Cari Açığı Nasıl Finanse Ettik?
Türkiye’nin ödemeler dengesi son yıllarda
yalnızca sayısal değil, yapısal olarak da dikkat çekici bir tablo sunuyor
(ödemeler dengesi özet tablosu, kalemlerin açıklanmasını da kapsar şekilde
metnin altında sunulmuştur). Görünürde yönetilebilir büyüklükte duran cari
açık, ayrıntılara inildiğinde finansman kalitesi açısından ciddi soru
işaretleri barındırıyor.
Tabloya göre 2025
yılında verilen 69,7 milyar dolarlık mal dengesi (mal ihracatı – mal ithalatı) açığı,
ekonominin dış ticaret tarafındaki kırılganlığının sürdüğünü gösteriyor. Bu büyüklük,
üretim yapısının ithal girdiye bağımlılığının hâlâ yüksek olduğuna işaret
ediyor. Turizm, taşımacılık, sigorta gibi hizmet gelirleri sayesinde açık 6,2
milyar dolara kadar gerilese de bu gelirlerin konjonktürel dalgalanmalara açık
olduğu düşünüldüğünde, mal ticaretindeki yapısal açığın devam etmesi önemli bir
risk unsuru olarak kalıyor.
Birincil gelir
(faiz, kâr, temettü ve ücret ödemeleri) ile ikincil gelir kalemlerinden (karşılıksız
elde edilen gelirler) kaynaklanan 18,5 milyar dolarlık net çıkış eklendiğinde
cari açık 25,2 milyar dolara yükseliyor. Bu kalem özellikle dikkat çekici;
çünkü burada ortaya çıkan açık, geçmiş yıllarda birikmiş dış borç stoku ve
yabancı sermaye yatırımlarının doğal sonucu olan gelir transferlerini
yansıtıyor. Başka bir ifadeyle Türkiye yalnızca cari dönemde ürettiğinden
fazlasını tüketmiyor; aynı zamanda geçmişteki dış finansman tercihlerinin
bugünkü maliyetini de ödüyor.
Daha çarpıcı olan
ise finansman tarafı: Cari açığın yalnızca 20 milyar dolarlık kısmı finans
hesabı yoluyla karşılanabilmiş durumda. Bu finansmanın bileşimi de ayrıca önem
taşıyor: Doğrudan yatırımların finansman içinde ağırlığını kaybetmiş olması finansman
kalitesinin düştüğü ve dolayısıyla kırılganlığın arttığı anlamına geliyor.
Geriye kalan 5,2
milyar dolarlık finansman ihtiyacına bir de 16,6 milyar dolarlık net hata ve
noksan çıkışı eklenince finansman sorunu ağırlaşıyor. Kaynağı ve nedeni net
biçimde açıklanamayan (yasal olmayan yollarla altın girişinin bu kalemde önemli
bir yer tuttuğu tahmin ediliyor) bu çıkış, sistemden ilave döviz sızıntısı
anlamına geliyor. Net hata ve noksan kaleminin bu ölçüde yüksek ve negatif
olması, hem veri kalitesi hem de kayıt dışı sermaye hareketleri açısından ciddi
bir yapısal soruna işaret ediyor. Sonuçta yaklaşık 22 milyar dolarlık rezerv
kaybı ortaya çıkıyor.
Cari açığın GSYH’ye
oranının yüzde 1,6 düzeyinde kalması ilk bakışta olumlu görünebilir.
Uluslararası karşılaştırmalarda bu oran kriz eşiği olarak kabul edilen
seviyelerin çok altında bulunuyor. Ancak ayrıntılar sıkıntılı bir öykü ortaya
koyuyor. Mal açığının bir yılda yüzde 25 artması, üretim ve ihracat yapısında
yeterli dönüşümün sağlanamadığını gösteriyor. Net hata ve noksanın cari açığın
yüzde 67’sine ulaşması ise finansman kalitesinin zayıfladığına dair güçlü bir
sinyal veriyor. En önemli sorun ise açığın rezerv eritilerek finanse edilmesi.
Rezervler, geçici şoklara karşı tampon işlevi görür; kalıcı bir finansman
kaynağı değildir. Rezerv azalışına dayalı bir denge, kısa vadede istikrar
görüntüsü verse de orta vadede ülkenin dış kırılganlığını artırır, risk primini
yükseltebilir ve finansman maliyetlerini yukarı çekebilir.
Özetle mesele cari
açığın mutlak büyüklüğünden çok, onun hangi kaynaklarla finanse edildiğidir.
Sağlıklı ve kalıcı doğrudan yatırımlar yerine kısa vadeli akımlar ve rezerv
kullanımıyla sürdürülen bir denge, kırılgan bir dengedir. 2025 verileri,
Türkiye ekonomisinin dış dengesinde niceliksel bir sakinlik görünse bile
niteliksel sorunlar olduğunu gösteriyor.
2025 Yılı Ödemeler Dengesi Özet Tablosu (TCMB 2025 yılı Ödemeler
Dengesi Tablosu verileri özetlenerek tarafımızdan hazırlanmıştır):
Veriler gösteriyor ki finansman kalitesinde beklenen kalıcı iyileşme (doğrudan yatırımlar) yerine hala sıcak para veya net hata noksan gibi belirsiz kalemlere bağımlıyız.
YanıtlaSilMaalesef öyle,
SilMahfi bey,
YanıtlaSilCari açığın "nasıl finanse edildiği" sorusu ile ilgili şu örneklem doğru mu?
Bir vücudu; sağlıklı ve istikrarlı bir takvime yayarak besleyerek, uyku düzenine dikkat ederek, spor yapmayı ihmâl etmeyerek, yediğimiz-içtiğimiz gıdaların ve meşrubatların mümkün olduğunca organik ve taze olmasına dikkat ederek aktif tutmaya uğraşırsak; o vücut gerçekten verimli, sağlıklı ve gelecekte hastalanma olasılığı düşük bir vücut hâline gelir.
Eğer bir vücudu; sürekli sentetik gıdalarla-meşrubatlarla beslersek, uyku düzenine dikkat etmezsek, istikrarlı spor yapmak yerine "steroid" benzeri harici maddeleri vücuda sürekli enjekte ederek güçlü gözükmeye uğraşırsak; o vücuttaki gelişme sahte olur, verimli olmaz, gelecekte hastalanma olasılığı yüksektir.
Doğru bir benzetme.
SilBİREYLERE YÖNELİK KONULAN YURTDIŞINDAN ÜRÜN ALIMINI YASAKLAMASI YÖNETİM İÇİN BİR NEDEN SAYMIŞ OLABİLİRLER Mİ ?
YanıtlaSil"Emre Alkin" şuna benzer bir şey söylemişti, kelimesi kelimesine aynı değildi elbette; meâlen şöyleydi:
YanıtlaSil"Türkiye'de elde edilen başarılar; çoğu zaman tesadüfen, birkaç şans faktörünün tesadüfen bir araya gelmesi neticesinde oluşuyor, ve daima 'tek seferlik başarı'lar oluyor. Sonra hepimiz, toplum olarak; bu 'tek seferlik başarı'larımızı birbirimize yıllarca anlata anlata yaşayıp gidiyoruz. Yani; 'istikrarlı ve uzun vadeli başarılar' elde etmek hepimize yük geliyor, uğraşmak istemiyoruz.
Sistemli çalışarak, bazen 'küçük yenilgi'ler almayı kabul ederek, paramızı mantıklı ve uzun vadeli getiriler elde edebileceğimiz yaratıcı-yenilikçi endüstrilere yatırarak, inovasyon yapmak için mühendisler yetiştirerek, bir kez başarı elde ettiğimiz zaman hemen boşa düşmeyerek, elimizi ve emeğimizi yaptığımız-uğraştığımız projelerden hemen çekmeyerek, sabırla devam ederek, sadece 'tek seferlik başarı'ların getirdiği anlık rahatlamanın riskine düşmeyerek, uzun vadeli başarılar elde etmenin yöntemlerini düşünerek yaşamayı beceremiyoruz.
Hep 'tek seferlik başarı'ları birbirimize hikâye anlatır gibi anlatarak yaşamaya, anlık ve geçici rahatlamalarla yetinerek yaşamaya alışmışız.
'Uzun vadeli başarı'lar elde etmenin; sabır ve zorluklara katlanma becerisi getektirdiğini kabul etmek istemiyoruz.
'Hemen olsun' istiyoruz, 'çabucak olsun' istiyoruz; gelecekteki potansiyel başarılarımız için şimdiden hazırlık yapmayı ise hiç istemiyoruz...
Çok yazık..."
Doğru tespitler ama hep sanki doğrusunu yapmayı isteyip de aceleden yapamıyormuşuz gibi bir kabule dayanıyor. Acaba doğrusunu yapmayı istiyor muyuz? Asıl yanıtlanması gereken soru bu sanırım.
Sil