp garip sesler bağırtılar çıkarıyor. Yani, kişiliklerinin ezilip takıldığı 13-16 yaş arasındaki seviyelerine düşüyorlar. Onlardan bir cacık olmaz, onların yönettiği, onları yönetime getiren insanlardan da.

      Yazık, 40-60 yaşına gelmiş o insanlara bakınca onların annelerini görüyorsun karşında. Yukarda yazdığım gibi eşitlikçi bir ortamdan rekabet ederek çıkamamış karakterin hamlığını görüyorsun.
      Yazının özü, geliri eşit dağıtmak için karakteri de yükseltmek gerek.

      mUV67*hPE#^xmW5m

      Sil
    3. Yukardakilere ek olarak, gelir adaleti için şunlar da diğer ülkelerdeki uygulamalar.

      13. Kamu yatırımlarının az gelişmiş bölgelere öncelik verilerek yapılması.
      14. Nüfus yoğunluğunun ülke içinde eşit dağılımı için dolaylı önlemler alınması. Mesela, Büyük kentlerde inşaat ve imar izinlerinin durdurulması.
      15. Arazi ve gayrimenkul rantlarının yükselip yatırım kaymasını engellemek için vergi ile şişen fiyatların düşürülmesi, yatırımcıların farklı bölgelere akışının sağlanması.
      16. Nüfus yoğunluklarına göre bazı bölgelere yerel ek yatırım teşvikleri sunulması.
      17. Vergi sisteminin düzenlenmesi.
      18. Aşırı büyük, tekel firmaların parçalanması.
      19. Siyasi sistemin çöpe atılıp, lider sultasından çıkılması, yerelden merkeze siyaset anlayışının yerleşmesi. Siyasi temsilin sağlanması için azınlık, etnik köken gruplarına kontenjan tanınması. (Türkiye de tam tersi şekilde azınlık liderleri hapse tıkılıyor)

      19. madde çok tartışma çıkarıyor. Devlet ve Türk insanı Kürt siyasetinden korkuyor havası var. Bu sorunun temelinde Türk devlet sisteminin Batı oligarşisinin etkisinde olması yatar. Yani haberlerde duyduğunuz gibi, Kürtlere kaç, Türklere tut oyununu uzun zamandır başarı ile uygulatıyorlar. (*)

      Kürtlere bu davranışların sebebi, ülke içindeki Batı istihbaratçılarının projesi olması sebebidir. Türkler kendi kurdukları devlete sahip çıkamadıkları sürece bu oyun devam edecektir. Hem Türkler hem Kürtler eşit iki kukladır bu oyunda. İki topluma yapılan toplum mühendisliği çalışması da netice vermiştir. Kürtler lehine konuşan siyasetçilerin doğu bölgelerinde oyları artar, tam tersi durumda iç anadolu ve batı bölgelerinde oy artar.

      Siyasetin kadük durumu da gelir adaletsizliğinin sebepleri arasındadır.

      Türk insanının kazandığı servet böyle istihbarat servislerinin çabaları ile sürekli yurtdışına akar gider.

      Haklarını her zaman vermek lazım, işlerini iyi yaptılar. Az buz miktar değil, MB kasasındaki cash onlarca milyar doları ezdiler. Borcu swapı filanı ile 100+ milyar dolar. Sağlam bir transfer oldu. Sorgusuz sualsiz.

      2FPr7cjn2v%6M0$a


      (*) Kandil dağına askerken bir kaç kere gitmişliğim var, dağda keklik ve tavşan avlayıp yedik. Gençlik güzel şey. Hani evde fare, küçük böcek çıkar, çocuklar -bazı yetişkinler de- korkar ya. PKK terörü Türkiye için öyle bir şey. Yıllardır anlamam, niye koca Türkiye halkı böyle ufak tefek pürüzlere takılabiliyor, çözemiyor diye. Bunu ayarlayanlar işlerini gerçekten çok iyi biliyorlar.

      Sil
    4. Harika yazı elinize sağlık

      Sil
    5. üstad, transferler de bittiğinde işin sonu sevr 2.0.

      xyz..

      Sil
  8. Aşırı TÜKETİM= BİREYSEL iflâsı..
    Aşırı BÜYÜME= ŞİRKETLERİN iflâsını..
    Aşırı TASARRUF= ÜLKELERİN iflâsını getiriyor kanaatimce..
    ..
    Gelecek korkusu---geleceğimizi yok ediyor..
    (aşırı tasarruf'a sebep olup sistem kilitleniyor)
    ..
    Gelecek korkusu yaratan korku imparatorlukları BU YÜZDEN iyi değil..kanaatimce..
    ..
    Bol su- yüksek moral : herşeye rağmen GÜLMEYİ UNUTMAYIN..
    Kalın sıhhatlice..

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Bu mantiga gore varlik fonunda 1.3 trilyon dolar birikimi olan Norvec iflas etmis bir ulkedir. Oyle mi? Gulmeyi unutmuyoruz merak etme, buraya yazdigin yorum sayesinde gulduk mesela.

      Sil
    2. Daha birkaç ay önce 18'e gelen ürünü rahat 30 liraya satabiliyor idik..şimdi aynı ürünün gelişi 21 lira ALAN YOK..kış başı çatır- çatır satılan ürün..herkes tasarruf modunda..avuçlarına iş-aş yazıp aramızdan ayrılan-bugün de saz çalarak= türkü söyleyerek geçimini sağlayamadığı için aramızdan ayrılan arkadaşların vebâli hepimizin üzerinde mâlesef..
      Norveç akıllı: yeraltı rezervi bulmuş VE daha önceki hatasına = Norveç hastalığına tekrar düşmemek için kendi yedek akçesini katmerliyor..

      Sil
    3. Vergi topla(ya)kayan ülkeler iflâs eder..ka na at im ce..

      Sil
    4. Zaten ekonomilerin en önemli paradokslarından birisi de tasarruf-yatırım stabilitesi sağlanması konusudur. tasarruf fazında denge bozulursa yavaşlama ve resesyon ve/veya yeterli arz kapasitesi olmayan ekonomiler için stagflasyon oluşması. Yatırım ve harcama lehinde bozulması durumunda da tasarruf yetersizliği ve buna dayalı yatırımların sürdürülebilir olmasının zorlaşması ve büyümenin sürdürülebilir olmaktan uzaklaşması ya da yüksek enflasyon baskısı ve buna paralel olarak da yine faiz artışlarıyla tekrar mecburen tasarruf teşvik edilmeye çalışılmasına gerek duyularak ekonominin soğutulmasına gereksinim duyulması ki şu anda buna en iyi örnek de bizim ekonomimiz sanırım. bu açmazı da sanırım sadece tasarrufların yeni tasarruflar yaratabilecek yatırımlara çevrilmesinin sağlanabilmesidir. ne dersiniz sayın hocam?.

      Sil
    5. küçükesnaf çünkü talebin kaynağı halkın gelir artışı değil kredilerdir. yani yapay talep yaratılmıştı ve zaten pandemi nedeniyle biraz da birikimli talep vardı yani kısa vadeli canlılık yaşandı o yüzden.

      Sil
  9. Hocam yastık altındaki döviz,altın vb. Ekonomik döngüye katılması için ne yapılması gerekiyor?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Yastik aldindan cikip bankaya yatmasi gerekiyor. Bunun icin de hukumete ve devlet yoneticilerine guven gerekiyor. Guven olmasi icin de memlekette hukuk ve adalete dayali bir duzen oldugu inancinin yerlesmesi gerekiyor. Ayrica yolsuzluklarin da olmamasi gerekiyor (yolsuzluk haberlerinin sansurlenmesi degil gercek anlamda yolsuzluk olmamasi gerekiyor).

      Sil
    2. <ilk is dusuk enflasyon kosullari fiyat istikrari sartlari olusmasi lazim. Bunun da ticari hayata gunluk hayata uzun vadeli etki etmesi icin en az 25 yil fiyat istikrari icinde yasayan enflasyona sahip bir para birimi sarttir. Bu isler bugunden yarina kolaylikla olacak isler degildir. Uzun vadeli surec ister.

      Sil
    3. Yastik alti diye bir kavram bankaci uydurmasidir. Altin altindir, yastik alti, yorgan ustu, banka kasasi, kuyumcu vitrini farketmez.

      Bankaya altin yatiramazsiniz. Bankaya altin satarsiniz, o da karsiliginda size 'altinin piyasa degeri' uzerinden borclanir. Bankalardaki 'Depo Hesabi' lafi kandirmacadir. Altinda bir depoda durmaz, bankanin iflas durumunda yukululugu, normal mevduat hesaplarinda oldugundan daha fazla degildir. Buna da 'ekonomiye kazandirmak' denmez, dense dense bankacilara kazandirmak denir.

      Sil
  10. Selam hocam, kredi vermek için tasarrufa niçin ihtiyaç var? Kredi tam tersi şekilde yatırımları ve oradan tasarrufları yaratmaz mı?

    Türkiye'de son 1 yılda çok büyük oranda kredi verildi. Ülkede tasarruflar bu kadar yüksek oranda artmadı ki? Aynı şekilde dünyanın borcu gelirinin kat be kat üzerine çıkmış. Dünyada bu kadar tasarruf yok ki, tasarrufa dayalı kredi böyle büyüsün. İtalya, Fransa ve pek çok batı ülkesinin borcu milli gelirinin üzerine çıktı, bu ülkelere kimin tasarufları kredi olarak akıyor? Dünya da bu ülkelere verebilecek krediyi yaratabilecek tasarrufu olan ülke yok ki?

    Ben kredi ile araba alayım. Cebimde 0 TL var. Arabayı aldım. Banka krediyi araba üreticisine verdi.
    Araba üreticisi o parayı yine bankaya yatırdı, o para onun tasarrufu. O adamın tasarrufunu ben kredibilitem ile sağladım. Onun parayı koyduğu banka gitti, MB na zorunlu karşılık koydu. Sonra tekrar gitti adamın tasarrufunun 5 katı kadar daha kredi verdi. Hepsi benim kredibiliteme dayandı.

    Sistem böyle daha farklıymış gibi gelmiyor mu?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Krediyi banka verir, bankanın üç temel kaynağı var: Sermayesi, topladığı mevduat (yani tasarruflar) ve dış bankalardan borçlanma (ki o da o bankaların topladığı tasarruf mevduatıdır.) Dolayısıyla bir bankanın kredi verebilmesi tasarrufları toplamaya ihtiyacı vardır.

      Sil
  11. Mahfi bey selamlar, bir önceki yazıda yaptığım yoruma karşılık mı hazırladınız bilmiyorum ama milli gelir artışını çok güzel özetlemişsiniz çok teşekkür ederim. 20 yaşındayım ve liseye başladığımdan beri ekonomiyi ve ekonominin dinamiklerini anlamaya çalışıyorum. Her bir soru ve buna bulunması gereken cevaplar var, bu yazdıklarınızı dinleyerek okuyarak ve kendim düşünerek cevap buldum, ama cevap bulunması gereken bir soru var ve hala bulamıyorum. Kişi başına düşen gelir nasıl artar. Lütfen bu cevabı bulmama yardım edin.

    Kişi başına düşen gelir sadece tasarruf veya dış yatırımla mı artıyor? Yani tasarruflar çok yüksek olursa, bankada para bollaşır, kredi almak kolay hale gelir faiz enflasyon düşer. Bu da üretim miktarını ciddi oranda artırır. Peki harcadığımız her 100 liranın neredeyse 70 lirası hizmetler sektörüne gidiyor, bu insanlar bir şey üretmemelerine rağmen, bu kişilerin gelirleri nasıl artıyor? Daha önce de örnek vermiştim, Amerika'daki bir avukat daha fazla davaya girerek fazla üretim yapmıyor ki. Yoksa sanayi ve tarım sektöründeki ürünlerin üretimindeki artışlar diğer sektörleri besleyip gelirlerini mi artıyor?

    Ya da çok büyük bir kaç dev şirket düşünelim. Bunların piyasa değerleri 200-300 milyar dolar diyelim. Bu değere sahip firmaların nakit akışları veya bankadaki mevduatları da yüksek olacaktır. Bankadaki mevduatların yükselmesi ülkedeki para miktarını artırıyor fakat bu artış üretim karşılığı olduğu için enflasyon oluşmuyor piyasaya daha fazla para giriyor bu bir neden olabilir mi?

    Lütfen şu soruma cevap bulalım, yardımcı olursanız ömür boyu minnetar kalacağım. Saygılarımla....

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Evet sizin yorumunuzdan da yola çıkarak böyle bir şema yapmayı planladım.
      Amerika'daki bir avukat daha fazla davaya girdiğinde daha fazla hizmet üretmiş ve karşılığında daha fazla gelir elde ederek harcama yapmış oluyor. O harcamalar da talebi artırarak mal üretiminin artmasına yol açıyor.
      Bir ülkede enflasyonun ortaya çıkması birden fazla nedene bağlanabilir. Para arzı artışı kadar beklentiler de önemlidir. Mesela Japonya'da 30 yıldır olumsuz beklentiler egemen. O nedenle para arzını ne kadar artırsanız da talep yükselmiyor ve enflasyon oluşmuyor. Benzer durum bugün ABD, Euro Bölgesi ve İngiltere için de geçerli.
      Bizde enflasyonun yüksek olmasının nedeni risk artışının yarattığı kur artışı. Yüksek kurlar ithal maliyetlerini o da üretim maliyetlerini artırıyor ve fiyatlar yükseliyor.

      Sil
    2. Değerli katkılarınız için çok teşekkür ederim, bu söylediklerinizden şu çıkarımı yaparsam yanlış mı anlamış olurum?

      Eğer üretim talep miktarından daha fazla olursa doğal olarak üretilen ürünlerin satılabilmesi için fiyatlar düşüşe geçecek bu da deflasyona neden olacaktır. Talebin artırılabilmesi için daha fazla para basılacak fakat hala üretim karşılığı kadar para basılmadığı için enflasyon oluşmayacaktır. Bu da insanların daha fazla gelir üretmelerini sağlayacak.

      Fakat yine de talep ve üretim arasında hala fark olduğundan fiyatlar artmayacak ve üretilen ürünlerin satılabilmesi için fiyatlar düşmeye devam edecek. Aşağıdaki şema doğru mu?

      Başlangıç : 1 dolar / 1 TL


      Toplam talep 100 TL 100 elma 100 dolar
      Toplam Üretim 200 TL 200 elma 200 dolar.

      Toplam Talep Değeri 150 TL 150 elma (150 dolar)
      Toplam Üretim Değeri 200 TL (200 elma) (200 dolar)


      Yukarıda anlatmak istediğim, üretimlerin talep edilebilmesi için fiyatlarının düşmesi gerekiyor.
      Talep yaratmak için para basılıyor fakat hala üretime karşılık gelen bir talep olmadığından fiyatlar artmıyor, enflasyon oluşmuyor. Böylece 1,000 dolar kazanan biri 1,000 adet elma alabilirken, artık 1,500 dolar kazanmaya başlayıp 1,500 adet elmaya yine aynı fiyatı ödüyor.

      Eğer yanlış değilse, yardımcı olduğunuz için minettarım. Çok teşekkür ederim.

      Sil
  12. Hocam öncelikle emeğinize sağlık..

    Ekonomik büyüme demişken, malum bugün yeni mb başkanının sunumu vardı..her nekadar fiyat istikrarı asli görevi kanunla da düzenlenmiş olsa da, esasında bizde mb bankacılığının pratikteki işlevi, dış borcun fonlanması için küresel sermayeyi mutlu edecek faizin belirlenmesi, arasırada da para basıp yandaşların nemalandırılması İle sınırlıdır..bu minvalde yine epey janjanlı boş laf dinlemiş olduk sunumda.

    dünyada muazzam bir para bolluğu yaşanıyor ve tl faizleri, buna rağmen yüzde 20 lere göz kırpıyor. işte sıcak para bağımlısı cari açık ekonomisinin kırk yılın sonunda ülkeyi getirdiği nokta.. Biz borçlanmada ısrar ettikçe, borç katlanıyor ve birim borçlanmanın gelir artışına katkısı gittikçe azalıyor. Borç tuzağında debeleniyoruz..

    bu işlerin çözümü ise para politikasında değildir. ekonomik paradigmanın komple değişmesi lazımdır. Borca bağımlı Pasif yönlü büyüme yerine üretime dayalı aktif yönlü büyümeye bir an önce geçmeliyiz.

    Xyz..


    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. selam 1707 ,

      40 yıllık kani olur mu yani?

      Türkiye değişmeez, aynen devam.

      İthalin hastasıyım, borcun ustasıyım.

      Cari açık verek dedin de para mı yok dedik? (Ölüme gidelim dedin de mazot yok mu dedik)

      İthal ile kaybettiğini, sıcak parayla arayacaksın (Ahlarla kaybettiğini keşkeler ile arayacaksın.)

      İthal aldım da ne oldu, Avrupalı zengin oldu. (Seni sevdim de ne oldu, meyhaneci zengin oldu)

      Türk ekonomisinin büyüdüğü yerde senaryoyu Çin malı yazar. (senin oynadığın filmde senaryoyu ben yazarım.)

      Nescafe üçü bi arada, Türkiye üçlü açık bir arada.

      Biz kaybetmeye cari açıkla başladık (Ben kaybetmeye ilkokulda silgi ile başladım)

      IMF bi alo ile ayağıma geliyorsa, sıcak para neyin tribindesin? (Azrail bile ayağıma gelecekse, sen neyin tribindesin)

      Türk ekonomisi arabesktir. Eskimez, değişmez, bitmez.

      Kamyoncu diye gülüp geçme, ihracını ben taşırım, navlundan seni yakarım.

      Kamyoncu diye vermediler, malı Edirnekapıdan geçiremediler.

      Hatalıysam, aramızda kalsın, merkezde başkan naci.

      TL yi merkeze götürdüler, herkese öptürdüler.

      ....

      cG}=RUn>27`Pgy3:

      Sil
  13. Merhaba hocam. Tasarrufların bankada tl olarak tutulması veya bankada döviz/altın olarak tutulması veya borsalarda tutulması. Bu üç durumu kıyaslayacak olursak hangisinin daha fazla büyüme, istihdam yaratması beklenir?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Eğer yatırım ortamı varsa (bugün pek yok) bu üç durumdan ideal olan tasarrufların TL mevduatta durmasıdır. Yatırım ortamının uygun olmadığı hallerde (bugünkü durum) mevduata ek olarak borsada durması da iyidir. Öte yandan altın ya da döviz mevduatı olarak bankada durmasının TL olarak durmasından pek bir farkı yok. Çünkü onlar karşılığında yine TL kredi verilebilir.

      Sil
  14. Mahfi Hocam yazı için elinize sağlık, ekonomimiz oturana kadar ve kişi başına düşen milli gelirimiz belli bir seviyeye gelene kadar nüfus planlamasına gidilse nasıl olur?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim.
      Nüfus planlaması öyle kısa vadede uygulanıp sonuç alınabilen bir önlem değil. Bir zamanlar Türkiye bu yolda epey yol almıştı, sonradan bu yaklaşım terk edildi hatta aşağılandı.

      Sil
  15. Mahfi hocam mesajinizi aldim. Dolarimi iphonumu ithal muzumu atima yedirdigim samanimi bozduruyorum
    R4BIA

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Bu mesajı nereden aldığınızı anlayamadım :)

      Sil
    2. Sevgili hocam mesajinizi yanlis almisim.
      Bosu bosuna yastik altindaki iphonedan dolardan ithal muzdan harmandaki ithal samandan oldum :)

      Sil
  16. Hocam, halkın birikimlerini döviz ya da altın cinsinden değil de TL' de tutmasını sağlamak için, türk vatandaşlarına özel farklı bir faiz uygulanabilir mi? (Normalden yüksek) kötüye kullanımı, zengini daha zengin yapmamak adına da 100 bin gibi bir kota da koyulabilir kişi başı. En basit şekliyle anlattım geliştirilebilir bir sistem getirilebilir mi? Böyle bir uygulama reel ekonomi de ne kazandırır, ne kaybettirir? Değerli yorumlarınızı bekliyorum şimdiden teşekkürler

    YanıtlayınSil
  17. Bankalarda her iki seçenekte ekonomik büyüme olumlu etkilenir demişsiniz. Peki ya bu kredilerin geri dönüşlerinde ne oluyor? Ben söyleyeyim,
    1. Hanehalkı aldığı krediyi ödemekte zorlanıyor, tekrar kredi çekiyor ve gittikçe yoksullaştığından daha az tüketim yapıyor, bu da büyümeyi olumsuz etkiliyor.
    2. Özel Sektör aldığı krediyi ödeyemiyor, tekrar kredi çekiyor ve gittikçe borca mahkum hale geliyor, üretim yerine borç çevirmekle uğraşıyor dolayısıyla ekonomik büyümeyi olumsuz etkiliyor.
    3. Devlet aldığı krediyi ödeyemiyor, bütçe açıkları büyüyor, borç faiz kısır döngüsüne giriyor, kamu harcamalarını azaltıp vergileri artırıyor bu yüzden bir yandan yatırımlar azalırken bir yandan halk fakirleşiyor ve neticede yine büyüme olumsuz etkileniyor.
    Kısacası bugünkü bankacılık sistemi kapitalizmin sömürü makinalarıdır, yalnızca paradan para kazanan zengin sınıfını daha zengin yaparak gelir dağılımını bozar ve çöküntüyü derinleştirir. Ekonomik büyümeyi filan artırdığı da yok, zenginlik krediyle değil ancak özsermaye veya (bugünkü gibi değil) gerçek katılım ortaklığı sistemleri ile olur.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Ekonomi bilimi ile ilgilenenler "ekonomiden boyledir", "ekonomide soyledir" diye konusmazlar, zira ekonominin farkli bakis acilari ile bambaska yorumlanabildigini bilirler.

      Mahfi Egilmez, cogu zaman parasalci (monetarist) bakis acisi ile ekonomiyi yorumluyor. Bu bakis acisinin temelinde asil aktor bankalar oldugu icin, buna bankaci bakis acisi da diyebilirsiniz.

      Bugun ki ekonomik durumun, baska bir bakis acisi ile bambaska olacagi tartismasiz, ancak daha mi iyi olurdu, yoksa daha mi kotu olurdu burasi tartismaya acik bir konudur.

      Sizin bakis aciniz altin standartina dayali bir bakis acisi.

      Malesef gunumuz kapitalizmi, finans kapitalizmidir. Bu sistede, "sermaye" tanimi, genel gecer tanimi olan makine techisat yerine, para olarak kullanilir, dolayisiyla sermaye sahibinin geliri, kar degil, faizdir.

      GSMH hesaplanirken de, faiz bir gelir olarak siniflandirildigi icin GSMH'yi arttirir, yani bankalarin faiz geliri ekonomiyi buyultur. Nihayetinde ekonomik buyume de, enflasyon gibi istatistiksel bir kavramdir. Guzel bir soz var, istatistik bikini gibidir, asil gormeniz gerekini saklar diye. Sozun cinsiyetci tarafini hosgorursek neden tum finans dunyasinin istatistiki veriler ile durum tespiti yaptigini anlamis oluruz.

      Siz anlasilan monetarist bakis acisina degil, altin standarti bakis acisina yakinsiniz. Ben de altin standartinin daha dogru, ve daha kapitalist oldugunu dusunuyorum.


      Gelin gorun ki "paradan para kazanmak", ya da genel konusursak "haksiz menfaat elde etmek", hangi sistemi kullanirsaniz kullanin insanin dogasinda olan, hem topluma, hem de bireye zararli bir gercektir. Bundan kacis yok.

      Sil
  18. Merhaba Mahfi Bey,

    Yaklaşık altı aydır blogunuzu takip ediyorum. Öncelikle "kendinize yazdığınız" buradaki tüm çalışmalarınız ve benim gibi finansal okur-yazarlığını geliştirmeye çalışan sıradan vatandaşların, alan dışından insanların anlayabileceği seviyedeki yazılarınız için minnetlerimi sunarım. Haddim olmayarak sizden bir ricam olacak. Türkiye'de özellikle son 4 yılda yaklaşık 7-8 kat büyüyen "tasarrufa dayalı faizsiz finansman sektörü" ile ilgili varsa bilgilerinizi, analizlerinizi ve yorumlarınızı öğrenebilir miyim? Mart ayında Nureddin Nebati bu büyümeye dikkat çekmişti ve geçtiğimiz ay Bakan Lütfi Elvan da bu konuya değinerek sektörle ilgili yasal düzenlemelerin BDDK tarafından bitirilmek üzere olduğunu dile getirdi. Blogunuzda ve diğer çalışmalarınızda yaptığım aramalarda ilgili bir sonuca ulaşamadım ancak gözden kaçırmış olmam da mümkün.

    Saygılarımla.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Bankalara kalsa milletin birbirinden borc almasini bile yasaklatirlar.

      Islerine gelmediginde 'serbest piyasa' derler, regulasyondan felan rahatsiz olurlar, devlet karismasin diye liberallikleri tutar, islerinde geldiginde de kendi lehlerine olan en rekabet onleyici yasalari cikarttirirlar, sosyalistlere tas cikartirlar.

      Eger bir finansman sistemi bankalarin payini yemeye basladiysa, buna karsi mucadele etmek, kamuoyu olusturma, 'korku belirsizlik ve suphe' (FUD) uzerine propaganda yaptirmak, ve baktilar olmuyor en sonunda bulduklari piyonlar ile regulasyon yaptirmak en fazla tatbik ettikleri seydir.

      Hele ki simdi sazi ellerine aldilar ki. Allah bu millete sabir versin.

      Sil
    2. Tasarrufa dayalı faizsiz finansman yöntemi bankaların konut-araç kredisi gibi ürünlerinin satışlarına elbette bir miktar ket vurabilir ancak bu yönteme başvuranlar zaten ekseriyetle ya finseks puanı yetersiz ya da gelir seviyesi düşük kişiler olabiliyor ve şirketlerin bu iş için göstermeleri gereken özsermayeleri, müşterilerin teslimat alıncaya dek yaptıkları tasarruflar ve birikimler yine bankalar üzerinden yapılacağı için aslında bankaların da çıkarı var. Yalnız, yöntem faiz içermediği için iş birlikleri katılım bankalarıyla oluyor ancak dünya genelinde katılım bankacılığının toplam hacmine bakarsak yine en büyük payların HSBC vb. uluslararası bankaların katılım versiyonlarına ait olduğunu görüyoruz. O yüzden sektörün nereye varabileceği konusunda Mahfi Bey gibi uzmanların konuyla ilgili görüşlerini öğrenmek elzem.

      Sil
  19. Mahfi hocam emeğinize sağlık yine güzel aydınlatıcı bir çalışma olmuş. Ancak bu model dışa kapalı ekonomi için geçerli olabilir sanirim. Bizim açımızdan değerlendirdiğimizde tüketim ithalata gideceğinden büyümeye ve istihdama fazla etkisi olmayacağı kanatindeyim. Hatta bu durum yastık altı tasarrufundan da kötü sonuçlar çıkarmakta... Saygılarımla

    YanıtlayınSil
  20. Mahfi bey acaba, artan tasarrufların bankacılık sektöründeki faiz düşüşüyle üretimi arttırmasına mı olumlu bakar yoksa kredi talebiyle faizin yükselerek üreticilerin karlarını arttırmasına mı olumlu bakıyor ? (faizin içsel-dışsal oluşu)

    YanıtlayınSil
  21. Hocam yaziniz icin elinize saglik.

    YanıtlayınSil
  22. Her sene bir şekilde büyüyoruz ama hissedilen çok farklı, hocam teşekkürler yazı için.

    YanıtlayınSil

Yorum Gönderme

Bu blogdaki popüler yayınlar

Swap Hariç Rezervler Ekside

Dolar, Euro ve Altın