Amerikan Rüyasından Karabasana

Charles Dickens’in, ön tarafta birtakım dramları, karşılıksız aşkları, nefret ve sevgileri ele alırken arka tarafta Fransız Devrimi ve onun çevrede yarattığı etkileri işleyen ‘İki Şehrin Hikayesi romanı’ (ilk yayınlanışı 1859) şu cümlelerle açılır: "Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, akıl çağıydı, budalalıklar çağıydı…” Gerçekten de o dönemde olup bitenlere bakıldığında bu cümlelerden daha iyi tanımlama yapılamaz diye düşünürsünüz.

Fransız filozof Alexis de Tocqueville, başyapıtı ‘Amerika’da Demokrasi’de (ilk yayınlanışı 1835) Amerika’da çok önem verildiğini gözlemlediği ‘halk egemenliği’ ve ‘fırsat eşitliği’ konularının önemine dikkat çeker. Ona göre Amerikan halkı, bu iki ilke çerçevesinde örgütlenir ve bütün sistemin işleyişini denetler ve bu da Amerikan demokrasisine eşsiz bir güç kazandırır. Tocqueville, bir yandan Amerikan yönetim biçiminin ele alıp demokrasinin erdemlerini vurgularken bir yandan da demokratik çoğunluğun zorbalığa dönüşme tehlikesine dikkat çeker.

Amerikan rüyası, çok çalışma ile başarı, refah ve şöhretin yakalanabileceği düşüncesini savunan bir düşünce biçimi ve geleneğidir. Yirminci yüzyılın son çeyreğine kadar ABD’de Amerikan rüyasının sembolleri bahçeli bir ev ve bir araba sahibi olmak biçiminde özetlenirdi. Genellikle de bu rüyanın gerçeğe dönüşebilmesi için Amerikan demokrasisi gibi bir rejimin gerekli olduğu öne sürülürdü. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Amerikan demokrasisinin, başarıya ulaşmada Sovyet tipi bir dikta rejimine ne kadar üstün olduğu vurgulandı hep.

Sonra 1957’de Sovyetler Birliği, ilk uzay aracını (Sputnik 1) dünya çevresinde yörüngeye oturtunca ABD’de ciddi bir şaşkınlık yaşandı. Ruslar, bir ay sonra bu kez Sputnik 2 ile Layka adlı köpeği uzaya yolladıklarında Amerikan Rüyası tam anlamıyla bir karabasana dönüştü. Amerikan rüyasının aldığı en önemli darbelerden birisi budur. Rusların uzay yarışında öne geçmeleri demokrasinin varlığının, başarı için yeter şart olmadığını ortaya koydu.

Amerikan rüyası zaman içinde birçok darbe daha yedi. Yirminci yüzyılın son çeyreğine gelindiğinde çok çalışıp başarılı olma düşüncesi, fırsatları yakalayıp, haksız yere de olsa hızla köşeyi dönme düşüncesine dönüştü. Böylece zenginleşme için her şeyin kabul edilebilir olduğu düşüncesi demokrasi içinde fırsat eşitliğinin sağlanmasına saygı duyulması yaklaşımını bastırmış oldu. Amerikan rüyasının yediği büyük darbelerden birisi de budur.

Trump ve taraftarlarının seçimin son aşamasını da kaybettikleri halde iktidarı terk etmemek için demokrasiye karşı giriştikleri darbe teşebbüsü, dijitalleşmenin bilgiye ulaşım kapılarını sonuna kadar açtığı ve aklın giderek egemen hale geldiği günümüz ortamında yaşandı. Amerikan demokrasisi her şeye karşın güçler ayrımındaki netliği, hukukun üstünlüğü konusundaki açıklığı ile bu tür zorbalıkların sürmesine izin vermeyecek ve bu sıkıntıyı aşacak olsa da bu zorbalık girişimi ABD açısından müthiş bir itibar kaybı olarak iz bırakacak.

Bu zorbalık girişimi; Dickens’in ‘akıl çağıyla budalalıklar çağının aynı anda var olabileceği’ tespitinin ve Tocqueville’in vurguladığı ‘demokratik çoğunluğun zorbalığa dönüşme tehlikesinin’ günümüzde de aynen geçerli olduğunu herkese açık biçimde göstermiş bulunuyor. O nedenle seçmenlerin tercihlerini yaparken seçecekleri insanların demokrasiden yana olup olmadığını iyice araştırıp emin olmaları gerekiyor.

2000’lere gelirken seçimi kaybedenlerin koltuktan kalkmasının erdem olarak kabul edileceği bir dünyayı hiçbirimiz düşünmemiştik sanırım.    

Yorumlar

  1. Hocam demokrasi güzellemeleri ve yüceltmeleri kulağa hoş gelse de, 21.yy ile birlikte daha da açığa çıkan bu global paçozlaşmada demokrasinin hiç mi kabahati yok? Zira ortalama bir Amerikan vatandaşının feraseti herkesin malumu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. bence demokrasinin pek kabahati yok çünkü demokrasinin tam olarak uygulandığı yer kalmadı gibi.

      Sil
  2. Mahfi Hocamız bugün Atilla Yeşilada'nın konuğu oldu. Hocam sizi tv veya youtube'da daha sık görmeyi dilerim.

    İzlemek isteyenler için;

    https://www.youtube.com/watch?v=1gbmXg0bMv4

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Atilla Yeşilada, tahminleri tutmayınca, önce Asaf Savaş Hoca, sonra da Mahfi Hocamızı programlarına konuk etme bahanesi ile ekonomi öğrenmeye çalışıyor.

      Dikkat edin!

      Atilla, biliyorum, buraları okursunuz.

      Viski içtikten sonraki yazı ve videolarınıza "Viski" ibaresi koyarsanız bizi büyük bir eziyetten kurtarırsınız, Viski ile üretilen içeriklerin kalitesi daha yüksek, içerikler kendini belli ediyor, ikişer kere izliyoruz.

      Amerigaya çocuğun yanına gelirseniz, Viski yanında biraz maruhana tüttürülmüş yorumları görmek istiyoruz. Ortalık Amerika'da şenlikli mümkünse meclis başganı koltuğuna oturup dünya ekonomisi yorumu da yaptırır size.

      Biz halkız, seni biz çıkardık, o Subscriptionları, Likeları yapan biziz, gelecek nesillere seni Odinin kulu yerine Odinin oğlu diye lanse edecek olan bizleriz. Atilla, Seni çok seviyoruz.

      Mahfi hocam, videodaki efendiliğinize hayranız.

      Sil
    2. Selamlar.

      Mahfi bey youtube daki videoyu izledim. Orada Merkez bankası enflasyon tahmini yapıyor diyorsunuz ve bunu eleştiriyorsunuz ama: Merkez Bankası reel sektör, finansal sektör temsilcileri ve profesyonellerden oluşan katılımcıyla gerçekleştirdiği "Beklenti Anketi" yayınlıyor. Bu MB'nin kendi tahmini değil. Bundan başka ayrıca MB'nin Enflasyon tahmini mi var?

      Bir de Kripto paralar ile ilgili güncel bir yazı yazarsanız seviniriz. Ö.Z.

      Sil
    3. Merkez Bankası o anket dışında enflasyon raporu yayınladığında kendi yılsonu tahminini de yayınlıyor.
      Kripto paralar konusunda eski yazılarım var. Görüşlerim pek değişmedi.

      Sil
    4. Atilla Yeşilada'nın hangi tahmini tutmamış? Gayet başarılı yorumları var. Mahfi Hoca ile yaptığı programı kaçırmışım. Mutlaka izleyeceğim. İkisi de iyi ki var. Teşekkürler.

      Sil
  3. Eziklene Eziklene mağdur edebiyatı yaparak başa geçip ondan sonrada dediğinin tam tersine yapıyorlar.

    YanıtlaSil
  4. Hocam bütün bu olanların 2008 krizi ve sonrası ile de alakası yok mu? Sizce Amerika bu krizin ekonomik etkilerini gerçekten atlatabilmiş miydi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 2008 krizinin ve onun arkasındaki yolsuzlukların Amerikan toplumunu çok etkilediği kuşkusuz. Ve bu kriz de tam olarak atlatılabilmiş değil. Bence asıl sorun Sovyet sisteminin çöküşü sonrasında ABD'nin küresel sistem tek hegemon güç olarak kalmayı kaldıramaması da var.

      Sil
  5. HaberTürk, CnnTürk,Global Tv, Tv100 vs... sizin gibi değerli akademisyenlerin çıkması gerekir mahfi hocam .siyasi konuda sizlerin yorumda bulunması gerekir aslında bilmiyorum bu işleyiş nasıl oluyor siz mi adınızı yazdırırsınız talepte bulunursunuz veya onlar mı çağırır ama mahfi hocanın kesinlikle olması gerekiyor

    Rusya, Suriye de kaldıgı müddetçe yaklaşık en az 4 Milyon kaybı oluyor diye biliyorum yani bölgeleri değerlendirirken hem siyasi hem ekonomik bazlı açıklaması gereken insanlar olmalı o programda... benim favorim mahfi hocamdır her zaman :)

    Bazıları şunu söyleyebilir ya ekonomist adam nasıl değerlendirsin vs... programda hukukçu, tıpçı insanlar görüyorum, mahfi hocamı bunlarla kıyaslamak abesle iştigal olur 2 gömlek üstün bakış açısı, sakinliği vs.. ile.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Televizyonlara çıkan yorumculara bakıyorum. Her konuda görüş bildiriyorlar. Konunun uzmanı olsa da olmasa da. Önemli olan o kişinin reyting toplama kapasitesine bakıyorlar. Gerçeklere degınenler ise davet edilemiyor. Videolar da ise daha tarafsız kanallar olabiliyor.

      Sil
    2. İlginize çok teşekkür ederim ama o programların çoğu kısa sürede ne yazık ki herkesin kendi görüşünü yüksek sesle bağırdığı, kimsenin kimseyi dinlemediği programlara dönüşüyor. O nedenle ben çıkmıyorum.

      Sil
    3. Degerli bir burokrat, banka yoneticisi, kose yazari felan deseniz tamam da kardesim degerli akademisyen deyince kendisinin gecmis emeklerine hakaret olmuyor mu bu?

      Omrunu iktisat bilimine adamis akademisyeneri saysak Mahfi Egilmez'e sira gelmez, kendisi de herhalde bu fikre katilacaktir.

      Sil
    4. Kesinlikle katılıyorum, ama sonuçta ben mahfi hocamı biliyorum da bilmeyenler belki daha sağlıklı öğrenebilirdi. kusura bakmayın.

      Sil
  6. Sayın Eğilmez. "Kendime Yazılar" sayfanızı ilgiyle takip ediyorum . Bilgi ve gerçeğe dayanan güncel konuları işliyorsunuz, tablolarla okuyucuları aydınlatıyorsunuz. Teşekkürler. Ekonomi alanında yüzlerce video çeken, falcılardan tutun uzman geçinen, bilgi birikimi olmayan çok kişi var. Ancak yeterli bilgiye ve öngörüye sahip, sorumlu çok az kişi var. İşi ticarete döken bazı öğretim görevlileri bile bu yarışda yer alıyor. Reyting alabilmek için çılgın bir yarış var. Videolar, aldatma ve yanlış yönlendirici kişilerle dolu. Bazı yerlerden alıntı yorumları kendi yorumu gibi koyanlar var.

    Ne olduğu hala bilinmeyen ve anlaşılamayan kripto para alınmasını tavsiye eden kiralanmış kişiler cirit atıyor. Tavsiye adında geçici reklam yapılıyor. Ticari bir alana dönüştü bu iş.

    Sosyal medya video programlarına çıkarken seçici olmanızda yarar var. Çok az nitelikli yorumcu ve sunucu var. Kolay gelsin.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben çok ender çıkıyorum.

      Sil
    2. Sormayin gecen sene ben de az kalsin inanacaktim o kripto para alinmasini tavsiye edenlere. Allah korudu.

      Sil
  7. Sizin gibi bir ekonomist yazara sahip olduğumuz için gerçekten çok şanslıyız. Her yazınızla bizleri aydınlatıyorsunuz. Kaleminize sağlık Hocam...

    YanıtlaSil
  8. Muhafazakarların sadece ülkemizde değil çoğu dünya ülkesinde buna ABD de dahil bir şekilde yönetime gelip, olan durumu her ne pahasına olursa olsun muhafaza etme girişiminin yansımış bir örneğidir.

    Şimdi diyecekler ki sosyal demokratları da biliyoruz onlarda da sadece adı var demokrasinin diyecekler. Belki haklılar ama şunu unutuyorlar. Sizde demokrasinin adı bile yok güzel kardeşim adı! Sadece adının bile olması ne kadar önemli biliyor musunuz? Bundan dolayıdır ki sosyal demokrat kaybetti mi gitmesini bilir, siz daha o kültürü bilmiyorsunuz ve bu çok canlar yaktı, yakıyor ve yakacak. Ama eninde ama sonunda aynı sizin yaptığınız gibi her ne pahasına olursa olsun o kültürü öğreneceksiniz. Çünkü kamu kararı bir takım güçlerin kendi kişisel yararlarından, hırslarından ama er ama geç hep üstün olmuştur ve üstün olacaktır.

    İsteyen istediğini anlayabilir, ama burada değil çünkü burada anlatılan konu çok nettir.

    YanıtlaSil
  9. Hocam öncelikle emeğinize sağlık,

    Küresel gidişata baktığımızda, Dijital destekli ultra-neoliberal yeni dünya düzenine geçiş için sahne yavaş yavaş kuruluyor. Bu distopik gelecekte türkiye'nin en büyük talihsizliği 20 yıldır tek parti iktidarıyla türkiye'nin başında olan siyasal islamdır.

    Bu noktadan sonra türkiye'nin içinden geçmekte olduğu karanlık tünelin ucunda beliren ışık, üzerine doğru gelen trenin ışığıdır.
    Xyz..

    YanıtlaSil
  10. Fatih Kömürcüoğlu9 Ocak 2021 14:42

    Şimdi hayal edelim. 1923'te Cumhuriyet ilan edilmedi ve hala başımızda bir padişah var. Her emri, ferman Padişahımızın denilerek hemen hayata geçiyor. Ama öyle biri ki liyakate çok önem veriyor. Devletin her kurumunun başına en ehil kimse onu getiriyor. Mahkemelere karışmıyor. Adalet hızlı ve kesin yerine geliyor. Etrafındaki danışmanlarını yalaka takımından değil gerektiğinde hatasını yüzüne söyleyebilen insanlardan seçiyor. Ülkede kararlar hızlı ve olması gerektiği gibi alınıyor vs.

    Siz böyle bir idare altında yaşamak ister miydiniz? Ben isterdim. Ama bu yönetim tarzının tehlikesi armudun dibine düşmemesi. Babadan sonra oğulun feraset sahibi olmaması sonucu devletin çürümeye başlaması.

    Yeryüzündeki her sistem ama istinasız her sistem özünde iyidir. Hiçbir sistem kendi kendine yok etmeye programlanmaz. Sistem ferasetli insanların elinde olursa çalışır değilse çalışmaz.

    Esas sorun sistemi yönetecek insanların seçiminde düğümlenmektedir. Mesela dağdaki çobanla üniversite öğretim görevlisinin oyu bir mi olmalıdır? Çoban hep kötü seçim yapar da profesör doğru seçim mi yapar? Rektör olma hayali ile sistemin doğru insanların elinde olması çelişirse nasıl karar verir?

    Maalesef bu işin bir matematiği yok. Demokrasilerde denge-denetleme mekanizmaları, kuvvetler ayrılığı prensibi var ama aşındırılamaz olmadığını en yakından biz Türkiye'de yaşayanlar biliyoruz. Kimimizin karnı tok sırtı pekse başkalarına yapılan haksızlıklar için aşını, işini riske atmıyor.

    Beyin fırtınası yapabilmek adına benim önerim şu: Önce 500 kişilik tek bir oturum görev yapacak Seçici Meclis oluşturulmalı. Bir parti %40 oy aldı ise 200 üye, %1 oy aldı ise 5 üye vs. Daha sonra hükümet ve diğer tüm kritik atamaları yapacak 100 üyeli icra Meclisi seçimi yapılmalı. Ama bu seçim şu şekilde olmalı. %40 oy alan 200 üyeli partiden kimlerin bu Meclise üye olacağına diğer parti üyeleri karar vermeli. 200 üyeden 40'ını onlar seçmeli. %1 oy alan 5 üyeli partinin de 1 tanesi icra meclisine gönderilip temsilde adalet sağlanmalı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Cumhuriyet'ten once Padisah'in her fermani emir yerine gecmiyordu. Cumhuriyet'ten once mesruti monarsi vardi. Anayasa vardi (Kanun-i esasi). Bakanlar vardi. Yani bugun Ingiltere'dekine benzer sistem vardi. Padisah 'sembolikti'.

      Cumhuriyet doneminde 22 yil boyunca sadece tek bir parti varken, mesrutiyet doneminin son on senesinde mecliste ona yakin parti vardi.

      Madem fikir yurutuyorsunuz bilgiye dayali yurutun. Bunlar tum tarih kitaplarinda yazan bilgiler.

      Sil
    2. Osmanlı ordusundan milli mücadeleye geçen bir öğretmen subay ilk kez Anadolu'da, askerleri toplayıp soruyor:
      Sizin milletiniz nedir?
      Bilen yok, bir kişi İslam diyor.
      Siz Türk değil misiniz?
      Estağfurullah, değiliz.
      Onlar düşmandır.
      Peygamberiniz kim?
      Bilen yok. İmam-ı Azam, Hz. Ali, Bizim Komutan, Enver Paşa
      ...
      Mustafa Kemal ise Haymanalı ve düşman ordusundan diyorlar.
      ...

      Demokrasi koyun gibi güdülen reayada olumlu sonuç vermez nitekim Osmanlı'da çökmüştür. Osmanlı ile UK parlamenter sistemini bir/benzer tutmak ayrı bir libofantezi.

      Türkiye kısmen formatlanıp temsili ve kısıtlı demokrasiye geçip 10 yıl kuluçkaya yatmalıdır. İzmir'in ayrı para bastırıp, ayrı marş ve ayrı bayrağa sahip olacağını zanneden aşağılık mahluklar var.

      Sil
    3. Bana Turkce konusulan bir cografyada Turkluk bilincinin olmamasi daha bir fantezi geldi. 2-3 senede bu bilincin oturmasi ise daha buyuk bir fantezi olurdu herhalde.

      Tabi ki 100 yillik Turkluk temelli bir ulus devlette yasadigimiz icin bizimki kadar "Turkluk bilinci" yoktu Osmanli'da, ama bu o devletin bir geregi idi.

      Bu noktada 'millet' kelimesine de deginmek gerekir. Tarih okurken bugun ki terminoloji ve anlamlarla o gunun konusmalarini/antlasmalarini yorumlayinca hataya dusersiniz. Bu konudan yeterince bizim ders kitaplarinda da bahsedilmez, sanirim devlet ideolojisinin isine geliyor.

      Osmanli Devleti'nde 'millet' sistemi vardi. Millet kelimesi koken itibari ile din/mezhep birligi anlamina gelir. Bugun kullandigimiz gibi salt etnisiteyi belirtmez.

      Osmanli'da 'millet' kelimesi etno-dini gruplar icin kullanilirdi. O yuzden 'Turk Milleti' diye bir tabir zaten yoktu. 'Turk' kelimesi ise ozellikle balkanlarda 'Musluman' ile esdenikti. Farkli etnisiteye sahip (Arnavut, Pomak vs.) Musluman topluluklarin bireylerine de 'Turk' denilirdi.

      Osmanli'da 'Musluman Milleti', 'Ermeni Milleti', 'Rum Milleti', 'Ortodoks Milleti' gibi milletler vardi. Milletlerin kendi dini ve geleneksel kurallarina gore yargilamalari vardi, ornegin Musluman Milleti'nden olmayanlar icki icebilirdi vs.

      Bugun Anadolu "tek" etnisite, "tek" din, "tek" mezhep, yani her seyi ile tek olma fikri ile yoguruldugu icin bu kavramlari anlamak zor gelebilir ancak buyuklerinizle konusursaniz, eskiden Anadolu'da neredeyse hemen her ilcede bir kilise bulundugunu, Ermeni, Rum, Yahudi (Seferad), Suryani etno-dini gruplardan insanlarin bir arada yasadigini duyarsiniz.

      20. yuzyila kadar Avrupa'da cok dinli/mezhepli bir yapi kurmak cok zordu. Bu yuzden 20. yuzyila kadar huzur cografyasi, Balkanlar ve "Ortadogu" idi. Bati ve Orta Avrupa ise bir savastan cikip baska bir savasa giriyordu. 20. yuzyildaki fasist diktatorlerin tohumlari iste bu savaslarla atilmistir.

      Istanbul'un fethinden sonra gelisen Osmanli fikri yapisi "Avrupa" ile hicbir zaman bizim bugun oldugumuz kadar uzak olmadi. Cogu balkanlardan gelen Osmanli fikri eliti (entelijansiyasi) kendini hep Roma'nin devami olarak gormustur. Balkanlara 'Rumeli' (Roma diyari), kendilerine de Rumi (Romali) demislerdir. O yuzden cok kulturluluk, cok dinlilik, cok dillilik her zaman fikir hayatinin bir parcasi olmustur.

      Dusunun bir kere "Seriyatla yonetilen" Osmanli Anadolusunda hemen her ilcede en az bir klise varken, bugun laik olan Cumhuriyet'le yonetilen Anadolu'da bir kliseye rastlayamazsiniz. Hadi kiliseyi gectim Sunnii Islam disinda bir dinin ibadethanesinin bile gorunurlugune izin verilmez.

      Osmanli'da 100 sene once (Ittihatcilarin disinda) bunun fantezisi yapilsa, amma abarttin derlerdi herhalde.

      Sil

    4. Kiliseleri cami yapan Osmanlı mı bu. Kiliseye karşı ihtişamlı olsun diye daha dev cami inşa eden mi?
      Göstermelik Yunan ve Ermeni paşalar, valiler görevlendiren mi?
      Ben müslüman değilim. Bu dediklerinin hiç birinin Cumhuriyet ve laiklik idealiyle alakası yok. Nitekim hepsi erozyona uğruyor.

      Laik Cumhuriyet nerede? Menderes, Özal, Demirel, Erdoğan Laiklik???

      Laiklik olayını 1920ler meclisinde Atatürk'ten başka anlayan ve kabullenen var mıydı ki? Bu kadarı bile mucize.

      Kiliseler niye az? Hristiyan az olmasın. Neden az? Sinagoglar nasıl azaldı? Temel eğitim verecek halimiz yok. Anadolu'da kiliseler var, fakat az. Hristiyan kökenliler de zaten dinle iyi değil.

      Evet. Osmanlı, Roma mirasını aldı ve daha başarılı hale getirdi fakat Cumhuriyet tarihi bir sonuçtur.

      Osmanlı azınlıklara eşitti olayı safsatadır. Osmanlı dinleri yönetmek için kullanır.
      Osmanlı mahkeme kayıtlarını okumak yaklaşıma dair ipucu verebilir. İttihat bir dönem bu eşitliğe kafa yordu tüm dini ve etnik grupların temsiliyetine uğraştı ama zamanlaması kötü ve geç kaldı.

      Bizim Cumhuriyette tek din değil, tek millet doğrudur. Cumhuriyet dinle uğraşmaz ama Osmanlı mirası İslamcı zihniyet dinle uğraşmış ve cumhuriyeti sünni şekillendirmiştir.

      Lakin millet kavramı düzgün anlaşılamamıştır. Mecliste tartışılmıştır ve nihai sonuca ulaşılamamıştır.

      2. Abdülhamid'e sunulan İbrahim milleti tezinden bihaber herkes.
      Öyle bir hale geldi ki ümmetçilik etnik temele bile oturtulmaya çalışıldı.

      Dünya bir bütün, olaylar da bir bütündür.

      Türklük 19. Yy ortalarında yükselmeye başladı. Bunun sebebi ise Avrupalı misyonerlerin kışkırttığı Yunanlar'ın milliyetçi-ayrılıkçı dalgasına tepkidir.

      Daha öncesinde İslamdık. Nüfus sayımlarımızda da müslümanlar
      tamamen ayrı ve bütün sayılırdı. Hristiyan Türkler(Örn. Karamanlar) Rum hanesine yazılırdı.
      Milliyetçilik ve dincilik Avrupa'yı kasıp kavururken Osmanlı'yı pratikte parçalamışken bu çoklu yapıyı Türkiye Cumhuriyetinde sürdüremezdiniz. O masa dağıldı çünkü.
      Manisalı Rum ve Türk birbirini öldürdüğünde o iş bitti.

      Şeriyat değil şeriat.

      Not: Rum, Anadolululara deniyordu Türk dahil. Peçenek, Kıpçak, Kuman, Bulgar gibi Türk boylarına da Anadolu'ya yerleşik iseler Rum denildi. Daha sonra yerleşik Yunan etkisiyle asimile olanlar ve nihayetinde mübadele edilenler de çoktur. Bıçakçılık yapan Rumlar aslen Kıpçak idi.

      Moğol etkisinde Selçuklu idaresinde Türklük zaten yokluğun eşiğine geldi. Fars etkisine girdik. Orta Asya'dan Kırım'a kısmen çekik gözlü oldu.Alparslan Alaaddin oldu.

      Genç Osman Türklükle uğraştığından ahali dinsiz ilan etti.
      Türklük yok olmamakla beraber baskı altında kalmıştır.
      Osmanlı padişahlarının ve sadrazamlarının söylevleri sabittir.

      Kiliselerin azalmasında Venizelos efendinin muhteşem mübadele olayının faktörü var. Mübadelede Türk kökenli Hristiyanlar Yunanistan'a, Müslüman Yunanlar Türkiye'ye gönderilmiştir. Bunun sebebi tartışmalarda Türklük kavramından önce İslam'ın konulmasıdır.
      Türklük kavramında çoğunluk düşüncesi Afrikalı bile olsa Müslüman ve Türkçe konuşuyorsa Türktür denmiştir. Yahudiler ise Nazi esintisiyle ve İsrail'in kurulmasıyla azaldılar.

      Gurbetçi misiniz? Baya bir gurbetçi cehaleti sezdim.

      Sil
    5. Yani Osmanlı ile 1950'den beri Sünni İslamcıların ve Atlantik beslemelerinin çürüttüğü cumhuriyet ve laik değerleri karşılaştırmak ve Osmanlı'yı hak ve özgürlüklerde öne çıkarmak kadar ahmakça bir şey görmedim. Muhtemelen dinden dönen bir müslüman doğan olarak çoktan öldürülmüştüm.

      O dönem Dünya'da olduğu gibi Osmanlı'da da halk büyük oranda köylerde yaşar, şehirde de farklı gruplar farklı mahallelerde yaşar.
      Kilise Hristiyan köyünde olur, cami Müslüman köyünde olur.

      Bu köyler birbirinden oldukça izoledir. Mahalleler ayrıdır.
      Daha küçük yerlerde hala Bozcaada gibi yerlerde Rum ve Türk mahallesi ayrıdır.
      Şehirlerde de mahalleler ayrı idi.

      çok dilli, çok dinli fakat bunların hepsi birbirine pek karışmayacak şekilde tutulabilmiş. Milliyetçilik keşfedilmemiş.
      Diğer grupla evlenmek yasak ve hoş değil, hristiyanla müslüman yargılanırsa kadı bakar, hristiyanla hristiyan yargılanırsa kendi yargısı bakar. Müslümanın pratikte kayırıldığı bir durum var. Ben mahkeme kayıtlarında Hristiyan davacının falakaya yatırıldığını okudum.

      Milliyetçilikle beraber, beraber yaşama bir tahammüle dönüşmüş.

      Türklük dediğim gibi ilk TBMM'de tartışılmış, farklı yorumlar getirilmiştir. Ama örnek olarak komşu ülkeler alınmış sünni temele oturtulmuştur ne yazık ki. Müslüman Yunanlar'ın Türkiyeye Hristiyan Türklerin Yunanistana mübadelesi ayrı bir deliliktir ve laikliki tehlikeye atan yegane unsurdur. Bunun kafası da Osmanlı'nın mirası ümmetçi bilinç ve eğitim kafasıdır.

      Ayrıca, laikliğin en bozulmuş halinde bile Nijeryalısı bile pıtrak gibi kilise açabiliyor. Amerikalısı misyonerlik yapabiliyor. Osmanlı'da bir Müslümanı dinden döndürmeye teşebbüs nedir?

      Adam gibi bir idarede, adam gibi bir hukuk sisteminde görüşmek dileğiyle.

      Neo Osmanlıcılık, Sünni İslamla soslanmamış gurbetçi mantalitesi gibi duruyor bu. İlk defa gördüm.

      Sil
    6. Diyorum ki Osmanli doneminde Anadolu'da gayri-muslim sayisi su an oldurulmekten korkmadiginiz, ozgurce yasadiginiz ulkemizde oldugundan cok daha fazlaydi, bu bir cok tarihi belge ile ispatli, hala Osmanli olsaydi oldurulurdum felan diyorsunuz.

      Osmanli olsaydi belki dogru duzgun modernlesmis bir 'muslumanlik' ile tanisirdiniz. Meselemiz de Osmanli degil zaten, bu cografyada kurulan onlarca devlet gibi gecmis gitmis. Onemli olan medeni bir sekilde yasayabilmenin yolu yontemidir.

      Tabi ki cok kulturlu ortam demek, her kulturden insanin kucak kucaga yasamasi demek degildir. Oyle olsa bu kultur mozaigi olmaz, (su an oldugu gibi) kultur corbasi olurdu. Farkli ve baskin kultulere saygi icin kurallar dun de vardi bugun de var, yarin da olacaktir.

      Sunni Islam'in Anadolu'da tekke ve zaviyelerin kapatilmasi ve diyanet eli ile yayginlasitirilmasi tesadufi degildir. Gerecekcesi Aleviligin Sunnilige gore gayri-muslimlere kulturel olarak daha yakin olmasi ile alakalidir. Zira bu zamane "Neo Turkculuk" ile celiskili yegane uygulamalardan birisidir. Aleviligin, Turkluk ile olan sentezi, Sunnilige gore cok daha eskidir.

      Son olarak da hayal kurarken, iciniz rahat olsun diye soyluyorum, Osmanli'da din degistirmek degil, mezhep degistirmek yasakti. Yani dininizi degistirmenizde bir sakinca yoktu.

      Seriyatla yonetim deyince iste hep bu kafamizda olusturdugumuz hikayeler sekilleniyor. Sonra Dubai'ye gidiyorsunuz bambaska bir dunya goruyorsunuz, ya da seriyatla yonetilen baska bir ulkenin devlet bankasi Noel kutlamali, banka reklamlari yapiyor. Seriyat guzellemesi yapacak degilim ama, hayal dunyasi ile gercekler de pek uyusmuyor.

      Sil
  11. Ne karabasan ya, bunu diyen de Turkiye'de yasiyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O, "kızım sana söylüyorum gelinim sen anla" yaklaşımıdır.

      Sil
    2. Fatih Kömürcüoğlu9 Ocak 2021 21:09

      Anonim 15:01 ve ona arka çıkan Sayın Hocam. Şu an Padişahlıkla yönetilmiyoruz ama bir dediği iki edilmeyen bir seçilmiş Başkan var. Benim tasvir ettiğim Padişahı mı şu anki seçilmiş Başkanı mı tercih edersiniz? Ben de beğenmediği bir fikir duyunca ona kendi fikriyle cevap vermek yerine karabasan vb. nitelemelerle hemen aşağılamaya çalışan insanlarla aynı ülkede yaşamak istemezdim, ama doğacağın ülkeyi seçemiyorsun.

      Seçebiliyor olsaydınız siz hangi ülkeyi seçerdiniz acaba? İskandinav demokrasilerinden birini mi? İngiltere mi? Yarı başkanlık sistemi ile yönetilen Fransa mı? Şunu çok iyi bilin ki işler iyi giderken yönetmek kolaydır ama iş hayat, ekmek kavgasına döndüğünde ortada ne demokrasi kalır ne hukuk? Mükemmel sistem yoktur o yüzden insana odaklanıp mükemmel insanı ortaya çıkarmak gerek. (Bu bir fikir yanlış da olabilir.)

      Sil
    3. ABD kurumlar olmasa fena. Kurumlar sağlam. Bizim de kurumlarımız vardı, İslam soslu atlantikçi libolar operasyon çekti. Yine de mücadeleye devam. Moritanya'dan lagaluga yapan zayıflara itibar edilmez..

      Sil
  12. Merhaba hocam, Oncelikle yazilariniz icin Tesekkurler. Konu ile biraz alakasiz ancak cevaplarsaniz sevinirim.

    Bitcoin’in son bir aydaki hizli yukselisini ve bircok yatirim bankasinin daha fazla yukselme potansiyeli beklemesini nasil degerlendiriyorsunuz?


    Gelismis Devletlerin ise boyle buyuk bir paranin gittigi yere hala mudahale etmemesini nasil degerlendiriyorsunuz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yakındır Amerikan Hazinesinden bir denetim çıkışı gelir.

      Sil
  13. ELİNİZE SAĞLIK
    2000’lere gelirken seçimi kaybedenlerin koltuktan kalkmasının erdem olarak kabul edileceği bir dünyayı hiçbirimiz düşünmemiştik sanırım. ''
    2021'lere olacak sanırım

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 2000'ler doğru. Çünkü dünyanın birçok yerinde bu 20 yılda benzer olaylar yaşandı. Venezuela bir tanesi.

      Sil
  14. Hocam kitabinizla ilgili yorumlari onaylamiyor musunuz acaba?

    TPR

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu blogdaki hocam.

      Sil
    2. Gördüğümü onaylıyorum.

      Sil
    3. O zaman tekrar yazayım Mahfi Hocam.

      Sizi cok eskiden beri takip ediyorum, tum kitaplarınızı da okudum. En son Inferis'i aldim, biraz tereddutum vardi ama bir solukta okudum. Bu romani kurgularken mufettislik deneyimlerinizden yazarken de raporlamalarinizdan faydalanmis, cok da zorlanmamis olmalisiniz. Haksiz miyim?

      Bir diger konu anlatiminiz oldukca sade. Bu tur romanlar genelde daha karmasik, daha zor anlasilir oluyor. Merakim su ki, sade anlatim icin ekstra caba mi sarf ettiniz yoksa bu blogdaki yazilarinizda oldugu gibi kendiliginden mi bu sekilde ortaya cikti?

      Bizleri aydinlatmaya devam edin Mahfi Hocam.

      Saygilar

      Sil
    4. Çok teşekkür ederim.
      Evet haklısınız, yaşadıklarım, gözlemlediklerim ve biraz da kurguyla çıktı bu roman. Ne olaylar tek bir olay ne de kişiler tek bir kişi. Toplumun ortalamalarını yansıtıyorlar.
      Ben genellikle sade, kolay okunabilir, anlaşılabilir yazmaya çalışıyorum. Daha doğrusu eskiden beri öyle yazdığım için bu bende bir alışkanlık oldu. Karmaşık yazmaya çalışsam da yazamam herhalde.

      Sil
    5. Peki hocam devamı gelir mi? Sanki o şekilde bitirmişsiniz.

      TPR

      Sil
  15. ABD'ye en büyük zararı küresel sermaye grubu verdi. Zaten yazınızda da söylemişisiniz bunu. Çalışıp ,üretip zengin olan üretime dayalı kapitalist ABD , yerini kolay paracılığa yani neoliberalizme bıraktı diye. İşte bunlar küresel sermaye gruplarıdır ki çalışmayı ve çalışanı kıymetsiz görürler. Onlara göre çalışma sıradan insanın işidir ve onlar ortaya çıkan değeri para oyunlarıyla bir şekilde elde ederler. ABD ve bütün batı zaten refah olmazsa bütünlük sağlamaları çok zordur. Batılılar ülkede bütünlük olmadan maddi işleri de olamayacağından birlikteliği önemser. Ancak günümüzde dijital devrimle zenginlik başka ülkelere de aktarıldığından artık bütünlüğü de önemsemiyor ABD nin zenginleri. ABD devleti gücü elde etti fakat bu gücü küresel sermaye kendi için kullanıp devleti ve halkı yıprattı. Dünyanın en borçlu devleti haline geldi ABD. Halk şimdi bu yalancı tüketim zenginliğinin elinden gittiğini görmeden önce ABD bu durumu nasıl çözecek göreceğiz. Çinlinin ucuza ürettiğini kullanıp bir de çinlinin parasıyla kredi çekip ev araba alıp yaşayan ABD liler bu durumun tersine önmesiyle elbette sorunlar yaşayacaklar. Bu Trump meselesi değildir. Batı ekonomik ve siyasi sorun yaşayınca hemen şiddete başvurur. Batılıların iki hissiyatı refahı çok sevme ve üstünlük iddia etmelerini zaten bütün dünya bilir. Refah olursa ikincisi pek ortada görülmez. Şimdi şiddet varsa demek ki refahları azaldı. ABD ekonomiyi çözemezse ABD parçalanır. ABD ekonomi temellidir demokrasi bunun bir parçasıdır.

    YanıtlaSil
  16. Bu işin sonunda kabak yine bizim başımıza patlayacak gibi duruyor.

    YanıtlaSil
  17. Hocam size göre MB, yeniden faiz arttırması gerekir mi ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eğer enflasyon TÜİK'in yayınladığı gibi % 14,6 değil de ENAGrup'un yayınladığı gibi % 36,7 ise faizi ciddi oranda artırması gerekir.

      Sil
  18. Hocam, türklerin malesef türkleri beğenmeme huyu var. iyi yaptığımıza iyi kötü yaptığımıza kötü diyecek olgunluğa erişemedik.

    YanıtlaSil
  19. Hocam merhaba, konu ile alakalı görünmeyen ancak sormak istediğim bir soru var. Bazı ülkelerde keyfi kullanım için kenevir (marijuana) satışının yasallaştırılmasının arkasında ekonomik bir sebep var mıdır ve bu konuda görüşleriniz nedir?

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Dolar, Euro ve Altın

Rezervlere Ne Oldu?