Başkanlık Sistemi ve Sefalet Artışı

Sefalet endeksi (misery index), Arthur Okun tarafından ilk kez ortaya atıldığında işsizlik oranıyla enflasyon oranının toplanmasından oluşan bir göstergeydi:

Okun Sefalet Endeksi = Enflasyon Oranı + İşsizlik Oranı

İşsizliğin yükselmesi geliri olmayanların sayısının arttığını, enflasyonun yükselmesi yaşamın pahalandığını gösterdiği için endeksin yükselmesi sefaletin arttığını, dolayısıyla ekonomide bozulma ortaya çıktığını gösteriyor. Zaman içinde endeks,  Robert Barro ve Steve Hanke tarafından yeniden formüle edildi (HAMI sefalet endeks.) Yeniden formüle edilmiş haliyle endeksi şöyle bir denklemle ifade etmek mümkündür:

HAMI Sefalet Endeksi = (Enflasyon Oranı + İşsizlik Oranı + Faiz Oranı) – Büyüme Oranı

Burada yer alan faiz oranı olarak on yıllık devlet tahvili faizleri alınıyor. Eğer büyüme oranı pozitifse yani ekonomi büyümüşse bu oranın düşülmesi gerekiyor, çünkü ekonomik büyüme sefaleti azaltıyor. Tersine büyüme oranı negatifse yani ekonomi küçülmüşse o zaman bu oranın da toplama eklenmesi gerekiyor, çünkü eksi büyüme sefalet artışı getiriyor.

Aşağıdaki tablo Türkiye’de HAMI sefalet endeksinin yıllar itibarıyla gelişimini ortaya koyuyor (Tablodaki enflasyon, işsizlik ve büyüme oranları TÜİK sitesinden, 10 yıllık tahvil faizi oranları da Bloomberg HT sitesinden alınmıştır.)  

Türkiye, 2017 yılında güçler ayrımı sistemini terk ederek başkanlık sistemine geçti. Bu amaçla yapılan oylama tam olarak buna yönelik değildi. Başkanlık sistemi olacak ama güçler ayrımı, yargı bağımsızlığı, yasamanın yürütmeden ayrılığı devam edecekti. Yalnızca yürütmenin başındaki Cumhurbaşkanı, sembolik olarak değil gerçekten yürütmenin başında olacaktı. Ne var ki uygulama böyle olmadı. Yasama, parti disiplininin Cumhurbaşkanınca denetlenmesi sonucu, yürütmenin emrine girdi, yargı bağımsızlığı da derece derece ortadan kalktı ve bugünkü tek yetkili başkan sistemine gelindi. Bu geçiş dönemi boyunca anlatılan hep Türkiye’nin koalisyonlardan çektiği sıkıntıların geride kalacağı ve her alanda daha hızlı karar alarak ileri gideceği, refahının artacağı, dünya sıralamalarında öne geçeceğiydi.

Söylenenlerin tam tersi oldu. Türkiye, başkanlık sistemine geçtikten sonra her alanda geriye gitti. Daha önceki yazılarımda Türkiye’nin sosyal ve siyasal göstergelerini ve ekonomik göstergelerini çeşitli tarafsız kuruluşların endeksleri çerçevesinde dünya ülkeleriyle karşılaştırmalı olarak paylaşmıştım. Bu karşılaştırmalar Türkiye’nin başkanlık sistemine geçtikten sonra sürekli geriye gittiğini ortaya koyuyordu.

Sefalet endeksi de diğer endeks ve göstergelerde olduğu gibi başkanlık sistemine geçişle birlikte Türkiye’de sefaletin arttığını gösteriyor. 2022 yılı sonuçlarına baktığımızda Türkiye, sefalet endeksinde dünyada en kötüden en iyiye sıralamasında (en kötü) 10’uncu sırada yer alıyor.   


Yorumlar

  1. Yazınız için teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kıymetli hocam çok teşekkür ederiz

      Sil
    2. Mahfi hocam şu yazdıklarınızı yönetenler ve danışmanları bilmiyormu?Biliyorlarsa neden yanlistan donmuyorlar. Bilenlere neden danisip yol almıyorlar.ben 3.5 asgari ücret emekli maaşı alırken bu gün 1.3 kat emekli maaşı alıyorum.2.5 kat fakirlestim.Ulkenin emeklilerinin günahı nedir.Artik umudumuz yok daha kötüye gidecek gibi duruyor.Tesekkurler Hocam.

      Sil
    3. Çünkü bu kadar emekli yoktu. Memur bol keseden maaş almazdı.

      Sil
  2. Volkan Mutan8 Ocak 2024 09:14

    Türkiye'de insanlar bilimsel verilere ,sayılara , istatistiki tablolara vs. bakmaz (ne yazık ki) Bizdeki endeks ;-bak AVM ler ne kadar dolu, - madem kriz var bu arabaları kim almış , -kriz olsa bu cafeler ağzına kadar dolu olur mu şeklindedir. Ve bu yüzden Türkiye'nin ne krizi biter ne de kerizi !

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben hangi konunuza haklılık payi vereceğimi sasirdim daha iki gun once ayni seyler soylendi bana ustune Türkiye her donem boyle imis dendi sustum daha da konusmam boyleyse boyle olmaya devam edin etsinler dedim sustum ben kendime bakiyorum artik ne kadar dogru tartisilir ama yorulduk artik

      Sil
    2. Bu çok iyiydi. Yorumunuzu daha da genişleterek gerçekten kitap haline getirmek lazım.

      Sil
    3. 90 milyonluk ülkede ve 8 milyar kişilik elbette birileri AVM'leri cafeleri doldurur arabaları alır. Arabalarla fink atar.Mahser günü gelmiş olsa bile o kadar fazla uc ve ileri tarihte dahi

      Sil
  3. Mahfi bey tek yönlü değerlendirirsek evet başkanlık sistemi ama cumhuriyet mitingleriyle başlayan bir karşı çıkış var. Bu dönem göstergeler acısından turkiyenin en iyi olduğu dönem. 2017 sonrası dönemde de darbenin, depremlerin, selin ve covid-19 etkisi var. Türkiye siyaset dinamiginde aslinda kaçınılmaz sonu yaşadık. Ülkeyi bu kadar uzun süre kim hangi sistemde yönetirse yönetsin bu sonla karşılaşacaktı. Önceki dönemlerden farkı düşüren sol çıkaran sağ olmadi. Ikisinde aynı iktidar yaptı. Siyasileri kurtarıcı olarak görmek insanı yarı yolda birakir

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 2017 yılından önce de ülkede değişik etkenler oldu ( sağ--sol çatışması, 1999 depremi, ihtilaller vs.) Asıl sorun dünyada benzeri olmayan başkanlık sisteminde.

      Sil
    2. Hikaye anlatmışsın.İkisini de bu iktidar yapmadı.2001 krizinden çıkmak için ABD dolar emisyonunu dünyada iki katına çıkardı.O dönem bu dolarlar her yerle kavgalı olmayan Türkiye’ye de geldi.Zaten bu nedenle 1 Usd neredeyse 1 TL idi.Bu hükümet de tam 2002 yılında göreve başladı.O gelişmekte olan tüm ülkelerde aynı durum yaşandı.Ama sen parayı üretime kanalize etmek yerine betona gömüp şov siyaseti peşinde koştun.Sonsuza dek Usd bolluğu olmayacağına göre?Usd yi bugün pompalayan yarın geri çeker.Mesele o esnada sen ne yaptın?Her yere içinde bolca ithal mallar satılan avm diktin.Rant ve talan ekonomisi yarattın.Şimdi Usd bitti..Deniz bitti yani..Bu sürecin sonunun bu olacağı zaten belli.Covid falan demişsin oda hikaye.Covid başlamadan evvel sende her türlü makroekonomik veri ciddi anlamda kötüleşmişti.Devamında ne olacak sanıyordun?covid yok Rusya savaşı yok dış güçler şu bu.Sanırsın ki bunlardan dünyada sadede Türkiye etkileniyor.Bunların da etkileri vardır tabi ama sen neden bu kadar hazırlıksızsın?Deprem vergileri ile yol yapılan ülke burası.Ne anlatıyorsun sen birader

      Sil
    3. Onun etkilerini zaten 2001 krizinde gördük. 103 yıllık parlementer sistemde ülkeyi bu kadar uzun süre yöneten kim var. Sanki 81 yılda süper güctuk. Son 21 yilda çöktük yada son 5 yılda çöktük.

      Sil
    4. Hikaye anlatmadım zaten söylediklerinin tamamını biliyorum ekonomistlerin "siyasiler bozar imf gelir düzeltir" söylemi var. Bu sözün uygulaması: en son 2001 krizinde oldu. 28 şubat sürecinde alınan kararlar 2001 krizinden sonra sağ iktidara yaradı zaten uygulanan imf programı vardı. Onlar bozdu biz duzelttik söylemi oluştu. Bu son kriz vatandaş acısından da ekonomistlerin söylemini doğrulamış oldu

      Sil
    5. Hocam değerli yazınız için teşekkür ederiz. Sayenizde yeni bir endeks daha
      öğrendik. Maalesef bu endeks ile de, 6 yılda sefaletimizin 3,5 kat daha arttığını gördük. Verdiğimiz yetkinin etkilerinin kat be kat arttığını görüyoruz, bir farkla ki yönü bizim umduğumuz tarafa doğru olmadı. Yorumlarda şu an görüyoruz ki; post-truth (kanaat getirirken doğrunun, nesnel gerçeklikler yerine duygularla, inançlarla belirlenmesi, hakikatin önemini yitirmesi.) tam-gaz her konuda geçerli. Bütün teknik verilere rağmen gidişat da bir değişme olmaması acaba şöyle açıklanabilir mi? "Dünya insanların bakışına göredir. Aynı pencereden bakan. İki insandan biri, çamuru görür. Öteki yıldızları." F.Langbridge. Türkiye'deki son seçimler için güncellenirse, yaklaşık %55 Çamur, %45 yıldız görenler denilebilir. “Türklerin yüzde 60’ı aptaldır” 1982 anayasa referandumunda Kenan Evren %92 oy alınca, Aziz Nesin'in yumuşatarak söylediği bu cümleyi hatırlarsak, oranın doğruluğunda, fazla bir değişiklik olmadığı düşünülebilir. Şu Azeri atasözü bizi ne güzel anlatmış. "Araplar kadar güzel masal uyduran, Farslar kadar güzel anlatan, Türkler kadar da bu masala inanan 2. bir millet yoktur."

      Sil
    6. Göstergeler bu kafayla dahada kötüleşecek ben herşey iyi demedim. Bunun tek sebebi başkanlık sistemi degil dedim. Suan zamani geriye alsak ve 10 yil geriden gelsek parlementer sistemde ayni hatali yapar ayni noktaya gelirdik.

      Sil
    7. Tabloda sayılar hem son durumu hem genel trendi gösteriyor...yorum neyi örtebilecek.

      Sil
    8. Başkanlık sistemi değilmi? parlamenter sistem olsaydı bu nas saçmalığı olmayacaktı ve enflasyona hızla müdahale edip şu anki mahrem yerlerini yaprakla kapatan afrika ülkeleri seviyesinde sefalet ve rezillik sürmüyor olacaktık mesela?

      Sil
    9. Yapısal reformların bozulma başlangıcı 2007 cb seçimidir. Yazının konusu son 7 yıl olduğu için daha fazla uzatmayacagim

      Sil
  4. Başkanlık sistemi kendisini 31 mart sonrası daha net biçimde gösterecek. Toplum iyice kıskaca girecek, kıyamet alametleri sıklaşacak. Yazınız için sağolunuz...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir de söz konusu işsizlik ve enflasyon verilerinin gerçek değerlerini tabloya koysak da, sefaletin ne kadar büyük olduğunu daha net görsek...

      Sil
  5. Hocam, siyasi tercihin ekonomiyi etkilemesi doğal. sefilliğin artmasını bilerek oylamadı ki fakir. eğitilmediği yerden geldi tasdik mühürü, döner ayran, bastı geçti. "Tek adam" mı? yoksa "bu adam"mı? hatalı ki, sefillik arttı? konusunu net ayrıştıramıyoruz. Her "tek adam" idiosyncratic, heterodox cahillikler yapmadı tarihte. Gücün dengelenmediği hallerde tek adamların sapıtacakları gerçeği; Psikopoataloji ve politika (1930lar diye aklımda kalmış) Harold Laswell tarafından yazılalı yüzyıl olmuş nerdeyse.. Daha önceye gidip, federalist mektuplar okunduğunda, abd kurucu babaların bu tartışmaları yaptıklarını görüyoruz. Güç ve gücün transferi konusunda bozkırdan çıkan teoriler pek modern değil maalesef; kardeşleri öldür, rahimleri hadımlarla kapat, her değişimde eskiyi biç ki yeniden sakal kesebil, kısıt yarat, regülasyonu silahlaştır nakite geçir vs vs.. Bu tek adamların, üstüne adını vurup kestirdikleri akça (gümüş) sikke paranın geçmişine biraz baktıydım; Osman Gazi döneminde bir akçede 1.05 gr gümüş varken, her yeni gelen sultanın bunları zorla (tecdid-i sikke) toplayıp, içindeki gümüşü azaltıp, tekrar piyasaya süren (tağşiş eden) devlet hazinesi yüzünden, 1600lerde 0.29 gr, 1700lerde 0.13 gr, ve nihayet 1800lerde 0.048 grama!!! düşmüş meğer.. dön, dolaş, gelinen karakter aynı yani.. Tek adamın ellerine pranga vurmak ise, (eschatologic kültürlerde) kanımca mümkün değil. bir köşede, Sefalette eşitlikten shadenfreude mutlu olan kalabalık aciz bir kesim var, öbür köşede bu duyguyu sömüren "ne mutlu ki bu dünyada fakirsiniz, cennetliksiniz, biz varlıkla sınanıyoruz" diyen yabancı ülkede zula yapmış ikiyüzlü yobazlar.. aklınıza, elinize sağlık sefalet artışını bilimsel şekilde tabloya aldığınız için.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Vedat çok eklektik yazmışsın.

      Sil
    2. Zıt bir terim olarak, eschatolojik kültürün karşıtı genellikle "immanent" veya "dünyevi" kültür olarak adlandırılabilir. Eschatoloji genellikle gelecekteki olaylara, ölüm sonrası durumlara odaklanırken, dünyevi kültür genellikle mevcut yaşam, toplumsal meseleler ve günlük yaşamla ilgilenir. Dünya ile daha çok ilgili, anlık ve dünyasal konulara odaklanan bir kültür anlayışı, eschatolojik kültürün karşıtı olarak düşünülebilir.

      Sil
    3. bizim millet reizi seviyo,
      reise hırsız diyorlar, çünkü kalplerini çaldı,
      reizi o kadar uzun süre baştacı ettiler ki, "nörek gılışdara mı virek?" sorusu bile eskidi.

      ----gerçekler----
      ülkede 40 yaş altındaki kimse demokrasiyi bilmiyor.
      30 yaş altındakiler reizden başka lider hayatlarında görmedi.
      türkiye nüfusunun yüzde 55i reiz dışında lider görmedi.
      demirel, ecevit 45 yaş üstünün az çok hayalinde.
      45 yaş üstünün ise çok düşük yüzdesi eğitimli, ve demokrasiyi geri getirmeye hayat enerjileri yetmez.
      60 yaş üstü nüfus sosyal hayatta aktif rol alamayacak kadar az ve gündelik zamanı yetersiz.
      45-60 yaş arasının yüzde 90ı geçim derdinde.
      45-60 yaş arasında ülke geleceği için iyi bir yönetim isteyip çaba sağlayabilecek nüfus sayısı yüzde 10.
      50 yaş altındaki türkiye aktif nüfusunun yüzde 15i ortadoğu göçmeni.
      --------
      hayaller paris, gerçekler ortadoğu.
      reisin beş yılı daha var.
      yukardaki yaş rakamlarını beşer yıl daha artırın, ülkeyi düzeltebilecek insan sayısı da geometrik olarak azalacak.

      fazla değil iki - üç yıl sonra kimse demokrasiye veya eski türkiye'ye dönüşümü konuşmayacak.

      Sil
    4. AKP ye oy verinin asla bir suçu olamaz, çok komplex bir konu olmasına rağmen ülkenin bu duruma gelmesinin nedeni geliri iyi olmayan insan istemez. esasen problem rte asla değlidir. ben rte nin ancak bör köye "muhtar" olabilme kapasitesine sahip olduğunu düşünmüşümdür. rte esasen "halkın içinden" çıkmış bir insandır ve bunu asıl "adi-bilgili-kapasitesi yüksek" insanlar planlarlar. bakıldığında kemal kılıçtaroğlu da farklı değildir. mesela ben bunun mahfi eğilmez tarafından farkında olunduğuna eminim kötü biri olduğunu düşünmüyorum ama net olarak "kötüyü" kabul eden birisi olduğunu söyleyebilirim. zaten 8 milyar insan yaşıyor ve açlıktan ölen insanlar var ve bu biliniyor! bunu bilerek yaşamdan "keyf" alıyorsan herşeyi kabul ediyor ve birşey yapmıyorsundur. bu kadar insan vardı ege cansen, deniz gökçe, mahfi eğilmez ve benzer arkadaşları vs. hangisi yanlış birşey söyledi? peki söylediklerinin hangisi yapıldı? herhangi birinin merkez bankası başkanı veya ülke yönetimine geçmesinin önünde bir engel mi var? varsa bunlar neler? bunların hepsi esasen bir "kötülüğün" olduğuna işaret eder ve farkındasındır ama yapmıyorsundur.. çok tanınmış bir prof (sinir bilim uzmanı) bana "boş" yapıyorsun diyorlar diyor, ve aynısını yotube kanalından ben yazdım "boş yapıyorsun hocam" sevgiler..

      Sil
  6. Keşke sefaletin artışı ekonomiyle sınırlı kalsaydı. Siyasal İslamcı Saray Rejimi Can Dündar için malzeme biriktiriyor. Bu dönem geçtikten sonra harika bir belgesel yapacağından eminim. Bu belgesel The Godfather tadında olacak hiç kuşkusuz. Tabi gizli yandaş Taha Akyol da yapacaktır, bakalım hangisi daha iyi olacak. Sağlığımıza dikkat edip o günleri görecek kadar yaşayalım.

    YanıtlaSil
  7. Bu konuda biraz daha gayret edersek birinciliği yakalarız. Durmak yok yola devam. 😂

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında TÜİK verileri yerine ENAG verisini koysak ilk üçe giriyoruz.

      Sil
  8. Hocam içinde yaşadığımız sefaleti çok güzel özetleyen size teşekkürlerimi, bize bu sefalet tablosunu bize yaşatanlara ise teesüfflerimi sunuyorum. Başkanlık sistemiyle uçuşa geçeceğiz diyorlardı. Rakamların da gösterdiği gibi uçuşa geçtik ama paraşütsüz olarak yukarıdan aşağıya doğru uçuşa geçtik. Bu dönem sadece ekonomide değil hukuk, demokrasi, ifade özgürlüğü, eğitim vs. her alanda sefaleti yaşıyoruz. Bu ülkede yaşayan, kendini olup bitenlerden sorumlu hisseden herkesin utanması gereken bir tablo bu. Ben kendi adıma çok utanıyorum ama bize bu tabloyu layık görenlerle, onları alkışlamaktan avuçları kızaran ama yüzleri hiç kızarmayanlar utanmıyorlar ne yazık ki.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ama halk da cennet vaadiyle desteklemeye devam ediyor.

      Sil
    2. cennet önemli hocam, huri var, arsa var, köşk var, ırmaklar ve kadeh kadeh şarap da var.

      züğürt ağa'da vardı ya, şıh cennet tapusu vermişti, ağanın siyasileri oy alamamıştı, kahya şapkasından tapuyu çıkardıydı.

      Sil
  9. Başkanlık sistemi mimarlarından Burhan Kuzu yaşasaydı ve bugünleri görseydi ne söylerdi ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Karanlıkta koşanlar birgün düşer. O karanlıkta koşan bir kuzuydu dikenli tellere takıldı. Pandemi ayağına yediler. Kirli adamların günahını hala bu toplum çekmekte. Umarın oda bunun bedelini çekiyordur biryerlerde

      Sil
    2. Cumhurbaşkanlığı sisteminin 1. Mimarı Cumhurbaşkanının TBMM de salt çoğunluk yerine 3/4 kaliteli çoğunlukla secilmesi gerektiğini savunan Sabih Kanadoğlu'dur.

      Sil
    3. baykal, cb vaadi ile birilerinin siyasi yasağını kaldırdı, ardından cb adaylığı beklerken video ile karşılaştıydı. karanlığa hizmet edenler bir gün o karanlıkta boğulur. kuzu gibi.
      devlet bir dönem, irtica dedi, halkımızın çoğunluğu karşısına çıktı. o askerler, sayıca çok bile olsa irticanın ulusun geleceği için nasıl bir tehlike olduğunu 90lı yıllarda halka vurguladı.
      ahmet necdet sezer, irticacı kamu görevlilerinin ayıklanması yetkisini kullanmak istediğinde ecevit iki kere karşı çıktı, kafasına anayasa kitabını yedi, gitti mikrofonlara ağladı.
      ne oldu? siyasi partisi bile kalmadı, karanlık onu da yedi bitirdi.
      sabih kanadoğlu da son neferlerdendi, o da halkı uyaran devlet memuru görevini yaptı.

      herşey halkın gözü önünde oldu, halk tercihini yaptı.

      Sil
  10. Hocam sefalet artışının günlük hayatta karşılığı nedir?

    YanıtlaSil
  11. Hocam yazınız için teşekkürler ama kimsenin umrunda değil benim canımı en çok acıtıyor hem de çok ne diyeceğimi ne yapacağımı bilemiyorum.

    YanıtlaSil
  12. Sayın Eğilmez, Benim görüşüm Halkın çoğunluğu içinde yaşadığımız Dünyayı umursamıyor. Sadece öbür Dünyayı ve Cennete gitmeyi düşünüyor. Sefalet, Huzur, Eğitim, kendinden sonraki Nesil gibi düşünceleri yok. Aşırı sefalet, yoksulluk gibi sıkıntılar için Allah sizi sınıyor, imtihan ediyor gibi laflar üretiliyor, Allah bizi sıkıntılarımız ile sınıyor, imtihan ediyor da neden zenginlikle, bol yemeklerle, gıda ile sınamıyor, imtihan etmiyor diye düşünmüyoruz, çünkü bu Dünyayı umursamıyoruz. Benim düşüncem, halkımıza bu Dünyayı düzeltmeden, güzelleştirmeden öbür Dünyada Cennete gidilemeyeceğini, belirtmektir. Allah bu Dünyayı bizlere, temiz, güvenli, bolluk içinde teslim etmiş. Bizler de aynı şekilde muhafaza etmeli, nasıl emanet aldıysak , emanete ihanet etmeden, muhafaza etmeliyiz, ancak bundan sonra Cennete gidebilecek, bu çalışmalara Cennette de devam edilmesine, kirletilmemesine, hatta daha da güzelleştirilmesine çalışılmasına , bu Dünya için güzelleştirmeye gerek vardır. Allah bizleri kadın - Erkek beraber yarattıysa , öyle yaşamamıza , bu Dünya için gerek vardır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok doğru tespitler, çok doğru yorum.

      Sil
    2. Sn. Bağnaz lığımızı Azaltalım sizin önceden çok güzel bir nickname'iniz vardı ama bir türlü hatırlayamadım. Neydi?

      Sil
    3. Sn. Bağnaz lığımızı Azaltalım,
      Dünya ile gezegenlerin oluşumu ve evrim hakkında biraz bilgi edinmeniz gerekir diye düşünmeden edemedim.

      Sil
    4. Sıradan insan da hiç bir kusur bulmuyorum (bulmak istemiyorum) "kötüyü" bildiğim gördüğüm hale bunu yapamam. "sıradan insan" sadece naif bir tabirle "manipule" edilen insandır. asıl kötü bilen-bilgili olan ve elinde "yapabirlik" gücü olandır. "hırsızın hikayesi" vardır belki bilirsiniz. anlatılmak istenen; soyulan insanın nasıl suçlu olabileceği , suçlu hissettirebileceğidir. sizin anlattığınız senaryo da "soyulan" insan yozlaşıyor kendini suçlu hissetmiyor ve kandırmaya çalışıyor. asıl "kötüyü" görmek zorundasınız. bir insan önüne sunulan her partiye oy verebilir , önüne sunulan partiler "doğru-dürüst ve iyi" olmak zorundalar. örnek: mahfi eğilmez "doğru-dürüst ve iyi" olmak zorunda ama "ben" değilim. o birşey bildiğini iddia ediyor ama ben etmiyorum.

      Sil
  13. Hocam ben öğretmen olacak birisiyim bana verebileceğiniz tavsiyeler nelerdir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Size sadece bu kutsal mesleği seçtiğiniz için teşekkür edebilirim. Umarım çok başarılı ve mutlu olursunuz.

      Sil
  14. Hocam orta sınıf çökünce sadece alt ve üst sınıf mı kalır yoksa yerine yeni bir sınıf mı türer?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Asıl ağırlık alt ve üst sınıfa yoğunlaşır. Bir de Guy Standing'in Prekarya diye sınıfladığı kendisini hiçbir yere dahil görmeyen, ara ara çalışıp para kazanan, manipüle edilmeye açık bir sınıf var.

      Sil
  15. Berkan Kobal8 Ocak 2024 13:41

    ENAG a göre yapıldığında 140 lara çıkıyor.

    YanıtlaSil
  16. Hocam bu çalışmayı geliri yüksek olan ilk %10 lik kesim için ayrı, kalan % 90 için ayrı yapmak gerekiyor.Bakalım bu sistem ilk % 10'u nasıl etkilemiş .Onlar sefaletin neresinde yer almışlar ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne yazık ki elimizde onu yapabilecek veri yok.

      Sil
  17. Kıymetli hocam yaşadıklarımızı teyit ettiren güzel bir yazı olmuş. Kaleminize, yüreğinize sağlık. Sizin gibi hocaları dikkate alsalardı enflasyon ve faiz bu seviyelere asla gelmezdi. Dünya faiz yükseltirken biz tam tersini yaptık. Neden ? Seçim kazanmak uğruna... Yapısal reform diye yıllarca dillerde tüy bitti. Adaletin, hukukun olmadığı yerde? Yaşam olur mu ki ekonomimiz düzgün işleyebilsin.. Selam ve sevgiler..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Konu sadece seçim kazanmak olmasa gerek. O, tabii çok önemli bir faktör ama sanırım siyasal iktidar bizim yapısal reform olarak nitelediğimiz konuların tersini yapmayı zaten hedef edinmiş. Örneğin biz hukukun üstünlüğü denildiğinde bağımsız yargı ve hukuk kurallarının herkese aynı şekilde uygulanmasını anlıyoruz. Onlar hukukun üstünlüğünü kendilerine farklı bir hukuk uygulanması olarak anlıyorlar.

      Sil
  18. Tabloda 2019 yılı yok. Hüseyin Dönmez

    YanıtlaSil
  19. A+B+C toplamına memleketteki ücret gelirine sahip olanların GSMH'dan aldığı paydaki oransal kayıpları da eklenebilir bence. Hüseyin Dönmez

    YanıtlaSil
  20. O yapmadı ben yaptım sen yaptın Türkiyenin tartışma anlayışı. Sonucu arayışı bukadardır Türkiyede Kabahatliyi bulmak o kadar. . Soru şu sefil durumdamıyız değilmiyiz. Her anlamda durumuz hiç iyi değil. İyi olduğunu düşünen arkadaşlara da sonsuz saygılar.

    YanıtlaSil
  21. Mahfi bey, faize karşı değilim.

    Mekanizmayı anlamaya uğraşıyorum, yardım eder misiniz?

    Arabayı 1. viteste sürerken, debriyaja basıp tek hamlede 5. vitese yükseltirsek; araba bozulur mu ve kaza yapar mıyız?

    Arabayı 5. viteste sürerken, debriyaja basıp tek hamlede 1. vitese düşürürsek; araba bozulur mu ve kaza yapar mıyız?

    (Araba sürerken bunları hiç denemedim, tehlikeli olduğunu düşünüyorum. Yanılıyor muyum Mahfi bey?)

    * * * * *

    TÜİK'in ve ENAG'ın enflasyon verilerini aynı anda baz alarak soruyorum:

    TCMB, faizi, daima ama daima fizik kuralları çerçevesinde mi ayarlamalı? Daima tedrici, daima yavaş yavaş mı yükseltmeli?

    TCMB, faizi, tek hamlede %64,77 seviyesine yükseltirse (veya tek hamlede %127,2 seviyesine yükseltirse); şirketler patır patır yıkılır mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Faize karşı olup olmamanız önemli değil, önemli olan mantıklı olup olmamak.
      Türkiye, araba 5. vitesle giderken vitesi aniden 2. vitese ve oradan 1. vitese düşürdü. Araba devrilmedi ama şanzıman dağılma aşamasına geldi.
      Şimdi vitesi aniden 5. vitese çıkarırsak o dağılma aşamasına gelmiş olan şanzımanı dağıtırız. Yapılacak şey arabayı servise götürüp şanzımanı elden geçirtip sonra normal kullanıma geçmek.
      Burada vites değişimleri faiz değişimlerini, arabanın oto servise götürülüp onarımdan geçirilmesi de yapısal reformları temsil ediyor.

      Sil
    2. Tek sorun; bunu araba çalışıyorken, sınırlı bir süre içinde ve bütün mahalle bu durumdan rahatsızken yapmak zorunda olmamız.

      Sil
  22. Sayin Mahfi Hocam,

    Yazinizda belirtiginiz uzere durumun vehameti ortada.

    Yonetim sisteminin degisikliginden bagimsiz olarak, Turkiye'nin bu surecte hangi alanlarda gelisim gosterdigine dair fikirlerinizi merak ediyorum. Yanlislarla beraber, varsa eger, nelerin dogru yapildigini da sizlerin perspektifinden gorebilmek isterim.

    Saygilarimla

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eğer kastettiğiniz dönem başkanlık sisteminin yürürlüğe girdiği 2018 ve devamı olan dönemse o dönemde Türkiye'nin bir tek kazanımı var: İngilizce adının da Turkey'den Türkiye'ye çevrilmiş olması. Bunun dışında hiçbir kazanımı yok ama sayısız kaybı var.

      Sil
  23. Hele bir seçim geçsin hocam yeni zamlar gelsin piyasa iyice dursun sefaleti tatsın iyice şu halk. Belki sonra aklı başina gelir diyecek de bir sonraki seçimde ağzına bal sürülene dek olur anca.

    YanıtlaSil
  24. Mahfi hocam , emek vererek günlük hayatta yaşanan sefaleti olabildiğince bilimsel verilerle gösterdiğiniz için teşekkürler. Moralimizi bozmayalım ama Pisa çalışması onlarca yıldır “kendi dilinde okuduğunu anlama” kabiliyetine sahip olmayan bir toplum olduğumuzu gösteriyor. Ve bu nedenledir ki sefaleti arttırdıkça oy’unu arttıran bir yönetim görevde kalabiliyor.
    Mevcut statüko değişmedikçe yapısal reformlar bir hayal olmaktan öteye gidemeyecek.
    Bir diğer gerçek de her fani er yada geç ölümü tadacaktır …. Muhalefetin en azından bu kırılma noktasına hazırlıklı olması lazım ;)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Maalesef muhalefet baka yerlerde geziyor.

      Sil
    2. Sosyalist devrim olmadan statüko kolay kolay düzelmez

      Sil
  25. Hocam Merhabalar
    Sizin sayenizde ekonomiye büyük bir ilgi duyuyorum
    kitaplar okuyorum filmler izliyorum
    bana bu kapsamda film önerebilir misiniz

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne mutlu bana.
      Film önerileri:
      Wall Street (Borsa)
      The Wolf of Wall Street (Para Avcısı)
      Boiler Room (Kazan Dairesi)
      The Big Short (Büyük Açık)
      Inside Job (İç İşler)

      Sil
    2. Murat Bozdoğan10 Ocak 2024 16:02

      Margin Call
      The Company Men

      Sil
  26. Eğer başkanlık sistemi devam edecekse cumhurbaşkanının partili olmasına imkan veren düzenlemenin kaldırılması gerekiyor. Bu çok açık

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Başkanlık sistemi devam etmemeli.

      Sil
    2. Bence başkanlık sistemine geçişle ve özellikle bu sistemi değiştirmek üzere bir araya gelen muhalefet partilerini seçmemekle öyle büyük bir hata yaptık ki bu hatadan dönmek mümkün olmayacak. 2023 seçimleri son fırsattı onu da kaçırdık. Başkanlık sistemi Türkiye'nin üstüne yapıştı kaldı. Bunda sonra gelecek başkanlar da bu sonsuz ve sınırsız yetkileri tepe tepe ve sonuna kadar kullanmak isteyecektir. Aslında başkanlık AKP dışında bir partinin eline geçtiği ilk gün AK'Pliler başkanın yetkilerinin çok fazla olduğunu ve başkanlık sisteminin değiştirilmesi gerektiğini kendileri söylemeye başlayacaktır. Fakat öyle bir cehennemin kapısını açtılar ki artık o kapıyı kapatmak mümkün olmayacaktır. Bu ülkeye bütün dış düşmanlar bir araya gelseler bundan daha büyük kötülük yapamazlardı.

      Sil
    3. Sorunun kitlendiği nokta da tam burası zaten Hocam.Bu sistem bir başkanlık sistemi değil.Sizin de ifade ettiğiniz gibi “tek yetkili başkan sistemi”…
      Siyasi tarih açısından bakıldığında ise bence meclisli bir monarşi!
      Cumhuriyete inanmış biri olarak ;içinde yaşadığımız ülkenin bırakın demokratik cumhuriyet rejimi olduğuna bir cumhuriyet olduğuna bile inanmak çok zor!!!
      Neden mi?
      Bu cumhuriyetin cumhur’u nerede?Halk nerede?Ortak menfaatleri için bir araya gelmesi beklenen millet nerede?
      Keşke iktidar ve onun lideri,referandumdan önce halka anlattıkları sistemi kurmaya çalışsalardı.Vaadettikleri uyum yasalarını çıkarsalardı.Ama olmadı!Eski hastalıklar nüksetti ve karar mekânizması hastalandı.O hastalığın adı korkudur hocam.Çok güçlü bir duygudur.Korku bünyeye girip yayılmaya başlarsa sağlıklı karar alamazsınız!!Akıl devre dışı kalır.Hata üstüne hata yaparsınız.Üstelik birileri sizi korkularınız üzerinden manipüle etmeye ve yanlışa sürüklemeye başlar.Gerçeklikten kopmaya başlarsınız..(Bu kısmı fazla uzatmayayım)
      Yaşadığımız gerçeklik aslında bu kadar açık.
      Oysa bir cumhuriyette veya demokratik bir cumhuriyette,o korkunun nedeni halk olmalıdır.Millet olmalıdır.İktidar,siyasetçi,asker,polis,vs.. ondan korkmalıdır.Bir gün onun soracağı hesabın sonuçlarını düşünerek bir otokontrol geliştirmelidir.
      Otokratik olmayan sistemlerin garantisi bence budur.
      Bu işlerin toplum sözleşmesi olduğu iddia edilen anayasayla olmadığını gördük/görüyoruz değil mi?
      Seçimlerde yüksek katılım gösterip oy atmakla da olmadığını anladık mı?
      Cumhuriyetine,anayasasına,haklarına,özgürlüklerine sahip çıkmayan bir toplum mu olduk artık?
      Bunlar ağır sorular farkındayım ama içinden geçtiğimiz hipnozdan başka nasıl çıkacağız bunları kendimize sormadan?
      Mustafa Kemal ve arkadaşlarının bize bıraktıkları hediyeyi bu halk yeterince anlamadı.Anlayamadı.Süreç yarıda kaldı,güdük bırakıldı.Halk eğitilmedi.Hep korkutuldu,hep uyutuldu…
      Cumhuriyet benim ,cumhur benim diye yumruğunu masaya vuramadı.
      Çok zaman kaybettik çok…

      Sil
  27. Hocam, yazınız için teşekkürler. Her zamanki gibi hem eğitici hem de bilgilendirici. Günlük hayatımızda da çok açık bir şekilde Türkiye'nin fakirleştiğini ve hepimizin harcanabilir gelirinin düştüğünü iliklerimize kadar hissediyoruz. Saygılar,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim.
      Evet maalesef her geçen gün geriye gidiyoruz.

      Sil
  28. Sayın hocam,
    Sefalet Göstergesi'nin 0 veya 100 olması ne anlama geliyor?
    Saygılarımla

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sefalet göstergesinde üst limit yok, yani 0 ile 100 arasında değişen bir ölçü değil. Sıfıra ne kadar yakınsa sefalet o kadar az, sıfırdan ne kadar uzaksa sefalet o kadar çok demek.

      Sil
    2. Sefalet gostergesinde alt limit varsa şayet kactir nedir peki?

      Sil
  29. dün filistin kökenli, uzun süredir tanıdığım bir kadınla konuştum,
    çocuklarımızın ortak bir programında denk geldik.
    avrupa'da ailesi eğitim almış.
    keza eşi de phd sahibi, iyi bir işi, iyi bir geliri var.
    aileleri west bank ile ürdün arasına dağılmış.
    insan doğası olarak aileleri için tedirgindi.
    teröristlere, terörist diyemiyordu, yetim çocuklar, özgürlük savaşçıları diyordu.
    bu savaşçılar karşı tarafa saldırıyorsa bir sebebi vardır diyordu.
    karşı taraf da bunlara saldırıyorsa bir sebebi vardır dedim, lafı hep dolandırıyordu.
    yaşanan bu olay öncesinde asrın lideri olarak gördüğü şahsın, karşı taraf ile ortak iş yaptığını öğrenmiş.
    asrın liderinin rüşvetçi ve basiretsiz tipik bir ortadoğu lideri olduğunu söylemeye başladı.
    halbuki altı yedi ay öncesine kadar ümmetin liderlerinden görürdü şahsı.
    sonra nedense gazzelilerin çok ileri gittiğini istemeyerek mırıldanı verdi.

    günlük hayatta insanların önyargılarını kıramayacağımı bilirim, o konulara girmem.
    hafif sorularla tansiyonu ölçer, konuyu uzatmam.

    bir gerçek vardır. zor zamanlar, tüm önyargılı, boş hayallerin peşinden koşan insanları bitirir,
    hayatın gerçeklerine uyan çözümlere yönlendirir onları.
    tıpkı, 100 sene önce, anadolu'dan daha büyük topraklar kaybedilince, anadolu nüfusu kadar türk nüfusu katledilince, atatürk'e insanların sarıldığı gibi.
    bizimkilerin aklı yunanın kisini (eşşek kuyruğu) görünce dank etmişti.
    sonra tekrar hayal alemine daldılar.

    güney kore ve japon kökenli arkadaşlarım da ülkelerinin hayal aleminden nasıl uyandıklarını anlatır.
    biri kafaya atomu yiyince, diğeri ülkenin yarısını kaybedince akıllanmış.
    biz de balkanları ve doğu avrupayı kaybedince, ırak, suriye elden gidince akıllanır gibi olduk.
    90 yıllık reklam arasıymış, merak etmesinler, reklam gibi filmler de biter, gerçekler çıkar.

    hayat bu illa ki akıllandırır, kimsenin ne oldum dediğine bakmamak lazım.

    Qbs3QRFc#jjKQen&Gr

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Terörist ve vatan haini kavramları aşırı öznel ve fazlasıyla subjektiftir. Birinin özgürlük savaşçısı adalet arayışını ALLAH yolunda savaşan mücahit derken öteki Terörist vatan haini diyor.

      Sil
  30. Matematik, Fizik, Kimya, Biyoloji dersleri zorunlu değil, seçmeli ders olsa daha iyi olmaz mı Mahfi bey?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Olmaz. Din dersleri seçimlik olursa iyi olur.

      Sil
    2. İnsan zihni yaptığını bozabilir, zira "kendisi" yapmıştır. bu açıdan bakıldığın da olmayacak herşeyin olması muhtemeldir. matematik, fizik, kimya, biyoloji seçmeli ders olduğunda insan zihnin yarattığı yaşamda "eksiye" düşersin.. bu sadece senin için "kötü" olur, şöyle bir yanılgı var "bilgili olan, kendini geliştiren herkes" iyi yaşar! dünya da 8 milyar insan yaşıyor bunların hepsinin "zengin" olma ihtimali yoktur.. zira öncelikle insan zihni bunu istemiyor. netice de "kötü" olmak zorundasın -adaleti "bozmak" zorundasın bu şekilde "azınlık" olan "iyi yaşayanlara" dahil olursun. bu bakımdan mahfi hocanın söylediği doğru matematik, fizik, kimya, biyoloji okum ve kimseye "acıma" güzel bir hayat seni bekliyor....

      Sil
  31. Bu ülkeye yapılan kötülüklerin tamamı sistematik ve bilinçli yapılıyor hocam. Bu kadar tesadüf olamaz. Tesadüf olduğuna ve sadece tek adamlık rejiminden olduğuna inanmak büyük saflık olur. Tamamı bilinçlidir; tek adamlık, padişahlık düzeni, faiz düşürme, nas politikası, ekonomik çöküş, yabancı göçmen istilası, liyakatsizlik, anayasa’nın askıya alınması, korku düzeni, israf düzeni, fakirlik, yoksulluk, bezdirme politikası, hilafet söylemleri, ………… ve en son bu iş tek adamın resmi olarak cumhuriyet rejimini ortadan kaldırması ve çok özendikleri arap ülkelerindeki gibi krallık rejimine geçmesine doğru koşar adım gidiyoruz. Daha kötüsü önünde hiçbir engel yok. Ülkenin anayasası tanınmıyor. Bu Anayasayı koruyup kollayacak mekanizmalar da işlemiyor işletilmiyor. Sonumuz çok kötü. Olay artık ekonomik olmaktan çıktı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. tek adam görünümünde pek çok adam var arkada.
      öndeki vitrin yüzü, ne istenirse yapan bir kukla.

      bir ülkede tek adam rejimi olmasını anlayabilirim ama yaptığı her işin halkının aleyhine olmasını anlayamam. tek adam bile olsa, bazı işler rassal olarak bile olsa halkın lehine olmak zorundadır. biz de o yok, tüm hareketler tek bir yöne. bu yüzden türk yönetimi bilinçli şekilde yönlendiriliyor.

      başkanlık sistemi türklerin burnuna takılan bir halkadır. başkan halkadır, halkaya takılan zinciri tutan dışardadır.

      Sil
  32. Mahfi Bey.
    2000 sonrası sigortalıların hiç bahsedilmeyen büyük bir kayıpları daha var. Bunu rakamsal olarak konu alan bir yazı yazarsanız seviniriz.
    Bildiğiniz sigorta kesintileri enflasyon ve büyümenin üçte birininin toplanmasıyla hesaplanıyor.
    Yani sigortalıların her ay ödediği kesinti, enflasyona yenik düşüyor.
    Refah payı adı altında enflasyon düzeltmesi popülist politalarla işçi emeklilerine de bazen yansıtılıyor, (kamu emeklisi için bu sorun sözleşmeyle çözülmüş). Mevcut sigortalıların fonlarındaki para, düşürülmüş enflasyonla genişletiliyor. Sadece son 2 senede bile bu fonun büyük kısmı eridi.
    35-40 sene çalışmak zorunda olan sgk kesintisi 1 ila 7.5 asgari ücrete göre hesaplanacak olan 2000 sonrası girişler, büyük ihtimalle fona eskilere göre 15 kata kadar (2 kat fazla prim günü ve 7.5 kata kadar fazla ödeme) fazla ödeme yapacaklar. Sonunda açıklanan enflasyon - gerçek enflasyon (asgari ücret bile baz alınabilir) farkı devam ettikçe, 2 kat fazla çalışıp 7.5 kat fazla ödeyenler bile 2040'lara gelindiği minimum emekli aylığı alabilirler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız ama bu konu benim uzmanlık alanımın dışında. Bu konuda Sosyal Güvenlik ve Çalışma Ekonomisi uzmanlarının yazması çok daha doğru olur.

      Sil
    2. biz lisedeyken, babam kardeşimi dükkanda bir ay sigortalı göstermiş, sonra kaldırmış.
      ikimiz de 2000 den sonra maaşlı işlere başladık.
      o benden bir yıl sonra işyerinden sigortalı oldu.
      abim sigortalılık yılını ve prim gününü doldurduğu için geçen seneden beri emekli maaşı alıyor.

      ben, daha çok sigorta yılım ve prim günüm olmasına rağmen 60 yaş bekliyorum.

      Sil
    3. Bu konuda o kadar çok yanlış var ki saymakla, anlatmakla bitmez.

      Sil
    4. Başkanlık sistemi gibi eyt'nin kendisi yanlış popülizm uğruna yeni magduriyetler olusturuluyor. Eyt'nin çıktığı gün yeni hak kayıpları oluştu telafi edeceğiz açıklaması yapıldı. Nasipse 2028 secimlerine

      Sil
    5. eyt yanlış ama işte toplumda iki kardeş arasında bile fark oluşturdu.
      eş yaşlardaki iki kardeşten biri çalışmasa aile gıdasına yetecek parayı hazır alıyor,
      hastaneye gidebiliyor. diğeri çalışmak zorunda.

      komşular, akrabalar, iş arkadaşları arasında böyle bir ayrım oldu.
      doğal olarak eyt sahipleri farklı statüdeler artık.

      Sil
    6. Burada durum şu:
      - Yaş konusu, işin artık bilinen yanı. Biri 42 yaşında, diğeri 60 yaşında emekli olacak.
      - 60 yaşında emekli olan sisteme 18 yıl daha para koyacak. Hatta vergiden kaçırmayan bir işyerinde çalışıyorsa, 7.5 kat daha fazlaya kadar para yatıracak.
      - Enflasyon böyle açıklanmaya devam ederse, 3 yılda bir fona yatırılan paranın yarısı uçacak. Normalde 15-20 senede bir yarısı uçuyordu, son yıllarda yapılanlarla alım gücü - enflasyon arası fark çok açık olduğu için, bu süre 3 seneye indi. Devlet memurlarının böyle bir sorunu yok, onlarda emekli maaşı güncel memur maaşına göre hesaplanıyor.
      - Devlet özellikle işçi ve işverenden fazla sgk kesintisi yapıp, 60 yaşa kadar çalıştırıp ileride fona koyulan parayı komik bir şekilde verecek. İnsanlar bu durumu, ben iki kat prim ödedim, niye aynı maaşı alıyorum diye yeni yeni anladılar; ama mevcut çalışanlar için bu durum sürekli devam eden belki de 15'te birine kadar bile düşme potansiyeli olan bir mevzu.
      - Bu durum, özel sektörde düşük sgk'lı göstermeyi teşvik edecek şekilde işleniyor.
      - Her şeyini yasal yapanlar, bir ülke klasiği olarak madur edilecekler. Bunu 20 sene sonra göreceğiz. Kaynatılan kurbağa misali.
      - Diğer taraftan değişik memur gruplarına ek göstergeler seçim vaadi olarak sürekli veriliyor. İleride maaş olarak örneğin polis ile aynı maaşı alan bir özel sektör çalışanı, belki de polis'in 3'te biri 5'te biri emekli maaşı alacak. Polis'in 3 katı maaş alan bir özel sektör çalışanı, polis'ten çok daha düşük emekli maaşı alacak. Tüm bunları adaletsizliğe, popülist politikalara ve bu politikaların ülkenin sosyal sigortalar kurumunu 20 sene sonra sokacağı duruma dikkat çekmek için yazıyorum.

      Sil
  33. Başkanlık Sistemi açıklaması; CUMHURBAŞKANLIĞI KARARNAMESİ Kararname Numarası: 1 MADDE 1- (1) Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Yürütme yetkisi Cumhurbaşkanına aittir.
    (2) Cumhurbaşkanı, Devlet başkanı sıfatıyla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder; Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını temin eder. 10 Temmuz 2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete


    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Temin etmez hatta tersini yaparsa ne olur? Hiç. O zaman bu kararnameye gerek yok. Canının istediğini yapar dense aynı kapıya çıkar.

      Sil
  34. Murat Bozdoğan10 Ocak 2024 15:56

    Hocam dünyada 2 ülke kalsa birisi tam demokrasi, diğeri de bir Aydın Despot tarafından yönetiliyor olsa tercihiniz hangisi olurdu? Benim görüşüm bu 2 ülkenin rekabetinden Aydın Despot tarafından yönetilen ülkenin galip çıkacağı yönünde.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 30 yıl önce tersini söylerdim ama bugünün dünyasına bakıca haklı olduğunuzu söylüyorum.

      Sil
    2. Sn hocam,
      aydın despotların da ölümlü olduklarını unutuyorsunuz.
      despot sonrası da var. platon bu eleştiriyi 2bin yıl önce yaptı da, olaya seri liderler olarak bakmak lazım.

      Sil
    3. Despot aydın üretimi yapacak olan fabrika Türkiye topraklarında kurulmaz daha doğru bilgiyle kurmayları başkalarının kurmasına da izin vermezler asla

      Sil
  35. Kaleminize sağlık, çok güzel bir yazı. 2017'deki referandum öncesinde parlamenter sistemi ve başkanlık sistemini ekonomik performans, gelişmişlik düzeyi açısından karşılaştıran yazılar çıktığını hatırlıyorum. Verilen örnekler başkanlık sistemi uygulayan ABD ve yarı başkanlık sistemi uygulayan Fransa örneği dışında parlamenter sisteme sahip ülkelerin her anlamda başkanlık sistemiyle yönetilen ülkelere göre daha başarılı performans sergilediği yönündeydi. Maalesef bütün bu uyarılara kulak tıkanarak karar verilen o referandumdun sonucunun ceremesini hala çekiyoruz.

    YanıtlaSil
  36. Hocam benim naçizane bi sorum olacaktı ben bir tez yazmak istiyorum iktisat lisans öğrencisiyim ama konu belirleyemedim bir türlü sizin aklınızda güzel tez konusu olabilir dediğiniz konu varımdır acaba günümmüz güncel sorunlardan gibi...Teşekkürler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 2008 Sonrasında Dünyada ve Türkiye'de Uygulanan Para Politikasının Karşılaştırılması: Benzerlikler ve Farklar

      Sil
  37. Sayın hocam, John Stuart Mill Ozgurluk Uzerine isimli eserinde ozgurluk icin söyle demektedir:" Topluluktaki zayif uyelerin, akbabalara yem olmaması için, topluma zarar verenleri yola getirecek ve düzene sokacak bir avciya ihtiyacı vardı. Ancak herkes, bu avcinin gagasindan da ve pencelerinden de korunmaliydi. Çünkü konu sömürü oldugunda, avcinin diger akbabalardan asagi kalir tarafi yoktu. Anlayacaginiz üzere yurttaslar, yoneticilerin halk uzerindeki yetkilerine bir sinir koymaliydi., bu da Ozgurluk olarak adlandiriliyordu."
    Türkiye'de vatandaslar hakli olarak Terör belasindan kurtulmak icin "artılarıyla eksileriyle" böyle bir avciya izin vermistir. Terör orgutu yandaslarinin, demokrasinin verdiği ozgurluk alanini her daim istismar ederek tehditin boyutunu artirmasi karsisinda Türk halki böyle bir tercihe mecburen yonelmistir. Bu tercihin sefaleti arttirmasi pahasina...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. tuncay abi, o kitaplar ortadoğu için yazılmamış.
      ortadoğu da özgür olsa olsa insan ismi olur, o da tek türkiye de olur.
      "lük" kısmı ise yoktur.

      Sil
  38. bakın belki şimdi bu hayal gibi geliyor ama şu anda yetmişlerin romanyası gibi tek bir demir yumrukla yönetildiğimiz için bunu hayal edemiyoruz..yarın diktatör baştan gidince bu sistemle ben Türkiye'de uzun yıllar sürecek bir kaos dönemi hatta iç savaş dönemi bekliyorum..en iyi ihtimal:sovyetlerin dağılmasına benzer bir şey yaşarız..bakın bu en iyi ihtimal..üstelik geriye gitme oranımız,artan bir ivmeyle,bayır aşağı freni boşalmış kamyon gibi gidiyor..z kuşağı bunu bilmez,çocuklar bakın ivme sabit bile olsa bu bir sürekli artış demektir,geriye gitme ivmesinin artıyor olması,düşüş hızınında sürekli artması demek :(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Adsız 11 Ocak 2024 (13:58),

      Sizin kadar karamsar değilim. Benim de endişelerim var, ama sizinki kadar değil.

      Çok basit ama sağlam iki gerekçem var:

      Birincisi: "İnternet"

      Romanya'nın yaşadıklarının aynısını veya benzerini Türkiye'de yaşamamız çok zor. Çünkü bugün "internet" var. Eğer "internet" olmasaydı, yazdıklarınıza %100 katılabilirdim.

      Z kuşağının, hayatın birçok alanında tecrübesiz olduğunun farkındayım. Ama şaşkınlık yaşama ihtimalleri çok az, çünkü "internet" sayesinde neyin ne olduğunu yakından takip edebiliyorlar. Deha, yüksek zekalı olmaları gerekmiyor, interneti kullanma alışkanlıkları başlı başına yeterli.

      Romanya ve çevresindeki ülkeler onyıllar boyunca Sovyet etkisi ve tehdidi altında yaşadılar, o ülkelerin zenginleri Sovyetlerle rüşvet ilişkileri içine girerek zenginlik devşirdi. O ülkelerin halkları bütün bu süreçlere aşina.

      Türkiye öyle değil. Türkiye hiçbir zaman Sovyet (ve ABD) tehdidi altında olmadı. 1950'li yılların başında Stalin'in Kars ve çevresini istemesi, tamamen blöftü. Türkiye o yıllarda bir tercih yaptı ve NATO'ya girdi. NATO'yu beğenmek ve savunmak zorunda değilsiniz elbette. Ama "reelpolitik"te, NATO üyesi olan bir Türkiye gerçeğini inkâr edemeyiz. Türkiye günümüzde sakat bir demokrasi görüntüsü verse de, büsbütün çökmüş bir ülke değil henüz.

      İkinci ve son gerekçem ise şu:

      Türkiye'deki mafyalaşma ve/veya kara para aklama oyunları, daima lokal bazlıdır. Global mafya Türkiye'de elbette var, ama sayıları ve etkileri az.

      Türkiye'nin Romanya'ya benzemesi için, Türkiye'deki özel sektör şirketlerinin çok büyük bir kısmının "oligark" gibi davranması gerekir. Bizim şirketlerde bu "oligark mayası" yok, en azından şimdilik yok gözüküyor.

      İlk gerekçem: "İnternet"

      Son gerekçem: Türkiye'deki özel sektör şirketlerinin çok büyük bir kısmının "oligark" gibi davranMAması.

      Eğer Türkiye'de "internet", Çin'deki gibi tamamen devletin kontrolü altında olsaydı; o zaman siz haklıydınız.

      Eğer Türkiye'deki özel sektör şirketleri, Çin'deki gibi devletin balyoz indirme korkusu altında olsaydı; o zaman siz haklıydınız.

      Sil
    2. diktatör baştan gidince partisi çöker ve seçimlerde demokratik bir kişi başkan olur başkanlık sonlandırılıp demokratik düzene geri döneriz terör örgütleri (fetö,pkk,vd.) konusuna gelince bu konu kuvvetlerin kontrolündedir hiç bir değişiklik olmaz esasında başkanlığı yaratanlarda baş aşağı gittiğimizi görüyorlar fakat eski sisteme dönmeyi haksız görünmeyi sindiremiyorlar görünen o ki halk veya akp deki emanet oylar değişik terörden uzak bir muhalefet bekliyor akp nin seçilişini hatırlarsanız ayni şekilde bir oluşum gelebilir.terörle elele olan bir oluşum ülkemizde seçilmez.

      Sil
    3. Adsız11 Ocak 2024 16:28,

      Kalan son iki adımıda özetlemişsiniz,şimdi izleyelim ve görelim kim haklı çıkacak.

      Sil
    4. Adsız11 Ocak 2024 16:28 ,

      stalin'in blöf yaptığına dair somut deliliniz nedir? stalin blöf yapmadı, direk istedi.

      stalinin kızıl ordu ile tecrübesi derindir, putin'in rus ordusunda yaptığı hatayı stalin de 1930 larda yapmış, onbinlerce ordu kurmay subayını öldürmüş, tecrübesiz kurmaylar ile ikinci dünya savaşında kızıl ordu büyük kayıplar vermiştir.

      ikinci dünya savaşı sonrasında hatasından dönüp, orduyu reorganize ettikten sonra türkiye'den kars ve civarını istemiştir. keza stalin'in atatürk ile ilgili anısı da vardır.

      atatürk özel olarak kızıl orduyu inceletmiştir. stalin'in onbinlerce kurmay subayı idam ettirmesi üzerine atatürk de kızıl ordu içinden sağlam bilgiler toplayabilmiştir. bunlar stalin tarafından ciddi rahatsızlık oluşturmuştur.

      kızıl ordunun zayıflaması atatürk'ün dış politisasını da etkiler. kızıl ordu zayıfladıkça, atatürk de balkanlarda tatlı olan politakalarının dozunu sertleştirmiş, 1933 de tatlı sayılan Estonya, Letonya, Polonya, Romanya, Sovyetler Birliği, Çekoslovakya ve Yugoslavya Londra Sözleşmesini imzalarken, akabindeki 1934 balkan sözleşmesi sovyet tarafından endişe ile karşılanmıştır.

      keza, kızıl ordunun iyice zayıfladığı 1936 döneminde atatürk montrö anlaşması ile boğazların kontrolünü üzerine almış, kendini rus ve avrupa baskısından arındırmıştır.

      atatürk bir gece ankara rus başkonsolosluğunu bizzat haber almadan ziyaret ederek (basarak) rus topraklarına türk devletinin de girebileceğini sembolik olarak göstermiştir.

      stalin, tüm bu yaşananlar eşliğinde, ikinci dünya savaşı sonrası reorganize edip, avrupalı ülkelerin techizat teknolojisini de kısmen yakaladıktan sonra türkiye'ye kars'ı alma tehdit savurmuştur.

      stalin, kars'ı isteme aşamasına gelene kadar, bir dünya savaşı geçirmiş, milyonlarca askerini savaşta kaybetmiş, ordusunu iki kere organize etmiş, diğer uluslardan milyonlarca türk katletmiş, blöf yapmayacak kadar olgunlaşmıştı. stalin'e blöf yaptı diyenlerin soyunu kurutmuş, topraklarını elinden almıştı. bugün bile, eskiden türkçe konuşulan o bölgelerde, tek türk yoktur, anadilleri rusçadır.

      Sil
    5. 'Boğaziçi Üniversitesi', 2 yılı aşkın süredir direniyor.

      Bu, ve buna benzer direnişler de aklınızda bulunsun.

      Bu direniş, soluk borusunu açık tutmak için verilen bir mücadeledir, "özgürlük"ün kıymetini hâlâ bilen birilerinin olduğuna işaret eden bir direniştir.

      'Sadece bir üniversitenin direnişi' deyip geçemeyiz...

      Sil
    6. Yok"internet", Çin'deki gibi tamamen devletin kontrolü altında değilmiş,özel sektör şirketlerin, Çin'deki gibi devlet korkusu ykmuş,hepsi hikaye,15 Temmuz gibi bir ohale bakar bunlar,bir gecede değişecek şeyler.

      Sil
    7. Adsız 11 Ocak 2024 (18:07)

      Merhaba,

      İki kanıt var.

      Birincisi, 1945’te II. Dünya Savaşı’nın nasıl sonlanacağı net bir şekilde görüldüğünde oluşan dünya düzeni.

      Almanya’nın bir tehdit unsuru oluşturmayacağı temin edildi.

      Sovyetler başta olmak üzere (yer yer, dönem dönem Çin de dahil olmak üzere) yeni güç odakları oluştu.

      Sovyetler; hangi hamlelerinde kararlı olduğunun, hangi hamlelerinde blöf yaptığının işaretlerini veren (Çarlık tarihinden de miras kalan) dış ilişkiler geleneğine sahipti.

      Romanya, Polonya, Macaristan, Çekoslovakya, Yugoslayva başta olmak üzere bütün bu “(eski tabirle) Doğu bloku” ülkeleri; Sovyetlerin etkisi hiç olmasaydı bile, hâlihazırda Rus-Çarlık siyasi hamlelerinin içinde ve/veya çevresinde dizayna uğramış ülkelerdi, tarihlerinde izleri var. Kafkaslardaki ülkelerin çoğu da böyle. Hegemonyal özellikler barındıran dev ülkeler, emperyal & sömürgeci amaçlar hiç barındırmasa bile; salt “dev” olmalarından ötürü periferisindeki diğer ülkeleri etkileyebilirler. Sovyetler, emperyaldi; bunu inkâr edemeyiz.

      1946’da ABD’nin Moskova Büyükelçiliği’nde görevli yüksek bürokrat “George Frost Kennan”ın ABD Dışişleri Bakanlığı’a gönderdiği, “The Long Telegram (X Article)” & “The Sources of Soviet Conduct” ismiyle ünlenmiş “analiz ve stratejik tavsiyeler metni”ni okuduğunuzda; Stalin’in Kars ve çevresini Türkiye’den isterken niçin blöf yaptığını net gözlemlersiniz. Kennan, spesifik olarak, “Kars ve çevresi meselesi”nden bahsetmiyor bu metinde. Fakat metnin geneli, Sovyetlerin hangi hamlelerinin blöf olduğu konusunda örnekler veriyor; yani bir nevi 1950’li yılların başında yaşanacaklara işaret ediyor.

      Sovyet yönetimi, askeri güçleri ne kadar yüksek olursa olsun, zor kullanarak alma potansiyeli olan ülkeleri (ve şehirleri) sadece almış olmakla kalmayıp; bunun sonrasını da düşünecek kadar tecrübeliydiler. Macaristan’a tankla-tüfekle girmek ne kadar kolay olduysa, Türkiye’den Kars ve çevresini almak da bir o kadar kolay olabilirdi; peki ya sonrası?! İşte Kennan’ın metninde bunun detaylarını görebilirsiniz.

      İkinci kanıt, “kültürel doku uyumsuzluğu”.

      5 yıl Kars’ta yaşadım.

      Coğrafyanın & iklimin epey sert olmasından ötürü; mimari ve konutların inşa yöntemleri olarak Ruslar ve Türkler birbirine benziyor, ama benzerlik o kadar. En başta “dil & lisan” engeli var. Eğer Sovyetlerin, Kars ve çevresi için ciddi ciddi ilhak etmek (ve “sömürge yapmak” dahil) amaçları olsaydı; ilk aşmaları gereken engel “Rusçayı nasıl çabuk yayabiliriz” olurdu, ki o eski yılların koşullarında bu hiç kolay değil. O zamanlar internette yoktu ki Kars ve çevresinde “Cambly” ile Rusça öğretmeyi denesinler ;-)

      Bir diğer uyumsuzluk örneği; Türkiye’nin pek çok ilinde de görüldüğü üzere, “başına buyrukluk”. Kars ve çevresinde yaşayan insanların hepsi olmasa bile çoğu serbestliğe alışmış. Emir almaya, hemen-çabucak ayak uydurmaya eğilimli davranışları yok. Kolay kolay değişecekler gibi de gözükmüyor.

      Sil
    8. Adsız 12 Ocak 2024 (13:19)

      Merhaba,

      "OHAL" ve benzeri yöntemlerle pek çok şeyi değiştirdiklerini, kendi keyiflerine göre ülke dizayn ettiklerini zannedebilirler.

      Peki ya insanlar?! İnsanların davranışlarını da "OHAL"le dizayn edemezler.

      Türkiye'nin, Romanya [ve onun gibi diğer ülkeler] olMAdığını yukarıda açıkladım.

      Daha enflasyonu kontrol altına almayı beceremeyen bir iktidarın, bütün ülkeyi "OHAL"le dizayn edebileceğini düşünmeyin lütfen.

      Örnekleri daha da çeşitlendirebilirim, şimdilik enflasyon başlı başına bir problem olarak yetiyor zaten.

      Sil
    9. Yokuş aşağı düşerken düşüş ivmesi sıfıra inmediği muddet boyunca düşüş devam eder yokuştan aşağıya doğru

      Sil
  39. Hocam öncelikle yazılarınız için teşekkürler. Ben belediyede çalışıyorum kamu muhasebesi alanında kendimi geliştirmek istiyorum acaba yayın,kitap vb. önerilerinizi bu konuda kendini geliştirmek isteyenler için paylaşır mısınız. İyi günler dilerim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eğer kastettiğiniz Devlet Muhasebesi ise bu linkten yararlanabilirsiniz:
      https://www.hmb.gov.tr/devlet-muhasebesi-standartlari

      Sil
  40. Hocam elinize sağlık. Merkez Bankası bilançosunda yer alan diğer kalemler kısmında Merkez Bankası 901 milyar lira zararda görülüyor. Bu kadar büyük zararın sebebi KKM ödemelerinin MB yapması mı?

    YanıtlaSil
  41. Merhabalar hocam emekli maaşları hakkında ne düşünüyorsunuz enflasyon artışı kadar yapılacak zam ve üzerine konuşulan refah payı artışı ne olur.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hiçbir bilgim yok. Çünkü enflasyon verisi doğru değil.

      Sil
  42. Bir millet kendinin, çocuklarının ve torunlarının geleceğini neden tek bir insanın kontrolüne kendi eliyle oy vererek teslim eder hiç anlayamıyorum. Sadece Türkiye için demiyorum bunu, Kuzey Kore veya 1940'larda Hitler kontrolündeki Almanya gibi. Neden yani ?
    Bence bu insan davranışı henüz keşfedilememiş psikolojik bir hastalıktan kaynaklanıyor, acaba beynimizin içinde başka bir insana tapmayı emreden, nöronları kontrol eden bir bakteri, virüs gibi birşey mi var ?

    Yoksa kendi hayatımızın sorumluluğunu almaktan korkuyor muyuz, geleceğimizi başkasına teslim etmek daha mı güvenli geliyor ?

    Düşünce tembeli miyiz, başkalarının hazırladığı veya dayattığı ideolojileri sorgulamadan kabul etmek daha mı kolay geliyor ?

    Sizce bu durumun sebebi nedir Mahfi hocam?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Erich Fromm -Özgürlükten Kaçış Önsöz giriş cümlesi: "Çağdaş insan için özgürlüğün anlamı nedir? İnsan neden kendi özgürlüğünü diktatörlerin eline bırakmakta ve bir robot gibi yaşamaya razı olmaktadır.? " Cevabı yine aynı kitapta yer almaktadır.

      Sil
    2. tembellik evet cevap tembellik seçmen olan kişilerin herhalde 90% ı seçiceği kişinin hakkındaki açıklamaları düşüncelerini geçmişini yapacaklarını araştırmadan oy veriyor 90% a nerden vardım küçük partiler var onların oy oranı toplamı 10% civarında galiba onlara oy verenler birazda olsun bu partilerin kendilerine faydalı işler yapacaklarını düşünerek bu partilere oy veriyorlar fakat halkın büyük çoğunluğu okumayı sevmiyor oy kullanacağı zaman zaten 5 yıldır kafasını iyice yıkamış iktidarın medyası yada çevresindeki kişilerin etkisinde kalarak robot gibi iktidara veya ana muhalefete oy veriyor başka bir yol da akp nin yapdığı mahalle örgütlenmesi bunun arkasında parasal güç olması lazım bu parasal güç ile yerel partililer akp nin gücünü koruyor bunu yıkmanın yolları da bu mahalle örgütlenmesinin yüzünden ülkemizin mahvolduğunu yaymak olabilir ki gerçekden akp mahalle örgütlenmesi ülkemizin başındaki gerçek beladır.

      Sil
    3. İnsanları "suçlamakla" varabileceğiniz hiç bir olumlu nokta yoktur! sorunun nereden kaynaklandığını anlamanız gerekmekte.. bir insan yada toplum "yaratılır" büyük akıllar tarafından ve aynı insanlar "neden böylesiniz" diye suçlanırlar. günümüzün "zihinsel" insanı "yaratılmış" insanlardır zira insan zihni (bilen-bilgili) insanlar tarafından "tanrı" olarak kullanılır. insan zihni "yönetilebilir-yönlendirilebilir-kullanılabilir" onlardan "üstün" bir kapasiteye sahipseniz herşeyi yapabilirsiniz ve bu net olarak "tanrı" olmaktır. yani sorun gerçekten sıradan yanında olduğunu iddia edenlerin bu sistemi kabul etmesindendir örnek (mahfi eğilmez)

      Sil
  43. Bu sefalet endeksine cari denge Gsmh orani ve butce dengesi gsmh orani de eklenerek daha saglam bir sefalet endeksi olusturulabilir. cari acik veren bir ekonomiyse sayet toplama eklenir fazla veren bir ekonomiyse sayet toplamdan cikartilir. Ayni sekilde butce dengesi acik veriyorsa toplama dahil edilir fazla veriyorsa toplamdan cikartilir.

    Sonuc olarak cari denge ve butce dengesi biz farketmesek de bugunumuzu ve gelecegimizi etkileyen bireylerin ekonomik durumlarina dolayli yoldan etki eden verilerdir. Bu veriler isiginda diger ulkelerle karsilastirma daha saglikli olur kanatini tasiyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu saydıklarınız zaten sefalet endeksindeki göstergeler içinde saklı.

      Sil
  44. Merhabalar sayın hocam, ismim süleyman gönül. Dokuz eylül üniversitesi iktisat tezli yüksek lisans öğrencisiyim. Ve sizin yazılarınız bana gerçekten çok fayda sağliyor ve eminim ki bu konularla ilgili diğer kişilerede fayda sağlamaya devam ediyor. Öncelikle yazınızı çok beğendim ancak yazı bildiğiniz gibi büyümenin çeşitleri vardır. Tabi ki büyüme iyi bir şeydir ancak eğer yoksullaştıran büyüme, geleceksiz büyüme, sesiz büyüme söz konusu ise HAMI SEFALET INDEX'nde büyüme formulde eksi olmamalıdır. Belki formüle hiç katılmayadabilir. Ayrıca büyümenin olması da aynı zamanda gelir dağılımında nasıl olduğunu bize tam olarak açıklık vermez. Ellerinize sağlık tekrardan :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Enflasyon, işsizlik ve tahvil faizi refah kaybını büyüme ise refah kazanımını gösterdiği için eksi yazılması (yani sefaleti azaltıcı etki olarak alınması) doğrudur.

      Sil
  45. Teşekkür ederim hocam emeğinize sağlık.

    YanıtlaSil
  46. Hocam elinize sağlık. Fakat bu yazıyı okuyan bazı kimseler, bunun başkanlık sistemiyle birebir ilişkili olmadığını söyleyebilirler. Bu amaçla daha önceki yıllara ait, mesela son 30 yıl ya da 50 yıl için bu hesaplamayı genişletip yayınlasak daha iyi olmaz mı ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben hesapladım 1980'lerde de benzer bir durum var. Ama 2000'lerde başkanlık sistemine gelinceye kadar böyle bir çöküş söz konusu değil.

      Sil
  47. Mahfi bey

    2 gündür Dolar/TL "30"u aşmış vaziyette.

    Söyleyecekleriniz var mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Var adil değer 41 tl.

      Sil
    2. Hocam bu sefil düzende finansal riskleri azaltmak için büyükşehirlerden uzakmı durmalıyız?

      Sil
    3. Hocam bu sefil düzende finansal riskleri azaltmak için büyükşehirlerden uzakta yerel fırsatlara mı odaklanmalıyız?

      Sil
    4. Hocam riskler hiç bitmiyor.

      Sil
    5. Tabloda 2019 yok. Bu para politikasıyla sefalet endeksinin önümüzdeki 5 yıl için projeksiyonunu merak ettik..

      Sil
  48. Hocam rant arttıkça sefalette artarmı?

    YanıtlaSil
  49. Hocam 10 Ocaktaki Deneyim konuşuyor programınız ertelendi mi
    ertelendiyse yeni tarihin takvimi belli mi

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayır yapıldı. Cuma akşamı da Bloomberg HT'de yayınlandı.

      Sil
  50. Günaydın hocam, tablo da 2019 yılı neden yok. Benim kaçırdığım bir şey mi var ?

    YanıtlaSil
  51. Hocam, verilerde sadece büyüme oranı ters orantılı etki etmekte olduğunu fakat enflasyon ile işsizlik arasında ters ilişki olmadığını söyleyebiliriz. O halde Philips Eğrisi'nin doğru olduğu söylenemiyor değil mi?

    YanıtlaSil
  52. Sefalet Endeksindeki bu değişimi sadece başkanlık sistemiyle nasıl açıklayabiliriz?

    YanıtlaSil
  53. Muhtemelen yayınlanmaz da insan "zihnini" bile karşıma alarak şunu söylemek istiyorum "bilmek neyi değşitirdi?" bilmek hiç birşeyi değiştirmiyorsa o bilginin "zerre" kadar değeri yoktur! hayatım boyunca "bilene, bilgili olana" saygı duydum ama bundan sonra duymayacağım zira birşey değişimiyorsa "iyi" asıl kötüdür.

    YanıtlaSil
  54. Hocam bence bu tablo, Türkiye'nin ekonomik geleceği hakkında endişeleri artırıyor. Artan enflasyon ve vergi yükü, vatandaşlar ve işletmeler üzerinde baskıyı artırabilir, ekonomik istikrar ve refahı olumsuz etkileyebilir. Ekonomik yönetimdeki sorunlar ve gelecekteki riskler, daha sıkı bir mali politika ve yapısal reform ihtiyacını ortaya koyuyor. Bu faktörlerin nasıl ele alınacağı, Türkiye'nin ekonomik kaderini büyük ölçüde belirleyecektir.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Lozan Antlaşması 2023'de Bitecek, Biz de Madenlerimizi Çıkarabileceğiz!

Konut Fiyatları Niçin Eskisi Kadar Artmıyor?

Kapitalizm