Dış Borçlar ve Hazine Garantileri

Türkiye’nin Brüt ve Net Dış Borç Stoku

Aşağıdaki tablo 2020 sonu itibarıyla Türkiye’nin toplam dış borç stokunu gösteriyor (aksi belirtilmedikçe bu metindeki bütün veriler için kaynak: Hazine ve Maliye Bakanlığı / Aylık Kamu Borç Yönetimi Raporu, Mart 2021.)


Görüleceği gibi toplam brüt dış borç stokumuz 2020 sonu itibarıyla 450,1 milyar dolar ve buna göre brüt dış borç yükümüz (Brüt Dış Borç Stoku / GSYH) yüzde 62,8’dir. Türkiye’nin brüt dış borç stokundan bazı alacaklar ve hesapların indirilmesiyle bulunan 2020 sonu net dış borç stoku 268,9 milyar dolardır ve buna göre net dış borç yükü (Net Dış Borç Stoku / GSYH) yüzde 37,5’dir.  

Dış borç yükümüzün 2020’de artmasının iki nedeni vardır: (1) Dış borç stokunda artış olmuştur. (2) Dolar cinsinden GSYH’mizde düşüş olmuştur (2019’da 767 milyar dolar olan GSYH 2020’de 717 milyar dolara gerilemiştir.)

2020 Sonu İtibarıyla Hazine Garantilerinin Görünümü

Hazine Garantisi; borçlu kuruluş tarafından sağlanan dış borçlanmalar için verilen Hazine geri ödeme garantisi ile yap-işlet-devret, yap-işlet ve işletme hakkının devri ve/veya benzeri finansman modelleri çerçevesinde verilen Hazine yatırım garantisini ifade eder. Hazine garantisi, borcu alan kuruluşun vadesi geldiğinde borcu ödeyememesi halinde borcun Hazine tarafından ödeneceğinin garanti edilmesi demektir. Özel kesim kuruluşu tarafından vadesi geldiğinde ödenemeyen borç, özel kesim borcu olmaktan çıkar, kamu kesimi borcu haline dönüşür.

Hazine garantili dış borçlar ve proje kredilerini dört ayrı tabloda ele almak gerekiyor: (1) Dış kredilere verilen Hazine garantileri, (2) Hazine garantisi altında sağlanan dış krediler, (3) Hazinece borç üstlenimine tabi kredi anlaşmaları ve (4) Kamu-Özel İşbirliği Projelerine verilen Hazine garantileri.

Aşağıdaki tablo kamu kesimi ve özel kesim kuruluşlarının kullandığı dış kredilere verilen Hazine Garantilerini gösteriyor (1):

Aşağıdaki tablo Hazine garantisi altında sağlanan dış kredileri gösteriyor (2):

Aşağıdaki tabloda 2020 sonu itibarıyla borç üstlenimine tabi kredi anlaşmaları yer alıyor (3):

Aşağıdaki tablo 2020 yılsonu itibarıyla Kamu-Özel İşbirliği (KÖİ) Projelerinin sözleşme tutarlarını gösteriyor (4) (bu sözleşmelerin dış kredileri de Hazine garantisi altında bulunuyor.) (bu tablodaki veriler için kaynak: Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı, Kamu - Özel İşbirliğiyle Yürütülen Projeler.)

Değerlendirme

2020 sonu itibarıyla mevcut toplam 450,1 milyar dolarlık brüt dış borç toplamı burada değinilen 4 farklı hazine garantisi altında yapılmış dış borçlanmaları da kapsıyor. Hazine garantisi altında özel kesim kuruluşları tarafından alınmış bulunan borçlar ve krediler bir sorun çıkmadığı sürece (vadesi gelmediği veya vadesinde ödendiği sürece) özel kesim brüt dış borç stoku olarak görünen 255,6 milyar dolarlık toplamın içinde yer almaya devam edecek. Bunların vadesi geldiğinde ödenememesi halinde ise Hazine garantisi devreye girecek ve bu dış borçlar özel kesim dış borcu olmaktan çıkarak kamu kesimi borcu haline gelecek. Türkiye’nin risk primini (CDS) yükselten nedenlerden birisi budur. Montrö Boğazlar Sözleşmesi ve çevre sorunları çerçevesinde tartışılan Kanal İstanbul meselesinin bir de bu açıdan düşünülmesinde yarar var. 


Yorumlar

  1. Zamaninda proje finansmanligi yapmis bir bankaci olarak Kanal Istanbul'u kar getirmeyecek bir proje olarak goruyorum. Tum fizibilite raporunu okudum. Getirecegi kar garantilenememis. Veya ben bir yerlerde hata yapiyorum?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Türkiye'yi Türk vatandaşları yönetseydi, fizibilite raporlarına göre hareket ederdi hükümet.
      Toplum ve ekonomiye yük olan, aşırı pahalı işler var ise, o hükümet sizin hükümetiniz değildir.
      Proje Finansmanlığı yapmış bir bankacı, olarak hisleriniz size söyler, bir firma bir banka için fizibil olmayan projeleri kimin ister?

      Sil
    2. Bunun için proje finansmanı yapmış olmaya gerek yok ki. Bedavası varken kim paralı kanaldan geçer? Kimin bu kadar acelesi var ki? Ayrıca tek Kanal İstanbul mu? Zafer Havalimanı? Bayburt Havalimanı? Çanakkale Köprüsü? Say say bitmez.

      Sil
  2. Harika olmuş hocam. Neyseki ekonomi hukuk kadar karmaşık değil. Bu rakamları değişik yerlerden çek edebilirim. Üç aşağa beş yukarı çok önemli değil zaten. Fakat "ne olacak bizim bu hukuk karmaşamız'ın hali". Anayasamız yasalarımız bu kadarmı karışık acaba ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Karışık olan yasalarımız değil kafalarımız.

      Sil
  3. Ülkenin brüt borç stoğu, 520M seviyesine çıkabilir. Bu miktara kadar potansiyeli var. Bir başka deyişle, oran olarak yüzde 70 in biraz altına kadar çıkabilir. Yani, GDP küçüldükçe 520M oranı da küçülür.

    Özel sektörün borcu, bankacılık sektörü dışında, ciddi sorun oluşturmaz. Türkiye içine ve pazarlara mal akışında sorun olmadığı sürece o borç sürekli döndürülür. Borçlu şirketlerin yabancı ortaklığı ve Türkiyeyi montaj üssü olarak kullanmaları, al-sat carilerinin rezerv para cinsinden olması sorun olmaması açısından etkendir.

    MB eksi bakiyesininin 40+M civarındaki miktarı yeniden yapılandırılabilir swaplardan oluşuyor. Bankacılık sistemini etkileyen bir durum olmadığı sürece o bakiyeyi (-) rezerv olarak pratik de görmeyebiliriz.

    Bana göre; yüzde 6-7 daha fazla brüt dış borçluluk oranına erişene kadar ekonomiyi günümüzdeki gibi idare ederler.

    Dış borçların sorun olması, alacaklıların sorun yapmasıyla başgösterir. Yani alacaklılar, Türk borçlarını döndürmek istedikleri sürece, finans sisteminde bir patlak oluşmaz. Alacaklıların bir kaç tanesi, git bir yerden para bul, benim anaparamı ver, yeni borç yapmayalım dediği gün patlar. Ne kadar miktarda patlar? Bana göre 20+ M civarındaki alacaklı parasının istenmesi finans sistemini patlatır.

    Sistemdeki bir diğer açık, yerli yurttaşlara DTH ile döviz ödeme sözünün verilmesi. Finans sistemin, 250+M üzerinde bir yerli döviz borcu var. Yerlilerden de 12M ile 15M kadarı parasını döviz olarak çekip sistemden çıkarmak isterse, ertesi gün bankalar açılmaz.

    Son 2 paragraftaki negatif senaryomun güvencesi, yüzde 6-7 kadar dış borcun artırılabilme kapasitesi. Yani ÇinÇangden para alıp Coniye veya Aliye külahı giydirmek gerekir, öyle bir senaryoda. Ali ve Coni paralarını istemediği sürece anlık bir sorun yok.

    Cari açık, borcun artmasına yarıyor. Cari açık artıyor. Türkiye, ihracat sektörlerinde büyük grupların sermaye ve üretim yapısından dolayı, ne kadar ihracat yaparsa o kadar ithalat yapar. Yüksek ihracat, cari açığı azaltmaz. Türkiye'ye yarayan ihracat yerli sahipliğindeki üretimin yurtdışına aktarılmasıdır. Bunun da yüksek ithal bağımlılığı olduğu için, ortalama (usd+euro)/2 döviz kurlarının 12-14TL bandında olması cari açığın borç yükünü yükseltmesini bir dönem öteler veya sabit tutar. Aynı oranın 15-16TL seviyelerinde olması cari açığın kapanmasında daha etkili olur.

    Tabi ortalama kur seviyerinin böyle yükselmesi, içerde Hazine-MB-BankacılıkSistemi-Vatandaş arasında yangın yeri yaratır. Gücü gücüne yetene durumu olur, artık kim kimi döverse o kurtulur.

    Böyle bir kur seviyesinin hızlı gelmesi durumunda;
    Küçük ihtimalle vatandaş hükümeti sağlam döver, kovar, ardından da yeni bir hükümet ile IMF gelir.
    Büyük ihtimalle ise, hükümet vatandaşı sağlam döver, bu durumda da vatandaş bir 40-50 yıl kendi istediği hükümetini seçemez hale gelir. (Bizim vatandaşın adam sendeciliği meşhurdur, adam sendeci vatandaş hükümet ile ortak olup, hükümeti dövmek isteyen vatandaşları döver.)

    Yukardaki durumların hangisi olursa olsun, ekonominin döviz cinsinden küçüleceği, kişi başına gelir seviyesinin düşmeye devam edeceği kesindir.

    I9gof0#z@0c$XN%n

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yurt dışı piyasalarda büyük bir kriz olmadığı sürece söylediğiniz çift haneli döviz kurları görülmez ve vatandaş ile devlet bir şekilde durumu idare eder.
      Aç gözlü yabancı yatırımcı zaten carry trade ten vurgun peşinde o yüzden global bir kriz, savaş vs olmadığı sürece cari açığın %70 lere çıkmasını bekleyebiliriz.
      Nuri

      Sil
  4. İlk yorum benden olsun hocam. Emeğinize sağlık.Sayenizde dolar, Euro ne olur modundan çıkıp, olanları anlamaya çalışıyoruz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir sonraki yazıya daha fazla çalışın, sizin yorum dördüncü olmuş, 54 dakikalık fark ile birinciliği kaptırmışsınız, az biraz gayret ile başaracaksınız.

      Ayrıca bilinciniz geliştiği için tebrik ederim, hala memlekette herkes dolar ne olur modunda iken, siz Euro ne olur modundan da çıkmışsınız. Bendeniz de pound ne olur modunu bitirmek üzereyim. Bir üstadımız, yabancı paralar ne olur modunu bırakıp, TL ne olur moduna girdiğinizde konunun ermişleri düzeyine geldiğinizi anlarsınız, dedi. O seviyeye ulaşmayı bekliyorum.

      Olanları anlamayı bıraktım, "harâbat ehlini hor görme şakir..." diyen derviş gibi, harâbat olmuş Türk ekonomisi ve yöneten/yönetilen ehlini hor görmeyi de bıraktım. Başka bir dervişin dediği gibi kendi bahçemizi güzelleştirmeye odaklandım.

      Sağ olsunlar bizlere öyle şeyler yaşattılar ki, Yunus Emre diyarında yaradandan da tiksindik yaradılanı görünce.

      Sağlıkla kalın, canlar erenler.

      Öyle zamanlardayız, erenler diyarındaki yeni erenler deist ve ateist oldular.

      Sil
    2. Yanıtınızın son kısmı nedeni ile blog erişim engellemeye takılabilir demokratik ve serbest söz söylenebilir bir ülkede değiliz saygılar Aziz Güler

      Sil
    3. Selam Sn Aziz Güler,

      Ülkeyi antidemokrat hale getirenler ve onlara yandaşlık yapanlar ve sessiz kalanlar utansınlar,
      benim gibileri tıkacak kadar çok hapishaneleri varsa, buyursunlar, alsınlar.

      Hapse atsalar kendileri kaybeder, ben üretmedikten vergi vermedikten sonra onlar ne yiyebilir ?
      Yapabilcekleri tek şey korkutup, milletin susmasını sağlamak, onu yapıyorlar. Ne olacak ? Siz bir tane daha erişim engellemelik cümle yazayım. Hep İsmet Paşaya iftira ederler, camileri kapattı ahır yaptı diye. İsmet Paşamızın kafa çalışsaydı ahıra çevirirdi elbette, ahır bir işe yarar en azından.

      Sil
  5. Hocamızın bu güzel yazıda belirttiği konular, dönüp dolaşıp geliyor yabanca para ile serbestleşmiş sermaye akışlarında buluşuyor.

    Yabancı sermaye akışı yönetimi üzerinde özel bir birim kurulup, ardından serbest piyasa kuralları içinde, serbest piyasa oyuncularına ülke içine giren sermaye akışlarına uygulanacak oyun kurallarının anlatılması en uygun yoldu. Bu 1980lerde yapılması gerekendi.

    Bu kuralların içine yabancı sermayenin dahil olacağı her işlem gelir.
    Misal
    - Hangi kamu kurumlarının satılıp satılmayacağı. Satılan kamu kurumunun satışından elde edilen gelir hangi somut ve fizibilitesi bitirilmiş yatırıma gidecek belirlenmesi.
    - Borsa, tahvil, bono, yatırımlar için gelen sermayenin bıraktığı yabancı paranın MB hesaplarına nasıl geçeceği, hangi şartlarda hazine kullanımına açılabileceği, hangi şartlarda serbest piyasaya dağıtılabileceği, çıkan yatırımcıların yabancı cinsinden paralarını alacaklarına olan güvenin hangi koşullarda verileceği vs konuların belirlenmesi.
    - Yerli şirket kurulması, yerli sermaye şirketlerinin yabancı sermaye tarafından satın alınması hukuku, detayları, piyasaya bırakılan yabancı paranın ne olacağı, kar transferleri durumu, yapılan yabancı sermayenin ürettiği mallardaki yerli ürün oranları, yabancı sermayenin stratejik ürünlerin üretimine yönlendirilmesi, vs gibi konular.

    Daha çok fazla detay konu var. Bunlar Türkiyeye yeni durumlar değil, çoğu ülkenin bir yabancı sermaye kuralları var. Bazı ülkeler stratejik gördükleri sektörleri satmaz, bazıları limanları satmaz, bazıları özel teşvik verir sektör bazlı.

    Bunlar Türkiyede yapılmadı, yapılanlar uygulanmadı, uygulananlar eksik uygulandı, döneme göre kurallar değişti, yukardaki tablolar ortaya çıktı. Bu tabloların büyük sıkıntısı var, düzeltilmeleri için Türkiye şartlarında sosyal hayatta ciddi başka etkiler oluşturacak konular.

    Sevgili Özal, tek kanal zamanı, ben çocukken, TV'de çıktı, "Satarız kardeşim, satarız" demişti. Rahmetli dedem, "Okumamış ebem de satar, satmak da ne var? Parayı alıp ne yapacağını söylesene" demişti. Bu sözü hiç aklımdan çıkmadı.

    İşin bir yanı bu, bir yanı da, dedem gibilerin, milletin parasının hesabını tutan kişilerin, devletten de temizlenmeleri lazımdı ki yukarda Mahfi hocamızın yazısında sunduğu tablolar ortaya çıksın.

    gXkJr^z4SpE2anV9

    YanıtlaSil
  6. Peki Varlık Fonu tarafından yapılan borçlanmayı biliyor muyuz? Hayır. Fonun borcuyla ilgili bazı rakamlar dönüyor ama dönen rakamlardan emin olabilir miyiz? Hayır. Fonun kamu bankaları, Merkez Bankası, diğer fonlar ve borsayla ilgili işlemlerini biliyor muyuz? Hayır. Belki de turpun büyüğü heybede. Belki de fonun çok büyük borçları ya da açık pozisyonu var ama hiçbirimiz bilmiyoruz.

    YanıtlaSil
  7. Merhabalar hocam bildiğiniz gibi yüksek kur yüksek faiz le baş başayız bundan sonraki adımda hangisinden fedakarlık yapılmalı kur faize duyarsız laşır mı

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Az kaldı herhalde duyarsızlaşması için.

      Sil
    2. Selam Fikret Yılmazer, faiz aşırı yüksek değil, açıklanmış enflasyona göre yüksek bir faizimiz var.

      Nisan ayında faizi indiremeyecekler, piyasa gerçeklerine aykırı.

      İki hafta önce, Çin'de üretimi yapılan bir ürünü Türkiyeden çektim, satmak için Kanada'ya getirdim. Türkiye'de bana Çin den getiren ithalatçısı 126 dolar birim fiyat verdi, elinde 2300 kadar ürünü varmış, bayilerindeki raflardan da benim için topladı. Nakit para aldım. Aynı ürün Çin'de yeni üretimi 157 dolar. İthalatçı da biliyor arada ki fiyat farkını ama ürünü türkiye de piyasada eritememişler. 1 yıldan uzun süredir rafta kalan bir ürünmüş. Raflara aynı miktarda ürün koyamayacaklar.

      Faizi indirirse, TL kazanan insanlar raflarını yeni ithal ürünler ile dolduramazlar.

      Bu aşamadan sonra MB ne yaparsa yapsın, özü olan fiyat istikrarına dönmesi lazım. Hükümetin, ekonomi kademelerinde, ülkenin yeni gelir, cari durum ve yeni ekonomik büyüklüğündeki dengede hangi sektörlerde yatırım yapıp, hangi ürünleri yurtdışına satması gerektiğini, gerekirse hangi ürünlerde damping yapıp döviz getirmesi gerektiğini belirlemesi lazım.

      Yukarda bir yorumcu bahsetmiş, Türkiyede en rahat kesim şu anda yabancı sermayeli firmalar. döviz ile ürünü getiriyor, ülkede montaj yapıyor, avrupa pazarına satıyor. ne kurdan etkilenirler, ne faizden. dikkat ederseniz onların ihracat rakamları sürekli artış içinde, avrupa pazarı toparlandıkça onlar Türk ihracatını yüksek gösteriyor. Öbür taraftan ihracatın ekonomiye pozitif yansımasını da engelliyor.

      Sil
    3. Merhabalar yazınızı beğendim
      burda sıkıntı olan durum dış borcumuzun ve işsizliğin yüksek olması
      kurların yükselmesi ihracatı yükseltip işsizliği azaltır ama borç stoğumuzu artırır borç yönetilmez hale gelebilir
      Burada sağlam bir hesap yapılması lazım kurlar arttığı zaman ihracat potansiyelimiz nedir ve ithalatımız ne kadar azalabilir örneğin doğalgaz bizim için zorunlu bir maldır ve bizim için büyük bir kalem kurlar yüzde 10 arttığında ihracatımızda yüzde 10 artmalı ki toplamda eşitlensin böylece borç stoğumuz değişmemesine rağmen işsizlik azaldığı için etkin bir politika olur
      Yada hiç bir şey yapmazsınız beklentileri olumlu hale getirirsiniz
      Yada halk durmadan fakirleşir

      Sil
    4. Selam Fikret Yılmazer,

      Yeni bir ekonomik denge noktası dediğim nokta, daha düşük milli gelir seviyesinde, daha ucuz işgücü noktasına getirip, sektörel bazda cari açığı kapatması sonra işsizliği diğer sektörler ile düşürmesi. Bunu hükümetler yapabilir.

      Yazması bir kaç satır, uygulanması 10 yılı bulur.

      Mahfi hocanın sitesindeki yorumlardan anladığım, devletin hükümeti regüle edebilecek kurumları kalmadı. Yani her şey tek idare elinde toplandı. Bu olurken, ülke içindeki bir takım varlıkları sahipleri sattı, dışardan gelen sermaye yatırımı durdurup, sermayesini fon şeklinde devlete borç vermekte kullanıyor.

      Bu durumda, yazdığım tarzda ekonomik düzenleme yapacak bir hükümet gelmesi zor. Faiz ile kaynak transferini yüksek tutmak için içerdeki siyasetin sürekli çalkantılı olması lazım. Güney Amerika ülkeleri gibi veya tek adam altında gergin siyasetli bir ortadoğu ülkesi gibi gider, diye düşünürüm. Halk çok önemli değil bence, böyle çalkantılı ülkelerin hepsinde halk var. Onların düzeni halka karşın nasıl ayakta kalırsa, Türkiye'deki düzende halka karşın ayakta durur.

      Sil
  8. Elinize emeğinize sağlık hocam. Yüksek borç eksi rezerv ile yola devam...

    YanıtlaSil
  9. Değerli Hocam yazılarınızı çok severek takip ediyorum, ekonominin gidişatı çok iyi olmadığından, işsizlik ve tüketim gibi indikatörlerin ne yazık ki daha da kötü olacağını düşünüyoruz, bu durumda ev sahibi olmak isteyen birisi sizce 1-2 yıl kirada mı kalmalı yoksa enflasyonun da etkileyebileceğini varsayıp ev mi satın almalı? bir tarafta neredeyse %20 civarı faiz geliri var ki başka yatırım araçları ile bu daha da artabilir. Ayrıca bu satılık olan evleri alabilecek finansal güç olamayabileceğinden fiyatlar ileride düşebilir. Sizin tahmininiz hangi yönde olur? Bir balon var mı? Yoksa beton vs gibi üretim maliyetlerinden dolayı fiyat düşmez hatta daha da artar mı dersiniz? Umarım sizi yoracak bir soru sormadım. Saygılarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İlk bakışta dediğiniz doğru gibi görünse de kurun sürekli arttığı ve enflasyonu arttırdığı bir ortamda tam terdi oluyor. İnsanlar konut ve otomobil fiyatları daha fazla yükselmeden alalım diye talebi yükseltiyorlar bu da satışları bu fiyatlara rağmen canlı tutuyor. Ancak bir işsizlik artışı başlarsa o zaman sizin dediğiniz aşamaya gelinebilir.

      Sil
  10. Öncelikle belirtmek isterim ki kıymetli yazılarınızı okumaktan içeriklerindeki anlamları üzerinde düşünmekten büyük keyif ve fayda almaktayım. Paylaştığınız veriler doğrultusunda şu temel sorular kafama takıldı:
    1. Türkiye gibi bir ülkede KÖİ projeleri dışında yatırım/yatırım teşvik modelinden pratikte daha iyisi hangisi ne olabilir? (Geçmişte Almanya, özellikle Çin gibi ülkeler de aynı model üzerinden yatırım gerçekleştirmemiş mi?)
    2. Dış Bor. Stoku/GSYH oranının %30'larda olması, geçtiğimiz 15 yıla nazaran daha iyi durumda değil mi? (Bilhassa diğer ülkelerle karşılaştırıldığında)
    3. KÖİ sözleşmelerinin ağırlıkla sağlık, enerji ve ulaşım sektörlerinde olduğu tespit edilmiş. Geldiğimiz noktada ihracatın daha da artırılması yönünde -en azından kağıt üzerinde- söz konusu harcamalar isabetli yatırımlar değil mi?


    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim, çok naziksiniz.
      1. Bunun en iyisi devletin dış borç alıp kendisinin yapması olabilir. Bizde bu modellerin uygulanmasındaki en büyük yanlışlık hem satın alma garantisi hem de dış kredi kullanmada garanti verilmesidir. Bu çifte garanti hiçbir yerde yoktur.
      2. Bizde kamu dış borç yükü benzer ülkelerden iyi olsa da toplam dış borç yükü (% 62,8) benzer ülkelerden iyi değildir. Daha kötüsü giderek artmaktadır (GSYH'nin de küçülmesi sonucu.)
      3. Enerji konusunda haklısınız ama sağlık ve havaalanı yatırımlarının ne kadar iyi olduğu çok tartışmalı. Şehir hastaneleri modeli doğru bir model değil. Onların yerine küçük semt hastaneleri kurulsa çok daha yararlı olurdu. Havaalanlarının bir bölümü de büyük ölçüde zarar ediyor.

      Sil
    2. SERKAN bey, son 3 yıldır ELEKTRİK TÜKETİMİ artmıyor, YATAY seyrediyor
      Büyüme İVMEMİZİ kaybettik, TIKANDIK). Bu çok korkutucu. Buna bir de, KONTROLSÜZ / PLANSIZ yatırım dönemi eklenince, bakın n’oldu:
      Elektrik Kurulu Gücü: 97,000 MW
      Puant Güç: 50,000 MW
      Nominal Güç: 40,000 MW.

      Korkunç bir KAPASİTE FAZLAMIZ var. İlk bakışta, hoşumuza gidiyor, GÜÇLÜYÜZ hissi veriyor ama maalesef öyle değil.

      Sil
    3. Elektrik işi önemli:

      Süleyman Demirel niye Bulgaristan'dan elektrik alıyoruz.
      https://www.youtube.com/watch?v=GJ2GLJtby5s

      Sil
  11. Mahfi Bey, verdiğiniz bilgiler için teşekkürler. %62,8 ile dünyada kacinciyiz? Bunun bilgisini de verebilir misiniz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ABD, Euro Bölgesi ülkeleri, İngiltere, Japonya, İsviçre gibi ülkeler için dış borç kavramı söz konusu değil. Çünkü onların paraları rezerv para, yani iç borcu da dış borcu da kendi paralarıyla borçlanıyorlar. O nedenle kıyaslama daha çok gelişme yolundaki ülkeler açısından yapılıyor.
      Arjantin % 66 ile ilk sırada, Türkiye % 62,8 ile ikinci sırada, Güney Afrika % 55 ile üçüncü sırada yer alıyor.

      Sil
    2. Mahfi Bey, şu iki ülkeyi görünce durumumuzun vahameti daha iyi anlaşılıyor, teşekkürler.

      Sil
    3. Selam yüzde 62.8 in bir anlamı yok ki.

      Türkiye yüzde 7 ile borç aldığında 100 milyar için 7 milyar faiz ödemesi yapıyor.
      Almanya binde 5 ile borç aldığında 7 milyar faiz ödeme karşılığında 1400 milyar borç alıyor ya da türkiyeden 14 kat daha az faiz ödüyor.

      Türkiyenin yıllık ödediği faiz miktarı için almanya, 6 Türkiyenin borcunu alabilir.

      Başka bir deyişle, Almanya türkiyenin bir yılda ödediği faizi öderse, bırakın türkiyeyi tüm türk dünyası ülkelerinin borcundan daha fazla parayı kendine çekebilir.

      Türkiye, eskiden Rusya , Hindistan , Brezilya ile aynı kümede değerlendirilirdi. Şimdi, Güney Afrika, Arjantin ile.

      Türkiye ye eskiden para gelirdi, bulunduğu küme içindeki para hareketi yüksek idi. Şimdi hem kredi notu düştü, hem küme. İkisi birden olunca, fon yöneticilerinin para döndürmede kullandığı barem değişti, daha az risk almak için daha az para getirilir oldu Türkiyeye.

      Fon yöneticileri ile Türk yetkililer görüşme yaparlar, düzenli olarak görüşürler. Ben bir görüşmede fon tarafında yer aldım. Şunu diyebilirim ki, ülke yönetimleri ile yapılan görüşmeler, sorulan sorular, biraz usulen sorulan gelecekteki ülke gidişatını yönetici ağzından dinlemek için sorulan sorulardır. Yönetici bir söz söyler, not alınır, sonra Türkiye masasına iletilir, Türkiye masasından yöneticinin konuşmaları ile ilgili hangi yasal düzenleme yapıldı/yapılmadı gazetelerden, araştırma kurumlarından toplaması istenir.

      Bu işin araştırma kısmı.

      Bir de işin finans kısmı var, ne kadar kaynak hangi grup ülkelere aktarılabilir, ortalama beklenti kazancı nedir, ülkelerin kredi notu nedir. Kredi notlarına göre ülkeler gruplandırılır, bir de sermaye serbestliklerine göre, piyasa marjlarına, derinliklerine göre.

      Kredi notunun ülke yatırımına etkisinin yüzde 45 olduğunu söyleyebilirim. Yüzde 40 ile 50 arasında oynar. En büyük etki budur. (Ülkenin geçmişte dış borç ödemesinin ertelenip ertelenmediği daha önemlidir, Türkiye bu klasmanda uzun süredir olmadı. türk yetkililer bunu bildikleri için hep derler, türkiye borcunu ödememezlik yapmadı diye, bilinç altında buna vurgu yaparlar.)

      Ülkenin dış borç ödemeleri, kısa vadeli borçları, yıllık gelirine, rezervlerine oranı vs yüzde 20 ile 25 kadar etkilidir. Ne kadar yakın vadeli yüksek borç o kadar risktir.

      Yabancı para cinsinden büyüme oranı, bazı başka büyüme kriterleri ile yüzde 10 -15 arasında önem arzeder.

      Yüzde 5-10 arasında da olumlu yasal düzenlemeler, rakip fonların hareketleri, MB piyasa hareketleri vs etkili olur.

      Bunların ağırlıklarından ülkeler sıralanır, gruplandırılır, kredi riskleri ve portföy risleri belirlenir. Ardından ülkelere fon akışı yapılır.

      Hocamızın yazdığı gibi Arjantin, Güney Afrika, Türkiye arasındaki grupta fon yönetimi paylarını belirler, yatırım oranlarını belirler, giriş çıkış kurallarını belirler, yatırımını yapar.

      Ortada duygusal bir durum yoktur. Her ani olayda kamu yöneticilerinin yurtdışına çıkıp demeç ve toplantı yapmasını gerektiren bir durum da bulunmaz. Toplantı herkes yapabilir, ancak fon yatırım kararını bir dönem/yıl önce vermiştir. Toplantı ile hemen para göndereceğim diye bir durum olmaz. Belki, en fazla, Arjantin, Güney Afrika arasında fon dengelerken Türkiyeye biraz ağırlık kaydırır, ya da Türkiyeden diğerlerine aktarır o kadar.

      Sil
  12. Tabloya baktığımızda durumumuzun gayet iyi olduğunu görüyoruz. Net borcumuzun GSYH'ye oranı %37,5 ise CDS priminin ülkemizle ilgili bu kadar yüksek olmaması gerekir. Tabloya göre borcumuzu ödemede bir sıkıntı yaşamayız. Bunun açıklaması ABD ve AB ile süregelen sıkıntının krize dönüşme ihtimali midir Hocam? Sorun mali değil siyasi mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Türkiye CDS doğası gereği hep yüksek olur.
      Yüzde 1 Faiz ile borçlanan yunanistan 500 milyar Euro ya 5 milyar Faiz öderken,
      Yüzde 6 faiz ile borçlanan türkiye 5 milyar faizi 83 milyar Euroya veriyor.
      Yani Yunanistan Türkiye den 417 milyar euro daha fazla parayı aynı cari maliyet ile alır.

      Yüzde 37.5 gibi görünen net borç oranı, kıyaslama açısından yanıltıcıdır. Siyasetçiler çok kullanır.

      Aynı miktar emek ve sermaye ile Yunanistan para biriminden bağımsız olarak, Türkiyeden daha verimli iş yapar. Yüzde 120 lik borcu döndürebilir, Türkiye net yüzde 45 i görse tıkanır.

      Sizlerin de hissettiğinizi düşünüyorum, bir araba ab de ne kadar tr da ne kadar? bir araba bir şöför aynı miktar ticari malı taşırsa, ab li mi çok verimli kazanır, tr de çalışan mı? siz her gün ödüyorsunuz işte.

      Mahfi bey twitte yazmış, mart ayı araç satışlarında rekor kırılmış. O rekoru, size kargo gelirken, ekmek gelirken, marketten ürün alırken ürün fiyatlarından görüyorsunuzdur.

      Sil
  13. "Namuslu olmak ne zor şeymiş meğer. bir gün almanlar’ın pabucunu yalayan, ertesi gün ingilizler’e takla atan, daha ertesi gün de amerika’ya kavuk sallayan soysuzlar gibi olmak istemedik… kanunlu, kanunsuz baskılar altında ezile ezile pestile döndük. bugünün itibarlı kişileri gibi, kese doldurmadık, makam peşinde koşmadık. iç ve dış bankalara para yatırmadık. han, apartman sahibi olmak, sağdan soldan vurmak ve milleti kasıp kavurmak emellerine kapılmadık. milletin derdine derman olacak yolları araştırmak istedik. bu ne affedilmez suçmuş meğer!"

    Sabahattin Ali, katledilişinin 73. yılı bugün.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tek parti CHP'si çok zulümler yapmıştır. O zamanlarda CHP'ye muhalif olmak deliliktir. İllaki hapse düşersin. 1923-1950 yılları arasında Türkiye'de özgürlüğün, ö harfinin çizgisi bile yok. DP'yi eleştirdiğim yerler var ama 1950-1954 yılları arası, CHP zamanına göre değerlendirdiğim zaman özgürlükler var. 1954 yılından sonra, DP'de anti özgürlük yasalar çıkarmıştır.

      Sil
  14. ENERJİ başlığı altındaki PROJELERİ nerede görebiliyoruz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben göremedim eğer siz bir yerde görürseniz lütfen yazın.

      Sil
    2. 5 büyük inşaat firmasına verilen ihalelerin altında görebilirsiniz.

      Sil
  15. Bilgin Bilgin3 Nisan 2021 00:09

    Mahfi Bey,
    Geçen günlerde kişisel enflasyonunuzun %20 olduğunu ifade etmiştiniz.
    Neredeyse herkes gercek enflasyonun Tuik enflasyonundan yüksek olduğunu belirtiyor.
    Enflasyon %19 dan yüksekse negatif reel faiz var demektir, yani faizler yüksek değildir.
    Anladığım kadarıyla iktisadin %60 psikoloji.



    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Selam Bilgin Bilgin,

      Rakamlar hatalı ölçülse bile aslına yakınsamaya başlar bir şekilde.
      TL fiyatlarının nası bir günde % 4-5 hatta 10 oynadığını görüyoruz.

      İktisadın %99.9 u insan; insan -> sosyoloji+psikoloji, gerisi matematik.

      Siz insan olduğunuz için iktisadın yüzde 99.9 unu bilirsiniz, geri kalanı için benim gibi insanlar 40+ yıl çalışsak iktisadın %0.1 bilgisini tamamlayamıyoruz.(ben iktisat uzmanı değilim, matematiğim kuvvetli)

      %19 bana göre az bir faiz oranı işleri toparlamak için, Mahfi hocamızın hep söylediği bir sözü var, faiz bir süre kazandırır, o süre içinde para politikası dışında düzenleme yapılmayınca, faiz çözüm olamıyor. Ekonomik verimsizlik uzun zamandır ülkenin sorunu; Sarmal benzer, verimsizlik- işsizlik- cari açık- TL değer kaybı- faiz - artan dış borç -> düşük gelir, sarmalın tekrar başlaması.

      Bir takım reel varlıkların Türkiye'ye ait olmadığını düşünürüm (Türkler de sahip çıkmadığı için) uzun zamandır. Misal, eski döviz rezervleri ve borsa yatırımları gibi. Son 2 yılda, bunların sabit olarak Türk yönetiminden alınıp, ülkeye borç olarak tekrar transferi şeklinde bir hareket olduğunu görüyorum dış piyasalarda. Yani MB 10M$ satıyor, bir şekilde 10M$ borç hanesine yazılıyor. Böylece o varlıkların TL 'nin zayıf ve riskli yanları ile bağları koparılıyor. Türk borsasındaki para, kur riski ve ülke riski taşır, o parayı Eurobond olarak Türkiye'ye verirseniz, döviz riski ve yüksek faiz sebebi ile ülke riski temizlenir. Ayrıca, borç verince direk uluslar arasındaki mahkemelerin konusu olur alacak/verecek meselesi, öbür türlü borsadaki bir para gibi önce Türk yetkili makamları sonra uluslar arası hukuk aşamasından geçmesi gerekirdi. Yani Türk SPKsı ve düzenleyici kurullarını da bypass ediyor borç vermek. (Türk kamu bankalarının yaptıkları işlemlerde anlamsızlıklar var. Daha kötüsü swap ile araya MB konulup, özel bankalardan rezerv para kaynağı çekilip yapıldı işlemler. Bu işleri yapanlar bu işi bilenlerden.)

      95#iI7RflcwP&GSq

      Sil
  16. Merhaba hocam,

    Cevabını merak ettiğim bir soruyu sormak istiyorum. Eğer bir ülke parasına olan talep, arzı geçerse ne olur? Demek istediğim uzun süre tekrar para basılmazsa nasıl sonuçları olacaktır?

    Teşekkürler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Fiyat istikrarı bozulur, ülke üretimi azalır, dışardan ürün almaya başlar, cari açık verir. hollanda hastalığı ile bire bir olmasa bile benzer etkileri reel sektöre bulaşır.

      Sil
    2. Ülkenin parası aşırı değerlenir, ihracat düşer, ithalat artar, cari açık yükselir. Bu durum uzun süre devam ederse üretim düşer ve anonim adlı arkadaşımızın dediği gibi Hollanda hastalığı başlar.

      Sil
  17. Hocam, dolar yükselmeyince yorum sayısı da artmıyor. Bizim millet dolara duyarlı, dolar duyargacı var herkeste.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dolar, değer ölçüsü olunca böyle oluyor.

      Sil
  18. O son swap kapandığında,
    O son döviz çıktığında,
    O son cari açık verildiğinde,
    O son kredi notu düşürüldüğüde,
    O son üniversiteli hapse girdiğinde,
    O son hakim baskı yediğinde,
    O son meclis kapandığında,

    Beyaz çomar, betonun yenmediğini, ulu reisin dünya lideri olmadığını görecek,
    yok ettiğinin dış güçler, cehabe veya kılışdar değil, kendisi olduğunu görecek.

    Ali, bildiğin Ali, 2021.

    YanıtlaSil
  19. Hocam ülkede hep enflasyon lobisinin istediği mi olacak?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ekonomi verimsizliği görece diğer ülkelerden yüksek oldukça enflasyon devam eder.
      gh%OLyF%60p6Yd$q

      Sil
    2. Enflasyon lobisi diye bir şey yoktur. Yanlış ekonomi politikası vardır.

      Sil
  20. Hocam benim tespitlerime göre 2008 yılından sonra Türkiye'de ekonomi bozulmaya başlamış. 2003-2007 yılları arası gerçekten ekonomik olarak başarılıymış. 2008 yılından sonra özel sektör muhteşem borçlanmış. 2002-2007 arası finans kesim dışındaki sektörlerin döviz pozisyonu fazlaymış. Yani nette borçlu değiller. Cari açık yükseliş eğiliminde ama cari açığın finansmanı kaliteliymiş. Bu da Türkiye'nin rezervini artırmış ve kısa vadeli borçlarını karşılayacak duruma gelmiş hatta net döviz rezervleri, kısa vadeli borcu karşılıyor. Bütçe açığı dizginlenmiş ve kamunun borçlanma ihtiyacı sıfırlanmış.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Doğru tespit. 2001 krizinden sonra ilk düşüş 2009'dan itibaren başladı, ikinci düşüş 2013'de, üçüncüsü 2017'de ve devam ediyor.

      Sil
    2. Sizlere ek olarak, döviz ile borçlanma, 2007 sonrasındaki dönemde, her firmaya kolaylaştırılmaya da başlanmıştı. (Özellikle, yabancı yatırımlı/sermayeli yerleşik firmalar istemişlerdi. ürün alışları döviz, ürün satışıları döviz üzerinde olduğu için kredi almak istediklerinde, TL kredi riski taşımak istemediler. Piyasadaki diğer firmaları ilgilendirmeyen bir durumdu, bizi TL ile iş yapan, döviz ile ilgisiz firmaların döviz kredi almaları da sıkıntıya soktu. Yasal düzenleme gerek idi. )

      8y&9m9tqCT%V@7d8

      Sil
  21. Tcmb rezervlerindeki 50 milyar dolarlık swap borcu için yıllık ne kadar faiz ödeniyor? Bunun hesabı nasıl yapılıyor?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Selam, düşük bir kısmı yurtdışı mb ile swap, bu kısmın faizi belirsiz -bana göre-.

      Yurt içi bankalar ile yapılanlar, 3 aşağı 5 yukarı MB açıklanan faiz oranları kadar. Dönemine göre değişiyor, son bildiğim rakamla %17+ ile yenilenenler oldu, gösterge faiz %19 iken.

      mIc#C0BPHw4b@*tk

      Sil
  22. Ekonomi, ülke barış ve huzur içinde, yurttaşları güven içinde yaşadığında büyür.

    Az önce duydum, eskiden mensubu olduğum ordumuzun emekli amirallerimiz, Türk milletine bildiri yazmışlar. Burada yorumlarda işaret ettiğim tehlikeyi işaret etmişler. 43. sıradaki Emekli Amiral Türker Ertürk dikkatimi çekti, Fetö tehlikesini işaret edip istifa etmişti.

    Yaşca, imzası olan amirallerimizden daha gencim, hepsinden daha az görev yaptım, halkımızı bilirim. Bu çıkışın halk nezdinde karşılığı yok. Ordu içinde karşılığı var ise, YAŞ için birkaç ay var, onlar tesbit edildikçe ordudan atılırlar. Orduda Atatürkçü düşüncede olan 8-9 bin tane subay olduğunu düşünüyorum. Bin ile iki bin tanesini bu sene atarlar. Teknik ve operasyonel becerisi yüksek, etliye sütlüye karışmayacak iş yapanları alt-orta kademelerde fişlerler ve tutarlar.

    Ordu da, kapalı dış ortamda işini yaparsın. İşini yaparken, muhatapların da yine sen gibi benzer eğitim düzeyine ulaşmış, yetiştirilmiş kimseler olur. Halk ve sivil firmalar, teşkilatlar ile bağın yoktur. Ordu içinde toplantılarımız, özellikle bir proje üzerinde ise, sadece o gündem, o konu üzerine, sadece yetkine göre yetki alanın içinde olur. Hava durumu, akşam ki maç, son siyasi demeç, en ufak siyasi/politik yorum olmazdı.

    Erken emeklilik dolayısı ile sivil hayata geçmek zorunda kaldığımda, sivil toplantıların yarısının gereksiz laf kalabalığı, iş ortamının verimsizliği, muhatapların yetkinsizlikleri -özellikle teknik terimleri anlama, sorunu algılama eksiklikleri-, yetkisiz konuşma alanları, yanlış yönlendirmeler, hep bir boş para pazarlığı, maliyet sebebi ile projeleri erteleyip daha yüksek maliyetleri üstlenme hataları vs gibi çok sorunlu yönetim yapıları gördüm. Sivilde yaşadığım en büyük şok idi. Bunlar, büyük bankalardan ilk 50 içindeki firmalardan misaller.

    Daha kobi ölçeklerine inmedim, ki bu bahsettiklerim de, sivil hayat içindeki seçilmiş bir iş hayatı, bir de gerisi var.

    Emekli Amirallerim, zihnen çalıştıkları ortam ile sivil hayatın benzeştiğini düşünerek uyarı yapmışlar. Ahalinin, toplum olduğunu düşünerek yapmışlar, yığına hitap ettiklerini farketmemişler. Hitap ettikleri kitle, Amiral'in ne anlama geldiğini bilmiyor ki uyarının ciddiyetini anlasın.

    Tehlike diye işaret edip muhatap oldukları siyaseti de yöneten irade, bu milleti parmağında oynattı, orduyu temizledi, rejimi değiştirdi, kuklasını da en yetkili merciye koydu. Kuklanın dediği gibi "Atı alan Üsküdar'ı geçti". Kendinden o kadar emin ki, yaşlı kuklası ilkokul mezunu iken, sonraki nesil genç kuklası hiç bir işten anlamayan, kendi başına 3 cümle kuramayan birisi. Bi sonraki kuşak için de yeni kuklasını da hazırlıyor.

    Özeti, bişi çıkmaz bildiriden, etkisi olmaz, haftaya unutulur.

    RK$6r4C^HoRRshfU

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Anonim 05:14 Takdir edersiniz ki,oyun büyük.

      Sil
    2. Kripto abi, Halefi kimmiş bir deyiver hele merak ettik :) en azından kopya veriver

      Sil
    3. Selam 1714,

      Daha önce olanlardan farkı yok. 130 yıl kadar öncenin, Çin imparatoru, Batılı devletler bizi kabak oyar gibi oydu demişti (carved like melon - adamın kendi kelimeleri bunlar.) Bu örneği Türkiyede pek vermezler diye verdim. 100 yıl geçti hala unutamadılar. Osmanlıya ne yaptıklarını söylemeye gerek yok. 250 yıl önce Balkanlarda Türkçe konuşulmayacak demek, bugün Konya ovasında Türkçe konuşan kalmayacak demek ile aynı idi. Balkanlarda Türkçe konuşan yok.

      Dünya bu, herkesin bir güç mücadelesi var. Bir yerden sonra da hayatın akışına bırakmak gerek. Düşen bıçağı tutmaya çalışmanın anlamı yok. Her şey herkesin gözleri önünde oluyor. Her bireyin de kendi aklı ve oyun planı var. Anadolu, Türkler gibi ne medeniyetler gördü, geçirdi, genel gidişat belli.

      Bu da bizlerin kısa hayatları için ibretlik tecrübe.

      Uy7Y!5LWRceFmp7@

      Sil
    4. Montrö konusunda önceki yoruma ek olarak şunu yazabiliriz.

      Türkiye'nin toprak bütünlüğünü koruyan anlaşmalar var.

      Montrö karadeniz ülkeleri ile huzur içinde yaşamamızı sağlayan bir anlaşma.
      Nato üyeliği de özellikle Rusyanın bize saldırmasına engel olan bir askeri birlik üyeliği.

      Montrö yü bırakırsak, Rusya ile sorun yaşar mıyız? Askeri sıcak bir çatışma yaşamayız. Çünkü askeri olarak bizi Nato üyeliği koruyor. Ruslar da direk saldırmaz. Sıcak askeri çatışma dışındaki her alanda sorun yaşarız.

      Tahmin ettiğiniz gibi Montrö'yü bırakınca, Nato insiyatifine kalırız. Boğazlar konusunda Nato ile Rusya'nın yaptığı bir anlaşmayı kabul ederiz(öyle bir anlaşma olursa).

      Kişisel düşünceme göre; Montrö'yü delmek için, Türkiye'ye yüksek maliyetli Çanakkale ve İstanbul kanalları yaptırmak yerine, direk Montrö'den Türkiye'yi çektirmek daha az masraflı.

      Bulgaristan'dan Polonya'ya kadar bütün yaylalarda Nato uçakları konuşlanmış, tanklar hazır. Türkiye, Montrö'yü iptal etmek istemezse, boğazların kontrolünü Türkiye'den almak çok mu zor?
      Eğer, Montrö'yü Batı iptal ettirmek isterse, montrö iptal edilir, istemezse edilmez.

      Unutmayın: Türkiye uluslar arası ilişkilerde pasif aktördür, kendi başına, kendi kafasına göre bir iş yapamaz, sözleşmelerden çekilemez. Türkiye dediğimiz de, bir saray ve danışmalardan kurulu eşrafından oluşan bir grup insan, ateş olsalar ... Kimse bunları, dolayısı ile Türkiye'yi ciddiye alıp dinlemez. Türk Sarayı, kendince rasyonel davranıp, aman ağzımınız tadı bozulmasın diyecektir. Diğer yandan da, Türk sarayında oturanları kovup, yerlerine yenilerinin konulması çok mu zor? Kapının önünde, binlercesi sırada bekliyor. (Hani karikatürlerde patron der ya, bu işi yapmazsan senin yerine yapacak bir sürü adam var diye) Recep gider, Şaban gelir, Şaban gider Ramazan gelir, o gider bir sürü imam var, bir İmamın Oğlu gelir.

      Rus askerini de çok gözünüzde büyütmeyin. 2004 te askerliğimde, beni vurup Ruslar emekliye ayırmıştı, ancak biz de onların arka bahçesinde oyun oynuyorduk. Saha ve yetenek üstünlüğü bizdeydi. Abdullah Öcalan, Moskova'da kalırken, evinin etrafında Türk istihbarat subayları cirit atıyordu. Evini dinlemişlerdi. İtalyanlar gelip aldılar.

      Nato, Türkiye'yi ateşe atar mı? Rusları Türkler hırpalasın derler mi? Bilmiyorum, zor gibi ama niye demesinler ki? Almanya, Ukrayna'yı ateşe attı. Daha önce yapılmamış şeyler de değil.

      Bu işler gücü gücüne yetenedir, altta kalanın canı çıksın oyunu, oyun büyük mü küçük mü bilemem, çok büyütülecek şeyler değil, binlerce yıldır olan basit meseleler.

      Amiraller, ben askerken, benim için o kadar ulaşılmaz mevkilerdeykiler ki, benim onları anlayabilecek bilgi bilgim ve tecrübem yok. Aziz ve necip milletimizi bilirim, milletimiz boşver canımcılığı ile, bireylerinden bağımsız toplu olarak, her zaman en b.ktan seçimi yapmayı bilmiştir.

      j4kM6%&*2aK^YLRk

      Sil
  23. Değerli hocam, Avrupa merkez Bankası ve Fed sizce ne kadar daha yüksek emisyon ile gidecek , para basmayı ne zaman durduracak? Bence bu önemli bir soru çünkü esas o zaman işsizlik vs etkisini göreceğiz diye düşünüyorum. Saygılarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Selam, Covid süreci devam ettikçe devam edecek. Bahsettiğiniz gibi hastalık etkisi geçtikten sonra işsizlik ve diğer ekonomi alanlarındaki etkileri görünür.

      O etkileri gidermenin sihirli formülleri bulunmuyor, bazı batı devletleri yönetimleri sorumlu davranmaya başladılar, hastalık sonrası için dışardan içeriye iş transferi yapacak politikaların temellerini attılar, yasal düzenlemelerini aldılar.

      Etkiyi diğer ülkelere süpürmek istiyorlar, aldıkları önlemlerin gidişi bu yönde.

      5O3Nx8Tw9#FR68hC

      Sil
  24. elinize sağlık hocam bu güzel yazınız için

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Rezervlere Ne Oldu?

Veriler Kötüyse Piyasa Nasıl Böyle Canlı Olabiliyor?

Faiz Niçin Artırıldı, Şimdi Ne Olacak?