Hayat Pahalılığı ve Enflasyondan Farkı

Günlük konuşmalarda birbirinin yerine kullanılan üç ifade var: Enflasyon, fiyat artışı ve hayat pahalılığı. Sanki aynı anlama geliyormuş gibi görünseler de aslında çok farklı kavramlar.

Enflasyon; fiyatlar genel düzeyinin süreklilik gösterir biçimde artması demek. Bu tanımda iki önemli nokta var: (1) Seçilmiş mal ve hizmetlerin ağırlıklarına göre toplandığı bir sepetin toplam değeri yani fiyatlar genel düzeyi. (2) Fiyatlar genel düzeyinin yani bu sepetin toplam değerinin sürekli artış göstermesi. Her biri aile bütçelerindeki ağırlığa göre yerleştirilmiş 400 mal ve hizmetten oluşan bir sepetin başlangıç endeks değeri 100 iken bir sonraki ay 102, sonraki ay 103 olmuşsa biz bu artışları (hem genel artış hem de süreklilik gösteren artış olduğu için) enflasyon olarak nitelendiriyoruz.

Fiyat artışı; bir malın ya da mal ve hizmet sepetinin bir defalık artış göstermesi demektir. Diyelim ki elma fiyatları 5 TL/Kg’den 6 TL/Kg’ye çıkmış, sonraki ayda da 7 TL/KG’ye çıkmış olsun.  Bu durumda sadece bir malın fiyatı arttığı için ortada enflasyon değil fiyat artışı var demektir. Ya da yukarıdaki 400 mal ve hizmetten oluşan sepetin endeks değeri 100’den 102’ye çıkmış ve orada kalmış olsun. Bu durumda fiyatlar genel düzeyi yükselmiş olsa da bu yükseliş bir defalık olduğu, süreklilik göstermediği için buna enflasyon değil fiyat artışı diyoruz.

Hayat pahalılığı öteki iki kavramdan da farklı bir durumu ifade ediyor. Burada işin içine gelir de giriyor. Eğer bir ülkede enflasyon, gelir artışından daha hızlıysa orada hayat pahalılığı var demektir. Diyelim ki yıllık enflasyon oranı yüzde 80 iken o ülkede çalışanların ücret gelirleri yıllık olarak yüzde 50 artmışsa o ülkenin çalışanlarının satın alma güçleri 30 puan geri gitmiş demektir. İşte bu durum hayat pahalılığını gösterir. Bu ülkede eğer gelirler de yüzde 80 artmış olsaydı enflasyon olacak ama hayat pahalılığı olmayacaktı.

Hayat pahalılığını ölçmenin en kestirme yolu ekonomide yıllık kişi başına gelirdeki (cari fiyatlarla GSYH / Ülke nüfusu) artışı yıllık enflasyonla karşılaştırmaktır. Bu ölçümü yapabilmek için şöyle bir formül geliştirebiliriz:

Hayat Pahalılığı Oranı (HPO) = (1 + Yıllık Enflasyon Oranı / 1 + Yıllık Kişi Başına Gelirdeki Artış Oranı) - 1

Enflasyon ile hayat pahalılığı arasındaki farkı kartezyen koordinat sistemini kullanarak çizeceğimiz iki şekil yardımıyla görsel olarak da gösterebiliriz:

Yukarıdaki her iki şekilde de fiyatlar genel düzeyi P1’den P2’ye yükseliyor ve fiyat/gelir doğrusunun görünümü bu yükselişin devam ettiğini gösteriyor. Soldaki şekil kişi başına gelirin enflasyon kadar artmadığını gösteriyor. Burada enflasyonla birlikte hayat pahalılığı var demektir. Yani kişilerin satın alma güçleri erimektedir. Sağdaki şekilde de enflasyon söz konusu olmakla birlikte kişi başına gelir de enflasyon kadar artıyor. Bu durumda enflasyon olmakla birlikte hayat pahalılığı söz konusu değil demektir (burada enflasyonla gelir artışının birlikte olduğunu varsayıyoruz, eğer enflasyonla gelir artışı arasında zaman farkı varsa o zaman hayat pahalılığı söz konusu olur.) 

Bu formülü kullanarak Türkiye’deki hayat pahalılığı oranını 2021 yılı için ölçelim. Enflasyon oranı konusunda TÜİK verilerine ve ENAG tahminlerine göre karşımızda iki farklı tablo var. Bunları aşağıdaki tabloya taşıyalım (kişi başına gelir olarak ENAG’ın bu konuda bir çalışması olmadığı için her iki sütunda da TÜİK verisini alıyoruz.)


Bu sayıları yukarıdaki formülde yerlerine koyalım. Önce TÜİK enflasyon verisini ele alalım:

HPO (TÜİK) = (1 + 0,36) / (1 + 0,40) - 1 = - 0,0286 =  % 3 (eksi)

Buna göre TÜİK enflasyon verisi esas alındığında 2021 yılında Türkiye’de ortalama kişi başına gelirin enflasyondan daha fazla arttığını görüyoruz (sonucun enflasyona göre eksi çıkması gelirin enflasyondan fazla arttığını gösteriyor.) TÜİK verisine göre ortalama kişi başına gelir enflasyondan daha fazla artmış ve insanlar bir satın alma gücü kaybı yaşamamış, hatta bir miktar satın alma gücü artışı görmüşler. 

Şimdi de aynı hesaplamayı ENAG enflasyon verisiyle yapalım:

HPO (ENAG) = (1 + 0,83) / (1 + 0,40) - 1 = 0,307 = % 30,7

Buna göre ENAG enflasyon hesaplamasını esas aldığımızda Türkiye’de 2021 yılında hayat pahalılığı oranının yüzde 30,7 olduğu görülüyor. Yani insanlar gelirleri artmış olmasına karşılık enflasyon karşısında yüzde 30,7 oranında satın alma gücü kaybı yaşamışlar.

Kuşkusuz kişi başına gelir bir ortalamayı gösteriyor. Bunun çok üzerinde yıllık geliri olanlar olduğu gibi çok altında geliri olanlar da var. O nedenle az sayıda bir grup insan, gelirini ENAG enflasyon verisinden fazla artırmak yeteneğinde olduğu için satın alma gücünü artırmış ve dolayısıyla hayat pahalılığıyla tanışmamış görünüyor. Buna karşılık büyük çoğunluk gelirini bu kadar artıramadığı hatta TÜİK enflasyonu kadar bile artıramadığı için satın alma gücünü ciddi biçimde kaybetmiş ve enflasyona ek olarak hayat pahalılığıyla karşılaşmış bulunuyor. 


Yorumlar

  1. Hayat pahalılığını orta kesim olarak şiddetli bir şekilde yaşadım hiçbir giderim olmamasına rağmen 43 bin tlye alıp 55 bi. Tl ye sattığım aracım 135 bin tl ye çıktı önceden aldığım maaş ile 12 ayda satın alabiliyordum bu aracı şuan zamlı haliyle 15 ay da alabiliyorum alım gücüm maalesef ezilmiş akaryakıt olarak da 250 liraya yarım depo benzin alırdım bundan 7 ay öncesinde şimdi 250tl lik benzinle en fazla 150km yol yapabilirsiniz Biz Buna Ekonomide RTE Etkisi diyoruz.

    YanıtlaSil
  2. Değerlendirmeleriniz için teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de, bizler gibi okuduğunuz için teşekkür ederim Sn Dağlıoğlu.

      Sil
  3. Merhaba Hocam,
    Fiyat artışının enflasyona dönüşebilmesi için üst üste kaç ay mal ve hizmetlerin fiyatının artması gerek?

    YanıtlaSil
  4. Hocam bunlar dış minnakcıkların oyunu değil miydi? Bize öyle söylenmişti.

    YanıtlaSil
  5. Hocam makalelerinize büyük önem vererek okuyorum ve şunu sormak istiyorum faiz arttırımına gidildiği zaman halka dönüşü ortalama ne kadar sürer.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kötü tarafı anında yansır, iyi tarafını bilmiyorum, işin uzmanları yanıtlasın.

      Sil
  6. Mahfi hocam sizi severek okuyor ve bir soru yöneltmek istiyorum. Enflasyonun sürekli arttığı durumda maaşın da enflasyona yetişmesi için bir para arzı olmalı. Bu sürekli para arzı para biriminin değersizleşmesine sebep olmaz mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Olur tabii. Yani hayat pahalılığını gidermek için sürekli yapılan ücret artışları enflasyonu ve sonra da hayat pahalılığını artırır. Onun için diyoruz ki 'enflasyon, peşinden koşularak çözülemez, önüne çıkmak lazım.'

      Sil
    2. Hocam, "...hayat pahalılığını gidermek için sürekli yapılan ücret artışları enflasyonu..."
      burada, enflasyon olduğu için ücret artışı yapılmıyor mu?
      Yani ücret artışı reel olmadığı sürece, nasıl enflasyon yapar?
      Aslında, ücret artışı enflasyonun sonucu değil midir?

      Sil
    3. Adsız 19:43; bu bir sarmal dostum. Mahfi hocanın peşinden koşmak ifadesiyle kastettiği de bu zaten. Friedman’ın da dediği gibi “enflasyon her zaman ve her yerde parasal bir olgudur”.

      Sil
    4. 12:18;
      Size ek olarak:
      Milton Friedman ustanın kendi sesinden bir video kaydını izledim.
      Maaş artışlarının, -sistem doğası gereği- enflasyon üretmeyeceğini de belirtmiş.

      P$Bk$v5V5SuZVr6#

      Sil
  7. Hocam,
    TL şu anda çok değerli.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Neye göre değerli? Dolara mı, Euroya mı yoksa bie göre mi değerli?

      Sil
    2. Her yere göre değerli hocam,
      Rezerv dünya paralarının bazı emtia fiyatlarına göre değer kaybı,
      TL nin değer kaybından daha fazla.
      İnsanlar içerde TL nin değerli olduğunu farketmişler ki, ithalata yüklenmişler.
      Belli, hükümetin kafasında bir seçim tarihi var, o güne kadar TL yi değerli tutuyor.

      Sil
    3. gerçekten bu kafayı nasıl yapıyorsunuz ne içiyorsunuz banada söyleyin dışardaki gürcistan larisi 6.28 dolar 18.20 olmuş bulgaristan gürcistandaki insanlar geliyor beleşe mal toplayıp gidiyor sen diyorsinki tl değerli

      Sil
  8. Devlet paranın ayarı ile çok oynuyor.

    YanıtlaSil
  9. Hocam, yurtdışındayım, ülkeye 1 ay tatile geldim.
    Burası ateş pahası,
    Eminönünde iki tost iki ayran içtik, 150TL verdik,
    Almanya da olsa, 9 Euro, para bile değil, ama burada kazanan insan için düşünmek lazım.

    Gençliğimden bilirim, bu tostçulara sabahları, seyyar olsun, esnaflarda çalışan genç çocuklar olsun, düşük gelir sahibi insanlar iş öncesi gelirdi, tost + çay içer işe giderdi. Bu tost, yenebilecek en dandik ürün.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sizden başka dışarıdan gelen herkes burası çok iyi diyor. Tabii kendi durumlarına bakarak öyle diyorlar siz ülkenin durumuna bakıyorsunuz.

      Sil
    2. Hesap, kitap ortada; gözlerimizle görüyoruz hocam,
      daha ne olsun?
      Tostçu, yılların eminönü deki mekanı, çocukken bilirim,
      Tek farkı dışarıya masa atmış, oturanlar turist, sipariş verenler genç turist veya belli istanbul veya semt dışından gezenler, sabah vakti, vakit de iş açış saatleri. Yarım saat öyle baktım, bir tane sipariş veren esnaf çalışanı görmek istedim. Bakın hocam bir tane diyorum. Görsem bu yorumu yazmazdım, göremedim.
      Kovid testi oldum, 600 TL verdim, Almanya'da sokakta bedava.
      Araç kiraladım, daha pahalı, tıkış tıkış toplu ulaşım bileti pahalı.
      Benlik bir durum yok, ama insaf var.

      Sil
  10. Hayat pahalılığı önlenemez bir şekilde yükseliyor. Kişi başına düşen milli gelirin artışı ya da korunması üst gelirli kişilerin daha büyük gelirlere ulaşmasıyla sağlanıyor. Bir nevi kast sistemine geçiş sürecinde gibiyiz. Orta vadede belki de vasıflı elemanlar bile bu üst gelir grubunun dominasyonuyla vasıfsız eleman olarak devam etmek zorunda kalacak. Ya da ülkeyi terk edecek ve katma değerini başka ülkeler için yaratacak. Hiç iyi yolda değiliz, faiz indirimi yüksek üretim ve nitelikli ihracatla birleşirse doğru adım ancak bu yüksek ihracat çıktısı daha yüksek ithalat girdisiyle sağlanacaksa ne manası var. Hocam derdimiz büyük yazmayın böyle şeyler duramıyoruz :))

    YanıtlaSil
  11. Hocam yazılarınızı kaçırmadan okuyorum yaşım 57 böyle kötü bir dönem görmedim gelecek olan hükümetin işi gerçekten çok zor çeyrek asır boşu boşuna gitti.bir ekonomik tetikçinin itirafları kitabında anlatılanlar tıpa tıp harfiyen uygulandı iyi ki varsınız

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim yaşım 72 ben de böyle kötü dönem görmedim.

      Sil
    2. 100 yaşındakiler de böyle kötü dönem görmedi.
      Ülke kuruldu kurulalı böyle kötü dönem görmedi.
      Büyük taaruzdan sonra böyle kötü dönem hiç görülmedi.

      Bu dönemden kötüsü, Anadolunun işgali.

      Hocam, millet resmen (yani resmiyette, resmi gazete de yayınlandı) baldırı çıplak hale geldi.
      Elde avuçta ne varsa satıldı, gelenler yağmalandı.
      Gitseler ne olacak?

      Ahalimiz ise çok mutlu, geçen sivasa gittim, teyze kasiyere pahalılıktan şikayet ediyor, dedim teyze sen oy verdin, şimdi de verdiğini alıyorsun.
      Teyzem şöyle bir bana baktı: Evladım ne alakası var dedi.
      Kasiyer de teyzemi onayladı, "öyle vallaa" dedi.

      Sil
    3. Farklı değiliz hocam, yaşım 22 ben de böyle kötü dönem görmedim.

      Sil
    4. 26 yaşındayım son 4 yıldır Cumhuriyet Tarihinin en kötü dönemini görüyorum. Bir de yetmezmiş gibi bizlerden bir şeyler bekleniyor. "UMUDUMUZ Z KUŞAĞI" bir dakika ama sen gencine ne bıraktın. Ücretsiz çalıştırıyorsun . Gezemiyor, üzerine üstelik cebinde telefon var starbucks ta kahve içiyor diye genç zengin oldu. Sonra gençler odalarından çıkmıyor diye asosyal damgası yedi. Bir de yetmezmiş gibi ailenin beklentisi. Ne yapsın bu yeni nesil. Ne bıraktılar ki, ne istiyorlar. ( sözüm buradaki bilinçli zihinlere değil. Sadece farkettiğim bir kaç noktayı öne çıkarmak istedim.) Teşekkür ederim.

      Sil
    5. Benim yaşım 42 ben de böyle kötü dönem görmedim.

      Sil
  12. Hocam hayat pahalılığının önümüzdeki günlerde dahada artması ev ve arabanfiyatlarını talep yönlü baskılayarak düşürür mü?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Faiz değişmediği sürece ev ve araba fiyatları kriz dışında düşmez.

      Sil
    2. Parayı bastıkları sürece ev, araba artar.

      Sil
  13. Para ile gerçek ekonominin bağlantısının koptuğu böyle bir dönem yaşandı mı?
    Eskiden yumurta satıp domates alırdık, buğday verir unumuzu öğütürdük.
    Şimdi para satıp para alıyoruz.
    Refah ekonomisi böyle bir şey olamaz

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gerçekten öyle paranın ölçme özelliği kayboldu.

      Sil
    2. Dışarı, cebimde bi tomar para ile gidiyorum, cüzdan kullanmayı bıraktım, parayı 3 cebe dağıtıyorum kabarık durmasın diye.

      Sil
  14. Tuttuğun toprak altın olsun; Alim adamsın vesselam,Mahfi hoca;

    YanıtlaSil
  15. Hocam gelişmiş ülkelerde faiz artırımları yeterli etkide bulunmazsa resesyon ile birlikte slumpflasyon yaşanır mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Enflasyon iki haneli olmazsa resesyon olarak tanımlamaya devam ederiz. Ekonomik küçülmeyle birlikte enflasyon iki haneyi aşarsa o zaman slumpflasyona girerler.

      Sil
  16. Ah Mahfi bey elmanın 7 lira olduğu günler o kadar geride kaldı ki...

    YanıtlaSil
  17. Aşağıdaki görüş hakkında fikirlerinizi merak ediyorum ;
    "Nakit paranın kalktığı ve tam resmi çalışabildiğimiz bir sistem ile ailedeki kişi sayısına göre #vergidilimi uygulanmalı,
    2023 te Dijital/elektronik para gelmeli, yolsuzluğu önlemeli, ulusal planlama merkezi ile işbirliği içinde özel sektöre ülke menfaatleri, enflasyon, döviz kuru gibi konularda sorumluluk verilmeli, ve uzlaşma ile seçimden önce buna benzer disiplinli bir sistem oluşturulmalıdır" Buna ben Dijital Planlı Ekonomi diyorum. Başka isimde verilebilir.
    Kendime göre önlemler yazdım, ciddi ciddi savunuyorum. Bir yıl öncesine göre oldukça netleştirdim. Ancak uygulaması mümkünmüdür, ne kadarı mümkündür, ne gibi yan etkileri olur, bilemiyorum tabi. Şöyle olursa uygulanabilir gibi destek görüşlerle şekillenebilir. Mühendis gibi ve idealist gözle baktığım için bir şeyleri gözden kaçırıyor olma ihtimali yüksek.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mahfi hocaya sormuşsunuz ama mahfi hocanın kitap ve makalelerini takip eden biri olarak söylüyorum sorun üretememe problemi. Dediğiniz devletin güdümünde dijital para olduğunda iktisatçıların net hata noksanı diye isimlendirdigi kaynağı belli olmayan paralar ekonomiye enjekte edilemez. Enflasyon ve diğer ekonomik konularda konusunda özel sektöre sorumluluk yüklenemez enflasyon merkez bankasının çözmesi gereken bir konudur. Düşünsenize Merkez Bankası şimdiki gibi politika faizini düşürüyor özel sektör enflasyonu nasıl önleyecek bu ortamda. Uzun lafın kısası dijital para, para basım maliyetini sıfırlar, başkaca bir etkisi olmaz

      Sil
    2. Soruyu genel sordum. Prensip olarak Dijital Planlı Ekonomiye hemen ve tüm partilerin uzlaştığı kalıcı bir çözüm konusunda genel kanaat nedir diye anlamak istedim.
      Dediğim gibi ben kendime göre önlem aldım. Ulusal Planlama Merkezine faha baştan üreteceğiniz ürünleri giriyorsunuz. UPM merkezi hedefleri belirliyor. USÜTAB şimdiki sanayi odası gibi, ve ilgili kurumlar asgari ücret tesbit komisyonu benzeri toplanıp uzlaşıyorlar. Ondan sonra özel sektör bu hedefi tutturmakla görevli. Bu konuda kanun bile hazırladım. Bu bağlantıdan okuyabilirsiniz.
      https://mehmetates65.blogspot.com/2022/08/dijital-planl-ekonomi-sisteminde-usutab.html

      Sil
    3. Sevgili Mehmet Bey, görüşlerinizi paylaştığınız için teşekkür ederim ama benim düşünceme göre yolsuzluk para birimi değişikliğiyle ve parayı dijitalleştirmekle önlenemez. O, bambaşka bir şey. Mesela ormanlık bir yeri birisine imar değişikliği yaparak tahsis ettiğinizde oraya ait bedelin nakit parayla, çekle ya da dijital parayla ödenmesi bir şeyi değiştirmez. Sadece vergi açısından daha kolay izleme sağlar. Ama sonuçta asıl yolsuzluk oranın tahsisidir.

      Sil
    4. Hocam bu çok idealist bir yaklaşım. Ulusal Planlama Merkezinden böyle bir yatırımın gerekli, karlı ve öncelikli olduğunu gösteren onay alması gerekiyor. Stoklu dijital muhasebe ile üretimin ve hizmet süreçlerinin muhasebeleştirilmesi ve hazine bankasının akıllı zeka ile kontrolü bu işlemden illegal maddi kazanç elde etmesini önlüyor. Yolsuzluk, kaçak işçi çalıştırma, tağşiş yapılmışsa kolayca ortaya çıkıyor.
      Biz ahlakla düzelmesini bekliyoruz ancak kanunla her şey yazılırsa şartlar herkes için eşit olur.
      Mesela bir makinenin vidasını bile yazmışlar kanuna ama yönetim böyle değil, çok boşluklar var. Bu boşluklar iyiyi rekabetten çıkarıp kötüyü hakim kılıyor.
      Ayrıca devletten güçlü şirketler var. Bunların spekülasyonlarını önleyecek bir mekanizma gerekiyor serbest piyasa sisteminde. Ulusal Planlama Merkezi bu mekanizmayı sağlıyor.
      Yani dolar kuru 18,asgari ücret işçi için 400 dolar, şu ürünlerin üretimi için bu kadar emek gerektiği için taban fiyatı bu, yut dışından ithal gelmemesi için tavan fiyatı lu, gerekli ekiomam şu ... gibi hedefler ülke menfaatleri olarak belirlenip şirketlere bu kanuni yaptırımlarıyla bildiriliyor. Devlet ticaret, üretim de olmadığı için dinamik ve öngörülü bir USÜTAB (Ulusal Sermayedarlar Üreticiler veTacirler Birliği) ortaya çıkıyor.
      Bu uzun vadede sürdürülebilir bir dünya için kapitalizme gerekli bir düzenleme. Medeniyetin hedefi gibi.
      Bu planlama dünya çapında yapılırsa da, Global Planlı Ekonomi, şimdiki gibi mal, gıda, sermaye, emek israfı olmuyor. Herkes bölgesinde gelişmişliği ölçüsünde geçimini idame ettirme imkanı buluyor. Açlık ve göç önleniyor.
      Not ;Bu tarz idealist ekonomik sistemler belki uygulanamaz ancak eksiklerin bilinir olmasını ve çözüm bulunmasını sağlayabilir.

      Sil
  18. Hocam istihdam son 1 senede Türkiyede artmış mıdır? yada işsizlik azalmış mıdır? Bir yanda faiz düşük diye canlanma var ama biryerde alım gücü düştüğü için talep düşmüş değil midir? ithalat artmış enerji fiyatları %43 artmış ama ithalat daha çok artmış bu da istihdamı arttırmaz mı? Saygılarımla,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İstihdamda artış var, işsizlikte de düşüş var. Şirketler de karlarını artırmış görünüyorlar. Hatta bankalar rekor karlar açıklıyor. Düşük faiz borçlanmayı artırıyor ve hayat pahalılaşsa da borçlanarak devam ediyor.
      İthalatın artması istihdam artışı da yaratıyor çünkü ithalatın çok büyük kısmı üretimle ilgili.

      Sil
  19. Hocam, emekli ve ücretli kesim maaş artışları yılda iki kez ve TÜİK enflasyon verileri baz alınarak yapılmaktadır. Ancak, altı aylık süreçlerde yapılan maaş artışları TÜİK verileri mevcut durumu tam yansıtıyor dahi olsa geçmiş altı aylık süreci yansıtmaktadır, o zaman bu şartlarda dahi ücretli ve emekli kesim için "hayat pahalılığı" birikimli bir daire şeklinde katlanarak devamlılık kazanmaktadır değil mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok doğru bunu göstermek için bir okurumun önerisi üzerine metne parantez içi bir açıklama ekledim.

      Sil
  20. Mahfi bey selamlar. Hayat pahalılığı oranı formülü şu şekilde daha doğru olmaz mı?
    HPO(Enag)= (1.83-1.40)/1.40 =0.3071 ya da %30.71

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet bu daha doğru. Yüksek rakamlarda formülü böyle yazmak lazım. Tıpkı reel faiz hesabında olduğu gibi. Bunu metne işleyeyim. Katkınız için çok teşekkür ederim.

      Sil
    2. Yusuf Bey, yazıda formülde değişiklik yaparak yeniden düzenledim. Katkınız için tekrar teşekkür ederim.

      Sil
  21. Çok şükür ülkemizde her zaman maaşlara enflasyon üzerinde zam yapılmış ve vatandaşımız enflasyona ezdirilmemiştir. Milletimiz de parayı koyacak yer bulamadığından çoğu zaman parasını bankalar yerine yastık altında tutmayı tercih etmiştir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Türkiye çok becerikli. Fiyat artırınca vatandaş ağlamaya başlıyor, hükümet hemen maaşa zam. Vatandaşı susturuyor, arkadan tekrar zam veriyor.. Tacire enflasyona karşı kendini koru diyor. O da afaki dolar kuru ihtimali ile dünyada olmayan karı kazanıyor, devletin geliri artıyor...

      Sil
    2. Cihan Bey ironik açıklamanız hoş olmuş.

      Sil
  22. Mahfi Bey, özelde Türkiye genelde ise küresel bağlamda siyah kuğu beklentiniz var mı? Kehanet babında algılanmasın. Ekonomideki reel veriler baz alınırsa siyah kuğu beklentiniz var mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Böyle karmaşık dönemlerde beklenmedik olayların ortaya çıkması mümkündür.

      Sil
  23. Yahu hocam iyi güzel yazmışsında şimdi benim geçen sene üçbin tleye geçimini sağladım hanemi bu sene onbin tlyle zor geçindiriyorum yani yüzde üçyüze yakın bir fark var ama iş verenin bana yapmış olduğu zam hükümetin patronlarında baskısıyla açıklamış olduğu sahte enfilasyon yüzde seksen oranında bana artış yaptı yani şimdi hükümet burda benim emeğimden çalıp patronlara peşkeş çekmiş olmuyormu

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Başka neleri peşkeş çektiler de sizin haberiniz yok, maaş işin en uç noktasıydı. Geçmiş olsun.
      Sabırlar dilerim. Acıdır, çoluğunuzun çocuğunuzun gelecek rızkının çalındığını ve çalınacağını bilerek, emeğinin sömürüleceğini bile bile yaşamak.

      Başka bir acı da, sizin ve herkesin hakkı için 1 Mayıslarda yürüyen işçilere destek olmadığınızı bilmek ama o seviyede misiniz bilemem.

      Unutamam, 1 Mayıs ta zamanında işçiler coplanırken TV den bakıp, oh olsun bir de benim yerime vur, elin kolun dert görmesin diyenler vardı. Bu da acı.

      Sil
  24. Hocam merhaba. Affınıza sığınarak çok saçma bir soru sorabilir miyim?
    Türkiye’deki enflasyonun büyük bölümünün döviz fiyatlarının artmasından kaynaklandığı söyleniyor. Bir an için talep kaynaklı enflasyon olmadığını varsayalım.
    Ve şöyle bir karar alınsa; tüm mal ve hizmetlerin fiyatı ve gelirler 1 Ocak 2023 tarihinde iki katına çıkarılacak ve 1 yıl boyunca fiyatlar sabitlenecek.
    O ülkede 1 yıllık enflasyon % 0 olur mu?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yok, orada karaborsa olur. Görünürde fiyatlar artmaz ama mallar tezgah altına iner ve fiyatları sürekli artar. Ekonomide mucize çözümler yoktur, katlanılması gereken acılar sadece ertelenebilir ama o zaman da acı oranı artar.

      Sil
  25. hocam merhaba bir yazınızda enflasyon önüne geçilerek çözülür dediniz. ama amerika da faiz enflasyondan düşük olmasına rağmen geçen ay açıklanan rakamlara göre enflasyonu düşürdü acaba bu doların rezerv para birimi olmasından mı kaynaklanıyor?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Onun da etkisi var ama asıl olarak Fed, faiz artışlarına devam edeceğini açıklıyor. Bu da faizlerin enflasyon düşene kadar artırılmaya devam edileceği beklentisi yaratarak enflasyonu düşürücü etki yaratıyor. Çünkü Fed'in dediklerini yapacağına dair inanç yaratmış bir itibarı var.

      Sil
    2. Yanılgınız şurada,
      Enflasyon geçen senenin sayısı, artan faiz gelecek dönemin.
      Faiz artırdıkça, etkisini görmek için bir ay bekliyor.

      Sil
    3. Faizi artırdığınız anda piyasada etkisi olur. Beklentiler hemen değişir. Sizin sözünü ettiğiniz doğrudan etkisidir o zaman alır.

      Sil
  26. İktidar değişse de biz bu enflasyon/hayat pahalılığı/ücretlerin artırılması/enflasyon döngüsünden kurtulamayacağız. Çünkü Kılıçdaroğlu açıkladı: Borsadaki manipülasyonlar nedeniyle para kaybedenlerin kayıplarını telafi edecekmiş. Bunu nasıl yapacak? Bizim vergilerimizle yapacak. Bu arada bu manipülasyonlarla zengin olanlar keyfine bakmaya devam edecek. Telafiyi yaparken enflasyona sebep olmak istemiyorsa para basmak yerine vergileri artıracak ve biz sabit gelirleri daha fazla hayat pahalılığına maruz bırakacak. Bu telafiyi para basarak yapmak isterse enflasyon alıp başını gidecek ve ücretleri artırması gerekecek ki en baştaki döngü tekrar başlayacak.

    Yukarıda açıkladığım yaklaşım, yapanın yanına kar kaldığı için gelecekte de hep yapılmak istenecek. Bu nedenle söylemesi gereken 'bu manipülasyonları en sıkı şekilde araştıracağız ve en ağır şekilde cezalandıracağız ve gelecekte bunu yapmak isteyenler bir daha buna cesaret edemeyecekler' olmalıydı.

    Bizim milletin çoğunluğu borsada yatırım yapmaz. Tez elden zengin olma hayaliyle her riske girmeye meyyaldir. Sonuçta bazıları bu hileli kumara girmiş ve kaybetmiştir. Ben bu kumarbazların kayıplarının vergilerimle karşılanmasına olur vermiyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İsyanınızda haklısınız, bu vaadi ben de ilk kez duyduğumda eşime "bunlar da popülizme başladı, tutulamayacak vaadlerde bulunuyorlar" dedim ama Kılıçdaroğlu daha sonra "manipülatörlerin paraları ile bunun yapılacağını" belirterek durumu biraz olsun kurtarmaya çalıştı. Pratikte bu da uygulanabilir bir şey değildir, üstelik BİST'teki manipülasyonlar son dönemde çok artmış ve çeşitlenmiş olmakla birlikte yeni değildir, İstanbul borsası sığ bir borsa olduğundan kurulduğu günden beri manipülasyona açıktır ve benzer olaylar daha küçük çapta da olsa hep olmuştur. Yani borsadaki küçük yatırımcıların manipülasyondan doğan zararlarını telafi etmeye kalksanız en başa kadar gitmeniz gerekir, bu nedenle anlamsız bir vaaddir. Dediğiniz gibi, önemli olan bundan sonra sistemi sağlam kurup sadece BİST değil hiçbir kurumda yolsuzluk ve manipülasyon yapılamayacak ortamı yaratmaktır...

      Sil
    2. Buna siyasetimizde "Hüloo" etkisi deniyor.

      Mantıklı ne anlatırsan anlat, Hüloo diyenler anlamadığı için, siyasetçi de acaba ne saçmalarsam beni dinlerler, bana oy verirler psikolojisine giriyor. Sonra siyasetçimiz kendinin bile anlam veremediği vaatleri söylerken buluyor kendini.

      Tabi, Hüloo'lar, söylenenleri hatırlayamadıkları için, her seçim dönemi bandı geriye sararlar, ama ...dar ...yı batııırdıı, diğeri yol yabtıı, köprü yabtııı diye oy mührünü alışkın oldukları ambleme basarlar.

      Sil
    3. Sn Adsız 22:35

      Hüloo tipi seçmen dünyanın her yerinde mevcuttur. Bizdeki sorun bu seçmen değil onların arasından seçilip yönetime getirilmiş en primitif yaşam formlarının ülkenin kaderinde oynadıkları ağırlıklı roldür. Bunları yönetime getiren gücün o hüloo seçmen olmadığından emin olabilirsiniz...

      Sil
  27. Benim hipotezime göre ekonominin kural ve kurumlarının, ticaretin kurallarının detaylarıyla kanunda yazdığı, devletin ticari faaliyette olmadığı, ama planlama merkezi yoluyla üretim ve hizmeti yönettiği,şirketlerinin ülke menfaatlerini gözetmekle mesul olduğu bir sistem geliştirip bunu partiler üstü bir uzlaşma ile kanunlaştırırsak hem fiyatları hem kuru sabit tutabiliriz.
    Şirket iç piyasaya taahhütünden sorumlu olacak, yani çimento, sunta, buğday, patates... ihracatı örneğindeki gibi iç piyasaya yüksek fiyat uygularsa cezai şartı ve yaptırımları olacak.
    Çin üretim planlaması ile bunu yapıyor ve bir defa çiftçilerin fazla üretim kaydettiği yılda şaştı. Şimdi dijital imkanlar çok fazla;tesis, tarla kayıtlarıyla uyumunun kontrolü çok kolay.

    Bizde şeker pancarı sadece bu yıl şaştı. Onun sebebi de dövizin ani değer kazanması sonucu kaçak ihracatı veya mamullerin değerinin altında, amatörce ihracat, dünya pazarını ele geçirme hülyaları vb. olabilir.
    Dövizin planlananın üzerinde artmasını önlemek için beyan edilerek kazanç istikrar fonuna devredilmesi, dövizden kazanca % 50/99 kurumlar vergisi, parasının değerini düşüren, faiz artıran ülkeye ek önlem vb her türlü radikal yol mübah olacak.
    Kriz öncesi zamana dönmek için de asgari ücret 400 dolar noktası olmalı.Konfor grubu fiyatlar bu başlangıç noktasındaki kura göre ulusal planlama merkezine verilen ve seçilen fiyatlar olacak,taban fiyat ve tavan fiyat aralığında olacak. Ödemeler peşin olacak,net borçlu hesap dışına para aktaramayacak, ödeme riski olmayacak. Bu da ithalatı önleyecek. Bu sisteme girmeyen, UPM den onay almayan şirket içeriden mal alamayacak, mal satamayacak.
    Dijital stoklu muhasebe kara borsayı ve kayıt dışılığı önleyecek.

    YanıtlaSil
  28. Bir hafta önce İngiltere'de evlere verilen elektrik fiyatlarında yaklaşık %80 artışa gidildi.
    kaynak: https://www.cnbc.com/2022/08/26/uk-energy-bills-to-rise-by-80percent-in-october-as-regulator-announces-hike.html
    İngiltere de yıllık enflasyon %10 ve yıllık faiz %1.75 öyle mi ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haberi tersinden okursan, böyle yorum yazarsın.

      İngiltere de, standard kullanıcı için, elektrik faturası üst limiti artırılıyor, yani, ne kullanırsan kullan firma o haberdeki rakamın üzerinde fatura gönderemiyor.

      Ödediğimiz faturalar , abonelik türlerine göre o bedelin de altında oluyor çoğunlukla.

      Yani ne oluyor? İnsanlar ay bu ay çok yaktım, faturam kol gibi mi gelecek diye düşünmüyor. Sezon başından aylar önce max fatura miktarın belli oluyor.

      Bir de haberde gözden kaçırmışsın, 8 milyon düşük gelirli aileye 650Pound elektrik yardımı ve 400er poundluk ayrı bir elektrik yardımı daha var.

      Yani, zengin öder de, gariban, çoluk çocukla soğukta kalmasın diyor.

      Haberi lütfen gözlerimizle okuyalım, beynimizle anlayalım, sonra yorum yapalım.

      Ben demem öyle bir şey ama birisi çıkar haberi drfeelgood farklı bir organıyla okumuş diye yazar.

      Sil
    2. Valla ne diyim ki size; yıllık 6000 pound dan daha fazla ödemek zorunda kalacaklar ve buna karşılık sadece 400 pound indirim alacaklar. Aylık elektrik masraflarında ki artış İngilterede ki pekçok ailenin kirası kadar nerede ise. Yani okuduğunuzu anlayamıyorsunuz ya da yorum yapabilecek kadar bilginiz yok ve evet İngiltere'de enflasyon 1.75 : )

      Sil
  29. Hocam, hayat pahaliligi, kelimenin aldigi ekler acisindan bakilinca, gecim masraflarinin artmasini degil fazla olmasini ifade ediyor. Yani yazinizda hayat pahaliligi, bir durumun (hayat pahaliligi) belli bir zaman araligindaki degisimini ifade ediyor. Pahalilik kelimesi ise bir degisim ifade etmez, pahali olma durmunu belirtir. Ekonomi acisindan yorumlamasi nedir bilemem ama, Türkce acisindan, sanki "hayat pahaliligi" yazinizdaki olguyu tam ifade etmiyor.

    Saygilarimla

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Selam,
      hayat pahalılığı : yaşama maliyeti, olarak düzeltilince türkçe okuyan zihinler daha rahat anlar.
      Yapısal reform, kentsel dönüşüm gibi sel, sal ekleri de türkçeyi sala koyup sele bırakmakla eşdeğerdir. (Yavuz Bülent Bakiler). Sel, sal ekini de türkçe düşünen bir zihin anlamaz.

      yabancı dilde içerik üretiyorum. içerik üretmek benim için entellektüel birikim paylaşımı kadar yan gelirle para kazanma motivasyonu da. yazdığım dilin 4-5 usta yazarının, 4-5 de usta en çok okunan yazarının eserlerini bilgisayarımda tutarım. bir cümle yazarken eserlerinde kelimeleri aratır, tekniklerini incelerim.

      türkçe yazmak para getirmiyor. yazmıyorum. okumuyorum. okuyucu da, derine inecek sayıda
      değil, destekleyemiyor. 85M nüfus içinde daha çok olması lazımdı.

      Mahfi beyin de yazma çabasını bazen bu gözle inceliyorum. Mahfi bey, dünya türkçe iktisat yazımında en geniş kitleye erişen kişi. Mahfi bey'i bu tarz kelime kullanımı veya tercihi konusunda eleştiremem. Günümüzün zirvesi anlatabiliyor muyum? Zirve farklı bir yerdir.

      Mahfi beyin türkçe alet çantasına bakarım. Türkçe alet çantası, halk ve aydınların oluşturduğu bir araç setidir. Mahfi bey gibi yazarları birey olarak çantanın muhteviyatını genişletmek ile ilgili eleştirmek zordur. Farklı bir yetenek, alt yapı işidir o. Bazen yazılarında beğenmediğim kelimeleri, Aziz Nesin in literatüründe neler var diye kıyaslarım. Doğrusu Aziz Ustanın da, alet çantasında da olmamış ki, onun eserlerine girememiş.

      Üzerinde düşünmesi gerekenler düşünmemişler, hayat pahalılığı kelimesini "yaşam maliyeti" olarak alet çantasına koymamışlar, dile yerleşmemiş, gazeteciler de atlamış, ahali umursamamış, niye bu kelimeyi anlamıyorum diye sormamış. Dil anonim gelişiyor. İş içindeki herkes kendince bir katkı yapıp, gönderiyor. Gelebildiği seviye bu.

      Bir de Cengiz Aytmatov vardır. Büyük üstad. Türkçe düşünen beyinler, Türk kalplerini nasıl etkiler bilirsiniz değil mi? Kadir İnanır ve Türkan Şoray'ın oynadığı "Selvi boylum, al yazmalım" Aytmatov'un eseridir. Aytmatov da sanırım ben gibi düşündü, 1966dan sonraki eserlerinde, düşüncelerinin derinliğini Rusça ile verdi. Alet çantasından Türkçe'yi çıkardı, Rusça'yı koydu. Bir marangoz ustasının alman malı aletler kullanmasını istemesine de benzer hani zorlayarak benzetme yapmak istersem.

      Yazım hayatı böyle bir şey.

      Sevgiler

      *Vd9!!RnBjk3#w5K

      Sil
    2. İfade bana ait değil, formül bana ait.

      Sil
  30. Hocam yazı için teşekkürler. Enflasyonun sürekliliği ne kadar devam ederse kalıcı hale gelebilir kalıcı enflasyon diye bir şey var mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Var. Türkiye'de an itibarıyla kalıcı enflasyon var.

      Sil
  31. Hocam değerli yazınız için teşekkürler. Kişi başına düşen gelirin hesaplamasında işgücüne katılan ama vatandaş olmayan kişilerin durumu nedir

    YanıtlaSil
  32. Millet haho diyor işte özetle

    YanıtlaSil
  33. Son 2 yazınızı ters sıralama ile okudum; önce "Yüksek Enflasyonlu..." sonra bu yazı.
    HPO denkleminiz gerçekten, "her zaman , her yerde" kullanılabilir bir denklem gibi görünüyor.
    Bu denklemi temel alarak ve başka önermeler ile geliştirmek istiyorum.

    "Sürekli ve sürdürülebilir büyüme , uzun vadede istihdam artışı, sonrasında refah artışı getirir." önermesini doğru kabul edelim. Eğer büyüme varsa, belirli bir süre sonra, istihdam artacak,
    Toplam İşgücü Ödemeleri / GSYH yükselecek, ve sonunda HPO negatife dönecektir.

    Önermeyi kuvvetlendirmek amacı ile;
    - İstihdam artıyorsa, İşsizlik azalır.
    - İşsizlik azalıyorsa, Ücret Gelirleri artar.
    - Büyümenin kalitesi ve kompozisyonu tartışılabilir fakat,
    - Sürekli büyüme istihdam yaratır.

    Biraz abartarak, şeytanın avukatlığını yaparak soruyorum;
    Büyüme kaçınılmaz ise siyasi tercih nerede?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Siyasi tercih ne çeşit bir büyümenistediğiöizin doğrudan kendisi değil mi?

      Sil
  34. Dikkat edilecek husu şu olmalıdır. Türk milleti ne zaman zor zamanlar yaşamış olsa bir kurtarıcı çıkagelmiştir.Kurtuluş yıllarında Mustafa Kemal geldi, 2000 li yıllarda Ecevit zamanındaki buhranlı yıllarda Recep Tayyip Erdoğan geldi. Şimdi de zor zamanlar yaşanıyor, demek ki Türk Milletinin evladının içinden bir kurtarıcı çıkması gerekmektedir. Atatürk gençliğe hitabe de bunu çok güzel anlatmıştır Lütfen baştan okuyunuz. Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyet'ini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

    Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur.

    Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir.

    İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır.

    Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetln imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin!

    Bu imkân ve şerait, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir.

    İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler.

    Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dagıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.

    Bütün bu şeraitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hiyanet içinde bulunabilirler.

    Hatta bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasî emelleriyle tevhit edebilirler.

    Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir. Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen; Türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır!

    Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda, mevcuttur!

    Evet her zaman bir çıkış yolu bulduk ve bulundu yine bulacağız o sebeple Türk hep ümitvar olmalıdır. Ümitsizliğe düşmeyiniz.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Lozan Antlaşması 2023'de Bitecek, Biz de Madenlerimizi Çıkarabileceğiz

Çok Daha Zor Günler Kapıda

Bir Şehir Efsanesi: Merkez Bankası'nın Sahibi Kim?