Borç ve Faiz Sorunumuz
Kamu kesimi ve özel kuruluşlar açısından baktığımızda iki tür borçlanma, borç servisi, borç stoku ve borç yükü söz konusu: İç borçlar, dış borçlar.
Kamuoyunda yaygın ve yanlış
kanıya göre alınan borç Türk Lirası cinsindense iç borç, döviz cinsindense dış
borç sayılıyor. Oysa gerçek öyle değil. Eğer kamu kesimi veya özel kuruluşlar
yurt içi kaynaklardan borç almışsa buna iç borçlanma deniyor. Bu borcun
dayandığı para biriminin Türk Lirası ya da döviz olması önemli değil.
Yurtiçinde yerleşik kişi veya kuruluşlardan alınan borç para birimi ne olursa
olsun iç borç, yurtdışı yerleşik kişi veya kuruluşlardan alınan borç ise para
birimi ne olursa olsun dış borç sayılıyor. Bununla birlikte dövizle yapılan iç
borçlanma da tıpkı yurt dışı yerleşiklerden yapılan dış borçlanma gibi kur riski
taşır.
Borç stoku belli bir tarihteki
toplam borç tutarını gösterir. Yine belli bir tarihteki borç stokunu o yıla
ilişkin GSYH toplamına bölersek o dönemin borç yükünü buluruz (Borç Yükü = Borç
Stoku / GSYH.)
Kasım 2025 itibarıyla iç ve dış
borç durumumuz şöyledir (kaynak: Hazine
ve Maliye Bakanlığı, Kamu Borç Yönetimi Raporu, Aralık 2025):
Tabloya göre: (1) Kasım 2025
itibarıyla merkezi hükümetin (Hazine’nin) iç borç stoku 7.941 milyar lira, dış
borç stoku 126,9 milyar dolardır. Buna göre merkezi hükümetin iç ve dış borç
stoku 13.325 milyar lira ediyor. (2) Merkezi yönetimin toplam borç yükü (13.325
/ 65.179 =) % 21,4 ediyor. (3) Türkiye’nin toplam dış borç stoku 2025 üçüncü
çeyrek sonu itibarıyla 564,9 milyar dolar. Dış borç yükü (564,9 / 1.569 =) %
37,2 olarak hesaplanıyor. Bunun en büyük parçası özel kesim kuruluşlarına ait
(301,4 milyar dolar.) Kamu kesiminin (merkezi hükümet + KİT’ler + Yerel
yönetimler) dış borç stoku 235,7 milyar dolar.
Bu tablodaki verilerle ve
özellikle de dış borç yüküyle ilgili en önemli sorun dolar kurunun gerçeği
yansıtıp yansıtmadığı meselesi. Eğer dolar kuru baskılanmışsa o zaman dolar
cinsinden GSYH yüksek, dolayısıyla dış borç yükü de düşük çıkıyor. Çünkü dış
borç stoku zaten dolarla belirleniyor oysa GSYH Türk Lirasıyla belirlenip
yıllık ortalama dolar kuruna bölünüyor.
Bir de faiz giderlerine ve bütçe
içindeki yerine bakalım:
Gelelim tablonun yorumuna: (1)
Faiz giderleri Cumhurbaşkanlığı sistemi sonrasında sürekli artış içine girmiş.
(2) Faiz giderlerinin bütçe toplam giderleri içindeki payı artmış. 2022 ve
2023’de bu payın düşük olmasının nedeni 2021 yılında başlayan ve 2023 yılı
ortasına kadar süren düşük faiz uygulamasıdır. Faiz giderlerinin o yıllarda
düşük görünmesi sağlanmış olsa da izleyen yıllarda tam tersi sonuçlar doğmasına
yol açmıştır. (3) 2023 yılı faiz giderlerinde artış rekoru kırmış. Bunun temel
nedeni yine 2021 yılında enflasyonun çok altına düşürülen faizlerin artırılmak
zorunda kalınması. Bir başka deyişle 2023’de faiz giderlerinde ortaya çıkan
anormal artış, aslında 2021’de başlayan irrasyonel politikadan dönüş çabasının faturası.
(4) Faiz giderlerindeki artış oranıyla ortalama enflasyonu karşılaştırdığımızda
2021’deki irrasyonel politikanın etkisi burada da ortaya çıkıyor. 2023’de
normale dönüş çabasına girilince faiz giderleri enflasyonun çok üzerinde
artmaya başlamış.
2021 yılında “faizi düşürerek
enflasyonu düşürme” şeklindeki bilim dışı tezin tuzağına düşmeseydik bugün enflasyon
da faiz giderleri de çok daha düşük olacak, asgari ücretliler, emekliler ve
diğer düşük gelirliler bu kadar mağdur olmayacaktı.
Bu yazıdan çıkarılacak ders çok
nettir: Popülizm, ekonomiyi ilk anda iyiymiş gibi gösterir ama uzun vadede büyük
sorunlar içine sokar. Arjantin bunun en tipik örneğidir.
Değerli yazınız için teşekkür ederim.
YanıtlaSilPopülist politikalar başlangıçta kısa vadede iyi görünse de uzun vadede ülkeye yüksek borç ve faiz yükü olarak geri döner. Bu nedenle popülist söylem ve algılara kapılmayacak bilinçli bir toplum için nitelikli, çağdaş ve bilimsel bir eğitim şarttır.
SilMerkez Bankası'nın swap hariç bugünkü net rezervi 67 milyar dolardır. İmamoğlu'nun saat 06.00'da evinden zorla gözaltına alınmasıyla birlikte kur sıçramış ve 19 Mart - 21 Nisan arasında Merkez Bankası toplamda 52,5 milyar dolar satmak durumunda kalmıştı. Eğer İmamoğlu sabah 06.00'da evinden zorla alınmasa ve ifadeye çağrılsaydı zaten giderdi. İfadeye çağrıldıktan sonra da adli kontrolle serbest bırakılabilirdi. Çünkü daha iddianame bile hazırlanmamıştı. (İddianame 8 ay sonra çıktı) Dolayısıyla süreç bu şekilde işleseydi Merkez Bankası 52,5 milyar dolarlık döviz satışı yapmayacaktı ve swap hariç net rezervler de şu anda 100 milyar doları aşmış olacaktı.
SilAhmet Özer de tutuklanmış, 13 ay sonra serbest bırakılmıştı. Madem serbest bırakılacaktı o zaman neden tutuklandı? Hiç tutuklanmasaydı ve adli kontrolle serbest bırakılsaydı değişen ne olacaktı? Yine aynı noktaya gelinecekti. O zaman neden tutukladınız? Elde somut delil olmadan iftira ile insanları tutuklamak hukuka sığar mı? Peki, bir insanın 13 ay boyunca boş yere tutuklanması bu kadar kolay mı? Demem o ki yargının verdiği hukuksuz ve keyfi kararlar bu ülkeyi ateşe atmaktadır. Bugün Merkez Bankası'nın swap hariç net rezervleri 100 milyar doları aşması gerekirken, eritilmiştir. Dış politikada aklıselim davranma vurgusu yapanların, aynı hassasiyeti ülke içinde de göstermeleri gerekmektedir. İnsanlar artık hukukun bağımsızlığına ve tarafsızlığına güven duymalıdırlar. Çünkü bu güven ortamını sağlamadan küçük bir riskte bile ülke yine kırılgan hale gelecektir.
TÜRK-İŞ'in açıkladığı Aralık 2025 açlık sınırı 30.143 TL olmuş. Fakat önemli olan Şubat'ın başında açıklanacak açlık sınırıdır. Çünkü insanlar zamlı maaşlarını Şubat ayından itibaren almaya başlayacaklar.
SilEmekli ve asgari ücretlinin zamlı maaşları daha Kasım 2025'teki açlık sınırının bile altında kalmışken, kim bilir 1 ay sonra daha ne kadar altında kalmış olacak. Gerçekten olacak iş değil. Hayat şartları bu kadar ağırken insanları açlıkla imtihan etmenin köle düzeninden ne farkı var? Mevcut gelir temel gıdaya bile ulaşmaya yetmiyorken, insanların diğer tüm harcamalardaki özgürlük alanı da kısıtlanmış olmuyor mu? Peki, tam gün çalışıp temel gıdaya ulaşamayan ve özgürlüğünü de yitiren bir insanın köleden ne farkı var? Köle olması için illa kırbaç mı vurulması gerekiyor? Kaldı ki ülkenin yarısından fazlası bu şekilde yaşamaya mecbur bırakılmış durumda. Yazıklar olsun. Ben patron olsaydım, insanlara açlık sınırının altında maaş vermeye utanırdım. Çünkü bu resmen emek sömürüsüdür, bu resmen kölelik düzenidir. Devletin kendisi de maalesef bu ayıba ortak olmuştur. Asgari ücretlinin hakkını korumamıştır. Emekliyi ise bir yük gibi görmüş; ona sırtını dönerek onu büsbütün terk etmiştir. Vatandaşını enflasyona karşı göz göre göre ezdirmekle kalmamış aynı zamanda toplumun geniş kesimlerini açlığa itmiş, yoksulluğa sürüklemiş ve sefalete mahkum etmiştir.
Eğer kaynak olmasaydı ve pasta küçük olsaydı bu cümleleri kurmazdım. Fakat kaynak var ve pasta büyük. Lakin paylaşmak yok; adil paylaşım yok; adalet yok. Bunun sorumlusu da devletin bizzat kendisidir; onun bilimsellikten ve adaletten uzak yanlış politikalarıdır.
4 kişilik ailenin mutfak masrafı 30 bin lira diyen arkadaşlar ev hanımlarına beğenmiyorlarsa aşcilara sorsunlar bakalım 15 bin lira tutmaz 4 kişilik mutfak masrafı 30 bin liraymış. Gel de bu hayattan kopuk rakamlara inan.
Sil🙏
YanıtlaSilMaduro meselesi gündemi kaplıyorken, sizin bu yazınızı kim dikkate alır Mahfi bey?
YanıtlaSilBen, sizin analizlerinizi okuyan ve uyarılarınıza dikkat eden bir okurunuzum. Ama tek kişiyim. Bu yeterli değil ki?
Sizin okumanız bile yeterli benim için. Ama mesela yazımı blogdan alıp yayınlayan T24'de günün en çok okunanları sıralamasında birinci sıraya çıkmış. Maduro'yu falan sollamış görünüyor.
SilEkonomi yazarından siyasi analiz beklemek ne alaka?
SilNiye ki? Bir insan ekonomiyle uğraşırsa siyasi analiz yapamaz mı?
SilYapar da siz iktisadi analizlerle bütünleşmiş bir yazarsınız.
SilBütünleşmiş değil de belki o analizlerle tanınmış demek daha doğru olur. Çünkü siyasal ve sosyal konularda da birçok analizim var. Değişim Sürecinde Türkiye mesela ekonomik, siyasal ve sosyolojik analizlerin birlikte yer aldığı bir kitaptır.
SilGelinlerimiz umarım mesajı almıştır hocam :)
YanıtlaSilArjantin çeyrek asırdır hep krizlerle anılan bir ülke oldu. 2000 yılında neredeyse kişi başı gelirde Türkiye'nin neredeyse 2 katı kişi başı gelire sahipti. Ama şimdi Türkiye 17 bin dolar kişi başı gelire ulaşarak Arjantin'i solladı.
YanıtlaSilKuru baskılamaya ve sığınmacıların katkısını GSYH'ye dahil ettiğimiz halde o insanları nüfusa katmamaya devam edersek yakında Fransa'yı da sollayabiliriz.
SilHocam , 1980 , 1994, 2001 krizlerinde olduğu gibi kur yüzde 100 artarsa 564,9 milyar USD dış borç stokumuz 2 misli artar mı ? cary trade yöntemiyle borçlanarak ( daha düşük finansman mı oluyor ? ) bu durum nereye kadar sürdürülebilir ? Maduro olayı sadece siyasi değil sonuna kadar ekonomi ile ilgilidir .
Sil1- Arjantin doları Türkiye'den çok daha fazla baskılıyor. 2- Sığınmacıların GSYH'ye pek bir katkısı yok hepsi boş oturup devletten para alıyor.
SilHocam, siz:
YanıtlaSil"Vietnam Savaşı" yıllarında da hayattaydınız.
Nicolas Maduro'nun yakalandığı bugün de hayattasınız.
Neler gördünüz, neler geçirdiniz...
Kim bilir kafanızda neler var...
Ben 21 yaşındayım Hocam, hayatım bomboş...
Ben 21 yaşında Mülkiye'de (Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi) üçüncü sınıf öğrencisiydim. 12 Mart Muhtırası verilmiş askerlerin seçtiği bir hükümet iş başına gelmişti. Biz o sırada ülkeyi içinde olduğu sıkıntılardan kurtarma düşüncesiyle doluyduk. Bir yandan da o düşüncenin içini doldurabilmek için deli gibi ders çalışıyor yaşama hazırlanıyorduk. Kimimiz silahla kimimiz daha çok ve yaygın bilgi edinerek ülkeyi kurtaracağımızı düşünüyorduk. Hepimiz yanıldığımızı kısa sürede anladık. Bu ülkenin kurtulmaya niyeti yokmuş. İşte o zaman bir şeyi daha anladık ki Mustafa Kemal Atatürk bizim düşündüğümüzden de çok daha büyük bir insanmış. Çünkü o, kurtulmaya niyeti olmayan bir ülkeyi kurtarmış.
SilHer aklı başında kísi bu dünyada ne için bulunduğunu yüzde yüz bilir ama bu bilgiyi örtbas ederek yaşayan kişiler anlamsızlık girdabında debelenir. Sana tavsiyem bu dünyada ne için bulunduğunu bilerek yaşaman.
SilBu tavsiyeyi arkadaşa yaptınız ama ben onun adına size sorayım: Siz mesela bu dünyada niçin bulunuyorsunuz ve anlamsızlık girdabında debelenmemek için ne yapıyorsunuz?
SilEğer bu yazışma; yine dönüp-dolaşıp "din"e bağlanırsa hiç şaşırmayacağım...
SilÂlemlerin rabbine sığınıyorum. Sadece ona kulluk ediyorum. Böylece sağlam olan bir kulpa tutunuyorum. Böylece varoluş amacıma uygun yaşayarak anlamsızlık girdabından yüzde yüz sıyrılmış oluyorum.
SilAdsız saçmalamış bence. Bir insan dünyada ne için bulunduğunu nasıl bilebilir? Hem de %100 bilirmiş. Aklı başında kişiler özel görevle mi gelmiş dünyaya?
SilBağlandı bile.
SilMustafa Bey. bir insan bu dünyada ne için bulunduğunu nasıl bilebilir diye soru sorabiliyorsanız bunun cevabını da bilebilirsiniz. Varoluşun amacı yokolus mudur?
SilMahfi Bey hayatta varoluşun bir yansıması olarak istisnasız herkes bir varlığa ya da şeye bağlanır. Kimisi hakikate bağlanır kimisi de boş ve batıl olan bir inanca bağlanır. Ama herkes bir inanca bağlanır.
SilArkadaş demiş ki ''Ben 21 yaşındayım Hocam, hayatım bomboş...'' demiş. Burada hayatım bomboş derken, ben hiç bir kulbe tutunmuyorum dememiş, ''Siz ne kadar bilgilisiniz, neler görmüşsünüz hocam, ben hiç bir şey bilmiyorum'' demek istemiş. Dolayısıyla bu konunun dinle bir ilgisi yok.
SilSayın Hocam, Türk insanın en zayıf noktalarından birisi tepkisizliğidir. Dur bi bakalım, ne olacak tavrıdır. Bazı durumda işe yarasa da çoğu zaman kaybettirir. Banane’ciliğe, neme lazımcılığa götürür. Seyretmeyi seven bir milletiz, bu sırada diğerleri tepki gösterir, yani aktif ve reaktiftir, planını yapar işini görmeye başlar. Bir İngiliz’e 95 TL tutan alışveriş için 105 TL verdiğinizde size 10 TL geri vermeyi bilmez ama o kişi aynı an’da dünya coğrafyasını 5’e bölüp, 105 kişiye dağıtmayı başarır. Sürekli bekle gör tavrı, nihayetinde çürütür. Çalışkan, girişken bir milletiz, biraz beklemek iyidir ama çok çok bekliyoruz. Çoğu durumda da başkasından bekliyoruz.
SilAdsız (4 Ocak 2026, 19:02) kardeşim,
Sil"Kimisi hakikate bağlanır kimisi de boş ve batıl olan bir inanca bağlanır." yazmışsın.
Hakikat dediğin şey; sadece "sana" özgüdür, yani kişiye özgüdür, subjektiftir, bireyseldir.
Hiç kimse kendi (subjektif) hakikatini bir başkasına zorla dayatamaz; olsa olsa benzer hakikatlerde paydaşlaşan kişiler bir araya gelebilir ve kendi aralarında sohbet & muhabbet edebilir, ama yine bir başkasına zorla dayatamaz. Kısacası; davet var, ama zorlama yok.
Kendi hakikatini yegâne gösterip, diğer her şeyi "boş ve batıl" olarak tanımlamak; sağlıklı bir davranış değil. Emin ol, kendi hakikatine o kadar çok bağlanırsın ki; hiç ummadığın anda en bencil, en egoist sen oluverirsin, lütfen dikkat et.
"İnançsızlık" diye bir şey de var, ve bu durum; "boş & batıl" değil. Bunu asla unutma.
"Her şeyin anlamı"nı çözmüşsün gibi davranmayı bırak, kendi (subjektif) hakikatini her şeyin merkezi zannetme.
Bunlar sana tavsiyemdir, amacım kalbini kırmak değildir.
Teşekkürler.
Mutlak gerçek yoktur deyip havada boşlukta asılı kalan birisinin başkasına tavsiyede bulunması büyük bir tezat.
Sil"Havada asılı kalmak"; çoğu zaman illüzyonistlerin veya sihirbazların yaptığı gösterilerden birisidir.
SilÇok eski çağlarda; insanların gündelik korkularını sakinleştirmek için, kabile şefleri (ve şamanlar) mitolojik varlıkların ve hâttâ ruhların her yerde olduğundan bahsederdi, bunların genellikle havada (gökyüzünde) ikâmet ettiği anlatılırdı.
Bunların hepsi birer mitolojik anlatıdır, geleneğin dönüşümlerini incelemek maksadıyla kıymetlidir sadece; gerçekliklerle herhangi bir teması yoktur.
Günümüzde ise, bilimin ve teknolojinin ilerlemesi sonucunda; "uçak" ve benzeri araçlar sayesinde "havada asılı kalmak" mümkün hâle gelebildi. Gerçekliklerle temas tam olarak budur.
Mitolojik hikâyeler büsbütün kötü değildir, bunlar insanların hayal dünyasını besler; fakat daha ötesini bekleMEmek gerekir.
"Gerçeklikler"; daima bilim yoluyla ispatlanır.
Bilim sana sadece evrendeki işleyişin nasıl olduğuna cevap verir. Niçin olduğuna cevap veremez. Hala havada soru işaretine tutunarak bilime sarıldığını iddia ediyorsun. Mitoloji insan zannının ürünüdür ve batıldır Aklı başında olan zanna değil mutlak hakikate inanır.
SilKonumuz dışındaki bu tartışmayı burada sonlandırıyorum.
SilMahfi bey'in dikkatine:
YanıtlaSil"Osmanlı'nın ekonomik çöküşü"
https://m.youtube.com/watch?v=z0pydTjmyaE
Konuşmacılar:
Prof. Dr. Fatih Baha Aydın
Prof. Dr. Emrah Safa Gürkan
00:00 Giriş
01:33 Osmanlı'nın iktisadi durumu
09:41 Osmanlı'da ticaret
11:43 Osmanlı'da tüccarlar
16:32 Osmanlı ticaretinde kuzey ülkelerinin etkisi
20:59 Osmanlı pazarına Avrupa'dan neler gelir?
22:13 Osmanlı İmparatorluğu kendi tüccarlarını yarı yolda mı bıraktı?
23:44 Osmanlı'nın borçlanması
28:52 Osmanlı ile diğer devletler arasındaki ekonomik fark
33:14 Osmanlı'nın ekonomiksel olarak kırılma noktası neresi?
40:00 Bir Osmanlı tüccarı nasıl ticaret yapardı?
48:29 Kapanış
Toplam süre:
50 dakika
"Kurtulmak istemeyen bir ülkeyi kurtarmak" Tespitinize şapka çıkarıyorum sayın hocam. Saygıyla cevapladığınız onlarca mesaja, vatanseverliğinize de. Ekonomi yorumunda zaten bizi en çok siz aydınlatıyorsunuz. Eksik olmayın
YanıtlaSil🙏
SilHocam kader ağlarını örüyor?
SilDünyada tarih boyunca Ülkesini kurtaracağını iddia edenler genelde bozguncu çıkıyor ve onlara siz bozgunculuk yapıyorsunuz denince de hayır biz düzeltmeye çalışıyoruz derler. Kendilerini kurtarmaktan aciz insanlar birer kibir abidesi olarak günümüzde de yasatılmak istenmektedir. Mısır'daki eski kralların haline bakın. Kendilerini kurtarmaktan aciz bu zavallılar kendilerini hayatta iken tanrı ilan etmişler ve görkemli piramitleri anıt mezar olarak inşa ettirmisler. Bir de bedenlerini mumyalatmıslar. Aslında şimdi kendileri birer ibret vesikası olarak durmaktalar ama ibret almak yerine insanlar azgınlík yapmayí tercih etmekteler.
SilSayın Hocam bu iç ve Dış borçlar sizce Mal ve hizmet üretim kalitesini geliştirmek için mi harcanmış?
YanıtlaSilÖyle olsaydı keşke.
SilBunu ancak GSYH rakamlarına bakarak anlayabiliriz.
SilÜst tablodaki dış borç stoku ile alttaki tabloda yer alan rakam birbirinden farklı. Yazı içeriğinde farkın nereden geldiği anlatılmış ama biraz muğlak ve kafa karıştırıyor. Yazınızın yıllarca burada kalacağı ve yüzlerce kişi tarafından referans alınacağı düşünülerse tabloda düzeltme bence iyi olur.
YanıtlaSilÜstteki tablonun başlığına merkezi hükümet sözcüklerini ekleyince sanırım karıştırma olasılığı kalkmış oldu. Teşekkürler.
SilBöyle daha anlaşılır oldu ama benim kafama da şu takıldı: KİT'ler ve Belediyelerin borcu Hazine garantisi altında diye biliyorum. Dolaysıyla böyle bir ayrıma neden ihtiyaç duyulmuş? Bir de toplam borç içinde belediyelerin payını merak ettim.
SilMerkezi yönetim dış borcu doğrudan Hazinenin ödemesi gereken borç. KİT'lere ve belediyelere verilen garantiler ancak onlar ödeyemediği takdirde Hazine tarafından ödenecek olan dış borçlar olduğu için böyle bir ayrım yapılıyor. Genel olarak KİT'ler ve Belediyeler kendi borçlarını ödüyorlar. Eğer ödeyemezlerse Hazine onlar adına ödüyor ama bütçeden onlara verilecek paylardan kesiyor.
SilBelediyeler ve Hazine garantileriyle ilgili sorularınızın yanıtı için bu rapora bakabilirsiniz (özellikle 36. sayfa)
https://ms.hmb.gov.tr/uploads/2025/12/Web_Kamu_Borc_Yonetimi_Raporu_Aralik_2025-468fb79b5ceac818.pdf
Hocam Türkiye'de merkezi yönetim borç yükü yüzdesi nasıl bu kadar az? Dünya'nın en büyük 50 ekonomisine baktım, ve bizden düşük olarak tespit edebildiğim tek ülkeler Rusya ve Tayvan, geri kalanlar Türkiye'den daha yüksek, hatta bizi katlamışlar. Türkiye'nin dünyadan bu kadar ayrıştığı başka bir istatistik bilmiyorum, ama bu kadar ekstrem düşük borç da iyi bir şey olmasa gerek?
YanıtlaSilAI a bu soruyu sorup bati avrupa ile turkiye kiyasini istersen, oralarda cok daha yuksek borc/gsyh oranina karsilik bir o kasar da yuksek NIIP/GSYH oranina sahipler diyor: bunun tercumesi onlar ayni zamanda dunyasan alacaklilar, biz degil. Yani bizim borc karsiliksiz.
SilDüşük borç iyi bir şeydir ama asıl iyi olan alınan borcun, özellikle de dış borcun, nerede kullanıldığıdır.
SilBu borcun ortalama yıllık faiz ödemesi ,2026 yılında ne kadar olacak ? Yüzde ,6/7 faiz ile ödesek ,30/35 milyar dolar arası bir rakam sırf faiz ödemesi görünür ,nerdeyse cari açık kadar bir rakam görünüyor ..Syg
YanıtlaSilHocam doları salarlarsa ve faizi düşürürlerse taşınmaz fiyatları dolar bazında çakılır mı?
YanıtlaSilSaygıdeğer hocam, bir hükümetin kısa vadeli büyüme uğruna (popülizm) aldığı kararların maliyetini, o kararda payı olmayan gelecek nesillerin veya 2-3 yıl sonraki dar gelirlilerin sırtına yüklenmelerini kendi içlerine nasıl sindirebiliyorlar....
YanıtlaSilİktidarda kalarak :)
Sil2002 yılında devletinin bütçe geliri 75 milyar liraydı gider ise 114 milyar liraydı. Muaazzam bütçe açığı olmasına rağmen hükümet iktidarda kalamamıştı,
SilKısacası özel kamu borç bizim yani vatandaşın yani yiyen yemeyen ama vergi ödeyen herkesin borçu diyebilirmiyiz?
YanıtlaSilKamu borcu öyle. Özel kesim borcu farklı, eğer devlet bunlara garantör olmazsa bizi ilgilendirmez.
SilKamu borcu öyle. Özel kesim borcu farklı, eğer devlet bunlara garantör olmazsa bizi ilgilendirmez.
SilDaha anlatmaya gerek kalmamış kaleminiz sağlık
YanıtlaSil🙏
Silhaklısın hocam
YanıtlaSil🙏
SilMahfi bey, analize dayalı yazılarınız için teşekkür ederim, Almanya ve Fransa gibi ekenomik güce gelişmiş ülke statüsüne ne zaman ulaşabiliriz, bu ülkelerin kişibaşı milli geliri bizim 5 veya 6 katımız,
YanıtlaSilTeşekkür ederim.
SilSorun yalnızca ekonomik olarak değil, hukuk, demokrasi, adalet, liyakat ve eğitim gibi alanlarda da o seviyeye çıkmak. Zaten biri olmazsa öteki zor oluyor. O nedenle işimiz çok zor.
O ülkelerin kişi başı geliri bizim 5 veya 6 katımız değil sadece 3 kat.
SilSayın hocam bu şekilde kur tutulursa özel sektörün düşen ihracat gelirleri artan maliyet enflasyonu iç pazarda daralan kâr marjlarıyla bu borçları ödeme imkanı varmı sizce öyle böyle bazı başlı sektörlerin borcu devlet tarafından üstlenilir veya çevrilir diye düşünüyorum.yüzde 10 unun üzerinde daralan tarım sektörünün ve en buyuk destekçisi olması gereken kamu bankasının kimlere ve hangi sektörlere can suyu oldgu aşikar yazık çok yazık:(
YanıtlaSilBu ortamda ihracatçıların çoğu fena durumda değil. Çünkü USD kuru düşük olsa da Euro/USD kuru yüksek. Bizimkilerin borcu ve ithalatı dolarla ihracatı Euroyla olduğu için durumları o kadar kötü değil.
SilMerhaba hocam verdiğiniz bilgiler için teşekkürler. Sizin gibi bir değerin düşüncelerine bu kadar kolay ulaşabiliyor olmak paha biçilemez.
YanıtlaSilHocam büyük şirketlerin kısa süreli artı paralarını günlük mevduat faizinde değerlendirmesi ya da para piyasası fonları nda değerlendirmesi açısında risk farklılığı var mıdır? Not: TEFAS risk 1 ppf tercihi için.
Çok teşekkür ederim.
SilHemen hemen hiç fark yok. Para piyasası fonları da anında paraya çevrilebiliyor ve faiz getirisi de mevduattan biraz daha iyi.
Mahfi bey, özel kesim döviz borcu içinde ne kadar hazine garantisi olduğu ile ilgili bilgi varmı acaba, analizleriniz için teşekkür ederim,
YanıtlaSilÖzel kesim döviz borçlarında hazine garantisi yok. Yalnızca YİD projelerinde döviz üzerinden hesaplama taahhütleri var. Hazine garantileri KİT'ler ve belediyelere verilebiliyor.
SilMahfi bey, kabaca toplam döviz borç stoğu 565 milyar dolar dersek, kişi başına 6500 dolar dış borcumuz var diyebilirmiyiz, her doğan cocuk 6500 dolar dış borçlamı doğuyor,, selamlarımla,
YanıtlaSilEvet diyebiliriz.
SilBöyle hesaplarsanız Avrupa ve Amerika'da her çocuk en az 150 bin dolar borçla doğar.
SilAvrupalılara ve Amerikalılara üzülmeyin. Onlar iç borçlarını da dış borçlarını kendi merkez bankalarının bastığı parayla ödüyor. Oysa biz dış borçlarımızı ödemek için bir şeyler satıp karşılığında döviz bulmak zorundayız.
SilJaponların halini görüyoruz Japon devleti gırtlağına kadar borca battığı için 1995 yılındaki zenginliğine bile yetismekten aciz durumda.
SilHocam size saygılar sunuyorum, ülke olarak batmış ve harap olmuş ama kimse görmüyor, sizin sayenizde ekonomi bakanıdan daha iyi ekonomi biliyorum, sizlere sağlık mutluluk huzur dilerim, iyiki varsın
YanıtlaSilÇok teşekkür ederim. İşte yılların verdiği bir sorumluluk duygusuyla buradan gerçekleri yazmaya çabalıyoruz. Takdir sizden, sağ olun.
SilMahfi hocam merhabalar bu konularda çok bilgisi değilim birkaç sorum var izninizle.
YanıtlaSilEmekli maaş zammı oldukça düşük kaldı. Merkez bankası zaten para basarak devlete para veriyor. Zaten devlet memur maaşı da para basarak ödeniyorsa emekli maaşı ha 19 bin₺ olmuş ha 25 bin₺ bunun yükünü kimse ödemiyor elinizde sınırsızca basabildiğiniz bir banka var o zaman neden zamları MAKUL seviyede yapmıyorlar? Zaten birçok gider kalemi para basarak ödenmiyor mu?
Saygılar
Enflasyonu emekliler ve asgari ücretlilere düşük zam vererek çözmeye uğraşıyorlar. Bu çok yanlış ama gerçek böyle. Bu konuda az önce bir yazı yayınladım.
SilHocaaam yeni bir şey öğrendim. "Dutch desease". Ekonomimizin hastalıklarından biri bu değil mi? Adalet hastalığının çözümü belli de bunun ilacı nedir bizim için sizce? Veya bu konuda bir yazı yazar mısınız?
YanıtlaSilhttps://www.mahfiegilmez.com/2019/03/hollanda-hastalg-ve-turkiye.html
SilTeşekkürler Hocam. Çok zaman geçmiş unutmuşum. Benim bu hastalığı yorumlamamda sebep bizde tek endüstri var, o da İnşaat (amelelik) diye düşünmüş olmam. Onun sayesinde zengin olduğumuzu düşünüp en önemli iki sektörü; tarım ve üretimi salladık. Bu arada o zamanki yazınıza cevap verenler ne kadar doğru tespitlerde bulunmuş. Şimdi yazanlar sanki size içinde bulunduğumuz durum kötü değil demeye çalışıyor. Bu da küçük çocukların kötüyü görmemek için elleriyle gözlerini kapaması gibi bir durum galiba. Tekrar teşekkürler.
Sil