Kâr, Oy ve Yetki Maksimizasyonu Üzerine Bir Deneme

Hangi mal veya hizmetin, ne miktarda ve hangi fiyatla üretileceğine ilişkin kararların piyasada alındığı sistemde karar alma ve uygulama aşamalarında üç kurum önemlidir: (1) piyasa, (2) siyaset, (3) bürokrasi. Bu kurumların önem sırası da piyasa ekonomisi modeli içinde burada sıralandığı biçimdedir. Piyasa, toplumun taleplerine göre üretim yaparken piyasada yer alan tüketicilerin temel güdüsü elde edecekleri faydayı, firmaların temel güdüsü ise kârlarını maksimize etmektir. Siyasetçi, bu örgütlenme türünde, genel olarak, seçimle işbaşına gelir. Seçimle işbaşına geldiği için siyasetçinin temel güdüsü oylarını maksimize etmektir. Bürokrat, siyasetçi tarafından atanarak işbaşına gelir. Onun amacı ise yetkisini maksimize ederek otoritesini güçlendirmek ve yerini korumaktır. Böylece piyasa ekonomisinde, kumanda ekonomisinden farklı olarak, üç maksimizasyon olgusu çıkar karşımıza: (1) Tüketicinin fayda maksimizasyonu ve firmanın kâr maksimizasyonu çabası, (2) siyasetçinin oy maksimizasyonu çabası, (3) bürokratın yetki maksimizasyonu çabası. Bu üç çaba, birbirinin alanına geçişler yapmadığı sürece birbirini dengeler ve ekonomideki mekanizmalar doğru işler.

Bu saydıklarımız hangi mal veya hizmetin, ne miktarda ve hangi fiyatla üretileceğine ilişkin kararların siyasal ve bürokratik otoriteler tarafından alındığı kumanda ekonomisi sisteminde bu şekilde ortaya çıkmaz. Örneğin firmaların önemli bir bölümü kamu mülkiyetinde olduğu için kâr maksimizasyonu ilkesinin peşinde koşmaktan çok sosyal yarar ilkesini gözetirler. Özel kesime ait firmalar ise devletin denetimi altında çalıştıkları, fiyatlarını serbestçe piyasa kurallarına göre belirleyemedikleri için kâr maksimizasyonuna tam olarak yönelemezler. Siyasetçinin oy maksimizasyonu çabası da piyasa ekonomisindeki kadar yaygın ve yoğun değildir. Çünkü kumanda ekonomisinde siyasal rekabet de sınırlıdır. Buna karşılık kumanda ekonomisi sisteminde bürokratın yetki maksimizasyonu çabası en üst düzeydedir ve önünde fazlaca engel yoktur. Bütün bunların sonucu olarak kumanda ekonomisinde kurumların önem sırası, piyasa ekonomisinde olduğundan farklıdır: (1) siyaset, (2) bürokrasi, (3) piyasa.

Dünyada en yaygın görülen ekonomik sistem olan karma ekonomik sistemde kamu kesimiyle birlikte özel kesim firmaları da üretimin içindedir. Karma ekonomik örgütlenme biçiminde neyin, ne miktarda ve hangi fiyatla üretileceği sorularının yanıtını kısmen siyasetçiler ve bürokratlar, kısmen de piyasa verir. Karma ekonomi sisteminde, üç kurumun önem sıralaması yerine göre değişir. Batı ekonomilerinde bu sıralama piyasa ekonomisi sisteminde olduğu gibi (1) piyasa, (2) siyaset, (3) bürokrasi biçiminde iken doğuya doğru gidildikçe önem sırası kumanda ekonomisi sistemindeki gibi (1) siyaset, (2) bürokrasi, (3) piyasa biçimine dönüşür.

Piyasa sistemi, mal veya hizmetlerin fiyatının piyasada belirlenmesini öngörür. Burada fiyatları belirleyen kurum piyasadır. Buna karşılık kumanda ekonomisinde fiyatları siyaset ve bürokrasi belirler. Burada piyasa mekanizması devre dışıdır. Karma ekonomik sistemde bazı mal ve hizmetlerin fiyatlarını piyasa, bazı mal ve hizmetlerin fiyatlarını ise siyaset ve bürokrasi belirler.

Piyasa ekonomisinde kâr, oy ve yetki maksimizasyonu birbirini dengeleyen bir görünüm vermekle birlikte eğer bu grupların yetkileri arasında birbirine geçişler yaşanmaya başlarsa yetki kargaşaları da ortaya çıkar. Bu durum piyasa ekonomisinin işlevlerini yapamamasına yol açar. Normal olarak piyasada belirlenmesi gereken fiyatlara veya miktarlara siyaset veya bürokrasi müdahale etmeye başlarsa o sistem piyasa ekonomisinden beklenen yararları sağlayamaz. Böyle bir durumda siyasetçi kendi oylarını maksimize etmeye çalışırken tüketicinin fayda maksimizasyonu ve firmaların kâr maksimizasyonu ilkesini bozmaya başlar. Bu gelişme bizi piyasanın bozulmasına götürür. Özellikle seçimlere yaklaşılırken siyasetçi, yönetimi altındaki bürokratlara fiyatlara ya da faizlere müdahale etme siparişini vererek seçimde alacağı oyları maksimize etmeye çalışır. Bazen bu müdahale Merkez Bankaları gibi bağımsız yapıda kurulmuş kurumlara yönelik olarak bile ortaya çıkabilir. Bürokrat, yerini ve yetkilerini korumak endişesiyle siyasetçinin bu siparişlerini yerine getirdiğinde siyasetçi ile bürokratın amacı bir ortak noktada buluşmuş olursa da bu buluşmadan çıkan sonuç tüketicinin fayda, firmanın da kâr maksimizasyonu ilkesiyle çelişkiye yol açar. Çünkü piyasanın, kendi kurallarına göre çalışamaması kısa dönemde firmaya kazanç sağlamış olsa bile uzun dönemde piyasanın bozulmasına, risklerin artmasına ve dolayısıyla kazançların düşmesine yol açar. Siyasetçi ile bürokrat piyasaya müdahale yoluyla firmanın alanına geçiş yaparak onun kâr maksimizasyonu ilkesini zedelediği zaman sistem piyasaya yakın görünümden uzaklaşmaya ve kumanda ekonomisi görünümüne yaklaşmaya başlar.

Piyasa ekonomisinde, özellikle de döviz kurlarının dalgalanmaya bırakıldığı bir modelde, Merkez Bankasının araç bağımsızlığı önemlidir. Faizi, paranın fiyatı olarak kabul edersek faize müdahale de bir anlamda fiyata müdahale sayılır. Merkez Bankası, piyasada serbest olarak belirlenen faize doğrudan müdahalede bulunmak yerine, bankalara yönelttiği fonlamanın maliyetiyle oynayarak dolaylı yoldan onların faiz belirlemelerini belirli bir çerçevede tutmaya çalışır. Bunu yaparken siyasal iktidardan bağımsız hareket etmesi çok önemlidir. Çünkü Merkez Bankasının elinde, enflasyonla mücadele için mevcut olan en önemli araç faizdir ve faiz politikası siyasal iktidarın müdahalesine açıldığında enflasyon denetimden çıkabilir.

Türkiye’de siyasal iktidar, son birkaç yıldır TCMB’nin faiz belirleme yetkisine karışmaya başladı. Bunu bazen en üst makamdan gelen tehdit biçiminde, bazen basına demeç verme yoluyla yaptı. Bu baskıların etkisi TCMB üzerinde bazen çok açık biçimde bazen de kapalı olarak görüldü.

Ne zaman yapısal reformdan söz edilse bu kavramın tam olarak neyi ifade ettiği soruluyor. Yukarıdan beri anlattığım çerçeve yapısal reformun tipik bir örneğidir. Eğer biz, piyasa sisteminde yaşamayı kendimize model olarak seçmişsek kurumların önem sıralamasının (1) piyasa, (2) siyasetçi, (3) bürokrasi şeklinde olmasını kabul edeceğiz demektir. Eğer karma ekonomik sistemi seçmişsek ve bunu piyasa sistemine yakın bir model olarak oluşturmaya çabalıyorsak o zaman bu sıralama yine böyle olacak demektir. Bu durumda piyasaya karışma, düzenleme ve siyasetten arındırılmış denetleme ile sınırlı kalacak demektir. Bu çizilen çerçeveye Merkez Bankasının faiz belirleme yetkisi de dâhil kuşkusuz. Mesela bu aşamaya geçebilirsek yapısal reformların en önemlisini yapmış oluruz.

Yapısal sorunlarımızın neler olduğunu biliyoruz. İdeolojiden sıyrılarak bakabildiğimiz alanlarda bu sorunların nasıl çözüleceğini de iyi kötü biliyoruz. Örneğin Merkez Bankası yasasına bağımsızlık maddesini gözümüzü kırpmadan koyabiliyoruz. Ama mesele kurumların önem sıralamasının (1) siyasetçi, (2) bürokrasi, (3) piyasa biçiminden (1) piyasa, (2) siyasetçi, (3) bürokrasi biçimine geçmesine gelince orada kalıyoruz. Öyle olunca mesela Merkez Bankası yasasındaki bağımsızlık maddesi hiçbir anlam ifade etmeyen bir süs maddesi olarak kalıveriyor.  

Yapısal reform konularını tartışırken ilk önce anlamamız gereken husus şudur: Yasa değiştirmekle ya da çözümleri yasalara yazmakla iş bitmiyor. Asıl mesele o zaman başlıyor. Çünkü o yazdıklarımızı uygulamadığımız ya da tersini yaptığımızda toplumda yasalara, kurallara saygı azaldığı gibi yapısal reformların yapılıp yürütülebileceğine olan inanç da kayboluyor.  

 



Bu konuda ilk makalemi 1997 yılında Hazine Müsteşarıyken Hazine Dergisinde yazmıştım. Daha sonra birkaç kez bu temayı geliştirerek tekrar yazdım. 12.03.2002’de Radikal’de yayınlanan ‘Ekonomik Sistemler’ başlıklı yazım ve 2004’de İstanbul Bilgi Üniversitesi yayınları arasından çıkan Gülten Kazgan’a Armağan kitabının sayfa 269 – 274 arasında yer alan ‘Türkiye’nin Ekonomik Sorunlarına Farklı Bir Bakış’ başlıklı makalem de bu konu üzerinedir.

 

Yorumlar

  1. Mahfi bey bilgi (big data, anaytics) ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler sayesinde serbest piyasa ekonomisi artık bu kadar ideal işlemiyor. Fiyatlar sanıldığı gibi serbest oluşmuyor. Malum, ölçek ekonomisi ve rekabet stratejileri sayesinde artık her sektörde 2-3 baskın firma kaldı ve bu firmalar da (bu teknolojileri kullanarak) kendi aralarında organize oluyorlar ve tüketici aleyhine fiyat oluşuyor. Kimse kimsenin ayağına basmıyor. Hemen her sektörde bu durum var. Firmalar bir fiyat sırası takip eder ve bu hiç değişmez. Az sayıda esnafın olduğu küçük kasabalarda bile esnaf whatsapp üzerinden organize oluyor, fiyat rekabetine girmiyor. Piyasa ekonomisinde fiyatların serbest belirlendiği tezi artık geçerli olduğunu sanmıyorum. Bu durumda vatandaşın hakları nasıl konunacak? Hürmetler. Hakan

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kuralları düzgün işletebilirseniz (rekabet ihlali, tekelciliğin önlenmesi, kartel oluşumuyla mücadele vb) piyasa düzgün işleyebilir. Ama bu kuralları yazdıktan sonra kendi başına işlemesini beklerseniz aynen dediğiniz sonuç çıkar ortaya. Sistemi en iyi işleten ülkeler İskandinav ülkeleridir.

      Sil
    2. Selamlar Mahfi bey...bu yazıda geçen siyasal güç MB ye etki etmektedir.. peki müdahale etmesse ne olur ..Mb hatta bütün dünya MB ler ozgurmu.. hayır bağlı olduklari bir faiz lobisi ..bence ii yapıyor hükümet bunların belini bukersek işte ozaman hür gelişime ihracata açık bir ülke olacağız...bunları bildiğiniz halde neden hiç açıklama yapmıyorsunuz.. MB bin okadar başkanı değiştiriliyor... Neden çünkü o bağlı oldukları yerin dediklerini yapıyorlar.. hatta okurunun adını siz soyleyin ..

      Sil
  2. Kişisel görüşüm:Teorik ve entelektüel kapsamı çok geniş , eski-yeni tartışmalara kapı aralayan (doğu-batı , demokrasi vs.) çok güzel bir yazı olmuş. Tebrikler ve teşekkürler .

    YanıtlaSil
  3. Çözüm belli iken, sorunlar yumağında kıvranmanın sancısı her geçen gün artmaktadır. Yazınınızda da dediğiniz gibi ideolojilerden sıyrılmak, yapısal reformları da olması gerektiği gibi yapmak bu kadar zor mu?
    Yazınız için çok teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  4. Mahfi Bey,

    Düşüncelerinizi paylaştığınız için çok teşekkür ederim. Sizi daha çok okumak, dinlemek isterim. Bir sorum olacak.

    Piyasa, yöneticiler tarafından önemsenmediğinde ve o piyasa içerisinde ekonomik şartları giderek kötüleşen, enflasyonla birikimleri erimiş, refah seviyesi oldukça düşmüş halk bütün bu olanlara rağmen yine siyasetçilere oy verir mi? Peki siyasetçi, yaşam standartlarını isteyerek düşürdüğü halktan hiç birşey olmamış gibi bir sonraki seçimde oy bekleyebilir mi? Benim mantığım siyasetçinin de kaybedeceğini söylüyor. Ben bu durumda siyasetin ne yapmaya çalıştığını anlayamıyorum. Yönetim halka hizmet etmiyorsa kime hizmet ediyor bulamıyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim.
      Farklı bazı etkiler var burada. Mesela din çok önemli bir faktör. Yine de açlık ortaya çıkarsa en öne o geçer.

      Sil
    2. Yeni Maliye Bakanımızın ilk tweeti:
      Rabbim, kolaylaştır, zorlaştırma, Rabbim hayırla sonuçlandır. İşimizde bize doğruluk ver, bizi muvaffak kıl.

      Sn. Cumhurbaşkanımızın şahsımı layık gördüğü Hazine ve Maliye Bakanlığı görevini hayırla ifa etmeyi, bize gösterdiği güvene layık olmayı Rabbim nasip etsin inşallah

      Sil
    3. Selam Sn Gökhan,

      Oy yönü aşırı etkilenmeyecektir. Siyasiler de belli tabanlara hitap ederek oy alıyorlar, tabanlar ayrıştırıldığında oy geçişgenliği az oluyor. Batı Avrupa özelinde ve Türkiye özelinde çok yaşanır. Ancak, bazı istisna durumlar oluyor misal; TR bunu Özal ve Demirel ile yaşadı, aynı tabanlara hitap eden farklı liderler arasında seçim bir gidip gelirdi.

      AKP nin farkı, hepsini bir süre sonra kendi bünyesinde birleştirmesi. Sn Soylu ve ismini unuttuğum selamet parti kökenli bir lideri (Harun - Karun benzetmesi yapmıştı) AKPnin kendi içinde siyasete ikna etmesi gibi. Oy kaymasının önüne aslında basit bir teknik ile geçti. Bunun bir kuramı da var, siyaset uzmanı olmayınca sadece makalesini okumuştum zamanında; özet olarak mantık şöyleydi. Ekonomideki beklenen kazanç hesabına benzer bir matematik kullanıyor. Muhalif liderin iktidar olma ihtimali misal yüzde 10 iken iktidar partisi ona teklif götürür, oylarını iktidar partisine devşirir ama iktidar nimetlerinden faydalanır. Sn Soylu ve diğer liderin iktidar başkan yardımcılığına ve bakanlığa gelmesi gibi. Keza, Sn Bahçeli'de tabanını iktidar nimetlerinden bu teknik ile faydalandırdı.

      Batı Avrupa'da kendi bağımsız istihbaratını oluşturmuş ülkelerde görmediğimiz bir şey, siyasetin dış bir etki ile dizayn edilmesi. Biz bunu Afganistan, Pakistan, Irak, Libya, Mısır, Arap Birliği ülkelerinde çok gördük. TR özelinde Pakistan daki uygulamaya benzer şekilde, son yarım yüzyıl siyaseti belli merkezde toplama, ardından ordu-yargı ve diğer bürokrasiyi oraya bağlama, ardından ekonomiyi de oraya bağlama işi yaptılar. İşi de bitirdiler. Herkesin de gözü önünde yaptılar.

      Bundan sonra TR, Batı sermayesi destekli bir iktidar ile sermaye giriş çıkışlarının merkezi olarak kontrol edilebildiği bir yapıya bürünüyor. Bu yapıda iktidarı halk değiştiremez. Demokrasi askıdadır. Ahali belki isyan edebilir ama işe iktidar değiştirmek için işe yaramaz. Artık siyaset işi TR halkı için tek yöndür. Oy, TR içinde değil ama TR dışı için sermayenin (ve istihbaratın) yaptıklarını meşru gösterme aracıdır.

      Ben siyasi dönüşümün batı istihbaratı eli ile yapıldığını burada yıllardır yazdım.

      Dediklerimin bir sağlamasını Kantitatif yöntemler ile yaparsınız. Misal; İngiliz Ticaret Bakanlığı resmi sitesi TradeGovTr adresine giderseniz. Herkesin TR dan kaçtığı dönemde, nasıl ticari işbirliği için TR hükümet kaynakları ile kamu kurumları ile ilişkiye girdiklerini görürsünüz. Pakistan a yapılanın benzeridir. Ahalinin üretimi merkezi bir el tarafından dağıtılacaktır.

      Bi sonraki seçim için muhalefet de iktidara destek olacak, halkı iktidara oy vermeye yöneltecek kukla bir aday ile seçime girecek. Böylece oy mekanizması tek yöne gitmek üzere etkisiz olcak.2017 seçimleri kritik idi, o seçimde TR halkının tercihi Hayır iken Evet olarak lanse edildi. Yine burada oy değişimlerini de yazdım.

      Benim açımdan TR gidişatı belli, önümüzdeki 10 yılın ekonomik, siyasi yapısını çok net görüyorum. Göremeyenler için de yeterince yazdım, yazmak da çok bunaltıcı ve sıkıcı. Yeterince yorumum oldu, tarihe de not düştüm. Artık yazmasam benim için de iyi olacak.

      K0mv5U^JV7IdyXou

      Sil
  5. Bence bu makaleye piyasanın sağlıklı işliyor olmasının önemi de eklenmeli. Rekabet ihlallerinin siyaset veya bürokrasi tarafından etkin denetlenmesi de çok önemli. Değilse piyasa kendi arasında birlik olup karını daha bir maksimize etme yoluna sapabiliyor.
    Sağlıklı işleyen bir piyasa en iyisi. Zira siyasetçi yanlış karar verebilir, bürokrat üstüne tüy dikebilir ama piyasa orta yolu bir şekilde bulur.
    Siyaset-bürokrat ilişkisi de belirleyici. Kimi bürokrat sizin gibi koltuğunu düşünmeyip siyasetçinin karşısına dikilebilirken kimisi de her cümlesine sayın Cumhurbaşkanımızın talimatlarıyla diye başlayabiliyor.

    YanıtlaSil
  6. Hocam emeğinize, kaleminize sağlık çok teşekkür ederim beni aydınlattınız. Ülkemizde uzun bir zamandır çok değerli bir kurumumuz olan MERKEZ BANKASININ altı o kadar boşaltıldı ki artık adı bile değersizleşti sanki bir kamu bankası gibi hareket ediyor ve güven vermiyor. Zaten hali hazırda düşük olan güven dahada düşmeye başladı. Dolara müdahale ediyorum diyorlar dolara müdahaleleri bile işe yaramaz hale geldi, döviz yükseldikçe faiz indirimi yapıyor ateşi körüklüyor.benim gelecek endişem çok daha arttı hocam sadece hayatta kalmaya çabalıyoruz nasıl olacak nasıl düzelecek farazi Hükûmet değişti yerine gelenler bu işin içinden nasıl çıkacaklar . çıkmaya çalışacaklar mı ? . artık gelecek tamamen karanlık oldu benim için. Yeni kuşağa böyle kötü bir durum hazırladığımız için kendimi suçlu hissediyorum. bir kızım var onun için daha çok endişeleniyorum biz zaten kayıp bir kuşak olarak kaldık onları kurtarabilseydik keşke .

    YanıtlaSil
  7. Tek dönem seçilme kanunu getirilmediği sürece siyasetçilerin oy maksimizasyon eğilimleri ve bu çerçevede uyguladıkları politikalar bu ülkeye bela olmaya devam edecek gözüküyor.

    YanıtlaSil
  8. Hocam bu asgari ücrete yüklü bir zam enflasyon sorunumuzu stagflasyona sürükler mi ?

    YanıtlaSil
  9. 20 yıl. Tebrikler. Teşekkürler. Sanıyorum dikkate alınmadığından, siz ayrılmıştınız. Dikkate alınmasını nasıl sağlarız.

    YanıtlaSil
  10. Mahfi Bey çok güzel bir yazı olmuş elinize sağlık. Bu üçlü yapının birbiriyle ilişkisinde ve alanlarının kesişmesinde hakemlik yapacak hukuk/ bağımsız yargının da adalet maksimizasyonunu hedeflemesi de beklenir sanırım.

    Birbiriyle çelişmesi ve kesişmesi neredeyse kaçınılmaz olan bu üçlü maksimizasyon çabası, ancak evrensel hukuk/bağımsız yargı sayesinde Pareto optimum bir noktaya ulaşarak toplamda maksimum faydayı garanti altına alabilir diyebilir miyiz?
    Saygılar, Erdal

    YanıtlaSil
  11. Hocam öncelikle emeğinize sağlık, ama artık sözün bittiği yerlerdeyiz.

    Çünkü, özellikle pandemi sonrası, belirli kur ve faiz seviyeleri belirlenerek, dışarıdan içeriye ve içeriden dışarıya bazı kontrollü fon transferleri gerçekleştirilerek enteresan bir finansal model oluşturulmuş durumda..yurtdışı muhabir bankaların hesapları, gelecek aylarda açıklanacak NHH verileri ile son durum daha net ortaya çıkacaktır bu son döngüde..

    öte yandan, enflasyonla mücadele, cari açık, ekonomik prangalardan kurtulma gibi söylemler ise sadece bu işin algı operasyonu tarafı gibi duruyor..

    doldur-boşalt Türkiye ekonomisine hoşgeldiniz..
    xyz..

    YanıtlaSil
  12. Hocam Nebatinin gelişi ekonomide olası bitkisel hayatın göstergesimi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Oo adsız 18:44 eve internet bağlatmışsınız, ilk internet espriniz hayırlı olsun.

      Sil
  13. Mahfi bey asgari ücretin % 30 civarı artacagi belirtiliyor. Şu an Réel sektör de ciddi sıkıntılar başladı ve vadeli satışlar bircok sektörde iptal ediliyor.böyle bir ortamda asgari ücretin % 30 artırılması işsizlik patlaması yaratmaz mi.önümüzdeki aylar iç piyasada daha büyük sıkıntılar başlayacak gibi

    YanıtlaSil
  14. Amaaan hocam, içimiz şişti, amaan batmışız zaten bari neşeli batalım.

    Güvercin uçuverdi.
    https://www.youtube.com/watch?v=70KXz2-rFAY

    YanıtlaSil
  15. Siyaset:yollar yürümekle aşınmaz.ne istedilerde vermedik,dün dündür bugün bugündür..
    Bürokrasi:yan gelip yatma yeri değildir.benim memurum işini bilir.mart ayında bir kediler bir maliyeciler...kadayıfın dibi kızarıyor,plan değil pilav istiyoruz..
    Piyasa:bir koyup üç alıcaz,bunlarrr faizci zihniyet,ben hiçbir zaman faizci olmadım..yetmiş cente muhtacız,azdan az çoktan çok gider,kur bugün çıkar,yarın düşer..
    haa birde:benzin vardı da bizmi içtik?

    YanıtlaSil
  16. Hocam sizden bir istekte bulunmak istiyorum. Önümüzdeki günlerde karşılaşabileceğimiz sermaye kontrolleri ve bu senaryolar halinde neler yaşayabileceğimizi ve ne gibi önlemler alınması gerektiği konusunda bir yazı kaleme alabilirseniz derin fikirlerinizden istifade etmiş oluruz

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Rezervlere Ne Oldu?

Lozan Antlaşması 2023'de Bitecek, Biz de Madenlerimizi Çıkarabileceğiz

Veriler Kötüyse Piyasa Nasıl Böyle Canlı Olabiliyor?