Kitaplarımın Özelliği

Piyasaya çıkarılmak üzere yazdığım ilk kitap Hazine idi. Hazine hakkında bir kitap yazmaya beni iten şey bu önemli kurumun ne yaptığı, hangi alanlarda karar aldığı ve uygulama yürüttüğü konularının bilinmemesiydi. O sıralarda Hazine haftalık iç borçlanma ihaleleri yapıyor, dış borçlanmayı TCMB’den devralmış, devlet adına yürütmeye başlamış bulunuyordu. Hazine hakkında bilinen tek şey 'devletin borçlanmasını zaman ve mekân itibarıyla denkleştirmek amacıyla borçlanma yaptığı’ idi. O dönemde yayınlanmış kamu maliyesi kitaplarında da aşağı yukarı bu kadarlık bilgi yer alıyordu. Oysa Hazine, buna ek olarak kamu iktisadi teşebbüslerinin finansman işini yürütüyor, Türkiye’nin uluslararası ekonomik kuruluşlarla (IMF, Dünya Bankası Grubu, OECD, uluslararası kalkınma ve yatırım bankaları vb.) ilişkilerinde devlet adına görev yapıyor, bankacılık ve kambiyo düzenlemelerini yapıyor, uygulamalarını şekillendiriyordu. Bu konulardaki genel bilgiler dışındaki ayrıntılar kamuoyunun hatta konuyla ilgili kişilerin bile bildiği şeyler değildi. Hazine’de görev yaptığım yıllarda Hazine’sine sahip çıkamayan bir toplumun geleceğine sahip çıkmasının çok zor olacağını fark etmiştim. İnsanlar ödediği vergilerin nereye harcandığını, niçin borçlanıldığını, IMF ile ne amaçla görüşmeler yapıldığını bilmeli, hatta hesabını sormalıydı. Hazine kitabını yazmamın nedeni bu bilgileri kamuoyuna vermek ve Hazine’yi bilinir, izlenebilir, hesap sorulabilir bir kurum haline getirmekti. İlk kez 1997 yılında basılan kitap bugüne dek 18 kez basıldı, okullarda ders kitabı olarak okutuldu, çok olumlu eleştiriler aldı, hala da satılıyor, okunuyor. Amacıma bir nebze de olsa ulaştığımı ve Hazine’nin eskisine göre çok daha bilinir ve izlenebilir bir kurum haline gelmesine katkıda bulunduğumu düşünüyorum.

Sonrasında yazdığım bütün kitaplarımda aşağı yukarı aynı mantık yer aldı. Mesela Türkçe makroekonomi kitaplarının pek çoğunda Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın veya Türk Hazinesi’nin ekonomi politikası içindeki yerinden ve yaklaşımlarından çok ABD Merkez Bankası Fed’in uygulamalarının ve batılı ülkelerin maliye politikalarının ayrıntıları yer alıyor, Türkiye uygulamalarından pek söz edilmiyordu. Makroekonomi kitabı yazmaya bu nedenle karar verdim. Teoriyle uygulamayı birleştirmek, teorinin uygulamaya, uygulamanın da teoriye nasıl yansıdığını gösterebilmek ve bunu yerel uygulamaları kullanarak yapabilmek için Türkiye uygulamalarını kitaba yansıttım. Bu yaklaşım çok ilgi çekti ve makroekonomi kitabım Türkiye’de en çok baskı yapan makroekonomi kitaplarından birisi oldu. Benzer yaklaşımları sonraki bütün kitaplarımda izledim. Teorik yapının uygulamaya yansımalarını hep Türkiye’den örnekler vererek ve Türkiye’yi başka ülkelerle karşılaştırarak yapmaya çalıştım. Türkiye’de, teoriden, genel dünya yaklaşımlarından farklı görünen uygulamaları ele aldım, eleştirilerimi ortaya koydum. Bu yaklaşımım okurlar tarafından çok beğenildi ve benimsendi o nedenle kitaplarım hep çok satanlar listelerinde yer aldı.

Ekonomi dışındaki kitaplarımda da aynı yaklaşımı izledim. Hitit tarihini öykülerle anlatan Anitta’nın Laneti de özellikle Mısır tarihi üzerine yazanların Hititler hakkında yarattığı yanlış izlenimleri düzeltmeye yönelikti. Örneğin Mısır ile ilgili yazılanlar Kadeş savaşını Ramses’in kazandığını Hititlerin yenildiğini anlatıyordu. Oysa benim yaptığım incelemeler ve okumalar bunun tam tersi olduğunu ortaya koyuyordu. Hititler üzerine çalışmalarımı iyice derinleştirerek Hitit tarihini öykülerle anlatan Anitta’nın Laneti’ni yazdım. Kitap, umduğumdan çok daha fazla ilgi gördü. Yılın en çok satan kitapları arasına girdi ve son derecede olumlu eleştiriler aldı. Az bilinen Hititleri, öyküleştirerek anlatmakla hem bu uygarlığın hem de başkentleri Hattuşa (Boğazköy) ve onun içinde yer aldığı Çorum’un tanıtımına ciddi katkım oldu. Bu nedenle de Hatuşa ve Çorum bana fahri hemşerilik verdiler.

Polisiye roman yazmaya da aynı nedenlerle girdim. Öteden beri polisiye roman okurum ve bu tarzı çok severim. Polisiye romanlar genellikle iki gruba ayrılıyor. İlki klasik polisiye denilen ve bir suçu inceleyen bir veya birkaç kişinin (bir dedektif, bir avukat ya da bazen Agatha Christie’nin Miss Marple tiplemesinde olduğu gibi amatör bir meraklı) suçu araştırdığı, suçlunun peşine düştüğü roman türüdür. Bu türde toplumsal sorunlar, yasal eksikler gibi konular fazla önem taşımaz ve eleştirilmez. Asıl olarak suçlunun yakalanıp itiraf ettirilmesi üzerine odaklanılır. İkincisi kara roman denilen bir türdür. Kara roman türü suçu işleyenin kim olduğunu araştıran klasik polisiye romanlarından farklıdır (Raymond Chandler’in Philip Marlowe tiplemesi.) Burada suçu ve suçluyu araştırana karşılık kanıtları gizlemeye çalışan, suçu araştıranı önlemeye hatta tehdit edip öldürmeye kalkanlar da vardır. Kara roman türünde alttan alta bir toplumsal ve hukuksal eleştiri de bulunur. Batıda yayınlanan polisiyeler arasında her iki türde de çok sayıda örnek var. Ama her iki türdeki eserler de genellikle cinayet, hırsızlık, intikam gibi konular üzerine kurgulanıyor. Son yıllarda kuzey ülkelerinden çok sayıda polisiye ve gerilim romanı çıkmaya başladı. Bunlar da daha çok seri cinayetler, sapıkça işlenmiş cinayetler, seri katiller üzerinde yoğunlaşıyor. Benim polisiye roman yazmaya başlamamamın nedeni bizde bu tür olayların nispeten az olmasına karşılık mali suçların (sahtekârlık, dolandırıcılık, kamu malının çalınması vb.) ve siyasal suçların (siyasal gücün kötüye kullanılarak çıkar sağlamaya yönelmesi vb.) çok sayıda olması. Bizdeki polisiye romanların büyük çoğunluğu aslında bizde çok yaygın olmayan, batıda yaygın olan suçlar üzerine kurgulanıyor ve bizde yaygın olan mali suç veya siyasal suçlar üzerine kurgulanmıyor (Ahmet Ümit’in Kukla romanı siyasal suç üzerine yazılmış az sayıdaki istisnadan biridir.) Bu, tıpkı makroekonomi kitaplarında para politikasını anlatırken bizim Merkez Bankasının ne yaptığını anlatmak yerine Fed’in ne yaptığını anlatmak gibi geliyordu bana. O nedenle bizde yaygın olan mali suçları ve siyasal suçları içeren romanlar yazmaya karar vererek yola çıktım. Önce Inferis sonra da Sahte Sultan bu düşüncelerle yazıldı. Her iki romanda ayrıca günlük yaşantımızda çektiğimiz sıkıntılar, kentlerimizde kaybolan güzellikler, düşünce özgürlüğümüze indirilen darbeler gibi toplumsal konuları da işleyerek farklı bir yöntem benimsedim. O nedenle bu polisiye romanlarımı klasik polisiyeyle kara romanın bir karışımı olarak hatta onlardan biraz daha farklı bir yerde bir toplumsal içe bakış ve eleştiri kitabı olarak görüyorum.

Özetle söylemem gerekirse benim yazma nedenim; bizde yazılan çoğu eserin bizdeki sorunları ele alıp tartışmak yerine Batıdaki örnekleri gibi yazılmış olmasıydı. Ben, bizdeki örnekleri ele alan kitaplar yazmaya yöneldim.

Yorumlar

  1. Talha Erkaymaz4 Mart 2022 16:46

    Hocam merhaba,ben de sizin gibi kitaplar yazmak ve insanlarla paylaşmayı çok istiyorum. 20 yaşındayım ve hukuk fakültesi öğrecisiyim. Acaba bu amacımı gerçekleştirmek için verebileceğiniz bir tavsiye var mı? Kitap okumayı,okuduğum kitaplardan notlar almayı,çevremdeki insanlar ile paylaşmayı çok seviyorum. Kitaplar hakkında konuşurken tüylerim diken diken olur genellikle. Ayrıca şiir de okumayı çok seviyorum. Sizce kitaplar yazmak isteyen bir kişi bu işe öncelikli olarak nereden başlamalıdır?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sn Talha;

      Her gün belli zamanınızı yazmaya ayırın.
      İnsanlar okumak ile yazmayı karıştırır.
      Yazmak yetenek işidir, yazdıkça daha iyi yazarsınız.
      Zaman içinde okuyanların bilmediği kelime, cümle kullanımlarını öğrenirsiniz.
      Mahfi bey gibi okuyucuyu yakalayacağınız platformlar kurun.
      Blog gibi, twitter gibi.
      Yabancı dille yazıyorum, türkçe yorumlarımı sadece buraya yazarım.
      Türkçe bilgi vermek için yazarım.
      Çoğu türkçe yorumum iki iş toplantısı arasına sıkışmıştır, kelime, cümle hataları çoktur, okumaya vaktim olmadan yazarım, yani draft diyebiliriz onlara.
      Yazmak ayrıdır, editörlük ayrıdır.
      Yazar olmak yaratıcılık gerektirir.
      Editörlük, dil, gramer, cümle kalıpları kullanmayı.
      İkisi beynin farklı yerlerini çalıştırır, iki yetenek çok ama çok az insanda birarada bulunur.
      Zamanla iyi bir editörünüz olsun.
      Yazdıklarınızı okutun, yakın arkadaş çevrenize eleştirsinler.
      Eleştirileri rasyonel şekilde inceleyin.
      Sosyal medya da bu iş için iyidir.
      Mahfi bey'i şöyle tanıdım,
      Kara Harb Okulunda iken Radikal'de yazısının üstünde epostası vardı,
      Kışladan yazısına kendi ismimle bir yorum epostası attım.
      Arada göreve de gittim için epostalarıma sık bakmazdım.
      İki üç hafta sonra gördüm, yorumuma hemen cevap yazmış.
      İçimi ısıtmıştı, çok mutlu olmuştum.

      Yazanları okurken, kimin gerçek yazar, kimin yazar olmak istediğini anlarsınız.
      Çok az yazarın eseri 100. yılına ulaşır.
      Türkçe Aziz Nesin dilini severim.
      Yazdığım yabancı dilde, yaşayan ve eserleri en çok satan listesinde olan bir ustayı incelerim.
      Yazmak herkes için değildir.
      Amacınız olmalı.
      Yazarak para kazanmak istedim.
      Kariyer yapmak istediğim için de dili kullanmayı öğrenmek istedim.
      En iyi bildiğim işle ilgili teknik konularda yazmak istedim.
      Bilgime güveniyordum.
      Yazım zayıftı.
      75bin kelimelik ilk kitabımı Amazon'da yayınladım.
      Yazı tekniğine bakınca şimdi çok zayıf buluyorum.
      Aynı konunun çok küçük kısmını ele aldığım blog yazılarından daha çok kazanıyorum.
      Teknik sebebiyle, okuyucuyu çekiyor.
      Kitap ve yazılarımı kullanarak kariyerimde de adım attım.
      Global bankada Vice President iken, bir senede Managing Director oldum.
      Sebebi dil kullanım yeteneği.

      200 üzeri blog yazısı yazmışım.
      Aralık başından beri 30 tane yazmışım.
      2021 yılında 130 bin kelime blog yazısı yazmışım.
      Üç tane büyük firma sunumuna davet edilip, birer saatlik üç sunum yazmışım.
      Draft olarak fikirleri google drive da tutuyorum, 300 blog yazacak draft var.
      Bunları tam zamanlı işte çalışırken yaptım.
      Yazdığınız her şeyi ölçün, ölçmediğiniz yazıyı yönetemezsiniz.

      Askeri lisede Ord.Prof Ali Fuad Başgil "Gençlerle Başbaşa" kitaplıktaydı.
      Bilmem neden hayatım biraz onunkine benzedi.
      Cephede bile not tutarmış, yukardaki kitabı Kafkas Cephesindeki draftlarından yazdığı söylenir.
      Sürekli not tutun.

      Bilgime çok güvendiğim yazılımla ilgili konularda ilk el egzersizlerimi yaptım.
      Tekniğim gelişince bireysel finans, bitcoin, kripto, kira, mortgage, ev sahipliği finansı, paranın yaratım süreçleri,
      banka sistemine dair yazılar ile kitlemi oluşturmaya başladım.

      10 parmak klayve öğrenin.
      F klavye kullanırım.
      Dakikada 120 min hatasız kelime vuruş sayısına ulaşın.
      Hep ölçün.
      Bu yazı 3763 karakter olmuş.
      10:14 te başlamıştım, 10:30 toplantım var, yetiştirdim.
      Yazıya şöyle baktım, çok hatalarım var.
      Okurken hissedeceksiniz.
      Üzerlerinden geçmeye vakit yok.
      Yazmak, iyi yazmak emektir, zaman ister.

      pFlIu77DA0whmtmr

      Sil
    2. Sn Adsız 18:54 blog adresiniz nedir?

      Sil
    3. Gelişim adına her cümlesine katıldığım bir yorum olmuş. Blog adresini yazsaydı takip ederdim. Kitap yazmakla blok yazmak arasında çok kuvvetli bir bağlantı var. Blogda yazıları yayınlarken bir yandan gelistirerek yeniden düzenlemek kitap için önemli bir hazırlık. Çalışmalarınızın ve Başarılarınızın devamını dilerim.

      Sil
  2. Mahfi Hocam, yazdığınız kitaplar çok değerli. Kitaplarınız bir defa değil çok kez okunmalı. Kitaplarınızdan çok şey öğrendim. Bu nedenle sizden yeni kitaplar bekliyoruz. Elinize sağlık. İyi ki varsınız...

    YanıtlaSil
  3. Mahfi bey

    Bu savaş zaman içinde sönümlense de, gerginliğin devam edeceği gözüküyor.

    Dünya genelinde hammadde fiyatlarında artış olduğu söyleniyordu.

    Bu savaş, hammadde fiyatlarındaki artışı daha da hızlandırır mı?

    Yoksa, belirsizlik olduğundan insanlar harcamalarını azaltır ve böylece hammadde fiyatları artık artmaz, düşüşe mi geçer?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hammadde fiyatları bu olay devam ettiği sürece yükselir.

      Sil
    2. 4 Mart 2021'de buğday fiyatı: 6,5 Dolar

      4 Mart 2022'de buğday fiyatı: 13,4 Dolar

      Kaynak: https://twitter.com/spectatorindex/status/1499697633178578948

      Mahfi bey, buğday fiyatındaki artış hızı normal mi? / anormal mi?

      Sil
    3. Selam,
      Hammadde fiyatları gerginlik olduğu sürece artar.
      Ancak; siz ben normal insanlar, global ticaretin çetrefilli dehlizlerini bilmiyoruz.
      Şimdi Rus varlıkları tarihi diplerini yaşıyor, Rus borsası kapalı.

      Hiç ummayacağınız şirketlerin Çin uzantıları, OTC pazardan Rus varlıklarını toplamaya başladı.
      Bir petrol firması, Rus operasyonunu kapatırken,
      Çin deki farklı isimdeki aynı ortaklık yapısı ile kurduğu şirketi ile Rus varlıklarını topluyor.

      Rakam da vereyim, uzun vadeli sözleşme ile ;
      Rus Petrolünü varili 28.50 dolardan bir firma aldı,
      Avrupanın en büyük iki petrol firmasından biri.
      Şu anda Rus petrollerini 22.70 cent ile alan dağıtım firmaları da var.
      Bu rakamları size Türkiye'den kimse veremez. Tamamen insider bilgi.

      Mevcut piyasa kontrat fiyatı ise 112.78 dolar.

      Çalıştığım bankanın çalışma grubu petrol varil fiyatlarının
      180 dolar üzerine çıkabileceği raporunu hazırladı.

      Dün önceki yazıya 18.07 de yorum yazmıştım.

      Savaş işi pis bir iştir. Savaş Lordları ile baş edemezsiniz.

      Finansallaşma, insanları reel varlıklardan koparmıştı.
      Reel varlıklara ulaşanlar, onlar üzerinden kağıt üretip marj oluştururdu.
      İnsanlar ulaşamadıkları reel varlıklara şimdi astronomik fiyatlar veriyorlar.

      Önceki yorumlarımda yazdım, bu savaşın 7-8 yıl uzaması çok istenen bir durum.

      Yukarda reel petrol fiyatlarını verdim size.
      Sesi dün Arap Prensi Muhammed bin Salman'dan geldi.
      Tabi, o da müşterisinin fiyatını görüyor, piyasa yapıcılardan.
      Kendi hayal aleminden talepler sıralamış, Yemen savaşına destek istiyor.
      Tanınmak istiyor.
      Elinde 28.50 dolar fiyat olan adama, fiyatımı indirmem diye rest çekmiş.
      Restini dürür, cebine koyarlar onun da.

      Bizler küçük insanlarız,
      Tercihlerimiz bizleri küçük yaptı,
      Bu oyunlardan koptuk,
      Sanal bir demokrasi de, sanal temsilcilere oy verdik,
      Bu da bize maliyeti.
      Evet, petrol bize şimdilik 118 dolar, dağıtıma 22-30 dolar.

      pU423NGDJQ3JXzDI

      Sil
    4. Bloomberg haberleri ne zamandandan beri insider bilgi oldu,Rus petrolünü varilini 28.50 dolardan
      alan firma Shell, varil fiyatlarının 180 dolar üzerine çıkabileceği tahmini yapanda JP Morgan.

      Sil
    5. Sayın Adsız 22:26,

      Bahsettiğiniz Waterloo savaşından bu yana yaşanan bir gerçektir.
      Savaşın kazananını,askeri zaferlerde arayanların ıskaladığı bir gerçektir bu.
      Savaş pahalı hem de çok pahalı bir iştir ve paraya ihtiyaç duyar.Paranız az ise ve yoksa ama savaşmak zorundaysanız,borçlanırsınız! İşte savaşların kazananları aslında bu borcu verenlerdir.”Modern” dönemde bu hep böyle olmuştur.
      En tipik örneğini kendi coğrafyamızdan verelim:
      Osmanlı’nın 18. ve 19. yüzyıldaki savaşlarına ve bu savaşların borç verenlerine bir bakmak gerekir.Kim kazanmış,kim kaybetmiş?
      Duyun-u Umumiye’ye giden sürecin taşları nasıl döşenmiş?

      Savaş,savaşan taraflara borç verenler için çok kârlı bir iştir.
      Kâr marjı da çok yüksektir.

      Soru şu:
      Modern dönem savaşlarının sözde çıkış sebepleri,aslında savaş sonrası zenginliğini plânlayanların bir komplosu olabilir mi?Bu sebepler gerçek miydi?

      Sil
  4. Dikkatli olmanızı öneririm Mahfi bey:

    "Siz iktisatçısınız, roman yazmak hakkıda uzmanlığınız yok, öyleyse neden uzmanı olmadığınız konuda yazıyorsunuz"cular yine gelebilir sitenize ;-)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Buyursunlar gelsinler.

      Sil
    2. Mahfi bey

      Siz iktisatçısınız, roman yazmak hakkıda uzmanlığınız yok, öyleyse neden uzmanı olmadığınız konuda yazıyorsunuz?

      Sil
  5. Hocam ben okulu ve bölümü hiç sevmezdim. Çok kararsızdım notlarimda sınıfta neredeyse sonuncuydum. Ne yapacağımı bilmiyordum. Sonra bu siteden sizin İİBF öğrencilerinin sorunları için yazdıklarınız karşıma çıktı. Sonrasında Hititle ilgili yazdıklarınız dışında neredeyse tüm kitaplarınızı okudum. Şu an ise sınıfın en başarılı öğrencisi oldum. Neredeyse 4.0 ortalama yapıyordum geçtiğimiz dönemde. Artık gelecek için çok umutluyum. Her şey için teşekkürler hocam iyi ki varsınız iyi ki yazmışsınız

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. Yararım olduysa ne mutlu bana.

      Sil
  6. Fahri hemşerimiz olmanızla şerefleniyorum, Allah sağlıkla yazmaya devam etmenizi nasip etsin bizlerde yszdıklarınızdan istifade etmeye devam edelim.

    YanıtlaSil
  7. Ahmet Güran5 Mart 2022 11:47

    Merhabalar, light günlük kitabınızın da yeri çok ayrı. En keyif alarak okuduğum kitaplarınızdan:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de bütün kitaplarınız arasında Light Günlük'ü daha çok sevdiğimi söylemek isterim.

      Belki (oto)biyografileri sevdiğimdendir...

      Sil
  8. Hoca’nın blog yazılarını okumaya başladığımdan bu yana(yaklaşık 3,5 yıldır) çalışmalarına yansıyan profiliyle ilgili tarihsel benzerliğe ilişkin bir soru hep zihnimi meşgul etti:
    Acaba Mahfi Hoca,kiliseye karşı mücadele eden rönesans aydınlanmacılarıyla aynı yoldan mı gidiyordu?Avrupa Rönesansı’ndan yaklaşık 500 yıl sonra,bu aydınlanmadan Türkiye adına eksik kalan tarafları kapatmak için mi kolları sıvamıştı?

    Böyle düşünmeme neden olan şey, Hoca’nın İlgi alanlarının çeşitliliği ve bu çeşitliliğin günden güne artması idi.Aslında kendisini hiç tanımamış veya yazılarını okumamış biri bile,biyografisine baktığında bu çeşitliliği görebilir.

    Ne diyeyim,iyi ki varsınız Hocam.:)

    Üniversite yıllarımda okuduğum bir roman vardı.Orhan Pamuk’un meşhur romanı Yeni Hayat.O dönemde çok güçlü bir medya desteğiyle tanıtılmıştı.Uzun zaman çok satanlar listesinde kalmıştı.Satış rakamları da çok yüksekti.(O günkü kitap satış rakamları baz alındığında) Medya ve iletişim çağının gücünün,bir kitap üzerinden sınandığı Türkiye’deki ilk örnekti.Orhan Pamuk’un romanlarıyla ilk tanışmam bu kitapla olmuştu.Daha sonra eski kitaplarını ve yeni kitaplarını da okudum.Aslında Yeni Hayat romanı başlangıçta hiç hoşuma gitmemişti.İlk on sayfadan sonra bir kenara bıraktığımı hatırlıyorum.Sonra sıkılıp sıkılıp okumaya devam ettim ve kitap bir süre sonra beni esir aldı.Özellikle romanın içinde Pamuk’un hikâyeye ara verip okuyucuyla konuştuğu bölümler ilgimi çekmişti.Sonradan bunun romanlarda(Pamuk’un yazdığı roman türünde) kullanılan bir teknik olduğunu öğrenmiştim.
    Çok uzatmadan bu bölümlerden birini paylaşıp,Mahfi Hoca’ya bu roman metnindeki düşünce ile ilgili fikrini sormak isterim.

    “Okur, işte bu yüzden, senden hiç de fazla hassas olmayan bana değil, anlattığım hikâyenin şiddetine, benim acılarıma değil de dünyanın acımasızlığına inan! Hem zaten, roman denen modern oyuncak, Batı medeniyetinin bu en büyük buluşu, bizim işimiz değil. Bu sayfaların içinde okurun benim sesimi kart kart duyması da, artık kitaplarla kirlenmiş, iri düşüncelerle bayağılaşmış bir düzlemden konuştuğum için değil, bu yabancı oyuncağın içinde nasıl gezineceğimi hâlâ bir türlü çıkaramadığım için. (YH:227)”

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim, var olun.
      Orhan Pamuk'un Üç romanını okudum: Cevdet Bey ve Oğulları, Kara Roman ve Kar. Beğendiğimi söyleyebilirim. Buraya aldığınız yorumlarına hiç katılmadığımı söyleyebilirim. Roman batı medeniyetinin buluşu değildir. Buna karşılık bizim romancılar, özellikle de polisiye yazarlarımız (bazı istisnaları var) çoğu kez Batıya ait sorunları bize uyarlayıp yazıyorlar.

      Sil
  9. Sevgili üstat merhaba,

    Uzmanlık alanınızla ilgili yazdığınız kitaplarınız ve yazılarınızı uzun bir zamandır dikkatle ve beğeni ile takip ediyorum.
    Polisiye benimde çok sevdiğim bir tür ve ifade etmek isterim ki “İnferis” benim için tam bir süpriz oldu. Umarım kusuruma bakmazsınız ancak bu kadar nitelikli bir polisiye beklemiyordum. Konuya ziyadesiyle hakim olmanız bir avantajınız muhakkak. Ancak kurgusu da bir o kadar sağlam bir kitap çıkmış ortaya. Çok beğendim.
    “ Sahte Sultan”’ı bilmiyordum, merak ediyorum.

    Sağlıklı ve keyifli günler diliyorum.

    YanıtlaSil
  10. Saygıdeğer Hocam..
    Bir solukta okuduğumuz, İNFERİS ve SAHTE SULTAN'dan sonra tekrar "Polisiye Roman" yazmalısınız.
    Olaylar gerçek, kişiler ve zaman,yer kurgu olabilir tabi..
    Ancak benim beklentim; konunun daha da spesifik ve güncel, kangren ve ülke(ler)nin başına bela olmuş bir dalda olması..
    Bu da, "İHALE KONUSU"dur..KAMU İHALELERİ özellikle..
    "İhaleye Fesat Karıştırma, İhale veren-Alan gizli ortaklıkları, İhalede Kayırma, Kazananın tarif edildiği şartnameli ihaleler, Garanti verilen sözleşmeler, fazla ödeme yapabilmek için bitirtilmeyen işler.."
    Kısacası tanıdık, bildik, duyduk konular..
    Elbette içinde aşk, ihanet, cinsellik vb..bulunmalı ki sürükleyebilsin..
    Konunun bizim ülkemizde geçmesi şartı yok tabi..
    UCUBİSTAN'da da geçebilir..
    Sabırlıyız..Bekleyeceğiz.
    Saygı ve Başarı dileklerimle..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. Polisiye için konu çok. Bakalım ne yapacağız?

      Sil
  11. Teşekkürler, selamlar.

    YanıtlaSil
  12. Hocam

    Marketlerde sıvıyağ kuyruğu var, sanki Türkiye de savaşa girmişçesine insanlar parası yettiği ölçüde şişe şişe sıvıyağ almaya uğraşıyor.

    Sebebini biliyor musunuz?

    "Bandwagon effect" mi? Başka bir şey mi?

    Fiyatların daha da artmasından mı korkuyorlar? Sebep ne?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İki nedeni var: (1) Fiyatların artması, (2) Bulunamama olasılığı.

      Sil
  13. Mahfi bey

    Enflasyon artık dayanılmaz boyutlara ulaştı. Hükümetin birşeyler yapması gerekmiyor mu?

    YanıtlaSil
  14. Mahfi bey

    Ukrayna'dan sonra sıranın Türkiye'ye geleceğini söyleyenler var.

    Bu, toplumda korku salmak için uydurulmuş bir safsata mı? Yorumunuz nedir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kuzey Karolina'daki Duke Üniversitesi'nde akademisyen Timur Kuran, kendi twitter hesabında yazmış Mahfi bey:

      1. Gerek solcu, gerek sağcı, gerekse İslamcı yazarlar içinde savaşın sorumluluğunu “Rusya’yı kuşatmaya çalışan” NATO’ya yükleyenler var. Kuşatılmakta olan ülkenin aslında Türkiye olduğunu gözden kaçırıyorlar.

      2. Rusya, Ukrayna’yı haritadan silerse, Karadeniz’in kuzey sahili bütünüyle onun kontrolüne girecek. Gürcistan’ın olası işgali, Rusya’yı karadan da Türkiye’ye komşu yapacak. Türkiye’ye diş bileyen Esat’ın Suriyesi’ndeyse 1971’den beri Rusya’nın üssü bulunuyor.

      3. Ukrayna’nın NATO’ya katılmasının kuşatma oluşturacağını düşünenlerin kendi ülkelerinin üç taraftan yayılmacı bir nükleer güç tarafından çevrilmesinde sorun görmemesi hem tuhaf hem üzücü.

      4. 1940larda SSCB kisvesindeki Rusya, Kars ve Ardahan’ı istemişti. Yine isteyebilir, “hayır” denirse bahane bulup Doğu Anadolu’yu işgal edebilir. Hatay’ı işgal edilmiş Suriye toprağı sayan Esat’la birlikte Türkiye’nin güney sınırını da tartışmaya açabilir.

      5. Türkiye’nin NATO üyeliği, bu tehlikeleri hafifletiyor. Ama NATO’yu süren savaşın sorumlusu olarake görenlerin çoğu, çeşitli gerekçelerle Türkiye’nin NATO’dan çıkmasını da savunmakta. NATO dışındaki Ukrayna’nın başına gelen felaketten ders almaları gerekir.

      Kaynak:

      https://twitter.com/timurkuran/status/1500002204631060483

      Sil
  15. Mahfi bey

    Enteresanlıklar imparatorusunuz.

    "Zeytin ağaçları kesilmesin." diye orralığı ayağa kaldırıyorsunuz ama sürekli kitap okumayı de öneriyorsunuz.

    Kendinizle çelişmiyor musunuz?

    Eğer zeytin ağaçlarının kesilmesini istemiyorsanız, kitapların yasaklanmasını istemek zorundasınız. Başka yolu yok.

    Cevabınız nedir?

    YanıtlaSil
  16. Hocam merhaba, hiç ilgimi çekmeyeceğini düşündüğüm halde özellikle bir kısmıyla tam benlik bir yazı olmuş. Teoriden uygulamaya geçiş konusunda doktora tezi yazıyorum. Sizin makroekonomi kitabınızın bu yönde yazılan bir kitap olduğunu bilmiyordum. Bu kitabınıza ek olarak tavsiye edeceğiniz kitaplar neler olur Hocam. Yanlış anlamayın literatür taramamın büyük kısmı tamam ama sizin tecrübenizden faydalanmak isterim izninizle Hocam.

    YanıtlaSil
  17. 2000'li yılların başında Hazine adlı kitabınızı alıp okudum . Halen kitaplığımda durur. O günden beri sizi izliyorum.

    YanıtlaSil
  18. Hocam enflasyonun bu kadar yüksek olduğu bir ortamda faizlerin %14 olması haliyle stokculuğu ve tüketim yapmayı daha karlı hale getiriyor dolayısıyla enflasyonu daha da tetikliyor bu ortam. İnanılmaz kötü bir para politikası uygulanıyor. Merak ediyorum hocam AKP'den önceki dönemlerde de yüksek enflasyon sürekli görülmüş. Her zaman bu kadar kötü muydu ekonomi yönetimi neden bir kısır döngü oldu bu yüksek enflasyon ülkemizde

    YanıtlaSil
  19. Teşekkûr ediyorum Hocam.
    Elinize sağlık.
    Teori ile Türkiye uygulamalarının akademik kitaplarda geleceğin uygulamacı ve karar alıcılarını yetiştiren eğitim kurumlarında okunması/okutulması son derece önemli. Aksi takdirde, teoriyi ne kadar iyi bilse de, Türkiye uygulamalarından bihaber yetişmiş/yetiştirilmiş gençlerimizin teori ile uygulamayı mezcedebilmeleri, sorunları teşhis edebilmeleri, bizim sorunlarımıza uygun çözümler/uygulamalar geliştirebilmeleri oldukça zaman alıyor. Tekrar teşekkûr ediyor, selâm ve saygılarımı sunuyor, sağlık ve esenlik diliyorum.

    YanıtlaSil
  20. “Piyasaya çıkarılmak üzere yazdığım ilk kitap Hazine idi.”
    Hocam, sizin bütün kitaplarınız birer hazine :)

    YanıtlaSil
  21. Sayın Hocam, "İnferis" adlı polisiye romanınızı okudum. Çok beğendim.
    Fakat Murat Bey'e, İstanbul'a gitmesi için gidiş uçak bileti alınması talimati veriliyor. (sayfa 59)
    Murat Bey, Ankara'ya araba kullanarak döndüğünü açıklıyor. (sayfa 9I)
    Saygıyla....
    Bülent Muharrem Yıldız

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yüksek Enflasyona Karşın Piyasa Nasıl Canlı Olabiliyor?

Lozan Antlaşması 2023'de Bitecek, Biz de Madenlerimizi Çıkarabileceğiz

Veriler Kötüyse Piyasa Nasıl Böyle Canlı Olabiliyor?